Turan Dursun Sitesi Forumları
Geri git   Turan Dursun Sitesi Forumları > Genel Forumlar > Politika

Cevapla
 
Başlık Düzenleme Araçları Stil
  #31  
Alt 03-04-2011, 17:22
spartacus - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
spartacus spartacus isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 06 Apr 2006
Mesajlar: 13.701

Onur Üyeliği 

Standart

Bir kaç başlıkda da gündem oldu, ben bu başlıkda cevap yazmak düşüncesindeyim..

Öncelikle milli unsura dayanan ya da dayanmayan(emperyal örneğin) her bir şeyi faşizm olarak değerlendirmeyi uygun bulmuyorum. yakınma düzeyine gelmiş ve geçmişe kapris temelinde bir bakış açısından yansıyan görüşleri çok anlamlı bulmuyorum. Hatda geçmişe objektif yaklaşmak gerekir, kişisel düzeylerlede yada politik fayda unsurlarına dayalı her görüş, kendisini haklı ve söylediklerini doğru çıkartmak hissiyatına dayalı her düşünceyi sakatlanmış bir öznellik olarak görebiliriz. Yani şunu yapmış, bunu yapmamış düzleminin pekde yararlı olacağını düşünmüyorum. Eğer ortada tezlerimiz var ve bu tarz söylemler amaç değil, dayanak noktasında birer araç olarak sunuluyorsa bu yerindedir, tersine veri, dayanak olmaktan uzak, salt siyasal amaçların birer amacına dönüyorsa bunun bilimsel yaklaşım açısından da çok anlamı olduğunu düşünmüyorum. Yani tarihe kendi kişisel beklentilerimiz ve bu beklentileri kişilerin yapıp, yapmadıkları temelinde yaklaşılamaz. İletişim alanlarında ise kişileride kapsayan bu tür toptancı ulasalcılar faşisttir, kemalistler faşisttir vb söylemlerinde, tersinden karşı çıkılan baskıcı, kısıtlayıcı görüşlerle aynı tarafa savrulmak olduğunu dşünüyorum bu halde bu tutumda böylesi tanımlarımıza sadık kalarak faşist bir tutumdur denebilir. Örneğin ulusalcı=faşist demek değildir, bu anlamda böyle bir görüşümüz olsa dahi birlikde olduğumuz ortamlarda ulusalcı olana ya böyle olma ya da çek git demiş oluruz. ya da ifade özgürlüğünden ne anladığımızı değilde hiç bir şey anlamadığımızı gözler önüne sermiş oluruz. Bu herkes için geçerli diye düşünüyorum ve bu davranışın ister kabul edilir ama ister edilmez, tarihsel gelişimimiz açısından ulusalcı görüşlerde fazlasıyla hakim olduğunu da biliyoruz. Yani vatan haini olmak dahi an meselesidir, yeterki farklı düşünmüş olalım ve vatanın birilerinin kişisel politik çıkarlarının ipoteği olarak görüldüğünü atlamayalım. Bu yaklaşımların sakat ve çağdışı olduğunu görmek gerekiyor, yalnız sorun kişilerin görüp görmemesi değil, dinler gibi millet faktörününde bu anlamda politikaya alet edilmiş bir unsur olduğunu kavramak gerekiyor. Bu durumda millet, din vb sosyal-kültürel yapıları kendi politikasına alet edenler, elbetde her daim bunlar üzerinden kitleyi galeyana getirecek, kitleyi elinde tutacağı hassasiyetler, düşman görüşler, düşmanlıklar yaratacak ve kitleyi kendisine bağımlı, kendisine tapar ve allah başımızdan eksik etmesinci hale getirecek, kısaca güdüleyecek, uyuşturucak ve kullanacaktır.

"Kitlesel olarak aşırılığa eğilim gösterme, hoşgörüsüzlük ve radikal bir değişime duyulan umutsuz arzu; istikrarlı bir demokrasiyi imkansız kılan bütün bu faktörleri yaratmak oldukça zor bir iştir. halk kendini güvende hissediyorsa politik açıdan tahrik yaratmak isteyenler kendilerini boş meydanlarda atıp tutarken bulurlar. Gerçekleşen senaryo ise şudur: insanlar birden bir korkuya kapılır, başka türlü şüphe etmeyecekleri tehlikenin farkına varırlar* ve ortalıkda konuşan tahrikçilerde buna tercüman olurlar." Naziler İktidarı nasıl Ele Geçirdi, William Sheridan Allen, s:53, Alkım yayınları.

*Türkiye açısından ise yakın geçmişimizde ve birazda günümüzdeki "Tehlikenin Farkında mısınız" kampanyasını anımsayalım.

Türkiye de İttihat ve Terakki kültürü, terkedilmiş yada karşıya alınmış değildir, tek cümleyle özetleyeceğimiz bir geçiş ve yansıma süreci vardır, Türkiyede devlet ve üstyapı modeli ittihat terakki'nin örgütlenme modelidir, bu yapısal benzerliği bir yana bırakırsak, en çokda İttihat ve Terakki'den darbecilik miras alınmıştır. Daha baştan yönetim anlayışı malesef tepesinde kendilerini her şeyin istihbaratçısı sayan, toplumun her an parçalanacağı, dağılacağı, ileriye dönük ve atılmış adımların hepsinin suya düşebileceği vb korkular ya örgütlüdür ya da örgütlenmiştir(yönetimde şeflik anlayışı). Tüm bu miraslar tam anlamıyla aşılamamış, açıkdan olan bu yönetim anlayışı asli sigorta olarak yer altına çekilmiştir. Gelişen süreç ve ilerleyen tarih açısından ise diğer tarafdan da feodalitenin kendiliğinden çözülmeye girmesi süreciyle birlikde bu tarz örgütlenme modelleride gereksinim ve gerçekliğini yitirmiştir, yitirmektedir, bu sürece karşıda bu otokratik ve askeri şeflik modeline dayalı faşistleşmiş yapı direnmektedir(ki bu yapı bu gün çağımızın en adi örgütlülüğünü sergiliyor denebilir, susurluk'dan şemdinliye, uyuşturucu ticaretinden silah kaçakçılığına, ekonomik çıkarları sözkonusu olanların rakiplerini sindirmek yada yok etmek için başvurduğu kiralık katillik işlerine, Jitem'den Hizbullah ve bizzat TİT(Türkiye İntikam Tugayı) kurmaya varana değin açığa çıkanda tamamen bu yapıdır.) Bu yapı ise bir üstde kısaca aktardığım alıntıdaki işlerle hem iş bitiriyor hem de kendisini din-millet olgusu üzerinden kitle sömürüsüne dayalı bir zırh oluşturuyor. Basın ve medya ve sosyal iletişim ağlarında hatrı sayılır bir güce sahiptirler ve bir çok aşırı uçlarda seyreden milli söylemleride ölüm-kalım meselesi gibi piyasaya sunan bu çekirdek kadrodur denebilir. 1990 larda ise bir anda bu sunumalrın artmasının altında ise dünya daki değişimler, ve bu tür örgütlenmelerin hem bilince edilmesi hemde toplum nezdinde deşifre olmalarının sonunda ayaklarının altından toprak kayacağı ve savunmasız kalacakları histerisiyle de ilgilidir, bayrak inmez ezan susmaz dönemleri, bu faşist yapılanmanın kan kaybettiği ve kendi gelecekleri adına telaşa kapıldıkları dönemdirde.

Tarihde aydınlanma dönemiyle birlikde yayılan milliyetçilik akımlarından bahsederiz. Daha doğrusu ve aslında bahsetmemize bağlı bir şeyde değildir, bu somut yaşanmış bir gerçektir. Eğer biz bu unsura faşizm olarak yaklaşırsak hatalı çıakrımlar üretmiş oluruz. tarihde her iktidar ve yönetim anlayışı sosyal ve toplumsal örgütlülüğe ihtiyaç duyar. Bu feodalitede ümmettir haliyle ümmetçiliğin toplumsal ve sosyal varlığı gibi, yeni tipde bir sistem, yeni tipde devlet ve yönetim anlayışıda, sosyal, politik, toplumsal ölçekli bir birlikteliğe gereksinim duymuştur. Bu gereksinim ve birleştirici belirleyici birliktelik millet unusuru üzerinden şekillenmiştir. kaldı ki feodalitenin yayılmışlığı coğrafik alanlardaki çeşitli milletlerin, millet bilinci ve örgütlülüğü ile kırılabilirdi. Dünya da feodal ülkeler yıkılmış yerlerine ise ulus-devlet modelli devletler kurulmuştur. Bu anlamda bu devletlerin faşist olduğunu iddia edemeyiz.

Emeryal yayılmayıda milli bir yayılma olarak görme anlayışıda ekonomi-politiklikden yoksun kalmaktır. Eğer emperyalist yayılmalar milli bir amaç temeline dayanıyor olsa idi, bu gün dünyanın tüm gelişmiş, emperyalist ülkelerini katıksız faşist olarak görmemiz gerekir. Onlar dışında kalan gelişmemiş ülkelerin ise henüz ekonomi-politik ve sosyo-kültürel olarak feodaliteyi tasviye edememiş olmaları ve milli unsurun hala öyle ya da böyle belirli ölçeklerde yaşıyor ve aşılmamaış olmasına bakarak da tüm gelişmemiş ülkeleride faşist olarak nitelememiz gerekirdi. Tabloya böyle baktığımızda dünya da faşist olmayan bir ülkeden bahsetmek neredeyse imkansız hale gelir. Emperyalist yayılmanın temelinde ekonomik sömürü yatar. İster kendi yayılmacı politikalarını benimsetmek ve bu doğrultuda meşru zemin bir onay almak için kendi toplumları içerisinde dönemsel olarak dini, isterse yine aynı anlama gelmek üzere milleti kullanıyor olsunlar, burada amaç ekonomik sömürü ve ona maddi ve manevi bir zemin oluşturmak temeli var ise bu faşist değil, emperyalist, kapitalist(sermaye birikimi ve servet adına kaynak sömürüsü) bir yaklaşım ve yayılmadır denebilir. Hayır öyle değil ama coğrafyaya salt ırka ve millete dayalı, yayıldığı her bölgede başka mileltleri sindiren, asimile eden veya tarihsel gerçeklikten kopartıp, tarihsel olarak yok olmaları temelinde yürütülen uygulamalar ise, buna da emperyal ya da emperyalist yayılma denemez, buda faşist yayılmadır.

