Turan Dursun Sitesi Forumları
Geri git   Turan Dursun Sitesi Forumları > Genel Forumlar > Politika

Cevapla
 
Başlık Düzenleme Araçları Stil
  #1  
Alt 01-04-2011, 00:43
Jolly Jocker - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Jolly Jocker Jolly Jocker isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 24 Aug 2008
Bulunduğu yer: Antalya
Mesajlar: 1.323
Standart Kemalizm Çöktü Mü? Sonunda Çöktü!

Kemalizm çöktü tespitine itiraz eden bir sürü şuursuz kemalist bulabilmek mümkündür. Öte yandan, kemalizmin iktidardan defedilmesine karşın bugünkü muhafazakar iktidara karşı tek çözümü bu ölünün diriltilmesi olarak görenlerle de etrafınızda bolca karşılaşmanız mümkündür. Kemalizmi eleştiren herkese şeriatçı muamelesi yapan beyinsizler de vardır. Devrimcileri, özellikle de Mahir Çayan'ı kemalizmle ilişkilendirmeye kalkan sahtekarlar da... Bu başlıkta bu konuları soru-cevap şeklinde irdeleyip tartışmak istedim.

Kemalizm Çökmedi Mi?
Bazı kemalistler -ki bunların neredeyse tümü kemalizmi antiemperyalizm ve ''çağdaşlık'' ile bir tutmaktadır- kemalizmin hala sapasağlam ayakta kaldığını övünerek iddia edebilmektedir. Bizim ''Kemalizm çöktü!'' tespitimiz gururlarını kırmış olsa gerek. Böyleleri, gerçekliğe gözlerini sıkı sıkı yumduklarında, görmeye tahammül edemedikleri o gerçekliğin ortadan kalkacağını zanneden çocuklara benziyor. En azından onlara şunu söylemek lazım; eğer kemalizm çökmediyse ve hala ayakta ise, bu durumda mevcut emperyalizme bağımlı yapımızdan cemaatlere, gericileşmeden emek sömürüsüne, darbelerden işbirlikçiliğe dek ülkede yaşanan herşeyden kemalizm (de) sorumludur. Eğer kemalizm hala sapasağlam ayaktaysa ve ülkemüz bugün, sadece bugün de değil on yıllardır emperyalizme bağımlı bir yarı sömürge memleketse, üstelik gericilik her yanı sardıysa siz o kemalizmi alıp tarihin çöplüğüne atınız. Bugünkü koşullarda kemalizmin öldüğünü söylemek onun -eğer varsa- onurunu kurtarmak olacaktır.

Kemalizm ne zaman çöktü?
Kemalizm adında net bir ideoloji veya doktrin hiçbir zaman olmadı aslında. Ama bu adı benimsemiş bir politik çizgi sonradan ortaya çıktı, bu da bir gerçek. Altı ok -ilk ortaya çıktığı CHP programında açıkça belirtildiği gibi- o dönemin ihtiyaçlarına özgü olarak forumüle edilmişti ve kesinlikle kalıcı değildi. Kemalizm(ya da Atatürkçülük), eski ittihatçı zihniyetin bir koludur. Nispeten seküler içerikte bir ulusçuluk olarak tanımlanabilir. Emperyalizme olan karşıtlığı kurtuluş savaşındaki askeri mücadeleden ibarettir. Savaş sırasındaki bu antiemperyalizm söylemi de -Batum'un işgali örneğinden açıkça görüldüğü üzere- konjoktürel bir gereklilikten ibarettir. 1945'le başlayan DP dönemi ya da NATO'ya üyelik de kemalizmin inkarı değil, onun açtığı yolun mantıksal uğraklarıdır. Devlet eliyle kapitalist bir ulus devlet inşa etmeye kalkanlar sonunda emperyalizme boyun eğmeyi de, kendi laikliğinin altını oymayı da, darbeleri ve faşizmi de yine kendi elleriyle davet etmiş demektir. Ne ekersen onu biçersin.

Kemalizm, 12 Mart sonrasında emperyalizme karşı mücadelenin faşizme karşı mücadele pratiğiyle somutlandığı açığa çıktığından beri, gerek kendi milliyetçi yönelimleri gerek kapitalizmden kopamaması gerekse emperyalizmi karşısına almayı sadece fiziki bir işgalde düşünebileceğinin açığa çıkmasıyla devrimciler tarafından 'olası müttefikler' listesinden defedilmiştir. Deniz ve Mahir, kemalizme müttefiklik şansı tanıdıkları için onun gerici yönlerini değil ilerici yönlerini öne çıkaran bir politik söylem geliştirmiş ama bunu canlarıyla ödemişlerdir. Onların yoldaşları ise 12 Mart sonrası dönemde kemalizmi müttefik listesinden haklı olarak şutlamıştır. Zaten kemalizm de islamcılar ve ülkücülerle ve elbette ABD emperyalizmiyle işbirliği yapıp ''laikliğin güvencesi'' olan ordusuna 12 Eylül darbesini yaptırıp devrimci solu yok etme yoluna gitmiştir. 12 Eylül'le birlikte, sola karşı islamcılarla ve emperyalizmle fazlaca içli dışlı olmaları sonucu iktidarlarını paylaşmak zorunda kalmış ve resmi ideoloji Türk-İslam sentezi(kemalist-islamcı ittifakı) olarak belirmiştir.

12 Eylül sonrası dönemde gerek ülke içindeki devrimci hareketin cılızlığı gerekse SSCB'nin dağılışıyla birlikte kemalizm-islam-emperyalizm ittifakı da değişmiş ve roller yeniden dağıtılmıştır. Önce kemalistler iktidarı yine tümden ellerine almak için 28 Şubat sürecinde atak yapmış ama emperyalizmin yeni bölgesel projelerine çok daha uygun düşeceği anlaşılan islamcılar bin yıl süreceği söylenen 28 Şubat'ın etkisinden çabuk kurtularak AKP eliyle iktidara gelmiştir. Uzun süredir hükümet olan AKP(ve islamcılar), git gide liberalleşerek ve işbirlikçiliğin dozunu da artırarak, artık iktidar da olmaya başlamış ve kemalizmi tümden defetme yoluna gitmiştir.

