Turan Dursun Sitesi Forumları
Geri git   Turan Dursun Sitesi Forumları > Bilim > Biyoloji > Evrim

Cevapla
 
Başlık Düzenleme Araçları Stil
  #11  
Alt 12-02-2009, 16:15
imhotep - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
imhotep imhotep isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
 
Üyelik tarihi: 23 Dec 2007
Mesajlar: 1.257
Standart

İnsan evriminin öyküsü bitmedi ve bitmeyecek

Bazıları evrimin artık durduğunu söylerken, diğerleri her zamankinden daha hızlı ilerlediğine inanıyor. Hangisi doğru?
"1000 yıl içinde insanlar, zararlı mutasyonlara karşı gerçekleştirilen genetik taramalar sayesinde daha güzel, daha akıllı, daha simetrik, daha sağlıklı ve duygusal açıdan daha dengeli olacak"

"Çok farklı bir gelişim göstermemiz için başka gezegenlere yerleşmiş olmamız gerekiyor. Bu yerleşimciler ve yanlarında götürdükleri bitki/hayvanlar, tümüyle farklı ortamlara uyum sağlamaya çalışırken, dramatik evrimsel değişiklikler geçirecekler. Öyle ki bu insanlar, Dünya'da kalanlarla bir daha çiftleşmezlerse tümüyle farklı bir tür oluşturabilirler."

Harvard Üniversitesi'nden evrim biyoloğu Steven Pinker , insanların kültürel değişiklikler açısından geliştiğini ancak biyolojik açıdan evrimini tamamladığını düşünüyor. "Aralarında benim de bulunduğum pek çok insan, ırksal farklılaşma başlamadan önce temel biyolojik evrimin 50.000 ve 100.000 yılları arasında durduğuna inanıyor" diye konuşan Pinker, "İnsan evrimini izlemek olanaksız değilse bile çok zordur" diyerek önemli bir noktaya parmak basıyor.
Ne var ki evrimin durduğunu bilimsel olarak savunmak da kolay değildir. Son bulgular, insan evriminin 50.000 yıl veya daha önceden durduğu fikrinin doğru olmadığını gösteriyor. Aslında evrimin halihazırda süregeldiğine inanmak için her türlü neden mevcut.

Evrimin sürdüğünü gösteren çalışmaların başında, Chicago Üniversitesi'nden Bruce Lahn 'ın insan beyninin gelişiminde önemli bir rol oynayan iki geni keşfi geliyor. Bu genlerden biri "mikrosefalin" denilen genin bir versiyonudur.

Bu genin 14.000 ve 60.000 yıl önce ortaya çıktığı; bugün de insanların yüzde 70'inde bulunduğu belirtiliyor. Genlerden bir diğeri de ASPM geninin bir versiyonudur. Bu genin 500 ile 14.000 yaşında olduğu söyleniyor ve dünya nüfusunun dörtte birinde bulunduğu kaydediliyor.

Kimse bu genlerin ne işe yaradığını bilmiyor. Fakat Lahn'ın keşfi bir buzdağının yalnızca görünen kısmı. Şempanze genomunun yayımlanmasıyla (Nature, vol 437, p 69) genetikçiler son 7 milyon yılda insan genomunda meydana gelen değişiklikleri listeleme şansına kavuştular.

Bilim adamları, ayrıca, bu genom sayesinde mutasyonların ortaya ilk çıkış tarihini ve türümüzün evriminde bu mutasyonların oynadığı rolü de tespit edebiliyor.

İNSANIN EVRİMİ İLE İLGİLİ SORULAR

İnsan evriminin sürmekte olduğunun ortaya çıkışı pek çok soruyu da beraberinde getiriyor. Bu sorular şöyle:

3 Doğal seçilim insanlarda hâlâ itici bir güç mü?

3 Bizim hayatta kalmamız genlerden çok teknolojiye mi bağlı?

3 Değişen bir genom, zekâ gibi bizim için değer taşıyan özelliklerde nasıl bir değişim yaratabilir?

3 Bundan 1000 yıl sonda bizim türümüz neye benzeyecek?

Çağdaş insan evrimini bir mayın tarlasına benzetebiliriz. Ancak bu mayın tarlasını artık gözardı edemeyiz.

Bilim adamlarının çoğu, hâlâ evrimleşip evrimleşmediğimiz sorusunu Pinker gibi evrim ile ne anladığımıza bağlı olarak yanıtlıyor. En basit anlamıyla evrim,
Zaman içinde bir türün gen havuzunda meydana gelen değişikliklerdir.

Bir türün gen havuzu, spesifik bir zaman dilimi içinde hayattaki tüm bireylerin tüm genleridir. Bu anlamda bütün türler evrim geçirir; hatta klonlama yoluyla üretilenler bile. Çünkü DNA, kaçınılmaz olarak, gelişigüzel mutasyonlarla zaman içinde değişim geçirir.

EVRİM SENARYOLARI

Ancak bu noktadan sonra işler giderek karmaşık hale gelir. Evrimin nasıl oluştuğunu araştırırken, "gen havuzu" yerine "gen teknesi" kavramını kullanmak daha doğru olabilir.

Bu kavram, insan popülasyonunun bir zaman dilimi içinde sahip olduğu tüm genleri daha iyi açıklayabilir. Bu teknenin olası tüm genlerin oluşturduğu bir denizde yüzdüğünü varsayın. Ve teknenin altındaki su, spesifik bir zamanda türlerin sahip olduğu bileşimi temsil etsin. Kendi haline bırakıldığında bu tekne suyun üzerinde sürüklenir gider. Bu "genetik sürüklenme"dir. Bu ortamda tür, çevresindeki en ufak bir itici kuvvetin yardımı olmadan gelişigüzel bir şekilde değişime uğrar.

Şimdi teknenin bir yelkeni olduğunu düşünün. Dolayısıyla rüzgâr estiği zaman, gözle görünen bir amaç doğrultusunda yol alır. Bu da dış kuvvetlerin teknenin yönünü tayin ettiği doğal seçilim veya cinsel seçilime benzer. Doğal seçilimde , itici güç çevresel koşullardaki değişikliklere uyumdur. Cinsel seçilimde ise, itici güç arzulanabilir özelliklere sahip bireylerle çiftleşmek isteyen türün üyelerinin neden olduğu süreçtir. Söz konusu özellik daha sonra topluluk içinde yayılır.

Şimdi bu teknenin bir dümen yekesi olduğunu, birisinin bu dümenin başında oturduğunu varsayın. Bu da bitki veya köpek yetiştirmeye benzeyen yapay seçilime eşdeğerdir. Gen teknesi genetik müdahale yoluyla yapay seçilimi de içerir. Bütün bunlar birer olasılıktır. Fakat türümüzün evrimi bu değişik kuvvetler tarafından nasıl şekillenir?

DOĞAL SEÇİLİMİN AZALAN ÖNEMİ

Genetik sürüklenme kuşkusuz evrim sürecinde bir rol oynar. Ne var ki bu rolün ne denli etkili olduğunu ölçmek zordur. Yine de bu sürüklenmenin türün görünüşünde veya davranışlarında bir değişiklik yaratmadığı varsayılır.

Bazı uzmanlar doğal seçilimin zaman içinde önemini yitirdiğini ve doğal seçilim önemsizleştikçe genetik sürüklenmenin öne çıktığını ileri sürüyor. Bu tartışmalı bir iddia, ancak doğru olması durumunda amaçsız sürüklenmenin çok fazla ilgi çekmeyeceği düşünülüyor.

Bu da doğal seçilime dönmemize yol açıyor. Kesin olan, seçilimin üzerinde etkili olacağı ham genetik malzemenin sürekli olarak üretilmesi. Kısaca insan genomunu mutasyonlardan arındırmak mümkün değildir ve bu mutasyonların bazıları seçici bir avantaj sağlar. Bu aşamada şu soruyu sormakta fayda vardır: Herhangi bir seçilim baskısı iş başında olabilir mi?

University College London'dan genetikçi Steve Jones, insanlar için doğal seçilimin artık önemini yitirdiği iddiası ile ünlüdür. Jones, doğal seçilimin çalışma şeklini şöyle özetliyor: Doğal seçilim, çevresine en uyumlu genlere sahip bireylerin hayatta kalma ve üreme şansını garantiler.

