![]() |
Din ile bilimin bagdasmazligi
Alinti: Evrim kurami ve Bagnazlik - Prof. Dr. Cemal YILDIRIM
"Din ile bilim her dönemde açıktan ya da üstü örtülü çatışma içinde olan iki kültürel etkinliktir. Çatışmanın kökeninde bağnazlığın özgür araştırmaya olanak tanımak istememesini bulmaktayız. Bilim doğada olup bitenleri betimlemeye, açıklamaya yönelik bir çalışmadır; amacı evreni anlamak, yöntemi nesnel gözleme dayalı ussal çıkarımdır. Dine gelince, burada daha karmaşık, çok yönlü bir olayla karşı karşıyayız. Basit bir çözümleme, özellikle göksel dinlerin üç ana öğeyi içerdiğini göstermektedir: (1) Yalnızlık ve yetersizlik duygusu içinde olan kişiye ruhsal erinç ve doyum olanağı sağlayan bir tapınma biçimi; (2) Belli ahlâk kurallarına dayalı toplumsal bir düzen; (3) Evreni ve evren içindeki insan yaşamını anlamlı kılan hazır, anlaşılır bir açıklama. Bu üç öğenin hem anlam, hem geçerlik temeli "Tanrı" denen yetkin, yaratan, bağışlayan, koruyan, ama gerektiğinde cezalandıran yüce varlık kavramında yatmaktadır. Başka bir deyişle, dinin tüm boyutlarında açıktan ya da örtülü Tanrı düşüncesi vardır. Tanrı, tapınma etkinliğinin yönelik olduğu varlık, ahlâk kurallarının gerekçesi ve yaptınm gücü, bilgimizin yanılmaz kaynağıdır. Bilimin dinle bağdaşmazlığı yalnızca "teoloji" diye bilinen üçüncü öğe bakımındandır; tapınma gereksinimi ve ahlaki düzen bilimin inceleme alanı dışında kalan konulardır. Din evreni açıklama işlevinde bağnaz ve tekdüzedir; özellikle her şeyi açıkladığı savında olan teoloji yeni arayış ve buluşlara kapalıdır. Teolojinin bilimle kavgası düşüncede tekelci egemenliğini yitirme korkusudur. Geçmişte teologları bir tür "ölüm-kalım" savaşına iten iki büyük olay bu kavganın unutulmaz örnekleridir. Bunlardan biri "Kopernik Devrimi" diye bilinen gelişme, diğeri "Darwin Kuramı" denen evrim düşüncesidir. Birincisi, üzerinde yaşadığımız gezegeni evrenin merkezi olmaktan çıkardığı; ikincisi, insanı tüm diğer canlılar gibi doğanın bir parçası, evrim sürecinin bir ürünü saydığı için teolojiye ters düşmüştür. Ortaçağ karanlığında kalıplaşan teolojik öğretinin zihinler üzerindeki egemenliğini bilimle paylaşması beklenemezdi, kuşkusuz. Dünyanın nasıl oluştuğu, canlıların nasıl ortaya çıktığı kutsal kitaplarda yazılıydı. Kilisenin tepkisinden korkan Kopernik kitabının yayımlanmasını yaşamının son yılına kadar geciktirme zorunda kalmıştır. Darwin de kuramını açıklama konusunda uzun süre çekingen davranır; Wallace'ın çalışmasıyla karşüaşmasaydı, belki de, Türlerin Kökeni'ni yazma yoluna bile gitmeyecekti."... Alinti: Evrim kurami ve Bagnazlik - Prof. Dr. Cemal YILDIRIM |
Re: Din ile bilimin bagdasmazligi
din ile bilimin gizli bir çatışma içinde olduğu fikrine katılmıyorum,geçmiş
tarihte din bilimden çok güçlü olduğu için bugün o gücünü koruma telaşında yapılan her bilimsel çalışma, her buluş, her icad, din için bir karabasan aya çıkmak isteyen insanlar muhametin ayı ikiye yarma yalanını ortaya çıkarmak için çıkmadılar, bilim için, insanlık için *çıktılar aklı başında hangi bilim adamına yer çekimini sorsanız,kendi hipotezlerini açıklayacaktır, bilimsel yaklaşacaktır, dinle kavgası olduğu için değil ancak bir din adamına aynı soruyu sorduğunuzda tamamen hayal urunu hiçbir mantıklı desteği olmayan kitabı ile açıklamaya çalışıp hatta üste bile çıkmaya çalışacaktır |
Re: Din ile bilimin bagdasmazligi
:arrow: Bilimin düşmanı "din" değildir.
:arrow: Bilimin ezeli düşmanı "akıldışıcılık" tır.. |
Re: Din ile bilimin bagdasmazligi
insanlar dinsiz olmak için bilimi bulmadılar,ya da ilerlemediler
* * dini sorgulayarak ya da reddederek bilimde ilerlediler * * saygılarımla |
Re: Din ile bilimin bagdasmazligi
''Yaşamda en gerçek yol gösterici bilimdir.'' ATATÜRK
Fazla söze gerek var mı? Ne güzel izah edilmiş. Sen eğer yol gösterici olarak dini görürsen ve uyduruk bir dünyayı da temel alırsan çağdaş, uygar bir ülke olamazsın. Kanıt mı? Dinle yönetilen islam ülkeleri... |
Re: Din ile bilimin bagdasmazligi
Bilim ve Din,bu iki yüce güç İNSAN'ın içsel ve entelektüel varlığına etki etmesi sebebiyledir ki;hakiki medeniyet alanında insanın gelişebilmesi,bu her iki kuvvetin birlik içinde olması ile mümkün olur.İnsan bunların her ikisine de muhtaçtır.Birçok bilim adamları din ve bilimin birbirlerini tamamlayıcı olduklarını kabul etmişler ve bu düşünceye karşı olanların olaya insaf gözü ile bakmadıklarını ileri sürmüşlerdir.Herbert Spencer, sosyal felsefe çalışmalarının birisinde bilim ve din münasebetlerini analiz ederken şöyle der;”Ne zaman doğal bir madde üzerinde düşünürsek,idrakimizin üstünde bir gerçeğin varlığını kabul etmeye mecbur kalırız.”İşte bu içgüdüsel duygu,bilim ve dini birbirine bağlayan düğüm noktalarıdır.Dış yüzeyden bakılınca din ve bilim birbirine karşı görülebilir ve çok kimseler bilim ve dinin uyum içinde olmadığı kuruntusuna kapılabilirler,fakat böyle bir anlam hatalıdır. Çünkü, din insan kuruntusundan meydana gelmiş bir şey değil;fakat ruhani bir iç varlıktır.Aynı suretle ilim de insan uydurması ve insan kuruntusu değildir.Devamlı araştırmalar sonucu ilmi gelişmelerle meydana çıkan,keşfedilen doğal gerçeklerdir. Bu sebeple din ve bilim bir kökenlidir,bir kaynak üzerindedir. Onlar eşit statüye sahiptirler.Her zaman aynı benzer varlığa sahip oldukları gibi tam bir uyuma da sahiptirler.Bu olayı anlayabilmeliğimiz için bilim ve dinin esas ilkelerini dikkatle incelememiz gerekir.Ancak o zaman aralarında ne uyumsuzluk ve nede çelişki bulunmadığı açığa çıkar. Ernest Haeckel (1834-1919),dindeki temelsiz inançlar(Hurafeler) konusunu eleştirmesine rağmen,din ve bilimin ilişkilerini düzenleyici önemli yardımlarda bulunmuştur:”İnsanın çözümlemek istediği başta gelen problem,eşyanın gerçeği ve kaynağını çözebilmek isteğidir.Felsefe ve bilim her ikisi de bu soruyu cevaplandırabilmek için yetersizdir.Bilimin açısı tabii fenomenleri araştırmak ve genel kanunları keşfetmekle sınırlı olduğu gibi felsefede sadece teori ile meşgul olur,onda uygulama yoktur.İnsan yalnız zeka ile yaşayamaz,o aynı zamanda duygu ve heyecana da sahiptir.Bilim insanın heyecan ve ruhani ihtiyacına dinden daha fazla tatmin edici ve güzel bir yol bulursa;ancak o zaman dini mağlup eder.Bu sebeple bilim dinle mücadele ve düşmanlığı bir yana atarak uzlaşmalıdır.”Guyau da dinden gerçeği karanlığa boğan efsane ve temelsiz inançlar kaldırılacak olursa bilimin dinle olan davasının son bulacağına inandığını söyler. Bazı Bilim Adamları Niçin Dine Karşı Geldiler? Tanınmış bir alim olan Amerikalı John.W.Drapper bir kitabında bilim ve din mücadelesi hakkındaki görüşünü şöyle açıklar: "Hristiyanlık,dünyada kendinin kudretli bir politika etkisine sahip olduğunu zannettiği günden itibaren bilim ve din mücadelesi başlamıştır.O zamandan bu yana din ve bilim birbiri ile çarpışmış ve birçok tanınmış kişiler bu çatışmaya katılmıştır.Bilim tarifi yalnız,meydana gelen buluşlarla değil;aynı zamanda bu iki kuvvetin birbirine karşı koymadaki hikayesini de anlatır.Bu kuvvetlerden birisi ilerlemek isteyen insan zekası,öteki de Ortodoks düşünceye sahip kişilerin meydana getirdikleri tesir,bencil düşünceler,menfaatlar ve bu tesirlerin meydana getirdiği kısıtlamalar.” Hristiyanlık iyice yayıldıktan sonra rahipler Hristiyanların düşüncelerini tamamen etkileri altına aldılar.(Bu örnekteki tarih bize geçmişteki diğer dinlerde de aynen verir.)Bilim ile din arasında soğukluk başladı;zamanla bu soğukluk muhalefet ve mücadeleye çevrildi.Bazı bilim adamları,dini bilimin düşmanı ve medeniyetin tek sebebi dinler olduğunu söylemekle mücadeleyi en son noktaya kadar ulaştırmışlardır.Bu konuda yazılan kitapları dikkatle izleyecek olursak;mücadelenin gerçek sebebi ne din nede bilimin temel ögelerinden olmayıp,şimdi burada açıklayacağımız sebeplerden meydana gelmiş olduğu anlaşılabilir. 1-)Bazı bilim adamları İncil kitabında yazılı bir çok açıklamaları,bugün ortaya çıkmış bilime tamamı ile karşı olduğunu söylerler.Evrenin 6 günde yaratılması,Adem ile Havva ve diğer yaratıkların yaratılış şekli,Hz.İsa’nın ikinci gelişinde güneş ve ayın kararması ve yıldızların dökülmesi gibi.(Hristiyanlıktan başka geçmişteki diğer dinlerde de mevcut sembolik ifadeler kelimenin dış anlamı ile bu görüntüdedir.) 2-)Bilim adamları,din vaaz eden birçok kimselerin boş inanç dolu düşünceleri yaydıklarından şikayet ederler.Bu birçok Hristiyanı bilime karşı gelmeye sevk etti.Lacdans adında bir vaiz dünyanın yuvarlak olduğuna karşı çıktı ve dedi ki;”Eğer dünya yuvarlak olsa;arz yuvarlağının öte yanında yaşayan varlıkların başları bu tarafta,ayakları yukarı,ağaçlar ve bitkiler de bize göre ters durması lazım gelir." Eğer bu ahmaklardan sorulsa;niçin bu ters eşya aşağı dökülmüyor?Elbette ki;onların cevabı dönen bir yuvarlağın yarı yuvarlağı daima merkezine dönük olduğundan ağır cisimlerin merkeze çekimi neticesinde olur.Ancak ağırlığı olmayan gaz gibi,bulut gibi cisimler yukarı yükselir demeleri dünyanın yuvarlak olmasından daha beter bir hata değil midir? Katolik Kilisesinin büyük pederlerinden biri olan St.Augustine (354-430),arz yuvarlağının öte yüzünde insan bulunduğuna inanmıyordu.”Çünkü”, diyordu,”Kitab-ı Mukkaddes’e göre burada Hz.Adem’in çocuklarından hiçbir bahis yoktur.Şayet dünyanın öte yüzünde insan bulunacak olsa Hz.İsa’nın ikinci gelişini görmeleri mümkün olmayacak.Bundan dolayı,dünyanın yuvarlak oluşunu düşünmek akıllıca düşünüş değil.”Bu dar görüşlü düşünceler,halkı yüzyıllarca bilgiden yoksun bırakarak temelsiz inançların karanlığına salmış ve öylece bırakmıştır. 