Kemalizmin defedilmesi 'hayırlı' bir gelişmedir, ancak onun yerine geçen islamcılığın yükselişi hiç de 'hayırlı' değildir. Devrimci sola karşı 12 Eylül öncesinde Türkçü(kemalist)-İslamcı ittifakı gibi, ulusalcı ya da liberal kanatlara savrulan sol akımlar da büyük hata yapmaktadırlar. Ne o ne bu!

Kemalizmin Diriltilmesi, AKP'de Cisimleşen İslamcılaşmanın Çaresi Midir?
Bunun çaresinin bu olduğunu sananlar geçmişten hiç ders çıkarmayan ve politikadan hiç anlamayanlardır. Zira ne kemalizm hakikaten laik ve bağımsızlıkçıdır, ne kapitalizm koşullarında bu değerleri savunmak gerçekçidir, ne kemalizmin sol düşmanlığı ve geçmişteki islamcılarla işbirliği gizlenebilir, ne kemalizmin başat kurumları olan ordunun ve yargının devrimcilere(keza alevilere ve kürtlere) yaptığı zulüm unutulabilir ne de kemalist kitledeki herşeyi orduya ve CHP'ye havale eden pasifizm bir sonuç verebilir. Kuzey Afrika ve Suriye'de sokağa birkaç yüzbin kişi dökülünce rejimler krize giriyor; bizde ise Cumhuriyet Mitinglerinde ülkenin üç büyük metropolünde 4 milyon insan sokağa çıkmıştı, peki ne oldu? Hiçbir şey! Neden? Çünkü sokağa çıkan kitle küçük burjuva ideolojisi, teslimiyetçiliği ve pasifizmiyle sakatlanmıştı. Sokağa milyonları döktüğünüzde bile birşey yapamıyorsanız, sizden hiçbir şey olmaz demektir! Kemalizm, biraz da kendi kitlesinin yozluğu yüzünden çökmüştür.

Kemalizmi Eleştiren Devrimciler Şeriatçılara Yardım Etmiş Olmuyor Mu?
Bu gibi sorular da Atatürkçü kitleden çok gelmekte. Öncelikle şunu söylemek gerekir ki, kemalizmin zaten islamcılıkla kökten bir karşıtlığı yoktur. İkisi de aynı emperyalizmin icazetine muhtaçtır; ikisi de aynı kapitalist zemindeki bataklığın ürünüdür; ikisi de -türban gibi tali konularda anlaşamasalar da- Diyanetin varlığı, cemevleri, zorunlu din dersleri, feodalitenin muhafazası, milliyetçilik, devletçilik, militarizm v.b. konularda uzlaşarak tabandan başlayan bir toplumsal aydınlanmadan ürker. Öte yandan, bu soruda islamcılığın tek altnernatifi kemalizm gibi sunulmaktadır. Oysa kemalizm çoktan çökmüştür. Burada kastedilen Sovyetlerinki gibi bir çöküş değildir; kemalizm, bizzat emperyalist hamisi ve kendi elleriyle inşa ettiği burjuva sınıfı tarafından kapı dışarı edilmiş, kendi sistemi tarafından itelenmiştir. İslamcılara karşı biricik gerçek mücadele sokağa taşan, miting ve boykotlarda kendini gösteren, öğrenci işgallerinde ve yeri geldiğinde sokak barikatlarında çarpışan devrimci solun güçlendirilmesidir. Halkın harekete geçmesi, militan tutum takınması, sınıfsal taleplerle dışarı çıkması, isyan etmesi v.b.'nin gerekliliği ve ne kadar etkili olacağı bugün Kuzey Afrika ve Suriye örneklerinden görülüyor. Kemalistler ise hala CHP'den medet umuyor. Atatürkçüler artık lüks semtlerin birahanelerinde, arka duvardaki Atatürk resmi önünde rakı içip hükümete laf eden, kendi kendine küfürler savuran psikolojik sorunlu tiplere dönüşmüş vaziyettedir. Yazık...

Mahir Çayan Kemalizmi Övmemiş Midir, Hal Böyleyken Sizin Eleştirmenizin Sebebi Nedir?
Bu konu kemalistlerin 'solu tavlamak' için sık sık sömürdüğü ve istismar ettiği konulardan biridir. Mahir Çayan, gerek yazdıkları gerekse pratiğiyle açıkça ortaya sermiştir ki kendisi bir marksist-leninist devrimcidir. Benim de THKP-C/Dev-Genç/Dev-Yol çizgisini sahiplendiğimi bilen bazı Atatürkçüler de beni Mahir'in bazı yazdıkları üzerinden, -o yazıları bağlamlarından kopararak-, 'vurmaya' çalışmışlardır. Öncelikle belirtmek gerekiyor ki Mahir Çayan, o güne dek sol içinde hakim görüş olan ''ülkede nicelik ve nitelik bakımından bir işçi sınıfı olmadığı için devrimde önderliğin küçük burjuvazinin radikal kanadı olan kemalistlerde olması gerektiği'' ve bu yüzden de devrimin kemalist bir devrim olması gerektiği türden görüşleri ''sağ sapma'', ''ekonomizm'' ve ''2. Enternasyal oportünizmi'' olarak açıkça yargılamış ve mahkum etmiştir. Hatta Mahir yoldaş, 'Sağ Sapma, Devrimci Pratik ve Teori' adlı eserini tümüyle bu konuyu işlemeye ayırmıştır. Mahir Çayan bu kitabı başta olmak üzere pek çok yazısında da ülkemizde -o gün dahi- devrimin önderliğini yapabilecek denli gelişkin bir proleterya bulunduğunu, bu yüzden kemalizm müttefik olarak görülebilirse de önderliğin kesinlikle sosyalistlerde olması gerektiğini belirtmiştir. Bunu raddeden görüşleri de kuyrukçuluk, sağ sapma ve oportünizm olarak adlandırmıştır. Bu noktada Mahir yoldaşın adı geçen eserinden bazı paragrafları alıntılamak faydalı olabilir;

