Turan Dursun Sitesi Forumları

Turan Dursun Sitesi Forumları (https://turandursun.com/forumlar/index__1.php)
-   Politika (https://turandursun.com/forumlar/forumdisplay.php?f=21)
-   -   Kemalizm Çöktü Mü? Sonunda Çöktü! (https://turandursun.com/forumlar/showthread.php?t=23965)

Jolly Jocker 01-04-2011 00:43

Kemalizm Çöktü Mü? Sonunda Çöktü!
 
Kemalizm çöktü tespitine itiraz eden bir sürü şuursuz kemalist bulabilmek mümkündür. Öte yandan, kemalizmin iktidardan defedilmesine karşın bugünkü muhafazakar iktidara karşı tek çözümü bu ölünün diriltilmesi olarak görenlerle de etrafınızda bolca karşılaşmanız mümkündür. Kemalizmi eleştiren herkese şeriatçı muamelesi yapan beyinsizler de vardır. Devrimcileri, özellikle de Mahir Çayan'ı kemalizmle ilişkilendirmeye kalkan sahtekarlar da... Bu başlıkta bu konuları soru-cevap şeklinde irdeleyip tartışmak istedim.

Kemalizm Çökmedi Mi?
Bazı kemalistler -ki bunların neredeyse tümü kemalizmi antiemperyalizm ve ''çağdaşlık'' ile bir tutmaktadır- kemalizmin hala sapasağlam ayakta kaldığını övünerek iddia edebilmektedir. Bizim ''Kemalizm çöktü!'' tespitimiz gururlarını kırmış olsa gerek. Böyleleri, gerçekliğe gözlerini sıkı sıkı yumduklarında, görmeye tahammül edemedikleri o gerçekliğin ortadan kalkacağını zanneden çocuklara benziyor. En azından onlara şunu söylemek lazım; eğer kemalizm çökmediyse ve hala ayakta ise, bu durumda mevcut emperyalizme bağımlı yapımızdan cemaatlere, gericileşmeden emek sömürüsüne, darbelerden işbirlikçiliğe dek ülkede yaşanan herşeyden kemalizm (de) sorumludur. Eğer kemalizm hala sapasağlam ayaktaysa ve ülkemüz bugün, sadece bugün de değil on yıllardır emperyalizme bağımlı bir yarı sömürge memleketse, üstelik gericilik her yanı sardıysa siz o kemalizmi alıp tarihin çöplüğüne atınız. Bugünkü koşullarda kemalizmin öldüğünü söylemek onun -eğer varsa- onurunu kurtarmak olacaktır.

Kemalizm ne zaman çöktü?
Kemalizm adında net bir ideoloji veya doktrin hiçbir zaman olmadı aslında. Ama bu adı benimsemiş bir politik çizgi sonradan ortaya çıktı, bu da bir gerçek. Altı ok -ilk ortaya çıktığı CHP programında açıkça belirtildiği gibi- o dönemin ihtiyaçlarına özgü olarak forumüle edilmişti ve kesinlikle kalıcı değildi. Kemalizm(ya da Atatürkçülük), eski ittihatçı zihniyetin bir koludur. Nispeten seküler içerikte bir ulusçuluk olarak tanımlanabilir. Emperyalizme olan karşıtlığı kurtuluş savaşındaki askeri mücadeleden ibarettir. Savaş sırasındaki bu antiemperyalizm söylemi de -Batum'un işgali örneğinden açıkça görüldüğü üzere- konjoktürel bir gereklilikten ibarettir. 1945'le başlayan DP dönemi ya da NATO'ya üyelik de kemalizmin inkarı değil, onun açtığı yolun mantıksal uğraklarıdır. Devlet eliyle kapitalist bir ulus devlet inşa etmeye kalkanlar sonunda emperyalizme boyun eğmeyi de, kendi laikliğinin altını oymayı da, darbeleri ve faşizmi de yine kendi elleriyle davet etmiş demektir. Ne ekersen onu biçersin.

Kemalizm, 12 Mart sonrasında emperyalizme karşı mücadelenin faşizme karşı mücadele pratiğiyle somutlandığı açığa çıktığından beri, gerek kendi milliyetçi yönelimleri gerek kapitalizmden kopamaması gerekse emperyalizmi karşısına almayı sadece fiziki bir işgalde düşünebileceğinin açığa çıkmasıyla devrimciler tarafından 'olası müttefikler' listesinden defedilmiştir. Deniz ve Mahir, kemalizme müttefiklik şansı tanıdıkları için onun gerici yönlerini değil ilerici yönlerini öne çıkaran bir politik söylem geliştirmiş ama bunu canlarıyla ödemişlerdir. Onların yoldaşları ise 12 Mart sonrası dönemde kemalizmi müttefik listesinden haklı olarak şutlamıştır. Zaten kemalizm de islamcılar ve ülkücülerle ve elbette ABD emperyalizmiyle işbirliği yapıp ''laikliğin güvencesi'' olan ordusuna 12 Eylül darbesini yaptırıp devrimci solu yok etme yoluna gitmiştir. 12 Eylül'le birlikte, sola karşı islamcılarla ve emperyalizmle fazlaca içli dışlı olmaları sonucu iktidarlarını paylaşmak zorunda kalmış ve resmi ideoloji Türk-İslam sentezi(kemalist-islamcı ittifakı) olarak belirmiştir.

12 Eylül sonrası dönemde gerek ülke içindeki devrimci hareketin cılızlığı gerekse SSCB'nin dağılışıyla birlikte kemalizm-islam-emperyalizm ittifakı da değişmiş ve roller yeniden dağıtılmıştır. Önce kemalistler iktidarı yine tümden ellerine almak için 28 Şubat sürecinde atak yapmış ama emperyalizmin yeni bölgesel projelerine çok daha uygun düşeceği anlaşılan islamcılar bin yıl süreceği söylenen 28 Şubat'ın etkisinden çabuk kurtularak AKP eliyle iktidara gelmiştir. Uzun süredir hükümet olan AKP(ve islamcılar), git gide liberalleşerek ve işbirlikçiliğin dozunu da artırarak, artık iktidar da olmaya başlamış ve kemalizmi tümden defetme yoluna gitmiştir.

Kemalizmin defedilmesi 'hayırlı' bir gelişmedir, ancak onun yerine geçen islamcılığın yükselişi hiç de 'hayırlı' değildir. Devrimci sola karşı 12 Eylül öncesinde Türkçü(kemalist)-İslamcı ittifakı gibi, ulusalcı ya da liberal kanatlara savrulan sol akımlar da büyük hata yapmaktadırlar. Ne o ne bu!

Kemalizmin Diriltilmesi, AKP'de Cisimleşen İslamcılaşmanın Çaresi Midir?
Bunun çaresinin bu olduğunu sananlar geçmişten hiç ders çıkarmayan ve politikadan hiç anlamayanlardır. Zira ne kemalizm hakikaten laik ve bağımsızlıkçıdır, ne kapitalizm koşullarında bu değerleri savunmak gerçekçidir, ne kemalizmin sol düşmanlığı ve geçmişteki islamcılarla işbirliği gizlenebilir, ne kemalizmin başat kurumları olan ordunun ve yargının devrimcilere(keza alevilere ve kürtlere) yaptığı zulüm unutulabilir ne de kemalist kitledeki herşeyi orduya ve CHP'ye havale eden pasifizm bir sonuç verebilir. Kuzey Afrika ve Suriye'de sokağa birkaç yüzbin kişi dökülünce rejimler krize giriyor; bizde ise Cumhuriyet Mitinglerinde ülkenin üç büyük metropolünde 4 milyon insan sokağa çıkmıştı, peki ne oldu? Hiçbir şey! Neden? Çünkü sokağa çıkan kitle küçük burjuva ideolojisi, teslimiyetçiliği ve pasifizmiyle sakatlanmıştı. Sokağa milyonları döktüğünüzde bile birşey yapamıyorsanız, sizden hiçbir şey olmaz demektir! Kemalizm, biraz da kendi kitlesinin yozluğu yüzünden çökmüştür.

Kemalizmi Eleştiren Devrimciler Şeriatçılara Yardım Etmiş Olmuyor Mu?
Bu gibi sorular da Atatürkçü kitleden çok gelmekte. Öncelikle şunu söylemek gerekir ki, kemalizmin zaten islamcılıkla kökten bir karşıtlığı yoktur. İkisi de aynı emperyalizmin icazetine muhtaçtır; ikisi de aynı kapitalist zemindeki bataklığın ürünüdür; ikisi de -türban gibi tali konularda anlaşamasalar da- Diyanetin varlığı, cemevleri, zorunlu din dersleri, feodalitenin muhafazası, milliyetçilik, devletçilik, militarizm v.b. konularda uzlaşarak tabandan başlayan bir toplumsal aydınlanmadan ürker. Öte yandan, bu soruda islamcılığın tek altnernatifi kemalizm gibi sunulmaktadır. Oysa kemalizm çoktan çökmüştür. Burada kastedilen Sovyetlerinki gibi bir çöküş değildir; kemalizm, bizzat emperyalist hamisi ve kendi elleriyle inşa ettiği burjuva sınıfı tarafından kapı dışarı edilmiş, kendi sistemi tarafından itelenmiştir. İslamcılara karşı biricik gerçek mücadele sokağa taşan, miting ve boykotlarda kendini gösteren, öğrenci işgallerinde ve yeri geldiğinde sokak barikatlarında çarpışan devrimci solun güçlendirilmesidir. Halkın harekete geçmesi, militan tutum takınması, sınıfsal taleplerle dışarı çıkması, isyan etmesi v.b.'nin gerekliliği ve ne kadar etkili olacağı bugün Kuzey Afrika ve Suriye örneklerinden görülüyor. Kemalistler ise hala CHP'den medet umuyor. Atatürkçüler artık lüks semtlerin birahanelerinde, arka duvardaki Atatürk resmi önünde rakı içip hükümete laf eden, kendi kendine küfürler savuran psikolojik sorunlu tiplere dönüşmüş vaziyettedir. Yazık...

Mahir Çayan Kemalizmi Övmemiş Midir, Hal Böyleyken Sizin Eleştirmenizin Sebebi Nedir?
Bu konu kemalistlerin 'solu tavlamak' için sık sık sömürdüğü ve istismar ettiği konulardan biridir. Mahir Çayan, gerek yazdıkları gerekse pratiğiyle açıkça ortaya sermiştir ki kendisi bir marksist-leninist devrimcidir. Benim de THKP-C/Dev-Genç/Dev-Yol çizgisini sahiplendiğimi bilen bazı Atatürkçüler de beni Mahir'in bazı yazdıkları üzerinden, -o yazıları bağlamlarından kopararak-, 'vurmaya' çalışmışlardır. Öncelikle belirtmek gerekiyor ki Mahir Çayan, o güne dek sol içinde hakim görüş olan ''ülkede nicelik ve nitelik bakımından bir işçi sınıfı olmadığı için devrimde önderliğin küçük burjuvazinin radikal kanadı olan kemalistlerde olması gerektiği'' ve bu yüzden de devrimin kemalist bir devrim olması gerektiği türden görüşleri ''sağ sapma'', ''ekonomizm'' ve ''2. Enternasyal oportünizmi'' olarak açıkça yargılamış ve mahkum etmiştir. Hatta Mahir yoldaş, 'Sağ Sapma, Devrimci Pratik ve Teori' adlı eserini tümüyle bu konuyu işlemeye ayırmıştır. Mahir Çayan bu kitabı başta olmak üzere pek çok yazısında da ülkemizde -o gün dahi- devrimin önderliğini yapabilecek denli gelişkin bir proleterya bulunduğunu, bu yüzden kemalizm müttefik olarak görülebilirse de önderliğin kesinlikle sosyalistlerde olması gerektiğini belirtmiştir. Bunu raddeden görüşleri de kuyrukçuluk, sağ sapma ve oportünizm olarak adlandırmıştır. Bu noktada Mahir yoldaşın adı geçen eserinden bazı paragrafları alıntılamak faydalı olabilir;

''Gelelim saflarımızdaki sağ eğilime: Manifesto'daki modern sanayi proletaryası için gerekli öğeleri sıralayarak, 'Türkiye proletaryası bu şartlara sahip değildir. Bu nedenle Türkiye proletaryasının, milli demokratik devrim mücadelesinde "öncülüğü" için Türkiye'nin ulaşmış olduğu iktisadi gelişme seviyesi yetersizdir. Bu dönemde, ön planda rolü, asker-sivil aydın zümre oynayacaktır, zaten bugün yurt çapındaki esas mücadele işbirlikçilerle bu zümre arasında olmaktadır' mihveri etrafında, Kautsky'nin üretici güçler teorisine sıkı sıkı sarılan bu görüşün temelinde, görüldüğü gibi, II. Enternasyonalin "takipçilik ideolojisi" yatmaktadır. Bu, öncü, devrimci bir düşünce değil, kuyrukçu, artçı ve evrimci bir düşüncedir. Böyle bir görüşe milli demokratik devrim etiketi takmakla da "proleter sosyalist" olunamaz!...'' (Mahir Çayan, Sağ Sapma, Devrimci Pratik ve Teori)

''Bugün emperyalizme karşı ilk boy hedefi Kemalistler değil, proleter devrimcileridir. 'Türkiye'de esas mücadele, işbirlikçilerle Kemalistler arasında oluyor' sözü, 'Türkiye proletaryasının objektif şartları yoktur' sözünün doğal bir sonucu ve devrimci sosyalist teoriden sapmanın pratiğe yansımasının açık bir belirtisidir.'' (Mahir Çayan, Sağ Sapma, Devrimci Pratik ve Teori)

''Ancak ve ancak sapına kadar sosyalist olanlar, emperyalizme karşı mücadelede hem kendi saflarında hem de bütün anti-emperyalist sınıf, zümre ve örgütler arasında birleştirici ve yönlendirici olabilirler. Bu bölümü bitirirken kısa bir hatırlatma yapalım. Milli bağımsızlık ve gerçek demokrasi için Amerikan emperyalizmine karşı en sert bir şekilde mücadele verirken, bunu Kemalist devrimciler olarak değil, proleter devrimciler olarak yapmaktayız.'' (Mahir Çayan, Sağ Sapma, Devrimci Pratik ve Teori)

Mahir Çayan ve yoldaşları, o dönemde kemalistlerin 'anti-emperyalist' söylemlerinden hareketle onları ileride ittifak kabul edebilecek bir söylemde bulunmuştur. Bunu yaparken, kemalizm eleştirisi biraz geri plana itilmiş ve yer yer bazı övgüler ve 'gazlamalar' yapılmıştır. Bu tümüyle politik bir söylemdir. Üstelik bu politika izlenirken Mahir hem bu gibi müttefiklere değil kendi özgücümüze güvenmemiz gerektiğinin altını kuvvetle çizmiş ve bunun gereğini pratikte de yapmış hem de devrimde öncülüğü kemalistlere kaptırmamak gerektiğini vurgulamıştır. Kızıldere katliamı, Denizlerin asılması ve 12 Mart'tan sonra ise devrimciler açıkça görmüşlerdir ki kemalizmin antiemperyalizm söylemleri tümüyle fostur. Antiemperyalizm, -emperyalizm bizim gibi yarı sömürge ülkelerde 'örtük faşist' bir düzeni uygun gördüğü için-, faşizm biçiminde tecelli etmekte ve ona karşı mücadele de faşizme karşı mücadele içeriğine bürünmektedir. Oysa kemalistler faşizme karşı mücadeleden de -bilhassa kendi milliyetçi ve orducu ideolojik görüşleri gereği- uzak durmuşlardır. 12 Eylül sürecinde ise kemalizmin ana gövdesi emperyalizm ve gericilerle işbirliği yaparak darbe tertiplemiştir. Devrimcilerin kemalizmle ilişkileri -normal olarak- zaman içinde şekillenen bir çizgidedir. Sabir ve belli bir tarihte belirlenmiş değildir. Kemalizm konusundaki söylemler de o günün politik ihtiyaçlarına göre üretilmiştir. Kemalizmden kopuş Mahirlerle başlar ve bizle biter.

Jolly Jocker 01-04-2011 22:02

Kemalizme olan eleştirilerimiz bazı ulusalcı faşistleri kızdırmaya yetti. Bu forumda bir cevap henüz gelmedi ama başka yerlerde birileri kudurdu. Hatta işi, bu forumun yöneticilerinin bana müdahele etmesi gerektiğini söylemeye dek vardırdılar. Belki bir-iki kayda değer argüman bulup onları da yanıtlarım diye umuyordum ama küfür dışında birşey göremedim. Bir ulusalcıdan da daha fazlasını beklemiyordum zaten. Maması elinden alınan her çocuk ağlamaya başlar. Ulusalcıların büyük kesimindeki akıl tutulmasını daha da irdelemek gerekiyor.

Örneğin; devrimciliğin ya da marksistliğin ölçüsünü ''kemalizme saygılı olmak'' kriteriyle değerlendirmek türünden tuhaf ve tarih dışı bir tutum alabiliyolar! Kendilerinin -o ulusalcı halleriyle- hem kemalizmi savunup hem de Denizlerin, Mahirlerin soylu devrimci geçmişlerini sömürebileceklerini düşünebiliyorlar! Bir yandan ''Ata'larının emaneti'' mevcut faşist-oligarşik devleti, orduyu, yargıyı savunup beri yandan da bu yapılarla savaşmak için kendi örgütlerini kurmuş ve bu savaşta canlarını vermiş devrimcilerin hatıralarını sömürmeye uğraşıyorlar! Onlara kalsa Deniz de Mahir de ''gençliğin heyecanıyla yola çıkmış'', ''silahlı mücadeleye girmekle büyük hata yapmış'', ''marksizm gibi gayrı-ulusal ideolojilerin peşine düşmek gibi bir başka hata daha yapmış olsalar da kemalistlere fazla çatmadıkları için hoşgörülebilecek'', ''yanılmış ve sonunda da yenilmiş iyi niyetli öğrenciler''den ibarettir. Devrimci liderlerin içini boşaltmaya yarayan bu düzen içi tezlerin sahibi ulusalcı faşistler, bir yandan da bu liderleri sahiplenme ve tereciye tere satma görüntüsü içerisindediler. Peki neden? Çünkü kemalizmin kendi Deniz'i, Mahir'i yoktur. Kendi Nazım'ı da yoktur. Bu yüzden soldan çalmak zorundadır. Ellerinde onuncu yıl marşından başka hiçbir şey yoktur! Öyle ki, kemalizm ya da Atatürkçülük dedikleri şey de tümüyle kendi icatlarıdır ve M.Kemal'e dayanmaz. Zira M.Kemal'de ideoloji ya da felsefe kuracak bir teorisyen derinliği yoktur. Ellerinde sadece M.Kemal vardır. O da sahte bir M.Kemal'dir çünkü onca dalavereyle M.Kemal'e solcu, antiemperyalist, laisist, hümanist, barışçı, hatta neredeyse marksist süsü vermeye kalkmaktadırlar! Tek parti döneminin Nutuk'ta en büyük ifadesini bulan 'tarihi yeniden yazma' girişimlerinin şişirdiği bir 'Atatürk' de belli ki onları idare edememektedir.

Beyinleri, marksizm ile kemalizmin ayrımına varamayacak denli bulanık. Ama buna karşın kendilerini birşey sanmaktalar. Ermeni soykırımından Kürt sorununda alınması gereken devrimci tutuma dek her konuda oligarşik devletin resmi çizgisinde olan bu milliyetçi-faşistler, bizim devrimciliğimizi sorgulama cüretinde bulunabiliyor! Bu gibi menşevik sapmadan muzdarip akımların sözcüleri geçmişte de vardı(bakınız: YÖN çevresi, Perinçek çevresi v.s.). Denizler ve Mahirlerin bu çevrelere karşı tavizsiz tutumları çok nettir. O dönemde de Perinçek tayfası devrimcileri polise ihbar etmeyi 'vatan görevi' addeden sapkın bir çizgideydi. Çünkü kendi dışındakileri, yani gerçek devrimci marksistleri, M.Kemal'e görüşlerinde yeterince yer vermedikleri için bağımsızlık konusunda samimi olmamakla, hatta ''sovyet sosyal emperyalizminin maşası olmakla''(!) suçluyorlardı! Günümüz ulusalcıları da abilerinin izinden gidiyor ve kemalizmi eleştiren devrimci marksistleri 'liberallerin ağzından konuşmakla', 'işbirlikçi olmakla' suçlayabiliyorlar. Oysa kemalizm eleştirileri en başta milliyetçiliğin, militarizmin, oligarşik devletin ve TC'deki burjuva düzenin eleştirisidir. Zira bunların tümünü kuranlar kemalistlerdir. Kemalizm eleştirisi yapmadan devrimci olunmaz. Deniz ve Mahir kemalist devletle ve orduyla savaşmak üzere kendi örgütlerini kurarak kemalizmin eleştirisini pratikte vermişlerdir. Bunu gören kemalist kesim, 12 Eylül sürecinde islamcılarla ve emperyalizmle işbirliğine girerek solun üzerine yürümüştür. 'Gerektiğinde' kimin işbirlikçilik yaptığı, kimin liberaller ve hatta dincilerle aynı ağızdan konuştuğu tarih tarafından açıkça gösterilmektedir.

