Turan Dursun Sitesi Forumları
Geri git   Turan Dursun Sitesi Forumları > İbrahimi Dinler > İslam

Cevapla
 
Başlık Düzenleme Araçları Stil
  #21  
Alt 27-03-2006, 20:01
pante - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
pante pante isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
 
Üyelik tarihi: 01 Nov 2005
Bulunduğu yer: İstanbul
Mesajlar: 8.936
Standart Re: Örnek İnsan Mevlana

Mevlana dönemi Anadolu toplumuna da bir göz atmak da fayda var..

Türkler , Moğol istilasına değin Anadolu'da küçük bir azınlıktır.Kimi tarihçilere göre 200 - 300 bin , en yüksek rakamı veren 1 milyon der.
Hristiyanlar rum , ermeni ve süryaniler çoğunluğu teşkil ederler.Ayrıca Kürt ve Arap ve İran'lılar ağırlıkta olan milliyetlerdir.

Türkmenlerden kaçan ve İstanbul'a göç eden Rumlardan boşalan arazi ve tarlalarda , tarımla uğraşacak insan bulunamadığından , Rumların topraklarına geri dönmesi için davet çıkarılıyor ve bir hoşgörü ortamı oluşturuluyordu.Devlet , tarımla uğraşan hristiyanları korumaya almıştı.Türkmenler ise göçebe hayatı yeğliyorlardı.

Devlet yönetiminde Rumlar üst mevkilere kadar yükseltilmişti.Bunun yanında esir alınan hristiyan çocuklardan devşirilip İslam olanlara da önemli görevler veriliyordu.
Kiliselere asla dokunulmuyor , kiliseler İstanbul Patriğine bağlı olarak faaliyetlerini sürdürüyorlardı.Tam bir inanç özgürlüğü vardı.

Bu hoşgörü ortamı öylesine şaşırtıcıydı ki , bazı Bizans kaynakları , II.Keykavus ile II.Kılıç Arslan'ın "gizli hristiyan" olduğunu öne sürüyordu.

Zamanla kentlerdeki İslamlaşma artmış ancak dil ve kültürde bir değişiklik yaşanmamıştır.Bölgede İran dili ve kültürü ağır basar.Türkçe tutulan bir değildir ve çoğunluk bilmez zaten.Arapça bile Anadolu'da az bilinir.Ortak dil Farsçadır.Karatay , halk anlamadığı için bir Arapça yapıtı Farsçaya çevirir.Edebi yapıtların hemen hemen tümü Farsçadır.Mevlana'da eserlerini Farsça yazar.

Mevlana'yı peygamberlerle kıyaslayan Hristiyanlar ; "Her peygamberi bir dinden insanlar sevdiği halde , Mevlana'yı her dinden insan sever ve över." derler.
Mevlana'nın cenazesine her dinden ve milletten insanlar katılır.Kur'an'dan , İncil'den , Tevrat ve Zebur'dan ayetler okurlar , ağlarlar ve " Biz Musa'nın , İsa'nın ve bütün peygamberlerin gerçekliklerini onun açık sözlerinden öğrendik , bu din padişahı bizim de önderimizdir." derler ve şunu da eklerler :
"Siz müslümanlar Mevlana'yı devrinin Muhammed'i olarak tanıyorsanız , biz de onu çağımızın Musa'sı , İsa'sı olarak biliyoruz."
Alıntı ile Cevapla
  #22  
Alt 27-03-2006, 20:54
aldostu aldostu isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
 
Üyelik tarihi: 04 Jan 2006
Mesajlar: 709
Standart Re: Örnek İnsan Mevlana

Sevgili Pante ,

Güzellerin de hatası olur..
Hani arabesk şarkılarda var ya..
"Hatamla sev beni.."

Dünü dünde bırakan , her gün yeni bir güzellikyakalayan,gönlünde hergün Rab'bine ait yeni bir aşk tomurcuğu açan Mevlana C.Rumiyi bütün yanlış ve doğruları ile okuyalım ve doğrularını , aşk-ı *ilahisini içimize sindirelim..

AŞK..YALNIZ ve SADECE AŞK..

En zor yerdesin dostum..
En zor yerde..
Ne Müslümana yaranacaksın..
Ne Hristiyana..
Ne de Materyaliste..

Ama amaç yaranmak mı..
Yoksa bu ,gözümüzü kapattığımız veya kısdığımız için karanlık zannettiğimiz berzahta,
Elindeki bir garip kandille yolu aydınlatıp da..
Birkaç kişiye daha , birkaç adım daha attırarak..
Birkaç adım ileriye taşıyabilmek gayreti mi....

Ama kandili kendi önünü doğru dürüst aydınlatmayan bir insan..
Kendi sendelerken..
Nasıl başkalarına yol gösterecek..

Ve hepimizin en sevmediği şeyi..
Yok oraya değil,
Doğruya ..buraya gel !..Doğru burada diyerek..

İsmi çirkin..
Temenni ederim içi güzel kardeşim..
İnsanın kinini ..
Ne de hoş bohçalamışsın isminde..
Dostumuz “Hasictear”….

Burada,hiçbir şey yazmasan da..
İsmin yetiyor..
Ne diyelim..
Doğruyu kim biliyor ki..biz bildiğimizi iddia edelim..Sende haklısın içi güzel kardeşim..

Farklı bir şey söylemek ne kadar zor..
Bunca Peygamber..
Bu kadar itilmiş,alaya alınmış,taşlanmışken..
Garib İsa’m çarmıhını sırtında taşımışken..
Bir şeyler anlatmaya çalışmışlar insanlara..
Ömür vermişler,doğru bildiklerini anlatmaya..

Ama – vahyi - , ama – ilhami – ama – akli –
Ömürleri pahasına , her türlü meşakkate katlanmışlar..
Güçlüklere göğüs germişler..
Sadece inandıklarını,doğru bildiklerini anlatmak için.

Sevin , sevmeyin..
Servet ve itibar önlerine konduğu halde..
Vazgeçmemişler..dönmemişler yollarından..

Ateist dostlarım ..o kadar gaddar olmayın..
Sevmeseniz de , takdir edin..değerlendirin..