Buna karşın Jones'a göre gelişmiş bir dünyada hayatta kalmak artık genlere bağlı değildir. "500 yıl önce *evrimsel açıdan göz açıp kapayıncaya kadar geçen süre- bir İngiliz bebeğinin üreme çağına gelme şansı yüzde 50 idi.
Şimdi bu oran yüzde 99'lara tırmanmış durumda" diye konuşan Jones, "Artık Ortaçağ'daki gibi zenginlerin çok sayıda çocuğa sahip olduğu, yoksulların savaş meydanlarında öldüğü veya manastırlarda süründüğü dönemler sona erdi. Üreme başarısını ölçmek, özellikle erkekler için, zordur.

Ancak hayatta kalma ve üreme oranlarındaki değişiklikler, doğal seçilimin bugün etkili olma şansını yüzde 70 oranında azaltmıştır.

Oysa atalarımızın köylü çiftçiler olarak yaşadığı zamanlarda doğal seçilimin şansı daha yüksekti" diyor.

Ancak Jones, bazılarının iddia ettiği gibi, doğal seçilimin "sıfır" noktasına geldiğini söylemiyor. Öyle ki genlerin hayatta kalma ve üreme konusunda etkisini az da olsa sürdürdüğüne inanıyor. Bunun en belirgin örneği yeni çıkan hastalıklara karşı direnç oluşturan genlerdir. Örneğin Afrika'nın bazı kesimlerinde HIV-1 enfeksiyonuna karşı -az da olsa- koruma sağlayan CCR5-A32 denilen bir gen oldukça yaygındır.

Aslında daha şaşırtıcı başka örnekler de vardır. DRD4 denilen dopamin reseptör geninin bir şekli son birkaç bin yıldır giderek yaygınlaşıyor. Artış hızı, bu genin pozitif olarak seçildiğini gösteriyor. Ancak bunun nedeni net değil. Bilinen tek şey bu varyantın dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu ile ilgili olmasıdır.

DOĞAL SEÇİLİM HL İŞBAŞINDA

Dolayısıyla doğal seçilim hâlâ etkili. Ve bazı evrim biyologları bunun daha pek çok örneğinin çevremizde görüldüğünü belirtiyor. Bilim adamları teknolojik ilerlemenin çok hızlı olduğu bir çağda yaşadığımızı işaret ederek, çevrenin de hızlı bir değişim geçirdiğini ve buna bağlı olarak doğal seçilimin etkili olması için gerekli olan koşulların bu şekilde oluştuğunu ileri sürüyor. Geçmişte teknolojik değişiklikler doğal seçilimi açıkça tetikliyordu.

Örneğin süt ürünleri için besi hayvancılığının gelişmesi, yetişkinlerde süt şekerlerini sindirmeye yarayan bir genin gelişimini tetikledi. Buna benzer değişiklikler bugün niye olmasın? Bugün seçilimin itici gücü hakkında tahminde bulunmak zor değildir.

Örneğin sezaryen doğumlarının etkisiyle, bebeklerin ana karnında daha fazla gelişmesine izin veren bir genin seçilmiş olması büyük bir olasılıktır.

TERS EVRİM

Aralarında Pinker'ın da olduğu bazı uzmanlar teknolojik değişikliğin doğal seçilimi tetiklemediğini ileri sürüyor. Bunların görüşüne göre kültür bir kez ortaya çıktığı zaman değişikliğe uyum sağlamak için genetik ile ilgisi olmayan olanaklar kültür tarafından yaratılabiliyor.

Bunlara örnek daha fazla teknoloji veya davranışlara miras yoluyla geçen kültürel değişikliklerdir. Bu pek çok açıdan doğru olmakla birlikte, evrimin durduğu anlamına gelmez. Hemen hemen herkesin çocuk sahibi olmasına olanak tanıyan teknoloji ve tıp, gen havuzundan uyumsuz genlerin temizlenmesini önleyerek "ters evrim"e yol açabilir.

Salt Lake City'deki Utah Üniversitesi'nden antropoloji profesörü Gregory Cochran, "Yüksek mutasyon hızı ile birleştirilmiş gevşek seçilim, pek çok fonksiyonun, başta hastalık savunması olmak üzere kademeli olarak bozulmasına yol açabilir" diyor.

İTİCİ GÜÇ KÜLTÜR

Kültürün doğal seçilimi tetiklediğine ilişkin bazı makul yollar da söz konusudur. Bu fikri özellikle San Diego'daki California Üniversitesi'nden Christopher Wills savunuyor. "The Runaway Brain" adlı kitabında Wills, kültürümüz ile genlerimiz arasında pozitif bir geri besleme olduğunu savunuyor. Wills'e göre bu pozitif geri besleme insan aklının hızlı bir şekilde evrimine yol açar.

Evrim, atalarımızın görece olarak gelişmiş beyinleri sayesinde fiziksel özelliklerinden değil, zekâlarından yararlanarak başarılı olmalarıyla başladı. Wills, "Hiç şüphesiz, en önemli seçilim baskısı beyin fonksiyonlarımız üzerinde devam ediyor" diyor.

Lahn'ın beynin evrimi ile ilgili son keşfinin bu kadar sansasyon yaratmasının nedenlerinden biri de bu. Wills'in görüşlerini paylaşan Lahn, insan evriminin tanımlayıcı özelliğinin aklımızın çevreyi şekillendirmesi ve bunun karşılığında çevrenin de evrimsel değişiklikleri yaratması olduğunu düşünüyor. Lahn bu sürecin devam ettiğine inanıyor.

Wills bir adım daha ileri giderek, modern dünyamızda, herkesin her şeyi yapamadığını, dolayısıyla bazı insanların bazı şeyleri diğerlerinden daha iyi yaparak, üstünlük sağlamaya çalıştığını ileri sürüyor. Wills bu konuda şöyle konuşuyor: "Benim öngörülerime göre basitçe giderek akıllandığımıza inanmıyorum.

Yalnızca davranışlarımızda daha fazla çeşitlilik olması için seçme şansımızı kullanıyoruz." Wills'ın bu öngörüsünde haklı çıkması gen teknesinin giderek büyümesi anlamına geliyor.

AŞKENAZİ YAHUDİLERİ NİÇİN DAHA AKILLI?

Lahn'ın buluşları ayrıca bazı tartışmalı fikirleri da ön plana çıkartıyor. Geçen yıl Cochran ve meslektaşı Henry Harpending birlikte bir çalışma yaptılar. Bu çalışmada, doğal seçilimin Aşkenazi Yahudilerinin son 1000 yılda zekâlarının gelişmesine zemin hazırladığını ileri sürdüler (Journal of Biosocial Science, vol 37, p1).

Zekânın ölçülmesinin ne denli zor olduğu bilinmesine karşın, bu etnik grubun aldığı test sonuçları ortalama IQ testlerinin 12 ile 15 puan üzerindeydi. Cochran ve Harpending Aşkenazi Yahudilerinin MS 800 ile 1700 yılları arasında ticaret ile uğraşmalarının yasaklandığını ve finansman gibi daha entelektüel uğraşlarla para kazanmaya zorlandıklarını kaydediyor.

En başarılı olanların daha fazla çocukları olduğunu ve dolayısıyla zekâlarının gelişmesinde doğal seçilimin işlerlik kazanmış olduğunu belirtiyorlar. Cohran ve Harpending bu görüşlerini destekleyecek genetik kanıtlara da sahip olduklarını açıklasalar da, henüz bu kanıtlar yayımlanmadı.

Benzer şekilde Lahn'ın kendisi, yararlı bir işlev gördüğü iddia edilen yeni "mikrosefalin" geninin Sahra Çölü'nün güneyinde çok az görüldüğünü ortaya çıkarttı. Bunun yanı sıra ASPM'in yeni şeklinin Avrupalılarda ve Ortadoğulularda çok yaygın olduğunu keşfetti. Bu iki mutasyonun atalarımızın Afrika'dan göç ettikten sonra doğan Afrikalı olmayanlarda ortaya çıkmış olduğu düşünülüyordu. Ancak Lahn bu iki genin Afrika'dan çıkmış olmasının daha büyük bir olasılık olduğunu iddia ederek, bunların sayesinde beynimizin bazı ortamlara daha iyi uyum sağladığını düşünüyor. Kaldı ki Lahn'a göre "daha uyumlu" olmak "daha iyi" olmak anlamına gelmeyebilir.