Ulusalcıların bir başka özellikleri de saçma sapan açıklamalara iman edebiliyor olmaları ve garip bir ''tek adam kültü''nün müritliğini yapmalarıdır. Bu açıdan Nurculardan pek farkları yoktur. Onlara göre M.Kemal adeta bir süper kahramandır. Onun sözleri ve çizgisi her çağda ve her zaman doğruyu gösterir. Heykel ve resimlerine saygıda kusur edilmemeli, cumhuriyet tehlikeye düştüğünde Anıtkabir tavaf edilmek ve 'suçlular Ata'ya şikayet edilmek' suretiyle ibadet edilmelidir. Onun darbeci ordusu ve faşist katilleri aklayan yargısı 'laikliğin son kaleleri' ilan edilip kutsanır. M.Kemal, tek adamdır ve tek başına tarihi değiştirmiştir. Aşırı zekidir v.s... Oysa tarihi liderler, dehalar v.s. değil sınıf mücadelesi örer. Solculuk iddiasındaki ulusalcı faşistlerin M.Kemal'e dönük bu kavrayışları tümüyle tarih ve marksizm dışıdır. Bilimsel bakış açısıyla hiçbir ilgisi yoktur.

Yine onlara göre; kemalizm M.Kemal'den ibarettir. Bu yüzden M.Kemal dışındaki kemalistlerin yaptıkları şeylerin sorumluluğundan kaçma eğilimindedirler. Tek adam vurgusu yapmalarının altında biraz da bu kaçış eğilimi vardır. Zira Recep Peker, İnönü ve Mahmut Esat Bozkurt gibi diğer önde gelen kemalistlerin savunulacak yanı yoktur. Aslında tek adam vurgulu açıklamalarla, kemalizmin bir kadro sürekliliği bile yaratamayacak denli aciz bir hareket olduğunu ilan ettiklerinin kendileri de farkında değildir. Onlara göre; Nazım'ın hapislerde çürümesinde kemalizmin sorumluluğu yoktur, olay yazdığı mektubun Atatürk'e ''ulaşamamasından'' ibarettir. M.Suphilerin ölümünde de kemalizm ve M.Kemal sütten çıkmış ak kaşıktır. Dersim soykırımında(evet bu bir soykırımdır!) da M.Kemal sorumlu değildir, çünkü o sırada pek hastadır. Böyle komik gerekçelerle belki çocukları ve çocuk zekalarıyla kendilerini kandırabilirler ama bizi sadece güldürmektedirler.

Devrimciler liberallerin ağzıyla konuşmamakta, liberalizme karşı da başından beri mücadele etmektedir. Şahsen forumlarda liberallerle olan tartışmalarımı da pek çok insan bilir. Devrimcilerin ''liberallerle aynı ağızdan konuşmakla'' itham edilmesi tek kelimeyle iftiradır ve çırpınmakta olan kemalistlerin klasik çamur atma girişimlerinden ibarettir.

AvniSinanoglu 01-04-2011 23:35

Kemalizmin cöküsü Cumhurriyetin cöküsüyle bir koyulurmu? Cöküsü sonucu neler olabilir?

Jolly Jocker 02-04-2011 16:48

Bu forumda herhangi bir kemalist ya da ulusalcıdan yanıt gelmiyor ama bir başka forumda bir ulusalcı fena halde azmış vaziyette. Sinir krizine girmiş. Acizliğini belirten küfürlerinin arasından birkaç argüman bulabilmek nihayet mümkün olabildi. O halde tek tek yanıtlayalım ki ulusalcılık denen ucube akım da daha iyi teşhir olsun ve marksist devrimcilikle arasındaki farklar daha da belirginleşsin. Fakat şunu da belirtmek gerekir ki, söz konusu ulusalcı arkadaş, genel ulusalcı toplam içinde 'kendi kendine gelin güvey olan' marjinal bir kanadın sesi. Çoğunlukla TürkSolu, İP v.b. sol görünümlü nazi çevrelerinin dillendirdiği iddiaları tüm ulusalcılar adına dillendiriyor. Tabi kendisinin yakınlık duyduğu bir örgüt olup olmadığını da tam bilemiyorum. Muhtemelen kendi seviyesini yakalayabilen kimsenin olmadığına inanıyordur!

Bu çok bilmiş oportüniste göre ulusalcılık denen şey anti-emperyalistlik ve antifaşistlikmiş. Bana ulusalcı cephenin antifaşist bir eylemini örnekleyebilecek herhangi bir mahluğun dünya üzerinde varolduğunu sanmıyorum. Neredeyse her konuda faşist-oligarşik devletin resmi tezlerine sarılan bu gibi kimseler, solu kendilerine alet etmek isteyen iki yüzlü faşistlerden başkası olamamaktadırlar. Ermeni meselesinden Kürt sorununa, devletin meşruiyetinden ordu ve yargıya, laikliği kavrayışlarından sınıf tahlillerine dek her açıklamaları oligarşik devletin(hani Mahirlerin savaşıp yaşamlarını yitirdiği oligarşik devletin!) resmi tezlerini aklamaktan ibarettir! Buna karşın devrimcilik ve sol üzerine ahkam kesmekten hiç utanmamaktadırlar! Buldukları örnek muhtemelen Kürt hareketinin haklı ulusal istemlerini ''ırkçılık'' ve ''etnik milliyetçilik yapmak'' olarak sunup, oligarşik devletin ağzıyla konuşmaktan ibaret olacak! İşte bunların ''antifaşistliği''(!) budur!

Antiemperyalizm konusu ise daha yalındır. Kapitalizm önce merkantilizm, sonra serbest rekabet, sonra da emperyalizm aşamalarından geçmiştir. Bu, bir insanın gençlik, olgunluk ve yaşlılık çağı gibi düşünülebilir. Emperyalizm, kapitalizmin uluslararası ölçekte tekelleştiği aşamayı anlatır. Yani emperyalizm dediğimiz şey kapitalizmin son biçimidir. Dolayısıyla kapitalizme karşı çıkmadan, diğer deyişle komünist olmadan emperyalizme karşı çıkabilmek olanaksızdır. Zaten Mahir Çayan'ın da en temel tezlerinden biri emperyalizmin dışsal değil içsel bir olgu olduğudur. Kemalizm ise emperyalizmi dışsal bir olgu olarak görür. Bu yüzden milli bir burjuva sınıfı yaratabileceği hülyalarına kapılmıştır. Bu yüzden, antiemperyalistliği kurtuluş savaşından ibaret görmüştür. Oysa bu, Mahir'in açıkça belirttiği kocaman bir yanılgıdır. Burjuvazi ve kapitalist devlet aygıtına karşı mücadele, emperyalizme karşı mücadelenin ayrılmaz bir unsuru olarak ele alınmıştır. Çünkü emperyalizm içsel bir olgudur. Şimdi sormak lazım, kendine ulusalcı diyenlerin arasında antikapitalist, yani komünist var mıdır? Var ise ulusalcılar arasındaki oranları ve etkinlikleri nedir? Nedir ki bu gibi marjinal ulusalcılar kendi hezeyanlarını tüm ulusalcılığa genelleyerek savunmaya girişebiliyorlar? Daha önce de belirttiğim gibi, bu arkadaşlar kendi kafalarındaki ulusalcılık şablonunu gerçekte varolan ulusalcılıkla karıştırmakta ve kendi kendilerine gelin güvey olmaktalar. Ulusalcı kesimin geniş kesimleri ve ana gövdesi ne antiemperyalisttir ne de antifaşist! Çünkü kapitalizme karşı değildirler. CHP mi, MHP mi, ordu mu, yargı mı, cumhuriyet gazetesi mi antiemperyalist ya da antifaşisttir? Elbette hiçbiri değildir! Sadece bizim oportünist çığırtkan gibi bir avuç çok bilmiş kendilerinin böyle oldukları iddiasındadır. Bu gibi yanılgılarıyla, solu ulusalcılık adlı seküler milliyetçiliğin peşine takma derdine düşmüşlerdir.

Sol, kemalist değil marksisttir. Sol, ulusçu değil enternasyonalisttir. Sol, ''milli burjuvazi'' yaratma ya da onu güçlendirme derdinde değil, her tür burjuvaziye karşı savaşma derdindedir. Sol, ulusların kendi kaderini tayin hakkından yanadır. Sol, oligarşik devlet aygıtını ve onun ordusunu çeşitli gerekçelerle sahiplenip savunma derdinde değil, bunlarla savaşıp bunları devirme derdindedir. Daha bu en basit gerçeklerin bile ayırdına varamayacak denli beyinsiz olanların ahkam kesmeleri sadece eğlence vesilesi olabilir. Çok bilmiş ukala, Mahir yoldaşın bir kitabındaki kemalizmi öven tek cümlesini alıntılayıp kendini aklamaya çalışıyor. Oysa Mahir yoldaş, bugün bu gibi oportünist ulusalcıların savunduğu devlete, orduya ve düzenin tüm kurumlarına karşı THKP-C'yi kurup savaşa girişmiş ve bu yolda canını vermiştir. Mahir'den bu gibi ana meseleleri öğrenmeyip de kemalizm övgüsü çıkarmak ve buradan hareketle ulusalcıların kuyrukçuluğunu yapmak ancak bunun gibi karakter yoksunu oportünistlere yaraşır birşeydir!

Marksizm bir dogma değil eylem klavuzudur. Marksizmde aslolan marksist doktrin ve devrim hedefidir. Buna uygun olarak koşullara göre bir devrim stratejisi belirlenir. THKP-C örneğinde bu strateji Mahir yoldaş tarafından Politikleştirilmiş Askeri Savaş Stratejisi(PASS) olarak ortaya konmuştur. Sonra da belirlenen stratejiye göre güncelliğin gereklerini dikkate alarak politikalar oluşturulur. Söz konusu oportünist ulusalcı arkadaş, Mahir'in ne marksist doktrinini ne devrim hedefini ne de PASS stratejisini dikkate alıyor. Hatta PASS'yi bir hata olarak görüyor. Bu noktada Mahir ve devrimci hareketle tüm ilişkisi de kopuyor. Fakat güncel gereksinimler neticesi yapılmış bir takım politik söylemleri kendi oportünist emelleri için alçakça sömürüp kemalizme malzeme çıkarmaya kalkıyor! Bunu tespit ettiğimizde ise, ''Ne yani sen Mahirleri takiyecilikle mi suçluyorsun'' diye çıkışıyor! Daha siyaset ile takiye arasındaki farkı bile bilmiyor. Siyasette, politik öznenin kimliği açıkça ortadadır, buna karşın günün ihtiyaçlarına göre müttefik listesi hazırlanır ve ona göre bir politik söylem geliştirilir. Takiyede ise politik öznenin kimliği de gizlenmekte, söz konusu özne kendini olduğundan başka göstermektedir. Ne Deniz ne de Mahir kendilerini olduklarından farklı göstermemiş, marksist-leninist olduklarının altını her zaman kuvvetle çizmişlerdir. Takiye ise ancak senin gibi sol görünümlü ulusalcı faşistlerin işidir. Takiyenin şahını da geçmişte M.Kemal yapmıştır. Müslümanla müslüman Leninle sosyalist olmuştur! Sizin Kemaliniz yapında 'akıllı siyaset' oluyor da, devrimciler yapınca mı 'takiye' oluyor? Kaldı ki üstte de belirttiğim gibi devrimcilerinki takiye değildir çünkü kendi gerçek kimliklerini hiçbir zaman gizlememişlerdir.

Bu gibi oportünistlerin sıkıştıklarında ve sahtecilikleri açığa çıktığında sığındıkları bir yöntem de geçmişleridir. Her fırsatta kendilerinin geçmişte sosyalist hareket içerisinde yer aldıklarını anlatırlar. Oysa bizi onların geçmişleri değil bugünleri ilgilendirmektedir. Söz konusu ulusalcı faşist de kendisinin geçmişte Boğaziçi Dev-Genç sorumlusu olduğunu iddia ediyor. Diyelim ki öyledir. Peki bu neyi değiştirecektir? Bugün ana akım medyada yer alan nice liboş da geçmişte çeşitli sol farksiyonlarda yer alıyorlardı. Bu durum onların -ve bizim ulusalcının da- nereden nereye gelmiş, nasıl dönmüş olduklarını açık etmek dışında hiçbir şeye yaramaz. Fakat bizim oportünist dönekliğini de kabul etmeyip Dev-Genç ve THKP-C çizgisi ile ulusalcılık arasında bir paralellik kuruyor. Böyle yapmakla da ne derece cahil olduğunu, daha ulusalcılık ile devrimci marksizmin ayrımını bile yapmaktan aciz olduğunu açık ediyor. Bu gibi dönekler, -ister liberalizme ister ulusalcılığa dönmüş olsunlar fark etmez-, Dev-Genç çizgisini bugün de sürdüren bizler için sadece birer utanç vesilesidirler.

Oportüniste son olarak şunu söylemek gerekiyor; THKP-C ve THKO çizgisi salt Deniz Gezmiş ve Mahir Çayan'dan ibaret değildir. Bu insanlar peygamber değil marksisttir. Bu insanlar M.Kemal'e yapıldığı gibi tarih dışı bir 'tek adam' kültü içinde evliyalaştırılamaz. Onların içinde yer aldıkları ve yoldaşlarınca onlardan sonra da sürdürülen bir devrimci hareket vardır. Bu yüzden Deniz ve Mahir, bitmiş bir hareketin değil sürmekte ve gelişmekte olan bir hareketin o tarihteki liderleridir. Onların sözleri, sarfedildikleri güncel-politik bağlamdan koparılıp dogmalaştırılma yoluna gidilemez. Gerek THKO gerekse THKP-C geleneğini sürdüren ve Deniz ile Mahir'in yoldaşı olan hiçbir örgüt kemalizm kuyrukçuluğu yapmamış, bilakis, daha da eleştirel bir tutum almıştır. THKO'nun devamı olan Halkın Kurtuluşu ve Emeğin Birliği, sonrasında da TDKP ve TKEP, son olarak da EMEP ve TKEP/L örgütlerinin hiçbirinde kemalizm güzellemesi yoktur. Bilakis, eleştiri yoğunluğu ve kopuş daha da artmıştır. Benzer bir durum THKP-C çizgisi için de geçerlidir. Dev-Yol, Dev-Sol, HDÖ, MLSPB, sonrasında da DHKP-C, ÖDP, Halkevleri gibi örgüt ve akımlarda kemalizm güzellemesi bulabilmek söz konusu değildir. Öte yandan ulusalcı akımın da(Perinçek gibi nazi özentisi marjinaller dışında) hiçbir kanadında kemalizm ile marksizmi bağdaştıran, birbirine yakın gören bir tutum söz konusu değildir. Şimdi söyle ey oportünistlerin şahı, Deniz ve Mahir'in yoldaşı ve ardılı olan onca devrimci örgüt -üstelik aralarında onca görüş farkı olmasına karşın- kemalizm konusunda net bir tutum alıyorsa ve ulusalcı cenahın da ana gövdesinin komünizme karşı tavrı net ise, sen kendini ne sanıyorsun da bilmiş bilmiş ötüp duruyorsun? Üstelik doğru düzgün bir açıklaman da yok. Sana karşı çıkan herkese kafana göre sayıp sövüyorsun. Aslında bu uzun açıklamalara bile değmeyen çapsızın tekisin!

Ama yine de bu başlıkta pek çok açıklama yapma fırsatı bulduğum için en azından kendi bakış açımdan ulusalcılığın ne olduğunu sergileme ve devrimci marksizme olan uzaklığının altını çizme olanağım oldu. Bu açıdan okuyucuların da internet deryasında bir bilgi sayfası daha edinmelerime katkı koyduğuma inanıyorum. En azından ne liberallerin ne ulusalcıların oltasına gelmeyip bağımsız bir sınıf çizgisini ısrarla savunan marksistlerin ulusalcılık ve kemalizmi nasıl değerlendirdiğine bir örnek vermiş olduğuma inanıyorum. Bu yüzden bu başlık herşeye karşın yine de 'iyi' oldu kanaatindeyim.

taylan 02-04-2011 17:00

İstediğin kadar nefretini kus sayın freddie, M. Kemal büyük bir devrimcidir. Barışı şiar edinmiş bir liderdir. yıkıntılar arasından bir devlet kurmuş kadronun lideridir. Bu topraklara en uygun ideoloji kemalizmdir. Ne kadar eksiklikleri de olsa devrimci bir girişimdir. Bu ulus her zaman M. Kemal'e sahip çıkacaktır.

Ulusalcı-faşist-katil gibi sıfatları asla kabul etmiyorum. Bu lafları aynen iade ediyorum. Marjinal ideolojiniz bu topraklarda asla taraftar bulamaz. En doğru devrimci çizgi kemalizmdir. Sosyalizme inanıyorum ve Kemalizmi destekliyorum. Sonuna kadar da ulusalcıyım. Hiç bir zama faşist olmadım olmam da. Açıklamalarınızda hakarete varan söylemler var. Bu ülkeyi aydınlığa çıkaracak yegane düşünce Kemalizmdir.

Jolly Jocker 02-04-2011 17:14

Alıntı:

taylan´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 376857)
M. Kemal büyük bir devrimcidir.

Evet evet, öze ilişkin bir toprak devrimi yerine biçime ilişkin bir şapka devrimi yapmayı yeğleyen çok büyük(!) bir ''devrimci''dir!

Alıntı:

Barışı şiar edinmiş bir liderdir.
Evet evet, önce M.Suphi ve Çerkez Ethem başta olmak üzere kendi liderliğine muhalif olan tüm bağımsızlıkçıları hain ilan ettirip yok ettirmiş, sonra da iktidarı ele geçirince ulus inşa etmek için Koçgiri'den Dersim'e nice katliam yapmış çok barışsever(!) bir akımdır kemalizm. Zaten, aynı ulus inşası düşünü paylaşayan soykırımcı İttihatçıların ardılı değil midir? Benzer biçimde, M.Kemal'den sonraki kemalist kadrolar da varlık vergisiyle başlayan süreç sonunda Rumları tasfiye etmiştir. Ne de olsa ''Her şey vatan için!'' Kemalizm kadar orducu ve militarist olup yine onun kadar barışseverlikle övülen bir başka hareket dünya üzerinde olmasa gerek. Demek ki kemalizm kendine çok sağlam müritler yaratabilmiş.

Alıntı:

Bu topraklara en uygun ideoloji kemalizmdir. Ne kadar eksiklikleri de olsa devrimci bir girişimdir.
O eksiklikler bayağı bir eksik yalnız. :)
Ayrıca şu kemalizm dediğin ideoloji tam olarak kimin icadıdır hiç düşündün mü? M.Kemal'in olmasa gerek. Hani ''İdeoloji istemem, yoksa donar kalırız'' sığlığında laflar da etmişliği var ya, o yüzden söylüyorum. Zaten M.Kemal ne bir ideologtur, ne bir teorisyen, ne filozof ne de ekonomist. Onda o derinlik yoktu.

Alıntı:

Bu ulus her zaman M. Kemal'e sahip çıkacaktır.
Çocukluğumuzdan beri resmi eğitimden ana akım medyaya dek tüm devlet olanakları seferber edilip sen de övülsen, bu ulus sana da sahip çıkar be gözüm. Bunu bu kadar büyütme. :)

Alıntı:

Marjinal ideolojiniz bu topraklarda asla taraftar bulamaz. En doğru devrimci çizgi kemalizmdir. Sosyalizme inanıyorum ve Kemalizmi destekliyorum. Sonuna kadar da ulusalcıyım. Hiç bir zama faşist olmadım olmam da. Bu ülkeyi aydınlığa çıkaracak yegane düşünce Kemalizmdir
En sonda ''Amin'' demeyi unutmuşsun. :)

hysteria 02-04-2011 18:44

" Sol, ulusçu değil enternasyonalisttir"
"Sol, ulusların kendi kaderini tayin hakkından yanadır"

demişsiniz...
ulusçu olmayan bir görüş, ulusların kendi kaderini tayin etme savunuyor, sizce de bu biraz mantıksız değil mi?
hani piyon olduğunuzun bilincine varın diye...

AlbatrosS 02-04-2011 21:03

Alıntı:

hysteria´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 376868)
" Sol, ulusçu değil enternasyonalisttir"
"Sol, ulusların kendi kaderini tayin hakkından yanadır"

demişsiniz...
ulusçu olmayan bir görüş, ulusların kendi kaderini tayin etme savunuyor, sizce de bu biraz mantıksız değil mi?
hani piyon olduğunuzun bilincine varın diye...

etnisite kökenlerinin siyasal bir dayatma çerçevesinde örgütlendiği ulusçulukla siyasal alanda kendi kaderini tayin etme(siz buna demokratik seçim hakkı da diyebilirsiniz) arasında epey bir fark olsa gerek.

demokratik her hak talebini ''emperyalisss işbirlikçiler'' çervesinde yorumlamaya muktedir bir türkiş ulusalcılığının varacağı yerin izdüşümü ''nasyonel faşizm''ken demokratik siyasal katılımın ulusal talepleri de nazar-ı itibara alışı çoğulculuktur ve demokrasinin özüdür.