''Gelelim saflarımızdaki sağ eğilime: Manifesto'daki modern sanayi proletaryası için gerekli öğeleri sıralayarak, 'Türkiye proletaryası bu şartlara sahip değildir. Bu nedenle Türkiye proletaryasının, milli demokratik devrim mücadelesinde "öncülüğü" için Türkiye'nin ulaşmış olduğu iktisadi gelişme seviyesi yetersizdir. Bu dönemde, ön planda rolü, asker-sivil aydın zümre oynayacaktır, zaten bugün yurt çapındaki esas mücadele işbirlikçilerle bu zümre arasında olmaktadır' mihveri etrafında, Kautsky'nin üretici güçler teorisine sıkı sıkı sarılan bu görüşün temelinde, görüldüğü gibi, II. Enternasyonalin "takipçilik ideolojisi" yatmaktadır. Bu, öncü, devrimci bir düşünce değil, kuyrukçu, artçı ve evrimci bir düşüncedir. Böyle bir görüşe milli demokratik devrim etiketi takmakla da "proleter sosyalist" olunamaz!...'' (Mahir Çayan, Sağ Sapma, Devrimci Pratik ve Teori)

''Bugün emperyalizme karşı ilk boy hedefi Kemalistler değil, proleter devrimcileridir. 'Türkiye'de esas mücadele, işbirlikçilerle Kemalistler arasında oluyor' sözü, 'Türkiye proletaryasının objektif şartları yoktur' sözünün doğal bir sonucu ve devrimci sosyalist teoriden sapmanın pratiğe yansımasının açık bir belirtisidir.'' (Mahir Çayan, Sağ Sapma, Devrimci Pratik ve Teori)

''Ancak ve ancak sapına kadar sosyalist olanlar, emperyalizme karşı mücadelede hem kendi saflarında hem de bütün anti-emperyalist sınıf, zümre ve örgütler arasında birleştirici ve yönlendirici olabilirler. Bu bölümü bitirirken kısa bir hatırlatma yapalım. Milli bağımsızlık ve gerçek demokrasi için Amerikan emperyalizmine karşı en sert bir şekilde mücadele verirken, bunu Kemalist devrimciler olarak değil, proleter devrimciler olarak yapmaktayız.'' (Mahir Çayan, Sağ Sapma, Devrimci Pratik ve Teori)

Mahir Çayan ve yoldaşları, o dönemde kemalistlerin 'anti-emperyalist' söylemlerinden hareketle onları ileride ittifak kabul edebilecek bir söylemde bulunmuştur. Bunu yaparken, kemalizm eleştirisi biraz geri plana itilmiş ve yer yer bazı övgüler ve 'gazlamalar' yapılmıştır. Bu tümüyle politik bir söylemdir. Üstelik bu politika izlenirken Mahir hem bu gibi müttefiklere değil kendi özgücümüze güvenmemiz gerektiğinin altını kuvvetle çizmiş ve bunun gereğini pratikte de yapmış hem de devrimde öncülüğü kemalistlere kaptırmamak gerektiğini vurgulamıştır. Kızıldere katliamı, Denizlerin asılması ve 12 Mart'tan sonra ise devrimciler açıkça görmüşlerdir ki kemalizmin antiemperyalizm söylemleri tümüyle fostur. Antiemperyalizm, -emperyalizm bizim gibi yarı sömürge ülkelerde 'örtük faşist' bir düzeni uygun gördüğü için-, faşizm biçiminde tecelli etmekte ve ona karşı mücadele de faşizme karşı mücadele içeriğine bürünmektedir. Oysa kemalistler faşizme karşı mücadeleden de -bilhassa kendi milliyetçi ve orducu ideolojik görüşleri gereği- uzak durmuşlardır. 12 Eylül sürecinde ise kemalizmin ana gövdesi emperyalizm ve gericilerle işbirliği yaparak darbe tertiplemiştir. Devrimcilerin kemalizmle ilişkileri -normal olarak- zaman içinde şekillenen bir çizgidedir. Sabir ve belli bir tarihte belirlenmiş değildir. Kemalizm konusundaki söylemler de o günün politik ihtiyaçlarına göre üretilmiştir. Kemalizmden kopuş Mahirlerle başlar ve bizle biter.
Alıntı ile Cevapla
  #2  
Alt 01-04-2011, 22:02
Jolly Jocker - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Jolly Jocker Jolly Jocker isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 24 Aug 2008
Bulunduğu yer: Antalya
Mesajlar: 1.323
Standart

Kemalizme olan eleştirilerimiz bazı ulusalcı faşistleri kızdırmaya yetti. Bu forumda bir cevap henüz gelmedi ama başka yerlerde birileri kudurdu. Hatta işi, bu forumun yöneticilerinin bana müdahele etmesi gerektiğini söylemeye dek vardırdılar. Belki bir-iki kayda değer argüman bulup onları da yanıtlarım diye umuyordum ama küfür dışında birşey göremedim. Bir ulusalcıdan da daha fazlasını beklemiyordum zaten. Maması elinden alınan her çocuk ağlamaya başlar. Ulusalcıların büyük kesimindeki akıl tutulmasını daha da irdelemek gerekiyor.