Ulusalcı olduğunu iddia edipde ulusların kendi kaderini tayin hakkını karşıt bir görüşle tartışmaya açanlar ulusalcı olamamışlar demektir. Milliyetçilik akımları ile yayılan ve ulus devletlerle sonuçlanan burjuva devrimler dönemini düşündüğümüzde, bu burjuva bir hak olarak açığa çıkmıştır. Bu anlamda ulusalcılığın ölçütlerinden bir taneside ulusların kaderlerini tayin hakkına saygı duymak ve ulusların kendi kaderlerini belirlemelerine karşı onları sindirme, asimile etme, yok etme yoluna başvurmak değil aksine yerine göre destek sunmak, yardımcı olmak olmalıdır.

Bu anlamda ulusalcı olmak ile üst paragraflarda kabaca geçtiğim İttihat terakki yapılanmasının kendi içinde darbeci, ortaçağdan miras otokratik yönetim ve merkez, topluma karşıda faşist bir yapılanma anlayışının sahte varlık koşullarına tabi olmak arasında derin bir fark vardır.

Yine de ulus-devlet sorunlarını aşmak ve çağdaş, demokratik ülke ve toplumsal yapıya kavuşmak bana göre üst perdeden söylem yada salt kültürel bir sorun gibi ele alınamaz. (yani insanların fikir ve düşüncelerinden hareketle faşist olarak isnat edilmesi ya da damgalanması toplumsal ve iletişim alanları açısından hem töhmet altında bırakıcı hemde demokratik, ifade özgürlüğü temelinde bir tutum olarak düşünülemez, tersinden belkide buda ayırt edici özelliklerini kaybettiğimiz faşist kelimesini kendimizede esas aldığımız bir yaklaşım olabilir) Ulus-devlet, vatan-millet sorunları ve edebiyatını aşmak feodal üst yapınında tasviyesi ile doğru orantılı işleyecek bir süreçtir. Bir ülke ekonomik bağımsızlığını henüz sağlayamamış ise bu feodaliteyi henüz tam anlamıyla tasviye edememiş olduğunu, bilhassa da ekonomik gelişim sürecini tamamlayamamış olduğunu gösterir. Ümmet ve din istismarı üzerinden siyasal partiler kapitalist bir dünya da hala tek başına iktidar olabiliyorsa, ister istemez milli varlık söylemi kendiliğinden bir yer ediniyor demektir. Bu yansımalar tamamen politiktir ve bir tarafda din diğer tarafda ise millet istismarcılarını yaratacaktır ve her milli söylemi faşist olarak damgalamak bana göre objektif koşulların görmezden gelmek demektir. Ulusalcılar faşist ise ümmetçiler köhne gerici, oligarşik(günümüz açısından faşist) olmalıdır. kapitalist-emperyalizmden yana olanlarda, yayılmacılığın millet ve coğrafya ötesi olduğuna göre onlarda faşisttir. Sosyalistlerde sosyal faşisttir. Faşist olmayan kimse kalmamıştır denebilir.

salt öznel ve kendi subjektifliğimizi bir yana bırakalım ve sitemizde sadece ırkçılığa yer olmadığını tekrar hatırlayalım. Örneğin ırkçılığa kapıları kapalı bir site olmamız bize işte yasaklamışsın denebilir, ortada bir yasak yoktur, ortada siteye katılan tüm gönüllü birlikteliğin bir tercihi vardır. Bu bir tercihdir ve sitemizde ırkçılık tercih edilemez bir şeydir ve iletişim alanında ne onlarla nede onların bizimle olmasını tercih etmiyor ve istemiyoruz. Durum bu kadar açıktır.

Anti-emperyalist olma meselesinde de ulusal yaklaşımlarımızla ilgili bir iki şey söylemek istiyorum, emperyalizm dediğimiz milli bir yayılma ve milli bir karşı koyuş değildir. Savunulması gereken milli bağımsızlık değildir, ekonomik bağımsızlıktır. Milli bağımsızlık zaten TC kurulduğunda elde edilmiştir. Bu anlamda milli bağımsızlık sorunu olan Türkler değil Kürtlerdir. İster kabul edilir ister edilmez ama objektif gerçek böyledir. Bu gerçek görülmediği sürece de Türkiye zaten o sloganik söylemlerde adı geçen ilericiliğe erişemeyecek, gelişimini sürdüremeyecektir. Emperyalist yayılmada milli yayılmayı amaçlamaz ancak bu yayılmayı başarabilmek için girilen coğrafyada toplumsal irade sağlayacak her türlü sosyal-kültrel oluşumuda dağıtmak zorunda kalabilir. Ya da tersinden işgal dönemlerinde toplumu toplumsal bir karşı koyuş temelinde din ve millet gibi yapılarla birleştiriyor olmamız meselenin özünün millet veya din olduğu sonucuna varmamızı sağlamaz. tamamen ekonomiktir ve bağımsızlık milli bağımsızlık değil ekonomik bağımsızlık açısından geçerlidir. Bir diğeride milliyetçilik akımları. Bu gün Türkiye'nin milliyetçilik akımlarına ihtiyacı yoktur, artık saltanat dünyasında yaşamıyoruz. Devlet kurulmuş, saltanat ve feodal iktidar tasviye edilmiş, milliyetçilik akımı yaymanında, böylesi bir akımda durduğunu sanmanında objektif gerçekliği kalmamıştır. Ulusalcılık açısından ise yakın tarih pratiği göstermektedir ki iki seçenek ortaya çıkmıştır, ya ittihat terakki tarzı bir yapılanma yada sosyal demokrasi temelinde bir yapılanma.

Sersemler akıllıların 7 yılda cevaplandıramayacağı soruları 1 günde sorarlar.
-------
Korku ve menfaat dalkavukluğa yol açar.
-------
İnsan korktuğuna ya da arzuladığına çok kolay inanır. La Fontaine
-------
Öküz tahta çıkarsa padişah olmaz, saray ahır olur. Çerkes Atasözü
-------
Akıllı bizi arayıp sormaz, aptal bacadan akar.
------
Su dağları kemirir, vadileri doldurur.
------
Aslanlar kendi tarihçilerine kavuşuncaya kadar kitaplar avcıyı övecektir.
------
Hürriyet, başkalarına vermedikçe alamayacağımız tek şeydir. William Allen White
------
Belki söylendi herşey,/ belki de gece bekleniyor/ yazılsın diye aynı cümle. Tüm nedenleri yeryüzünün/ bir çakıltaşına takılıp kaldı. Esteban
------
Sıradan insan kendini evrenin merkezi yapmanın yolunu arar; bilge kişinin evreni onun merkezindedir. Lao Tzu

Konu spartacus tarafından (03-04-2011 Saat 17:42 ) değiştirilmiştir.
Alıntı ile Cevapla
  #32  
Alt 03-04-2011, 17:36
Jolly Jocker - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Jolly Jocker Jolly Jocker isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 24 Aug 2008
Bulunduğu yer: Antalya
Mesajlar: 1.323
Standart

Ulusalcı Oportünistlerin Mahir'i ve THKP-C'yi Sömürmelerine Yanıt

Oportüniste yeterli açıklamaları yaptık ama cahilliğinin ardı arkası kesilmeyen ve işi sadece Mahir'den yaptığı birkaç alıntıyla halledeceğini sanan bu sığ ulusalcı faşiste madem öyle biz de Mahir yoldaştan birkaç alıntı yapalım. Uzun bir alıntı olacak ama Mahir'in kemalizm konusunu nasıl gördüğünü açıkça ortaya koyarak bu tür ulusalcı oportünistlerin Mahir yoldaşı istismar etme çabalarını kesecektir. Mahir yoldaş, kendi yazısında konuyu irdelerken Lenin'den de alıntılar yapmıştır. Mahir Çayan'ın 'Kesintisiz Devrim 2-3' adlı kitabına bir bakalım;

''1923'te kurulan, milli, laik Türkiye Cumhuriyeti'nde yönetim, hiyerarşik tabanın üst kademesinde kemalistler olmak üzere, küçük-burjuvazinin ve de burjuvazinin bütün fraksiyonlarının ortak yönetimidir.
Feodal mütegallibe sindirilmiş, ancak politik ve ideolojik gücü kırılmasına rağmen, ekonomik gücü bertaraf edilememiştir.
Kısaca özetlersek, feodal-komprador devlet mekanizması parçalanmış yerine, tek parti yönetimi altında küçük-burjuvazinin diktatörlüğü egemen kılınmıştır.


Lenin, küçük-burjuvazinin hiyerarşinin en üstünde yer aldığı yönetimin niteliklerini şu şekilde belirtmektedir:
  • "... otorite ve devlet gücünün bu sınıfın ekonomik, sosyal ve politik hiyerarşinin başında kalmasının hizmete konulması ve emperyalizmle ittifak halinde bulunan feodalite ile sermaye diktatörlüğü yerine küçük-burjuva diktatörlüğünün kurulması, bunun için de baskıcı devlet mekanizmasının bu sınıfın çıkar ve ideolojisinin hizmetine konulması."
İşte 1923 Türkiye Cumhuriyeti yönetiminin ideolojik ve politik niteliği budur.
Ekonomik plandaki yönetimi ise özetle şudur: Özel mülkiyet ve kârı temel alan (başka türlü olması eşyanın tabiatına aykırıdır) kendi sınıfsal ve de ekonomik örgütlenmesini genişleten, giderek de "milli burjuvazi" sınıfını yetiştirmeye yönelik, küçük üretime dayanan, özünde boş bir milli ekonomi yaratılmıştır.


