İNANCIN KARANLIĞI
"İnanç" denen illetin, hem de her türlüsünün, nasıl bir karanlığa yol açtığını anlayabilmek için aklın ne olduğuna ve nasıl çalıştığına göz atmak gerekir.
Beyin hücreleri, yani "nöron"lar, "akson"lar ile birbirlerine bağlanırlar. Bu bağlantılar kimyasal "sinaps"lar ile gerçekleşir. Oluşan bu bağlantılar birer mikroskobik devre oluştururlar. Herhangi bir uyarıcı bu sinapslardan bir elektrik akımının geçmesini sağlayarak oluşmuş devrenin işini yapmasını (biyolojik bir hesaplama işlemidir bu) sağlarlar. Sonuçta ortaya davranış çıkar. Bu davranış fiziksel olabileceği gibi düşünsel de olabilir.
Beyinde oluşmuş olan milyarlarca devre birer birer "veri"ler tuttuğu gibi, kendi aralarında bağlantılar oluşturarak mevcut verileri "bilgi"ye dönüştürecek şekilde yeni diziler de oluşturabilirler. Verilerin bilgi ortaya çıkartacak şekilde işlenmesi bir "senteze varmak"; yani verilerden yola çıkarak daha önce olmayan bir fikir oluşturmaktır (bunun tam tersi olan "analiz etmek" yani parçalardan yola çıkarak bir şeyi "anlamak" da bu kapsamdadır).
İnsan hafızası da aynı şekilde işler. Nöronlar, sinapslar aracılığı ile bir dizi oluştururlar ve bir şey hakkındaki hafıza aslında o dizinin kendisidir.
Fakat işin kötü yanı sinapslar sonsuza kadar yaşamazlar. Kullanılmayan bağlantılar, nöronların yeni bağlantılar oluşturmasına olanak sağlamak için çözülürler. İşte bu da "unutmak"tır.
Bir başka tarafta ise oluşmuş bağlantıların zayıflaması ancak dizinin bozulmaması vardır. Bu durumda hafızadaki şey unutulmamış ancak bağlantı zayıfladığından hatırlanması çaba gerektirir olmuştur. İşte bunlar da eskimiş anılar gibi şeylerimizdir.
Beyinde oluşmuş devreler ne kadar sık kullanılırsa bağlantıları o derece sağlamlaşır ve bir süre sonra gelen uyarılara anında cevap veren (kontrol mekanizmasını dışarıda bırakan) süreçler yani otokontrol ortaya çıkar.
Beyin hücrelerinin oluşturduğu bağlantıların gelen uyarıcılara cevap vermesi süreci "akıl" olarak adlandırılır; yani akıl, beynin yaptığı "iş"tir.
Bu kısa açıklamadan sonra gelelim inanç ile beynin çalışması bağıntısına ...
Önce bakalım inanç neymiş? Wiki diyor ki:
İnanç, kelime anlamıyla, bir düşünceye gönülden bağlı bulunmak demektir. Ayrıca inanılan şey, görüş, öğretidir. Din bilimde, Tanrı'ya, bir dine inanma, iman, itikattir.
Yani bir düşünceye, bir kişiye, soyut bir kavrama (örneğin tanrı) gönülden bağlanma durumudur. Bu bağlılık, bağlanılan şeyin bizzat var olup olamasına veya ahlaken doğruluğuna yönelik olabilir. Ama her halûkârada, özünde "sevgi" "korku" gibi bir duygu bulunmaktadır. Hatta bazen bir tür sevgi-nefret ilişkisi olarak da tanımlanabilinir, inanan ile inanç konusu arasındaki ilişkidir.
İnanç, akıl ve mantık yürütme sonunda varılan bir çıkarıma değil, genellikle; korku, umut gibi insani hasletlerin ortaya çıkardığı "ihtiyaca" dayanır.
İnanç, tanımı gereği bir "kabul" veya "sorgulamama" içerir. Bir şeye tam teslimiyet ile inanmanın yanısıra bir miktar şüphe ile inanmak da sözkonusu olabilir. Ancak zaman içinde şüphe azalırsa tam teslimiyet kaçınılmaz olarak gelecektir.
Bir insan kendisine gelen uyarıcıları inancı doğrultusunda değerlendirir. Buna kısaca "algıda seçicilik" adı verilir. Algıda seçicilik esas itibarıyla beyne ulaşan uyarıcılardan, insanı rahatlatacak şekilde mevcut fikir veya inancı destekleyici olanlarını düşünme sürecine sokarak diğerlerini dışarıda bırakması olayıdır.
Tam teslimiyete dönüşmemiş inançlar söz konusu olduğunda seçilmiş algılar hala belirli bir düşün sürecinden geçmekte iken (yani beyindeki devreler kullanılarak uyarıcı test edilir, bu arada yeni bağlantıların oluşması muhtemeldir) tam teslimiyete dönüşmüş inanç sözkonusu olduğunda uyarıcılar hiçbir düşünsel faaliyete yol açmayıp sadece mevcut bağlantının bir kez daha kullanılmasına yani sağlamlaşmasına yol açar.
Bu tür bir otokontrolün ortaya çıkmasının önemli sonuçlarından biri o konudaki düşünsel faaliyetlerin artık bilinçli olarak yapılmasını ortadan kaldırmasıdır.
Otokontrol süreçlerini çok yoğun olarak kullanan bir beyin zamanla yeni bağlantılar oluşturma yetisini yani düşünme kabiliyetini yitirir; hafıza zayıflığı, bunama, ve Alzheimer gibi yaşlılık hastalıklarının bir nedeni de budur. Bu tür hastalıklardan mümkün olduğunca korunmak için genelde önerilen şey bulmaca çözmek gibi düşünsel faaliyetleri (yani nöronların yeni dizi oluşturma süreçlerini) destekleyecek aktivitelerdir; bunlara halk arasında "beyin jimnastiği" denir.
Tabi durum akut hale gelmeden, hastalığa dönüşmeden önce geçilen evreler de vardır: algılama güçlüğü, sentez ve analiz yapamamak, anlama ve konuşma güçlüğü, vs., vs.
Otokontrol mekanizması ihtiyaçlar oranında kullanıldığında günlük hayattaki önemli yardımcılardandır. Ancak, örneğin bir inancın, hayatın tüm süreç ve alanlarını kaplamaya başlaması halinde insanın düşünsel kapasitesine son derece büyük zararlar verebilir.
İşte inancın fizyolojik olarak insanı sürüklediği karanlık budur ...
... ve işte dinlerin insanları birer "otomata" haline getirerek sömürmesi de bu yolla gerçekleştirilmektedir. Soralım, neden İncil'de "bilgi ağacı"nın meyvesi yasaktır?
A.