Yahudilikde..
Sargon dostumuz iyi bilir (Peygamberlik etmek) tabiri var..
Biz de ona mı soyunduk ne..( ..?..)
Rüzgar bazen fazla şişirir yelkeni de,
Dalgaların üzerinde uçarken,ters dönüverir tekne..
Biz haddimizi biliriz..
Zaten küçücük teknemiz..
Kırk yerinden de su alıyor..
Yok..havalanmayız dostum..
Bırakın havalanmayı..
Biz bir ayağımız teknede iken.
Tek ayağımızı da sarkıtarak suyun içinde , yere basmayı ihmal etmeyiz elhamdülillah..

Bir dostumuz ne güzel yakalamıştı bizdeki açığı.!!.
“Aldostu dine karşı gözüküyor ama,her satırı din kokuyor..” diye..
Hem dindar değilim diyeceksin..
Hem Elhamdülillah diyeceksin..

Zor dostum zor..
Sen “ Dindar “ değilim “ Allahdar’ım ” desen kim anlayacak..
İkisi çok iç içe algılanıyor ama..
Biri bütün..biri parçası ..…

Sesin yankı bulur mu yalçın kayalarda..
Keşke bir başka dilde,birkaç yabancı dilde..
Japonca,urduca,almanca,çince de söyleyebilsem bunu..
Anlaşılır mı acep.?
Bağırsam , bağırsam bir dağın tepesinde..
“Seniii seviyoruuumm” desem..
“Seni özlüyorum..”
“Nerdesin..nerdesin ..,neredesiiiin..”
Diye..duyar mı ki..

Güzellikleri bulmak zor..
Bırak özelini bulmayı..varolan..
Güzellikleri görmek bile zor..
İşte gördük dostlarım..
Mevlana bile yerden yere vuruldu..
Biri sevdi ya..öteki vurdu üstüne..
En doğruyu ben biliyorum ya..
En , en doğruyu ben biliyorum..

Heyhat..Doğrular nerede ben nerede..
Diyebilsek..diyebilsek bunu..
Güzelliklerin tümünün yaratıcıda olduğunu..
Yaratılanın ancak güzelin bir kısmını bulduğunu kabul edebilsek..
Ve güzelliği bulmak için..
Her gün bir yerden göçsek..
Her gün yeni bir yere konsak..
Gezsek her yerdeki,her şeydeki güzelliği görmek için.

Niye bağlarsınız ayağınıza demir prangayı dostlarım bilemem ki..
Ben ateistim demekle , çözdünüz mü gerçeğin düğümünü..
Ben Müslümanım..ben Hrıstiyanım demekle bitti mi
Sorulacak bütün sorular..
Bulundu mu bütün cevaplar..

Başkasını aldatmak çok kolay..
Ama kendini aldatabilir mi dürüst insan. !!
Neyse..ne değişecek ki anlatmakla..
Ama ümit işte..
Ümit..
Kimisi için elma şekeri..
Kimine boyacı sandığının çekmecesine girecek birkaç lira..
Kiminin düşündeki kadın..
Kimi içinde kendi sarmalında,gerçeği bulma..
Kimine göre de bir dosta ulaşma..
Ümitleriniz düşten çıksın..gerçek olsun..

Şimdi..bakın ne diyorum güzel arkadaşlarım..
Hatasını,çirkin sözlerini,yanlışlarını bırakalım da..
Şu buz gibi gönül tazeleyen şerbetinden içelim hep beraber Mevlana’nın..
Bırakalım,dini,diyaneti..
Materyali,bilimi,maddeyi..
Güzel güzel içelim bu şerbeti..
Çirkinliği varsa,beri dursun..
Görünen güzelliğini sevelim ..

* * * *

Bu gün AHMED benim

ama dünkü Ahmed değil.

Bu gün anka benim,

ama yemle beslenen kuşcağız değil.

Enel hak kadehiyle bir yudum içen sızdı hak şarabından,

Şişelerle, küplerle içtim ben sızmadım.

Ben sultanların aradığı sultan,ben hacetler kıblesiyim.

Gönül kıblesiyim ben.

Ben Cuma mescidi değilim, insanlık mescidiyim ben.

Ben saf aynayım , sırrım dökülmemiş paslanmamışım.

Ben kin dolu bir gönül değilim, tur i sina nın gönlüyüm ben.

Üzüm sarhoşluğu değil benim sarhoşluğum

benim sarhoşluğumun sonu yok.

Tarhana çorbası içmem ben,

can yemeği yerim, içerim can şerbeti.

İşte sararttı seni bir gümüş bedenlinin özlemi, altın haline geldin artık.

Sen altına aşıksın, altın benim rengime aşık.

Gönlü saf sufiyim ben,

benim tekkem alem, medresem dünya benim.

Değilim abalı sufilerden.

İster yakarış eri ol sen, meyhane eri istersen,

bundan sanki ne çıkar.

Yok Cumartesi imiş yok Cuma imiş, bence ne farkı var.

Gerçeğin tadını alan er,

ne altına aldırış eder,

ne kalender tacına bakar.

Ne tasası vardır, ne kini.

Ey Tebrizli hak Şemsi,

yüzünü göstermeseydin sen, yoksul çaresiz kalırdı kulun,

ne gönlü olurdu, ne dini...

* * *

Her gün bir yerden göçmek ne iyi

Her gün bir yere konmak ne güzel

Bulanmadan, donmadan akmak ne hoş

Dünle beraber gitti cancağızım,

Ne kadar söz varsa düne ait

Şimdi yeni şeyler söylemek lazım.

*****

Gönül dolusu,gönül güzellikleri diliyorum..
İnancı ne olursa olsun herkese.. * * * * * * * * * * * * * * * Aldostu
Alıntı ile Cevapla
  #23  
Alt 27-03-2006, 21:42
sargon - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
sargon sargon isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Onur Üyesi
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 01 Aug 2005
Bulunduğu yer: Isvicre
Mesajlar: 6.665

Onur Üyeliği Başarı Ödülü Başarı Ödülü 

Standart Re: Örnek İnsan Mevlana

Baki Öz'ün araştırmasını aktarıyorum şimdi de. Baki Öz Prof. Bayram'ın söylediklerini aktarıyor belki de.