Bu tip ekonomiye ilişkin, Lenin şöyle demektedir:
  • "... Şehir ekonomisinin hafif endüstri temeli üzerinde kurulması, daha doğrusu kırsal bölgelerde ve şehirlerde bir tüketim ekonomisinin kurulması (bu 'ne üretilirse tüketilir' ilkesine dayanan ve birinci derecede küçük-burjuva tüketim ihtiyaçlarının hizmetinde olan bir ekonomidir; küçük-burjuva, proletaryanın ve yoksul köylülerin gücünden elde ettiği artı-değerin büyük bir kısmını elinde tuttuğu için nispeten büyük bir satın alma gücüne sahiptir)."
1923 yıllarında yönetimin üst kademesinde bulunan Kemalistler, başlangıçta emperyalizmle ekonomik plandaki ilişkilerde çekimserdirler. Bir yandan emperyalizmin uzantısı komprador-burjuvazi tasfiye olunurken, yabancı tekellere ilişkin pek çok stratejik işletmeler satın alma yolu ile millileştirilir ve de borç almada son derece dikkatli davranılırken, öte yandan yine de kapitalist dünya içinde yer alınarak, yabancı sermayeye bazı imtiyazlar tanınmaktadır. İdeolojik ve politik alanda gücü iyice kırılan feodalizmin ekonomik gücüne, fazla dokunulamamaktadır. Yani, küçük-burjuva yönetimi, sınıfsal karakterinden dolayı, emperyalizm ve feodalizmle olan bütün köprüleri atamamaktadır.

"... Küçük-burjuvazinin örgütlenmesinin genişletilmesi, bununla birlikte feodalite ile olan sınıfsal ve siyasal ilişkilerini koruyacak bir köprünün kurulması." (Lenin) (Mahir Çayan, Kesintisiz Devrim 2-3)

Görüldüğü gibi Mahir yoldaşın kemalizm konusundaki görüşleri çok nettir. Kemalizmin sadece kurtuluş savaşı döneminde antiemperyalist olduğunu, savaştan sonraki iktidarın bir küçük burjuva diktatörlüğü olduğunu, yönetimin küçük burjuvazi ve burjuvazinin tüm fraksiyonlarının ortak yönetimi olduğunu, ekonomik olarak da özel mülkiyet ve karın temel alındığını, milli burjuvazi geliştirme hülyasına dayandığını, ''özünde boş bir milli ekonomi'' olduğunu -Lenin'den de alıntılar yaparak- açıkça belirtmiştir. Mahir yoldaşın devam eden satırlarında da; kemalizmin savaşta sonra iktidarı alınca hiçbir zaman emperyalizme karşı tavrında net bir karşı koyuş olmadığını, ''başlangıçta çekimser kaldığını'', sonrasında ise ''kapitalist dünya içinde kalarak yabancı sermayeye imtiyazlar tanıdığını'' belirtiliyor. Mahir yoldaş açık ve net bir biçimde, ''küçük burjuva yönetimi'' olarak tanımladığı kemalizmin ''sınıfsal karakterinden dolayı'' emperyalizm ve kapitalizmle olan bütün köprüleri atamadığını da yazmış.

EDİT ..

Konu prozac tarafından (03-04-2011 Saat 20:56 ) değiştirilmiştir.
Alıntı ile Cevapla
  #33  
Alt 03-04-2011, 17:58
Jolly Jocker - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Jolly Jocker Jolly Jocker isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 24 Aug 2008
Bulunduğu yer: Antalya
Mesajlar: 1.323
Standart

Ulusalcı Oportünistlerin Deniz ve THKO'yu Sömürmelerine Yanıt

Ulusalcı nazi özentileri tarafından THKP-C'den çok daha fazla istismar edilen örgüt THKO'dur aslında. Her ne kadar THKO -tıpkı THKP-C ve TİKKO gibi- ulusalcıların pek bir bağlı oldukları devletle ve orduyla savaşmak üzere kurulmuş ve bu amaçla Nurhak Dağlarına varmak üzere yola çıkmış da olsa, kemalistler Deniz'in THKO'sunu sömürmeyi pek severler! İşin kötü tarafı Deniz Gezmiş'in Mahir gibi kitaplar yazmaya fazla vakit bulamamış olmasıdır. Ama yine de THKO örgütünde şef sıfatıyla anılan ve Deniz'le birlikte asılan üç fidandan biri olan Hüseyin İnan yoldaş'ın ''Türkiye Devriminin Yolu'' adlı değerlendirmesi, THKO'nun yayınladığı ender dökümanlardan biri olarak çok kıymetlidir ve bize ulusalcıların istismarlarına cevap vermek için gerekli mezlemeyi sunmaktadır. Hüseyin yoldaş tarafından kaleme alınmış olan THKO'nun Türkiye Devriminin Yolu bildirisinden ilgili yerleri aktaralım;

''Emperyalizmin tasfiyesinden sonra halk kitlelerinin kendi aralarındaki çelişkiler ön plana çıkacaktır, fakat emek-sermaye çelişkisi temel çelişki olmayacaktır ve olamaz. Temel çelişkinin emek-sermaye çelişkisi olması demek, toplumda kapitalist üretim ilişkilerinin hakim olması ve işçi sınıfının sömürülmesi demektir. Oysa MDD[Milli Demokratik Devrim] böyle bir toplum yaratmayacaktır. Emek-sermaye çelişkisi talî bir çelişki olarak MDD sürecinde belirli bir dönem var olacaktır, fakat hakim çelişki olamaz. Olması demek devrimde işçi sınıfı öncülüğünün gerçekleşmemesi demektir. İşçi sınıfı öncülüğünün gerçekleşmemesi halinde ise, MDD söz konusu değildir.

''Devrimde işçi sınıfının öncülüğünün gerçekleşmemesi halinde, pratikte öncülüğü ele geçirebilecek sınıf küçük burjuvazidir. Toplum, ya kapitalizme kayacaktır ya da geçici bir bocalama döneminden sonra ülke tekrar emperyalizmin kontrolüne girecektir. Ulusal Kurtuluş Savaşından sonra Türkiye’nin tekrar emperyalizmin kontrolüne girmesi, ikinci alternatife tipik bir örnektir.

"Kurtuluş savaşına, Türkiye’nin sınırları içinde yaşayan bütün ulusların ilerici ve anti-emperyalist sınıf ve tabakaları aktif olarak katıldılar. Bağımsızlık savaşının sonunda kurulan hükûmette Türk milliyetçiliği hakim durumda idi. Bu nedenle Türkiye’nin sınırları içinde yaşayan hiçbir ulusa demokratik hak ve özgürlükleri tanınmadı; tam tersine, bütün uluslar asimile edilmeye başlanarak Türk ulusu imtiyazlı bir duruma getirilmeye çalışıldı.

"Türkiye’deki tüm emekçilerin çıkarlarına en uygun çözüm yolu da bölgesel özerklik olacaktır. Bölgesel özerkliğin sınırlarını ve kapsamını da ancak aynı sosyal ve iktisadî yaşantıya sahip olan halkların kendileri tayin eder. Biz, bu özerklikte titizlikle Türkiye’de uluslararası (sosyalist) kültürün ve iktisadî yapının korunmasına çalışmalıyız. Çalışmalıyız, çünkü sosyalist, uluslararası kültür ve iktisadî ilişkiler bütün çalışan sınıf ve tabakaların çıkarınadır.'' (Hüseyin İnan, Türkiye Devriminin Yolu)

Herhalde Deniz'in ileri gelenlerinden olduğu THKO'nun temel dökümanlarından olan ve Deniz'le birlikte asılan Deniz'in yoldaşı Hüseyin İnan tarafından yazılan bu belgede koyulttuğum kısımlar ulusalcı oportünistleri yerin dibine sokmaya yetmiştir!

Konu ulpian tarafından (04-04-2011 Saat 03:17 ) değiştirilmiştir.
Alıntı ile Cevapla
  #34  
Alt 04-04-2011, 11:06
spartacus - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
spartacus spartacus isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 06 Apr 2006
Mesajlar: 13.701

Onur Üyeliği 

Standart

Freddie ben kullandığın dilide yöntemide uygun bulmuyorum...

Bu ne, isnat üzerine yazıp çizmenin kime ne yararı ya da kattığı bir şey var. Ulusalcı nazi, ulusalcı faşist.... Bunlar isnat, yafta, isnat ile konu ele alınmaz. Birde kendisi burada olmayanlar için muhatap ve hitap tarzı yaklaşımlar sergilenmesi de subjektif duruyor. Diğer tarafdan da yaşayan ve iletişim ortamlarında varlık gösteren insanlara yazarken bu tarz yol ve yöntemler tutmanında hiç bir alemi yok. Kimsenin hiç kimseye yaşam hakkı tanımama gibi bir tutuma girmesi tasvip edilemez.

Varsa cevaben yazacağın bir şey önce onu bir paragrafda alıntılarsın, sonra sorun kişisel bir mesele değilse kişiselliğin gölgesinde yazılmaz. Kişisel ise bunun da başka yolları var, bu biçimde deklare, deşifre ve mimleme anlayışı ile eleştiri yapılmaz, zaten bir şeyde anlatılamaz.

Benimkisi sadece görüş belirtimidir, kabul edilirse diğer tarafdan da dostça bir eleştiridir, kabul görmezse de sorun yok, fikrimdir.