Jolly Jocker 02-04-2011 21:25

Alıntı:

hysteria´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 376868)
ulusçu olmayan bir görüş, ulusların kendi kaderini tayin etme savunuyor, sizce de bu biraz mantıksız değil mi?
hani piyon olduğunuzun bilincine varın diye...

Ulusların varlığı tarihsel bir realitedir ve her ulusun kendi kaderini tayin hakkı bakidir. Fakat dünya görüşünün ulusçuluk olması bambaşka birşeydir. Ulusların varlığı ulusçu siyaset yapmayı gerektirmez. Ulusların kendi kaderini tayin hakkının öznesi de ulusçu ideolojiyi benimsemiş olmak zorunda değildir. Marksist bir önderlik de bunu yapabilir.

''Piyon olduğumuz'' konusuna gelince... Bunu iddia eden, kimin piyonu olduğumuzu da açıklamalıdır. Aksi halde çamur atıyormuş pozisyonuna düşer. Eskiden SSCB'nin uşaklığını yaptığımız söylenirdi; artık SSCB de kalmadı. Sorması ayıp, kimin piyonuyuz? Dünyanın öbür ucunda küçük bir Küba var, onun mu yoksa? :)

Fakat liberalinden milliyetçisine, sosyal demokrat geçineninden Atatürkçüsüne, muhafazakarından dincisine dek tüm bir sağ politikanın devrimcilere karşı Amerikan emperyalizminin piyonluğunu yaptığı tarihin kaydettiği bir realitedir. Altıncı Filoyu secde ederek karşılayan sağcılardır; ABD yetkilierinin ''Bizim çocuklar başardı'' dedikleri de onlardır; CIA ve NATO destekli komando kamplarında eğitim alıp solcu Alevi ve Kürtlere katliam yapanlar da onlardır. Biz ise her zaman için tam bağımsızlıktan yana olduk, sadece kendi özgücümüze dayanarak savaştık. Zaten yenilmemizin sebebi de sırtımızı büyük bir ülkeye dayamamamızdır biraz da.

ulpian 02-04-2011 21:35

İki taraf da kızmasın lütfen, ama komünistlerle kemalistlerin tartışmasını takip etmek bile moral bozucu oluyor...

İki taraf da, kendisinden olmayan diğer tüm görüşleri aynı kefede değerlendirmeye ve diğer bütün görüşlerin aslında hep birlikte kirli ve karanlık bir odağın piyonluğunu yaptığı fikrine, o denli aşina ki...

Bir de İslamcısı gelip başlığa ''alayınız yahudi oyunlarının piyonusunuz, hak yol İslam'' dese tam olacak.

Alıntı:

hysteria´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 376868)
ulusçu olmayan bir görüş, ulusların kendi kaderini tayin etme savunuyor, sizce de bu biraz mantıksız değil mi?
hani piyon olduğunuzun bilincine varın diye...


Alıntı:

Freddie´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 376896)
''Piyon olduğumuz'' konusuna gelince... Bunu iddia eden, kimin piyonu olduğumuzu da açıklamalıdır. Aksi halde çamur atıyormuş pozisyonuna düşer. Eskiden SSCB'nin uşaklığını yaptığımız söylenirdi; artık SSCB de kalmadı. Sorması ayıp, kimin piyonuyuz? Dünyanın öbür ucunda küçük bir Küba var, onun mu yoksa? :)

Fakat liberalinden milliyetçisine, sosyal demokrat geçineninden Atatürkçüsüne, muhafazakarından dincisine dek tüm bir sağ politikanın devrimcilere karşı Amerikan emperyalizminin piyonluğunu yaptığı tarihin kaydettiği bir realitedir.


hysteria 02-04-2011 21:59

Alıntı:

Freddie´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 376896)
Ulusların varlığı tarihsel bir realitedir ve her ulusun kendi kaderini tayin hakkı bakidir. Fakat dünya görüşünün ulusçuluk olması bambaşka birşeydir. Ulusların varlığı ulusçu siyaset yapmayı gerektirmez. Ulusların kendi kaderini tayin hakkının öznesi de ulusçu ideolojiyi benimsemiş olmak zorunda değildir. Marksist bir önderlik de bunu yapabilir.

''Piyon olduğumuz'' konusuna gelince... Bunu iddia eden, kimin piyonu olduğumuzu da açıklamalıdır. Aksi halde çamur atıyormuş pozisyonuna düşer. Eskiden SSCB'nin uşaklığını yaptığımız söylenirdi; artık SSCB de kalmadı. Sorması ayıp, kimin piyonuyuz? Dünyanın öbür ucunda küçük bir Küba var, onun mu yoksa? :)

Fakat liberalinden milliyetçisine, sosyal demokrat geçineninden Atatürkçüsüne, muhafazakarından dincisine dek tüm bir sağ politikanın devrimcilere karşı Amerikan emperyalizminin piyonluğunu yaptığı tarihin kaydettiği bir realitedir. Altıncı Filoyu secde ederek karşılayan sağcılardır; ABD yetkilierinin ''Bizim çocuklar başardı'' dedikleri de onlardır; CIA ve NATO destekli komando kamplarında eğitim alıp solcu Alevi ve Kürtlere katliam yapanlar da onlardır. Biz ise her zaman için tam bağımsızlıktan yana olduk, sadece kendi özgücümüze dayanarak savaştık. Zaten yenilmemizin sebebi de sırtımızı büyük bir ülkeye dayamamamızdır biraz da.

son paragrafına katılıyorum, ama Mustafa Kemal'den sonrasında Türkiyenin izlediği iç veya dış politikada, sağ yada ümmetçi politika olmadan kaç sene geçirmiştir? imönü mü? menderes mi? demirel mi? erbakan mı? türkeş mi? özal mı? bunlar mı kemalist? bu durumdan kemalizmi sorumlu tutuyorsunuz ama, iktidar hep sağ, hiçbirisi de kemalist değil...

piyon mevzusuna gelince, ille bir ülkenin maddi çıkarına hizmet etmeniz gerekmiyor elbette:), sadece bazen fikirler göründüklerinden başke şeylere hizmet edebiliyorlar, aynı din gibi, masum insanlar imanları ile mutlu olurken, hocalar hem üflüyor hem ceplerini dolduruyorlar. aynı 6. filoya secde edenler gibi, onlarda davalarına en az sizin kadar inaniyorlar bence:)

ilk paragrafınızla ilgili olarak da, bir ulus kendi kaderini tayin etme hakkına sadece ulus olduğundan ötürü sahip olabiliyorsa, bu hakkını da, yada kaderini tayin ederken aldığı kararları da ulusalcılık, yada nasyonalizm dogrultusunda uygulamaya daha yatkın olmaz mı? bu da onun dünya görüşünün ulusalcılık olmasını doğurmaz mı?
yada farklı bir şekilde sorayım; ulusçu siyaset yapmadan, bir ulus kendi kaderini nasıl tayin edebilir?

Jolly Jocker 02-04-2011 22:36

Alıntı:

ulpian´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 376899)
İki taraf da kızmasın lütfen, ama komünistlerle kemalistlerin tartışmasını takip etmek bile moral bozucu oluyor...

İki taraf da, kendisinden olmayan diğer tüm görüşleri aynı kefede değerlendirmeye ve diğer bütün görüşlerin aslında hep birlikte kirli ve karanlık bir odağın piyonluğunu yaptığı fikrine, o denli aşina ki...

Özel mülkiyeti kaldırmak isteyen bir akımın güçlenmesi karşısında özel mülkiyeti savunan tüm akımlar birleşip savaşır. Tarih bunun örnekleriyle dolu. Ülkemizdeki milliyetçi cephe hükümetleri de bunun ayaklı bir kanıtı. Komünizme karşı sağın her rengi birleşti. Bu benim 'toptancı' bir değerlendirmem değil, tarihin realitesi.

Öte yandan liberaller de onların görüşünden olmayan herkesin ''darbeci'' ya da ''ergenekoncu'' olduğunu iddia ediyor. Karşıtını karalama her politik kesimde vardır. Önemli olan bunun gerçek olup olmadığı. Öte yandan ben/biz tüm karşıtlarımızı ve yaşanan herşeyi emperyalizmin bir oyunu olarak görme eğiliminde değiliz. Senin aklındaki bu şablon bizi bağlamıyor.

Jolly Jocker 02-04-2011 22:46

Alıntı:

hysteria´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 376903)
son paragrafına katılıyorum, ama Mustafa Kemal'den sonrasında Türkiyenin izlediği iç veya dış politikada, sağ yada ümmetçi politika olmadan kaç sene geçirmiştir? imönü mü? menderes mi? demirel mi? erbakan mı? türkeş mi? özal mı? bunlar mı kemalist? bu durumdan kemalizmi sorumlu tutuyorsunuz ama, iktidar hep sağ, hiçbirisi de kemalist değil...

Kemalizmin M.Kemal'den ibaret olduğu görüşü fazla gerçek üstücü. M.Kemal sanıldığı ve sunulduğu gibi bir süper kahraman değil. Kemalizm de bir kadroya dayanır. Öncesi ve sonrası vardır. Öncesi İttihat-Terakkidir, sonrası ise CHP ve ordudur. Menderes, Özal ya da Demirel kemalist değildir fakat kemalizme zıt kutupta da değildir. Kapitalizmi devlet eliyle geliştiren, ulus devlet kurup milliyetçiliği pompalayan, Diyanet eliyle dini kontrol altına alıp sola karşı kullanmaktan çekinmeyen, toprak reformunu yapmayarak gericilik ve ataerkilliğin önünü kesmeyen bizzat kemalizmdir. Demirel, Özel ve Menderes de kemalizmin yarattığı koşulların meyveleridir. Aradaki bağlantı bence yeterince açık. Kemalizm ulus inşa etmek ve elitist bir laiklik anlayışı olarak tanımlanabilir. Bu sol değil sağ bir görüştür. Laiklik sola has değildir, liberalizm de kemalizmdeki kadar bir laikliğe ''eyvallah'' diyebilir, ki demiştir de.

Alıntı:

piyon mevzusuna gelince, ille bir ülkenin maddi çıkarına hizmet etmeniz gerekmiyor elbette:), sadece bazen fikirler göründüklerinden başke şeylere hizmet edebiliyorlar, aynı din gibi, masum insanlar imanları ile mutlu olurken, hocalar hem üflüyor hem ceplerini dolduruyorlar.
Hala devrimcilerin kimin piyonu olduklarını açıkça yazamamışsın.

Alıntı:

yada farklı bir şekilde sorayım; ulusçu siyaset yapmadan, bir ulus kendi kaderini nasıl tayin edebilir?
Ulusal hakları savunmak için ulusçu ya da diğer deyişle milliyetçi olmak gerekmez. Enternasyonalistler de her ulusun ulusal hakkını tanır ve saygı gösterir. Ulusçuluk ya da milliyetçilik kendi ulusunu diğerlerinden üstün gördüğün, yayılmacı ya da asimilasyoncu bir politik tavır benimsediğin, diğer uluslara düşmanca yaklaştığın noktada ortaya çıkar. Bir ulusun kendi hakkını aramasında sorun yoktur ama hakkını arayan bir ulusun mücadelesini terör demagojisiyle sindirip imha ve inkar politikasını sürdürmekte sorun vardır. Bu sorun, milliyetçi zihniyetten kaynaklanır.

ulpian 02-04-2011 22:49

''lütfen kızmayın'' demiştin oysa sevgili Freddie,

sözüm özel olarak sana karşı değildi gerçekten de...

Alıntı:

Freddie´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 376910)
Özel mülkiyeti kaldırmak isteyen bir akımın güçlenmesi karşısında özel mülkiyeti savunan tüm akımlar birleşip savaşır. Tarih bunun örnekleriyle dolu.


Haklısın da, bu söylediğin her ayırım çizgisi için geçerli:

Özel mülkiyeti kaldırmak/kaldırmamak bağlamında: komünistler bir tarafta; liberaller, şeriatçıları, kemalistler vs. diğer tarafta.

Şeriat getirmek/getirmemek bağlamında: şeriatçiler bir tarafta; komünistler, liberaller, kemalistler vs. diğer tarafta.

Mesela Kürçe öğrenim, özerklik vs. gibi konularda: kemalistler bir tarafta; komünistler, liberaller, şeriatçılar vs. diğer tarafta.

(Bu cümleler sadece ''farklı ayırım çizgilerine göre -ister istemez- bazı karşıt görüşlerle aynı safta yer alma durumu''na birer örnektir. Lütfen biri çıkıp, ''ben şuyum, ama şu safta değil, bu saftayım'' diye karşılık vermesin, bunun olabileceğini biliyorum elbette. :) )

Hepsi de önemli konular. Sizin için ''en önemlisi, hepsinin başında gelen, olmazsa olmaz olan'' ayırım noktası birincisi, şeriatçi için ikincisi, bdp için üçüncüsü vs.


Alıntı:

Freddie´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 376910)
Önemli olan bunun gerçek olup olmadığı.

Burada da haklısınız; fakat topyekun bir görüşe ''piyonluk'' isnat edebilmek için o görüşün ''piyonu oynatan'' olarak kurguladığınız ''odak'' ile bazı ayırım çizgilerinde aynı safta yer alıyor olması yetmez. Örn. ABD, UNO, AB, TÜSİAD vs. Türkiye için herhangi bir alanda benim de savunduğum bir şeyi (hangi motivasyonla olursa olsun) istiyorlar diye, ben emperyalizm piyonu olmam.

Ben hiçbirimizi (şeriatçi, komünist, kemalist, liberal vs.) ''piyon'' olarak görmüyorum zaten. Zaten karşı çıktığım da bu! Hepimizin savunduğu görüşün gerçekleşmesinin tüm insanların faydasına/hayrına olacağına samimice inandığını düşünüyorum. Ha elbette her birimiz, diğerlerinin yanıldığını düşünüyor. Dolayısıyla tartışıyoruz işte. Ama ''piyon'' vs. gibi benzetmelerle makul bir tartışma da olmuyor işte....

AvniSinanoglu 02-04-2011 22:54

Freddyiye soruyorum, lütfen ülkemiz icin gercek demokrasi ve sivil toplum ülkesi oldugu itibaren neler denisir kisaca görüsünüzü rica ederim. Bende yasakci ve kendi icine kapali bir kisi kültü haline gelmis bu sistemden pek fazla kalkinma hamleleri ummuyorum. Kalkinma icin milli gelirimizin ABD veya Almanya gibi olmasi icin hangi sistem iyiyse onu arzu ederdim.

hysteria 02-04-2011 23:15

Alıntı:

Freddie´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 376913)
Kemalizmin M.Kemal'den ibaret olduğu görüşü fazla gerçek üstücü. M.Kemal sanıldığı ve sunulduğu gibi bir süper kahraman değil. Kemalizm de bir kadroya dayanır. Öncesi ve sonrası vardır. Öncesi İttihat-Terakkidir, sonrası ise CHP ve ordudur. Menderes, Özal ya da Demirel kemalist değildir fakat kemalizme zıt kutupta da değildir. Kapitalizmi devlet eliyle geliştiren, ulus devlet kurup milliyetçiliği pompalayan, Diyanet eliyle dini kontrol altına alıp sola karşı kullanmaktan çekinmeyen, toprak reformunu yapmayarak gericilik ve ataerkilliğin önünü kesmeyen bizzat kemalizmdir. Demirel, Özel ve Menderes de kemalizmin yarattığı koşulların meyveleridir. Aradaki bağlantı bence yeterince açık. Kemalizm ulus inşa etmek ve elitist bir laiklik anlayışı olarak tanımlanabilir. Bu sol değil sağ bir görüştür. Laiklik sola has değildir, liberalizm de kemalizmdeki kadar bir laikliğe ''eyvallah'' diyebilir, ki demiştir de.


Hala devrimcilerin kimin piyonu olduklarını açıkça yazamamışsın.


Ulusal hakları savunmak için ulusçu ya da diğer deyişle milliyetçi olmak gerekmez. Enternasyonalistler de her ulusun ulusal hakkını tanır ve saygı gösterir. Ulusçuluk ya da milliyetçilik kendi ulusunu diğerlerinden üstün gördüğün, yayılmacı ya da asimilasyoncu bir politik tavır benimsediğin, diğer uluslara düşmanca yaklaştığın noktada ortaya çıkar. Bir ulusun kendi hakkını aramasında sorun yoktur ama hakkını arayan bir ulusun mücadelesini terör demagojisiyle sindirip imha ve inkar politikasını sürdürmekte sorun vardır. Bu sorun, milliyetçi zihniyetten kaynaklanır.



siz devrimci değilsiniz, bu bir, devrimcilerin kimin piyonu olduğunu falan soruyorsunuz bana, ki benim verdiğim örnek gibi, sizin de 6.filoya secde eden insanlardan bir farkınızın olmadığıydı. sorun da burada aslında, ben size piyon diyorum, siz devrimcilerin kimin piyonu olduğunu soruyorsunuz, siz devrimcileri mi temsil ettiğini sanıyorsunuz? yada idda ediyorsunuz? ki bana devrimcilere piyon demişim gibi bunun cevabını vermemi istiyorsunuz? umarım bu piyon açıklamam da sayın ulpiana yeterli olur. çünkü bu başlığın açılması salt art niyetlidir, zaten vardı benzer başlık, sadece provoke etmek için benzeri tekrar açıldı.

bence ciddi anlamda kavram kargaşasına sahipsiniz, bir kere, jön türklerle başlayan hareket daha en başından ikiye bölünmüştür, liberal ekonomi-devletçi, merkezi ekonomi vs gibi, yada bir kolun daha seküler olması gibi... CHP-DP ayrılmasının da kökeni buna dayanır, demirel, özal, menderes kemalist falan değillerdir, dini kullanan, alet edenlerin kemalist olması gibi birşey sozkonusu olamaz, siz kemalist olmayan ogeleri kemalizme mal ederek kendi kafanızda kemalizmi ve mustafa kemali karalamaya çalısıyorsunuz. bu ayrışmanın sadece bir koludur kemalizm, öteki kolu da yıllardır iktidarda olan sağ partilerdir..


ulusların kendi kaderini tayini konusu geldi kürt sorununa dayandı yine:=) sanki pkk bdp veya diğerleri faşist değillermiş gibi:). hakkını arayan bir ulus gidipte kundaktaki bebeği öldürmez, doktor yada avukat yada öğretmen öldürmez, hakkını aramak bu mudur? bunlar sadece nefret tohumu eker ve her iki halkı da daha milliyetçi uçlara iter, sizde sola hizmet ettiğinizi sanarsınız.. aslında faşist olursunuz, sonrada piyon dendiği zaman yok sscb gitti gibi zırvalarsınız.

ulpian 02-04-2011 23:47

Alıntı:

hysteria´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 376924)
umarım bu piyon açıklamam da sayın ulpiana yeterli olur. çünkü bu başlığın açılması salt art niyetlidir, zaten vardı benzer başlık, sadece provoke etmek için benzeri tekrar açıldı.

açıkçası yeterli değil sayın hysteria... Ben Freddie'nin herhangi birşeyin piyonluğunu yaptığını düşünmüyorum. Freddie'nin art-niyetli filan olduğunu da düşünmüyorum. Ama yine de çoğu görüşlerine karşıyım ve fırsat buldukça birlikte tartışıyoruz ilgili başlıklarda. Kemalist veya ulusalcı da değilim, ama aynı şekilde sizin de piyon veya art-niyetli olduğunuzu düşünmüyorum... Ama asıl demek istediğim şu: Siz muhatabınız hakkında öyle düşünseniz bile, kimin piyonluğunu yaptığı veya hangi niyeti taşıdığı ile değil de, somut olarak yazdıklarıyla ilgilenseniz ve eleştirseniz, hepimiz için daha verimli bir tartışma olur gibime geliyor.

Jolly Jocker 02-04-2011 23:56

Alıntı:

hysteria´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 376924)
siz devrimci değilsiniz.

Bu yargıya neyden hareketle vardığını açıklarsan sevinirim. Aksi takdirde çamur atmış pozisyonuna düşersin.

Devrimcilik için mevcut düzenin sosyalizm doğrultusunda köklü bir dönüşümünü hedeflemek yeterlidir. Ben de yıllardır bu hedef için çalışıyor ve yazıyorum. Kemalizm övgüsü yapmak gibi bir devrimcilik ölçütü yoktur.

Alıntı:

ben size piyon diyorum, siz devrimcilerin kimin piyonu olduğunu soruyorsunuz, siz devrimcileri mi temsil ettiğini sanıyorsunuz? yada idda ediyorsunuz?
Müfteri durumuna düşmemek için kimin piyonu olduğumu ve hangi sözümle piyonluk görevini yerine getirdiğimi açıklaman gerekir, bu bir. Sanırım devrimcilerin piyon olduğu iddiasını temellendiremeyeceğini fark edince, bu iddianı, benim piyon olduğum ve aslında devrimci olmadığım iddiasıyla daralttın. Ama hala yanlış iddialarda gereksiz yere diretiyorsun.

İkincisi, benim devrimcileri temsil iddiam yoktur; sadece ulusalcı ya da liberal kanatlara savrulmayan devrimcilerden biri olarak görüşlerimi paylaşıyorum. Suç mu?