3-)Rahipler,kendileri çok zengin ve lüks bir hayat yaşamalarına rağmen,kendi dışındakileri,çilekeş manastır hayatı yaşamak için teşvik ediyorlardı.Birçok kimselerin gerçek insanlık görevlerini yapmalarına engel oldular.Halkın dini duygularını sömürerek,dini kötü yollarda kullandılar.Kudüs’ten toprak getirerek yüksek bedeller ile bu toprakları halka sattılar.Kiliselere İkonlar koyarak halktan bunun için teberrular ve hediyeler topladılar.Bu suretle din adına yüzlerce kötü ve yanlış uygulamalar yayıldı.Bu yapılanlar,uygun olmayan ve cidden gerçeğe ters idi.Bunlar insanın ruhani görüşünü perdeleyen,onları gerçek bilgiden mahrum eden temelsiz inançlardı. 4-)Birçok tarih yazarları,rahiplerin bilginlere ve bilime karşı reva gördükleri kötü davranışlardan yakınmışlardır.Bu işkence ve manevi baskılar,bazı bilim adamlarının iddia ettikleri,bilim ve din arasındaki çelişkiye kanıt olarak kabul ettirmiş ve aşağıdaki örneklerle bu iddiaları desteklemişlerdir Copernicus (1473-1543) Copernicus yıldızların hareketine ilişkin kitabını yayınlar yayınlamaz kilise tarafından merhametsizce cezalandırıldı. Galileo’ya (1564-1642) yapılan manevi baskı Bu ünlü astronomi bilgini teleskop aletini geliştirerek 1609 yılında Ay’ın yüzeyini,Jüpiter ve Zühal yıldızlarının halesini gözlemledi.1616 yılında,o da Copernicus gibi aynı şekilde mahkum oldu.Yeryüzünün hareketini inkar etmesi için manevi baskı yapıldı.Daha sonra gözlerini kaybetti ve nihayet,hayatının sonuna kadar tard ve sürgün edildi. Bruno’ya (1548-1600) yapılan işkence Ünlü İtalyan bilim adamı Bruno 1548 yılında bilim hakkındaki kitabını yayınlayınca onun kafir olduğu düşünüldü ve 1600 yılında Engizisyon mahkemesi tarafından diri diri yakıldı. Hypatia’ın ölümü Miladın 4 ve 5. yüzyılında şöhretli matematikçi Theo’nun kızı Hypatia,sadece bir matematik ve felsefe üstadı olduğu ve “Ben kimim? Ben ne biliyorum? Nereye gidiyorum?” gibi soruları cevaplandırıp bilgi ve hikmet yayınladığı için İskenderiye kilisesi baş rahibi tarafından öldürtüldü.Miladın 415.yılında kılıçtan geçirilerek parçalandı. İskenderiye Kütüphanesinin yok edilmesi. Miladın 391. yılında,evvelce kısmen Osiris mabedinin yeri olan arsayı Theophilos,kilise yapılmak üzere Hristiyanlara verdi.Bu arsada yapılacak kilisenin temeli kazılırken bir putperest inanını gösteren mermer taş bulundu.Hristiyanlar bunu bir alay konusu yaptılar.Putperestlerse,buna son derece hiddet duydular.Böylece İskenderiye’de dini bir ayaklanma meydana geldi ve çatışma olağanüstü alevlendi;kitleler kılıçtan geçirildi.İmparator ayaklanmayı bastırmak ve Sarapion mıntıkasında putperestleri cezalandırmak üzere oraya asker gönderdi.İmparator namına hareket eden Theophilos İskenderiye kütüphanesinin de bulunduğu o bölgedeki tüm binaları yerle bir etti. Din inançları farklı kimselerin bu gibi saldırıcı davranışları gerçek bilgi ve öğretimi baltaladı.Hypatia’nın öldürülmesinden sonra bir ilim merkezi olan İskenderiye;aynı zamanda İskenderiye kütüphanesinin yok olması ile bu mevkiden hızla düştü.Drapper’in bu konudaki sözleri:”M.S 414 yılında cehaletin karanlığı etrafı sarmaya başladı.Yunan felsefesi ve bilim,hatta Atina’da bile yasaklandı.İmparator Justinien’in emirleri ile okullar ve kolejler kapandı.” şeklindedir. 5-)Engizisyon mahkemelerinin boş inançlarla dolu Ortodoks inançlarını kabul etmeyen kimselere reva görülen işkenceleri birçok tarihçi;okuyuculara açıklamış bulunuyorlar.Tarihçilerin;Din adına yapılan bu korkunç suçları açığa çıkarmaları halk arasında bir heyecan meydana getirdi.Tarih yazanlara göre;İtalya,İspanya,Almanya,Güney Fransa’da olduğu gibi birçok memleketlerde bilim adamlarına ve Hz.İsa’ya inanmayan kimselere karşı yapılan işkencelerden Engizisyon mahkemeleri sorumludur.Binlerce masum bilgili kişiler bu mahkemeler tarafından manevi baskılar ve işkence edilerek öldürülmüşlerdir.Mesela 1481 yılında Andaluzya’da iki bin kişi yakılmış ve on yedi bin kişinin malları müsadere edilerek ömür boyu hapse mahkum edilmişlerdir.Engizisyonun kan içici önderlerinden biri olan Thomas Torquemado (1420-1498) mahkemenin sanık saydığı kişilere her çeşit işkence ve ıstırapları tertiplemiş,bizzat kendisi 8 bin insanın idam ilamını imzalamış ve çoklarını da zindanlarda işkence edilmesine emir vermiştir. Engizisyon tarihini yazanların bildirdiklerine göre Thomas Torquemado ve onun suç ortakları zamanında 18 yıl gibi kısa bir süre içinde 12.200 kişi yakılarak öldürülmüş 6806 kişi kızgın demirle dağlanmış,97.320 kişiye de işkence edilmiş.İbranice yazılı Tevrat kitabı yakılmış,İspanya’nın Salamanca şehrinde 6000 cilt kitabın ateşi ile şenlik yapılmış.O günler papanın mutlakiyet makamları,sanıklara vesikalı itiraflar tertipleyerek büyük miktarda paralar toplamışlar.Bazı ruhban sınıfının çok lüks ve şahane hayat yaşamlarına rağmen bilim adamlarına din yetkilileri tarafından işkence edilmeleri ise;bugün bir çoğumuzu dinin bilime karşı olduğu düşüncesine vardırmış bulunmaktadır. Yine aynı soru;Bilim adamı kim,bilim yandaşı kim ? Din adamı kim,din yandaşı kim ? Cevap İNSAN olabilir mi ? Eğer cevap İNSAN ise yeni soru;İNSAN kendisi ile çelişir mi ? |
Re: Din ile bilimin bagdasmazligi
Alıntı:
Alıntı:
eger oyle dersek bilim ile Din arasindaki savas burdan gelmiyormu?Cunku,"Bilim maddenin kaynagini aciklamada herzaman yetersiz kalacak"(yetersiz kalacak ama hergun 1 adim daha yaklasacak.)"Felsefe sadece teoriyle mesgul olacak"(zaten felsefede uygulama olurmu hocam? uygulanabilir oldugu vakit bilim olmazmi?Felsefenin bir ozelligide Bilimin on basamagi degilmidir?) Alıntı:
Alinti: prof. Dr. Cemal Yildirim devami; Soru 2: Kavganın kökeninde ne vardır? Astronomide Ptolemi sistemiyle birlikte insanın doğa içindeki özel yerine ilişkin geleneksel inancı da yıkan Kopernik, teologların tepkisini önlemek için kitabına önsöz yazan dostu Osiander'in şu sözlerine göz yummak zorunda kalmıştır: Bu kitapta önerilen sistem yalnızca açıklamaya yönelik matematiksel bir hipotezdir; felsefi doğruluğu söz konusu değildir. "Matematiksel hipotez" ile "felsefi doğruluk" diye yapılan ayırım kiliseyi yaklaşık yüz yıl harekete geçmekten alıkoyar. Ne var ki, kilisenin daha baştan tedirgin olduğu bellidir. Reformcu Luther bile, "Bu budala kafamızı karıştırma hevesindedir; oysa kutsal kitap bize Joshua'nın arzı değil güneşi durdurduğunu söyler," diyerek Kopernik'i kınamaktan geri kalmamıştır. Tehlikenin tam anlaşılması 17. yüzyılın başlarını bekler. Gidişin farkına varan kilise artık kararlıdır: Önce Bruno'yu gözler önünde yakarak, sonra Galileo'yu iki kez engizisyon mahkemesinde yargılayıp ilerlemiş yaşına karşın ev hapsine mahkûm ederek tepkisini ortaya koyar. Ancak engizisyon terörü beklenen etkiyi sağlamaz; bilimi durdurmaya olanak yoktur artık! Kopernik, Kepler ve Galileo'nun öncülüğünde başlayan bilimsel devrim 17. yüzyıl boyunca süren büyük atılımlarıyla üstünlüğünü kurma yolundadır. Teoloji, tüm direnme, yıldırma ve sindirme çabalarına karşın fiziksel bilimlere yenik düşmüştür. Artık pek az kimse arzın düz olduğu, evrenin merkezinde yer aldığı, güneşin arz çevresinde döndüğü, tüm nesnelerin toprak, su, hava ve ateşten oluştuğu gibi antik öğretilere inanmakta; deprem, sel, yangın ve fırtına yıkımlarına Tanrı'nın günahkâr kullarına uyarısı gözüyle bakmaktadır. Kısacası, kilise için kazanma şansı yoktur. Ama savaş bitmemiştir: bir cephede yenik düşen karanlık güç, başka bir cephede mevzilenmekten geri kalmaz. Bilime karşı savaş daha sonra evrim konusunda sürdürülecektir. Din ile bilimin tarihsel kavgası kimi dönemlerdeki ateşkese karşın hiçbir zaman barışla sonuçlanmamıştır. Darwin, Galileo, vb. bilginler üzerinde koparılan fırtınalar su yüzüne vuran çalkantılardır. Kavganın nedeni daha derinlerde yatan metafizik anlayışlar arasındaki çelişkidedir. Din bir yanıyla ideolojiktir; tüm ideolojiler gibi aradığı mutlak iktidar, paylaşmaya razı olmadığı şey egemenliktir |
Re: Din ile bilimin bagdasmazligi
Değerli Sosyalist18; “Din” kelimesi batı dillerinde (religion) çıkış ve ayırım bakımından *Latince “RELİGİO” *kelimesinden meydana *gelmiştir ki,sıkı sıkı bağlanma manasına gelir.(Lisansımızda *da kullanılan “din” kelimesi *Araplardan çok evvel *kullanılmış olup kanun ve yol manasına gelir..)Böylece “religion” kelimesinin manası *yüksek bir varlığa karşı sıkı bir bağlılık *ve sadakat *anlamına gelmektedir. Alman bilim adamı *Max Müller(1823-1900) dini “İnsana sonsuzu anlatmak için yardım eden ruhani kuvvettir.” diye tarif eder. Revil’in bu *mevzudaki ifadesi ise insan hayatının kontrolü için etkilidir,diye insan ve evreni idare eden kuvvetin ruh olduğunu ve bu kuvveti Allah ile birleştirir. Scillermachers(1768-1834), “din” hakkındaki görüşü,insan vicdanını tam bir itaata *götürendir. Feuerbach (1804-1872),dini tarif ederken şöyle yazar;”Tanrı’yı bilmek için insan arzusudur.” Kant ‘ın (1724-1804) fikrine göre ise,din vazifelerimizi ilahi bir emir olarak tanımaktır. Moris *Jastrow,”The Study of Religion” kitabında dini üç prensip üzerine tarif eder: a-)Bir kısım mutlak kudrete insan inancı, b-)Bu kudretle *ilişki kurmak *için insan gayreti, c-)O kudretle kurulacak *bağlantı halkası.Bu en yüksek kudrete olan inanç,insan inancının temeli olup,en yüksek kaynaklar *tesisine özlem çektiği insanın ruhi duygularını besler.Dua ve yalvarı ile yaratanla arasında bir halka meydana gelir.Moris Jastrow’a *göre;”Din,kendisine bağlı olduğumuzu hissettiğimiz ve bizim kontrolümüz dışında olan kudretle tabii bir inanç.” Diye tarif eder. Herbert *Spencer ‘e *göre (1820-1903);”Din,insanın en derin duyguları ve sonsuz ilham kaynağıdır.”. Alman *idealizminin kurucusu Fichte (1762-1814)’nin *ifadesine göre;” Din ahlakın kemali,ahlakın kemalleşmesi de dinin esasıdır.” .Jean Marie Guyau (1854-1888) der ki;”Din insanın gayesi ve insanın evren ve hakikatla *münasebetinin bağıdır.”Her ne kadar daha yüzlerce din tarifi varsa da yukarıda bahsettiğimiz kadarı maksadımıza hizmet etmeye yeterlidir. Bilginler insan bilgisini,Halk Bilgisi (genel bilgi) ve Akademik Bilgi diye iki kısma ayırmışlardır. Halk Bilgisi Doğal bir fenomendir,bir olayı başka bir olaya bağlamadan elde edilir.Onun kullanılış şekli bilimsel terimlerin ihtiva ettiği geniş şekilde değildir.Toplumda herhangi bir kimse yağmur yağışına baktığında bu olayı neden ve nedensellikle birbirine bağlamaz.Bu olayın meydana gelebilmesi için,deniz,rüzgar,buhar,çekim kuvveti gibi neden ve nedenselliklerinden meydana gelmiş olmasını hiçbir zaman aklına getirmez.Yine buna benzer radyonun çalışması,ampulün aydınlatıcı fonksiyonu başka nedensellik ve neden aramaksızın sadece “elektrik” kelimesi ile ifade edilir.