Sersemler akıllıların 7 yılda cevaplandıramayacağı soruları 1 günde sorarlar.
-------
Korku ve menfaat dalkavukluğa yol açar.
-------
İnsan korktuğuna ya da arzuladığına çok kolay inanır. La Fontaine
-------
Öküz tahta çıkarsa padişah olmaz, saray ahır olur. Çerkes Atasözü
-------
Akıllı bizi arayıp sormaz, aptal bacadan akar.
------
Su dağları kemirir, vadileri doldurur.
------
Aslanlar kendi tarihçilerine kavuşuncaya kadar kitaplar avcıyı övecektir.
------
Hürriyet, başkalarına vermedikçe alamayacağımız tek şeydir. William Allen White
------
Belki söylendi herşey,/ belki de gece bekleniyor/ yazılsın diye aynı cümle. Tüm nedenleri yeryüzünün/ bir çakıltaşına takılıp kaldı. Esteban
------
Sıradan insan kendini evrenin merkezi yapmanın yolunu arar; bilge kişinin evreni onun merkezindedir. Lao Tzu
Alıntı ile Cevapla
  #35  
Alt 04-04-2011, 12:59
güneşinzaptıyakın güneşinzaptıyakın isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üyeliğini Sonlandırmış
 
Üyelik tarihi: 30 Aug 2009
Mesajlar: 2.219
Standart

Sevgili Freddie, Hüseyin İnan’ın değerlendrimesinde geçen MDD kavramını açmakta fayda var, o dönem (şimdilerde ulusalcı denilen kitleden bir kısmının savunduğu) ortaya atılan ve sol içerikli olduğu savlanan MDD kavramının aslında yanlış tanımlandığını bir çok yerde yazdık çizdik, netice itibari ile MDD’in zaten Musta Kemal tarafından 1923 Burjuva devrimi ile gerçekleştirildiğini ve ardından yapılan tamamlayıcı kapitalist sistemi koruyucu ve geliştirici devrimlerlede sağlamlaştırıldığını tarihsel kayıtlar göstermektedir. Doğal olarak 1960-1980 arasında belli bir kesim tarafından savlanan MDD söylemi aslında var olan sol gücün kırılmasına yönelik bir karşı devrim manevrasından başka bir şey değildir o dönem için. Maalesef o dönemde bir çok solcu da Türkiye’de MDD’nin yapılmadından hareketle söylemlerinde bu sosyal faşistlerin (o dönemdeki adlarıyla) söylemi ile paralellik göstermişlerdir. Bu güruh hala günümüzde bile MDD söylemi ile var olmaktadır ve maalesef dar da olsa belli bir kitle tarafından düne kadar kaele alınmışlardır.

spartacus´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
……………………………..
Öncelikle milli unsura dayanan ya da dayanmayan(emperyal örneğin) her bir şeyi faşizm olarak değerlendirmeyi uygun bulmuyorum. …………...
Öncelikle faşizm’i iyi anlamak gerekir, birincil olarak faşist sözcüğü bir küfür değil aksine bir siyasi görüşü temsil edenleri belirten bir tanımlamadır, bunun aksine elbette küfür amaçlı kullanan belli bir dar kitlede vardır, nasıl liboş, fettoş gibi küfür maksatlı kullanım varsa.

Gelelim senin önermenin içeriğini tahlil etmeye: temel olarak doğrudur evet her şeyi faşist olarak tanımlamak yanlış bir tahlildir ve doğruya giden yolu tıkar. Milliyet ve milliyetçilik kavramlarını kullanan kapitalizm’in içerisindeki değişik rejimler elbette sık sık değişen oranlarda faşist rejim kavram ve uygulamalarınıda kullanırlar ki bu noktada Fransız burjuva devrimi ile ortaya çıkmış olan milliyet kavramını en çok sahiplenen faşist rejimin bu uygulamayı dayatan diğer kapitalist rejimlerle karıştırılması da normaldir. Buna en güzel örnek Kemalist rejimdir, içinde faşist unsurlar barındıran bu rejim sık sık yanlış yere faşist olmakla tanımlanmıştır, evet faşist bir çok siyasi uygulamayı barındırmış ve özellikle milliyet kavramı noktasında bizzat faşist uygulamanın doruğuna çıkmıştır, bu örnekte olduğu gibi bir çok rejim yada ara rejim benzer bir yanlış tanımlama ile anılmıştır.

Doğal olarak içinde faşist unsurlar barındıran bir rejimi ancak faşist siyasi uygulamaları kullanan ve faşizme kayan bir rejim olarak adlandırmak daha doğru olacaktır. Türkiye Cumhuriyeti devletinin tarihi işte bu yönde her zaman faşist uygulamaları kullanan ve topluma dayatan bir rejim izlemiştir.

spartacus´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
………………………….
İletişim alanlarında ise kişileride kapsayan bu tür toptancı ulasalcılar faşisttir, kemalistler faşisttir vb söylemlerinde, tersinden karşı çıkılan baskıcı, kısıtlayıcı görüşlerle aynı tarafa savrulmak olduğunu dşünüyorum bu halde bu tutumda böylesi tanımlarımıza sadık kalarak faşist bir tutumdur denebilir. Örneğin ulusalcı=faşist demek değildir, bu anlamda böyle bir görüşümüz olsa dahi birlikde olduğumuz ortamlarda ulusalcı olana ya böyle olma ya da çek git demiş oluruz. ya da ifade özgürlüğünden ne anladığımızı değilde hiç bir şey anlamadığımızı gözler önüne sermiş oluruz. ………………………….
Yukarıda açıkladığım gibi sende faşist sözcüğünü bir küfür olarak algılamışsın ve bu yönde yorum yapmışsın, elbette her ulusalcı faşist değildir, fakat günümüzde geldiğimiz noktada kendilerine ulusalcı denilen kitle oldukça yoğun bir şekilde faşist siyasi söylem içerisindedir ve bundan daha fazlası olarak bizzat faşist siyasetle bir cephe kurmuştur ve aynı saflardadır. Geçmişte içerisinde faşist siyasi unsurlar barındıran küçük burjuva sınıfının ideolojisini oluşturan günümüz jargonuyla söylenirse ulusalcılar, içerisinde yer almak istedikleri kapitalist dünya’nın kendilerini tasviye etmeye başlaması üzerine daha da faşist bir çizgiye kaymışlardır, hatta bir çok siyasi söylemde hangisinin faşist hangisinin ulusalcı olduğunu ayırd etmek neredeyse imkansız hale gelmiştir. Bu bağlamda geldiğimiz noktada ulusalcı siyasetin faşist bir çizgide durduğunu söylemek yanlış olmaz zira söylemlerinin içeriği bizlere bu siyasi tanımlamayı yaptırır.


spartacus´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
………………………….
Bu yaklaşımların sakat ve çağdışı olduğunu görmek gerekiyor, yalnız sorun kişilerin görüp görmemesi değil, dinler gibi millet faktörününde bu anlamda politikaya alet edilmiş bir unsur olduğunu kavramak gerekiyor. Bu durumda millet, din vb sosyal-kültürel yapıları kendi politikasına alet edenler, elbetde her daim bunlar üzerinden kitleyi galeyana getirecek, kitleyi elinde tutacağı hassasiyetler, düşman görüşler, düşmanlıklar yaratacak ve kitleyi kendisine bağımlı, kendisine tapar ve allah başımızdan eksik etmesinci hale getirecek, kısaca güdüleyecek, uyuşturucak ve kullanacaktır.

…………………………………………...
Doğru bir tespit, din-millet-inanç-etnik köken vb. bir çok olguyu ortaya atan ve dönemine ve rejimene göre savunan elbette kapitalizm’in kendisidir, amaçta senin belirttiğin gibi kamplaşmalar ve krizler yaratarak kapitalizm’in mutlakiyetini ve sürekliğini sağlamaktır. Bu durumda yoğun bir şekilde millet ve milletçilik kavramını kullanan ve dayatan bir rejim olan ulusalcı olarak adlandırılan siyasetin kapitalist bir sistemi savunduğu ve içerisinde elbette faşist siyasi görüşler barındırdığı da kaçınılmaz bir gerçek olarak karşımıza çıkıyor. Bu bağlamda mevcut krizden beslenen taraflardan birisidir faşist cephe içerisinde yer alan ulusalcı siyaset.


spartacus´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
………………………….
Dünya da feodal ülkeler yıkılmış yerlerine ise ulus-devlet modelli devletler kurulmuştur. Bu anlamda bu devletlerin faşist olduğunu iddia edemeyiz.

……………………………….
Cümlenin öncelinde yapılan tahliller ve önermeler aslında bu cümle ile özetlenmiş oluyor. Bizimde içinde bulunduğumuz coğrafyada batı tarzı bir feodal devlet anlaşıyı ve ümmet yapılanması doğru bir tahlil değildir, keza doğu tipi feodalitede ve teba (ümmet diye tanımlanır Kemalist doktrinde) anlayışında oldukça farklı bir yapılanma mevcuttur, bu yüzden de batı tarzı bir kapitalist devrime uzun bir süre direnmiştir bu unsurlar. Türkiye’de yapılan 1923 burjuva devrimi elbette kaçınılmaz olarak kapitalizm’in erken aşamalarından birisi olan ulus devlet rejimini getirmiştir, daha öncede belirttiğim gibi içerisinde faşist unsurlar barındırıyor olması bu rejimi faşist yapmaz sadece faşist siyasi uygulamaları yaptığını gösterir.

spartacus´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
………………………….
Emeryal yayılmayıda milli bir yayılma olarak görme anlayışıda ekonomi-politiklikden yoksun kalmaktır. Eğer emperyalist yayılmalar milli bir amaç temeline dayanıyor olsa idi, bu gün dünyanın tüm gelişmiş, emperyalist ülkelerini katıksız faşist olarak görmemiz gerekir. Onlar dışında kalan gelişmemiş ülkelerin ise henüz ekonomi-politik ve sosyo-kültürel olarak feodaliteyi tasviye edememiş olmaları ve milli unsurun hala öyle ya da böyle belirli ölçeklerde yaşıyor ve aşılmamaış olmasına bakarak da tüm gelişmemiş ülkeleride faşist olarak nitelememiz gerekirdi. Tabloya böyle baktığımızda dünya da faşist olmayan bir ülkeden bahsetmek neredeyse imkansız hale gelir. Emperyalist yayılmanın temelinde ekonomik sömürü yatar. İster kendi yayılmacı politikalarını benimsetmek ve bu doğrultuda meşru zemin bir onay almak için kendi toplumları içerisinde dönemsel olarak dini, isterse yine aynı anlama gelmek üzere milleti kullanıyor olsunlar, burada amaç ekonomik sömürü ve ona maddi ve manevi bir zemin oluşturmak temeli var ise bu faşist değil, emperyalist, kapitalist(sermaye birikimi ve servet adına kaynak sömürüsü) bir yaklaşım ve yayılmadır denebilir. Hayır öyle değil ama coğrafyaya salt ırka ve millete dayalı, yayıldığı her bölgede başka mileltleri sindiren, asimile eden veya tarihsel gerçeklikten kopartıp, tarihsel olarak yok olmaları temelinde yürütülen uygulamalar ise, buna da emperyal ya da emperyalist yayılma denemez, buda faşist yayılmadır.