Örneğin; devrimciliğin ya da marksistliğin ölçüsünü ''kemalizme saygılı olmak'' kriteriyle değerlendirmek türünden tuhaf ve tarih dışı bir tutum alabiliyolar! Kendilerinin -o ulusalcı halleriyle- hem kemalizmi savunup hem de Denizlerin, Mahirlerin soylu devrimci geçmişlerini sömürebileceklerini düşünebiliyorlar! Bir yandan ''Ata'larının emaneti'' mevcut faşist-oligarşik devleti, orduyu, yargıyı savunup beri yandan da bu yapılarla savaşmak için kendi örgütlerini kurmuş ve bu savaşta canlarını vermiş devrimcilerin hatıralarını sömürmeye uğraşıyorlar! Onlara kalsa Deniz de Mahir de ''gençliğin heyecanıyla yola çıkmış'', ''silahlı mücadeleye girmekle büyük hata yapmış'', ''marksizm gibi gayrı-ulusal ideolojilerin peşine düşmek gibi bir başka hata daha yapmış olsalar da kemalistlere fazla çatmadıkları için hoşgörülebilecek'', ''yanılmış ve sonunda da yenilmiş iyi niyetli öğrenciler''den ibarettir. Devrimci liderlerin içini boşaltmaya yarayan bu düzen içi tezlerin sahibi ulusalcı faşistler, bir yandan da bu liderleri sahiplenme ve tereciye tere satma görüntüsü içerisindediler. Peki neden? Çünkü kemalizmin kendi Deniz'i, Mahir'i yoktur. Kendi Nazım'ı da yoktur. Bu yüzden soldan çalmak zorundadır. Ellerinde onuncu yıl marşından başka hiçbir şey yoktur! Öyle ki, kemalizm ya da Atatürkçülük dedikleri şey de tümüyle kendi icatlarıdır ve M.Kemal'e dayanmaz. Zira M.Kemal'de ideoloji ya da felsefe kuracak bir teorisyen derinliği yoktur. Ellerinde sadece M.Kemal vardır. O da sahte bir M.Kemal'dir çünkü onca dalavereyle M.Kemal'e solcu, antiemperyalist, laisist, hümanist, barışçı, hatta neredeyse marksist süsü vermeye kalkmaktadırlar! Tek parti döneminin Nutuk'ta en büyük ifadesini bulan 'tarihi yeniden yazma' girişimlerinin şişirdiği bir 'Atatürk' de belli ki onları idare edememektedir.

Beyinleri, marksizm ile kemalizmin ayrımına varamayacak denli bulanık. Ama buna karşın kendilerini birşey sanmaktalar. Ermeni soykırımından Kürt sorununda alınması gereken devrimci tutuma dek her konuda oligarşik devletin resmi çizgisinde olan bu milliyetçi-faşistler, bizim devrimciliğimizi sorgulama cüretinde bulunabiliyor! Bu gibi menşevik sapmadan muzdarip akımların sözcüleri geçmişte de vardı(bakınız: YÖN çevresi, Perinçek çevresi v.s.). Denizler ve Mahirlerin bu çevrelere karşı tavizsiz tutumları çok nettir. O dönemde de Perinçek tayfası devrimcileri polise ihbar etmeyi 'vatan görevi' addeden sapkın bir çizgideydi. Çünkü kendi dışındakileri, yani gerçek devrimci marksistleri, M.Kemal'e görüşlerinde yeterince yer vermedikleri için bağımsızlık konusunda samimi olmamakla, hatta ''sovyet sosyal emperyalizminin maşası olmakla''(!) suçluyorlardı! Günümüz ulusalcıları da abilerinin izinden gidiyor ve kemalizmi eleştiren devrimci marksistleri 'liberallerin ağzından konuşmakla', 'işbirlikçi olmakla' suçlayabiliyorlar. Oysa kemalizm eleştirileri en başta milliyetçiliğin, militarizmin, oligarşik devletin ve TC'deki burjuva düzenin eleştirisidir. Zira bunların tümünü kuranlar kemalistlerdir. Kemalizm eleştirisi yapmadan devrimci olunmaz. Deniz ve Mahir kemalist devletle ve orduyla savaşmak üzere kendi örgütlerini kurarak kemalizmin eleştirisini pratikte vermişlerdir. Bunu gören kemalist kesim, 12 Eylül sürecinde islamcılarla ve emperyalizmle işbirliğine girerek solun üzerine yürümüştür. 'Gerektiğinde' kimin işbirlikçilik yaptığı, kimin liberaller ve hatta dincilerle aynı ağızdan konuştuğu tarih tarafından açıkça gösterilmektedir.

Ulusalcıların bir başka özellikleri de saçma sapan açıklamalara iman edebiliyor olmaları ve garip bir ''tek adam kültü''nün müritliğini yapmalarıdır. Bu açıdan Nurculardan pek farkları yoktur. Onlara göre M.Kemal adeta bir süper kahramandır. Onun sözleri ve çizgisi her çağda ve her zaman doğruyu gösterir. Heykel ve resimlerine saygıda kusur edilmemeli, cumhuriyet tehlikeye düştüğünde Anıtkabir tavaf edilmek ve 'suçlular Ata'ya şikayet edilmek' suretiyle ibadet edilmelidir. Onun darbeci ordusu ve faşist katilleri aklayan yargısı 'laikliğin son kaleleri' ilan edilip kutsanır. M.Kemal, tek adamdır ve tek başına tarihi değiştirmiştir. Aşırı zekidir v.s... Oysa tarihi liderler, dehalar v.s. değil sınıf mücadelesi örer. Solculuk iddiasındaki ulusalcı faşistlerin M.Kemal'e dönük bu kavrayışları tümüyle tarih ve marksizm dışıdır. Bilimsel bakış açısıyla hiçbir ilgisi yoktur.

Yine onlara göre; kemalizm M.Kemal'den ibarettir. Bu yüzden M.Kemal dışındaki kemalistlerin yaptıkları şeylerin sorumluluğundan kaçma eğilimindedirler. Tek adam vurgusu yapmalarının altında biraz da bu kaçış eğilimi vardır. Zira Recep Peker, İnönü ve Mahmut Esat Bozkurt gibi diğer önde gelen kemalistlerin savunulacak yanı yoktur. Aslında tek adam vurgulu açıklamalarla, kemalizmin bir kadro sürekliliği bile yaratamayacak denli aciz bir hareket olduğunu ilan ettiklerinin kendileri de farkında değildir. Onlara göre; Nazım'ın hapislerde çürümesinde kemalizmin sorumluluğu yoktur, olay yazdığı mektubun Atatürk'e ''ulaşamamasından'' ibarettir. M.Suphilerin ölümünde de kemalizm ve M.Kemal sütten çıkmış ak kaşıktır. Dersim soykırımında(evet bu bir soykırımdır!) da M.Kemal sorumlu değildir, çünkü o sırada pek hastadır. Böyle komik gerekçelerle belki çocukları ve çocuk zekalarıyla kendilerini kandırabilirler ama bizi sadece güldürmektedirler.

Devrimciler liberallerin ağzıyla konuşmamakta, liberalizme karşı da başından beri mücadele etmektedir. Şahsen forumlarda liberallerle olan tartışmalarımı da pek çok insan bilir. Devrimcilerin ''liberallerle aynı ağızdan konuşmakla'' itham edilmesi tek kelimeyle iftiradır ve çırpınmakta olan kemalistlerin klasik çamur atma girişimlerinden ibarettir.