TEBRİZLİ ŞEMS (ŞEMS- İ TEBRİZİ):

Şems, Tebrizli’dir. Türkmen’dir. Kaynaklarda hükümdar çocuğu olduğu yazılır. “Devletşah” ise İsmaili prensi olduğunu belirtir. Suriye ve Anadolu’nun önemli kültür kentlerinden bulunmuş, eğitim almıştır. Tebrizli Ebu Bekir şeyhidir. Ondan birçok bilgiler edinmiştir. Dünya anlayışı “Vahdet- i Vücut kuramı”na dayanmaktadır. Ahi’dir. Bu yolla Bektaşilik’le ilişki kurmuş ve Hacı Bektaş’ın yanında yer almıştır. Kalenderi ve Melami bir yapısı ve dünya anlayışı vardır. Hacı Bektaş tarafından Mevlana’ya gönderilerek, Bektaşilik’le Mevleviliğin yakınlaşmasını sağlamakla görevlendirilir. Bu gelişmeler “Vilayetname” de anlatılır.Kaynaklar Tebrizli Şems ile Mevlana’nın buluşmasını “iki denizin kavuşması” olarak nitelerler. Şems, Mevlana’nın mürşidi olur. O’nu çok konuda aydınlatır. Önünü açar. Katı İslamçı kalıplardan ve dogmalarından kurtarır. Yaşama daha rahat bakmasını sağlar. Mevlana’ya ve Mevleviliğe Melami bir nitelik kazandırır. Bu etkilerden olacak ki, daha sonraları Mevlevilik içerisinde “Şemsi Kolu” doğacak ve Şems’in Melami- Bektaşi anlayışını sürdüreceklerdir. O’nun ölümünden sonra, zamanla “Şemsiler” adıyla Şii- Alevi- Batıni bir topluluk doğacaktır.

Şems, Hacı Bektaş ve Mevlana döneminin insanıdır. Ne zaman doğduğu bilinmemektedir. Konya’da Mevlana’ya gelişi 1244’lerde olur. Bu yıllarda olgun yaşta olmalıdır. Bu nedenle 1200’lerin başlarında doğma olasılığı büyüktür. Konya’da kalışı iki dönemlidir. Birinci dönem; 23. Ekim. 1244- 15. Şubat. 1246, ikinci dönemse; 8. Mayıs. 1247- 5. Aralık. 1247 tarihleri arasında sürer. Konya’da öldürülür(5. 12. 1247). Burada ve Pakistan’ın Moltan’da olduğu gibi daha birçok yerde makamı vardır. Mezarı ise, Hacıbektaş’ta Pirevi’ndedir. Mevlana’nın evletlığı Kimya ile evlendirilmiştir.

Şems, Konya’nın bunalımlı dönemini yaşar. Siyastler yoğundur. Konya’da Moğol egemenliği kurulmaya çalışılmaktadır. Mevlana ile Şems Moğol yanlısı olmalarına karşın, Mevlana’nın oğlu Alaeddin Çelebi, Ahiler ve şeyhleri Ahi Evren Moğol karşıtıdırlar. Dahası Moğollar’a karşı savaşım vermektedirler. Şems’in Konya’da kimi çevrelerce “istenmeyen adam” ilan edilmesinin ve sonunda “bilinmeyen katillerce” öldürülmesinin nedenlerini bu siyaset yoğunluğundan aramak gerekir.

Mevlana’nın oğlu Alaeddin Çelebi’nin Şems’in evlendiği Kimya Hatun’dan gözü vardır. Fakat babası onu karşı olduğu Şems’e vermiştir. Konya halkı ve Mevleviler Şems’in Mevlana’yı değiştirdiğini, Sünni inançtan uzaklaştırdığını düşünmektedirler. Şems, Mevlana gibi Konya’da zulüm estiren ve ülkelerini işgal eden Moğollar’dan yanadır. Halkın Moğollar’a boyun eğmesini istemektedir. Vezir Nasüriddin’le de sürtüşmeye girmiştir, aralarında hoşnutsuzluk vardır. İşte bu çok koşul ve nedenler, Şems karşıtı çevreleri bir araya getirebilmiştir. Alaeddin Çelebi ve Ahi Evren’in Şems’in öldürülmesinde dolaylı veya doğrudan parmakları vardır. Vezir Nasirüddin adamlarına Şems’i öldürtmüştür. Zaten olaydan hemen sonra Alaeddin Çelebi Kırşehir’e Ahi Evren’in yanına yerleşir. Bir bakıma ona sığınmıştır. Mevlana’nın kızgınlığı uzun zaman sürer. 1261’lerde başka olaylar da bahane edilerek, Mevlana oğlu Alaeddin Çelebi ile Ahi Evren’i Moğol yanlısı ve müridi olan Kırşehir valisi Nurettin Caca’ya öldürttürür.

Kaynak: http://www.alevibektasi.org/tbaki.htm
Alıntı ile Cevapla
  #24  
Alt 27-03-2006, 22:12
sargon - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
sargon sargon isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Onur Üyesi
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 01 Aug 2005
Bulunduğu yer: Isvicre
Mesajlar: 6.665

Onur Üyeliği Başarı Ödülü Başarı Ödülü 

Standart Re: Örnek İnsan Mevlana

Bu araya girip bir iki şey söylemek istiyorum. Anadolu Selçuklu Devleti nasıl bir devlettir. Nüfusunun yüzde onu türk olan bir devlet, Burada nasıl olmuşsa olmuş, Türkler bir devlet kurmayı başarmışlar. Bir taraftan da değişik nedenlerle akın akın Anadolu'ya göçler oluyor. Selçuklu Sultanları Sünni olmayan Türkmenler buraya sürüyorlar. Moğollardan kaçanlar geliyor. Dervişler, dedeler, babalar geliyorlar. Ve Anadolu'da o zaman 5 dil konuşuluyor. Farsça, Rumca, Türkçe, Ermenice ve Süryanice. Tam bir halklar mozayiği var.