…………………………………………….
Kapitalizm’in bir aşaması olan emperyalizmi milli olarak tanımlamak elbette yanlış bir tahlildir. Emperyalizm’i faşist olarak görmek ise yanlış bir tahlildir, keza ileride olacak olan bu yapılanmanın içerisinde ne kadar faşist bir rejim barındıracağı meçhuldür. Yüksek oranda faşizmi barındıracağı ön görülmektedir fakat bölgesel olarak bütün dünyada faşist rejimin hakim olacağını söylemek doğru bir tespit değildir. Tabloya baktığımızda ise kapitalist ülkeler dahil olmak üzere örtülü yada açık şekilde değişik dozajlarda faşist siyasi uygulamaları kullanmayan ülke neredeyse yoktur. Bu bağlamda ‘’ ……….. burada amaç ekonomik sömürü ve ona maddi ve manevi bir zemin oluşturmak temeli var ise bu faşist değil, emperyalist, kapitalist(sermaye birikimi ve servet adına kaynak sömürüsü) bir yaklaşım ve yayılmadır denebilir.’’ Tanımlaman tamamen doğrudur, ayrıca burada coğrafik olarak faşist siyasi unsurların kullanılmasıda karşılaşılan dirençle doğru orantılıdır. Faşist bir yayılma olamaz ancak faşist siyasi rejimi kullanarak yayılan bir kapitalizm olabilir ki zaten günümüzde gelinen noktada budur.

spartacus´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
………………………….
Ulusalcı olduğunu iddia edipde ulusların kendi kaderini tayin hakkını karşıt bir görüşle tartışmaya açanlar ulusalcı olamamışlar demektir. Milliyetçilik akımları ile yayılan ve ulus devletlerle sonuçlanan burjuva devrimler dönemini düşündüğümüzde, bu burjuva bir hak olarak açığa çıkmıştır. Bu anlamda ulusalcılığın ölçütlerinden bir taneside ulusların kaderlerini tayin hakkına saygı duymak ve ulusların kendi kaderlerini belirlemelerine karşı onları sindirme, asimile etme, yok etme yoluna başvurmak değil aksine yerine göre destek sunmak, yardımcı olmak olmalıdır.

Bu anlamda ulusalcı olmak ile üst paragraflarda kabaca geçtiğim İttihat terakki yapılanmasının kendi içinde darbeci, ortaçağdan miras otokratik yönetim ve merkez, topluma karşıda faşist bir yapılanma anlayışının sahte varlık koşullarına tabi olmak arasında derin bir fark vardır.

………………………………………...
UKKTH kavramının günümüzde geldiğimiz noktada sık sık her yönde kullanılıyor olması oldukça karışık bir algılamaya da yol açmıştır toplumda. Kesinlikle burjuva kökenli ve istemli bir söylemdir UKKTH. Ulus devlet algılayışının sürekliliğini sağlamak adına savunulmaktadır günümüzde çıktığı noktadan oldukça uzağa düşerek elbette. Bu bağlamda senin önerdiğin ulusalcıların emperyalist beklentilerden uzaklaşması doktirini özüne ters bir istemdir, kapitalizm’in evrimine ters geldiği gibi sermayenin tekelleşmesi ve tröstleşmesi isteğinede ters olduğu için küçük burjuva sınıfının siyasi rejimi olan ulus devlet aşamasından tekelci sermaye olma özlemi sonucunda gitmek istediği bir üst rejimlerdende vaz geçmesi anlamına gelir.

spartacus´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
………………………….
Yine de ulus-devlet sorunlarını aşmak ve çağdaş, demokratik ülke ve toplumsal yapıya kavuşmak bana göre üst perdeden söylem yada salt kültürel bir sorun gibi ele alınamaz. (yani insanların fikir ve düşüncelerinden hareketle faşist olarak isnat edilmesi ya da damgalanması toplumsal ve iletişim alanları açısından hem töhmet altında bırakıcı hemde demokratik, ifade özgürlüğü temelinde bir tutum olarak düşünülemez, tersinden belkide buda ayırt edici özelliklerini kaybettiğimiz faşist kelimesini kendimizede esas aldığımız bir yaklaşım olabilir) Ulus-devlet, vatan-millet sorunları ve edebiyatını aşmak feodal üst yapınında tasviyesi ile doğru orantılı işleyecek bir süreçtir. Bir ülke ekonomik bağımsızlığını henüz sağlayamamış ise bu feodaliteyi henüz tam anlamıyla tasviye edememiş olduğunu, bilhassa da ekonomik gelişim sürecini tamamlayamamış olduğunu gösterir. Ümmet ve din istismarı üzerinden siyasal partiler kapitalist bir dünya da hala tek başına iktidar olabiliyorsa, ister istemez milli varlık söylemi kendiliğinden bir yer ediniyor demektir. Bu yansımalar tamamen politiktir ve bir tarafda din diğer tarafda ise millet istismarcılarını yaratacaktır ve her milli söylemi faşist olarak damgalamak bana göre objektif koşulların görmezden gelmek demektir. Ulusalcılar faşist ise ümmetçiler köhne gerici, oligarşik(günümüz açısından faşist) olmalıdır. kapitalist-emperyalizmden yana olanlarda, yayılmacılığın millet ve coğrafya ötesi olduğuna göre onlarda faşisttir. Sosyalistlerde sosyal faşisttir. Faşist olmayan kimse kalmamıştır denebilir.

…………………………………….
Küçük burjuva sınıfının yönetimi olan ulus-devlet rejiminin kapitalizmin evrimsel gerçekliği neticesinde 1960 askeri darbesi ile liberal bir yapıya ardından 1980 askeri darbesi ile küresel sermaye ile entegrasyonu sonucunda tekelci bir yapıya büründüğünü daha önceki mesajlarımda yazdım. Bu açıdan günümüzde yaşanan faşist yaptırımların sadece ulusalcı denilen siyasi kitleye yönelik olarak algılanması ve yaşananların yok sayılması bu siyaseti savunanların en büyük yanılgısıdır. Sermayeyi milli olarak tanımlayıp diğer sermayelerle olan ilişkisini ve çıkarını göz ardı edip, feodaliteden kurtulmamış yarı bağımlı bir sınıf olarak tanımlamak ta işte yukarıda bahsettiğim aşamaları göz ardı ederek konuya sadece belli bir sınıf ekseninde siyasi söylemde bulunmaktan kaynaklanmaktadır. Faşizmi kapitalizm’in bir siyasi rejimi olarak görmeyipte sadece küfür olarak algılamak ancak ‘’Sosyalistler de sosyal faşisttir’’ çıkarsamasına getirir ki buda ulusalcıların geldiği faşist noktayı kapatmaya yetmeyen bir mesnetsiz önerme olarak havada kalır.

spartacus´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
………………………….
Anti-emperyalist olma meselesinde de ulusal yaklaşımlarımızla ilgili bir iki şey söylemek istiyorum, emperyalizm dediğimiz milli bir yayılma ve milli bir karşı koyuş değildir. Savunulması gereken milli bağımsızlık değildir, ekonomik bağımsızlıktır. Milli bağımsızlık zaten TC kurulduğunda elde edilmiştir. Bu anlamda milli bağımsızlık sorunu olan Türkler değil Kürtlerdir…………………….
Özetle ulusalcılık denilen küçük burjuva sınıfının rejimi olan devlet anlayışının içerisinden sadece milliyetçilik kavramını çıkarmakla onu ne anti emperyalist yapabilirsin nede bir bütün olan kapitalizm’in bir parçası olan bu rejimin temsil edildiği sınıfın ortadan kalkmasının önüne geçebilirsin. Milli sermaye olarak adlandırılan sınıfın aslında 1950’lerin ortasından itibaren diğer milli sermayelerle bütünleşerek ve işbirliği yaparak nasılda tekelleştiğini görmeden ve bu yeni sermayenin (küreleşmiş ve milli bir içerik barındırmayan) artık kaçınılmaz olarak tröstçü bir sermayeye dönüşmesini görmezden gelerek ulusalcı denilen küçük burjuva sınıfını kurtarmak kabil değildir.

Bu aşamada Kürt’lerin kendi ulus devletlerini kuracağını sanmakta en basit tabirle yanılsamadan ibarettir. Kurulacak olan yeni iki (üç olabileceğide konuşuluyor) devlette aslında tröstçü sermayenin çıkarları doğrultusunda politikalar üretecek ve uygulayacak olan bir ara rejimden öteye geçemeyecektir. Netice itibari ile ekonomik bağımsızlık tanımı oldukça geride kalmış bir siyasi söylemden öteye geçmemektedir, coğrafyamızdaki ‘’yabancı’’ olarak adlandırılan (yada sömürgeci) sermayenin iktisadi yatırımlarını söküp ülkesine götürmesini beklemek yada onları millileştirmek ancak milli sermaye olarak adlandırılan sınıfın ‘’yabancı’’ ülkelerdeki iktisadi yatırımlarını benzer bir sonla tanımlamakla mümkün olabilir ki buda söz konusu tekelci sermayenin çıkarlarına ters olduğu içindir ki ulusalcı denilen siyaset ve onun temsil ettiği sınıf tasviye edilmektedir, yukarıda da belirttiğim gibi bunu algılamayan yada sınıfsal çıkarları neticesinde görmezlikten gelen ulusalcı siyasetin en büyük yanılsamalarından birisidir.

spartacus´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
............