İşte genel bilginin belli başlı karakteri,meydana gelen olayların birbirleri ile bağıntısının mevcut olmayışıdır Akademik Bilgi Neden ve nedensellik sonucu meydana gelen doğal olayların,bilimsel kanunların keşfedilmesiyle meydana gelir. Genel Bilgi ile Akademik Bilgi Arasındaki Fark Genel Bilgi Bir şeyi kesin sonuca ulaştırmaz,çünkü o madde ve mana için birleşik bilgi yerine tek tek *bilgi sağlar.Olayların birbirini izlemesinde meydana gelen değişiklikler,o olaydan ,başka başka doğal fenomenler getirir.Akademik Bilgi,doğal fenomenleri soyut şekilde ifade etmek yerine bilimsel kanunlara göre deney ile onaylanmış olduğundan,onun geçerliliği,kesin ve güven vericidir. Akademik Bilgi Genel kapsamı olan somut bir ifadedir.Herkesçe kabul edilmiş genel kanunlara dayanarak,bitki,hayvan gibi varlıkları ayrı ayrı *sınıflamaya tabi tutarak bilim adamları hepsini ayrı ana karakter üzerinde vasıflandırır.Böyle genel kapsamı olan bir prensip akademik bilginin en mühim niteliklerindendir.Akademik bilgi,her zaman çok iyi bilinen prensiplerle temellendirilir.Zamanımızdaki bilim adamları bilginlerin geçmiş oldukları yolları tekrarlamadan mevcut keşiflerden faydalanırlar.Mesela,kimyada bazı temel kanunlar var ki,muhtelif maddelerin analizi bu kanunlara göre yapılır.Günümüzdeki bir araştırmacı,bu kanunlardan faydalanarak kolaylıkla kendi araştırmalarına devam eder. İnsan Bilgisinin Aşamaları Her bilim dalı olgunluk yolunda ilerleyebilmek için aşağıda gösterilen dört aşamadan başka bir yöntem kullanamaz. a-)Konu ile ilgili bilgileri toplamak b-)Toplanan bilgileri test ve deneye dayanan kanunlarla sistematik bir şekilde düzenlemeye gayret sarf etmek. c-)Özgül yeni kanunların keşfine çalışmak d-)Yeni bulunan özgül kanunları genel kanunlarla çevrelemek için özgül kanunlar toplamak. Kesin Bilim Bilim,ne kadar karışık teorilerden,tahminlerden,özgül şartlardan kurtarılır ve genel kanunlara dayanırsa o derece kesin ve güvenilir olur. Bunun içindir ki, Matematik, Astronomi, Fizik, Kimya gibi bilim dalları,Tıp,Eğitim ve Güzel *Sanatlar gibi bilim dallarından daha *kesindir.Bu saf *ve kesin bilimlerin dayandığı genel kanunları zamanımıza kadar kimse değiştirmemiş ve geçerliliklerini devamlı kalmıştır. Milattan 287 sene evvel,Arşimed’in meydana çıkarmış olduğu hareket ve çekim kanunu *şimdiye kadar hiçbir kimse yalanlayamamıştır.Pascal’ın (1623-1662) ,Boyle’nin (1621-1691),Gay Lussac (1778-1850) ve bunun gibi diğer genel kanunlar da böyledir.Eğer bir kimse suya batan bir cismin ağırlığından ,taşan suyun ağırlığı fazla olduğunu ispat edecek olursa,Arşimed’in kanununun özelliği ve geçerliği kaybolur. Yukarıda ifade edilenler;İlmin insan bilgisinde toplanan eşya gerçeğinin geçirdiği sistematik değişiklikleridir. Bu sebeple hakiki ilim,varsayımdan öteye geçen,teori ve genel kanunlar olup bunlar genel prensiplere dayalıdır.Eski Yunanlılar ilmi bir felsefe olarak kabul eder ve onun mantık ve ahlak olarak iki kısma ayırırlardırdı.16’ncı asırda Francis Bacon (1561-1626) bilimi tarih,şiir ve felsefe olarak ayırmıştı.Daha sonra Fransız bilginleri *ilim ve insan bilgisini altı dala ayırdılar.1-)İlahiyat ve ahlak 2-)Tarih 3-)Matematik 4-)Doğal bilimler 5-)Sihir ve Simya 6-)Edebiyat. Auguste Comte (1798-1857),ilmi aşağıdaki gibi tasnif etti: 1-)Cansız eşya bilgisi 2-)Canlı eşya bilgisi 3-)Canlıların üstündeki varlıkların bilgisi Bundan sonra cansız eşyaları,matematik,makine,fizik,kimya gibi dallara,canlı eşyaları ise fizyoloji,biyoloji ,üçüncü aşamayı da sosyoloji ve psikolojiye ayırmıştır. Bu iki tariften anlaşılacağı gibi,bilim ve din birbirlerini tamamlayıcıdır.Bu iki büyük kuvvet insanlığı ilerleme ve yücelmeye yöneltir.İnsan problemlerini çözer.Onun fiziki,ruhani,entelektüel kapasitesine açıklık verir.Bilim aklı kuvvetlendirir,din kalbe ve ruha yöneliktir. Birisi onu fiziki yönden rahata kavuşturur,öteki ise göksel kapıları ona açmak suretiyle ruhani hayatını zenginleştirir. Bilim doğanın kuvvetlerini kontrol etmek için insana olanak sağlar,din ise insanı manasız bencil duygulardan kurtarır.Demek ki;bunun her ikisi de gerçektir.Nasıl bilim ona doğanın dış fenomenlerini anlamaya olanak veriyorsa,din de ruh evreninin esrarını öğrenmek için imkan sağlayacaktır. Tek başına ne bilim ne de din insan yeteneklerinin tam olarak gelişmesini sağlayamaz, birbirlerinin hududunu da aşamazlar.Bilimin her dalı kendi alanında sınırlanmış konuları ve araştırmaları yapar,o hududun dışına çıkamaz.Mesela,matematik miktarla,mekanik hareket ve akli yeteneği ile,sosyoloji toplum işleri ile uğraşır. Doğal bilimin hükmü altında ölçülemeyen ve tecrübe edilemeyen her ne varsa bilim onunla meşgul değildir.Bu sebepledir ki materiyalistik felsefe bu konularla alakalı hususların açıklanmasında bizi tatmin etmez.Yalnız tarihe dayanan din ruhani felsefesiyle insanın ruhani problemlerini çözebilir. |
Re: Din ile bilimin bagdasmazligi
Tesekkurler sayin psikokemoterapi,
Elbetteki,bireyin ic dunyasini ve maddeyi anlama hususunda bilim yeterli olmayacaktir.Bu yuzden insan tapinma ihtiyaci duyacaktir. Zaten Prof.Dr. Cemal YILDIRIM in dedigi gibi;"Bilimin dinle bağdaşmazlığı yalnızca "teoloji" diye bilinen üçüncü öğe bakımındandır; tapınma gereksinimi ve ahlaki düzen bilimin inceleme alanı dışında kalan konulardır. " Alıntı:
Alıntı:
Ama beni dinin ilgilendirdigi nokta toplumsal boyutudur; Toplumlar icin Din bir ihtiyacmidir?Toplumlarin gelismesinde Din hangi konumdadir? Din ile bilimin savasi bu noktada basliyor sanirim.Ne demisti sayin Cemal YILDIRIM ;"din bir yonu ile ideolojik'tir". Bilimsel gercekler,ve bilimin ozunu olusturan nesnel suphecilik.Din iktidarinin temellerini sarsiyor. (Evrim kanunu ve din gibi). |
Re: Din ile bilimin bagdasmazligi
Dinsel anlayışa daha da zarar verici bir şey de teolojik küstahlıklar olmuştur. Dinin hizipçi geçmişinin inatçı bir özelliği, din adamlarının sahip olduğu baskın rol olmuştur. Tartışılmaz kurumsal otoriteyi kurmuş kutsal metinlerin yokluğunda din adamları zümresi, İlahi amacın yorumu üzerinde özel bir denetimi kendilerine mal edip sahiplenmeyi başarmışlardır. Güdüleyici etken ne kadar farklı olursa olsun, trajik sonuçları, ilhamın akışına sekte vurmak, bağımsız zihinsel aktivitenin cesaretini kırmak, dikkati dinsel törenlerin ayrıntılarına odaklamak ve sıklıkla da kendi kendini tayin etmiş olan ruhani liderlerinkinden farklı bir mezhebi izleyenlere karşı nefret ve önyargı doğurmak olmuştur. İlahi zuhurun yaratıcı gücünü bilinci sürekli olarak geliştirme işine devam etmekten hiçbir şey alıkoyamazsa da, herhangi bir çağda başarılabilecek şeylerin ölçüsü hep bu gibi yapay şekilde uydurulmuş engeller tarafından kısıtlanmıştır. Drapper,din ile bilim arasındaki mücadeleyi gösteren kitabında bu görüşü kabul eder ve şöyle yazar;”İlk Hıristiyanların öğretileri ve temel inançları bu üç nokta üzerinde odaklanmıştı: 1)Tanrıyı ululamak ve onu övmek. 2)Temiz bir karaktere sahip olmak 3)Birbirlerine karşı sevgi ve bağışlayıcılık göstermek.” Tertilinum(M.S 160-230) Hıristiyanlığın müdafaası için yazmış olduğu bir risalede,Hıristiyanlığın ilme ve bilgiye karşı olmadığını açıklamıştır. Gerçekten insaflı bir kişi ilk Hristiyanlara baktığında onların ne kadar sevecen,barışçı,cömert olduğu konusunda şahitlikte tereddüt göstermeyecektir. Ama Vatikan ve din adamlarının daha sonraları bu bağlamdaki bir öğretiyi dünyaya kan,zulüm,katliam,tecavüz,yağma vb tüm kötü sonuçlara imza atan,bilimin önünü kesen insanlığı aydınlık yerine karanlığa sokan bir kurum ve kişiler topluluğuna çevirdiği konusunda şahitlikte,tereddüt etmeyecektir. Kuran-ı Kerim’de ise şöyle yazılıdır;”O kimseler ki bilirler,bilmeyenlerle bir midir?” Hz.Ali’nin şu hadisini naklederler;”Bilim ile mutabık olan dinle de mutabıktır.İnsan aklının almadığını din kabul etmemelidir.Bilim ve din birlikte yürür,herhangi bir din bilime karşı ise o gerçek değildir.” http://tr.wikipedia.org/wiki/Kategor...lozoflar%C4%B1 İslam filozoflarının dünya üzerindeki geçmiş bilgi ve birikimleri kullanarak geliştirip ortaya koydukları eserler ve bundan tüm dünyanın yararlanmasının nedeni nedir acaba ?Hangi insaf sahibi bu gerçeğe küfredebilir ? Bir kaç kişi hariç *:wink: Bhagavad Gita bilim ve bilginin önemini şu şekilde ifade eder:”Hislerini yenen bilgi ve ilimden razı olan kimse,bir kayanın üzerinde sımsıkı duran bir kimsedir.” Gita;”Merhametli Mevla’mız,diyor,hakikaten size yanılmaz,en derin bir sır söyleyeyim.Siz bilgi ve ilim ile belli surette bağlanınca karanlıktan kurtulacaksınız.” İnsan ta ezelden beri Yaradan’ı bilmek ve yaratılış sırrını çözebilmek için çaba sarf etmiştir.Ölümün korkusu onu büyük ölçüde kovalamıştır.Yaradılışından itibaren onun en büyük esrarı,şu soruların cevabını bulmak için onu zorladı.Ben kimim?Nereden geldim?Nereye gidiyorum?.. Şüphesiz ki,insanlar bu sorular karşısında hayret duymuş,hayret duyuyor ve hayret duyacak,çünkü bilmek istediği şey bu yaradılış onu mutlak bir yokluğa mı,yoksa bir ölümsüzlüğe mi götürüyor.İnsanı tatmin eder bir şekilde bu soruların cevabını yalnız din verebilir.Bilim bu sorulara hiç yönelmemiş,bu soruları cevaplandırmaya da çalışmamıştır. |
Re: Din ile bilimin bagdasmazligi
“İnsan pek mecnundur. Bir sinek kurdunu nasıl yaratacağını bilmez, ama gider düzineyle Tanrı yaratır.” (Montaigne)
|
Re: Din ile bilimin bagdasmazligi
Soru 3: Dinsel bağnazlıkta tehlikeli olan nedir?