Moğol saldırısından önce yönetime isyan eden Türkmenlere karşı kullanılan ordu ne ordusudur bir bakar mısınız: Paralı Frank askerlerinden oluşan bir ordu. Anadolu Selçuklu devleti nasıl bir türk devletidir ki Türkmenlerin isyanını Frank ordusuyla bastırıyor. Bu devlet aynı zamanda "şekilsel" olarak Moğol egemenliğini daha Alaeddin Keykubat döneminde kabul etmiş. *

Anadolu halklarına dönersek. Bu karışık halk 1096- 1270 yılları arasında 4 tane Haçlı Seferine uğrar. Anadolu katliamlar, açlık, kıtlık çeker. Yüzbinlerce insan ölür. Haçlı savaşları hıristiyanlar ile müslümanlar arasındaki ilişkileri de bozar, kapanmaz yaralar açar. Bu yaralar nasıl kapanacaktır. Dönemin hümanist ve evrensel anlayışları Yunus Emre, Mevlana ve Hacı Bektaş gibi kişiler bu sorumluluğu üstlenirler işte.
Alıntı ile Cevapla
  #25  
Alt 27-03-2006, 22:32
sargon - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
sargon sargon isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Onur Üyesi
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 01 Aug 2005
Bulunduğu yer: Isvicre
Mesajlar: 6.665

Onur Üyeliği Başarı Ödülü Başarı Ödülü 

Standart Re: Örnek İnsan Mevlana

Moğolların daha önce de saldırıları ve talanları olsa da asıl Moğol istilası meşhur Kösedağ savaşından sonra olur. II. Gıyaseddin Keyhüsrev sevk sefa düşkünü bir adam olarak anlatılır. Yöneticisi gaddar Sadettin Köpek'tir.

Babai olayından Selçuklular’ın yıprandığını gören Moğollar Anadolu’nun istilasını düşünürler. Sultan II. Gıyasettin Keyhüsrev/ vezir Sadeddin Köpek yönetici ikilisi acizdir. Selçuklu sınırlarında dolaşan Boycu Noyan komutasındaki Moğol ordusu Kafkasya’daki Gürcü ve Ermeni birlikleriyle *Erzurum’u kuşatır. Kenti alır, yakar ve yıkar. Erzincan ve Kemah yağmalanır. Sivas’a doğru ilerlenir. Selçuklular 80 bin kişilik ordularıyla Suşehri ‘nde Moğolları karşılarlar. 1243 yılında yapılan Kösedağ Savaşı’nda Selçuklular panik içerisine girer, ordu bozulur ve başlarında sultanları II. G. Keyhüsrev olmak üzere kaçarlar. Selçuklular’ın böyle kolayca bozulacaklarını düşünemeyen Moğollar cesaret bulur ve ileri hareketlerini sürdürüler. Suriye ve Mısır’a kaçmak isteyen halkı ve askerleri öldürürler. Sivas alınarak halkın çoğu öldürülür ve kent üçgün yağma edilir. Kayseri üzerine yürünür. Bura da yağmalanır. 10 bin dolayında Kayseri halkını Meşhed ovasına çıkararak hunharca katlederler. Geri dönülür. Erzincan alınarak yağmalanır ve halkı katledilir. Selçuklu ülkesi ikibuçuk ay hükümetsiz kalır. Malatya subaşısı Reşididdin halka haber vermeden hazinelerle birlikten kaçarak Halep’e sığınır. Ermeniler yollarda yakaladıkları sığınmacıları öldürürler. Türkmenler karışılıklar çıkarırlar. Ticaret ve tarım bozulur. Ülkede kıtlık başlar. Ülke anarşiye boğulur. İktidar boşluğu doğar, yönetim mücadeleleri başlar. Anadolu, Moğol egemenliğine geçer. Selçuklular, Moğollar’a vergi verir ve onların bağlısı olurlar. Bu statü 1277’ye dek sürer. Bu tarihten sonra da Moğallar Anadolu’yu işgal eder ve doğrudan yönetirler. Moğollar’ın kurduğu bu yönetim İlhanlı Devleti’nin 1335’de parçalanışına dek sürer.

Moğollar Silvan'ı ele geçirdiklerinde karşılaştıkları tablo karşısında şok olurlar.

Hülagü Han, Suriye seferi sırasında şehzade Yaşmut’a 1257’de Mardin ve Meyyâfârkin (Silvan) ’i aldırtır. Silvan kuşatmaya direnir. Açlık felaket halini alır. Kent halkı kedi, köpek ve fareleri yerler. Moğollar, kente girdiklerinde birbirleri üzerine yığılmış insan ölüleriyle karşılaşırlar.
Alıntı ile Cevapla
  #26  
Alt 27-03-2006, 22:44
sargon - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
sargon sargon isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Onur Üyesi
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 01 Aug 2005
Bulunduğu yer: Isvicre
Mesajlar: 6.665

Onur Üyeliği Başarı Ödülü Başarı Ödülü 

Standart Re: Örnek İnsan Mevlana

Baki Öz'ün araştırmasından devam.. *

6.XI.- XIII. Yüzyıl Anadolu’ sunun Düşünsel ve İnançsal Yapısı:

İslam dünyasında felsefe hareketleri Abbasiler döneminde Hıristiyanlaşmış Yunan felsefesine ait yapıtların çevirilmeleriyle başlar. Felsefeden dayanak bulan tasavvuf giderek sistemleşir. X. y. yıldan sonra tasavvuf bir düşünce sistemine dönüşür. Asıl felsefe akımları da yine X. y. yıl başlarında doğar. Öncülüğü, Doğa felsefesi ile ilgili akımlar yapar. Giderek bu akım; Eflatun’la Aristo’nun felsefe sistemlerini uzlaştıran ve bunu Yeni Eflatuncu yorumlarla donatan Meşaicilik ile, Eflatunculuk’la gnostik felsefeyi birleştirerek yeni bir atılım yapan İşrakilik olarak iki çığırda gelişirler. Buna karşın İslam dünyası XII. ve XIII. y. yılda iki önemli badire atlatır. Bunlar Haçlı seferleriyle Moğol istilasıdır. Bu olaylar VIII. - XI. y. yıllar arasındaki olguyu (pozitif / müsbet) bilim araştırmalarını ve özgür düşünceyi zayıflatır. Eşari kelamcılığı düşünce tartışmalarını durdurur. Eğitim, iskolastik biçim alarak bağnazlığı arttırmıştır. Felsefe akımlarına hoşgörü kesilmiştir. Felsefe, Kelamcılığın sonuca varış aracı olmuştur. XIII. y. yıldan sonra felsefe akımları yerlerini tümüyle kelam ve tasavvuf hareketlerine bırakmışlardır.