Konu Jolly Jocker tarafından (01-04-2011 Saat 22:09 ) değiştirilmiştir.
Alıntı ile Cevapla
  #3  
Alt 01-04-2011, 23:35
AvniSinanoglu - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
AvniSinanoglu AvniSinanoglu isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 12 Sep 2010
Bulunduğu yer: Almanya
Mesajlar: 429
Standart

Kemalizmin cöküsü Cumhurriyetin cöküsüyle bir koyulurmu? Cöküsü sonucu neler olabilir?

Düşünülen her şey yapılabilir.
"Bağnaz ateist" gördüğüm anda, sorduğum ilk soru nedir biliyor musunuz?"
"gönül nedir, gönül ne demek?"


Alıntı ile Cevapla
  #4  
Alt 02-04-2011, 16:48
Jolly Jocker - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Jolly Jocker Jolly Jocker isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 24 Aug 2008
Bulunduğu yer: Antalya
Mesajlar: 1.323
Standart

Bu forumda herhangi bir kemalist ya da ulusalcıdan yanıt gelmiyor ama bir başka forumda bir ulusalcı fena halde azmış vaziyette. Sinir krizine girmiş. Acizliğini belirten küfürlerinin arasından birkaç argüman bulabilmek nihayet mümkün olabildi. O halde tek tek yanıtlayalım ki ulusalcılık denen ucube akım da daha iyi teşhir olsun ve marksist devrimcilikle arasındaki farklar daha da belirginleşsin. Fakat şunu da belirtmek gerekir ki, söz konusu ulusalcı arkadaş, genel ulusalcı toplam içinde 'kendi kendine gelin güvey olan' marjinal bir kanadın sesi. Çoğunlukla TürkSolu, İP v.b. sol görünümlü nazi çevrelerinin dillendirdiği iddiaları tüm ulusalcılar adına dillendiriyor. Tabi kendisinin yakınlık duyduğu bir örgüt olup olmadığını da tam bilemiyorum. Muhtemelen kendi seviyesini yakalayabilen kimsenin olmadığına inanıyordur!

Bu çok bilmiş oportüniste göre ulusalcılık denen şey anti-emperyalistlik ve antifaşistlikmiş. Bana ulusalcı cephenin antifaşist bir eylemini örnekleyebilecek herhangi bir mahluğun dünya üzerinde varolduğunu sanmıyorum. Neredeyse her konuda faşist-oligarşik devletin resmi tezlerine sarılan bu gibi kimseler, solu kendilerine alet etmek isteyen iki yüzlü faşistlerden başkası olamamaktadırlar. Ermeni meselesinden Kürt sorununa, devletin meşruiyetinden ordu ve yargıya, laikliği kavrayışlarından sınıf tahlillerine dek her açıklamaları oligarşik devletin(hani Mahirlerin savaşıp yaşamlarını yitirdiği oligarşik devletin!) resmi tezlerini aklamaktan ibarettir! Buna karşın devrimcilik ve sol üzerine ahkam kesmekten hiç utanmamaktadırlar! Buldukları örnek muhtemelen Kürt hareketinin haklı ulusal istemlerini ''ırkçılık'' ve ''etnik milliyetçilik yapmak'' olarak sunup, oligarşik devletin ağzıyla konuşmaktan ibaret olacak! İşte bunların ''antifaşistliği''(!) budur!

Antiemperyalizm konusu ise daha yalındır. Kapitalizm önce merkantilizm, sonra serbest rekabet, sonra da emperyalizm aşamalarından geçmiştir. Bu, bir insanın gençlik, olgunluk ve yaşlılık çağı gibi düşünülebilir. Emperyalizm, kapitalizmin uluslararası ölçekte tekelleştiği aşamayı anlatır. Yani emperyalizm dediğimiz şey kapitalizmin son biçimidir. Dolayısıyla kapitalizme karşı çıkmadan, diğer deyişle komünist olmadan emperyalizme karşı çıkabilmek olanaksızdır. Zaten Mahir Çayan'ın da en temel tezlerinden biri emperyalizmin dışsal değil içsel bir olgu olduğudur. Kemalizm ise emperyalizmi dışsal bir olgu olarak görür. Bu yüzden milli bir burjuva sınıfı yaratabileceği hülyalarına kapılmıştır. Bu yüzden, antiemperyalistliği kurtuluş savaşından ibaret görmüştür. Oysa bu, Mahir'in açıkça belirttiği kocaman bir yanılgıdır. Burjuvazi ve kapitalist devlet aygıtına karşı mücadele, emperyalizme karşı mücadelenin ayrılmaz bir unsuru olarak ele alınmıştır. Çünkü emperyalizm içsel bir olgudur. Şimdi sormak lazım, kendine ulusalcı diyenlerin arasında antikapitalist, yani komünist var mıdır? Var ise ulusalcılar arasındaki oranları ve etkinlikleri nedir? Nedir ki bu gibi marjinal ulusalcılar kendi hezeyanlarını tüm ulusalcılığa genelleyerek savunmaya girişebiliyorlar? Daha önce de belirttiğim gibi, bu arkadaşlar kendi kafalarındaki ulusalcılık şablonunu gerçekte varolan ulusalcılıkla karıştırmakta ve kendi kendilerine gelin güvey olmaktalar. Ulusalcı kesimin geniş kesimleri ve ana gövdesi ne antiemperyalisttir ne de antifaşist! Çünkü kapitalizme karşı değildirler. CHP mi, MHP mi, ordu mu, yargı mı, cumhuriyet gazetesi mi antiemperyalist ya da antifaşisttir? Elbette hiçbiri değildir! Sadece bizim oportünist çığırtkan gibi bir avuç çok bilmiş kendilerinin böyle oldukları iddiasındadır. Bu gibi yanılgılarıyla, solu ulusalcılık adlı seküler milliyetçiliğin peşine takma derdine düşmüşlerdir.