Benimkisi sadece görüş belirtimidir, ……...
Eyvallah benimkiside sadece görüş belirtimidir ve konuları şahsileştirmenin kimseyede faydası yoktur sana katılıyorum sevgili spartacus.
Alıntı ile Cevapla
  #36  
Alt 04-04-2011, 20:48
Jolly Jocker - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Jolly Jocker Jolly Jocker isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 24 Aug 2008
Bulunduğu yer: Antalya
Mesajlar: 1.323
Standart

Solcu görünen ulusalcı faşistin dikkate almak ve yanıtlamak gereken bazı görüşleri var. Bunlardan biri, kemalizmi eleştiren herkesin liberalizmin etkisinde kaldığı, bizim de liberal olduğumuz şeklinde. İddia sahibine şu an küfrü basmak yerine açıklama yapmayı tercih ediyorsam bu forum sakinlerine saygımdandır bunu da belirteyim. Zira ateist forumun ulusalcı ve Atatürkçüleri zamanında liberallerle bir olup komünizme karşı saldırı yaparken onlara yanlış yaptıklarını defalarca söyleyip ittifak bile teklif etmiş, dinciler ile liberallerin gerçek yaşamda ittifak olduğunu belirtmiştim. Seneler önceydi. Daha sonra modlarından biri bu durumu bir iletisinde itiraf da etmişti zaten. Liberallerle ve liberalizmle olan mücadelemi beni çok eskiden beri tanıyan bu siteden bazı arkadaşlar da bilir. Hal böyleyken bu ulusalcı oportünistin beni liberallikle suçlaması baştan aşağı çamur atmak kapsamında değerlendirilmeli. Onunla anladığı dilden de konuşurdum ama -her ne kadar laf edip dursa da- bu forumun adminlerine dua etsin! Tabi kendisi bu açıdan rahat, çünkü onun yer aldığı forum her küfrün rahatça edilebildiği ''ringonun ahırı'' türünden bir yer.

Her neyse, konuya gelelim... Ulusalcılar da liberaller de kendilerini desteklemeyen herkesin diğer tarafı desteklediğini iddia edip yaftalama yoluna gidiyor. Liberal solda değilsen hemen milliyetçi, orducu, darbeci, ergenekoncu diye yaftalanıyorsun; ulusalcı solda durmadığında da hemen liberallikle, dincilerle bir olmakla v.s. yaftalanıyorsun. Onlara göre sol sadece iki kanattan oluşuyor: Liberal sol ve ulusalcı sol. Ya birindensin ya diğerinden. Ama bu kurgunun gerçekle hiçbir alakası yok! Düzenin liberal ve milliyetçi kanatlarına soldan destek olup kuyrukçuluk yapmak üzerine siyaset geliştirmiş bu iki burjuva sol fraksiyon da bağımsız devrimci bir sınıf siyaseti gördüğünde hemen yaftalama ve yok etme yoluna gidiyor. Oysa liberal sol ile ulusalcı solun ortak noktaları çok fazladır ve aralarındaki karşıtlık da ancak devrimci solun yokluğu koşullarında vardır. Devrimci sol ortaya çıktığında bu iki burjuva sol fraksiyon birleşiverir. Zira ikisi de piyasaya, devlete, orduya, militarizme, sınıflı topluma karşı değildir. İkisi de pasifist, parlamentarist, reformist ve legalisttir. Devleti yıkmak, üretim sistemini kökten değiştirmek gibi hedefleri yoktur. Yani devrim ve sosyalizm hedefleri yoktur. Devrim için savaşmaktan ölesiye korkarlar. Biri, mevcut sömürü düzeninin daha da liberalleşmesini istemekte, diğeri de aynı sömürü düzeninin biraz daha sekülerleşmesine vurgu yapmaktadır. Biri AKP'nin öbürü CHP'nin kuyrukçuluğunu yapar. Biri emperyalist projelerden demokrasi bekler, diğeri de ordunun faşist darbelerinden bağımsızlık. Aralarındaki fark bundan ibaret. ''Sen mi yiyeceksin, ben mi?'' yarışı. Oysa bu iki burjuva sol fraksiyona da ''Ne o ne bu!'' diyerek, ''Yesinler birbirlerini!'' diyerek taraftar olmayan ve sokaklarda bağımsız bir devrimci siyaseti örgütlemeye uğraşan devrimciler de var. Biz ne ulusalcıyız ne liberal. Marksist devrimcileriz. Deniz'in, Mahir'in devrimci yolundayız.

Oportünistin bir diğer iddiası da ulusalcı cephenin aslında solcu olduğu ve hakiki demokratlardan oluştuğu! Her konuda ceberut devletin resmi tezlerini savunup orducu-militarist tutum alan ''demokratlar''! Darbeler konusundaki tavırları ''İstemem yan cebime koy''un ötesine gitmeyen, yeni bir 27 Mayıs veya 28 Şubat olsa alkış tutacak ''demokratlar''! Herşeyden evvel, burjuva devletin NATO'cu, darbeci, kontracı ordusundan ilericilik bekleyen, onu ''laikliğin son kalesi'' ilan eden ''solcular''! Mahir ve Deniz'in hep vurguladığı gibi devrimcilerin kendi özgücüne dayanarak mücadele etmesi yerine, ordu ve CHP başta olmak üzere hep başkasının kuyruğuna takılan ''devrimciler''! Mahir'in ve Deniz'in ne mücadele yöntemlerini ne de örgütlenme anlayışlarını benimsemeyen ama onların adını kullanarak sömürmek isteyen ''ilericiler''! Nazım'ın kurtuluş savaşını -doğal olarak- övdüğü şiirlerini alıntılayıp onu ulusalcı gibi göstermeye kalkan, onun komünizmi, enternasyonalizmi, hatta Stalin'i öven şiirlerini görmezden gelen ''Nazım'cılar''!

Sevsinler sizi!..

Son olarak, oportüniste sormak lazım, -farklı çizgilerde olsalar da- ne ulusalcılardan nede liberallerden yana tavır koymayan, kendi bağımsız çizgilerini yükseltmeye uğraşan şu örgütlerden hangisi ''Liberal solun ağzıyla konuşuyor?'': DHKP-C, MLKP, TKP-ML/TİKKO, ÖDP, EMEP, Halkevleri, Devrimci Hareket, TKİP, DİP Girişimi, EHP, SP, MKP/HKO, HDÖ. Bunlardan hiçbiri kemalizm övgüsü yapıp ulusalcı cephe hayalleri kurmuyor. Liberalizme nasıl karşılarsa ulusalcılığa, devlete, orduya da aynı şekilde karşılar. Peki hangisine kalkıp da ''liberal'' diyebilirsin?

Konu Jolly Jocker tarafından (04-04-2011 Saat 20:58 ) değiştirilmiştir.
Alıntı ile Cevapla
  #37  
Alt 04-04-2011, 23:49
taylan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
taylan taylan isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 26 Jul 2009
Bulunduğu yer: Ankara
Mesajlar: 1.271
Standart

DHKP-C, MLKP, TKP-ML/TİKKO, ÖDP, EMEP, Halkevleri, Devrimci Hareket, TKİP, DİP Girişimi, EHP, SP, MKP/HKO, HDÖ. Bunlardan hiçbiri kemalizm övgüsü yapıp ulusalcı cephe hayalleri kurmuyor.

Ne güzel kurmasınlar da zaten. Bir sürü fraksiyon. Bin bir parçaya bölünmüş bir sol. Kendi içinde bile birleşemeyenler bir cephede nasıl birleşecek ki?

Kemalizmi eleştirmenin ne yeri ne de zamanı. Hele faşist diye yaftalamak, insanları zan altında bırakmak bir sosyaliste yakışmıyor. Devlete, orduya ve ulusalcılığa karşı olan bir örgütlenme bu ülkede asla taraftar bulamaz. Bu kavramların sağ zihniyet tarafından kirletilmiş olması onların değerini azaltmaz. Sizlerin de düşlediği düzende bir devlet, bir ulus ve bir ordu olacak. Militarizmin en keskin halini de gördük örneğin 1996 1 Mayıs'ında. Kadıköyde uygun adım üniformalı yürüyenleri.... Demek ki devrimci solun kafasında da baya militarist bir sosyalist düzen var. Ceberrut da olabilir belki. Çünkü çiçekler dahil tepelenmişti o gün.

Tekrar belirtmek isterim, sürekli olarak ulusalcı faşist terimini kullanmanızdan rahatsız oluyorum.

http://evrimteorisi.org
Hayat Değişimdir...

Konu taylan tarafından (04-04-2011 Saat 23:56 ) değiştirilmiştir.
Alıntı ile Cevapla
  #38  
Alt 05-04-2011, 00:47
spartacus - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
spartacus spartacus isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 06 Apr 2006
Mesajlar: 13.701

Onur Üyeliği 

Standart

Sevgili güneşinzaptıyakın, bu tür konulardaki hassasiyet nedeniyle yazarken hayli zorlanıyorum, hem siyasal argümanlardan kaçınmak, hemde kişisel argümanlara düşmemek, benim açımdan yazıyı uzatıyor ve zorlaştırıyor.