Haçlı seferleri ve Moğol istilası sonrasında Anadolu’da dinsel ve düşünsel bağdaşma oldukça bozuldu. Kitle içerisinde kızgınlık ve kırgınlıklar doğdu. Anadolu düşünsel ve inançsal birliği derin yarlar aldı.

XIII. yüzyıl bu dinsel ve mezhepsel kargaşalıklara çözüm arama çabalarıyla geçer. Hacı Bektaş Veli Anadolu toplumunun düşünce ve inanç uzlaşımının ve dayanışmasının mimarı olur. Bu yanıyla XIII. y. yıl dinlerin ve mezheplerin bir biriyle kaynaşma sağladığı bir dönem olur.

İslam dünyasında düşünce ve inanç akımları genellikle iki temel üzerinde yapılanmışlardır. Birincisi Ehlisünnet (Sünnilik), ikincisiyse Ehlibeyt (Şiilik/ Alevilik) . Ara akımlar bu iki koldan birine yanaşarak varlıklarını sürdürmüşlerdir. Mutezile, İhvanülsafa, Mazdekilik, Karmatilik, Hurremilik, İsmaililik, Batınilik… gibi akımlar hep Ehlibeyt akımı içerisinde yerlerini alarak genel İslam anlayışına kazandırılmışlardır. Bu akımların İslam temeli üzerinde Bektaşilik adı altında yoğrulmasında Hacı Bektaş Veli önemli rol oynar.

Asya göçleriyle birçok da Türkmen dervişi, mutasavvıfı, dedesi, babası, düşünürü Anadolu’ya gelirler. Bunlar Türkistan- Horasan- Maveraünnehir’de Melamilik, Yesevilik ve Vahdet- i Vücut akımları içerisinde yoğrulmuş kimselerdir. Anadolu’nun kentlerine yerleşir, çoğu kez yüksek kesimlere seslenir, aristokrat ve aydın tabakası içerisinde yaşarlar. Bir bölümüyse kırsal kesimlere ve halk arasına yerleşirler. Bu hareket Anadolu’da kendi içerisinde biçimlenir. Birincisi Muhyiddin Arabi (öl. 1241) ve evlatlığı Sadruddin Konevi(öl. 1274) ile temsil edilenler ahlakçılığı temel alırlar. İkinci gurupsa Kübrevilik ile Suhreverdilik tarikatlarında toplanırlar ve daha hoşgörülü, daha estetik bir karakter gösterirler. Necmeddin Razi (öl. 1256), Bahaüddin Veled (l. 1228), Burhaneddün Muhakkik- i Tirmizi (öl. 1240) Kübrevililiği temsil ederler. Evhaduddin Kirmani’yse (öl. 1237) Suhrevirdiliğin temsilcisidir. Bu tarikatlar İranilik etkisi taşırlar. Orta Anadolu’nun Konya, Kayseri, Tokat ve Amasya gibi ticaret ve kültür merkezlerine yerleşirler. Halkın dinsel yaşamında önemli ölçüde rol oynarlar .

Bu iki ahlakçı ve estetikçi akım XIII. y. yılın ortalarında Mevlana Celaleddin (öl. 1273) ve Mevleviliği doğurur. Mevlana, özellikle Selçuklu yöneticileriyle iyi ilişkiler içerisindedir. Mevlevilik’se kent insanının ve yönetici çevrelerin tarikatı olacaktır. Ahi Evren’in kurduğu Ahilik’se kent insanını örgütlemesi ve ekonomik yaşama sokmasıyla birlikte, Mevleviliğe göre ayrı bir yol izler.

Tasavvuf, XIII. y. yıl Anadolu’ sunda göçebe, yarı göçebe ve köylük çevrelerde önemli temsilciler bulur. Bu akımı Anadolu’ ya “Horasan Erenleri” getirmişlerdir. İslama yaklaşımı yüzeyseldir. Bu bir “halk tasavvufu” akımıdır. Temsilcileri baba, dede ve atalardır. Horasan Melamiliğinin/ Melametiliğinin devamcısıdırlar. Hacı Bektaş Veli bu hareket içerisinden ortaya çıkacak ve bu harekete yeni bir düzen verecektir.

Bu genel akımların dışında XIII. y. yıl Anadolu’ sunda yaşamış ve toplum üzerinde derin izler bırakmış birçok düşünür ve inanç adamı vardır. Fahreddin Irakeyn (öl. 1289) ’in Tokat’ ta tekkesi vardır. Kalenderiler’le ilişkilidir. Sıraceddin Urumavi (öl. 1283) Konya’da yaşamış ve Mevlana yanlısıdır. Bir başka Mevlana yanlısı olan Kutbeddin Şirazi hikmet, tabiiye, riyaziye ve tıp uzmanıdır. Hacı Mübarek Haydari ise Haydari halifelerindendir. XIII. y. yılda yaşamıştır. Tabduk Emre ile Yunus Emre de yine bu yüzyılın insanlarıdır. Batıni- Alevi akımın içerisinde yer almış ve toplumumuz üzerinde bugünlere kalacak ölçüde izler bırakmışlardır.

Hacı Bektaş Veli, tasavvufun Anadolu’da en gelişmiş dönemini yaşadığı XIII. yüzyılın insanıdır. Bu düşünce- inanç akımlarının ve tasavvuf hareketinin en canlı olduğu dönemde hareketin içerisinde yer almıştır. Horasan Melamiliği’nden Anadolu Batıni- Alevi Kalenderiliği’ne uzanan çizginin temsilcisidir. Düşünce ve inanç hareketlerinin en canlı olduğu bir çağda, bu hareketlere bir düzen kazandırarak, Bektaşilik çığırı içerisinde toparlayarak, birçok hareketi Bektaşilik özgünlüğü içerisinde eritip, karıp ve yoğurup biçimlendirmeyi başarmıştır. O’nun ululuğu işte buradan kaynaklanır.
Alıntı ile Cevapla
  #27  
Alt 28-03-2006, 02:47
sargon - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
sargon sargon isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Onur Üyesi
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 01 Aug 2005
Bulunduğu yer: Isvicre
Mesajlar: 6.665

Onur Üyeliği Başarı Ödülü Başarı Ödülü 

Standart Re: Örnek İnsan Mevlana

Mevlana, Hacı Bektaş, Yunus Emre, Baba İshak, Baba İlyas, Taptuk Emre, Abdal Musa, Ahi Evran, Sarı Saltuk, Karaca Ahmet ve daha niceleri.. Bu insanlar aynı yüzyılın kahramanları hep. Bunlardan birini, Barak Baba'yı buraya aktarmadan duramayacağım. Dönemin özelliklerini bu kadar güzel anlatan bir örnek var mıdır başka. Buyrun. Öenmli gördüğüm bölümleri renklendirdim. Özellikle Geylan emirinin Sünni yobazlığına dikkatinizi çekerim. Barak Baba'yı öldürtür. Bu Arapçı müslümanlarda zerre kadar insan sevgisi yoktur. Tarih de buna şahittir, bugün de.