Alıntı:

bence ciddi anlamda kavram kargaşasına sahipsiniz, bir kere, jön türklerle başlayan hareket daha en başından ikiye bölünmüştür, liberal ekonomi-devletçi, merkezi ekonomi vs gibi, yada bir kolun daha seküler olması gibi... CHP-DP ayrılmasının da kökeni buna dayanır, demirel, özal, menderes kemalist falan değillerdir, dini kullanan, alet edenlerin kemalist olması gibi birşey sozkonusu olamaz, siz kemalist olmayan ogeleri kemalizme mal ederek kendi kafanızda kemalizmi ve mustafa kemali karalamaya çalısıyorsunuz. bu ayrışmanın sadece bir koludur kemalizm, öteki kolu da yıllardır iktidarda olan sağ partilerdir.
Ben Jön Türkler ile kemalistleri bir tutmadım, birinin diğerinin içinden türemiş bir kanat olduğunu yazdım, bu bir.

İkincisi, ben DP ile CHP çizgisini bir tutup DP çizgisinin de kemalist olduğunu iddia etmedim. DP çizgisinin kemalizme zıt da olmadığı ve kemalizmin göz yumduğu feodaliteden ve yine kemalizmin kendi elleriyle geliştirdiği kapitalizmden güç aldığını, bu yüzden arada dolaylı da olsa bir bağlantı olduğunu belirttim.

Alıntı:

ulusların kendi kaderini tayini konusu geldi kürt sorununa dayandı yine:=) sanki pkk bdp veya diğerleri faşist değillermiş gibi:). hakkını arayan bir ulus gidipte kundaktaki bebeği öldürmez, doktor yada avukat yada öğretmen öldürmez, hakkını aramak bu mudur? bunlar sadece nefret tohumu eker ve her iki halkı da daha milliyetçi uçlara iter, sizde sola hizmet ettiğinizi sanarsınız.. aslında faşist olursunuz, sonrada piyon dendiği zaman yok sscb gitti gibi zırvalarsınız
Uzun zamandır ülkemiz sınırları içinde kendi kaderini tayin hakkı için en fazla bastıran dinamik Kürt halkı olduğu için elbette ulusların kendi kaderini tayin konusu buraya da temas edecek. Bunda şaşacak birşey mi var? Kundaktaki bebeği öldürme ya da sivil halka katliam yapma konusunda TC devleti de en az PKK kadar ellerini kirletmiştir merak etme. Fakat Kürt hareketi, yer yer milliyetçi sapmalar yaşasa da yine de faşist olarak adlandırılamaz. Çünkü hem egemen pozisyonda değildir hem de şimdiye dek hiçbir Kürt'ün Türk halkını asimile etme derdine düştüğünü görmedim. Adamlar sadece kendi haklarını talep ediyorlar. Öte yandan, PKK'nın şiddet eylemlerine girişmiş olması, Kürt halkının kendi kaderini tayin hakkını inkar etmeyi gerektirmez. Bu inkarcılık şoven milliyetçiliğin göstergesidir. Faşist devlet dururken hakkını arayan bir halkın isyanını ''faşizm'' olarak niteleyip kavramlara takla attırmak ulusalcı ve milliyetçi cenahın(ve elbette ordunun) sık başvurduğu bir demagojidir.

Jolly Jocker 02-04-2011 23:58

Alıntı:

ulpian´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 376936)
açıkçası yeterli değil sayın hysteria... Ben Freddie'nin herhangi birşeyin piyonluğunu yaptığını düşünmüyorum. Freddie'nin art-niyetli filan olduğunu da düşünmüyorum. Ama yine de çoğu görüşlerine karşıyım ve fırsat buldukça birlikte tartışıyoruz ilgili başlıklarda. Kemalist veya ulusalcı da değilim, ama aynı şekilde sizin de piyon veya art-niyetli olduğunuzu düşünmüyorum... Ama asıl demek istediğim şu: Siz muhatabınız hakkında öyle düşünseniz bile, kimin piyonluğunu yaptığı veya hangi niyeti taşıdığı ile değil de, somut olarak yazdıklarıyla ilgilenseniz ve eleştirseniz, hepimiz için daha verimli bir tartışma olur gibime geliyor.

İşte ateist forumu bırakıp burayı tercih etmemin en büyük sebebi bu. Bu forumun yöneticileri, farklı fikirlerde bile olsalar karşılarındakinin konuşma hakkına saygı gösterip üsluplarına dikkat ediyor, seviyeyi düşürmemeye özen gösteriyorlar. Teşekkür ederim.

güneşinzaptıyakın 03-04-2011 00:10

Çökertmeden çıktımda Halimim aman başım selamet...

Konunun sadece sığ bir seviyede Kemalizm'in bir sistem olarak ele alınması bazında seyrediyor olması bu site adına büyük bir hicap unsudur. Kemalizm asla bir sistem değildir ve olmamıştır ki çöksün, göçsün yada hezimete uğrasın.

Keamlizm: Kapitalizm'in MDD evresine denk düşen bir rejimdir, yani milli demokratik devrim denilen evreye denk düşer ve evrilen kapitalist sistem bir sonraki aşaması olan liberalizme zaten 1960 askeri darbesi ile ulaşmış ve 12 Eylül ile mevcut kapitalist sistem içerisindeki tröstçü aşamaya adapte olma adına MDD'ci kitle ve yandaşlarını tasviye aşamasına girmiştir.

Doğal olarak yaşananlar kapitalizmin evrilmesinden başka bir şey değildir ve kapitalizmin başalangıç evrelerinde yer alan kemalizm adı ile anılan milliyetçi burjuva devletinin tröstçü kapitalizme (vahşi kapitalizm) evrilmesi sonucunda yaşananlar sadece tasviyeden ibarettir. Özetle kaçınılmaz bir gerçekliktir.

Jolly Jocker 03-04-2011 00:27

Alıntı:

güneşinzaptıyakın´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 376946)
Konunun sadece sığ bir seviyede Kemalizm'in bir sistem olarak ele alınması bazında seyrediyor olması bu site adına büyük bir hicap unsudur. Kemalizm asla bir sistem değildir ve olmamıştır ki çöksün, göçsün yada hezimete uğrasın.

Kemalizmin sistem olduğunu hiçbir yerde iddia etmedim, bilakis, kemalizm diye birşeyin M.Kemal'e dayanmadığını, çünkü onda ideoloji kurabilecek bir teorik derinliğin bulunmadığını, bunun sonradan uydurulmuş bir akım olduğunu yazdım. Çöktüğünü söylediğim şey, birilerinin kemalizm adını verdiği resmi ideoloji idi. Bu çöküşün de birden bire değil belli bir süre zarfında aşama aşama gerçekleştiğini, kemalizmin bizzat kendi eliyle kurduğu kapitalist sistem tarafından kapı dışarı edildiğini belirttim. Yazılanları ne biçim okuyorsunuz hayret doğrusu?

Alıntı:

Keamlizm: Kapitalizm'in MDD evresine denk düşen bir rejimdir, yani milli demokratik devrim denilen evreye denk düşer ve evrilen kapitalist sistem bir sonraki aşaması olan liberalizme zaten 1960 askeri darbesi ile ulaşmış ve 12 Eylül ile mevcut kapitalist sistem içerisindeki tröstçü aşamaya adapte olma adına MDD'ci kitle ve yandaşlarını tasviye aşamasına girmiştir.

Doğal olarak yaşananlar kapitalizmin evrilmesinden başka bir şey değildir ve kapitalizmin başalangıç evrelerinde yer alan kemalizm adı ile anılan milliyetçi burjuva devletinin tröstçü kapitalizme (vahşi kapitalizm) evrilmesi sonucunda yaşananlar sadece tasviyeden ibarettir. Özetle kaçınılmaz bir gerçekliktir.
Sayfalardır zaten ben de bu tezi dillendiriyorum. Kemalizmin bizzat kendi elleriyle ürettiği kapitalizm tarafından ve 12 Eylül öncesinde sola karşı işbirliğine gittiği emperyalizm tarafından defedildiğini belirtiyorum. Kemalizmin devlet eliyle kurduğu kapitalizmin geçirdiği evrim sonucu DP zihniyetinin güçlenip darbelerin geldiğini, arada bağlantı olduğunu belirtiyorum. Yani senden farklı birşey söylemiyorum aslında ama anlamamışsın.

güneşinzaptıyakın 03-04-2011 00:36

Alıntı:

Freddie´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 376954)
............... Yani senden farklı birşey söylemiyorum aslında ama anlamamışsın.

Sevgili Freddie; konu içerisinde aynı şeyi söylüyor olabiliriz belki ama konu başlığı tamamen Kemalizmin bir sistem olarak algılanması yönündedir. Senin söylemine değildir benim yazım, senin başlattığın konudaki algılamanın sonucu üzerindedir ve dikkat edecek olursan benim gözlemlediğim yönde seyrettiğini görürsün. Sen değil ama katılımcıların Kemalizmi bir sistem olarak algıladını görürsün ki benim sözüm onlaradır aslında...

AvniSinanoglu 03-04-2011 00:40

Alıntı:

güneşinzaptıyakın´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 376946)
Çökertmeden çıktımda Halimim aman başım selamet...

Konunun sadece sığ bir seviyede Kemalizm'in bir sistem olarak ele alınması bazında seyrediyor olması bu site adına büyük bir hicap unsudur. Kemalizm asla bir sistem değildir ve olmamıştır ki çöksün, göçsün yada hezimete uğrasın.

Keamlizm: Kapitalizm'in MDD evresine denk düşen bir rejimdir, yani milli demokratik devrim denilen evreye denk düşer ve evrilen kapitalist sistem bir sonraki aşaması olan liberalizme zaten 1960 askeri darbesi ile ulaşmış ve 12 Eylül ile mevcut kapitalist sistem içerisindeki tröstçü aşamaya adapte olma adına MDD'ci kitle ve yandaşlarını tasviye aşamasına girmiştir.

Doğal olarak yaşananlar kapitalizmin evrilmesinden başka bir şey değildir ve kapitalizmin başalangıç evrelerinde yer alan kemalizm adı ile anılan milliyetçi burjuva devletinin tröstçü kapitalizme (vahşi kapitalizm) evrilmesi sonucunda yaşananlar sadece tasviyeden ibarettir. Özetle kaçınılmaz bir gerçekliktir.

Kemalizm diye bir sistem oldugunu ve Atatürkün yasadigi zamanda bile kullanildigini bu forumda aciklamislardi.
6 Ok Kemalizin temelleridir: Milliyetcilik, halkcilik (halkin devlet islerine dahil edilisi), cumhurriyetcilik, laiklik, devletcilik, devrimcilik.

Aslinda bakarsaniz hepsi önümüze sorun gibi serilmesi aslinda isin icinde fitne yattigi bellidir:

Milliyetcilik kavrami Türkiye Cumhurriyeti vatandaslarini bir ayni milli isimde tutmak "Türkiye vatandaslari Türktür". Tüm etnik konulara girmeye gerek görmiyen bir anlayis. Fakat bu konuda da laiklik konusunda oldugu gibi asiri derecede yanlisliklar yapilmistir devlet ve etnik halk tarafindan.

Halkcilik yani populizm, sivil toplum örgütlerin ülkeye calismasi. Sivil toplum NGO'lar ülkemizde disaridan yönetiliyor, iste büyük bir hata.

Cumhurriyetcilik, yani parlamenter yapi TBMM.

gelelim devamli sorun olarak algilanan ve uygulanan Laikcilige:
Iste bu konuda cok asiri gidilmistir ne yazikki, halkcilik denirken din adamlari halktan sayilmayip siyaset yasagi devlet islerinden muaf tutulmasi gibi. Bu konuyu ülkemiz daha cözemedi.

Devletcilik, devletin ekonominin gelismesi icin yaptigi tüm destek bakimindan uygulanilir.

Devrimcilik, yanlis anlasilmada Türk halkinin üstüne gelebilecek baska millet yoktur aslinda. Devrimcilik kasti sadece ülkenin modernlesmesi ve zamana ayak uydurmasidir.

****
Kemalizmin oklarinda uygulanislarin hatasindan bahsetmek daha uygun degilmidir.

7 oku koymak isteseydik teknoloji kalkinma adinda bir isim konulabilirdi.

Jolly Jocker 03-04-2011 00:47

Alıntı:

güneşinzaptıyakın´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 376958)
Sevgili Freddie; konu içerisinde aynı şeyi söylüyor olabiliriz belki ama konu başlığı tamamen Kemalizmin bir sistem olarak algılanması yönündedir. Senin söylemine değildir benim yazım, senin başlattığın konudaki algılamanın sonucu üzerindedir ve dikkat edecek olursan benim gözlemlediğim yönde seyrettiğini görürsün. Sen değil ama katılımcıların Kemalizmi bir sistem olarak algıladını görürsün ki benim sözüm onlaradır aslında...

Tamam o zaman yoldaş.
Yanlış anlayan benmişim, pardon. :)

güneşinzaptıyakın 03-04-2011 00:49

Alıntı:

AvniSinanoglu´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 376960)
...........

Cumhurriyetcilik, yani parlamenter yapi TBMM.

gelelim devamli sorun olarak algilanan ve uygulanan Laikcilige:
Iste bu konuda cok asiri gidilmistir ne yazikki, halkcilik denirken din adamlari halktan sayilmayip siyaset yasagi devlet islerinden muaf tutulmasi gibi. Bu konuyu ülkemiz daha cözemedi.

.......................

Türkiye cumhuriyeti devleti tarihinde hiç bir zaman laiklik uygulanmamıştır, sadece istenen bir sünni İslam din görüşü kitlelere dayatılmıştır, mevcut rejim içerisinde yer alan din algılaması ve dayatması neticesinde ne Musa'ya nede İsa'ya yaranamayan kemalist rejim günümüzde kapitalizmin tasviyesinde liberallerin beslendiği şeriatçı kitle vasıtası ile kamuoyunun gündemine gelmektedir. Yazdıklarının geri kalanı abesle iştigaldir o yüzden cevap yazmadım.

AvniSinanoglu 03-04-2011 00:55

Alıntı:

güneşinzaptıyakın´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 376964)
Türkiye cumhuriyeti devleti tarihinde hiç bir zaman laiklik uygulanmamıştır, sadece istenen bir sünni İslam din görüşü kitlelere dayatılmıştır, mevcut rejim içerisinde yer alan din algılaması ve dayatması neticesinde ne Musa'ya nede İsa'ya yaranamayan kemalist rejim günümüzde kapitalizmin tasviyesinde liberallerin beslendiği şeriatçı kitle vasıtası ile kamuoyunun gündemine gelmektedir. Yazdıklarının geri kalanı abesle iştigaldir o yüzden cevap yazmadım.

Halifeligin ortadan kaldirilisi boslugu dolduran diyanet isleridir. Sünni din olsun hiristiyan din olsun bunlar dinleri konusunda yön veren isterler. Rejimde bunlari tamamen rencide ettiler. Ülkede bugün 99% müslümansa belki bakarsin 200 sene sonra herkez ateist olur veya baska dinden, önemli olan insanlarin kendilerini özgürce ifade edebilmeleridir. Kimse cikipta seriat istiyoruz diye bagirmiyor. Istatistiklere göre ülkemizde sadece 7% insan seriata sicak bakiyor ve bu azinlikla tüm dindar halki kiyasta bulunmak biraz acimasizliktir. Atatürk sünni bir kültürün icinden geldiginden Osman Kuranini kurtardigindan tüm islam ülkelerinden büyük begeni kazanmistir, kemalizm islamin koruyucusudur. Ve bugün sünni islamin tüm öbür ülkelerden daha dogru yazilip bilindigi ülke varsa iste Türkiyedir. Bu üstünlük sayesinde ülkemiz George Friedman in dedigi gibi tüm islam ülkelerinin önderi olabilecek kapasitesi olan ülkedir. Eger Atatürk sünni dinin bozulmasini istemis olup baska mezheb ve karisik anlayislari korumaya veya gelistirmeye baslamis olsaydi bu iyi olmazdi. Bay Peter Scholl-Latour Kemalismin temelinde Kuranizm yattigini yazmasinin sebebi iste bu sünni dini koruyan yegane sistemdir. Tüm öbür mezheblerin kabul edilmeyisi ona göre daha iyi anlasilir. Peki iyi mi oldu diye soracak olursaniz bence iyi oldu, ülke insaninin ananesinden bir anda kopusu ve uzaklasmasi pisyolojik bakimdan sakincalidir. Bugün dindar insanlardan hosnut olmayabilirsiniz hosnut olma mecburiyeti yoktur, ama kin nefret temelde insanliga yakismiyan bir anlayistir. Kötü olan ayrimciliktir vatandaslik bilinci icinde herkez ülkenin kalkinmasi ve milli gelirin yükselmesi icin beynini ve vucudunu yormasi gerekmektedir. Agac meyve vermiyor diye agaci kesmek yerine ilacini ve gübresini vermek daha makbuldur.

güneşinzaptıyakın 03-04-2011 01:05

AvniSinanoglu, rejim sonucunda bir çeşit din getirmiş ve dayatmıştır, buna laik bir rejim demek yada benzeri beklentiler içinde olamk abesle iştigaldir...

AvniSinanoglu 03-04-2011 01:25

Alıntı:

güneşinzaptıyakın´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 376969)
AvniSinanoglu, rejim sonucunda bir çeşit din getirmiş ve dayatmıştır, buna laik bir rejim demek yada benzeri beklentiler içinde olamk abesle iştigaldir...

ne denir, ha anladiysam arab oliyim:bounce:

Natan 03-04-2011 01:33

konu içerisinde aynı şeyi söylüyor olabiliriz belki ama konu başlığı tamamen Kemalizmin bir sistem olarak algılanması yönündedir.- Gnsz

Konu başlığını görünce bende de aynı fikir uyandı fakat içeriğini inceleyen için verilen mesajın açık olduğunu düşünüyorum.

Güzel bir başlık. Teşekkürler

Saygılarımla

spartacus 03-04-2011 17:22

Bir kaç başlıkda da gündem oldu, ben bu başlıkda cevap yazmak düşüncesindeyim..

Öncelikle milli unsura dayanan ya da dayanmayan(emperyal örneğin) her bir şeyi faşizm olarak değerlendirmeyi uygun bulmuyorum. yakınma düzeyine gelmiş ve geçmişe kapris temelinde bir bakış açısından yansıyan görüşleri çok anlamlı bulmuyorum. Hatda geçmişe objektif yaklaşmak gerekir, kişisel düzeylerlede yada politik fayda unsurlarına dayalı her görüş, kendisini haklı ve söylediklerini doğru çıkartmak hissiyatına dayalı her düşünceyi sakatlanmış bir öznellik olarak görebiliriz. Yani şunu yapmış, bunu yapmamış düzleminin pekde yararlı olacağını düşünmüyorum. Eğer ortada tezlerimiz var ve bu tarz söylemler amaç değil, dayanak noktasında birer araç olarak sunuluyorsa bu yerindedir, tersine veri, dayanak olmaktan uzak, salt siyasal amaçların birer amacına dönüyorsa bunun bilimsel yaklaşım açısından da çok anlamı olduğunu düşünmüyorum. Yani tarihe kendi kişisel beklentilerimiz ve bu beklentileri kişilerin yapıp, yapmadıkları temelinde yaklaşılamaz. İletişim alanlarında ise kişileride kapsayan bu tür toptancı ulasalcılar faşisttir, kemalistler faşisttir vb söylemlerinde, tersinden karşı çıkılan baskıcı, kısıtlayıcı görüşlerle aynı tarafa savrulmak olduğunu dşünüyorum bu halde bu tutumda böylesi tanımlarımıza sadık kalarak faşist bir tutumdur denebilir. Örneğin ulusalcı=faşist demek değildir, bu anlamda böyle bir görüşümüz olsa dahi birlikde olduğumuz ortamlarda ulusalcı olana ya böyle olma ya da çek git demiş oluruz. ya da ifade özgürlüğünden ne anladığımızı değilde hiç bir şey anlamadığımızı gözler önüne sermiş oluruz. Bu herkes için geçerli diye düşünüyorum ve bu davranışın ister kabul edilir ama ister edilmez, tarihsel gelişimimiz açısından ulusalcı görüşlerde fazlasıyla hakim olduğunu da biliyoruz. Yani vatan haini olmak dahi an meselesidir, yeterki farklı düşünmüş olalım ve vatanın birilerinin kişisel politik çıkarlarının ipoteği olarak görüldüğünü atlamayalım. Bu yaklaşımların sakat ve çağdışı olduğunu görmek gerekiyor, yalnız sorun kişilerin görüp görmemesi değil, dinler gibi millet faktörününde bu anlamda politikaya alet edilmiş bir unsur olduğunu kavramak gerekiyor. Bu durumda millet, din vb sosyal-kültürel yapıları kendi politikasına alet edenler, elbetde her daim bunlar üzerinden kitleyi galeyana getirecek, kitleyi elinde tutacağı hassasiyetler, düşman görüşler, düşmanlıklar yaratacak ve kitleyi kendisine bağımlı, kendisine tapar ve allah başımızdan eksik etmesinci hale getirecek, kısaca güdüleyecek, uyuşturucak ve kullanacaktır.