Herkes birbirine isnatlarla atışabilir, yine de ister tarihsel ister teorik yazınlar olsun, bu tür yazınlarda kişiselliğin ön planda olması (isterse cevap olsun) bana göre objektif bir tutum değil(bunu kişisel söylemiyorum, kişiselliğin ön planda olmasıyla söylüyorum, yani bu bir tahlil denebilir.) Olsa, olsa bunun adına ağız kavgası diyebiliriz ve bu gün toplumsal iletişim alanlarında en çok tercih edilen bir hal almıştır. Türkiye'deki hemen, hemen her görüş en çok ağız kavgasından çekti, ortada bir dolu külliyat, boş ve kof bir içerik. William Sheridan Allen yapmış olduğum alıntıda faşizmin, popülist çalışma yöntemine basit bir örnektir. Yine de dediğim gibi İttihat terakki modeli Türkiye'de tekrar hayata geçmiştir ve zırt-pırt derin devlet denilen aslında bu çekirdek modeldir. Dönem dönem siyasi alanda otokratik etkinlik, dönem dönemde yer altında popülist söylemlerle kitlesel galeyanlar örgütlemişlerdir. Her dönem sahnededirler ve bulundukları mevzileri hiç bir zaman terk etmemişlerdir. Bu modelde örgütlenme salt milliyetçi görünen bu faşist yapıları da kapsamaz, birbirini boğazlayan dincilerde aynı model örgütlenmeye sahiptir. örneğin Hizbullah tamda bu örgütlenmenin dinsel tercihini gösterir, din ve millet yapılaşmasının merkezi ise ortaktır, bu faşist yapılanmadır. İkiside aynı merkezden yönetilir ve örneğin Hizbullah'ın Diyarbakır'da merkezi yönetimi Hanefi Avcı ile birlikde yürütülmüştür (FG cemaatinin kadrolaşmasını ise bunlardan bağımsız görmemek gerekir.!). Çalışma yöntemleri faşisttir. Örgütlenme biçimleri ise otokratiktir. Hizbullah ilim ve menzil diye 2 gruba ayrılıyor, ilim grubu, menzil grubunu yok ediyor... Bu başlık bu konuları içermiyor, haliyle Hizbullahından, Jitem'ine, Hanefi Avcısından, Yeşil, Veli Küçük'üne kadar bu yapılanmaya burada giremiyoruz. Bunlar vatan, millet, din zırhı altında çekirdek devlet örgütlenmesini temsil ediyorlar. Pratikleri ise bilenler için fazlasıyla ortadadır, çek-senet-mafyacılığından, uyuşturucu, silah ticaretine, kiralık katillikten, şantaja, bir çok faili meçhule, korku toplumu yaratmaya kadar geniş bir yelpaze sergiliyor.

Süreci değerlendirdiğimiz de, Türkiye'de, bir zamanlar ister solcular diyelim, ister yurtseverler, ister devrimciler, ulusal ya da yurtsever siyaseti milliyetçi, ırkçı bir potada değil ulusal, bildiğimiz en genel politik anlamıyla kavramışlardır. Yani amaç ırk ve buna bağlı politik bir baskı sistemi kurmak değil, bağımsızlığı kazanmak anlamıyla, ulusal bağımsızlık temeline oturtulmuştur. Birinci dünya savaşında ulusal bağımsızlık söylemi ulusal örgütlenmeyi gerektiriyordu ve feodalizme karşı devrimci örgütlenmenin kitlesel yapısını temsil ediyordu. Yani dünya ve dönemin koşullarına(konjonktür) bakmadan yargı oluşturmamak gerekir diye düşünüyorum. Burada politik argümanlar yerine normal dil kullanarak ifade etmeye çalışıyorum, osmanlıdan ayrışan tüm halklar milli mücadele ile bunu başardılar, Kürtler ise Anadoluyu savunma dönemlerinde kardeş toplum iken sonrasında yok sayılmış, dili, kültürü yasaklanmış bir halk haline getirildi, işte bu uygulama zaten faşizmdir, ama bir çoklarının yanıldığı gibi emperyalizm değildir bu, bu faşist bir uygulamadır. Kimliği ne olursa olsun bir halkın bir başka halka zulmetmesi hiç bir koşul altında tasvip edilemez ve bu asimilasyon, sindirme, yok sayma halini almışsa bu tamamen faşist bir uygulamadır, zaten konu millet oldu mu faşizm başka nedir ki?

O dönemler ise devrimler çağıdır ve bu devrimleri ulusal karakterinden dolayı nasıl ki faşist göremezsek örgütlülüğü ve hedeflerini de faşizm olarak değerlendiremeyiz. Bu mücadeleler elbetde hem politik, hem teorik hemde ideolojik birikimler, kurumlar ve modeller, tarih yaratmıştır.

Türkiye ise ulusal bağımsızlık atmosferinden bir anda çıkmamıştır. Din ve millet olgusu ise faşist yapılanmalar tarafından sonuna kadar kullanılmıştır. Bu kullanım ise malesef popülist söylemlerle örgütlenmiştir, içi boş ve koftur. Ulusal bağımsızlığı öngörmez, bağımsızlığıda öngörmez, yaratılan tabular üzerinden faşizm kültürünü oluştururlar. Yine görüyoruz ki anti-emperyalist söylem ve ulusların emperyalizmden bağımsızlığı yine ulusal söylemler taşımıştır çünkü o zamanlar emperyalizm ulus ötesi ve yine ulusal bir hakimiyet olarak görülüyordu, her işgal edilen coğrafya bir milli nüfuz bölgesi olarak ele alınıyordu.. haliyle bu duruma karşı milli kalkışmalar hem doğaldır, hem de faşizm karakteri taşımaz(sonradan dönüşme potansiyelide taşır tabi) ve hala değişen koşulların ayırdımında olmayan ve aynı kalkışmaların atmosferini aşamamış görüşlerde faşist olarak nitelenemez. 1960 lar süreci bilinen bir gerçektir ve o süreç anti-emperyalist olduğu kadar anti-faşist bir örgütlenme sürecidirde.

Bu gün ise ulusalcı olduğunu söyleyenler milliyetçilerle birlikde hareket ettikleri an, bir dolu popülist söylemle sapma eğilimi göstermişlerdir. ulusalcılarda çeşit çeşittir, 1960 ların yurtsever geleneği üzerinden anti-emperyalist söylemlerle yoğrulmuş ulusalcı ile, milliyetçi söylemler üzerinde duran bir ulusalcıyı aynı kefeye koyamayız. kişi-birey tahlili üzerinden ise yazışmalarda elimize hiç bir şey geçmez. Yine burada öncelikli sorun ilke sorunudur ve ilke sorunu dediğimiz sorun her düşünce ve görüşü kapsar. örneğin AKP nin bazı uygulamalarına katılıyor olduğumuzda dahi önce ilke sorunlarını aşmak gerekir. İlke sorununu aşmadan güncel politik durum itibariyle kısa vadeli kazanımlar adına, dar görüşlülüğüde aşmış olmak gerekir. Eğer gelecek bir uygulama da tüm toplumun yararına ise şovenist ya da bazı popülist söylemlere kapılmak ve ne pahasına olursa olsun her şeye karşı çıkmanında ölçütsüzlüğü ortadadır. ilke ve tahlilleri iyi belirlemek gerekir. Yine bazı ulusalcıların sözde AKP'ye karşı ırkçılarla aynı saflarda ve aynı politik potada birleşmesi ilke sorununu aşamamak olduğu gibi bu bir şuur kaybıdır, politik meyillenmedir. 1960 lardan gelen yurtsever ya da ulusal söylemler anti-faşist bir yapıya sahipti, ulusal bağımsızlık kavramı milliyetçilik, ırkçılık içermiyordu. yani bu bir dönem gelenek halini almış, sonra terkedilmiş, bu gün ise aslında sürdürülemiyor ve geleneğe bağlı kalanlar veya o görüşde olanlar nereye savrulacağını şaşırmış, sürekli gel-gitler arasında kalmıştır. Milliyetçiliğe doğru kayanlarda sözkonusudur fakat o gelenekle bağları inorganiktir, yurtsever-ulusal söylemlere bağlı gelenek 1980 darbesinden sonra ağırlıklı olarak ulusal söyşemden çekilmiştir. tabi tarihde bıraktıkları politik ve teorik etki ise bir anda bitmeyecektir. Bir tarafda nasıl ki önce MDD terkedilmiştir diğer tarafdan da Ulusal demokratik halk devrimleri söylemleride terkedilmiştir.

Faşizm için ise önce korku toplumu yaratmak gerekir. toplumsal bir tahlil yapmak gerekirse, Türkiye'deki faşist örgütlenme resmi kurumlarda ve başka başka alanlarda kadrolaşmış düzeydedir, bu ve buna benzer yapıların oluşturmaya çalıştığı korku toplumu anlayışı, kim ve nereden geliyorsa gelsin bir tarafından tutuluyor ya da ortak olunuyorsa; bu faşizm kültürüne hizmettir diyebilirim. fakat bu kimseyi faşist adlandıracağım anlamına gelmez, korku toplumu yaratılıyorsa elbetde bunda amaç toplumsal bir korkudur haliyle temelde korkanlar değil, faşist olan korkutanlardır. yeri geldimi darbe örneklerinde görüldüğü gibi korkanlarında gözünün yaşına bakmazlar, destekledikleri korku kültürünü yaratanlarca, kurban edilirler. 80 darbesi gibi okul kitaplarından felsefe kaldırılırken, din zorunlu hale getirilir. darbeden medet ummak ise ittihat terakki geleneğinin etkisi altında kalmak ve sürdürmekten başka bir şey değildir, bu konuda aklı başında bir ulusalcıya rastlamak ise hiç kolay değildir.

güneşinzaptıyakın´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
Yukarıda açıkladığım gibi sende faşist sözcüğünü bir küfür olarak algılamışsın ve bu yönde yorum yapmışsın .....
Kişiye hitap ayrı bir şey uygulamaların tahlili ayrı. Tabi kişilerin birbirlerine hitabında kullanım kişisel bir hitap ise ben buna küfür değil daha çok muhatabı sindirmek yaklaşımı olarak bakıyorum ve tasvip etmiyorum. Bu sindirme ve susturma bana kötü şeyler çağrıştırıyor ve sözüm meclisden dışarı, kimseye değil,, yine görüşüm bu.