BARAK BABA
Barak Baba, 1257’de Tokat’ın Çat köyünde doğmuştur. Burası Babai hareketinin merkezidir. Barak Baba böylesi bir düşünsel- siyasal birikimin tam merkezinde olan biridir. Bu durum onun düşünsel ve siyasal kimliğinin oluşmasında belirleyici olur.

Prof. Köprülü’ye göre Barak Baba, “Moğol Şamanlığı’nın sufiliğe etkisinin güzel bir örneği”dir.İlk dönemlerinde Baba İlyas’ın halifelerinden Aybek Baba’ın en iyi müritlerindendir. Sonraları, özellikle olgunluk döneminde aynı çığırdan olan Hacı Bektaş’ın halifelerinden Sarı Saltuk’un müridi olur ve bu bağlılığını sürdürür. Onun Sarı Saltuk’a bağlanması Kırım’a yerleştikten sonra olur.

“Vilayetname” Barak Baba’yı Hacı Bektaş’ın halifeleri arasından gösterir. Hacı Bektaş’ın; “Bir halifem de Barak Baba’dır. O gerçek bir erdir. Ona söyleyin, Karesiye varsın, Balıkesri’ye gidip orasını yurt edinsin” dediği belirtilir.Bu durum Barak Baba’nın Bektaşilik geleneği içerisinde yer aldığının, Bektaşilik Tarikatı’nın bir üyesi olduğunun kanıtıdır.

Aynı gelenek içerisinde yer alan Yunus Emre de bir şiirinde ondan söz eder ve piri Taptuk Emre’nin yakını olduğunu belirtir. Yunus’un dizelerinde bu bağıntı şöyle kurulur:

Yunus’a Tapduk’dan oldı hem Barak’tan Saltık’a
Bu nasip çün cuş kıldı ben nice pinhan olam

Şaman- Sufi karışımı bir tutum sergiler. Saçı, sakalı tıraşlı, uzun bıyıklı, belden yukarısı çıplak, el ve ayak bilekleri demirden halkalı, başında boynuzlu bir maskeyle dolaşmakta, çalgı çalmaktadır. Bu durumuyla “zavalıları eğlendirmek istediğini” belirtmektedir. Onun bu tavırları, Sünni inanç ilkelerine pek uymamaktadır. Eski Yunan’ın Kinik filozoflarını andıran bir yaşam felsefesi ve davranışı vardır. “Haydari Kalenderi’lerinden”dir. Amasya’da halkı “Al- i aba sevgisi”ne çağırmıştır. Ötedünyaya inanmamakta, ruhgöçüne inanmaktadır. Tanrı’nın Hz. Ali’nin kişiliğinden ortaya çıktığına ve sonradan Sultan Hudabende’yle birleştiğine inanmaktadır. Farzların özünün “Ali sevgisi” olduğunu savunmaktadır. Güzelleri Tanrı olarak görüp, secde etmektedir. Mala- mülke değer vermez, kendisine verilen paraları herkesle paylaşmaktadır.

Tarihler çoğukez genel adlandırmalardan bulunarak Barak Baba’yı “Şii” olarak nitelendirirler.Oysa ruhgöçü, Ali ruhunun başkalarından ortaya çıkması gibi inançlara Şiilik ve Caferilik oldukça karşıdır. Kaldı ki, Sarı Saltuk’un müritlerinden olması da onu Şii olmaktan alı kor. Oysa o, bu düşünceleriyle daha sonraki yıllarda Azerbaycan’da ortaya çıkacak olan Fazlullah’ın Hurufiliğinin ve Ali İlahiliğin temellerini atar.

Münecimbaşı, Yazıcıoğlu, el- Birzali ve İbni Aybek es- Safedi gibi eski yazarlar Barak Baba’nın Selçuklu prensi olduğunu yazarlar. B. Noyan ile C. Öztelli de bu kaynakların görüşünü benimseyerek onu bir Selçuklu prensi olarak görürler. Sava göre, Barak Baba Bizans’a sığınan Selçuklu sultanı II. İzzettin Keykavus’un iki oğlundan biridir. Çocuklar orada Hıristiyanlaşmışlardır. İkinci oğulu, Patrik oğul edinmiştir. Sarı Saltuk’un Patrik’le ilişkisi iyidir. Çocuğu Patrikten alarak Müsliman olarak yetiştirir ve kendine mürit edinir. Adını “Barak” kor. Sarı Saltuk’un ölümünden sonra Barak Anadolu’ya geçer.