BENZERLERİN ÇİFTLEŞMESİ

Gelgelelim, bir genin yaygınlaşmasında rol oynayan tek etmen doğal seçilim değil. İtici gücün cinsel seçilim olma olasılığı da büyük. Bu fikrin en şiddetli savunucularının başında Albuquerque'deki New Mexico Üniversitesi'nden Geoffrey Miller geliyor. "Mating Mind" isimli kitabın yazarı Miller, insan evriminin hızının giderek arttığını ve dolayısıyla cinsel açıdan arzulanan özelliklerin seçiminin tetikleyici bir güç olduğuna inanıyor. Miller, "Göç hızındaki artış, gereğinden fazla çocuk sahibi olmak, etnik gruplar arasındaki evlilikler gibi etmenler genlerin daha önce hiç olmadığı kadar hızlı bir şekilde birbirine karışmasına yol açıyor" diyor.

Dahası insan nüfusunun artması gen teknesinin her zamankinden daha hızlı bir şekilde yeni mutasyonlara yer açtığı anlamına geliyor. Miller ayrıca insanların kendilerine benzer kişilerle karşılaşma olasılığının arttığını ve bu kişilerden çocuk sahibi olduklarına dikkat çekiyor. "Birbirine benzeyenlerin *zekâ kişisel özellikler, zihinsel sağlık, fiziksel sağlık ve cazibe gibi unsurların benzeşmesi- evlenmesi", eğitim düzeyinin artması, kentleşme, gönül postasında eş arayanların artması, internet flörtleri ve kısa süreli flörtlerin yaygınlaşmasıyla giderek daha etkin bir hale geldi.

Bütün bu gelişmeler bir araya geldiği zaman, avantajlı yeni mutasyonların popülasyonda sabitlenme şansları yükselmiş oldu.

Benzerlerin evlenmesi ayrıca doğum kontrol yöntemleri ile de teşvik ediliyor.Ve diğer üreme teknolojileri de insan evrimi üzerinde etki yaratıyor olabilir. Miller, "Sperm veya yumurta donörü olma arzusunu koşullar teşvik ediyor" diyor. Ve eğer genetik mühendislik yaygınlaşırsa, bunun etkisi daha da kalıcı olabilir. Lahn bu konudaki görüşlerini şöyle dile getiriyor: "Bu şekilde bir sonraki milenyumdan önce gendi genomumuza müdahale etme şansına sahip olacağız. Öyle ki evrim, Darwin'in bile öngöremediği bir şekilde yeni kurallar çerçevesinde hükmünü sürdürecek. Birkaç nesil sonra piyasa-odaklı genetik teknoloji, insan evriminde itici güç olarak sosyo-seksüel seçilimi gölgede bırakacak"

FÜTÜROLOGLARA GÖRA EVRİM

Miller'a göre gelecekte ebeveynler istemedikleri, uygun görmedikleri özellikleri yok edebilecekler. Ancak bu yaklaşımın gelecekte insan gen havuzunu nasıl etkileyeceğini tahmin etmek şimdiden olanaksız. Ancak bazı insan özelliklerinin her zaman arzulanır olma özelliğini koruyacağını ileri süren Miller, "1000 yıl içinde insanlar, zararlı mutasyonlara karşı gerçekleştirilen genetik taramalar sayesinde daha güzel, daha akıllı, daha simetrik, daha sağlıklı ve duygusal açıdan daha dengeli olacak" diyor. Ray Kurzweil gibi fütürologlar haklı çıkarsa, insanlar teknoloji ile iç içe geçip "cyborg"lar oluşturdukça, gen teknemize bazı parlak yeni ileri teknoloji ürünleri ilave edilecek. Dolayısıyla biyolojik evrim modası geçmiş bir kavram olarak tarihin çöplüğüne atılacak.

Gelecekte gen teknemiz büyük bir olasılıkla yeni sulara yelken açacak. Wills bu konudaki öngörülerini şöyle açıklıyor: "Çok farklı bir gelişim göstermemiz için başka gezegenlere yerleşmiş olmamız gerekiyor. Bu yerleşimciler ve yanlarında götürdükleri bitki/hayvanlar, tümüyle farklı ortamlara uyum sağlamaya çalışırken, dramatik evrimsel değişiklikler geçirecekler. Öyle ki bu insanlar, Dünya'da kalanlarla bir daha çiftleşmezlerse tümüyle farklı bir tür oluşturabilirler."

Peki, nereye gittiğimiz hakkında kimsenin bir fikri var mı? Pek çok uzman evrimin gidiş yönü hakkında herhangi bir öngörüde bulunmanın olanaksız olduğunu kabul ediyor. "Evrim aslında tahminlere açık bir bilim dalı değil" diye konuşan Jones, "Ayrıca gittiğimiz yeri beğenmeyebiliriz. Kaldı ki gezegenimizi o kadar kötü kirletebiliriz ki ancak yeraltında solucanlar gibi yaşayabilenler hayatta kalabilir. Bu işin sonu nereye varırsa varsın, kesin olan şu ki insan evriminin öyküsü daha yeni başlıyor" diyor.

Reyhan Oksay

Kaynak: New Scientist, 11 Mart 2006


Cumhuriyet
Bilim Teknik

13.05.2006
Alıntı ile Cevapla
  #12  
Alt 12-02-2009, 16:19
imhotep - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
imhotep imhotep isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
 
Üyelik tarihi: 23 Dec 2007
Mesajlar: 1.257
Standart

Zaman içinde insanın kısa özeti

6.5-7 milyon yıl önceleri gerçekleştirmeye başladığı evrim sonucu insanın, ilk "insansı" aşamalardan başlayarak gerçek anlamda "insan" durumuna gelmesi uzun bir zaman sürecinin ürünüdür. Doğadaki tüm canlılar içinde kendi evrimine bizzat kendi çabalarıyla katkıda bulunan ve hatta yönlendiren tek örnek insandır. Ayrıca, insanın bugünkü bedensel durumu evrimsel anlamda son aşama de değildir.
Güven Arsebük

Ülkemizde ele geçirilen ilk ve şimdilik en eski fosil insan kalıntısı da Neandertal'e aittir. Bir yaklaşıma göre Neanderthal insanı zaman içinde de yokolması nedeniyle bizlerin oluşumuna katkıda bulunmadı.. Tam aksi görüşe göre, Neanderthal'ler ile aramızda ata-torun ilişkisi va ve bizler doğrudan Neanderthal'lerden türedik.

Bir başka varsayım, Homo sapiens'in 40.000 yıl kadar önceleri, dünya üzerinde yaşamakta olan Neanderthal'lerin yerel anlamda gerçekleşen evrimsel değişimleri suretiyle, Eski Dünya'da farklı yerlerinde oluştuklarıdır



Günümüzde, bitkiler dışında, dünyada yaşamakta olan büyüklü küçüklü bir milyonu aşkın canlı türü içinde yalnızca tek bir Memeli türü devamlı olarak iki ayağı üzerinde hareket etmekte, aynı ortamı paylaştığı diğer tüm canlılarla olan ilişkileri çerçevesinde yaşamını devam ettirebilmek için araç-gereç oluşturmakta, neden-sonuç ilişkileri çerçevesinde düşünebildiği ve buna ilave olarak düşüncelerini soyut düzeye taşıyabildiği için simgelerle dolu bir yaşam sürdürmekte, üstelik konuşmak suretiyle hemcinsleriyle de anlaşmaktadır.

Dünyada eşi-benzeri olmayan bu canlıya "insan" denir. İnsan, uzaydan dünyaya bugünkü bedensel görünümüyle doğrudan ışınlanmadığına göre, doğadaki diğer tüm canlılar gibi onun da evrimsel bir geçmişi vardır ve günümüzdeki durumuna da zaman içinde değişmek ve çeşitli aşamalardan geçmek suretiyle ulaşmıştır.

Güncel verilerin ışığında "insan evriminin" Afrika kıtasında başladığı (Conroy, 1997:128-173) ve hayli uzun bir süre boyunca da yalnız bu kıtada süregeldiği anlaşılmaktadır. İnsan ancak belirli bir aşamaya ulaştıktan sonra Afrika'nın dışına da yayılmış ve zaman içindeki evrimsel değişimlerine bu defa Asya ile Avrupa kıtalarında da devam etmiştir (op.cit: 283¯363).

Çok daha geç bir dönemde, insanın ancak bugünkü evrimsel aşaması olan Homo sapiens düzeyine geldikten sonra sırasıyla Avustralya ve Amerika kıtalarını iskân ettiği (Feder, 2003:251-286), başka bir deyişle adı geçen bu son iki kıtanın söz konusu canlının bedensel evrimi aşamalarında mekânsal anlamda bir görev görmediği saptanmıştır. Özetle, insanın evrimsel anlamdaki bedensel değişimlerinin gerçekleştiği alan yalnızca Eski Dünya ile sınırlıdır.