"Kitlesel olarak aşırılığa eğilim gösterme, hoşgörüsüzlük ve radikal bir değişime duyulan umutsuz arzu; istikrarlı bir demokrasiyi imkansız kılan bütün bu faktörleri yaratmak oldukça zor bir iştir. halk kendini güvende hissediyorsa politik açıdan tahrik yaratmak isteyenler kendilerini boş meydanlarda atıp tutarken bulurlar. Gerçekleşen senaryo ise şudur: insanlar birden bir korkuya kapılır, başka türlü şüphe etmeyecekleri tehlikenin farkına varırlar* ve ortalıkda konuşan tahrikçilerde buna tercüman olurlar." Naziler İktidarı nasıl Ele Geçirdi, William Sheridan Allen, s:53, Alkım yayınları.

*Türkiye açısından ise yakın geçmişimizde ve birazda günümüzdeki "Tehlikenin Farkında mısınız" kampanyasını anımsayalım.

Türkiye de İttihat ve Terakki kültürü, terkedilmiş yada karşıya alınmış değildir, tek cümleyle özetleyeceğimiz bir geçiş ve yansıma süreci vardır, Türkiyede devlet ve üstyapı modeli ittihat terakki'nin örgütlenme modelidir, bu yapısal benzerliği bir yana bırakırsak, en çokda İttihat ve Terakki'den darbecilik miras alınmıştır. Daha baştan yönetim anlayışı malesef tepesinde kendilerini her şeyin istihbaratçısı sayan, toplumun her an parçalanacağı, dağılacağı, ileriye dönük ve atılmış adımların hepsinin suya düşebileceği vb korkular ya örgütlüdür ya da örgütlenmiştir(yönetimde şeflik anlayışı). Tüm bu miraslar tam anlamıyla aşılamamış, açıkdan olan bu yönetim anlayışı asli sigorta olarak yer altına çekilmiştir. Gelişen süreç ve ilerleyen tarih açısından ise diğer tarafdan da feodalitenin kendiliğinden çözülmeye girmesi süreciyle birlikde bu tarz örgütlenme modelleride gereksinim ve gerçekliğini yitirmiştir, yitirmektedir, bu sürece karşıda bu otokratik ve askeri şeflik modeline dayalı faşistleşmiş yapı direnmektedir(ki bu yapı bu gün çağımızın en adi örgütlülüğünü sergiliyor denebilir, susurluk'dan şemdinliye, uyuşturucu ticaretinden silah kaçakçılığına, ekonomik çıkarları sözkonusu olanların rakiplerini sindirmek yada yok etmek için başvurduğu kiralık katillik işlerine, Jitem'den Hizbullah ve bizzat TİT(Türkiye İntikam Tugayı) kurmaya varana değin açığa çıkanda tamamen bu yapıdır.) Bu yapı ise bir üstde kısaca aktardığım alıntıdaki işlerle hem iş bitiriyor hem de kendisini din-millet olgusu üzerinden kitle sömürüsüne dayalı bir zırh oluşturuyor. Basın ve medya ve sosyal iletişim ağlarında hatrı sayılır bir güce sahiptirler ve bir çok aşırı uçlarda seyreden milli söylemleride ölüm-kalım meselesi gibi piyasaya sunan bu çekirdek kadrodur denebilir. 1990 larda ise bir anda bu sunumalrın artmasının altında ise dünya daki değişimler, ve bu tür örgütlenmelerin hem bilince edilmesi hemde toplum nezdinde deşifre olmalarının sonunda ayaklarının altından toprak kayacağı ve savunmasız kalacakları histerisiyle de ilgilidir, bayrak inmez ezan susmaz dönemleri, bu faşist yapılanmanın kan kaybettiği ve kendi gelecekleri adına telaşa kapıldıkları dönemdirde.

Tarihde aydınlanma dönemiyle birlikde yayılan milliyetçilik akımlarından bahsederiz. Daha doğrusu ve aslında bahsetmemize bağlı bir şeyde değildir, bu somut yaşanmış bir gerçektir. Eğer biz bu unsura faşizm olarak yaklaşırsak hatalı çıakrımlar üretmiş oluruz. tarihde her iktidar ve yönetim anlayışı sosyal ve toplumsal örgütlülüğe ihtiyaç duyar. Bu feodalitede ümmettir haliyle ümmetçiliğin toplumsal ve sosyal varlığı gibi, yeni tipde bir sistem, yeni tipde devlet ve yönetim anlayışıda, sosyal, politik, toplumsal ölçekli bir birlikteliğe gereksinim duymuştur. Bu gereksinim ve birleştirici belirleyici birliktelik millet unusuru üzerinden şekillenmiştir. kaldı ki feodalitenin yayılmışlığı coğrafik alanlardaki çeşitli milletlerin, millet bilinci ve örgütlülüğü ile kırılabilirdi. Dünya da feodal ülkeler yıkılmış yerlerine ise ulus-devlet modelli devletler kurulmuştur. Bu anlamda bu devletlerin faşist olduğunu iddia edemeyiz.

Emeryal yayılmayıda milli bir yayılma olarak görme anlayışıda ekonomi-politiklikden yoksun kalmaktır. Eğer emperyalist yayılmalar milli bir amaç temeline dayanıyor olsa idi, bu gün dünyanın tüm gelişmiş, emperyalist ülkelerini katıksız faşist olarak görmemiz gerekir. Onlar dışında kalan gelişmemeiş ülkelerin ise henüz ekonomi-politik ve sosyo-kültürel olarak feodaliteyi tasviye edememiş olmaları ve milli unsurun hala öyle ya da böyle belirli ölçeklerde yaşıyor ve aşılmamaış olmasına bakarak da tüm gelişmemeiş ülkeleride faşist olarak nitelememiz gerekirdi. Tabloya böyle baktığımızda dünya da faşist olmayan bir ülkeden bahsetmek neredeyse imkansız hale gelir. Emperyalist yayılmanın temelinde ekonomik sömürü yatar. İster kendi yayılmacı politikalarını benimsetmek ve bu doğrultuda meşru zemin bir onay almak için kendi toplumları içerisinde dönemsel olarak dini, isterse yine aynı anlama gelmek üzere milleti kullanıyor olsunlar, burada amaç ekonomik sömürü ve ona maddi ve manevi bir zemin oluşturmak temeli var ise bu faşist değil, emperyalist, kapitalist(sermaye birikimi ve servet adına kaynak sömürüsü) bir yaklaşım ve yayılmadır denebilir. Hayır öyle değil ama coğrafyaya salt ırka ve millete dayalı, yayıldığı her bölgede başka mileltleri sindiren, asimile eden veya tarihsel gerçeklikten kopartıp, tarihsel olarak yok olmaları temelinde yürütülen uygulamalar ise, buna da emperyal ya da emperyalist yayılma denemez, buda faşist yayılmadır.

Ulusalcı olduğunu iddia edipde ulusların kendi kaderini tayin hakkını karşıt bir görüşle tartışmaya açanlar ulusalcı olamamışlar demektir. Milliyetçilik akımları ile yayılan ve ulus devletlerle sonuçlanan burjuva devrimler dönemini düşündüğümüzde, bu burjuva bir hak olarak açığa çıkmıştır. Bu anlamda ulusalcılığın ölçütlerinden bir taneside ulusların kaderlerini tayin hakkına saygı duymak ve ulusların kendi kaderlerini belirlemelerine karşı onları sindirme, asimile etme, yok etme yoluna başvurmak değil aksine yerine göre destek sunmak, yardımcı olmak olmalıdır.

Bu anlamda ulusalcı olmak ile üst paragraflarda kabaca geçtiğim İttihat terakki yapılanmasının darbeci, ortaçağdan miras otokratik yönetim ve merkez anlayışının sahte varlık koşullarına tabi olmak arasında deirn bir fark vardır.

Yine de ulus-devlet sorunlarını aşmak ve çağdaş, demokratik ülke ve toplumsal yapıya kavuşmak bana göre üst perdeden söylem yada salt kültürel bir sorun gibi ele alınamaz. (yani insanların fikir ve düşüncelerinden hareketle faşist olarak isnat edilmesi ya da damgalanması toplumsal ve iletişim alanları açısından hem töhmet altında bırakıcı hemde demokratik, ifade özgürlüğü temelinde bir tutum olarak düşünülemez, tersinden belkide buda ayırt edici özelliklerini kaybettiğimiz faşist kelimesini kendimizede esas aldığımız bir yaklaşım olabilir) Ulus-devlet, vatan-millet sorunları ve edebiyatını aşmak feodal üst yapınında tasviyesi ile doğru orantılı işleyecek bir süreçtir. Bir ülke ekonomik bağımsızlığını henüz sağlayamamış ise bu feodaliteyi henüz tam anlamıyla tasviye edememiş olduğunu, gelişim sürecini tamamlayamamış olduğunu gösterir. Ümmet ve din istismarı üzerinden siyasal partiler kapitalist bir dünya da hala tek başına iktidar olabiliyorsa, ister istemez milli varlık söylemi kendiliğinden bir yer ediniyor demektir. Bu yansımalar tamamen politiktir ve bir tarafda din diğer tarafda ise millet istismarcılarını yaratacaktır ve her milli söylemi faşist olarak damgalamak bana göre objektif koşulların görmezden gelmek demektir. Ulusalcılar faşist ise ümmetçiler köhne gerici, oligarşik(günümüz açısından faşist) olmalıdır. kapitalist-emperyalizmden yana olanlarda, yayılmacılığın millet ve coğrafya ötesi olduğuna göre onlarda faşisttir. Sosyalistlerde sosyal faşisttir. Faşist olmayan kimse kalamıştır denebilir.

salt öznel ve kendi subjektifliğimizi bir yana bırakalım ve sitemizde sadece ırkçılığa yer olmadığını tekrar hatırlayalım. Örneğin ırkçılığa kapıları kapalı bir site olmamız bize işte yasaklamışsın denebilir, ortada bir yasak yoktur, ortada siteye katılan tüm gönüllü birlikteliğin bir tercihi vardır. Bu bir tercihdir ve sitemizde ırkçılık tercih edilemez bir şeydir ve iletişim alanında ne onlarla nede onların bizimle olmasını tercih etmiyor ve istemiyoruz. Durum bu kadar açıktır.

Anti-emperyalist olma meselesinde de ulusal yaklaşımlarımızla ilgili bir iki şey söylemek istiyorum, emperyalizm dediğimiz milli bir yayılma ve milli bir karşı koyuş değildir. Savunulması gereken milli bağımsızlık değildir, ekonomik bağımsızlıktır. Milli bağımsızlık zaten TC kurulduğunda elde edilmiştir. Bu anlamda milli bağımsızlık sorunu olan Türkler değil Kürtlerdir. İster kabul edilir ister edilmez ama objektif gerçek böyledir. Bu gerçek görülmediği sürece de Türkiye zaten o sloganik söylemlerde adı geçen ilericiliğe erişemeyecek, gelişimini sürdüremeyecektir. Emepryalist yayılmada milli yayılmayı amaçlamaz ancak bu yayılmayı başarabilmek için girilen coğrafyada toplumsal irade sağlayacak her türlü sosyal-kültrel oluşumuda dağıtmak zorunda kalabilir. Ya da tersinden işgal dönemlerinde toplumu toplumsal bir karşı koyuş temelinde din ve millet gibi yapılarla birleştiriyor olmamamız meselenin özünün millet veya din olduğu sonucuna varmamızı sağlamaz. tamamen ekonomiktir ve bağımsızlık milli bağımsızlık değil ekonomik bağımsızlık açısından geçerlidir. Bir diğeride milliyetçilik akımları. Bu gün Türkiye'nin milliyetçilik akımlarına ihtiyacı yoktur, artık salatanat dünyasında yaşamıyoruz. Devlet kurulmuş, saltanat ve feodal iktidar tasviye edilmiş, milliyetçilik akımı yaymanında, böylesi bir akımda durduğunu sanmanında objektif gerçekliği kalmamıştır. Ulusalcılık açısından ise yakın tarih pratiği göstermektedir ki iki seçenek ortaya çıkmıştır, ya ittihat terakki tarzı bir yapılanma yada sosyal demokrasi temelinde bir yapılanma.

spartacus 03-04-2011 17:22

Bir kaç başlıkda da gündem oldu, ben bu başlıkda cevap yazmak düşüncesindeyim..

Öncelikle milli unsura dayanan ya da dayanmayan(emperyal örneğin) her bir şeyi faşizm olarak değerlendirmeyi uygun bulmuyorum. yakınma düzeyine gelmiş ve geçmişe kapris temelinde bir bakış açısından yansıyan görüşleri çok anlamlı bulmuyorum. Hatda geçmişe objektif yaklaşmak gerekir, kişisel düzeylerlede yada politik fayda unsurlarına dayalı her görüş, kendisini haklı ve söylediklerini doğru çıkartmak hissiyatına dayalı her düşünceyi sakatlanmış bir öznellik olarak görebiliriz. Yani şunu yapmış, bunu yapmamış düzleminin pekde yararlı olacağını düşünmüyorum. Eğer ortada tezlerimiz var ve bu tarz söylemler amaç değil, dayanak noktasında birer araç olarak sunuluyorsa bu yerindedir, tersine veri, dayanak olmaktan uzak, salt siyasal amaçların birer amacına dönüyorsa bunun bilimsel yaklaşım açısından da çok anlamı olduğunu düşünmüyorum. Yani tarihe kendi kişisel beklentilerimiz ve bu beklentileri kişilerin yapıp, yapmadıkları temelinde yaklaşılamaz. İletişim alanlarında ise kişileride kapsayan bu tür toptancı ulasalcılar faşisttir, kemalistler faşisttir vb söylemlerinde, tersinden karşı çıkılan baskıcı, kısıtlayıcı görüşlerle aynı tarafa savrulmak olduğunu dşünüyorum bu halde bu tutumda böylesi tanımlarımıza sadık kalarak faşist bir tutumdur denebilir. Örneğin ulusalcı=faşist demek değildir, bu anlamda böyle bir görüşümüz olsa dahi birlikde olduğumuz ortamlarda ulusalcı olana ya böyle olma ya da çek git demiş oluruz. ya da ifade özgürlüğünden ne anladığımızı değilde hiç bir şey anlamadığımızı gözler önüne sermiş oluruz. Bu herkes için geçerli diye düşünüyorum ve bu davranışın ister kabul edilir ama ister edilmez, tarihsel gelişimimiz açısından ulusalcı görüşlerde fazlasıyla hakim olduğunu da biliyoruz. Yani vatan haini olmak dahi an meselesidir, yeterki farklı düşünmüş olalım ve vatanın birilerinin kişisel politik çıkarlarının ipoteği olarak görüldüğünü atlamayalım. Bu yaklaşımların sakat ve çağdışı olduğunu görmek gerekiyor, yalnız sorun kişilerin görüp görmemesi değil, dinler gibi millet faktörününde bu anlamda politikaya alet edilmiş bir unsur olduğunu kavramak gerekiyor. Bu durumda millet, din vb sosyal-kültürel yapıları kendi politikasına alet edenler, elbetde her daim bunlar üzerinden kitleyi galeyana getirecek, kitleyi elinde tutacağı hassasiyetler, düşman görüşler, düşmanlıklar yaratacak ve kitleyi kendisine bağımlı, kendisine tapar ve allah başımızdan eksik etmesinci hale getirecek, kısaca güdüleyecek, uyuşturucak ve kullanacaktır.

"Kitlesel olarak aşırılığa eğilim gösterme, hoşgörüsüzlük ve radikal bir değişime duyulan umutsuz arzu; istikrarlı bir demokrasiyi imkansız kılan bütün bu faktörleri yaratmak oldukça zor bir iştir. halk kendini güvende hissediyorsa politik açıdan tahrik yaratmak isteyenler kendilerini boş meydanlarda atıp tutarken bulurlar. Gerçekleşen senaryo ise şudur: insanlar birden bir korkuya kapılır, başka türlü şüphe etmeyecekleri tehlikenin farkına varırlar* ve ortalıkda konuşan tahrikçilerde buna tercüman olurlar." Naziler İktidarı nasıl Ele Geçirdi, William Sheridan Allen, s:53, Alkım yayınları.

*Türkiye açısından ise yakın geçmişimizde ve birazda günümüzdeki "Tehlikenin Farkında mısınız" kampanyasını anımsayalım.

Türkiye de İttihat ve Terakki kültürü, terkedilmiş yada karşıya alınmış değildir, tek cümleyle özetleyeceğimiz bir geçiş ve yansıma süreci vardır, Türkiyede devlet ve üstyapı modeli ittihat terakki'nin örgütlenme modelidir, bu yapısal benzerliği bir yana bırakırsak, en çokda İttihat ve Terakki'den darbecilik miras alınmıştır. Daha baştan yönetim anlayışı malesef tepesinde kendilerini her şeyin istihbaratçısı sayan, toplumun her an parçalanacağı, dağılacağı, ileriye dönük ve atılmış adımların hepsinin suya düşebileceği vb korkular ya örgütlüdür ya da örgütlenmiştir(yönetimde şeflik anlayışı). Tüm bu miraslar tam anlamıyla aşılamamış, açıkdan olan bu yönetim anlayışı asli sigorta olarak yer altına çekilmiştir. Gelişen süreç ve ilerleyen tarih açısından ise diğer tarafdan da feodalitenin kendiliğinden çözülmeye girmesi süreciyle birlikde bu tarz örgütlenme modelleride gereksinim ve gerçekliğini yitirmiştir, yitirmektedir, bu sürece karşıda bu otokratik ve askeri şeflik modeline dayalı faşistleşmiş yapı direnmektedir(ki bu yapı bu gün çağımızın en adi örgütlülüğünü sergiliyor denebilir, susurluk'dan şemdinliye, uyuşturucu ticaretinden silah kaçakçılığına, ekonomik çıkarları sözkonusu olanların rakiplerini sindirmek yada yok etmek için başvurduğu kiralık katillik işlerine, Jitem'den Hizbullah ve bizzat TİT(Türkiye İntikam Tugayı) kurmaya varana değin açığa çıkanda tamamen bu yapıdır.) Bu yapı ise bir üstde kısaca aktardığım alıntıdaki işlerle hem iş bitiriyor hem de kendisini din-millet olgusu üzerinden kitle sömürüsüne dayalı bir zırh oluşturuyor. Basın ve medya ve sosyal iletişim ağlarında hatrı sayılır bir güce sahiptirler ve bir çok aşırı uçlarda seyreden milli söylemleride ölüm-kalım meselesi gibi piyasaya sunan bu çekirdek kadrodur denebilir. 1990 larda ise bir anda bu sunumalrın artmasının altında ise dünya daki değişimler, ve bu tür örgütlenmelerin hem bilince edilmesi hemde toplum nezdinde deşifre olmalarının sonunda ayaklarının altından toprak kayacağı ve savunmasız kalacakları histerisiyle de ilgilidir, bayrak inmez ezan susmaz dönemleri, bu faşist yapılanmanın kan kaybettiği ve kendi gelecekleri adına telaşa kapıldıkları dönemdirde.

Tarihde aydınlanma dönemiyle birlikde yayılan milliyetçilik akımlarından bahsederiz. Daha doğrusu ve aslında bahsetmemize bağlı bir şeyde değildir, bu somut yaşanmış bir gerçektir. Eğer biz bu unsura faşizm olarak yaklaşırsak hatalı çıakrımlar üretmiş oluruz. tarihde her iktidar ve yönetim anlayışı sosyal ve toplumsal örgütlülüğe ihtiyaç duyar. Bu feodalitede ümmettir haliyle ümmetçiliğin toplumsal ve sosyal varlığı gibi, yeni tipde bir sistem, yeni tipde devlet ve yönetim anlayışıda, sosyal, politik, toplumsal ölçekli bir birlikteliğe gereksinim duymuştur. Bu gereksinim ve birleştirici belirleyici birliktelik millet unusuru üzerinden şekillenmiştir. kaldı ki feodalitenin yayılmışlığı coğrafik alanlardaki çeşitli milletlerin, millet bilinci ve örgütlülüğü ile kırılabilirdi. Dünya da feodal ülkeler yıkılmış yerlerine ise ulus-devlet modelli devletler kurulmuştur. Bu anlamda bu devletlerin faşist olduğunu iddia edemeyiz.

Emeryal yayılmayıda milli bir yayılma olarak görme anlayışıda ekonomi-politiklikden yoksun kalmaktır. Eğer emperyalist yayılmalar milli bir amaç temeline dayanıyor olsa idi, bu gün dünyanın tüm gelişmiş, emperyalist ülkelerini katıksız faşist olarak görmemiz gerekir. Onlar dışında kalan gelişmemiş ülkelerin ise henüz ekonomi-politik ve sosyo-kültürel olarak feodaliteyi tasviye edememiş olmaları ve milli unsurun hala öyle ya da böyle belirli ölçeklerde yaşıyor ve aşılmamaış olmasına bakarak da tüm gelişmemiş ülkeleride faşist olarak nitelememiz gerekirdi. Tabloya böyle baktığımızda dünya da faşist olmayan bir ülkeden bahsetmek neredeyse imkansız hale gelir. Emperyalist yayılmanın temelinde ekonomik sömürü yatar. İster kendi yayılmacı politikalarını benimsetmek ve bu doğrultuda meşru zemin bir onay almak için kendi toplumları içerisinde dönemsel olarak dini, isterse yine aynı anlama gelmek üzere milleti kullanıyor olsunlar, burada amaç ekonomik sömürü ve ona maddi ve manevi bir zemin oluşturmak temeli var ise bu faşist değil, emperyalist, kapitalist(sermaye birikimi ve servet adına kaynak sömürüsü) bir yaklaşım ve yayılmadır denebilir. Hayır öyle değil ama coğrafyaya salt ırka ve millete dayalı, yayıldığı her bölgede başka mileltleri sindiren, asimile eden veya tarihsel gerçeklikten kopartıp, tarihsel olarak yok olmaları temelinde yürütülen uygulamalar ise, buna da emperyal ya da emperyalist yayılma denemez, buda faşist yayılmadır.