Din ideolojik yanıyla totaliterdir; düşünce, araştırma ve tartışma özgürlüğüne dayanan, duraksama ve kuşku içeren bilime hoşgörüyle bakmaz. Bilimsel anlayışın yaygınlık kazanması, teolojik otoritenin giderek yok olması demektir. Öyle bir gelişmeye izin verilemez, elbet. Teoloji ile bilim arasında gözden kaçmayan başlıca fark teolojinin dogmalara bağlılığında, bilimin eleştiri ve kuşkuya yer vermesinde kendini gösterir. Teologlar için kutsal kitapta yer alan öğretiler her türlü kuşku ötesinde mutlak doğrulardır; eleştirilemez. Oysa bilimde kuşku veya eleştiriye kapalı hiçbir doğru yoktur; gözlem ya da deney sonuçlarıyla ters düşen hiçbir sava, nereden ya da kimden kaynaklanırsa kaynaklansın, geçerlik tanınmaz. Teologların gözleme dayanan, kuşku ve eleştiriye açık bilime tepkileri doğaldır; kutsal öğretilerin ne ussal eleştiriye, ne olgusal yoklanmaya dayanma gücü vardır. Engizisyon özgür arayışa duyulan korkunun ürünüdür. Son dörtyüz yıl boyunca bilimin hem kuramsal alanda, hem teknolojide sergilediği göz kamaştırıcı başarılar karşısında teoloji önemli ölçüde geri çekilme, dahası bilime katlanma görünümüne girmiştir. Teologların durumu kurtarmak için kutsal kitabın bilimsel sonuçlarla çelişen öğretilerini sözsel anlamları dışında mecaz ve alegorilere başvurarak yorumlama yoluna gittiklerini görmekteyiz. Oysa geçmişte (17. yüzyılın ortalarına gelinceye dek) kilisenin bilim adamlarını engizisyon terörü altında tuttuğu iyi bilinmektedir. Aslında dinsel bağnazlık ya da ideolojik fanatizm günümüzde bile hemen her ülke için kaygı konusudur. Ne var ki, düşünce ve inanç özgürlüğü geleneğini kurmuş açık toplumlarda, ne türden olursa olsun bağnazlığın etki alanı sınırlıdır; kuracağı egemenlik yüzeysel ve geçici olmaktan ileri geçmez. Tehlike hümanist gelenekten yoksun, tartışma ve eleştiriye kapalı tekdüze toplumlar için büyüktür. Hıristiyan fanatizminin Batı dünyasında ortaçağ egemenliğine dönmesi uzak bir olasılık bile değildir. Kaldı ki, Hıristiyanlık kökeninde devlet egemenliğine değil, kişisel inanca dayanan bir dindir. Kilisenin kurumsal egemenliği sonraki bir olaydır; Hıristiyanlığın özüne aykırı bir gelişmedir. Oysa İslamiyet devlet egemenliğini içeren totaliter bir dindir. İslamiyetin egemen olduğu toplumların tarihsel yaşantısı, özellikle son bin yıl içinde, belli kalıplar içinde donuk kalmış, yeni deneyimlere, özgür ve yaratıcı etkinliklere açılma olanağı bulamamıştır. Nitekim günümüzde hiçbir İslam ülkesinin gerçek anlamda bilim, sanat ve siyasal özgürlükleri benimsediği, açık toplum düzenini gerçekleştirdiği söylenemez. Alinti: Alinti: Evrim kurami ve Bagnazlik - Prof. Dr. Cemal YILDIRIM |
Re: Din ile bilimin bagdasmazligi
Sevgili sosyalist; Sevgili Spartaküs'ün yazılarında var olan kavanoz kapak ilişkilerini takip et.İdeolojik konularda Din'in nasıl yeni bir boya olup eski kavanoza yeni boyanmış kapak olduğunu,dolayısı ile Din'in mi kullandığını veya kullanıldığını anlayabilirsin. Sevgili Frodo; Montaigne için şunu söyleyebilirim ancak :Ağzı olan konuşuyor Neden mi ?Exclusive in açtığı "http://www.turandursun.com/modules.php?name=Forums&file=viewtopic&t=4597" bu başlıkta ki soruya Socrates Descartes olsa bile cevap verilememişken Montaigne olsan kaç yazar be dostum.Deniz kızı görmeye benzemiyor,o hayal bu gerçek. Dünyada gözümüzün önünde olan bu gerçeğe doyurucu bir cevap önce,sonra konuşmak kolay :) |
Re: Din ile bilimin bagdasmazligi
Yani insan aklının bir ürününü "din"i,kavram olarak değil de "kendinde
bir şey" olarak almak ve sonra bak ne kadar çok inananı var, işte isbatı demek mi? Bu mu yani ? Ben denizkızlarını görmeyi tercih ederim. :lol: |
Re: Din ile bilimin bagdasmazligi
İyi Sen bilin dostum * Gerçekler acı imiş biberde öyle *:lol: |
Re: Din ile bilimin bagdasmazligi
Psiko hocam buyurmuş;
Bilim ve Din,bu iki yüce güç İNSAN'ın içsel ve entelektüel varlığına etki etmesi sebebiyledir ki;hakiki medeniyet alanında insanın gelişebilmesi,bu her iki kuvvetin birlik içinde olması ile mümkün olur.İnsan bunların her ikisine de muhtaçtır.Birçok bilim adamları din ve bilimin birbirlerini tamamlayıcı olduklarını kabul etmişler ve bu düşünceye karşı olanların olaya insaf gözü ile bakmadıklarını ileri sürmüşlerdir. Hocam bilim, insanın, homonoidlerin ilk basit aletleri yapmasından başlayan 2.500.000 yıllık (yaklaşık) süre içerisinde insanın kültüründe hemen hemen hiç gelişme olmadığını söylüyor.Yani ne entellektüel bir gelişmeye işaret eden bir yenilik, ne de alet tekniğinde gelişmeye tanık olamıyoruz.Bu süre içerisinde din,ya da onun ve kainatın yaratıcısı kapsama alanı dışında mıydı? Yoksa yaratıcı onların kendi halinde evrilip toprağa yerleşmesini,kol ve "akıl"işgücünün ayrılmasını mı bekliyordu? Tüm haşmetiyle arz-ı endam eylemek için ? * edit:bu yazıyı astıktan sonra verdiğim tarihler beni rahatsız etti.Konu ile ilgili kaynaklara tekrar göz atma ihtiyacı hissettim.Oldovan teknolojisi denilen ilk ilkel aletlerden Aşoliyen teknolojisine geçişe kadar olan durgunluk 1.200.000 yıl görünüyor 2,5 milyon epey abartılı olmuş,özür. |
Re: Din ile bilimin bagdasmazligi
Alıntı:
Din kullanilandir. Din egemen sinifin sermayesidir. Din (bana gore din hakkindaki en guzel aciklamasiyla) "Bir afyondur". Ama dinin ideolojik yanida vardir.Nihayetinde din,Kendi dogrularina dayali bir dunya gorusu vardir,ve bunu uygulama egilmindedirler.(Elbetteki Dinin egemen sinifin sermayesi olugunu da unutmamak gerekir) Kilisenin matbayi yillardir kilit altinda tutmasinin sebebi, toplum uzerindeki egemenligini yitirme ve yok olma korkusundan geliyordu.Egemen sinif ise Din gibi mukemmel bir sermayenin yok olmasindan korkuyordu. (Bilim ile din arasindaki asil savas bundan kaynaklanmiyormu?) Bilimin gelismesi Dinin varligina buyuk bir tehdittir.Bilim dogmlari kabul etmeyecek.Egemen sinif din gibi guzel bir sermayeyi,uyusturucuyu yitirmek istemeyecek.(Sozde cagdas emperyalist ulkeler,(aralarinda Turkiyeninde oldugu) insan klonlanmasina arsi gelmemisler miydi?) Bilim ile din asla uyum icine giremezler.Birbirlerinin varligina terstir. Birbirleri ile ters orantili degisirler. Bilim dogayi anlamaya calisma cabasi icindedir.Din zaten dogayi anlamistir,Ona gore yasama,toplumlari ona gore sekillendirme egilimindedir. |
Re: Din ile bilimin bagdasmazligi
Sevgili psikokemoterapi,
Din ile bilimi bağdaştırmaya çalışmak bence eşyanın tabiatına aykırı. Çünkü ikisi farklı alanlar. Biri maddeyi temel alıyor. Biri de maneviyatı temel alıyor. Yani bir somuttur. Diğeri soyuttur. Bu ne demektir. Birbirine zıt iki kutbun birbiriyle bağdaşması demektir. Bunların da bağdaşması mümkün değildir. Böyle değerlendirmek gerekir. Din diyor ki dünya allah tarafından altı günde yaratılmıştır. Bunun tartışılması bile yapılmaz. Ama bilim böyle düşünmüyor. *Bir kere bilim maddeyi temel alıyor. Araştırma, inceleme, gözlem ve deneyler sonucunda bilinmeyenleri açığa çıkarıyor. Senin de verdiğin örneklerde görüldüğü gibi tarih boyunca din ile bilim hep çatışmaya girmiştir. Girmesi de doğaldı. Çünkü bilim tanrının işine müdahele etmeye başlamıştır. Tanrıya göre dünyanın ne olduğu bilinmezken bilim kalkmış dünya yuvarlaktır demiş. Dünya dönüyor demiş. İnsan evrimleşmiştir demiştir. Tüm bunları ortaya atıp ispatlamak demek tanrıyı yalancı çıkarmak demekti. Çünkü tanrıya göre böyle değildi. İşte geçmişten günümüze kadar sürekli din ile bilim çatışmıştır. Tabi bunun dışındaki diğer bir etmen de din her zaman egemenlerin elinde hep bir sömürü aracı olarak kullanılmıştır. Bilimin dine müdahelesi hep bu anlayış temelinde değerlendirilmiştir. Egemenler hep bilimle mücadele etme gereği duymuşlar. Bilim adamları hep bunlar tarafından ezilmeye çalışılmıştır. Bunları zaten hepimiz biliyoruz. Bu değerlendirmeden hareketle şuna gelmek istiyorum. Hep ruhani boşluktan bahsedilir. Bu ruhani boşluğun dinle doldurulması gerektiği savunulur. Yani din en az bilim kadar insan için önemlidir. İşte ben buna karşı çıkıyorum. Bu boşluğu dinle doldurmak biz insanların zayıflığından başka bir şey değildir. Kendimize bir kere güvenemiyoruz, kendi gücümüze inanamıyoruz. İşte bu güvensizlik ve gücümüzü farketmeme bizi dine yöneltmiş. Kendimizi teselli etmeye çalışıyoruz. Ulaşamadığımız egolarımızı bu dinle tatmin etmeye çalışıyoruz. Biz zanediyoruz ki içimizdeki güzellikleri din yoluyla açığa çıkarıyoruz. Aslında dinle hiç bir ilşkisi yok. Eğer ilişkisi olsaydı insanlık olarak zaten bu durumda olamazdık. Bence dinlerin insanlığın sorunlarına çözüm olamadığı ispatlanmıştır. Bu ispata rağmen halen kendimizi dine mahkum ediyorsak demek ki bir yerde yanlış yapıyoruz. İşte bu yanlışımızı nedense görmek istemiyoruz. Ben diyorum ki allah sevgisi yerine insan sevgisini koyalım. Bu daha somut olmaz mı. Kabemiz allah olacağına insan olsun. Korku yerine sevgiyi yerleştirirsek daha mantıklı olmaz mı? Allah korkusunun şimdiye kadar insanlığa ne katkısı olmuştur. Bu ruhani boyuta cennet cehennem yerine aşk, sevgi, dürüstlük, kardeşlik gibi duyguları yerleştirirsek ne kaybımız olur. Bunlarla bu ruhani boşluğu dolduramaz mıyız? Sevgili Psiko, Ölüm bir tabiat kanunu. Bunu kabullenmekten başka çaremiz yok. İşte en zayıf noktamız. Zaafımız. İşte bizleri dine yönelten en önemli etken. Ölümsüzlük isteği. Bunuda sağlayan din. İşte o kadar garibiz ki bunun uğruna bu dünyadaki yaşamımızı değil de ne olduğu belirsiz bir yaşam uğruna kendimizi sınırlamış olmuyor muyuz? Önemli olan somuta indirgenmiş bir yaşam mı yoksa soyuta indirgenmiş bir yaşam mı. İşte bu sorunun yanıtı çok önemli. İşte ben bu dünya diyorum. Bu dünyanın merkezinde biz insanlar varız. İnsan olarak bu yaşadığımız dünyayı yaşanılır hale getirme çabamız olmalı. Buna yoğunlaşmalıyız. İlk önce aslı görevimiz bu olmalı. Bunu sağlayacak olan da insan aklıdır. Yani bilimdir. Her türlü olumsuzluğa rağmen insanlık olarak bu günlere geldiysek bu dinin eseri değildir. Bu bilimin eseridir. Bu gerçeği görmekte yarar vardır. Ben insanlık olarak kurtuluşumuzun eğitim ve bilimden geçtiğine inanıyorum. Zaten dinler ne kadar da bu gerçeği kabullenmeseler dahi bu aslında tüm ağırlığıyla artık biz insanlara dayattığını düşünüyorum. İnsanlığın gidişatı bu yöndedir. Bunu kimse engelleyemez. Bizim yapmamız gereken bu süreci engellemek değil bu sürece katkıda bulunmaktır. Ben bir insan olarak otuz yıldır inançsız yaşamaktayım. Çünkü ben allah yerine insanı koydum. Sen nasıl allaha inanıp gereğini yapıyorsan ben de insana inanıp onun gereğini yapıyorum. Sen allah adına yapıyorsun ben ise insan adına yapıyorum. Aramızdaki fark budur. Yanlız sen bunları yaparken bir beklenti temelinde yapıyorsun. Ben ise hiç bir beklentim olmadan bunları yapıyorum. İşte bu da birbirimizden ayrıldığımız nokta. Allah diyor ki ben sizi yarattım. Bana bunun karşılığını verin diyor. Sen de diyorsun ki tamam ben yapacağım ama sen de karşılığında bana cennet ver diyorsun. Yani bir çıkar ilşkisi var. Biz ateistlerin işte böyle bir sorunu yok. İnsan sevgimizin temelinde bir çıkar söz konusu değil. Çünkü biz ölüm ötesine inanmıyoruz. Biz bu dünyadaki yaşamı temel aldığımız için benim mutluluğum kadar diğer insanların da mutluluğu önem arzediyor. Sonuç olarak bana göre en büyük dostumuz allah değil bilimdir. Çünkü pratiğe baktığımızda bunu net olarak görüyoruz. Bilimde ise insanın kendine güvenini ve *gücünü görüyorum. İyi ki bilim var diyorum. Onun içindir ki Büyük Önderin de dediği gibi: ''Yaşamda en gerçek yol gösterici bilimdir.'' diyorum. Sevgilerimle... Not: Sevgili Sparta'yı bile geçmişim. Okuyabileceklere kolay gelsin... :) |
Re: Din ile bilimin bagdasmazligi
Sen nasıl allaha inanıp gereğini yapıyorsan ben de insana inanıp onun gereğini yapıyorum. Sen allah adına yapıyorsun ben ise insan adına yapıyorum. Aramızdaki fark budur. Yanlız sen bunları yaparken bir beklenti temelinde yapıyorsun. Ben ise hiç bir beklentim olmadan bunları yapıyorum. İşte bu da birbirimizden ayrıldığımız nokta. Allah diyor ki ben sizi yarattım. Bana bunun karşılığını verin diyor. Sen de diyorsun ki tamam ben yapacağım ama sen de karşılığında bana cennet ver diyorsun. Yani bir çıkar ilşkisi var. Ezkamo
Kime söylendiği değil ne söylendiği önemli ve içerik harika, bu kadar özlü bir şekilde bu ayırım ortaya konulamazdı.. Sen allah adına yapıyorsun ben ise insan adına yapıyorum. Aramızdaki fark budur. Yanlız sen bunları yaparken bir beklenti temelinde yapıyorsun. Ben ise hiç bir beklentim olmadan bunları yapıyorum. Tek kelime ile herkesin okuması greken bir yazı. Her daim olduğu gibi yine takdir ettim sözlerini *Ezkamo hocam. |
Re: Din ile bilimin bagdasmazligi
sOdomo amcam*-yokvalla ..ilk defa sana itiraz yapıyom..