Günümüz verilerine göre, kendisi de bir Primat olan insanın evrim çizgisi, en yakın soydaşları olan iri maymunlarınkinden 7-7.5 milyon yıl kadar önceleri ayrılmış ve biyolojik evrimini kendi doğrultusunda sürdürmeye başlamıştır. Böylesine bir evrimsel değişimin gerçekleşmesi, zaman içinde insanın giderek insanlaşması ve tabii diger Primat'lardan da ayrılması sonucunu doğurmuştur. İnsanın bedensel anlamda insanlaşma aşamalarının en eskisinin günümüzden yaklaşık 7 milyon yıl önceleri (veya kısa bir süre sonra) yer almaya başlamış olması gerekir. Bu da insanın devamlı olarak iki ayağı üzerinde ve bel kemiğinin yere 90 o 'lik bir açı oluşturmak suretiyle, yani dik olarak yürümeye başlamasıdır.

İnsan evrimi "mozaik evrim" adı verilen bir gelişim türü gösterir. Başka bir deyişle, nasıl mozaik yapım sanatında sırayla ve tek tek mozaik taneciklerinin yana yana yerleştirilmesi suretiyle resimler oluşturulursa, insan evriminde de bedeninin farklı organlarının tek tek ve/fakat farklı zamanlarda değişiklikler gösterdiği bilinir.

Anlaşılan bunların ilki (en eskisi), insanın dört ayağı üzerinde değil de, yalnız iki ayağı üzerinde ve dik olarak yürümeye başlamasıdır (Rice-Molohey, 2005:107-112). Zaman içinde bunu diş yapıları ile beden kemikleri ve kafataslarının boyut ve biçimlerinin değişmesi, ayrıca beyin oylumunun artması gibi anatomik kökenli pek çok değişkenin izlediği de bilinir (Wolpoff, 1999:134-177).

EN ESKİ ÖRNEKLERİMİZ

Şu aşamada taksonomik durumları konusunda fikir birliğine bütünüyle ulaşılamamış olan az sayıdaki tartışmalı veriler dışında, "insansıların" bugün için genelde kabul edilen en eski örnekleri arasında Afrika'da, Çad'da (Chad), 2002 yılında ele geçen ve arkeometrik yöntemlerle yaklaşık 7 milyon yıl öncelerine tarihlenen Sahelanthropus tchadensis ile, biraz daha geç bir döneme, 6 milyon yıl öncelerine ait olduğu saptanmış olan Kuzey Kenya'daki Orrorin tugenensis gösterilebilir.

Bu bulguları gene Afrika'da, ancak bu sefer Etiyopiya'da, ele geçen ve 5.8 ile 5.2 milyon yıl öncelerine ait olduğu anlaşılan Ardipithecus ramidus türü fosiller izler. Tüm bu en eski örneklerin bedensel anlamda insana özgü çeşitli özelliklere sahip olmaları yanında, bazı ilkel vasıflar da göstermeleri bunların zaman ekseni boyunca devam eden insan evriminin en alt (ilk) basamaklarına yerleştirilmesine neden olmuştur.

Adı geçen bu örnekleri, gene Afrika'da, ancak bu defa Turkana Gölü'nün güneybatısında ele geçen ve potassium-argon yöntemiyle 4.2 ile 3.8 milyon yıl önceleri arasına tarihlenen Australopithecus anamensis türü fosil örnekler izler. Bir sonraki aşama ise 3.8 ile 2.9 milyon yıl öncelerine ait olan Hadar'da (Afrika) ele geçen Australopithecus afarensis ile temsil edilir. Laitoli'de (Afrika) ele geçen ve 3.6 milyon yıl öncelerine ait olduğu saptanan, yan yana ve iki ayağı üzerinde, dik olarak yürüyen iki kişiye ait ünlü ayak izlerinin bu türe ait olması gerekir. Yaklaşık aynı zaman diliminde, 3.5 ile 2.8 milyon yıl önceleri, Kenya'da Kenyanthropus platyops adı verilen fosil bir insan türü ile de karşılaşılır. Kısa bir süre sonra, 2.6 milyon yıl öncelerini izleyen süre içinde ise gene Afrika'da farklı iki ana türün (Australopithecus robustus ile birlikte Australopithecus africanus ve ayrıca doğrudan bizlerin atası olan Homo' nun) ortaya çıktığı görülür.

İLK ALET: HOMO HABİLİS

Zamansal olarak birbiriyle kabaca örtüşen bu iki ana türden (Australopithecus'lar ile Homo türlerinden) Homo habilis'in (becerili / yetenekli insan'ın) günümüze ulaşabilen en eski (taştan yapılma) aletleri oluşturan insanlar olduğu saptanmıştır; bu aletler yaklaşık 2.5 milyon öncelerine aittir. Alet yapımı insan için çok büyük önem taşır ve kültürel anlamda "insanın" zaman içinde "insanlaşma" nedenlerinin başında gelir. İşte bu nedenle de (1) "alet neye denir?", (2) "aletin yapılış amacı nedir?" ve (3) "alet mutlaka kime gereklidir?" gibi birbiriye yakından ilgili üç önemli sorunun açık-seçik yanıtlanması zorunludur.

Konunun uzmanlarına göre (1) alet, hammadde veya maddeleri doğada bulunan bir nesnenin insan tarafından bilinçli olarak, geleceğe yönelik bir amaç doğrultusunda biçimsel anlamda değiştirilmesi suretiyle oluşturulan şeydir. (2) Aletin amacı, insanın doğa ile olan mücadelesini kolaylaştırmak ve böylece yaşamını başarıyla sürdürebilmesine olanak sağlamaktır. (3) Alet, mutlaka ona gereksinim duyan, onsuz yapmasına olanak bulunmayan için gereklidir.

Bu aşamada vurgulanması gereken husus, özetlenen bu koşullara dünya üzerinde uyan tek canlının da insan olduğudur (Arsebük, 1999:35).
Daha geç bir dönemde, 2 milyon yıl kadar önce Afrika'da Homo ergaster/erectus türü insanla karşılaşılır. Homo egaster/erectus ilk defa Afrika kıtasının dışına çıkan, Avrupa (Mauer, Hoxne, Abbevlle, St.Acheul ve Gran Dolina) ve Asya (Dmanisi, Yiyuan, Nihewan, Zhoukoudian, Lantian, Nanjing, Hexian) kıtalarına yayılan (Klein * Edgar, 2002:111) böylece zaman içindeki evrimsel değişimlerinin bir bölümünü bu kıtalarda sürdüren ilk fosil insan türüdür.

Homo ergaster/erectus 'un ateşi kontrol altına almış olması gerekir (James, 1989:1-26). Kültürel olarak Alt Paleolitik Çağ'a ait olan Homo ergaster /erectus'un ülkemizde şimdiye kadar bedensel kalıntısına rastlanılmamış olmasına rağmen, bu insan türünün oluşturduğu Alt Paleolitik taş alet endüstriler Anadolu ve Trakya'da bol miktarda mevcuttur (Kuhn, 2002:200-202).

TARTIŞMALI İNSAN: NEANDERTAL

İnsanın evrim tarihi süreci içinde, yaklaşık 220.000 yıl ile 28.000 yıl arasındaki dönemde karşılaşılan fosil insan türlerinden biri de Neanderthal insanıdır. Neanderthal'ler insanın evrimsel gelişimi sürecinde en yaygın olarak bilinen, ancak aynı zamanda da bilimsel açıdan tartışmalı olan fosil insan türüdür (Arsebük, 2003:21-31). Sağlam (güçlü) bir beden yapısı gösteren

Neanderthal türü fosil insana Eski Dünya'da, özellikle Yakındoğu ve Akdeniz'in kuzeyinde rastlanır. Ülkemizde ele geçirilen ilk ve şimdilik en eski fosil insan kalıntısı da Neandertal'e aittir (Şenyürek, 1949:833-834).
Neanderthal insanında karşılaşılan (bazı) ölülerini gömme kavramının oluşumu, hasta veya sakat kişilere başkalarının bakması, ortaklaşa iş görme, anatomik anlamda gelişkin konuşma yeteneği, kartal gibi bazı iri kuşların kemiklerinden oluşturulan kaval türü aletlerle müzik yapılması ve belki süs eşyası, hatta statü sembolü türünden simgesel nitelikte olabilecek kolye benzeri bazı nesneleri yapıp-kullanma gibi insanı insan yapan çeşitli sosyal ve tinsel özellikler dikkat çekicidir. (Arsuega, 2002:307-211).