Ulusalcı olduğunu iddia edipde ulusların kendi kaderini tayin hakkını karşıt bir görüşle tartışmaya açanlar ulusalcı olamamışlar demektir. Milliyetçilik akımları ile yayılan ve ulus devletlerle sonuçlanan burjuva devrimler dönemini düşündüğümüzde, bu burjuva bir hak olarak açığa çıkmıştır. Bu anlamda ulusalcılığın ölçütlerinden bir taneside ulusların kaderlerini tayin hakkına saygı duymak ve ulusların kendi kaderlerini belirlemelerine karşı onları sindirme, asimile etme, yok etme yoluna başvurmak değil aksine yerine göre destek sunmak, yardımcı olmak olmalıdır.

Bu anlamda ulusalcı olmak ile üst paragraflarda kabaca geçtiğim İttihat terakki yapılanmasının kendi içinde darbeci, ortaçağdan miras otokratik yönetim ve merkez, topluma karşıda faşist bir yapılanma anlayışının sahte varlık koşullarına tabi olmak arasında derin bir fark vardır.

Yine de ulus-devlet sorunlarını aşmak ve çağdaş, demokratik ülke ve toplumsal yapıya kavuşmak bana göre üst perdeden söylem yada salt kültürel bir sorun gibi ele alınamaz. (yani insanların fikir ve düşüncelerinden hareketle faşist olarak isnat edilmesi ya da damgalanması toplumsal ve iletişim alanları açısından hem töhmet altında bırakıcı hemde demokratik, ifade özgürlüğü temelinde bir tutum olarak düşünülemez, tersinden belkide buda ayırt edici özelliklerini kaybettiğimiz faşist kelimesini kendimizede esas aldığımız bir yaklaşım olabilir) Ulus-devlet, vatan-millet sorunları ve edebiyatını aşmak feodal üst yapınında tasviyesi ile doğru orantılı işleyecek bir süreçtir. Bir ülke ekonomik bağımsızlığını henüz sağlayamamış ise bu feodaliteyi henüz tam anlamıyla tasviye edememiş olduğunu, bilhassa da ekonomik gelişim sürecini tamamlayamamış olduğunu gösterir. Ümmet ve din istismarı üzerinden siyasal partiler kapitalist bir dünya da hala tek başına iktidar olabiliyorsa, ister istemez milli varlık söylemi kendiliğinden bir yer ediniyor demektir. Bu yansımalar tamamen politiktir ve bir tarafda din diğer tarafda ise millet istismarcılarını yaratacaktır ve her milli söylemi faşist olarak damgalamak bana göre objektif koşulların görmezden gelmek demektir. Ulusalcılar faşist ise ümmetçiler köhne gerici, oligarşik(günümüz açısından faşist) olmalıdır. kapitalist-emperyalizmden yana olanlarda, yayılmacılığın millet ve coğrafya ötesi olduğuna göre onlarda faşisttir. Sosyalistlerde sosyal faşisttir. Faşist olmayan kimse kalmamıştır denebilir.

salt öznel ve kendi subjektifliğimizi bir yana bırakalım ve sitemizde sadece ırkçılığa yer olmadığını tekrar hatırlayalım. Örneğin ırkçılığa kapıları kapalı bir site olmamız bize işte yasaklamışsın denebilir, ortada bir yasak yoktur, ortada siteye katılan tüm gönüllü birlikteliğin bir tercihi vardır. Bu bir tercihdir ve sitemizde ırkçılık tercih edilemez bir şeydir ve iletişim alanında ne onlarla nede onların bizimle olmasını tercih etmiyor ve istemiyoruz. Durum bu kadar açıktır.

Anti-emperyalist olma meselesinde de ulusal yaklaşımlarımızla ilgili bir iki şey söylemek istiyorum, emperyalizm dediğimiz milli bir yayılma ve milli bir karşı koyuş değildir. Savunulması gereken milli bağımsızlık değildir, ekonomik bağımsızlıktır. Milli bağımsızlık zaten TC kurulduğunda elde edilmiştir. Bu anlamda milli bağımsızlık sorunu olan Türkler değil Kürtlerdir. İster kabul edilir ister edilmez ama objektif gerçek böyledir. Bu gerçek görülmediği sürece de Türkiye zaten o sloganik söylemlerde adı geçen ilericiliğe erişemeyecek, gelişimini sürdüremeyecektir. Emperyalist yayılmada milli yayılmayı amaçlamaz ancak bu yayılmayı başarabilmek için girilen coğrafyada toplumsal irade sağlayacak her türlü sosyal-kültrel oluşumuda dağıtmak zorunda kalabilir. Ya da tersinden işgal dönemlerinde toplumu toplumsal bir karşı koyuş temelinde din ve millet gibi yapılarla birleştiriyor olmamız meselenin özünün millet veya din olduğu sonucuna varmamızı sağlamaz. tamamen ekonomiktir ve bağımsızlık milli bağımsızlık değil ekonomik bağımsızlık açısından geçerlidir. Bir diğeride milliyetçilik akımları. Bu gün Türkiye'nin milliyetçilik akımlarına ihtiyacı yoktur, artık saltanat dünyasında yaşamıyoruz. Devlet kurulmuş, saltanat ve feodal iktidar tasviye edilmiş, milliyetçilik akımı yaymanında, böylesi bir akımda durduğunu sanmanında objektif gerçekliği kalmamıştır. Ulusalcılık açısından ise yakın tarih pratiği göstermektedir ki iki seçenek ortaya çıkmıştır, ya ittihat terakki tarzı bir yapılanma yada sosyal demokrasi temelinde bir yapılanma.

Jolly Jocker 03-04-2011 17:36

Ulusalcı Oportünistlerin Mahir'i ve THKP-C'yi Sömürmelerine Yanıt

Oportüniste yeterli açıklamaları yaptık ama cahilliğinin ardı arkası kesilmeyen ve işi sadece Mahir'den yaptığı birkaç alıntıyla halledeceğini sanan bu sığ ulusalcı faşiste madem öyle biz de Mahir yoldaştan birkaç alıntı yapalım. Uzun bir alıntı olacak ama Mahir'in kemalizm konusunu nasıl gördüğünü açıkça ortaya koyarak bu tür ulusalcı oportünistlerin Mahir yoldaşı istismar etme çabalarını kesecektir. Mahir yoldaş, kendi yazısında konuyu irdelerken Lenin'den de alıntılar yapmıştır. Mahir Çayan'ın 'Kesintisiz Devrim 2-3' adlı kitabına bir bakalım;

''1923'te kurulan, milli, laik Türkiye Cumhuriyeti'nde yönetim, hiyerarşik tabanın üst kademesinde kemalistler olmak üzere, küçük-burjuvazinin ve de burjuvazinin bütün fraksiyonlarının ortak yönetimidir.
Feodal mütegallibe sindirilmiş, ancak politik ve ideolojik gücü kırılmasına rağmen, ekonomik gücü bertaraf edilememiştir.
Kısaca özetlersek, feodal-komprador devlet mekanizması parçalanmış yerine, tek parti yönetimi altında küçük-burjuvazinin diktatörlüğü egemen kılınmıştır.


Lenin, küçük-burjuvazinin hiyerarşinin en üstünde yer aldığı yönetimin niteliklerini şu şekilde belirtmektedir:
  • "... otorite ve devlet gücünün bu sınıfın ekonomik, sosyal ve politik hiyerarşinin başında kalmasının hizmete konulması ve emperyalizmle ittifak halinde bulunan feodalite ile sermaye diktatörlüğü yerine küçük-burjuva diktatörlüğünün kurulması, bunun için de baskıcı devlet mekanizmasının bu sınıfın çıkar ve ideolojisinin hizmetine konulması."
İşte 1923 Türkiye Cumhuriyeti yönetiminin ideolojik ve politik niteliği budur.
Ekonomik plandaki yönetimi ise özetle şudur: Özel mülkiyet ve kârı temel alan (başka türlü olması eşyanın tabiatına aykırıdır) kendi sınıfsal ve de ekonomik örgütlenmesini genişleten, giderek de "milli burjuvazi" sınıfını yetiştirmeye yönelik, küçük üretime dayanan, özünde boş bir milli ekonomi yaratılmıştır.


Bu tip ekonomiye ilişkin, Lenin şöyle demektedir:
  • "... Şehir ekonomisinin hafif endüstri temeli üzerinde kurulması, daha doğrusu kırsal bölgelerde ve şehirlerde bir tüketim ekonomisinin kurulması (bu 'ne üretilirse tüketilir' ilkesine dayanan ve birinci derecede küçük-burjuva tüketim ihtiyaçlarının hizmetinde olan bir ekonomidir; küçük-burjuva, proletaryanın ve yoksul köylülerin gücünden elde ettiği artı-değerin büyük bir kısmını elinde tuttuğu için nispeten büyük bir satın alma gücüne sahiptir)."
1923 yıllarında yönetimin üst kademesinde bulunan Kemalistler, başlangıçta emperyalizmle ekonomik plandaki ilişkilerde çekimserdirler. Bir yandan emperyalizmin uzantısı komprador-burjuvazi tasfiye olunurken, yabancı tekellere ilişkin pek çok stratejik işletmeler satın alma yolu ile millileştirilir ve de borç almada son derece dikkatli davranılırken, öte yandan yine de kapitalist dünya içinde yer alınarak, yabancı sermayeye bazı imtiyazlar tanınmaktadır. İdeolojik ve politik alanda gücü iyice kırılan feodalizmin ekonomik gücüne, fazla dokunulamamaktadır. Yani, küçük-burjuva yönetimi, sınıfsal karakterinden dolayı, emperyalizm ve feodalizmle olan bütün köprüleri atamamaktadır.

"... Küçük-burjuvazinin örgütlenmesinin genişletilmesi, bununla birlikte feodalite ile olan sınıfsal ve siyasal ilişkilerini koruyacak bir köprünün kurulması." (Lenin) (Mahir Çayan, Kesintisiz Devrim 2-3)

Görüldüğü gibi Mahir yoldaşın kemalizm konusundaki görüşleri çok nettir. Kemalizmin sadece kurtuluş savaşı döneminde antiemperyalist olduğunu, savaştan sonraki iktidarın bir küçük burjuva diktatörlüğü olduğunu, yönetimin küçük burjuvazi ve burjuvazinin tüm fraksiyonlarının ortak yönetimi olduğunu, ekonomik olarak da özel mülkiyet ve karın temel alındığını, milli burjuvazi geliştirme hülyasına dayandığını, ''özünde boş bir milli ekonomi'' olduğunu -Lenin'den de alıntılar yaparak- açıkça belirtmiştir. Mahir yoldaşın devam eden satırlarında da; kemalizmin savaşta sonra iktidarı alınca hiçbir zaman emperyalizme karşı tavrında net bir karşı koyuş olmadığını, ''başlangıçta çekimser kaldığını'', sonrasında ise ''kapitalist dünya içinde kalarak yabancı sermayeye imtiyazlar tanıdığını'' belirtiliyor. Mahir yoldaş açık ve net bir biçimde, ''küçük burjuva yönetimi'' olarak tanımladığı kemalizmin ''sınıfsal karakterinden dolayı'' emperyalizm ve kapitalizmle olan bütün köprüleri atamadığını da yazmış.

EDİT ..

Jolly Jocker 03-04-2011 17:58

Ulusalcı Oportünistlerin Deniz ve THKO'yu Sömürmelerine Yanıt

Ulusalcı nazi özentileri tarafından THKP-C'den çok daha fazla istismar edilen örgüt THKO'dur aslında. Her ne kadar THKO -tıpkı THKP-C ve TİKKO gibi- ulusalcıların pek bir bağlı oldukları devletle ve orduyla savaşmak üzere kurulmuş ve bu amaçla Nurhak Dağlarına varmak üzere yola çıkmış da olsa, kemalistler Deniz'in THKO'sunu sömürmeyi pek severler! İşin kötü tarafı Deniz Gezmiş'in Mahir gibi kitaplar yazmaya fazla vakit bulamamış olmasıdır. Ama yine de THKO örgütünde şef sıfatıyla anılan ve Deniz'le birlikte asılan üç fidandan biri olan Hüseyin İnan yoldaş'ın ''Türkiye Devriminin Yolu'' adlı değerlendirmesi, THKO'nun yayınladığı ender dökümanlardan biri olarak çok kıymetlidir ve bize ulusalcıların istismarlarına cevap vermek için gerekli mezlemeyi sunmaktadır. Hüseyin yoldaş tarafından kaleme alınmış olan THKO'nun Türkiye Devriminin Yolu bildirisinden ilgili yerleri aktaralım;

''Emperyalizmin tasfiyesinden sonra halk kitlelerinin kendi aralarındaki çelişkiler ön plana çıkacaktır, fakat emek-sermaye çelişkisi temel çelişki olmayacaktır ve olamaz. Temel çelişkinin emek-sermaye çelişkisi olması demek, toplumda kapitalist üretim ilişkilerinin hakim olması ve işçi sınıfının sömürülmesi demektir. Oysa MDD[Milli Demokratik Devrim] böyle bir toplum yaratmayacaktır. Emek-sermaye çelişkisi talî bir çelişki olarak MDD sürecinde belirli bir dönem var olacaktır, fakat hakim çelişki olamaz. Olması demek devrimde işçi sınıfı öncülüğünün gerçekleşmemesi demektir. İşçi sınıfı öncülüğünün gerçekleşmemesi halinde ise, MDD söz konusu değildir.

''Devrimde işçi sınıfının öncülüğünün gerçekleşmemesi halinde, pratikte öncülüğü ele geçirebilecek sınıf küçük burjuvazidir. Toplum, ya kapitalizme kayacaktır ya da geçici bir bocalama döneminden sonra ülke tekrar emperyalizmin kontrolüne girecektir. Ulusal Kurtuluş Savaşından sonra Türkiye’nin tekrar emperyalizmin kontrolüne girmesi, ikinci alternatife tipik bir örnektir.

"Kurtuluş savaşına, Türkiye’nin sınırları içinde yaşayan bütün ulusların ilerici ve anti-emperyalist sınıf ve tabakaları aktif olarak katıldılar. Bağımsızlık savaşının sonunda kurulan hükûmette Türk milliyetçiliği hakim durumda idi. Bu nedenle Türkiye’nin sınırları içinde yaşayan hiçbir ulusa demokratik hak ve özgürlükleri tanınmadı; tam tersine, bütün uluslar asimile edilmeye başlanarak Türk ulusu imtiyazlı bir duruma getirilmeye çalışıldı.

"Türkiye’deki tüm emekçilerin çıkarlarına en uygun çözüm yolu da bölgesel özerklik olacaktır. Bölgesel özerkliğin sınırlarını ve kapsamını da ancak aynı sosyal ve iktisadî yaşantıya sahip olan halkların kendileri tayin eder. Biz, bu özerklikte titizlikle Türkiye’de uluslararası (sosyalist) kültürün ve iktisadî yapının korunmasına çalışmalıyız. Çalışmalıyız, çünkü sosyalist, uluslararası kültür ve iktisadî ilişkiler bütün çalışan sınıf ve tabakaların çıkarınadır.'' (Hüseyin İnan, Türkiye Devriminin Yolu)

Herhalde Deniz'in ileri gelenlerinden olduğu THKO'nun temel dökümanlarından olan ve Deniz'le birlikte asılan Deniz'in yoldaşı Hüseyin İnan tarafından yazılan bu belgede koyulttuğum kısımlar ulusalcı oportünistleri yerin dibine sokmaya yetmiştir!

spartacus 04-04-2011 11:06

Freddie ben kullandığın dilide yöntemide uygun bulmuyorum...

Bu ne, isnat üzerine yazıp çizmenin kime ne yararı ya da kattığı bir şey var. Ulusalcı nazi, ulusalcı faşist.... Bunlar isnat, yafta, isnat ile konu ele alınmaz. Birde kendisi burada olmayanlar için muhatap ve hitap tarzı yaklaşımlar sergilenmesi de subjektif duruyor. Diğer tarafdan da yaşayan ve iletişim ortamlarında varlık gösteren insanlara yazarken bu tarz yol ve yöntemler tutmanında hiç bir alemi yok. Kimsenin hiç kimseye yaşam hakkı tanımama gibi bir tutuma girmesi tasvip edilemez.

Varsa cevaben yazacağın bir şey önce onu bir paragrafda alıntılarsın, sonra sorun kişisel bir mesele değilse kişiselliğin gölgesinde yazılmaz. Kişisel ise bunun da başka yolları var, bu biçimde deklare, deşifre ve mimleme anlayışı ile eleştiri yapılmaz, zaten bir şeyde anlatılamaz.

Benimkisi sadece görüş belirtimidir, kabul edilirse diğer tarafdan da dostça bir eleştiridir, kabul görmezse de sorun yok, fikrimdir.

güneşinzaptıyakın 04-04-2011 12:59

Sevgili Freddie, Hüseyin İnan’ın değerlendrimesinde geçen MDD kavramını açmakta fayda var, o dönem (şimdilerde ulusalcı denilen kitleden bir kısmının savunduğu) ortaya atılan ve sol içerikli olduğu savlanan MDD kavramının aslında yanlış tanımlandığını bir çok yerde yazdık çizdik, netice itibari ile MDD’in zaten Musta Kemal tarafından 1923 Burjuva devrimi ile gerçekleştirildiğini ve ardından yapılan tamamlayıcı kapitalist sistemi koruyucu ve geliştirici devrimlerlede sağlamlaştırıldığını tarihsel kayıtlar göstermektedir. Doğal olarak 1960-1980 arasında belli bir kesim tarafından savlanan MDD söylemi aslında var olan sol gücün kırılmasına yönelik bir karşı devrim manevrasından başka bir şey değildir o dönem için. Maalesef o dönemde bir çok solcu da Türkiye’de MDD’nin yapılmadından hareketle söylemlerinde bu sosyal faşistlerin (o dönemdeki adlarıyla) söylemi ile paralellik göstermişlerdir. Bu güruh hala günümüzde bile MDD söylemi ile var olmaktadır ve maalesef dar da olsa belli bir kitle tarafından düne kadar kaele alınmışlardır.

Alıntı:

spartacus´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 377041)
……………………………..
Öncelikle milli unsura dayanan ya da dayanmayan(emperyal örneğin) her bir şeyi faşizm olarak değerlendirmeyi uygun bulmuyorum. …………...

Öncelikle faşizm’i iyi anlamak gerekir, birincil olarak faşist sözcüğü bir küfür değil aksine bir siyasi görüşü temsil edenleri belirten bir tanımlamadır, bunun aksine elbette küfür amaçlı kullanan belli bir dar kitlede vardır, nasıl liboş, fettoş gibi küfür maksatlı kullanım varsa.

Gelelim senin önermenin içeriğini tahlil etmeye: temel olarak doğrudur evet her şeyi faşist olarak tanımlamak yanlış bir tahlildir ve doğruya giden yolu tıkar. Milliyet ve milliyetçilik kavramlarını kullanan kapitalizm’in içerisindeki değişik rejimler elbette sık sık değişen oranlarda faşist rejim kavram ve uygulamalarınıda kullanırlar ki bu noktada Fransız burjuva devrimi ile ortaya çıkmış olan milliyet kavramını en çok sahiplenen faşist rejimin bu uygulamayı dayatan diğer kapitalist rejimlerle karıştırılması da normaldir. Buna en güzel örnek Kemalist rejimdir, içinde faşist unsurlar barındıran bu rejim sık sık yanlış yere faşist olmakla tanımlanmıştır, evet faşist bir çok siyasi uygulamayı barındırmış ve özellikle milliyet kavramı noktasında bizzat faşist uygulamanın doruğuna çıkmıştır, bu örnekte olduğu gibi bir çok rejim yada ara rejim benzer bir yanlış tanımlama ile anılmıştır.

Doğal olarak içinde faşist unsurlar barındıran bir rejimi ancak faşist siyasi uygulamaları kullanan ve faşizme kayan bir rejim olarak adlandırmak daha doğru olacaktır. Türkiye Cumhuriyeti devletinin tarihi işte bu yönde her zaman faşist uygulamaları kullanan ve topluma dayatan bir rejim izlemiştir.