Tarihsel olay doğrudur. Yalnız, Barak Baba’nın II. İ. Keykavus’un oğlu olduğu kuşkuludur. Kaynaklar söylenceden öteye gitmiyorlar. Eğer sav doğruysa Barak Baba, Türkmenler’in “Barak” aşiretinden olmaması gerekir. Çünkü Selçuklu hanedan üyeleri Oğuzlar’ın Kınık boyundadırlar. O zaman Barak Baba ile Urfa, Gaziantep dolaylarında yaşayan Barak aşireti arasından bir bağ olmaması gerekir. Bu bağ, sonradan kurulmuş olmalıdır. Görüldüğü kadarıyla Kıpçakca’dan “Köpek” anlamına gelen “Barak” adını da ona şeyhi Sarı Saltuk vermiştir. Barak aşiretinden olduğu için bu adı vermiş olmalıdır. Asıl adı bu değildir. Bu ad onun Kalenderice ve Kinik yaşam felsefesine oldukça uymaktadır. Bu ad ona bu iki niteliğinden ötürü takılmış olmalıdır. Bana, onun Barak aşiretinden oluşu daha doğru gelmektedir. İbni Hacer onun Tokatlı bir katibin çocuğu olduğunu yazar. Bu bilgiyi Prof. Z. V. Togan da mantıksal bulur.Zaten Tokat doğumlu olması da onun İ. Keykavus’un oğlu olmadığını kanıtlar. Keykavus’un oğlu olsaydı Konya doğumlu olması gerekirdi. Ayrıca Urfa ve Antep Barakları’nın dedeleri Tokat’tan gelmektedirler ve bu Baraklar’dan oldukça saygı görmektedirler. Baraklar’ın bir bölümünü Selçuklular Tokat ve Yozgat dolaylarına yerleştirmişlerdir. Barak Baba, buralara yerleştirilen Baraklar’dan olmalıdır. Heriki yöredeki Baraklar arasındaki ilişki dedeler yoluyla kurulmuştur. Bilindiği gibi Alevi- Türrkmenliğin tüm özelliklerini taşıyan Baraklar Kanuni dönemine ait eski kayıtlarda Bayat boyunun bir oymağı olarak gözükür. Kimi araştırmalara göreyse Baraklar, XV. y. yılda Yeni- İl’in Dulkadırlı koluna bağlı Barak adlı bir Cerid obasıdır.

Barak Baba, Kırım’da Moğol Hanlığı’nın hizmetine girmiştir. Gazan Han(1295- 1304) ve oğlu Olcaytu Hudabende(1304- 1317)’nin saygısını görmüştür. Saray ve Tatar halkı tarafından sevilip sayılmaktadır. Halkın, Alevi İslamı benimsemesini sağlamıştır. Onun saray ve halk tarafından benimsenmesinde, Moğol şamanlığına benzer bir inanç görünümü sergilemesinin rolü olmuştur. Oniki İmamcı Şiiliğin Moğol yönetimince benimsenmesi, resmi mezhep olarak alınması ve ülkede hutbelerin Oniki İmam adına okutulması Barak Baba sayesinde olmuştur. Halk arasında da “Moğollar’ın şeyhi”, “Tatar şeyhi” ve “Barak Suvar” olarak adlandırılmaktadır.

Barak Baba, sarayda oldukça saygındır. Elçi kurullarında o da görevlendirilmektedir. 1306 yılında Memlüklü sultanıyla görüşmek için bir dervişler topluluğuyla Şam’a gönderilmiştir. Şeri İslama uymayan tutumu oldukça tepki çekmiştir. Bir yıl sonra da Geylan emiri Kutlu Şah’a elçi olarak gönderilmiştir. Geylan emiri şeyh ve Müslüman olmasına karşın Barak Baba’nın Sünni İslam dışı tutumuna aşırı tepki göstermiş, “Müslüman biri olarak Müslüman olamayanlara yardımcı olmaması gerektiği gerekçesiyle” 1307 yılında öldürtmüştür. Olcaytu Hudabende bu olay üzerine Gelanlılar’ı asker göndererek cezalandırmış ve şeyhinin ölüsünü Azerbaycan’daki Sultaniye kentine getirtmiş ve orada gömerek kendisine bir türbe yaptırmıştır. Dervişlerine vakıflar ayırmış ve zaviyeler yaptırmıştır.

Barak Baba’nın geniş bir müritler topluluğu oluşmuştur. Genel Alevi- Bektaşilik çerçevesinde kalan bu topluluk kendisinden sonra da sürmüştür. Onun bu bağlılar topluluğuna “Baraklılar (Barağiyun/ Barakıyyun) ” denmiştir. Cahit Öztelli bu adın verilişini Barak Baba’ya olan tarikat ilişkisine değil de, Baba’nın Barak aşiretinden olmasına bağlar.Oysa durum tam da böyle değildir. Güneydoğu Anaduolu’daki Alevi Barak aşiretinin dedelerinin Tokat’tan gitmesi aşiret Baraklılar’la tarikat ilişkisi sonucu oluşan Baraklılar’ın zamanla bütünleştiği, kaynaştığı ve aynı adı taşıdıkları anlaşılmaktadır. Baraklar’ın tarikat nitelikli varlıklarına XIV. y. yıl ortalarında rastlanır. Gölpınarlı 1351 tarihini taşıyan mezar taşlarından bu izlenimi edinir.Baraklılar Timur döneminde de(1370- 1405) İran’da varlıklarını önemli biçimde sürdürürler.

Barak Baba’nın on sayfalık şathiye biçiminde “Kelimat- ı Barak Baba” adını taşıyan Çağatayca bir risalesi vardır. Kitap, masal edebiyatına kaynak olacak bir gereçler yığınıdır. Farsça bir açıklaması vardır. Kitap, 1449’da İlyas adlı birince Türkçe’ye çevrilerek yazılmıştır. Kitabın bilinen bu en eski nüshası Amasya Kütüphanesi’ndedir.
Alıntı ile Cevapla
  #28  
Alt 24-10-2006, 22:50
pante - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
pante pante isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
 
Üyelik tarihi: 01 Nov 2005
Bulunduğu yer: İstanbul
Mesajlar: 8.936
Standart Re: Örnek İnsan Mevlana

Mevlana hayatını, bildiklerini halka öğretmek için adadı, derslerinde, sohbetlerinde ve yazdığı kitaplarda en karışık felsefe teorilerini, en zor kelam (sözcük) bilgisini en basit ifadelerle anlatıp yazmayı bildi. Tam bir varlık birlikçiydi. Hak ile halkı birbirinden ayırmaz, halkı Hak'kın bir sureti bir tecellisi olarak görürdü. Kusursuz bir sufi olarak, Hak'kı halkta görüp sevmek gerekliliğine inanır ve savunurdu. Her şey Hakkın bir tecellisi olunca, ortada suçlu-suçsuz, güzel- çirkin, iyi-fena diye bir şey kalmaz, bütün bunlar Hakkın çeşitli görünüşleri olurdu.