Arkeolojik yönden böylesine özelliklere insanın zaman içindeki biyokültürel gelişimi süresi boyunca somut olarak ilk defa Neanderthal aşamasında, kültürel anlamda Orta Paleolitik adı verilen dönemde, rastlanıldığı unutulmamalıdır.

Neanderthal insanı ile bizler (Homo sapiens) arasındaki filogenetik ilişki çağdaş paleoantropolojinin tartışma konularından biridir. Bir yaklaşıma göre Neanderthal insanı kökü kuruduğu ve zaman içinde de yok olması nedeniyle bizlerin (Homo sapiens'in) oluşumuna katkıda bulunmamış olan bir fosil insan türüdür (Stringer-Andrews, 1988:1263-1268).

Buna karşılık tam aksi görüşü savunan, Neanderthal'ler ile aramızda gensel anlamda bir ata-torun ilişkisi olduğunu ve bizlerin doğrudan Neanderthal'lerden türediğini ileri süren bir başka görüş de mevcuttur (Arsebük, 2003:23-28). Günümüzde bu konuda bilimsel tartışmalar devam etmektedir. Ancak, kesin bir sonuca ulaşılamamış olmasına rağmen, yakın gelecekte, yeni verilerin ışığında bu konuda da uzlaşmaya gidileceği kuşkusuzdur (Rice * Moloney, 2005:260),

HOMO SAPİENS EVRE

İnsan evriminin yaklaşık 7 milyon yıllık bir süreci kapsayan zaman ekseni boyunca devam edegelen ve gerçekleşen çeşitli değişimlerden sonra bugün için ulaşılmış olan son aşama, günümüzde dünyadaki bütün coğrafyalarda yaşayan tüm insanların dahil olduğu Homo sapiens evresidir. Homo sapiens türü insanın ilk defa 150.000 yıldan daha eski bir tarihte Afrika kıtasında ortaya çıktığı ve oradan da, 70.000 yıl kadar önceleri önce Eski Dünya'ya, daha sonra da Avusturalya ve Amerika kıtalarına yayıldığı öne sürülen varsayımlardan biridir.

Diğer (ikinci) varsayım, Homo sapiens'in 40.000 yıl kadar önceleri, dünya üzerinde yaşamakta olan Neanderthal'lerin yerel anlamda gerçekleşen evrimsel değişimleri suretiyle, Eski Dünya'da farklı yerlerinde oluştuklarıdır (Thorne * Wolpoff, 1992:28-33).

Kendisinden daha önce yaşamış olan bütün fosil insan türlerine kıyasla Homo sapiens'in daha az adaleli, daha narin yapılı, daha ince-uzun kemikli bir beden yapısı vardır. Böylesine bir bedensel yapı göstermelerinin olası nedeni, bu aşamada insanın gündelik yaşamını sürdürebilmek için oluşturduğu gelişkin endüstrilerden (teknolojilerden) yoğun bir biçimde yararlanması, dolayısıyla da artık bedensel olarak fazla güç gerektirmeyen bir yaşam tarzını sürdürmeye başlamış olmasıdır (Arsebük, 1999:41). Soğuktan korunmak için oluşturulan ilk kulübemsi yapılar bu döneme aittir.

HER İŞ İÇİN FARKLI ALET

Homo sapiens türü insanın oluşturduğu ve yaklaşık 40.000 ile 11.500 yıl öncelerine ait olan endüstriler Üst Paleolitik olarak adlandırılır. Taş aletlerin yanında, daha önceki dönemlere kıyasla yoğun bir biçimde kemik, fildişi, geyik ile diger bazı hayvanların boynuzlarından yararlanılmak suretiyle değişik amaçları için farklı aletler oluşturulması dikkati çeker.

Artık her işe yarayan tek alet kavramı sona ermiş ve artık neredeyse her farklı işe yönelik yeni bir alet oluşturulmaya başlanmıştır. Bu dönem insanı hayvanları avlayabilmek için tuzaklar yapmış, hayvanların göç yolları üzerinde kamp yerleri oluşturmuş, akar su ve deniz kıyılarındaki su ürünlerinden de yararlanmıştır. Kemikten yapılma zıpkınların mevcudiyeti, Homo sapiens insanının bu dönemde sal/sandal türü araçlarla açık denize doğru açıldığı ve bazı iri balıkları da avladığına işaret etmektedir. Tinsel olması gereken mağara resimleri ve insan ile hayvan heykelcikleri de gene ilk defa bu dönemde ortaya çıkar.

Görüldüğü gibi, 6.5-7 milyon yıl önceleri gerçekleştirmeye başladığı evrim sonucu insanın, ilk "insansı" aşamalardan başlayarak gerçek anlamda "insan" durumuna gelmesi uzun bir zaman sürecinin ürünüdür. Doğadaki tüm canlılar içinde kendi evrimine bizzat kendi çabalarıyla katkıda bulunan ve hatta yönlendiren tek örnek insandır. Ayrıca, insanın bugünkü bedensel durumunun evrimsel anlamda son aşama olmadığı, bunun gelecekte de değişeceğini ileri sürmek bir "kehânet" değildir.

SEÇİLMİŞ KAYNAKÇA

Arsebük, G., "İnsanın evrim süreci ve en eski kültürleri",
(1999) TÜBA-AR / Türkiye Bilimler Akademisi Arkeoloji Dergisi. 2: 31-49.
Arsebük, G., "Kim bu Neandertal'ler: Kökleri kurumuş
(2003) uzak soydaşlarımız mı, küçümsenen ve reddedilen atalarımız mı, yoksa hiçbir şeyimiz
mi?" (Derl. M.Özdoğan, H.Hauptmann, N.
Başgelen), Köyden Kente- Yakındoğu'da İlk
Yerleşimler/ Ufuk Esin'e Armağan. Arkeoloji
ve Sanat Yayınları, İstanbul, (s.21-31).
Arsuega, J.L., The Neanderthal's Necklace. Four Walls
(2002) Eight Windows, New York.
Conroy, G.C., Reconstructing Human Origins * A Modern
(1997) Synthesis. W.W.Norton and Comp., New York.
Feder, K.L., The Past in Perspective- An Introduction to
(2003) Human Prehistory. McGraw-Hill, Boston.
James, S.R., "Hominid Use of Fire in the Lower and
(1989) Middle Pleistocene", Current Anthropology.
30/1: 1-26).
Klein, R.G. * B.Edgar, The Dawn of Human Culture.
(2002) John Wiley and Sons,Inc., New York.
Kuhn, S.L., "Paleolithic Archaeology in Turkey",
(2002) Evolutionary Anthropology. 11: 198-210).
Rice, P.C. * Moloney,N., Biological Anthropology and
(2005) Prehistory- Exploring Our Human Ancestry.
Pearson, Boston.
Stringer, C.B. * P.Andrews, "Genetic and fossil evidence
(1988) for the origin of modern humans", Science,
239:1263-1268.
Şenyürek, M.S., "T.T.K. adına yapılan Karain kazısında
(1949) bulunan iki fosil dişe dair ön rapor",
Belleten. 13/52: 833-34.
Thorne,A.G. * M.H.Wolpoff, "The multiregional
(2003) evolution of humans", Scientific American,
226:28-33.
Wolpoff, M.H., Paleoanthropology. McGraw-Hill, Boston
(1999) Massachusetts.


Cumhuriyet
Bilim Teknik

14.07.2006
Alıntı ile Cevapla
  #13  
Alt 12-02-2009, 18:52
dilaver - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
dilaver dilaver isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 28 Sep 2006
Bulunduğu yer: İstanbul
Mesajlar: 12.080

Onur Üyeliği Başarı Ödülü Başarı Ödülü 

Standart

BASIN ACIKLAMASI:
DARWiN YILI ETKiNLiKLERi
Darwin 2009
http://www.darwinyili.org

Bugun 12 subat, “Uluslararasi Darwin Gunu”. Bundan 200 yil once, 12 subat 1809’da buyuk doga bilgini Charles Darwin dogmustu. Bunu goz onune alan Uluslararasi Biyolojik Bilimler Birligi (IUBS) ve UNESCO, bugunu “Darwin Gunu” ilan etti. Bu yuzden, “Darwin Gunu” su anda dunyanin pek cok yerinde kutlaniyor.