deil..yukarda yazdıın gimi deil..bak geçenin bu sahatinde uykum kaçtı..(bir iki sigara yaktımm..doru deil diye böle parattez içi yazdım..hanı ffilimlerde sigaraya gölge yapıyolarya..)aradada indernete takılıyom filece..işte gene siteye girdim seni okudum..bak* Sen allah adına yapıyorsun ben ise insan adına yapıyorum. Aramızdaki fark budur. Yanlız sen bunları yaparken bir beklenti temelinde yapıyorsun. Ben ise hiç bir beklentim olmadan bunları yapıyorum. diye yazmışın ..bu doru deil.. Sen de diyorsun ki tamam ben yapacağım ama sen de karşılığında bana cennet ver diyorsun. Yani bir çıkar ilşkisi var. yok amcam be doru deil bu.. bak enazından senin için doru deil.. Aldostu amcam için doru deil.. PsiKO abim için doru deil. garip için doru deil.. biz bişeyi *mesela cenneti bize vercei için ALLAHa inanmıyoz hocam.. bi mefaat beklemiyoz.. Hanı bizimkisi AŞKtı amcam.. sen aşkı terkmi ettin sODOmo amcam.. edemessin..etmedin.. kusura kalma..doru yazmadın bu sefer.. oğlun cEmAL. ALLAHı sadece aşkla seven garip..h,çbimefaat beklemeden sevennerden. eski Sodomo amcamında olduu guruptan garip cEmaL..(üzdün garibi.. :cry: ) |
Re: Din ile bilimin bagdasmazligi
Guzel ceMaL'im
* Ask sevgi demektir. sende, Aldostun'da, Psiko abinde, daha bircoklarinda, *insanlik sevgisi var. Bunu goremeyen kordur. Bence karistiriyorsun esas manasini sendeki askin. * *Allah'in var olmadigi ispatlanirsa, farkedecek mi sendeki bu ask? Zannetmiyorum. |
Re: Din ile bilimin bagdasmazligi
Sevgili Frodo; Seneler evvel bir arkadaşımız,bir hatayı iki kere üstüste yapmıştı.Birazda vahimce bir hata idi.Temizlik işlerini yapan Sivas'lı arife bir ablamız vardı. Biz oturmuş kara kara ne yapabiliriz diye düşünürken ansızın arife ablamız "gusura galmayın amma" dedi arkadaşımıza "eşşek eşeğiken çamura bi kere düşer " Sevgili uzmanım frodom "İnsani olan her şey kabulüm" uzmanım. Felfeseden anlamam ama bi bakalım ne neymiş.Buyurmuşun ki insan oğlu uydurması e şimdi dine inananlar insanoğluda sen veya başka arkadaşlar değişik bir tür müsünüz ? Uydurma denilen olgu insandan sadır oluyorsa sen veya diğer arkadaşların da bu önermenin içinde kaldığı açık değil mi ? Yok ıııı biz uydurmayız diyorsan onu da ben bilemem. Şimdi arife ablamızın sözüne bakalım.Bu insanoğlu birinin uydurduğu çamura bi kere düştü eyvallah eh be kardeşim iki,üç,dört,beş oldumu ya ?Koca Einstein TESADÜF yoktur deyo Montaigne amuca gonuşuyo ne edek.Montaigne amuca denemeler de doğruyu buldu demek ki :) Sorduk bilimi kim yapar yandaşları kim Dini kim yaşar yandaşları kim Cevap yok,ama imza var uzmanım frodom :) İNSAN İNSAN Sevgili Ezkamo "Birini çok sevmek veya birinden nefret etmek sizi ADALET duygularından alıkoymasın " (Bir sistem kurulurken işlenen cinayetlere dikkat etmek gerekmez mi ?Topal Osman misali)İşte yırtındığım hanım-halayık olgusu bu,düşünün lütfen biraz. "Ben diyorum ki allah sevgisi yerine insan sevgisini koyalım. Bu daha somut olmaz mı. Kabemiz allah olacağına insan olsun. Korku yerine sevgiyi yerleştirirsek daha mantıklı olmaz mı? Allah korkusunun şimdiye kadar insanlığa ne katkısı olmuştur. Bu ruhani boyuta cennet cehennem yerine aşk, sevgi, dürüstlük, kardeşlik gibi duyguları yerleştirirsek ne kaybımız olur. Bunlarla bu ruhani boşluğu dolduramaz mıyız?" "Cennet cennet dedikleri bir kaç peri bir kaç huri isteyene ver anları bana SENİ gerek SENİ" Cennet veya cehennem konusunda kimin ne söylediği beni bağlamaz.50 yaşıma girdim ölüme yakınım ama hiç aklıma gelmedi yahu cennete mi cehennememi gideceğim diye.Yaptıklarımı sevgili Spartaküs'ün ifade ettiği şeyler yüzünden yaptım.İyiliği,sevgi için yaptım cennet için değil. Yapmam gerektiği için yaptım birileri söylediği için değil yani. Kimin neye nasıl baktığı kendini ilgilendiren bir konu sanırım.Beni sitede psiko yapan şeyi bende biliyorum sizlerde.Seninle defalarca konuştuk senin inançsız olman beni hiç ilgilendirmedi benimde inançlı olmam seni ilgilendirmedi.Önemli olan İNSANDI.Demokratik olma konusunda anlaşamadık yanlış mı ?Demokratik olma belli bir kesimi değil yaftası ne olursa olsun İNSANI kucaklayan olması gerekmez miydi ? En iyi sen ŞAHİTSİN Kİ !!! (Artık bilemediğim için !! koydum)burada yönetici seçilmem cennet cehennem kavramlarından değil,İNSAN kavramına önem vermemdendi.Yanılıyor muyum ? İnsan din olgusunu yaşayansa,İnsan bilimi yapansa kendine çelişemez dedim. Nedenlerini de yukarıda sıraladım. Sen ki 25 yıl öğretmenlik yapmış birisi değil misin sevgili hocam ?Aha bu idi soru nereden çıktı şimdi sen cehennemden korktuğundan inanıyorsun gibi,beni benim adıma irdelemek ? Sanırım sana düşen Bilim ve Din'in kendi özüne bakıp İNSAN kavgalarından uzak çelişip çelişmediklerine bakmak. :) Burada banladıkların veya üyeliğine son verdiklerin din değil İNSANLAR ne dersin ? İnsanlar kavga eder,kapışır,birbirine yalan söyler,birbirinin hakkını yer,iki yüzlülük yapar,dedikodu yapar,yapar da yapar yani.Artık şu özel kişiliklerle tüzel kişilikleri birbirine karıştırmaktan vazgeçsek nasıl olur ? Sınırları aşan,taşan,çamura düşen İNSANDIR İNSAN. Bunun nedenlerini arayıp bulmak lazım sanırım.Avusturyada ki bir baltanın damadına kızıma tecavüz edebilirsin demesini burada sayfalarca işlemekle oluyorsa çözüm,kara lahanaya devam edelim sabah,öğlen ve akşam. İyi bir dr önce teşhisi koymalı değil mi ,sonra tahliller ve tetkikler ve daha sonrada,İNSANI ilaç verip iyileştirmeli değil mi. Şahsımın bu hastalığa cevabı belli.Savaş ekonomisine harcanan paraların insanlığa harcanabilmesi için kavga ve gürültüden uzak durmak yani BARIŞ.Eğitimin tüm insanlara eşit götürülmesi ilkesinin benimsenmesi haydi tüm çocuklar okula denmesi ve iyi bir eğitim verilmesi.Kadınların erkeklerle aynı sosyal statüye yasalarda kalan değil gerçekleşen,uygulamadaki eşitliği, her türlü yani,DİN ve BİLİM de dahil ÖNYARGILARDAN uzak gerçeğin hakaretler edilmeden aranması "Hayatta en hakiki mürşit ilimdir" eyvallahda,ön koşul mudur ?Buna da bir örnek vermiştim.Tüm dünyada ki hükümetleri yönetenler,bürokratlar en iyi üniversitelerden mezunlar da neden hala dünya pislik içinde diye.Yani salt pozitif eğitim bu konuyu sağlayabiliyor mu ? Görüldüğü gibi sağlamıyor.Yukarıdaki izah ettiğimiz durumdan içsel güzelliğin ortaya çıkacağı AHLAKİ olguların okulu nerede ?hangi bilim buna çare bulacak ? Burada aranması gerekenler ve bunlara çare olacak şeylerin konuşulması mı gerek yoksa birinin cinayetleri ele alınırken öteki cinayetleri görmemezden gelme çabaları mı olması gerek bunu artık size bırakıyorum. Dünya SÖZ den bıktı İŞ istiyor,ÖRNEK istiyor zannımca.Ne dersin hocam ? Konsültasyonda ki anlaşmazlıklar yüzünden hasta(İNSAN) ölüyor hocam ölüyor. Sevgilerimle. |
Re: Din ile bilimin bagdasmazligi
Açıkca bu gün bir gerçek vardır, bilim hamallıkta materyalisttir sunumda ise idealist. Çünkü yüzyıllardır egemen olan felsefe, bireyci ve metafizik kurgular üzerinden egemen olmuş hakim olan bir anlayıştır. Vitrin bu hakim anlayışın vitrini, felsefe(ki dinde bunun bir parçasıdır) ise bu hakim anlayışın ifadesinde hayat buluyor. Hazırı bulamayan, nesnele ve gerçeğe dayalı felsefe ise, nerede başını gösterse, ifadesini baskı ve zorla hakim anlayışın hışmı altında vermek zorunda kalıyor. Galileo hapsediliyor, Bruno yakılıyor.... Bilim ayrılmaz parçası olan gerçekci felsefeden böyle ağır bedeller ödetilerek kopartılıyor, artık kaybedenin tarihini kazananın ve gittikçe birbirine uzaklaşanyazdığı gibi, bilimi yazmakta kendisi ile birlikte ve bağdaşık yürümeyen, kendisini de dışlayan felsefeye bırakıyor. Bilim felsefelerinde ideolojik kullanımı gibi, ideolojik kullanımlara kurban edilmeye çalışılıyor. Bilimin bulduğu her şeyde, kendi statükoları için bir çıkar bekleyen kesimler, 4 gözle bilimin ortaya çıkartacağı şeylerde bizim menfaatimiz ne olacak dürtüsü ile yaşıyor. Buna en iyi, çarpıtmalarda sorumsuzca sınır tanımamazlık olarak ortaya çıkan kahramanımız H.Yahya örnek verilebilir.