güneşinzaptıyakın´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
UKKTH kavramının günümüzde geldiğimiz noktada sık sık her yönde kullanılıyor olması oldukça karışık bir algılamaya da yol açmıştır toplumda. Kesinlikle burjuva kökenli ve istemli bir söylemdir UKKTH. Ulus devlet algılayışının sürekliliğini sağlamak adına savunulmaktadır günümüzde çıktığı noktadan oldukça uzağa düşerek elbette. Bu bağlamda senin önerdiğin ulusalcıların emperyalist beklentilerden uzaklaşması doktirini özüne ters bir istemdir, kapitalizm’in evrimine ters geldiği gibi sermayenin tekelleşmesi ve tröstleşmesi isteğinede ters olduğu için küçük burjuva sınıfının siyasi rejimi olan ulus devlet aşamasından tekelci sermaye olma özlemi sonucunda gitmek istediği bir üst rejimlerdende vaz geçmesi anlamına gelir.
UKKTH'na o yazdığım bölümde teorik değil ilke temelinde yaklaşmak gerekir. örneğin geçmiş devrimci gençlik hareketi, ulusal söylemlerde -böyle her ulusal söylemi faşist diye nitelemeyi bir yana bıraktığımızda- aslında Türkiye'deki ulusal devrimi yansıtır ve bunun karakteri ise zaten burjuvadır. Milliyetçi akımların çıkışı ve yayılışı nasılki burjuva akımlar dönemi ise ve nasıl ki sonrasında kurulan devletler ulusal bir yapıya sahipse ve devrimlerin karakteri ulusal ise bu sorunda burjuva-ulusal karakteri yansıtır. Bu anlamda pratik ve yakın tarihe baktığımzıda o dönem UKKTH'nın ilke olarak kabul edildiği görülür. bu anlamda değil o gün,, bu gün dahi bu ilke geçerlidir. Aksi taktirde ulusalcı yada yurtsever olmanın milliyetçi mecralara akmaktan başka bir anlamı kalmaz ve örneğin geçmiş devrimci geleneğin sürdürüldüğü söylemi bir hikayeden ibaret kalır. Dibindeki halklara özgürlük ve bağımsızlık istemeyenler hiç bir zaman ulusal bağımsızlıkcı olamazlar, ilke açısından önce dürüst olmak gerekir.

güneşinzaptıyakın´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
Faşizmi kapitalizm’in bir siyasi rejimi olarak görmeyipte sadece küfür olarak algılamak ancak ‘’Sosyalistler de sosyal faşisttir’’ çıkarsamasına getirir ki buda ulusalcıların geldiği faşist noktayı kapatmaya yetmeyen bir mesnetsiz önerme olarak havada kalır.
örneğin 1980 öncesi TKP sosyal faşist olarak görülüyordu. Oysa faşizm eninde-sonunda bir yönetim biçimidir ve bunu diyenlerinde devrim modelleri Ulusal devrimlerdi. yada yine ulusal bağımsızlık söylemi ön sıralarda yer alıyordu. Bu anlamda milli kelimesinin ideolojik-politik temelde iki karakteri var o yüzden bu karakterler ve gerekçeleri birbirine karıştırmamak gerekir. karıştırılırsa, örneğin isnat üzerine dayalı sosyal paylaşım platformlarında, kişinin düşüncesi ne olursa olsun, eğer yafta ve isnat temelli susturma ve sindirme özelliğine sahipse, bu taraflar açısından birbirlerine faşist deme sonucunu doğurur. orada ayrımsız dile getirdiğim bu pratik sonuçtur. Etiketin ise hiç bir önemi olduğunu düşünmüyorum, mesele kim ve hangi düşüncede olursak olalaım iletişim alanlarında kişisel bazda bu duruma düşmemektir. Yoksa politik tahliller yada kişiyi değil konuya bağlı siyasal adlandırmalar elbetde sorun oluşturmayacaktır. Ulusalcıyım diyene peki ulusalcı denir, liberalim diyene peki liberal denir, sosyalistim diyene sosyalist denir, ama ne liboş denmeli, nede her fırsatda ittihat terakki kafa yapısını aşmamış düşüncelerin yüzyıl geçmişde kalmış kapalı yaklaşım tarzları ile herkese şeriatçı denebilir... Kişi neyim diyorsa, ona öyle hitap edilmeli, zaten herkesin kendisini temsil eden bir iletişim ismi-nicki var.

Bir örnekle, A düşüncesinde ki 3 kişi bir araya gelince bir masabaşında tüm dünyayı A yaparlar, bir gün sonra birbirlerine düşerler... Tüm görüşler için bu böyle ve bu bir hastalık haline geldi. Egoyu aşmakda gerekiyr, karşıt fikirleri bırakalım aynı görüşdekiler bile paylaşamıyor, yani bu davranışalrı artık her alanda yıkmanın vakti geldi de geçiyor bile

Sersemler akıllıların 7 yılda cevaplandıramayacağı soruları 1 günde sorarlar.
-------
Korku ve menfaat dalkavukluğa yol açar.
-------
İnsan korktuğuna ya da arzuladığına çok kolay inanır. La Fontaine
-------
Öküz tahta çıkarsa padişah olmaz, saray ahır olur. Çerkes Atasözü
-------
Akıllı bizi arayıp sormaz, aptal bacadan akar.
------
Su dağları kemirir, vadileri doldurur.
------
Aslanlar kendi tarihçilerine kavuşuncaya kadar kitaplar avcıyı övecektir.
------
Hürriyet, başkalarına vermedikçe alamayacağımız tek şeydir. William Allen White
------
Belki söylendi herşey,/ belki de gece bekleniyor/ yazılsın diye aynı cümle. Tüm nedenleri yeryüzünün/ bir çakıltaşına takılıp kaldı. Esteban
------
Sıradan insan kendini evrenin merkezi yapmanın yolunu arar; bilge kişinin evreni onun merkezindedir. Lao Tzu
Alıntı ile Cevapla
  #39  
Alt 05-04-2011, 01:02
hako - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
hako hako isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 28 Aug 2009
Mesajlar: 228
Standart

Varamadığınız hedeflerin acısından doğan olayları çarpıtma huyunuz sebebiyle asla gerçek düşmanı göremediniz. 68'lilerin içinden AKP'ye koltuk değneği olan çok.

Sahte Atatürk'çülerden çektiğinin 2 mislini Atatürk'e düşman olan devrimci(!)lerden çekiyor bu memleket. Hanginiz gtü sıkıpta yoktan bir ulus yaratabilirdi acaba ?

"Önce insan ol, sonra gel. Ben mevlana değilim"
Alıntı ile Cevapla
  #40  
Alt 05-04-2011, 01:42
Jolly Jocker - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Jolly Jocker Jolly Jocker isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 24 Aug 2008
Bulunduğu yer: Antalya
Mesajlar: 1.323
Standart

taylan´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
Kemalizmi eleştirmenin ne yeri ne de zamanı. Hele faşist diye yaftalamak, insanları zan altında bırakmak bir sosyaliste yakışmıyor. Devlete, orduya ve ulusalcılığa karşı olan bir örgütlenme bu ülkede asla taraftar bulamaz.
Kemalizmi eleştirmenin zaten ne zaman yeri ve zamanı oldu ki? Hep bir bahaneyle eleştiri üstü tutuldu bu akım. Oysa tam da eleştirilmediği için burnumuz çamurdan çıkmıyor. Eleştirilmediği için, her sorunun çözümü kemalizm sanıyoruz. Oysa sorunlarımızı yaratan ana bataklık o.

Devrimciler arasında Mahir Çayan gibi öne çıkanlar isabetle tespit etmişlerdir ki TC devleti emperyalizmin yarı sömürgesi durumda bulunan faşist-oligarşik bir diktatörlüktür. Ordu gerek darbeleri gerekse kontra örgütleri, faili meçhulleri ve işkenceciliğiyle ne mal olduğunu defalarca kanıtlamıştır. Bunlara karşı çıkmadan devrimcilik iddia edebilmek mümkün değil. Faşist-oligarşik devleti o veya bu gerekçeyle savunan herkes faşizmin o veya bu derecede işbirlikçisidir, destekçisidir. Kendine ulusalcı diyen güruh, devleti, onun ordusunu, yargısını, bürokrasisini çeşitli gerekçelerle sürekli savunup resmi ideolojinin milliyetçi tezlerini tekrarlayıp duruyor. Kendine 'kızılelma'da müttefik olarak ülkücüleri seçen bir zihniyetten bahsediyoruz sonuçta. Bizim orada faşiste faşist derler. Burada hakaret ya da yafta değil, açıkça görünen bir siyasi yönelimin adı konuyor.

Tekrar belirtmek isterim, sürekli olarak ulusalcı faşist terimini kullanmanızdan rahatsız oluyorum
Ben de ulusalcı faşistlerin sürekli Deniz'in, Mahir'in, Nazım'ın adını kullanmalarından, kendilerini devrimci ve ilerici olarak, halkçı ve solcu olarak sunmalarından, yani sürekli yalan söylemelerinden rahatsız oluyorum. Ne olacak şimdi?

Şunu anlamıyorsunuz; sizin, bizim de AKP'ye karşı olmamız yüzünden size karşı olmamamız gerektiği türünden bir düşünceniz olduğu anlaşılıyor. AKP bizim için bağımsız bir güç değildir. Emperyalizme ve sermaye sınıfına bağımlıdır. Yani ipleri ulusalcılarla aynı yerdedir. Ulusalcısı da liberali de dincisi de sağcıdır ve devletçidir. Tümü düşmanımızdır.

Konu Jolly Jocker tarafından (05-04-2011 Saat 01:51 ) değiştirilmiştir.
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Önerilen Siteler


Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Allah Teorisi çöktü! kafasikarisik Konu-dışı 14 18-07-2011 13:34
Kemalizm Çöktü (Ağlayacak Değiliz!) Jolly Jocker Politika 49 30-03-2011 22:11
sovyetler birliği niye çöktü ? emrekalkavan Tarih 34 31-03-2009 05:57
Materyalizmin Neden Sonuç Tanrısı Çöktü HanifTürk Felsefik Tartışmalar 7 26-08-2008 04:29

Yetkileriniz
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı

Gitmek istediğiniz forumu seçiniz


Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 21:59 .