Icinde bulundugumuz yil ayni zamanda, Darwin’in yeryuzundeki canli cesitliligini aciklayan “Turlerin Kokeni” adli yapitinin yayinlanisinin da 150. yildonumudur. Dolayisiyla, 2009 yili dunyada “Darwin Yili” ilan edilmistir. DegisIk ulkelerde farkli etkinlikler yapilmakta; cesitli universitelerde, her turden egitim kurumunda, herkese acik konferans ve toplantilarda, cesitli kuruluslarin etkinliklerinde Darwin ve evrim kurami ele alinarak, kutlamalar yapilmaktadir. Benzer etkinlikler ulkemizde de gerceklestirilecektir.

Darwin’in, canlilarin dogal secilim yoluyla ortak bir kokenden gunumuzdeki cesitlilige ulastigi gorusunu ortaya attigi evrim kurami, o denli buyuk bir dusunsel devrimdir ki, insanin dogaya ve kendine bakisini degistirmistir. Darwin’in dusuncesi bununla da kalmamis, tiptan tarima, teknolojiden sanata, sosyolojiden politikaya butun alanlari derinden etkilemistir. Darwin’in yapiti, insanligin bilgi birikiminin artirilmasi ve refah ve mutlulugunun gelistirilmesinde onemli rol oynamistir. Bilim insanlari tarafindan, biyolojinin olmazsa olmazi olarak kabul edilen evrim kurami, insanin kokeninin kavranmasi; hastaliklarinin anlasilmasi; binlerce yildir kullandigimiz tarimsal urunlerin verimliliklerinin artirilmasi; biyoteknolojik yontemlerin insan ve doga yararina akilci kullanimi; akilci cevre ve doga koruma programlarinin olusturulmasi gibi baglamlariyla kacinilmaz olarak modern gundelik yasamin bir parcasi olmustur.

Buna karsin evrim kurami bir tur bilim dusmanliginin ana hedefi haline gelmis bulunmaktadir. Dini inanclara dayandirilmak istenen bu evrim karsitligi, gunumuzde uluslararasi bir boyut kazanmistir. Farkli dinlerin en yetkili temsilcileri evrim kuraminin dini inanclarla celismek zorunda olmadigini ifade etmelerine karsin, buyuk kaynaklarla beslenen yogun bir kampanya, ulkemizde de yurutulmektedir. Bir bilimsel kuram, bir tur tahmin ya da sezgiden farkli olarak, maddi olgular uzerine temellendirilmis bir yapidir. Bilimsel okur-yazarligin dusuk oldugu toplumlarda bu gercegin genelde yeterince anlasilmamasindan da yararlanan bu saldiri, dinsel yaratilis inancini bilimsel gerceklerin karsisina cikarmaktadir. Boylece kisileri, icinde yasayip araclarindan yararlandiklari modern bilim dunyasi ile inanclari arasinda bir secim yapmaya zorlamaktadir.

Bu genel bakis cercevesinde, bilim insanlari olarak, 2009’da Darwin ve evrim konulu etkinlikler duzenlemek; bunlari ulkeye yayginlastirmak; ulkemizde bilimsel - akilci dusunceye, evrimsel biyolojinin kanitlarina karsi olusturulan bilgi kirliginin onune gecmek icin bir araya geldik. Darwin2009 adini verdigimiz olusumumuz, basta buyuk kentler olmak uzere ulkenin pek cok yerinde butun bir yil boyunca degisIk etkinlikler duzenleyecek, duzenlenmekte olanlara da yardim edecektir.

Darwin ve evrim kuramina karsi yurutulen kampanya yalnizca biyolojinin bu temel kuramina degil, bilime ve bilimsel yonteme, akilci dusunceye, aydinlanmaya da karsidir. Bu nedenle, ulkemizin akilci dusunceden yana kisi ve kurumlarini birlikte calismaya cagiriyoruz.

DARWIN2009
DARWIN2009 ICINDE YER ALAN BILIM INSANLARI (*)

Prof. Dr. Adnan Gumus (Sosyoloji, Cukurova Universitesi)
Prof. Dr. Aslihan Tolun (Molekuler Biyoloji - Genetik, Bogazici Universitesi, TUBA uyesi)
Yrd. Doc. Ata Soyer (Tip – Halk Sagligi, 9 Eylul Universitesi)
Prof. Dr. Aykut Kence (Ekolojik Genetik ve Evrim, ODTU)
Prof. Dr. Ayse Erzan (Fizik, ITU, TUBA uyesi)
Prof. Dr. Celal Sengor (Yer Blimleri, ITU, TUBA uyesi)
Prof. Dr. Cem Terzi (Tip-Cerrahi, 9 Eylul Universitesi)
Prof. Dr. Demet Ozbabalik (Tip- Noroloji, Eskisehir Osmangazi Universitesi)
Prof. Dr. E. Rennan Pekunlu (Astronomi ve Uzay Bilimleri, Ege Universitesi)
Doc. Dr. Ergi Deniz Ozsoy (Evrimsel Biyoloji ve Genetik, Hacettepe Universitesi)
Prof. Dr. Gencay Gursoy (Tip-Noroloji, TTB Baskani)
Gunseli Bayram (Biyomuhendislik, Sabanci Universitesi)
Yrd. Doc..Dr. Handan Ustundag (Antropoloji, Eskisehir Anadolu Universitesi)
Prof. Dr. Haydar Sengul (Ziraat, Cukurova Universitesi)
Prof. Dr. Ilhan Ozgunes.(Tip-Enfeksiyon Hast., Eskisehir Osmangazi Universitesi)
Prof. Dr. Irfan Acikgoz (Fizik, Dicle Universitesi)
Prof. Dr. Izge Gunal (Tip-Ortopedi, 9 Eylul Universitesi)
Dr. Kenan Ates (Molekuler Hucre Biyolojisi - Genetik, Tip, Sabanci Universitesi)
Kudret Emiroglu (Tarih, Bilkent Universitesi)
Doc. Dr. Mahmut Togrul (Kimya, Dicle Universitesi)
Doc. Dr. Meral Kence (Molekuler Biyoloji- Genetik, ODTU)
Yrd. Doc. Meral Turk (Tip-Halk Sagligi, Ege Universitesi)
Prof. Dr. Ridvan Sesen (Biyoloji, Dicle Universitesi)
Doc. Dr. Suavi Aydin (Antropoloji, Hacettepe Universitesi)
Prof. Dr. Sahin Kocak (Matematik, Eskisehir Anadolu Universitesi)
Prof. Dr. Sevket Ruacan (Tip-Patoloji, Hacettepe Universitesi, TUBA uyesi)
Prof. Dr. Yaman Ors (Felsefe, Tibbi Deontoloji, Akdeniz Universitesi)
Prof. Dr. Yilmaz Selim Erdal (Antropoloji, Hacettepe Universitesi)
EGITIM VE BILIM EMEKCILERI SENDIKASI (Egitim Sen) Genel Merkezi
TURK TABIPLERI BIRLIGI (TTB) Merkez Konseyi
TURKIYE YAZARLAR SENDIKASI (TYS)
ULUSLARARASI YAZARLAR BIRLIGI PEN TURKIYE MERKEZI
(*): Isimler alfabetik olarak siralanmistir.

Çin'den İspanya'ya, Ümit Burnu'ndan Alaska'ya kadar
her mili bahride her kilometrede dostum ve düşmanım var
Dostlar, ki bir kere bile selamlaşmadık
aynı ekmek, aynı hürriyet, aynı hasret için ölebiliriz...

Nazım Hikmet

www.dilaverkom.blogcu.com
Alıntı ile Cevapla
  #14  
Alt 12-02-2009, 20:41
evrensel-insan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
evrensel-insan evrensel-insan isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
 
Üyelik tarihi: 08 Mar 2008
Bulunduğu yer: Londra
Mesajlar: 22.832
evrensel-insan - MSN üzeri Mesaj gönder
Standart

Saygideger arkadaslar;

Neden, insanoglu; gecmiste olan-insanin disinda- bir olgunun, bugun olamayacagini, veya bugun olanin; gecmiste olmadigini; yani-olusumun; degisim-donusum-baskalasim- ozelliliginin kaliciligini ve bunun bir evrensel degismezlik oldugunu algilayamiyor? Insanoglu, yine insanoglundan dogar. Neden, topraktan, camurdan kilden, kaburga kemiginden v.s. olsun ki! Neden; dusunce; gunumuzu inceleyerek ve nedenleyip-sorgulayarak; gecmis hakkinda bilgi edinecegine; gecmise, baska ve ayri bir gozle bakarki.

Bence, bu turlu yanasim; insanoglu ayrimciligini kalici bir temele oturtma cabalaridir.