Alıntı:

spartacus´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 377041)
………………………….
İletişim alanlarında ise kişileride kapsayan bu tür toptancı ulasalcılar faşisttir, kemalistler faşisttir vb söylemlerinde, tersinden karşı çıkılan baskıcı, kısıtlayıcı görüşlerle aynı tarafa savrulmak olduğunu dşünüyorum bu halde bu tutumda böylesi tanımlarımıza sadık kalarak faşist bir tutumdur denebilir. Örneğin ulusalcı=faşist demek değildir, bu anlamda böyle bir görüşümüz olsa dahi birlikde olduğumuz ortamlarda ulusalcı olana ya böyle olma ya da çek git demiş oluruz. ya da ifade özgürlüğünden ne anladığımızı değilde hiç bir şey anlamadığımızı gözler önüne sermiş oluruz. ………………………….

Yukarıda açıkladığım gibi sende faşist sözcüğünü bir küfür olarak algılamışsın ve bu yönde yorum yapmışsın, elbette her ulusalcı faşist değildir, fakat günümüzde geldiğimiz noktada kendilerine ulusalcı denilen kitle oldukça yoğun bir şekilde faşist siyasi söylem içerisindedir ve bundan daha fazlası olarak bizzat faşist siyasetle bir cephe kurmuştur ve aynı saflardadır. Geçmişte içerisinde faşist siyasi unsurlar barındıran küçük burjuva sınıfının ideolojisini oluşturan günümüz jargonuyla söylenirse ulusalcılar, içerisinde yer almak istedikleri kapitalist dünya’nın kendilerini tasviye etmeye başlaması üzerine daha da faşist bir çizgiye kaymışlardır, hatta bir çok siyasi söylemde hangisinin faşist hangisinin ulusalcı olduğunu ayırd etmek neredeyse imkansız hale gelmiştir. Bu bağlamda geldiğimiz noktada ulusalcı siyasetin faşist bir çizgide durduğunu söylemek yanlış olmaz zira söylemlerinin içeriği bizlere bu siyasi tanımlamayı yaptırır.


Alıntı:

spartacus´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 377041)
………………………….
Bu yaklaşımların sakat ve çağdışı olduğunu görmek gerekiyor, yalnız sorun kişilerin görüp görmemesi değil, dinler gibi millet faktörününde bu anlamda politikaya alet edilmiş bir unsur olduğunu kavramak gerekiyor. Bu durumda millet, din vb sosyal-kültürel yapıları kendi politikasına alet edenler, elbetde her daim bunlar üzerinden kitleyi galeyana getirecek, kitleyi elinde tutacağı hassasiyetler, düşman görüşler, düşmanlıklar yaratacak ve kitleyi kendisine bağımlı, kendisine tapar ve allah başımızdan eksik etmesinci hale getirecek, kısaca güdüleyecek, uyuşturucak ve kullanacaktır.

…………………………………………...

Doğru bir tespit, din-millet-inanç-etnik köken vb. bir çok olguyu ortaya atan ve dönemine ve rejimene göre savunan elbette kapitalizm’in kendisidir, amaçta senin belirttiğin gibi kamplaşmalar ve krizler yaratarak kapitalizm’in mutlakiyetini ve sürekliğini sağlamaktır. Bu durumda yoğun bir şekilde millet ve milletçilik kavramını kullanan ve dayatan bir rejim olan ulusalcı olarak adlandırılan siyasetin kapitalist bir sistemi savunduğu ve içerisinde elbette faşist siyasi görüşler barındırdığı da kaçınılmaz bir gerçek olarak karşımıza çıkıyor. Bu bağlamda mevcut krizden beslenen taraflardan birisidir faşist cephe içerisinde yer alan ulusalcı siyaset.


Alıntı:

spartacus´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 377041)
………………………….
Dünya da feodal ülkeler yıkılmış yerlerine ise ulus-devlet modelli devletler kurulmuştur. Bu anlamda bu devletlerin faşist olduğunu iddia edemeyiz.

……………………………….

Cümlenin öncelinde yapılan tahliller ve önermeler aslında bu cümle ile özetlenmiş oluyor. Bizimde içinde bulunduğumuz coğrafyada batı tarzı bir feodal devlet anlaşıyı ve ümmet yapılanması doğru bir tahlil değildir, keza doğu tipi feodalitede ve teba (ümmet diye tanımlanır Kemalist doktrinde) anlayışında oldukça farklı bir yapılanma mevcuttur, bu yüzden de batı tarzı bir kapitalist devrime uzun bir süre direnmiştir bu unsurlar. Türkiye’de yapılan 1923 burjuva devrimi elbette kaçınılmaz olarak kapitalizm’in erken aşamalarından birisi olan ulus devlet rejimini getirmiştir, daha öncede belirttiğim gibi içerisinde faşist unsurlar barındırıyor olması bu rejimi faşist yapmaz sadece faşist siyasi uygulamaları yaptığını gösterir.

Alıntı:

spartacus´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 377041)
………………………….
Emeryal yayılmayıda milli bir yayılma olarak görme anlayışıda ekonomi-politiklikden yoksun kalmaktır. Eğer emperyalist yayılmalar milli bir amaç temeline dayanıyor olsa idi, bu gün dünyanın tüm gelişmiş, emperyalist ülkelerini katıksız faşist olarak görmemiz gerekir. Onlar dışında kalan gelişmemiş ülkelerin ise henüz ekonomi-politik ve sosyo-kültürel olarak feodaliteyi tasviye edememiş olmaları ve milli unsurun hala öyle ya da böyle belirli ölçeklerde yaşıyor ve aşılmamaış olmasına bakarak da tüm gelişmemiş ülkeleride faşist olarak nitelememiz gerekirdi. Tabloya böyle baktığımızda dünya da faşist olmayan bir ülkeden bahsetmek neredeyse imkansız hale gelir. Emperyalist yayılmanın temelinde ekonomik sömürü yatar. İster kendi yayılmacı politikalarını benimsetmek ve bu doğrultuda meşru zemin bir onay almak için kendi toplumları içerisinde dönemsel olarak dini, isterse yine aynı anlama gelmek üzere milleti kullanıyor olsunlar, burada amaç ekonomik sömürü ve ona maddi ve manevi bir zemin oluşturmak temeli var ise bu faşist değil, emperyalist, kapitalist(sermaye birikimi ve servet adına kaynak sömürüsü) bir yaklaşım ve yayılmadır denebilir. Hayır öyle değil ama coğrafyaya salt ırka ve millete dayalı, yayıldığı her bölgede başka mileltleri sindiren, asimile eden veya tarihsel gerçeklikten kopartıp, tarihsel olarak yok olmaları temelinde yürütülen uygulamalar ise, buna da emperyal ya da emperyalist yayılma denemez, buda faşist yayılmadır.

…………………………………………….

Kapitalizm’in bir aşaması olan emperyalizmi milli olarak tanımlamak elbette yanlış bir tahlildir. Emperyalizm’i faşist olarak görmek ise yanlış bir tahlildir, keza ileride olacak olan bu yapılanmanın içerisinde ne kadar faşist bir rejim barındıracağı meçhuldür. Yüksek oranda faşizmi barındıracağı ön görülmektedir fakat bölgesel olarak bütün dünyada faşist rejimin hakim olacağını söylemek doğru bir tespit değildir. Tabloya baktığımızda ise kapitalist ülkeler dahil olmak üzere örtülü yada açık şekilde değişik dozajlarda faşist siyasi uygulamaları kullanmayan ülke neredeyse yoktur. Bu bağlamda ‘’ ……….. burada amaç ekonomik sömürü ve ona maddi ve manevi bir zemin oluşturmak temeli var ise bu faşist değil, emperyalist, kapitalist(sermaye birikimi ve servet adına kaynak sömürüsü) bir yaklaşım ve yayılmadır denebilir.’’ Tanımlaman tamamen doğrudur, ayrıca burada coğrafik olarak faşist siyasi unsurların kullanılmasıda karşılaşılan dirençle doğru orantılıdır. Faşist bir yayılma olamaz ancak faşist siyasi rejimi kullanarak yayılan bir kapitalizm olabilir ki zaten günümüzde gelinen noktada budur.

Alıntı:

spartacus´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 377041)
………………………….
Ulusalcı olduğunu iddia edipde ulusların kendi kaderini tayin hakkını karşıt bir görüşle tartışmaya açanlar ulusalcı olamamışlar demektir. Milliyetçilik akımları ile yayılan ve ulus devletlerle sonuçlanan burjuva devrimler dönemini düşündüğümüzde, bu burjuva bir hak olarak açığa çıkmıştır. Bu anlamda ulusalcılığın ölçütlerinden bir taneside ulusların kaderlerini tayin hakkına saygı duymak ve ulusların kendi kaderlerini belirlemelerine karşı onları sindirme, asimile etme, yok etme yoluna başvurmak değil aksine yerine göre destek sunmak, yardımcı olmak olmalıdır.

Bu anlamda ulusalcı olmak ile üst paragraflarda kabaca geçtiğim İttihat terakki yapılanmasının kendi içinde darbeci, ortaçağdan miras otokratik yönetim ve merkez, topluma karşıda faşist bir yapılanma anlayışının sahte varlık koşullarına tabi olmak arasında derin bir fark vardır.

………………………………………...

UKKTH kavramının günümüzde geldiğimiz noktada sık sık her yönde kullanılıyor olması oldukça karışık bir algılamaya da yol açmıştır toplumda. Kesinlikle burjuva kökenli ve istemli bir söylemdir UKKTH. Ulus devlet algılayışının sürekliliğini sağlamak adına savunulmaktadır günümüzde çıktığı noktadan oldukça uzağa düşerek elbette. Bu bağlamda senin önerdiğin ulusalcıların emperyalist beklentilerden uzaklaşması doktirini özüne ters bir istemdir, kapitalizm’in evrimine ters geldiği gibi sermayenin tekelleşmesi ve tröstleşmesi isteğinede ters olduğu için küçük burjuva sınıfının siyasi rejimi olan ulus devlet aşamasından tekelci sermaye olma özlemi sonucunda gitmek istediği bir üst rejimlerdende vaz geçmesi anlamına gelir.

Alıntı:

spartacus´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 377041)
………………………….
Yine de ulus-devlet sorunlarını aşmak ve çağdaş, demokratik ülke ve toplumsal yapıya kavuşmak bana göre üst perdeden söylem yada salt kültürel bir sorun gibi ele alınamaz. (yani insanların fikir ve düşüncelerinden hareketle faşist olarak isnat edilmesi ya da damgalanması toplumsal ve iletişim alanları açısından hem töhmet altında bırakıcı hemde demokratik, ifade özgürlüğü temelinde bir tutum olarak düşünülemez, tersinden belkide buda ayırt edici özelliklerini kaybettiğimiz faşist kelimesini kendimizede esas aldığımız bir yaklaşım olabilir) Ulus-devlet, vatan-millet sorunları ve edebiyatını aşmak feodal üst yapınında tasviyesi ile doğru orantılı işleyecek bir süreçtir. Bir ülke ekonomik bağımsızlığını henüz sağlayamamış ise bu feodaliteyi henüz tam anlamıyla tasviye edememiş olduğunu, bilhassa da ekonomik gelişim sürecini tamamlayamamış olduğunu gösterir. Ümmet ve din istismarı üzerinden siyasal partiler kapitalist bir dünya da hala tek başına iktidar olabiliyorsa, ister istemez milli varlık söylemi kendiliğinden bir yer ediniyor demektir. Bu yansımalar tamamen politiktir ve bir tarafda din diğer tarafda ise millet istismarcılarını yaratacaktır ve her milli söylemi faşist olarak damgalamak bana göre objektif koşulların görmezden gelmek demektir. Ulusalcılar faşist ise ümmetçiler köhne gerici, oligarşik(günümüz açısından faşist) olmalıdır. kapitalist-emperyalizmden yana olanlarda, yayılmacılığın millet ve coğrafya ötesi olduğuna göre onlarda faşisttir. Sosyalistlerde sosyal faşisttir. Faşist olmayan kimse kalmamıştır denebilir.

…………………………………….

Küçük burjuva sınıfının yönetimi olan ulus-devlet rejiminin kapitalizmin evrimsel gerçekliği neticesinde 1960 askeri darbesi ile liberal bir yapıya ardından 1980 askeri darbesi ile küresel sermaye ile entegrasyonu sonucunda tekelci bir yapıya büründüğünü daha önceki mesajlarımda yazdım. Bu açıdan günümüzde yaşanan faşist yaptırımların sadece ulusalcı denilen siyasi kitleye yönelik olarak algılanması ve yaşananların yok sayılması bu siyaseti savunanların en büyük yanılgısıdır. Sermayeyi milli olarak tanımlayıp diğer sermayelerle olan ilişkisini ve çıkarını göz ardı edip, feodaliteden kurtulmamış yarı bağımlı bir sınıf olarak tanımlamak ta işte yukarıda bahsettiğim aşamaları göz ardı ederek konuya sadece belli bir sınıf ekseninde siyasi söylemde bulunmaktan kaynaklanmaktadır. Faşizmi kapitalizm’in bir siyasi rejimi olarak görmeyipte sadece küfür olarak algılamak ancak ‘’Sosyalistler de sosyal faşisttir’’ çıkarsamasına getirir ki buda ulusalcıların geldiği faşist noktayı kapatmaya yetmeyen bir mesnetsiz önerme olarak havada kalır.

Alıntı:

spartacus´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 377041)
………………………….
Anti-emperyalist olma meselesinde de ulusal yaklaşımlarımızla ilgili bir iki şey söylemek istiyorum, emperyalizm dediğimiz milli bir yayılma ve milli bir karşı koyuş değildir. Savunulması gereken milli bağımsızlık değildir, ekonomik bağımsızlıktır. Milli bağımsızlık zaten TC kurulduğunda elde edilmiştir. Bu anlamda milli bağımsızlık sorunu olan Türkler değil Kürtlerdir…………………….

Özetle ulusalcılık denilen küçük burjuva sınıfının rejimi olan devlet anlayışının içerisinden sadece milliyetçilik kavramını çıkarmakla onu ne anti emperyalist yapabilirsin nede bir bütün olan kapitalizm’in bir parçası olan bu rejimin temsil edildiği sınıfın ortadan kalkmasının önüne geçebilirsin. Milli sermaye olarak adlandırılan sınıfın aslında 1950’lerin ortasından itibaren diğer milli sermayelerle bütünleşerek ve işbirliği yaparak nasılda tekelleştiğini görmeden ve bu yeni sermayenin (küreleşmiş ve milli bir içerik barındırmayan) artık kaçınılmaz olarak tröstçü bir sermayeye dönüşmesini görmezden gelerek ulusalcı denilen küçük burjuva sınıfını kurtarmak kabil değildir.

Bu aşamada Kürt’lerin kendi ulus devletlerini kuracağını sanmakta en basit tabirle yanılsamadan ibarettir. Kurulacak olan yeni iki (üç olabileceğide konuşuluyor) devlette aslında tröstçü sermayenin çıkarları doğrultusunda politikalar üretecek ve uygulayacak olan bir ara rejimden öteye geçemeyecektir. Netice itibari ile ekonomik bağımsızlık tanımı oldukça geride kalmış bir siyasi söylemden öteye geçmemektedir, coğrafyamızdaki ‘’yabancı’’ olarak adlandırılan (yada sömürgeci) sermayenin iktisadi yatırımlarını söküp ülkesine götürmesini beklemek yada onları millileştirmek ancak milli sermaye olarak adlandırılan sınıfın ‘’yabancı’’ ülkelerdeki iktisadi yatırımlarını benzer bir sonla tanımlamakla mümkün olabilir ki buda söz konusu tekelci sermayenin çıkarlarına ters olduğu içindir ki ulusalcı denilen siyaset ve onun temsil ettiği sınıf tasviye edilmektedir, yukarıda da belirttiğim gibi bunu algılamayan yada sınıfsal çıkarları neticesinde görmezlikten gelen ulusalcı siyasetin en büyük yanılsamalarından birisidir.

Alıntı:

spartacus´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 377124)
............

Benimkisi sadece görüş belirtimidir, ……...

Eyvallah benimkiside sadece görüş belirtimidir ve konuları şahsileştirmenin kimseyede faydası yoktur sana katılıyorum sevgili spartacus.

Jolly Jocker 04-04-2011 20:48

Solcu görünen ulusalcı faşistin dikkate almak ve yanıtlamak gereken bazı görüşleri var. Bunlardan biri, kemalizmi eleştiren herkesin liberalizmin etkisinde kaldığı, bizim de liberal olduğumuz şeklinde. İddia sahibine şu an küfrü basmak yerine açıklama yapmayı tercih ediyorsam bu forum sakinlerine saygımdandır bunu da belirteyim. Zira ateist forumun ulusalcı ve Atatürkçüleri zamanında liberallerle bir olup komünizme karşı saldırı yaparken onlara yanlış yaptıklarını defalarca söyleyip ittifak bile teklif etmiş, dinciler ile liberallerin gerçek yaşamda ittifak olduğunu belirtmiştim. Seneler önceydi. Daha sonra modlarından biri bu durumu bir iletisinde itiraf da etmişti zaten. Liberallerle ve liberalizmle olan mücadelemi beni çok eskiden beri tanıyan bu siteden bazı arkadaşlar da bilir. Hal böyleyken bu ulusalcı oportünistin beni liberallikle suçlaması baştan aşağı çamur atmak kapsamında değerlendirilmeli. Onunla anladığı dilden de konuşurdum ama -her ne kadar laf edip dursa da- bu forumun adminlerine dua etsin! Tabi kendisi bu açıdan rahat, çünkü onun yer aldığı forum her küfrün rahatça edilebildiği ''ringonun ahırı'' türünden bir yer.

Her neyse, konuya gelelim... Ulusalcılar da liberaller de kendilerini desteklemeyen herkesin diğer tarafı desteklediğini iddia edip yaftalama yoluna gidiyor. Liberal solda değilsen hemen milliyetçi, orducu, darbeci, ergenekoncu diye yaftalanıyorsun; ulusalcı solda durmadığında da hemen liberallikle, dincilerle bir olmakla v.s. yaftalanıyorsun. Onlara göre sol sadece iki kanattan oluşuyor: Liberal sol ve ulusalcı sol. Ya birindensin ya diğerinden. Ama bu kurgunun gerçekle hiçbir alakası yok! Düzenin liberal ve milliyetçi kanatlarına soldan destek olup kuyrukçuluk yapmak üzerine siyaset geliştirmiş bu iki burjuva sol fraksiyon da bağımsız devrimci bir sınıf siyaseti gördüğünde hemen yaftalama ve yok etme yoluna gidiyor. Oysa liberal sol ile ulusalcı solun ortak noktaları çok fazladır ve aralarındaki karşıtlık da ancak devrimci solun yokluğu koşullarında vardır. Devrimci sol ortaya çıktığında bu iki burjuva sol fraksiyon birleşiverir. Zira ikisi de piyasaya, devlete, orduya, militarizme, sınıflı topluma karşı değildir. İkisi de pasifist, parlamentarist, reformist ve legalisttir. Devleti yıkmak, üretim sistemini kökten değiştirmek gibi hedefleri yoktur. Yani devrim ve sosyalizm hedefleri yoktur. Devrim için savaşmaktan ölesiye korkarlar. Biri, mevcut sömürü düzeninin daha da liberalleşmesini istemekte, diğeri de aynı sömürü düzeninin biraz daha sekülerleşmesine vurgu yapmaktadır. Biri AKP'nin öbürü CHP'nin kuyrukçuluğunu yapar. Biri emperyalist projelerden demokrasi bekler, diğeri de ordunun faşist darbelerinden bağımsızlık. Aralarındaki fark bundan ibaret. ''Sen mi yiyeceksin, ben mi?'' yarışı. Oysa bu iki burjuva sol fraksiyona da ''Ne o ne bu!'' diyerek, ''Yesinler birbirlerini!'' diyerek taraftar olmayan ve sokaklarda bağımsız bir devrimci siyaseti örgütlemeye uğraşan devrimciler de var. Biz ne ulusalcıyız ne liberal. Marksist devrimcileriz. Deniz'in, Mahir'in devrimci yolundayız.

Oportünistin bir diğer iddiası da ulusalcı cephenin aslında solcu olduğu ve hakiki demokratlardan oluştuğu! Her konuda ceberut devletin resmi tezlerini savunup orducu-militarist tutum alan ''demokratlar''! Darbeler konusundaki tavırları ''İstemem yan cebime koy''un ötesine gitmeyen, yeni bir 27 Mayıs veya 28 Şubat olsa alkış tutacak ''demokratlar''! Herşeyden evvel, burjuva devletin NATO'cu, darbeci, kontracı ordusundan ilericilik bekleyen, onu ''laikliğin son kalesi'' ilan eden ''solcular''! Mahir ve Deniz'in hep vurguladığı gibi devrimcilerin kendi özgücüne dayanarak mücadele etmesi yerine, ordu ve CHP başta olmak üzere hep başkasının kuyruğuna takılan ''devrimciler''! Mahir'in ve Deniz'in ne mücadele yöntemlerini ne de örgütlenme anlayışlarını benimsemeyen ama onların adını kullanarak sömürmek isteyen ''ilericiler''! Nazım'ın kurtuluş savaşını -doğal olarak- övdüğü şiirlerini alıntılayıp onu ulusalcı gibi göstermeye kalkan, onun komünizmi, enternasyonalizmi, hatta Stalin'i öven şiirlerini görmezden gelen ''Nazım'cılar''!