Sol, kemalist değil marksisttir. Sol, ulusçu değil enternasyonalisttir. Sol, ''milli burjuvazi'' yaratma ya da onu güçlendirme derdinde değil, her tür burjuvaziye karşı savaşma derdindedir. Sol, ulusların kendi kaderini tayin hakkından yanadır. Sol, oligarşik devlet aygıtını ve onun ordusunu çeşitli gerekçelerle sahiplenip savunma derdinde değil, bunlarla savaşıp bunları devirme derdindedir. Daha bu en basit gerçeklerin bile ayırdına varamayacak denli beyinsiz olanların ahkam kesmeleri sadece eğlence vesilesi olabilir. Çok bilmiş ukala, Mahir yoldaşın bir kitabındaki kemalizmi öven tek cümlesini alıntılayıp kendini aklamaya çalışıyor. Oysa Mahir yoldaş, bugün bu gibi oportünist ulusalcıların savunduğu devlete, orduya ve düzenin tüm kurumlarına karşı THKP-C'yi kurup savaşa girişmiş ve bu yolda canını vermiştir. Mahir'den bu gibi ana meseleleri öğrenmeyip de kemalizm övgüsü çıkarmak ve buradan hareketle ulusalcıların kuyrukçuluğunu yapmak ancak bunun gibi karakter yoksunu oportünistlere yaraşır birşeydir!

Marksizm bir dogma değil eylem klavuzudur. Marksizmde aslolan marksist doktrin ve devrim hedefidir. Buna uygun olarak koşullara göre bir devrim stratejisi belirlenir. THKP-C örneğinde bu strateji Mahir yoldaş tarafından Politikleştirilmiş Askeri Savaş Stratejisi(PASS) olarak ortaya konmuştur. Sonra da belirlenen stratejiye göre güncelliğin gereklerini dikkate alarak politikalar oluşturulur. Söz konusu oportünist ulusalcı arkadaş, Mahir'in ne marksist doktrinini ne devrim hedefini ne de PASS stratejisini dikkate alıyor. Hatta PASS'yi bir hata olarak görüyor. Bu noktada Mahir ve devrimci hareketle tüm ilişkisi de kopuyor. Fakat güncel gereksinimler neticesi yapılmış bir takım politik söylemleri kendi oportünist emelleri için alçakça sömürüp kemalizme malzeme çıkarmaya kalkıyor! Bunu tespit ettiğimizde ise, ''Ne yani sen Mahirleri takiyecilikle mi suçluyorsun'' diye çıkışıyor! Daha siyaset ile takiye arasındaki farkı bile bilmiyor. Siyasette, politik öznenin kimliği açıkça ortadadır, buna karşın günün ihtiyaçlarına göre müttefik listesi hazırlanır ve ona göre bir politik söylem geliştirilir. Takiyede ise politik öznenin kimliği de gizlenmekte, söz konusu özne kendini olduğundan başka göstermektedir. Ne Deniz ne de Mahir kendilerini olduklarından farklı göstermemiş, marksist-leninist olduklarının altını her zaman kuvvetle çizmişlerdir. Takiye ise ancak senin gibi sol görünümlü ulusalcı faşistlerin işidir. Takiyenin şahını da geçmişte M.Kemal yapmıştır. Müslümanla müslüman Leninle sosyalist olmuştur! Sizin Kemaliniz yapında 'akıllı siyaset' oluyor da, devrimciler yapınca mı 'takiye' oluyor? Kaldı ki üstte de belirttiğim gibi devrimcilerinki takiye değildir çünkü kendi gerçek kimliklerini hiçbir zaman gizlememişlerdir.

Bu gibi oportünistlerin sıkıştıklarında ve sahtecilikleri açığa çıktığında sığındıkları bir yöntem de geçmişleridir. Her fırsatta kendilerinin geçmişte sosyalist hareket içerisinde yer aldıklarını anlatırlar. Oysa bizi onların geçmişleri değil bugünleri ilgilendirmektedir. Söz konusu ulusalcı faşist de kendisinin geçmişte Boğaziçi Dev-Genç sorumlusu olduğunu iddia ediyor. Diyelim ki öyledir. Peki bu neyi değiştirecektir? Bugün ana akım medyada yer alan nice liboş da geçmişte çeşitli sol farksiyonlarda yer alıyorlardı. Bu durum onların -ve bizim ulusalcının da- nereden nereye gelmiş, nasıl dönmüş olduklarını açık etmek dışında hiçbir şeye yaramaz. Fakat bizim oportünist dönekliğini de kabul etmeyip Dev-Genç ve THKP-C çizgisi ile ulusalcılık arasında bir paralellik kuruyor. Böyle yapmakla da ne derece cahil olduğunu, daha ulusalcılık ile devrimci marksizmin ayrımını bile yapmaktan aciz olduğunu açık ediyor. Bu gibi dönekler, -ister liberalizme ister ulusalcılığa dönmüş olsunlar fark etmez-, Dev-Genç çizgisini bugün de sürdüren bizler için sadece birer utanç vesilesidirler.

Oportüniste son olarak şunu söylemek gerekiyor; THKP-C ve THKO çizgisi salt Deniz Gezmiş ve Mahir Çayan'dan ibaret değildir. Bu insanlar peygamber değil marksisttir. Bu insanlar M.Kemal'e yapıldığı gibi tarih dışı bir 'tek adam' kültü içinde evliyalaştırılamaz. Onların içinde yer aldıkları ve yoldaşlarınca onlardan sonra da sürdürülen bir devrimci hareket vardır. Bu yüzden Deniz ve Mahir, bitmiş bir hareketin değil sürmekte ve gelişmekte olan bir hareketin o tarihteki liderleridir. Onların sözleri, sarfedildikleri güncel-politik bağlamdan koparılıp dogmalaştırılma yoluna gidilemez. Gerek THKO gerekse THKP-C geleneğini sürdüren ve Deniz ile Mahir'in yoldaşı olan hiçbir örgüt kemalizm kuyrukçuluğu yapmamış, bilakis, daha da eleştirel bir tutum almıştır. THKO'nun devamı olan Halkın Kurtuluşu ve Emeğin Birliği, sonrasında da TDKP ve TKEP, son olarak da EMEP ve TKEP/L örgütlerinin hiçbirinde kemalizm güzellemesi yoktur. Bilakis, eleştiri yoğunluğu ve kopuş daha da artmıştır. Benzer bir durum THKP-C çizgisi için de geçerlidir. Dev-Yol, Dev-Sol, HDÖ, MLSPB, sonrasında da DHKP-C, ÖDP, Halkevleri gibi örgüt ve akımlarda kemalizm güzellemesi bulabilmek söz konusu değildir. Öte yandan ulusalcı akımın da(Perinçek gibi nazi özentisi marjinaller dışında) hiçbir kanadında kemalizm ile marksizmi bağdaştıran, birbirine yakın gören bir tutum söz konusu değildir. Şimdi söyle ey oportünistlerin şahı, Deniz ve Mahir'in yoldaşı ve ardılı olan onca devrimci örgüt -üstelik aralarında onca görüş farkı olmasına karşın- kemalizm konusunda net bir tutum alıyorsa ve ulusalcı cenahın da ana gövdesinin komünizme karşı tavrı net ise, sen kendini ne sanıyorsun da bilmiş bilmiş ötüp duruyorsun? Üstelik doğru düzgün bir açıklaman da yok. Sana karşı çıkan herkese kafana göre sayıp sövüyorsun. Aslında bu uzun açıklamalara bile değmeyen çapsızın tekisin!