BUGUN NE OLUYORSA; GECMISTEDE AYNISI OLUYORDU. BUGUNKU OLUSUM; GECMISTEKI; DEGISIM-DONUSUM-BASKALASIM OLUSUMLARININ BIR DEVAMIDIR.

Hersey biribirine; zincirin halkalari gibi baglidir. Bugunle, gecmis arasinda; ayrim, kopukluk, farklilik yoktur. Sadece, olusum evrelerinin; degisim-donusum-baskalasim- farki vardir. Bu farkta, ayniyi ayirarak ortaya konmus, bir insanoglu urunudur. Doganin kendisinde; ne bir ayrim, ne de bir fark yoktur.

Bugun, insanoglunun tek bir tur oldugunu kim iddia edebilir? Tum yasayan insanoglu turunun;yalnizca; homo sapiens oldugunu, neandertal' lerin aramizda yasamadigini-ki kisi buna bilemez- veya; gelismekte olan bir maymun turunun; geliserek; insanoglu sifatina erismedigini v.s. kim ve neye gore, kanitlayabilir? Neden, insanoglu herseyiyle, tek bir tur olsun? Insanoglunu, tek yasayan bir tur yapmak istemenin altinda yatan neden nedir?

Saygilarimla;
evrensel-insan

Evrensel-Insan - Yapılandırmacı Epistemoloji/Bilişsel Bilim/Qua Felsefesi/Serbest Düşünce/Devrimci Sorgulama/Zihinsel Devrim - Evrensel-Insan Zihniyeti
Alıntı ile Cevapla
  #15  
Alt 13-02-2009, 13:44
dilaver - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
dilaver dilaver isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 28 Sep 2006
Bulunduğu yer: İstanbul
Mesajlar: 12.080

Onur Üyeliği Başarı Ödülü Başarı Ödülü 

Standart

Darwin’in 200.doğum günü
DARWİN’in 200.doğum günü dolayısıyla İstanbul, Ankara, İzmir, Eskişehir, Adana ve Diyarbakır olmak üzere 6 kentte aynı anda basın toplantıları düzenlendi.

Basın toplantılarında 28 bilim insanı ile Eğitim Sen , Türk Tabipleri Birliği Merkez Konseyi ve Türkiye Yazarlar Sendikası tarafından hazırlanan bildiri kamuyouna açıklandı.

İZMİR’deki BASIN TOPLANTISI
http://www.firatnews.com/index.php?rupel=nuce&nuceID=2676
200 yıldır Darwin’in izinden…
ANF
16:07 / 12 Şubat 2009
İZMİR - Büyük doğa bilgini Charles Darwin’in 200. doğum günü dolayısı ile İzmir’de Elektrik Mühendisleri Odası’nda bir basın toplantısı düzenlendi.

Toplantıya, Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Cem Terzi, Ege Üniversitesi Fizik Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Kayhan Kantarlı, Ege Üniversitesi Astronomi Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Renan Pekünlü, Ege Üniversitesi Tabiat Tarihi Araştırma ve Uygulama Merkezi Müdürü Prof. Dr. Tümel Tanju Kaya, Dokuz Eylül Üniversitesi İktisat Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Yeşim Edis Şahin, Bilim ve Gelecek Dergisi İzmir Temsilcisi Mimar Levent Gedizlioğlu, Ege Üniversitesi Biyoloji Bölümü Araştırma Görevlisi Serdar Mayda, Dr. Zeki Gül, Şair ve Yazar Asım Gönen, Elektrik Mühendisleri Odası Yönetim Kurulu Üyesi Ertan Beyazıt ve Emek Partisi Eski İl Başkanı Hasan Hüseyin Evin katıldı.

Darwin 2009 Komitesi adına basın metnini okuyan Kimya Mühendisleri Odası Ege Bölge Başkanı Ertuğrul Barka, Charles Darwin’in bilime yaptığı katkıları dile getirerek 2009 yılı boyunca düzenlenecek olan Darwin Yılı etkinlikleri konusunda bilgi verdi.

Toplantıda konuşan Prof. Dr. Cem Terzi, 12 Şubat Uluslararası Darwin Günü’nün, Darwin’i topluma yeniden anımsatmanın, bugünü, geleceği ve insanlık tarihini anlamada Darwin’in yaktığı ışığı izlemenin ve 200 yıl öncesine dönüp yazdığı kitap aracılığı ile yeniden anlamlandırmanın başlıbaşına bir amaç olduğunu dile getirdi.

Darwin’in, “Türlerin Kökeni” isimli çalışmasının, savsaklandığını ve saldırıya uğradığını ifade eden Terzi, ancak bu çalışmanın insanlık tarihinin en önemli çalışmalarından birisi olduğunu belirtti. “Bir yıl boyunca çeşitli sergi, söyleşi, bilimsel toplantılarla, Darwin’in ve buluşunun önemini, geleceğe yaptığı katkıları anlamaya, toplumu bu konuda düşünmeye çağıracağız” diyen Terzi, dileklerinin bu tür etkinliklerin çoğalması ve bilimin toplumsallaşması olduğunu belirtti.

Prof. Dr. Kayhan Kantarlı da, “Bugün Darwin’in Evrim Kuramına saldırı, bilime saldırının bir sembolü olarak karşımızda duruyor” diyerek başladığı konuşmasında, bu bilimsel düşüncenin ve bu kuramın kanıtları ile evrimdeki birçok eksik halkanın son yıllarda nasıl tamamlandığını, yeni bilimsel bulgularla ve moleküler biyolojide nasıl yer bulduğuna dikkat etmek gerektiğini belirtti. “Bu bilim gözleme ve kanıta dayanıyor. Dolayısıyla bunun karşısına çıkartılan yaratılış gibi bir safsatanın tamamen karşısındayız. Maalesef bugün ülkemizde üniversitelerde dahi Yaratılış Kuramı’nı Akıllı Tasarım adı altında bilimle birleştirmeye çalışanlar var. Öyle ki toplum gerçekten bu konuda bir gaflet içinde” diyen Kantarlı, üniversitelerin ise gaflet içinde olmaması gereken kurumlar olduğunu vurguladı.

Türkiye’de parasal olarak desteklenen Harun Yahya isimli zatın girişimleriyle düzmece, sözde bilimsel veriler diye dolaştırılan sergilerin üniversitede bile bir haftalık bir yaşam şansı bulabildiğini belirten Kantarlı şunları söyledi: “Bizim fark etmemizle birlikte kaldırıldı. Toplumun bu konuda bilinçlendirilmesi görevini yapmak durumunda olanlar da gaflet içerisinde. Bu tabii ki çok büyük bir çelişki oluşturuyor. Bize düşen görev bilim ve aklın üstünlüğünün savunulmasıdır. Gençlere ve halka anlatılması için Darwin’in 200. doğum yılı bir fırsattır. Etkinliklerle değerlendirilmelidir. Biz üniversitede özellikle öğrencilerimize yönelik bir takım etkinlikler düzenlemeye çalışacağız.”

ANF NEWS AGENCY

‘İYİ Kİ DOĞDUN DARWIN’ SİTESİ
Darwin’in doğumgünü nedeniyle
http://www.discoverdarwin.co.uk/happy-birthday/ adlı bir internet sitesi açıldı. Sitede Darwin’in yaşamı ve yapıtları hakkında bilgiler yer alırken, isteyenler sanal ortamda Darwin’e doğumgünü mesajı yollayabiliyor


Çin'den İspanya'ya, Ümit Burnu'ndan Alaska'ya kadar
her mili bahride her kilometrede dostum ve düşmanım var
Dostlar, ki bir kere bile selamlaşmadık
aynı ekmek, aynı hürriyet, aynı hasret için ölebiliriz...

Nazım Hikmet

www.dilaverkom.blogcu.com
Alıntı ile Cevapla
  #16  
Alt 13-02-2009, 16:43
KızıL - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
KızıL KızıL isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 29 May 2008
Bulunduğu yer: ADANA!!
Mesajlar: 3.673
Standart Bilimin savunucuları görev başına!

Bilimin savunucuları görev başına!