Sorunun en temel kaynağıdır burası, bilim insanın korkularınında yaşam kaynağınında gerçeği olan nesnele dökülen alınteridir, bir sığıntı değildir, bilimin dibi yoktur, ama malesef ifadesi ise, bilimin dili ise felsefenin ta kendisidir. Kaldı ki, bir felsefe nesnele değil, öznel ile başlayıp salt öznel ile bitiyor ise, bilimin hammalığı o felsefe için boşu boşuna harcanmış bir emektir, bastırılması gerekir. Bağdaşmayan bilim ile din değil, temelinde bağdaşmayan nesnel gerçekler ile, ona çıkar ve menfaatler üzerinden giydirilmiş öznel kurgular sistematiğidir. Bu sistematik yöntemi metafizik(fizik ötesi, bilim dışı)idealizmdir ve dünyayı, hayatı, insanı, canlıyı, cansızı, göğü, yıldızı, suyu, denizi, aşı-ekmeği, toprağı metafizik ile, gözleri gerçeğe değil, kendi içine doğru kuyulaşan öznelin, dibine doğru kullanır. Bilim yağmurun nedenleri peşinde koşmak zorunda iken, bilim dışı metafizik yöntem, onu yağdıran tanrı ile açıklar, tüm insan edinimini, bu tanrıya bağlar, bu edinimde yağmurun neden yağdığı sorusu ve araştırılmasıda vardır ve tanrıya bağlanması ile bu edinim çabasıda anlamsızlaştırılır. Hatta anti nesnellikte o kadar ileri giderki bu felsefe, nesnel olanlarında salt bir kurgu olduğu noktasından, gerçeğe son darbeyi vurmuş olur. Bilimin hamallığı ise böylesi aşırı subjectifist bir yöntemin hakim anlayışının vitrininde 7 başlı deve dönüştürülür. Aslı, Bilim nesnelin bir öznesi, felsefe ise bu öznenin anlamı ve dilidir.... Bilim toplumların sosyal yaşamı olduğu gibi, onların kültürel gelişimi, felsefesi ve tarihinide inceler. Bilim metafiziğin dışındadır ama metafizik bilimin dışına çıkamaz, onu aşamaz, en nihayetinde bir insan edinimi olmakla oda nesnel bir yerde, insanda hayat bulur. Metafizik kendi içinde sırf öznellikte-kurguda bir tutarlılık sergilerken, nesnel karşısında dayanksızlığı ile bilimle zıtlaşır ve böylelikle bilimin alanına girmiş olur. Fizik bir bilim alanı ise, metafizikde, sosyal bilimler açısından bilimin alanına girer. Saraylar taştan, topraktan, köleler kandan ve etten ise, emek alınteri sarfediyorsa, bilim taşı ve toprağı, kanı ve insanı incelemekle çoktan kazmasını kurgu ve metafizik, karanlık ve acımasız güçler üzerine kurulmuş sarayın sütun taşlarına vurmuş demektir. Bu aynı zamanda insanların kendi korkularınada bir darbedir.... Gerçek budur.... İnsanlar, daha iyi bir yaşam peşinde koşarlarken, kışları sıcak yerlere, yazları ise, sulu ve kurak olmayan, yani hayatın varlığının esas koşulu olan olanaklara doğru göçüyorlardı. Yaşam korkusu, açlık korkusu, zayıflık korkusu ve gıdaya olan zaafiyet, bu şekilde bertaraf ediliyordu. Demek ki korkuların ana kaynağı nesnel olgulardır ve insan korkularını kendi iç korkusularından, masal kahramanları yazarak ve ejderhalar ile savaşı! o kahramanlara bırakarak kurtulamazdı. Bu nedenledirki tüm dinsel mitlerde canavarlar, devler ile savaşan aslan çoban, peygamber vs ler vardır, omuzlar sıvanmakta, kafalar okşanmaktadır! Oysa, veba yine can aldı, deprem, su baskınları, taşkınlar yine can aldı, korkulara bulunan dipli kuyu ve sığıntılar bu sefer geriin geri dönerek korkuların asıl kahramanı oldular, çünkü gerçek karşısında yenilmişlerdi ve insanlar artık korkmaktan çok korku üretir hale geliyordu. ve sonraları doğa yetmiyormuş gibi, insanlar birbirlerinin canını, 3-5 dönüm bağ ve bostan, tarla, mal ve mülk için tanrılarında inayeti ile alır oldu. Hiç durmadan bu dünyada üzülmeyin, öldüğünüzde sonsuz cennete ulaşacaksınız diye kan ve ter içinde üreten, kelle koltukta savaşanları potaya alırlarken, kendileri krallar, din adamları(felsefeciler), efendileri vs ile saraylarda, ihtişamlı okullarda ruh mutluluğu üzerine stajlar yapıyorlardı. Polyanna erken dönemde ilk kez dirilmişti. Uzun yazmakta rekor kırmak bende ise, burada kısa keseyim, bilim ile din farklı şeylerdir, türdeş değillerdir ve bu durum iyi aydınlanmak zorundadır. Onların bağdaştığı yada daha mantıklı ifade ile buluştuğu yer ise insan ve toplumların nesnelliğinde, insan öznesidir. Bir diğer gerçek de budur ve tahlil ve tespitler bir dairenin merkezinden dışına doğru açılan ve gittikçe birbirine uzaklaşan kolların sonsuza kadar ayrı gittiği yerden değil, aksine o kollardan merkeze doğru gelerek olacaktır. İşte felsefe tüm insan edinimlerine açılan kollardan değil, açılmış kollardan merkeze doğru indiğinde kendi anlamına ulaşacaktır. Kollardan merkeze gelmektense, salt bir kolu temel sayıp gittiği açıya doğru diğerlerinden birleşmemecesine ayrışarak kendi doğrusuna ilerlemek, bağnazlığın temelidir. Bir materyalist dahi böyle yaklaşır ise, nesnel olan insana bakışda idealizme hapsolur, kendi gerçeğini kabullenirken, diğerlerininde gerçeğinin merkez noktasının aynı olduğunu görmeyerek kurgulara hapsolur, tahlil yapamaz. Özne ise o merkezin ve o kolların başlangıcının ta kendisi olan insandır, gidiş ondan ayrışmış kollara değil, ona bütünlüğünce dönüş olmak zorundadır. |
Re: Din ile bilimin bagdasmazligi
Psiko hocam:
* * * * *Seni kafası karışık gördüm: :lol: * * * * * Uydurma denilen olgu insandan sadır oluyorsa sen veya diğer arkadaşların da bu önermenin içinde kaldığı açık değil mi ? demişsin?!?!? Yani ben ve arkadaşlarım insansa ve din de insan uydurması ise ben ve arkadaşlarım da bu uydurmanın parçasıdırlar mı demek istediğin??? * * * * * Yok hocam.Biz homosapiens torunlarıyız siz ise adem ve havvanın :lol: *:lol: *:lol: Dolayısı ile bizi bağlamıyor... * * * * * Einstein'ın "tanrı zar atmaz"isyanı kuantum fiziğindeki belirsizlik önermesine karşı çıkıştır.Tesadüflere inanmaz oluşu yaratılış efsanelerinin senaryosuna inanır demek değildir.Kaldı ki bilim olasılık der tesadüf değil.Bu, dünyamızda canlının ortaya çıkmasının koşullarının (veya benzerlerini veya tamamen farklı temellerde) evrenin herhangi bir yerinde görünebilir olması olasılığıdır.Sınırlarını bilmediğimiz bir evrenden bahsediyoruz.İnsan merkezli bakmayı bırakmak gerekiyor artık. * * * * * Bu konuda neutrino'nun açtığı topice göz atmak ne demek istediğimi anlaşılır kılabilir. * http://www.turandursun.com/modules.p...ewtopic&t=4622 |
Re: Din ile bilimin bagdasmazligi
Sevgili dostum psikokemoterapi,
* *Senin icinde bulundugun duygularin sebebi, bir baska varlik degil ise, neden ihtiyac olsun boyle birine. Nitekim, insanligin varolusundan beri, bir tanri anlayisinin olmasi, soruna cevap getirmemis, hatta insanligi birbirine dusurmustur. Sevgi iceren dini anlayisin cozum getirecegini zannetmiyorum. Her din ayni iddiayi yaptigi halde, basaramiyor. Gunumuzde hristiyanlik da ayni anlayista oldugunu soyluyor, 2000 senedir guclulerin elinde silah olmaktan kurtulamamistir. Ezkamo'nun gorusune katiliyorum, kendine guven, egitim ve bilgiyle insanlik bir yere varabilir. Insanlarin davar gibi gudulmesine acik her ideolojiye karsiyim. * Insanin kendini tanimasi, digerlerini de anlamasinin tek yolu oldugui kanaatindeyim. |
Re: Din ile bilimin bagdasmazligi
Din, Henüz İnsan Olamamış insanın eksikliğini doldurmak için uydurduğu kavramdır. İnsanlığını tamamlamış İnsan böyle bir kavrama ihtiyaç duymaz, O tek başına yeterlidir, yaratıcıdır, üreticidir. Dışardan görünmeyen bir gücün ne yardımına ne cennetine ihtiyacı vardır. İnsan olan insan bilirki her canlı için ölüm kaçınılmazdır, sonrası bir hayat yoktur. Bu dünyanın insan olan insan için cennet gibi yaşanılması zorunludur, çünkü başka dünya yoktur. Bu dünyayı cennete çevirmek ve elinden geldiğince uzun yaşamak için insan olan insan bilimle uğraşır. Eksik olan insan bu açığını Dinin, Allahın kapatmasını ister, ama nafile...
|
Re: Din ile bilimin bagdasmazligi
Soru 4: Bilimsel devrim teolojiyi nasıl etkiledi?
Teoloji ile bilim çoğu kez aynı kültür çevresinde bile birbirinden kopuk kalan düşünme biçimleridir. Bugün bile teolojiye bağlı pek çok felsefecinin (örneğin, Mortimer Adler ve Jacques Maritain) bilimin ortaya koyduğu tüm gözlemsel veri ve kanıtları görmezlikten gelerek, teolojinin olgulara ters düşen geleneksel öğretilerini doğru saymakta direndiğini görmekteyiz. Bunun çarpıcı bir örneğini Adler evrim kuramı konusunda vermiştir. Adler insanın evrim sürecinin bir ürünü olduğu savının doğru olamayacağını metafiziksel ilkelere dayanarak ispatlayabileceği görüşündedir. Ancak, Adler tezini temellendirirken biyoloji ve paleontoloji alanlarında birikmiş gözlemsel olgulara gözünü kapamakta, a priori doğru saydığı kimi ilkelere dayanmakla kalmaktadır. Din ile bilimin bağdaşmazlığı sorununu aydınlatmak için son birkaç yüzyıllık gelişmelere kısaca değinmek gerekir. Avrupa'da deneysel bilimlerin ortaya çıkışı 16. yüzyılın sonlarında başlar. Daha önce insanların dünyayı anlama çabaları ortaçağ skolastik felsefesi çerçevesinde kalmıştır. Gözlem ve deneye değil, metafiziksel çözümleme yöntemine ağırlık veren teolojik düşünce, bağnazlığın ve kilise egemenliğinin temelini oluşturuyordu. 17. yüzyılda devrimsel atılım içine giren bilim ve matematik alanlarındaki gelişmeler, teolojinin insan düşüncesini hapsettiği dar çemberin kırılmasıyla olanak kazanmıştır. Francis Bacon bu dönüşümün felsefede en etkili öncüsüdür. Bilimin gözlemsel verilere dayalı rasyonel düşünme yöntemi karşısında değişmez dinsel "doğrular" çerçevesinde kalan teoloji, tüm direnmelerine karşın, sarsılmaktan kurtulamaz. Bilimde sarsıcı ilk atılımlar astronomi ve fizik dallarında kendini gösterir. Kopernik, Kepler ve Galileo astronomideki çalışmalarıyla yeni çağı başlatmışlardı. Galileo modern fiziğin öncüsü, aynı zamanda, deneysel sonuçları matematiksel ilişkilere indirgeme yaklaşımıyla bilimsel yöntemin kurucusudur. Descartes, Pascal, Newton, Huygens, Boyle, Leibniz ve Locke 17. yüzyılda gerçekleşen bilimsel devrimin matematik, fizik ve felsefe alanlarındaki büyük öncüleridir. Bilimde Galileo ile başlayan yeni yaklaşım Newton'a ulaştığında bir tür norm niteliği kazanır: evren hareket halindeki maddesel parçacıklardan oluşan kocaman bir makinedir; fiziksel olgular mekanik yasalara bağlıdır ve ancak o yasalara başvurularak açıklanabilir. Newton Principia Mathematica adlı ünlü yapıtında mekaniğin temel yasaları olarak bilinen evrensel ilişkilerin göksel cisimlerin hareketlerinden yerküredeki en basit hareketlere (örneğin, dalından kopan elmanın yere düşmesi) kadar her türlü fiziksel olgunun açıklamasını verdiğini gösterir. Bu anlayış öylesine benimsenir ki, yüzyılımıza gelinceye dek tüm bilimsel çalışmalarda asal bir örnek olarak gözönünde tutulur. Evrenin mekanik anlayışı bugün de yıkılmış değildir. Kimi yetersizliklerine karşın uygulamadaki başarılı sonuçlar Newton mekaniğini ayakta tutmaktadır. Bilim adamlarının, daha güçlü bir kuramın yokluğu karşısında, mekanik anlayışa bağlı kalma yolundaki tutumlarını normal karşılamak gerekir. Bunun dogmatik bir tutuculukla ilgisi yoktur. Dogmatik tutuculuk geleneksel inanç ve öğretiler için sürekli gerileme, dahası bir yıkım olmuştur. Bilimi daha baştan "maddeci" ve "mekanik" diye suçlayarak dışlamaları teologlara saygınlık kazandırmamıştır. Kaynak:EVRİM KURAMI VE BAĞNAZLIK-Prof. Dr. Cemal YILDIRIM |
Re: Din ile bilimin bagdasmazligi
İslamiyet bilim ile bağdaşmaz, bakın gevur ne bilimler yapıyo, izleyin görün. Müslümanlar böle bilimsel araştırma yapıyomu. Yapmıyo. Öyleyse İslamiyet Bilimle Bağdaşmaz...