Sevsinler sizi!..

Son olarak, oportüniste sormak lazım, -farklı çizgilerde olsalar da- ne ulusalcılardan nede liberallerden yana tavır koymayan, kendi bağımsız çizgilerini yükseltmeye uğraşan şu örgütlerden hangisi ''Liberal solun ağzıyla konuşuyor?'': DHKP-C, MLKP, TKP-ML/TİKKO, ÖDP, EMEP, Halkevleri, Devrimci Hareket, TKİP, DİP Girişimi, EHP, SP, MKP/HKO, HDÖ. Bunlardan hiçbiri kemalizm övgüsü yapıp ulusalcı cephe hayalleri kurmuyor. Liberalizme nasıl karşılarsa ulusalcılığa, devlete, orduya da aynı şekilde karşılar. Peki hangisine kalkıp da ''liberal'' diyebilirsin?

taylan 04-04-2011 23:49

DHKP-C, MLKP, TKP-ML/TİKKO, ÖDP, EMEP, Halkevleri, Devrimci Hareket, TKİP, DİP Girişimi, EHP, SP, MKP/HKO, HDÖ. Bunlardan hiçbiri kemalizm övgüsü yapıp ulusalcı cephe hayalleri kurmuyor.

Ne güzel kurmasınlar da zaten. Bir sürü fraksiyon. Bin bir parçaya bölünmüş bir sol. Kendi içinde bile birleşemeyenler bir cephede nasıl birleşecek ki?

Kemalizmi eleştirmenin ne yeri ne de zamanı. Hele faşist diye yaftalamak, insanları zan altında bırakmak bir sosyaliste yakışmıyor. Devlete, orduya ve ulusalcılığa karşı olan bir örgütlenme bu ülkede asla taraftar bulamaz. Bu kavramların sağ zihniyet tarafından kirletilmiş olması onların değerini azaltmaz. Sizlerin de düşlediği düzende bir devlet, bir ulus ve bir ordu olacak. Militarizmin en keskin halini de gördük örneğin 1996 1 Mayıs'ında. Kadıköyde uygun adım üniformalı yürüyenleri.... Demek ki devrimci solun kafasında da baya militarist bir sosyalist düzen var. Ceberrut da olabilir belki. Çünkü çiçekler dahil tepelenmişti o gün.

Tekrar belirtmek isterim, sürekli olarak ulusalcı faşist terimini kullanmanızdan rahatsız oluyorum.

spartacus 05-04-2011 00:47

Sevgili güneşinzaptıyakın, bu tür konulardaki hassasiyet nedeniyle yazarken hayli zorlanıyorum, hem siyasal argümanlardan kaçınmak, hemde kişisel argümanlara düşmemek, benim açımdan yazıyı uzatıyor ve zorlaştırıyor.

Herkes birbirine isnatlarla atışabilir, yine de ister tarihsel ister teorik yazınlar olsun, bu tür yazınlarda kişiselliğin ön planda olması (isterse cevap olsun) bana göre objektif bir tutum değil(bunu kişisel söylemiyorum, kişiselliğin ön planda olmasıyla söylüyorum, yani bu bir tahlil denebilir.) Olsa, olsa bunun adına ağız kavgası diyebiliriz ve bu gün toplumsal iletişim alanlarında en çok tercih edilen bir hal almıştır. Türkiye'deki hemen, hemen her görüş en çok ağız kavgasından çekti, ortada bir dolu külliyat, boş ve kof bir içerik. William Sheridan Allen yapmış olduğum alıntıda faşizmin, popülist çalışma yöntemine basit bir örnektir. Yine de dediğim gibi İttihat terakki modeli Türkiye'de tekrar hayata geçmiştir ve zırt-pırt derin devlet denilen aslında bu çekirdek modeldir. Dönem dönem siyasi alanda otokratik etkinlik, dönem dönemde yer altında popülist söylemlerle kitlesel galeyanlar örgütlemişlerdir. Her dönem sahnededirler ve bulundukları mevzileri hiç bir zaman terk etmemişlerdir. Bu modelde örgütlenme salt milliyetçi görünen bu faşist yapıları da kapsamaz, birbirini boğazlayan dincilerde aynı model örgütlenmeye sahiptir. örneğin Hizbullah tamda bu örgütlenmenin dinsel tercihini gösterir, din ve millet yapılaşmasının merkezi ise ortaktır, bu faşist yapılanmadır. İkiside aynı merkezden yönetilir ve örneğin Hizbullah'ın Diyarbakır'da merkezi yönetimi Hanefi Avcı ile birlikde yürütülmüştür (FG cemaatinin kadrolaşmasını ise bunlardan bağımsız görmemek gerekir.!). Çalışma yöntemleri faşisttir. Örgütlenme biçimleri ise otokratiktir. Hizbullah ilim ve menzil diye 2 gruba ayrılıyor, ilim grubu, menzil grubunu yok ediyor... Bu başlık bu konuları içermiyor, haliyle Hizbullahından, Jitem'ine, Hanefi Avcısından, Yeşil, Veli Küçük'üne kadar bu yapılanmaya burada giremiyoruz. Bunlar vatan, millet, din zırhı altında çekirdek devlet örgütlenmesini temsil ediyorlar. Pratikleri ise bilenler için fazlasıyla ortadadır, çek-senet-mafyacılığından, uyuşturucu, silah ticaretine, kiralık katillikten, şantaja, bir çok faili meçhule, korku toplumu yaratmaya kadar geniş bir yelpaze sergiliyor.

Süreci değerlendirdiğimiz de, Türkiye'de, bir zamanlar ister solcular diyelim, ister yurtseverler, ister devrimciler, ulusal ya da yurtsever siyaseti milliyetçi, ırkçı bir potada değil ulusal, bildiğimiz en genel politik anlamıyla kavramışlardır. Yani amaç ırk ve buna bağlı politik bir baskı sistemi kurmak değil, bağımsızlığı kazanmak anlamıyla, ulusal bağımsızlık temeline oturtulmuştur. Birinci dünya savaşında ulusal bağımsızlık söylemi ulusal örgütlenmeyi gerektiriyordu ve feodalizme karşı devrimci örgütlenmenin kitlesel yapısını temsil ediyordu. Yani dünya ve dönemin koşullarına(konjonktür) bakmadan yargı oluşturmamak gerekir diye düşünüyorum. Burada politik argümanlar yerine normal dil kullanarak ifade etmeye çalışıyorum, osmanlıdan ayrışan tüm halklar milli mücadele ile bunu başardılar, Kürtler ise Anadoluyu savunma dönemlerinde kardeş toplum iken sonrasında yok sayılmış, dili, kültürü yasaklanmış bir halk haline getirildi, işte bu uygulama zaten faşizmdir, ama bir çoklarının yanıldığı gibi emperyalizm değildir bu, bu faşist bir uygulamadır. Kimliği ne olursa olsun bir halkın bir başka halka zulmetmesi hiç bir koşul altında tasvip edilemez ve bu asimilasyon, sindirme, yok sayma halini almışsa bu tamamen faşist bir uygulamadır, zaten konu millet oldu mu faşizm başka nedir ki?

O dönemler ise devrimler çağıdır ve bu devrimleri ulusal karakterinden dolayı nasıl ki faşist göremezsek örgütlülüğü ve hedeflerini de faşizm olarak değerlendiremeyiz. Bu mücadeleler elbetde hem politik, hem teorik hemde ideolojik birikimler, kurumlar ve modeller, tarih yaratmıştır.

Türkiye ise ulusal bağımsızlık atmosferinden bir anda çıkmamıştır. Din ve millet olgusu ise faşist yapılanmalar tarafından sonuna kadar kullanılmıştır. Bu kullanım ise malesef popülist söylemlerle örgütlenmiştir, içi boş ve koftur. Ulusal bağımsızlığı öngörmez, bağımsızlığıda öngörmez, yaratılan tabular üzerinden faşizm kültürünü oluştururlar. Yine görüyoruz ki anti-emperyalist söylem ve ulusların emperyalizmden bağımsızlığı yine ulusal söylemler taşımıştır çünkü o zamanlar emperyalizm ulus ötesi ve yine ulusal bir hakimiyet olarak görülüyordu, her işgal edilen coğrafya bir milli nüfuz bölgesi olarak ele alınıyordu.. haliyle bu duruma karşı milli kalkışmalar hem doğaldır, hem de faşizm karakteri taşımaz(sonradan dönüşme potansiyelide taşır tabi) ve hala değişen koşulların ayırdımında olmayan ve aynı kalkışmaların atmosferini aşamamış görüşlerde faşist olarak nitelenemez. 1960 lar süreci bilinen bir gerçektir ve o süreç anti-emperyalist olduğu kadar anti-faşist bir örgütlenme sürecidirde.

Bu gün ise ulusalcı olduğunu söyleyenler milliyetçilerle birlikde hareket ettikleri an, bir dolu popülist söylemle sapma eğilimi göstermişlerdir. ulusalcılarda çeşit çeşittir, 1960 ların yurtsever geleneği üzerinden anti-emperyalist söylemlerle yoğrulmuş ulusalcı ile, milliyetçi söylemler üzerinde duran bir ulusalcıyı aynı kefeye koyamayız. kişi-birey tahlili üzerinden ise yazışmalarda elimize hiç bir şey geçmez. Yine burada öncelikli sorun ilke sorunudur ve ilke sorunu dediğimiz sorun her düşünce ve görüşü kapsar. örneğin AKP nin bazı uygulamalarına katılıyor olduğumuzda dahi önce ilke sorunlarını aşmak gerekir. İlke sorununu aşmadan güncel politik durum itibariyle kısa vadeli kazanımlar adına, dar görüşlülüğüde aşmış olmak gerekir. Eğer gelecek bir uygulama da tüm toplumun yararına ise şovenist ya da bazı popülist söylemlere kapılmak ve ne pahasına olursa olsun her şeye karşı çıkmanında ölçütsüzlüğü ortadadır. ilke ve tahlilleri iyi belirlemek gerekir. Yine bazı ulusalcıların sözde AKP'ye karşı ırkçılarla aynı saflarda ve aynı politik potada birleşmesi ilke sorununu aşamamak olduğu gibi bu bir şuur kaybıdır, politik meyillenmedir. 1960 lardan gelen yurtsever ya da ulusal söylemler anti-faşist bir yapıya sahipti, ulusal bağımsızlık kavramı milliyetçilik, ırkçılık içermiyordu. yani bu bir dönem gelenek halini almış, sonra terkedilmiş, bu gün ise aslında sürdürülemiyor ve geleneğe bağlı kalanlar veya o görüşde olanlar nereye savrulacağını şaşırmış, sürekli gel-gitler arasında kalmıştır. Milliyetçiliğe doğru kayanlarda sözkonusudur fakat o gelenekle bağları inorganiktir, yurtsever-ulusal söylemlere bağlı gelenek 1980 darbesinden sonra ağırlıklı olarak ulusal söyşemden çekilmiştir. tabi tarihde bıraktıkları politik ve teorik etki ise bir anda bitmeyecektir. Bir tarafda nasıl ki önce MDD terkedilmiştir diğer tarafdan da Ulusal demokratik halk devrimleri söylemleride terkedilmiştir.

Faşizm için ise önce korku toplumu yaratmak gerekir. toplumsal bir tahlil yapmak gerekirse, Türkiye'deki faşist örgütlenme resmi kurumlarda ve başka başka alanlarda kadrolaşmış düzeydedir, bu ve buna benzer yapıların oluşturmaya çalıştığı korku toplumu anlayışı, kim ve nereden geliyorsa gelsin bir tarafından tutuluyor ya da ortak olunuyorsa; bu faşizm kültürüne hizmettir diyebilirim. fakat bu kimseyi faşist adlandıracağım anlamına gelmez, korku toplumu yaratılıyorsa elbetde bunda amaç toplumsal bir korkudur haliyle temelde korkanlar değil, faşist olan korkutanlardır. yeri geldimi darbe örneklerinde görüldüğü gibi korkanlarında gözünün yaşına bakmazlar, destekledikleri korku kültürünü yaratanlarca, kurban edilirler. 80 darbesi gibi okul kitaplarından felsefe kaldırılırken, din zorunlu hale getirilir. darbeden medet ummak ise ittihat terakki geleneğinin etkisi altında kalmak ve sürdürmekten başka bir şey değildir, bu konuda aklı başında bir ulusalcıya rastlamak ise hiç kolay değildir.

Alıntı:

güneşinzaptıyakın´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 377133)
Yukarıda açıkladığım gibi sende faşist sözcüğünü bir küfür olarak algılamışsın ve bu yönde yorum yapmışsın .....

Kişiye hitap ayrı bir şey uygulamaların tahlili ayrı. Tabi kişilerin birbirlerine hitabında kullanım kişisel bir hitap ise ben buna küfür değil daha çok muhatabı sindirmek yaklaşımı olarak bakıyorum ve tasvip etmiyorum. Bu sindirme ve susturma bana kötü şeyler çağrıştırıyor ve sözüm meclisden dışarı, kimseye değil,, yine görüşüm bu.

Alıntı:

güneşinzaptıyakın´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 377133)
UKKTH kavramının günümüzde geldiğimiz noktada sık sık her yönde kullanılıyor olması oldukça karışık bir algılamaya da yol açmıştır toplumda. Kesinlikle burjuva kökenli ve istemli bir söylemdir UKKTH. Ulus devlet algılayışının sürekliliğini sağlamak adına savunulmaktadır günümüzde çıktığı noktadan oldukça uzağa düşerek elbette. Bu bağlamda senin önerdiğin ulusalcıların emperyalist beklentilerden uzaklaşması doktirini özüne ters bir istemdir, kapitalizm’in evrimine ters geldiği gibi sermayenin tekelleşmesi ve tröstleşmesi isteğinede ters olduğu için küçük burjuva sınıfının siyasi rejimi olan ulus devlet aşamasından tekelci sermaye olma özlemi sonucunda gitmek istediği bir üst rejimlerdende vaz geçmesi anlamına gelir.

UKKTH'na o yazdığım bölümde teorik değil ilke temelinde yaklaşmak gerekir. örneğin geçmiş devrimci gençlik hareketi, ulusal söylemlerde -böyle her ulusal söylemi faşist diye nitelemeyi bir yana bıraktığımızda- aslında Türkiye'deki ulusal devrimi yansıtır ve bunun karakteri ise zaten burjuvadır. Milliyetçi akımların çıkışı ve yayılışı nasılki burjuva akımlar dönemi ise ve nasıl ki sonrasında kurulan devletler ulusal bir yapıya sahipse ve devrimlerin karakteri ulusal ise bu sorunda burjuva-ulusal karakteri yansıtır. Bu anlamda pratik ve yakın tarihe baktığımzıda o dönem UKKTH'nın ilke olarak kabul edildiği görülür. bu anlamda değil o gün,, bu gün dahi bu ilke geçerlidir. Aksi taktirde ulusalcı yada yurtsever olmanın milliyetçi mecralara akmaktan başka bir anlamı kalmaz ve örneğin geçmiş devrimci geleneğin sürdürüldüğü söylemi bir hikayeden ibaret kalır. Dibindeki halklara özgürlük ve bağımsızlık istemeyenler hiç bir zaman ulusal bağımsızlıkcı olamazlar, ilke açısından önce dürüst olmak gerekir.

Alıntı:

güneşinzaptıyakın´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 377133)
Faşizmi kapitalizm’in bir siyasi rejimi olarak görmeyipte sadece küfür olarak algılamak ancak ‘’Sosyalistler de sosyal faşisttir’’ çıkarsamasına getirir ki buda ulusalcıların geldiği faşist noktayı kapatmaya yetmeyen bir mesnetsiz önerme olarak havada kalır.

örneğin 1980 öncesi TKP sosyal faşist olarak görülüyordu. Oysa faşizm eninde-sonunda bir yönetim biçimidir ve bunu diyenlerinde devrim modelleri Ulusal devrimlerdi. yada yine ulusal bağımsızlık söylemi ön sıralarda yer alıyordu. Bu anlamda milli kelimesinin ideolojik-politik temelde iki karakteri var o yüzden bu karakterler ve gerekçeleri birbirine karıştırmamak gerekir. karıştırılırsa, örneğin isnat üzerine dayalı sosyal paylaşım platformlarında, kişinin düşüncesi ne olursa olsun, eğer yafta ve isnat temelli susturma ve sindirme özelliğine sahipse, bu taraflar açısından birbirlerine faşist deme sonucunu doğurur. orada ayrımsız dile getirdiğim bu pratik sonuçtur. Etiketin ise hiç bir önemi olduğunu düşünmüyorum, mesele kim ve hangi düşüncede olursak olalaım iletişim alanlarında kişisel bazda bu duruma düşmemektir. Yoksa politik tahliller yada kişiyi değil konuya bağlı siyasal adlandırmalar elbetde sorun oluşturmayacaktır. Ulusalcıyım diyene peki ulusalcı denir, liberalim diyene peki liberal denir, sosyalistim diyene sosyalist denir, ama ne liboş denmeli, nede her fırsatda ittihat terakki kafa yapısını aşmamış düşüncelerin yüzyıl geçmişde kalmış kapalı yaklaşım tarzları ile herkese şeriatçı denebilir... Kişi neyim diyorsa, ona öyle hitap edilmeli, zaten herkesin kendisini temsil eden bir iletişim ismi-nicki var.

Bir örnekle, A düşüncesinde ki 3 kişi bir araya gelince bir masabaşında tüm dünyayı A yaparlar, bir gün sonra birbirlerine düşerler... Tüm görüşler için bu böyle ve bu bir hastalık haline geldi. Egoyu aşmakda gerekiyr, karşıt fikirleri bırakalım aynı görüşdekiler bile paylaşamıyor, yani bu davranışalrı artık her alanda yıkmanın vakti geldi de geçiyor bile :)

hako 05-04-2011 01:02

Varamadığınız hedeflerin acısından doğan olayları çarpıtma huyunuz sebebiyle asla gerçek düşmanı göremediniz. 68'lilerin içinden AKP'ye koltuk değneği olan çok.

Sahte Atatürk'çülerden çektiğinin 2 mislini Atatürk'e düşman olan devrimci(!)lerden çekiyor bu memleket. Hanginiz gtü sıkıpta yoktan bir ulus yaratabilirdi acaba ?

Jolly Jocker 05-04-2011 01:42

Alıntı:

taylan´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 377321)
Kemalizmi eleştirmenin ne yeri ne de zamanı. Hele faşist diye yaftalamak, insanları zan altında bırakmak bir sosyaliste yakışmıyor. Devlete, orduya ve ulusalcılığa karşı olan bir örgütlenme bu ülkede asla taraftar bulamaz.

Kemalizmi eleştirmenin zaten ne zaman yeri ve zamanı oldu ki? Hep bir bahaneyle eleştiri üstü tutuldu bu akım. Oysa tam da eleştirilmediği için burnumuz çamurdan çıkmıyor. Eleştirilmediği için, her sorunun çözümü kemalizm sanıyoruz. Oysa sorunlarımızı yaratan ana bataklık o.

Devrimciler arasında Mahir Çayan gibi öne çıkanlar isabetle tespit etmişlerdir ki TC devleti emperyalizmin yarı sömürgesi durumda bulunan faşist-oligarşik bir diktatörlüktür. Ordu gerek darbeleri gerekse kontra örgütleri, faili meçhulleri ve işkenceciliğiyle ne mal olduğunu defalarca kanıtlamıştır. Bunlara karşı çıkmadan devrimcilik iddia edebilmek mümkün değil. Faşist-oligarşik devleti o veya bu gerekçeyle savunan herkes faşizmin o veya bu derecede işbirlikçisidir, destekçisidir. Kendine ulusalcı diyen güruh, devleti, onun ordusunu, yargısını, bürokrasisini çeşitli gerekçelerle sürekli savunup resmi ideolojinin milliyetçi tezlerini tekrarlayıp duruyor. Kendine 'kızılelma'da müttefik olarak ülkücüleri seçen bir zihniyetten bahsediyoruz sonuçta. Bizim orada faşiste faşist derler. Burada hakaret ya da yafta değil, açıkça görünen bir siyasi yönelimin adı konuyor.

Alıntı:

Tekrar belirtmek isterim, sürekli olarak ulusalcı faşist terimini kullanmanızdan rahatsız oluyorum
Ben de ulusalcı faşistlerin sürekli Deniz'in, Mahir'in, Nazım'ın adını kullanmalarından, kendilerini devrimci ve ilerici olarak, halkçı ve solcu olarak sunmalarından, yani sürekli yalan söylemelerinden rahatsız oluyorum. Ne olacak şimdi?

Şunu anlamıyorsunuz; sizin, bizim de AKP'ye karşı olmamız yüzünden size karşı olmamamız gerektiği türünden bir düşünceniz olduğu anlaşılıyor. AKP bizim için bağımsız bir güç değildir. Emperyalizme ve sermaye sınıfına bağımlıdır. Yani ipleri ulusalcılarla aynı yerdedir. Ulusalcısı da liberali de dincisi de sağcıdır ve devletçidir. Tümü düşmanımızdır.


Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 23:00 .