Bu yıl boyunca doğa bilimci Charles Darwin’in 200. yaşı ve yeryüzündeki canlı çeşitliliğini açıklayan kitabı Türlerin Kökeni’nin yayınlanışının 150. yılı kutlanacak. 2009 bilimden yana olanlar için önemli bir yıl olacak.

soL (HABER MERKEZİ) Evrim karşıtı gerici düşüncenin hızla yayıldığı, yaratılışçıların siyasi desteklerini arttırdığı bir gündemde, evrim savunucuları önemli bir yıl dönümü kutlamasıyla akla ve bilimsel düşünceye çağrıda bulunuyorlar. Ünlü doğa bilimci Charles Darwin’i ve onun en önemli eseri olan Türlerin Kökeni kitabını yıl boyunca çeşitli etkinliklerle anacak olan bilim insanları, Darwin Yılı ilan edilen 2009’da evrim karşıtlarıyla mücadelelerini sürdürecekler. Bilim insanları ve ilerici örgütlerin bir araya gelmesiyle kurulan Darwin2009 oluşumu, yıl boyunca düzenleyecekleri ve destek verecekleri etkinliklerle insanlığı aklın ve bilimin yanında olmaya çağıracaklar.

Darwinizmin 150. yılı
12 Şubat 1809 tarihinde doğan ünlü doğa bilimci Charles Darwin, doğumunun 200. yılında birçok etkinlik, panel, konferans ve kutlamalarla anılıyor. 2009 aynı zamanda Darwin’in canlı çeşitliliğini anlattığı önemli kitabı Türlerin Kökeni’nin yayınlanışının da 150 yılı. Uluslararası Biyolojik Bilimler Birliği (IUBS) ve UNESCO tarafından “Uluslararası Darwin Günü” ilan edilen 12 Şubat’ta dünya çapında çeşitli kutlamalar yapıldı. Hem Darwin’in 200. yaşı, hem de Türlerin Kökeni’nin 150. yılı nedeniyle bu yıl aynı zamanda dünyada “Darwin Yılı” ilan edildi. Bu amaçla, birçok ülkede çeşitli üniversitelerde, eğitim kurumlarında, herkese açık konferans ve toplantılarda, çeşitli kuruluşların etkinliklerinde Darwin ve evrim kuramı ele alınarak, kutlamalar yapılıyor. Türkiye de benzer etkinlikler düzenleniyor.

Çeşitli alanlardan bilim insanlarının ve ilerici örgütlerin bir araya gelerek başlattığı kampanya, Darwin Yılı’nda ülkemizde düzenlenecek etkinliklerde bilim ve aklın savunucularını düşüncelerini ortaklaştırmaya davet ediyor. TÜBA üyeleri Prof. Dr. Aslıhan Tolun, Prof. Dr. Ayşe Erzan, Prof. Dr. Celal Şengör, Prof. Dr. Şevket Ruacan başta olmak üzere, Prof. Dr. Aykut Kence, Prof. Dr. Cem Terzi, Prof. Dr. İzge Günal ve bilim dünyasından birçok ismin yer aldığı oluşuma Eğitim Sen Genel Merkezi, Türk Tabipleri Birliği Merkez Konseyi, Türkiye Yazarlar Sendikası ve Uluslararası Yazarlar Birliği (PEN) Türkiye Merkezi gibi ilerici örgütler de destek veriyor.

Evrim olmadan bilim olmaz
Kampanyanın basın duyurusunda, Darwin’in canlıların doğal seçilim yoluyla ortak bir kökenden günümüzdeki çeşitliliğe ulaştığı görüşünü ortaya attığı evrim kuramının,büyük bir düşünsel devrim olduğu ve insanın doğaya ve kendine bakışını değiştirdiği belirtiliyor. Darwin’in düşüncesinin tıptan tarıma, teknolojiden sanata, sosyolojiden politikaya bütün alanları derinden etkilediğine değinilen açıklamada, biyolojinin olmazsa olmazı olarak kabul edilen evrim kuramının, insanın kökeninin kavranması, hastalıklarının anlaşılması, binlerce yıldır kullandığımız tarımsal ürünlerin verimliliklerinin artırılması, biyoteknolojik yöntemlerin insan ve doğa yararına akılcı kullanımı ile akılcı çevre ve doğa koruma programlarının oluşturulması gibi bağlamlarıyla kaçınılmaz olarak modern gündelik yaşamın bir parçası olduğuna değiniliyor.

Gericiliğe karşı bilimin aydınlık yüzü
Basın açıklamasında, evrim kuramının bilim düşmanlığının ana hedefi haline geldiğinin altı çizilerek, dini inançlara dayandırılmak istenen evrim karşıtlığının, günümüzde uluslararası bir boyut kazandığı ve özellikle bilimsel okur-yazarlığın düşük olduğu toplumlarda bu saldırının, dinsel yaratılış inancını bilimsel gerçeklerin karşısına çıkarmaya çalıştığı belirtildi. Bu şekilde insanların içinde yaşayıp araçlarından yararlandıkları modern bilim dünyasıyla inançları arasında bir seçim yapmaya zorlandığının ifade edildiği açıklamada, Darwin ve evrim kuramına karşı yürütülen kampanyaların, yalnızca biyolojinin bu temel kuramına değil, bilime ve bilimsel yönteme, akılcı düşünceye, aydınlanmaya da karşı olduğunun altı çizildi.

Aklın ve bilimin yoluna çağrı
Kampanyanın ilk imzacıları arasında bulunan bilim insanları ve örgütler, 2009 Darwin Yılı kutlamalarıyla ilgili olarak akılcı düşünceden yana kişi ve kurumları birlikte çalışmaya davet ediyorlar. Bu amaçla evrim konulu etkinlikler düzenlemek, bunları ülkeye yaygınlaştırmak, Türkiye’de bilimsel - akılcı düşünceye, evrimsel biyolojinin kanıtlarına karşı oluşturulan bilgi kirliğinin önüne geçmek için bir araya gelen bilim savunucuları, Darwin2009 adını verdikleri oluşumla, başta büyük kentler olmak üzere ülkenin pek çok yerinde bütün bir yıl boyunca değişik etkinlikler düzenleyeceklerini, düzenlenmekte olanlara da yardım edeceklerini açıkladılar.

Oluşum hakkında daha fazla bilgiye
www.darwinyili.org sitesinden ulaşılabilir.

ÖRGÜTLENİN!!!
Alıntı ile Cevapla
  #17  
Alt 13-02-2009, 18:08
cigi cigi isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Yasaklandı
 
Üyelik tarihi: 28 Jun 2009
Bulunduğu yer: Rotterdam
Mesajlar: 1.714
Standart

Bu basliga, katkilarindan dolayi herkese, özellikle sevgili imhotep'e tesekkürler.

Bende Time dergisinin Photos: Happy 200th Darwin Day! den bir kac resim asip, tembel calismasi ile bu basliga katkida bulunmaya calisayim.

http://www.time.com/time/photogaller...842277,00.html

Saygilar.









Alıntı ile Cevapla
  #18  
Alt 13-02-2009, 20:10
karadenizli karadenizli isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üyeliğini Sonlandırmış
 
Üyelik tarihi: 03 Nov 2008
Mesajlar: 1.470
Standart

Darwin dedemin doğum gününü kutlarım
ona layık olmaya çalışın uşaklar
ben kıymetini bilemedim siz bilin
hadi nice yıllara
Alıntı ile Cevapla
  #19  
Alt 14-02-2009, 01:51
ozgur_beyin - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
ozgur_beyin ozgur_beyin isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 07 Sep 2006
Mesajlar: 5.929
Standart

Darwin dedemin doğum gününü kutlarım
ona layık olmaya çalışın uşaklar
ben kıymetini bilemedim siz bilin
hadi nice yıllara KARADENİZLİ

sevgili karadenizli kutlu doğum haftasına bunu alternatif olarak kabulet.
muhammedin doğum yılı bile kesin değilken .siz kutlu doğum haftası kutluyorsunuz müsade et bizde bu adamın doğum gününü kutlayalım. çünkü darvin muhammede göre daha ayan beyan bir hayat

sorun cahil olman değil , kendini alim sanman
Alıntı ile Cevapla
  #20  
Alt 14-02-2009, 01:58
Ki-Adi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Ki-Adi Ki-Adi isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
 
Üyelik tarihi: 06 Jan 2009
Bulunduğu yer: Sakarya
Mesajlar: 717
Standart

Eminim ki gelecekte Darwin'in gerçek değeri tüm insanlar tarafından bilinecek ve Doğum günleri daha iyi birşekilde kutlanacak
İyiki Doğmuşsun Darwin yoksa biz hala adem masalına inandıracaklardı

...sonuç olarak, şu ya da bu, bir zamanlar yoktan varolmuş zorundaydı...
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Önerilen Siteler


Yetkileriniz
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı

Gitmek istediğiniz forumu seçiniz


Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 16:37 .