http://vidsearch.myspace.com/index.c...oID=1299751112 |
Re: Din ile bilimin bagdasmazligi
Sevgili Psikokemoterapi,
Seni irdelediğimi de nerden çıkardın. Ben senin şahsında genel konuşmuştum. Ama sen üzerine almışsın. *Benim burda anlatmak istediğim din olgusuydu. Bunu üzerinize almanıza gerek yoktu. Bu yanlış anlaşılmayı belitmekte yarar görüyorum. Yazının bütününe dikkat edersen burada söz konusu olan ne sen ne de benim. Burada ben bir düşünceyi savunuyorum. Eğer bu temelde değerlendirmiş olsaydın bu sonuca varmazdın. Benim yazımda temel aldığım din ile bilimin bağdaşamayacağı gerçeğiydi. Bunu yeterince açıkladığımı düşünüyorum. Şunu artık her kes kabullenmeli ki din bilimin ilgi alanı değildir. Allahla uğraşmaz. Bilim kendi işine bakar. Ama bakıyoruz dini bilime yamamaya çalışıyorlar. *Bilimi masallarına alet etmeye çalışıyorlar. Dinin buna hakkı yoktur. Din bir dogmadır. Bilimin dogmalarla işi olamaz. Yer sarsılmasın diye dağları koyduk. Yıldızları şeytana atış taneleri yaptık. Göğü bir direk olmaksızın yarattık. İnsanı balçıktan yarattık. Dünyayı altı günde yarattık. Şimseği bile korku ve yıldırma amacıyla kullanan ve dünyanın yuvarlak oluşundan bile haberi olmayan bu dinleri kalkıp da bilimle yan yana düşünmek bilime yapılan en büyük haksızlıktır. Biraz insaflı olmakta yarar vardır. Bakıyoruz bu dogma sürekli bilimi hedef alarak ayakta durmaya çalışmış. Bilim adamlarını ezmeye yok etmeye çalışmış. Baktılar ki olmuyor. Bu seferde bilimi kendi çirkef emellerine alet etmeye çalışıyorlar. İşte karşı çıktığımız nokta budur. İki olgu var. Biri din diğeri de bilim. Bu iki olgunun insan üzerindeki yansımalarını görüyoruz. Ama dikkatini çekmek istediğim bir husus var. Tamam her iki olguda insana mahsus. Biz burada o zaman seninle neyi tartışıyoruz. Geçmişten günümüze insanlar arasındaki bu mücadele doğruya yaklaşma mücadelesi değil mi? Bu mücadelede dinin yanlışlığı görülüp dinin diskalifiye edilmesi değil midir? Bunun içindir ki dinler ikinci plana atılmamış mıdır? Ne zamanki insanlık bu dinlerden yakayı kurtarmışsa gelişmeye başlamamış mıdır? İnsan hakları ve demokrasi mücadelesi bu gün galip gelmemiş midir? Tüm bu gerçekler ortadayken kalkıp da din kalkanına sığınıp bilimide kendine alet etmek iki yüzlülük değil midir? Bu gün ülkeleri bilim adamları yönetmiyor. Eğer bilim adamları yönetmiş olsaydı dünyadaki olumsuzlukların kaynağını onlara bağlardık. Bence yanlış düşünüyorsun. Eğer bu gün bu olumsuzluklar varsa bunun sorumlusu bilim adamları değildir. Bunun sorumlusu insan faktörüdür. İnsan doğası ile ilgili bir olaydır. Sonuç olarak ülkeleri de yönetenler insanlar. Eğer bu insan bilimin buluşunu kendi çirkef çıkarına alet ediyorsa suç bilimin midir? Bilimin hareket noktası evreni kavrayıp bilinmezleri çözüp insanın hizmetine sunması değil midir? Doğanın bizi yok etmeye çalışmasına karşı insanı üstün kılması *mücadelesi değil midir? İnsanın insanca yaşaması mücadelesi değil midir? Tüm bunları ne zaman anlayacağız. Bir bunları düşün. Bir de dini düşün. Din şimdiye kadar insanlığa ne vermiştir. Tek yaptığı bir şey olmuştur. İyi bir sömürü aracı olmuştur. Genel olarak insanlığa kan ve göz yaşından başka bir şey vermemiştir. Dinler tarihine baktığımız zaman bunu net bir şekilde görmüyor muyuz? Biz insanoğlu niye bu kadar nankörüz. Bu gerçekleri niye görmüyoruz? Sırf egolarımızı tatmin etmek için kendimizi masal kahramanlarına ve doğaüstü bir güce sığınmaya yöneltmek acizliğimiz değil midir? Zayıflığımız değil midir? Sırf ego tatmini uğruna dine sığınmak bir insan olarak varlığımızla çelişmek değil midir? Bu sığınak biz insanlara züğürt tesellisinden başka ne kazandırmıştır? İnsanca yaşamak bu mudur? Ben bu dünyada insan olarak özgür ve mutlu bir şekilde yaşamak istiyorum. Benim gibi tüm insanların da buna hakları olduklarını düşünüyorum. Kimseye verilecek bir hesabımız yoktur. Ancak insanlar olarak insani sorumluluğumuzun gereği olarak birbirimize hesap vermemiz gerektiğini düşünüyorum. Bunun içinde yeterince akıl ve mantık ölçülerine sahip olduğumuzu düşünüyorum. Bunları gerçekleştirebilmek için de dine ihtiyacımız yoktur. Tam tersine bilime ihtiyacımız vardır. Söz konusu olan ruhani boşluk ise bilimsel bir eğitimle bu ruhani boşluğumuzu dolduracağımızı düşünüyorum. Felsefe, psikoloji ve sosyoloji bu gereksinmenin bir ürünü değiller mi? Ama eğer insan tüm bu gerçeklere rağmen halen din diyorsa o da onların sorunudur. Tek istediğimiz gölge etmesinler. Başka ihsan istemiyoruz. İster kabul etsinler ister etmesinler insanlık bilim sayesinde bu günlere gelmiştir. Din ise sadece insanlığa ayak bağı olmuştur. Dolayısıyla din ve bilim bağdaşamaz... |
Re: Din ile bilimin bagdasmazligi
Sevgili Psikokemoterapi,
Seni irdelediğimi de nerden çıkardın. Ben senin şahsında genel konuşmuştum. Ama sen üzerine almışsın. Benim burda anlatmak istediğim din olgusuydu. Bunu üzerinize almanıza gerek yoktu. Bu yanlış anlaşılmayı belitmekte yarar görüyorum. Yazının bütününe dikkat edersen burada söz konusu olan ne sen ne de benim. Burada ben bir düşünceyi savunuyorum. Eğer bu temelde değerlendirmiş olsaydın bu sonuca varmazdın." Sevgili Ezkamo yanılmıyorsam türkçe öğretmeni idin."SEN" öznesini kullanmak,içinde benimde bulunduğum inanırları gösteriyorsa,genel konuşmanın "SİZ" veya "İNANANLAR" olması gerekmez miydi ki bende üzerime alınmayayım ?Çünkü en azından benim cennet cehennem kavramları ile ilgimin olmadığını biliyorsun.Yazı benim yazım ve muhatabın da benim. "Benim yazımda temel aldığım din ile bilimin bağdaşamayacağı gerçeğiydi. Bunu yeterince açıkladığımı düşünüyorum. Şunu artık her kes kabullenmeli ki din bilimin ilgi alanı değildir. Allahla uğraşmaz. Bilim kendi işine bakar. Ama bakıyoruz dini bilime yamamaya çalışıyorlar. Bilimi masallarına alet etmeye çalışıyorlar. Dinin buna hakkı yoktur. Din bir dogmadır. Bilimin dogmalarla işi olamaz. Yer sarsılmasın diye dağları koyduk. Yıldızları şeytana atış taneleri yaptık. Göğü bir direk olmaksızın yarattık. İnsanı balçıktan yarattık. Dünyayı altı günde yarattık. Şimseği bile korku ve yıldırma amacıyla kullanan ve dünyanın yuvarlak oluşundan bile haberi olmayan bu dinleri kalkıp da bilimle yan yana düşünmek bilime yapılan en büyük haksızlıktır." Bilim ve Dinin;İnsanların illa kamplaşacağım uygulaması ile bağdaşmayacağı zaten açık.İtirazım yok.Ama bir İNSAN ın iki kolu var değil mi ?Bilimi de insanlar dini de insanlar yaşıyorsa diye bende buraya atıf yaptım.İnsan sağ kolumu veya sol kolumu istemiyorum derse tek kolla ne yapabilir ? Bu olaya örnek olarak da MANHATTAN projesinin sonucunu gösterdim.Çünkü orada AHLAKİ norm çiğnenmiş ve yüzbinlerce insanın ve doğanın büyük zarar görmesi sağlanmıştır.Bilim bu ve benzeri olaylarla AHLAKİ yoksunluğun kendisini nerelere götüreceğini apaçık görmüş olmalı sanırım.Her ne kadar pedegoji,psikoloji,sosyoloji desen de bu bilimlerin şu ana kadar İNSANA içsel güzellik sağladığını gösteremezsin.Çünkü bilim VAR olanı tarif eder.İnsanın maddesi olan bedenine dair bir çok şey bilim tarafından gözlenmiş ve neden sonuç ilişkilerini bulmuştur.Ama hala insanın duygularını harekete geçiren onu maddi aksiyonlara dönüştüren şeyi çözememiştir. Bu olaya akıl ve ürünleri deyip basit mantıkla geçmek konuyu çözmeye yetmiyor."Dinlerin başarısında ki sır" sorusunu o yüzden gündeme getirdim.Nedir bu ? Neden aklın ve bilginin mahzenleri olan kişiler milyarları etkileyememişken,onlara nazaran her hangi bir insan konumunda olan kişiler bu toplama olayını oluşturan dinleri oluşturabilmişler ?Bu olay bu kadar basite indirgenebilir mi ? "Biraz insaflı olmakta yarar vardır. Bakıyoruz bu dogma sürekli bilimi hedef alarak ayakta durmaya çalışmış. Bilim adamlarını ezmeye yok etmeye çalışmış. Baktılar ki olmuyor. Bu seferde bilimi kendi çirkef emellerine alet etmeye çalışıyorlar. İşte karşı çıktığımız nokta budur." Biraz değil.ÇOK İNSAFLI olmak gerekir.Kendi sözlerimi değil,Bilim adamlarının;Din ile ilgili sözlerini buraya koyuyorum.Tarih biliminin duayenlerinin Din adına yapılan yanlış uygulamalarda bilim adamlarına yapılan maddi manevi eziyeti insanlığın gözlerinin önüne koydukları çalışmaları ortaya koyuyorum.İki din adamının "Dünya yuvarlak olamaz şu şu nedenle" dedikleri kendi yanlış anlayışlarını ortaya koyuyorum. "Biraz insaflı olmakta yarar var" ile muhatap oluyorum.Biraz mı insaf yoksa çok mu insaf hocam ? "İki olgu var. Biri din diğeri de bilim. Bu iki olgunun insan üzerindeki yansımalarını görüyoruz. Ama dikkatini çekmek istediğim bir husus var. Tamam her iki olguda insana mahsus. Biz burada o zaman seninle neyi tartışıyoruz. Geçmişten günümüze insanlar arasındaki bu mücadele doğruya yaklaşma mücadelesi değil mi? Bu mücadelede dinin yanlışlığı görülüp dinin diskalifiye edilmesi değil midir? Bunun içindir ki dinler ikinci plana atılmamış mıdır? Ne zamanki insanlık bu dinlerden yakayı kurtarmışsa gelişmeye başlamamış mıdır? İnsan hakları ve demokrasi mücadelesi bu gün galip gelmemiş midir? Tüm bu gerçekler ortadayken kalkıp da din kalkanına sığınıp bilimide kendine alet etmek iki yüzlülük değil midir?" "Tamam her iki olguda insana mahsus" Yani güzel hocam bunu vurgulamaktan dilimde tüy bitti. Evet geçmişten günümüze doğruya olan mücadele var bak bu doğru.Din adına özel bir yapılanmayı sahiplenen din adamları sınıfının,egemenlerle beraber dini kullanmadığını savunan mı var ?Bilimin veya uğraşan bilim adamının bunların "Yiyin efendiler yiyin..." tarzlarını sürdürmelerinin önünde engel olma çabalarının onların başına neler getirdiğine itiraz eden mi var ?İki yüzlülük bu kalkanları kullananlara ait bir olgudur.Bu konuda sana katılıyorum.Ama hatırlatmakta fayda görüyorum ki iki yüzlülük;İNSANİ bir olgudur DİNDAR da olsan BİLİMDAR da olsan.Benim inancımın öğretisi Bilim ve Din elele yürümelidir.Başkasının olaya nasıl baktığını bilemem.Ancak kendi gibi düşünenlere tolerans,tanınıp başkalarına aynı toleransı tanımayan ama ağzından vatan millet edebiyatı gibi demokratik olmak sözlerini düşürmeyenlerin yüzleri kaç tane sana sormayı kendime vazife addederim. "Bu gün ülkeleri bilim adamları yönetmiyor. Eğer bilim adamları yönetmiş olsaydı dünyadaki olumsuzlukların kaynağını onlara bağlardık. Bence yanlış düşünüyorsun. Eğer bu gün bu olumsuzluklar varsa bunun sorumlusu bilim adamları değildir. Bunun sorumlusu insan faktörüdür. İnsan doğası ile ilgili bir olaydır. Sonuç olarak ülkeleri de yönetenler insanlar. Eğer bu insan bilimin buluşunu kendi çirkef çıkarına alet ediyorsa suç bilimin midir? Bilimin hareket noktası evreni kavrayıp bilinmezleri çözüp insanın hizmetine sunması değil midir? Doğanın bizi yok etmeye çalışmasına karşı insanı üstün kılması mücadelesi değil midir? İnsanın insanca yaşaması mücadelesi değil midir? Tüm bunları ne zaman anlayacağız." Bugün ülkeyi BİLİM adamları yönetmiyor ama bilim yuvaları olan üniversitelerden mezun olmuş kişiler yönetiyor.Tekke,Zaviye ve Medreselerden mezun olanlar değil.Manhattan projesinin başlaması için mektup yazan ama sonra projeye neden katılmadığını hala çözemediğim A.Einstein Atomun babası değil midir ?Neden başlaması için mektup yazıp kendisi projede yer almamıştır ? Kendi çirkef çıkarına alet edenlere ALET olanlar CAHİL CÜHELA mıdır *? O çirkefe alet olmamak nasıl bir İNSANİ duygu gerektirir ?Hangi bilim;bu çirkefe alet olmamayı gerektirecek insani duyguyu verir ?Tüm bunları ne zaman anlayacağız. "Bir bunları düşün. Bir de dini düşün. Din şimdiye kadar insanlığa ne vermiştir. Tek yaptığı bir şey olmuştur. İyi bir sömürü aracı olmuştur. Genel olarak insanlığa kan ve göz yaşından başka bir şey vermemiştir. Dinler tarihine baktığımız zaman bunu net bir şekilde görmüyor muyuz? Biz insanoğlu niye bu kadar nankörüz. Bu gerçekleri niye görmüyoruz? Sırf egolarımızı tatmin etmek için kendimizi masal kahramanlarına ve doğaüstü bir güce sığınmaya yöneltmek acizliğimiz değil midir? Zayıflığımız değil midir? Sırf ego tatmini uğruna dine sığınmak bir insan olarak varlığımızla çelişmek değil midir? Bu sığınak biz insanlara züğürt tesellisinden başka ne kazandırmıştır? İnsanca yaşamak bu mudur?" Herşeyi aklımın alabileceği bir şekilde düşünme gayretleri içindeyim.