Mevlana, tasavvuf inancını sadece bir teori olarak benimsemeyip, günlük hayatına da uyarlamıştı. Bu bakımdan büyük ve içten bir hak dostuydu. Çocukları, kadınları, suçluları, hastaları, ayırt etmeden hepsine sevgiyle yaklaşır, sevgiyle davranır, bağlılık gösterir, saygı duyardı.
Hükümdarlara, vezirlere, seçkinlere ayrıcalık tanımaz 'insan' kavramından yola çıkardı. Ona göre, insan önce kendisindeki kin, kıskançlık, hırs, merhametsizlik gibi kötü huyları görüp, onları eğittikten sonra başkalarını kınamalıydı.
Sıkıntı ve huzursuzluk mutlaka bir günahın cezası, huzur ise bir ibadetin karşılığıydı. İyilik yapmak bir tür ibadetti ki, hem yapan, hem de yapılan kimse için yararı vardı. Dinlerin, felsefelerin, ahlak sistemlerinin insanı daha mutlu, daha değerli yapma yolunda birer araç olduğunu görmüştü. Bu araçların herhangi birinde takılmak, durmak istemez, aslolan gerçeğe giden yolun 'aşk' olduğuna inanırdı. En küçük yaratıktan en ulu varlığa kadar yayılmış, insanın alıp verdiği her nefesle bir olan sonsuz bir sevgi. Bu sevgiyi besleyen sınırsız bir hoşgörürlük ve karıncadan Süleyman'a yaygın bir vefa idi onun aşkı.

Bu, insanların dıştan gördüğü evreni içten görüşü demekti. Bu sevgi coşkunluk durumu geçince tüm insanlara, tüm canlılara yayılır, iyiyi güzeli doğruluğu amaçlar. Ona göre Aşk insanı hırstan, kibirden, varlıktan ve benlikten kurtaracak tek ilaçtır. İnsan onunla bireysellikten kurtulur. Bu düşüncesini;
"Gerçek sevgilide suret yoktur. Güneş ışıkları duvara vurunca, duvar parlaktır, güzeldir. Fakat bu güzellik, bu parlaklık, duvarda, duvarın üstünde değil, güneştedir. Duvar yıkılsa bile güzellik güneşte sonsuzdur. Şu halde kerpice değil, güneşe gönül vermek gerek." diye tanımlar.
Alıntı ile Cevapla
  #29  
Alt 18-12-2006, 00:13
pante - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
pante pante isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
 
Üyelik tarihi: 01 Nov 2005
Bulunduğu yer: İstanbul
Mesajlar: 8.936
Standart Re: Örnek İnsan Mevlana

Bugün 17 aralık Mevlana'nın vuslat günü. Yani Aşkına kavuştuğu gün. 17 aralık 1273'de yaşamını yitiren Mevlana için her yıl vuslat gününde “Şeb-i Arus” düğün töreni yapılıyor.

Bizde aydınlanma olmadı, diyenlerin yüzüne bakarak 13. yüzyılda doğdu Mevlana Celaleddin Rumi güneşi. Ne doğudan gelen vandalizm, ne batıdan gelen haçlı orduları onun hümanist aydınlığına engel olabildiler.

O nur ki 800 yıldır insanlığı aydınlatmakta. Onu anlayanlarla anlamayanlar asla bir olamazlar. Anladıktan sonra onun ateşi ego denen zavallı çemberi kırar geçer de ondan sual olmaz bir daha. Nezihe Araz’ın “Aşk peygamberi” dediği Mevlana tüm dünyada binlerce sitesi, milyonlarca hayranı ve kitaplarıyla ruhsuz An’a ruh üflemekte. Egosuyla herkesin sırtına yük olan zavallılara der ki:

“Hür ol da yeryüzünde at gibi hür yürü. Cenaze gibi kimsenin sırtına binme. Tanrı nimetine küfranda bulunan, ister ki herkes kendisini yüklensin de ölüyü mezara götürür gibi götürsünler. Rüyada kimi tabuta binmiş götürülüyor görürsen yüce rütbeli, büyük mevkili bir adam olur o. Çünkü tabut halkın sırtına yüktür.”

Rum dülgere Mevleviler sormuşlardı: “Neden Müslümanlıktan iyi din yoktur, diyorsun da Müslüman olmuyorsun?”

Dülger mahcup mahcup güldü: “Elli yıldır Hıristiyan’ım. İsa’dan utanıyorum, vefasızlık etmekten…”

Tam o sırada Mevlana geldi: “Evet” dedi. “İmanın sırrı buradadır. Haktan, vefasızlıktan korkan Hıristiyan da olsa imanlıdır. Bırakın adamı 50 yıl kime hizmet etmişse yine ona etsin. Ne farkeder?”

Hüsam Çelebi’nin aklında bundan daha canlı bir anı var: Alaaddin Camii’nde bir hoca: “Allah’a şükürler olsun ki, bizi kafir yaratmadı, Hıristiyan yaratmadı.” diye şükrediyormuş. Dinleyenler bunu Mevlana’ya söylemişler. İçerlemiş:
“Sapık! Sade kendi sapık değil, kendiyle birlikte halkı da saptırmada. Kendini onların terazisiyle tartıyor da bir dirhem fazla geldim diye övünüyor. Erse gelsin, peygamberlerle erenlerin terazisiyle tartılsın, o zaman değerini anlar, ne olduğunu görür.”

Bugün içi boşalan entelektüel yapımız «şeb-i arus» ile vuslata ererse yeni bir sentezin düğün gecesi de yakındır demek.

Dünya her nefeste yaratılır çünkü. Ömür su gibi yeniden yeniye akıp gider.
Nezihe Araz/ Aşkın Peygamberi
Alıntı ile Cevapla
  #30  
Alt 18-12-2006, 04:05
servet servet isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 29 Jan 2006
Mesajlar: 106
Standart Re: Örnek İnsan Mevlana

bak mevlanaya karşı olan ateist çıkar mı, çıkmaz. çünkü mevlana din ile değil aşkla,sevgiyle hoşgörüyle ön planda olmuştur, o yüzdendir tüm inanç mensuplarınca sevilmesi. onun derdi din yaymak, cihat etmek değil sevgiyi yaymak olmuştur, sevgi olmadıktan sonra din olsa nolcak.

HER İNSAN TANRIDIR!
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Önerilen Siteler


Yetkileriniz
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı

Gitmek istediğiniz forumu seçiniz


Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 20:35 .