Ama yine de bu başlıkta pek çok açıklama yapma fırsatı bulduğum için en azından kendi bakış açımdan ulusalcılığın ne olduğunu sergileme ve devrimci marksizme olan uzaklığının altını çizme olanağım oldu. Bu açıdan okuyucuların da internet deryasında bir bilgi sayfası daha edinmelerime katkı koyduğuma inanıyorum. En azından ne liberallerin ne ulusalcıların oltasına gelmeyip bağımsız bir sınıf çizgisini ısrarla savunan marksistlerin ulusalcılık ve kemalizmi nasıl değerlendirdiğine bir örnek vermiş olduğuma inanıyorum. Bu yüzden bu başlık herşeye karşın yine de 'iyi' oldu kanaatindeyim.
Alıntı ile Cevapla
  #5  
Alt 02-04-2011, 17:00
taylan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
taylan taylan isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 26 Jul 2009
Bulunduğu yer: Ankara
Mesajlar: 1.271
Standart

İstediğin kadar nefretini kus sayın freddie, M. Kemal büyük bir devrimcidir. Barışı şiar edinmiş bir liderdir. yıkıntılar arasından bir devlet kurmuş kadronun lideridir. Bu topraklara en uygun ideoloji kemalizmdir. Ne kadar eksiklikleri de olsa devrimci bir girişimdir. Bu ulus her zaman M. Kemal'e sahip çıkacaktır.

Ulusalcı-faşist-katil gibi sıfatları asla kabul etmiyorum. Bu lafları aynen iade ediyorum. Marjinal ideolojiniz bu topraklarda asla taraftar bulamaz. En doğru devrimci çizgi kemalizmdir. Sosyalizme inanıyorum ve Kemalizmi destekliyorum. Sonuna kadar da ulusalcıyım. Hiç bir zama faşist olmadım olmam da. Açıklamalarınızda hakarete varan söylemler var. Bu ülkeyi aydınlığa çıkaracak yegane düşünce Kemalizmdir.

http://evrimteorisi.org
Hayat Değişimdir...
Alıntı ile Cevapla
  #6  
Alt 02-04-2011, 17:14
Jolly Jocker - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Jolly Jocker Jolly Jocker isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 24 Aug 2008
Bulunduğu yer: Antalya
Mesajlar: 1.323
Standart

taylan´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
M. Kemal büyük bir devrimcidir.
Evet evet, öze ilişkin bir toprak devrimi yerine biçime ilişkin bir şapka devrimi yapmayı yeğleyen çok büyük(!) bir ''devrimci''dir!

Barışı şiar edinmiş bir liderdir.
Evet evet, önce M.Suphi ve Çerkez Ethem başta olmak üzere kendi liderliğine muhalif olan tüm bağımsızlıkçıları hain ilan ettirip yok ettirmiş, sonra da iktidarı ele geçirince ulus inşa etmek için Koçgiri'den Dersim'e nice katliam yapmış çok barışsever(!) bir akımdır kemalizm. Zaten, aynı ulus inşası düşünü paylaşayan soykırımcı İttihatçıların ardılı değil midir? Benzer biçimde, M.Kemal'den sonraki kemalist kadrolar da varlık vergisiyle başlayan süreç sonunda Rumları tasfiye etmiştir. Ne de olsa ''Her şey vatan için!'' Kemalizm kadar orducu ve militarist olup yine onun kadar barışseverlikle övülen bir başka hareket dünya üzerinde olmasa gerek. Demek ki kemalizm kendine çok sağlam müritler yaratabilmiş.

Bu topraklara en uygun ideoloji kemalizmdir. Ne kadar eksiklikleri de olsa devrimci bir girişimdir.
O eksiklikler bayağı bir eksik yalnız.
Ayrıca şu kemalizm dediğin ideoloji tam olarak kimin icadıdır hiç düşündün mü? M.Kemal'in olmasa gerek. Hani ''İdeoloji istemem, yoksa donar kalırız'' sığlığında laflar da etmişliği var ya, o yüzden söylüyorum. Zaten M.Kemal ne bir ideologtur, ne bir teorisyen, ne filozof ne de ekonomist. Onda o derinlik yoktu.

Bu ulus her zaman M. Kemal'e sahip çıkacaktır.
Çocukluğumuzdan beri resmi eğitimden ana akım medyaya dek tüm devlet olanakları seferber edilip sen de övülsen, bu ulus sana da sahip çıkar be gözüm. Bunu bu kadar büyütme.

Marjinal ideolojiniz bu topraklarda asla taraftar bulamaz. En doğru devrimci çizgi kemalizmdir. Sosyalizme inanıyorum ve Kemalizmi destekliyorum. Sonuna kadar da ulusalcıyım. Hiç bir zama faşist olmadım olmam da. Bu ülkeyi aydınlığa çıkaracak yegane düşünce Kemalizmdir
En sonda ''Amin'' demeyi unutmuşsun.
Alıntı ile Cevapla
  #7  
Alt 02-04-2011, 18:44
hysteria hysteria isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 24 Jan 2007
Mesajlar: 199
Standart

" Sol, ulusçu değil enternasyonalisttir"
"Sol, ulusların kendi kaderini tayin hakkından yanadır"

demişsiniz...
ulusçu olmayan bir görüş, ulusların kendi kaderini tayin etme savunuyor, sizce de bu biraz mantıksız değil mi?
hani piyon olduğunuzun bilincine varın diye...
Alıntı ile Cevapla
  #8  
Alt 02-04-2011, 21:03
AlbatrosS AlbatrosS isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 14 Jul 2010
Mesajlar: 1.606
Standart

hysteria´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
" Sol, ulusçu değil enternasyonalisttir"
"Sol, ulusların kendi kaderini tayin hakkından yanadır"

demişsiniz...
ulusçu olmayan bir görüş, ulusların kendi kaderini tayin etme savunuyor, sizce de bu biraz mantıksız değil mi?
hani piyon olduğunuzun bilincine varın diye...
etnisite kökenlerinin siyasal bir dayatma çerçevesinde örgütlendiği ulusçulukla siyasal alanda kendi kaderini tayin etme(siz buna demokratik seçim hakkı da diyebilirsiniz) arasında epey bir fark olsa gerek.

demokratik her hak talebini ''emperyalisss işbirlikçiler'' çervesinde yorumlamaya muktedir bir türkiş ulusalcılığının varacağı yerin izdüşümü ''nasyonel faşizm''ken demokratik siyasal katılımın ulusal talepleri de nazar-ı itibara alışı çoğulculuktur ve demokrasinin özüdür.
Alıntı ile Cevapla
  #9  
Alt 02-04-2011, 21:25
Jolly Jocker - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Jolly Jocker Jolly Jocker isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 24 Aug 2008
Bulunduğu yer: Antalya
Mesajlar: 1.323
Standart

hysteria´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
ulusçu olmayan bir görüş, ulusların kendi kaderini tayin etme savunuyor, sizce de bu biraz mantıksız değil mi?
hani piyon olduğunuzun bilincine varın diye...
Ulusların varlığı tarihsel bir realitedir ve her ulusun kendi kaderini tayin hakkı bakidir. Fakat dünya görüşünün ulusçuluk olması bambaşka birşeydir. Ulusların varlığı ulusçu siyaset yapmayı gerektirmez. Ulusların kendi kaderini tayin hakkının öznesi de ulusçu ideolojiyi benimsemiş olmak zorunda değildir. Marksist bir önderlik de bunu yapabilir.

''Piyon olduğumuz'' konusuna gelince... Bunu iddia eden, kimin piyonu olduğumuzu da açıklamalıdır. Aksi halde çamur atıyormuş pozisyonuna düşer. Eskiden SSCB'nin uşaklığını yaptığımız söylenirdi; artık SSCB de kalmadı. Sorması ayıp, kimin piyonuyuz? Dünyanın öbür ucunda küçük bir Küba var, onun mu yoksa?

Fakat liberalinden milliyetçisine, sosyal demokrat geçineninden Atatürkçüsüne, muhafazakarından dincisine dek tüm bir sağ politikanın devrimcilere karşı Amerikan emperyalizminin piyonluğunu yaptığı tarihin kaydettiği bir realitedir. Altıncı Filoyu secde ederek karşılayan sağcılardır; ABD yetkilierinin ''Bizim çocuklar başardı'' dedikleri de onlardır; CIA ve NATO destekli komando kamplarında eğitim alıp solcu Alevi ve Kürtlere katliam yapanlar da onlardır. Biz ise her zaman için tam bağımsızlıktan yana olduk, sadece kendi özgücümüze dayanarak savaştık. Zaten yenilmemizin sebebi de sırtımızı büyük bir ülkeye dayamamamızdır biraz da.
Alıntı ile Cevapla
  #10  
Alt 02-04-2011, 21:35
ulpian - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
ulpian ulpian isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 22 Jul 2009
Mesajlar: 4.880

Başarı Ödülü 

Standart

İki taraf da kızmasın lütfen, ama komünistlerle kemalistlerin tartışmasını takip etmek bile moral bozucu oluyor...

İki taraf da, kendisinden olmayan diğer tüm görüşleri aynı kefede değerlendirmeye ve diğer bütün görüşlerin aslında hep birlikte kirli ve karanlık bir odağın piyonluğunu yaptığı fikrine, o denli aşina ki...

Bir de İslamcısı gelip başlığa ''alayınız yahudi oyunlarının piyonusunuz, hak yol İslam'' dese tam olacak.

hysteria´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
ulusçu olmayan bir görüş, ulusların kendi kaderini tayin etme savunuyor, sizce de bu biraz mantıksız değil mi?
hani piyon olduğunuzun bilincine varın diye...

Freddie´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
''Piyon olduğumuz'' konusuna gelince... Bunu iddia eden, kimin piyonu olduğumuzu da açıklamalıdır. Aksi halde çamur atıyormuş pozisyonuna düşer. Eskiden SSCB'nin uşaklığını yaptığımız söylenirdi; artık SSCB de kalmadı. Sorması ayıp, kimin piyonuyuz? Dünyanın öbür ucunda küçük bir Küba var, onun mu yoksa?

Fakat liberalinden milliyetçisine, sosyal demokrat geçineninden Atatürkçüsüne, muhafazakarından dincisine dek tüm bir sağ politikanın devrimcilere karşı Amerikan emperyalizminin piyonluğunu yaptığı tarihin kaydettiği bir realitedir.
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Önerilen Siteler


Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Allah Teorisi çöktü! kafasikarisik Konu-dışı 14 18-07-2011 13:34
Kemalizm Çöktü (Ağlayacak Değiliz!) Jolly Jocker Politika 49 30-03-2011 22:11
sovyetler birliği niye çöktü ? emrekalkavan Tarih 34 31-03-2009 05:57
Materyalizmin Neden Sonuç Tanrısı Çöktü HanifTürk Felsefik Tartışmalar 7 26-08-2008 04:29

Yetkileriniz
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı

Gitmek istediğiniz forumu seçiniz


Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 14:32 .