İNSANLIK TARİHİNE baktığımda egemenlerin kullandığı dinde,bilimde İNSANLIĞA kan ve gözyaşı vermiştir.Artık bu ikisi elele verip kendilerini egemenlere kullandırmak yerine İNSANLIĞA beraberce nasıl fayda vereceklerini düşünmeleri gerektiğini farkederlerse tüm sorunların çözümü için büyük bir adım atacaklarına şek ve şüphem yoktur. Antepli olduğumu bilirsin.Karayılan'ı hamasi duygulardan dolayı değil;zayıf,korkak biri iken adını aldığı,minicik bir karayılanı taşın arkasında bulan ölümü gördüğünde,VAR olan zayıf ve korkak durumunu adına destan yazılacak bir yiğitlik ve kahramanlığa çeviren o İÇ TEPKİ dolayısı ile çok severim. Neydi o iç tepki ki;bir korkağı,son derece cesur,bir zayıfı son derece kuvvetli yapabilen ? "Ben bu dünyada insan olarak özgür ve mutlu bir şekilde yaşamak istiyorum. Benim gibi tüm insanların da buna hakları olduklarını düşünüyorum. Kimseye verilecek bir hesabımız yoktur. Ancak insanlar olarak insani sorumluluğumuzun gereği olarak birbirimize hesap vermemiz gerektiğini düşünüyorum. Bunun içinde yeterince akıl ve mantık ölçülerine sahip olduğumuzu düşünüyorum." Bende yalnız senin değil tüm insanların bu dünyada insanca özgür ve mutlu bir şekilde yaşamalarını istiyorum.Bunun TÜM İNSANLARIN hakkı olduğunu düşünüyorum.Kimsenin kimseye verilecek hesabı yoktur,varsa da kendini ilgilendirir.Nasıl ki Türkiye Cumhuriyetinin yasaları var ortak yaşamın belirlenmesi için ve madem ki hayvan değiliz insanız çünkü "tam bir özgürlük hayvana mahsustur" o halde;Bu ortak yaşamı İNSANCA paylaşabilmek için ne yapmalıyız nasıl yapmalıyız ?Bizim gibi düşünmeyenleri enterne mi etmeliyiz ?Onlara hakaret edip aşağılamalı mıyız ?Benim gibi düşünmüyorsan sana yaşam hakkı yok diyenlerin,tahtırevallilerinin karşısındaki oturakta mı yer almalıyız ?Üçüncü şık yok mu ?İlla A veya B kampında mı olmalıyız ? "Bunları gerçekleştirebilmek için de dine ihtiyacımız yoktur. Tam tersine bilime ihtiyacımız vardır. Söz konusu olan ruhani boşluk ise bilimsel bir eğitimle bu ruhani boşluğumuzu dolduracağımızı düşünüyorum. Felsefe, psikoloji ve sosyoloji bu gereksinmenin bir ürünü değiller mi? Ama eğer insan tüm bu gerçeklere rağmen halen din diyorsa o da onların sorunudur. Tek istediğimiz gölge etmesinler. Başka ihsan istemiyoruz. İster kabul etsinler ister etmesinler insanlık bilim sayesinde bu günlere gelmiştir. Din ise sadece insanlığa ayak bağı olmuştur. Dolayısıyla din ve bilim bağdaşamaz..." "Bunları gerçekleştirebilmek için de dine ihtiyacımız yoktur. Tam tersine bilime ihtiyacımız vardır." Sevgili hocam sence bu bir önkoşul ifadesi değil midir ?Neden illa böyle olmalı illa A ve ya B kampların da mı olmalıyız.Üçüncü yol veya şık olamaz mı ? Konuya bir örnek vermek isterim.Arkadaşımızın biri,açtığı başlıkta bir Valimizin istatistiki ifadesini alıp ortaya koymuş.İlla burada ya bak işte Müslümanların çoğunlukta olduğu bir ülke böyle olur diyenler veya hayır efendim Müslümanlar bunları yapmaz diyenler gurubu mu olmalı ? 3.Şık dediğim olguyu tüm bilimsel verilerle donanmış bir halde vurgulayan bir arkadaşımıza illa Müslümanlara hırsız denecek tavrı mı geliştirmemiz gerekiyor ?Veya yapılan bu olayın içine dibine kadar kullanılan inancı körü körüne koruyacağız diye İslam buna cevaz vermez inadında mı olmalıyız ? Bana dokunmayan yılan dediğimiz şey,YAFTA mız ne olursa olsun hepimize dokunuyoru işleyen arkadaşımıza "Yüzeysel ve Sığ " mı dememiz lazım yoksa evet bu arkadaşımızın bakışı,anlayışı ve yargısı bizimkinden iyi o halde bunun düzeltimi için ne yapabilirizi işleyen ve iddia edildiği gibi S.T.K yapısında olma çabalarında olan bir site mi olmamız gerek ?Evet sitenin çizgisi dinlerden özgürlük buna da itirazım yok.Ama dinlerden özgürlük yapacağız diye salt o yönde kalıp gerçeklere göz mü kapamalıyız ?A veya B kampında olma adına. "'Memleketin yüzde 60'ı hırsız' Elazığ Valisi Muşmal, "Memleketin yüzde 99'u Müslüman ama yüzde 60'ı hırsız. Müslümanız diyoruz ama arkadaş, dolandırıcılık bizde" dedi " "Türkiye'deki ahlaki erozyon şeriatın yükselişi ile birlikte ivme kazanmıştır. 80 sonrası takunyalı başbakanlar ve bakanlar dönemi ile başlayan ahlaki çöküş öyle bir hal aldı ki, neredeyse her üç kişiden birisi bu hastalığa bulaştı. " "Valla sevgili K.C. doğru diyorsun. Ama bende bu istatistike?! bakarak diyorum ki. Memleketin %60 ı aç demek ki.(Benimkinin bir dayanağı yok, valininki ne ise benimkide odur)" "...........sen de dinciler gibi yüzeysel ve sığ bir mantık üzerinden gidiyorsun" "Kafaya giren bilgi, boğazdaki ekmekten geçer, ahlakda, eğitimde, öğretimde. Geçen verdim yine vereyim. Asgari ücret 350, bu ücretten kesilen vergi 140, dolaylı vergiler ile kalan 250. Bir kitap ortalama 20 YTL, bir tiyatro bileti 10 YTL, bir muayene ve kan tahlilli ücret 60-70 YTL, Ev Kiraları 300-450 YTL, Ortalama sağlıklı ayakkabı 60 YTL, Mutfak giderleri 200 YTL, Enerji Gideri 200 YTL...." "Önce toplum kendisini kendisi ile, önce insan kendisini insan ve insanca temsil edebilmeliki, sonrasında onun tercihlerine bakalım. Bu gün yaşamak kolay mı? Lafla peynir gemisi yürüse idi, rızkı veren İlahtır sözlerine karşı edilen milyonlarca dua karşılık bulurdu. Bizim için önemli olan dua edenleri suçlamak değil, onu börtüye böceğe dua etmeye muhtaç bırakan koşulları sorgulamaktır, bundan kellisinde ben ciddiyetde çözümde göremem. Muhtaç etmemek için insanları din gibi kurgulara köle eden koşulları sorgulamak gerekir, aksi dinlerden özgürlük hiç bir zaman mümkün değildir. Ha konu karşılıklı fikir tartışmasıdır, oradada diyeceklerimden zerre kadar çekinmem." İşte sana gerçek bilimle,YORUM a dayalı bilim arasında ki fark ve söylemler. Gerçek bilime(Sosyoloji,Psikoloji,Ekonomi) dayalı tahlili yapan arkadaşımıza "yüzeysel ve sığ" yakıştırmasını yapabilen zihniyet DİNİ ne olursa olsun GÖMECEĞİM TABU sunun göstergesi değil mi ? görüntüde BİLİMİ savunuyor olması,BİLİMSEL OBJEKTİFLİĞE ne kadar sığdı ?sana da garip gelmiyor mu ? Ayrıca merak ettiğim konu;Ne söylenirse mi hakaret olacağı,yoksa KİM söylerse mi hakaret olacağı konusu hala açıklığa kavuşmadı mı ? Bilimselliğe önem veriyorsanız şu hakaret nediri saptayıp,sitedeki tüm renkleri kucaklayacak bir tanım yapsanızda bizde rahatlasak.Yoksa hep aklıma hanım yaptı hayrola halayık yaptı iki gözü körola durumları geliyor,demokrasiye ve bu söylemi ağızlarında sakız edenlere olan inancım sarsılıyor. Sevgilerimle. |
Re: Din ile bilimin bagdasmazligi
Elazığ Valisi Muşmal, "Memleketin yüzde 99'u Müslüman ama yüzde 60'ı hırsız. Müslümanız diyoruz ama arkadaş, dolandırıcılık bizde" dedi "
bu hırsıslıın sebebidemi müsnümannık*?? müsnüman olmasaydık hırsıs.. kalmıcakmıydı..? Yaw *bilader ne dinmiş bu be*? Ne terslik varsa bu dinden biliniyo.. Bak hristan veyama yavudi olaydık.. ne hırsızımıs olurdu.. ne katilimis.. ne teçavüzcümüs.. herbişey güllük gülüstannık.. Bakgavurda varmı bunnardan h,ç*? Keşkem müsnüman ol masadık.. din araştırıçısı cemal.. (esasta bilim pırofu.. :lol: ..meçburiyetten din konusundadayazıyo.. :cry: bilimin gözyaşları..) |
Re: Din ile bilimin bagdasmazligi
Sevgili Cemal bey,
"Orada 'hırsızlığın sebebi müslüman olmamızdır' demiyor galiba. 'Hem müslümanız dersiniz hem de hırsızlık edersiniz, bu ne perhiz ne lahana turşusu?" demeye getiriyor. Hiçbir dinin hırsızlığı alenen iyi bir şeymiş gibi gösterdiğini zannetmiyorum. İslamiyet dahil bütün dinleri eleştiriyoruz tamam ama bazı konularda haklarını teslim etmek lazım. *:D |
Re: Din ile bilimin bagdasmazligi
Hiçbir dinin hırsızlığı alenen iyi bir şeymiş gibi gösterdiğini zannetmiyorum.
KC ablam bu ne resmiyet *cEMal bey*diye...olmadı..biz senin kardeşinis..cEMal dersen seviniris.. taşı gedine koymayıda unutmayalım.. yokarda yazdıına göre dinner hırsıslıı alenen iyibi şeymiş gimi göstertmiyo.. gizlidenmi iyi diye göstertyo*?* *:wink: kardeşiniz cEMaL (yönetim adayı.. 8O ..oylarınıza talibim..sevgiler saygılar.. :wink: ) |
Re: Din ile bilimin bagdasmazligi
Cemal Kardeşim,
Ben bir özet geçeyim sana. Bir kısım insanlar, din olmasa (özelde müslümanlık) insanların ahlaksız olacaklarını, suçun artacağını iddia ederler sürekli. Vali de, "kardeşim bu nasıl iş, hem diyoruz ki %99 müslüman bir ülke, hem de %60 sahtekar var". Sahtekarlığın nedenlerini dine bağlamak işin kolaycılığına kaçmak bence. Yani müslüman olduğumuz için sahtekar değiliz. Ama, müslüman olmamız, sahtekar olmamızı da engellememiş. Bu nokta önemli. Bir yazı okudum net'te, uzun olduğu için Türkçe'ye çeviremedim, tekrar bir bakıp, onu forum'a göndermeyi düşünmekteyim. Yardımcı olacak arkadaşların yardımlarını bekliyorum :) neutrino |
Re: Din ile bilimin bagdasmazligi
Okulda bir arkadaşım vardı. Babası büyük bir tüccar. O da okulu bitirince baba işinde çalışacağını söylüyordu.
Peki, derdik, madem Tacir olacaksın Hukuk Fakültesinde ne işin var? "Kanun boşluklarını öğrenmek için okuyorum" derdi. :) Sonra duydum ki hakim olmuş. Şu anda o boşlukları dolduruyor. Üstte 'alenen' ifadesi ancak senin gibi zeki bir kardeşimin gözünden kaçmazdı. Dinlerde de böyle 'kanun boşlukları' olduğunu düşünüyorum. Aleni yasaklarda hırsızlık yasaklanmıştır ama o boşluklar yok mu onlar!!!:) |
Re: Din ile bilimin bagdasmazligi
Sevgili Neutrino; O kadar uzun uzun yazdım aha hepsi şunun içindi : "Sahtekarlığın nedenlerini dine bağlamak işin kolaycılığına kaçmak bence. Yani müslüman olduğumuz için sahtekar değiliz. Ama, müslüman olmamız, sahtekar olmamızı da engellememiş. Bu nokta önemli." Hay diline sağlık,beynin dert görmesin. Sevgilerimle. |
Re: Din ile bilimin bagdasmazligi
**Üstte 'alenen' ifadesi ancak senin gibi zeki bir kardeşimin gözünden kaçmazdı.**
KC ablam bize iltifat yapmışın-saol.. ama bu ardada zekayı aalatmışın.. :cry: notrino abim yazına saol*sanada takılalım..maksat arada bu çitdiyette arasıra yüzümüsüde gülümsetelim.. *Sahtekarlığın nedenlerini dine bağlamak işin kolaycılığına kaçmak bence. Yani müslüman olduğumuz için sahtekar değiliz.* yanı burdanda şu sonuç çıkyo.. sahtekar olduumus için müslümanıs.. :lol: gene iş geldi çattı müsnümannıa... :oops:[color=Font Color] [/color] şakaydı..hepinise hayırlı işler hayırlı tatiller.. :wink: (psiko abim selamaleyküm../ aleyküm selam..) |
Re: Din ile bilimin bagdasmazligi
:lol:
Cemal, ilk başta sazanlık edip atlıyordum, neyse ki son yazdığını gördüm. Seni kesinlikle BAV (Harun Yahya yani Adnan Oktar ve saz arkadaşları topluluğu)'na tavsiye etmek gerekiyor. Pirof. Tr. lazım onlara :) İyi tatiller sana da. neutrio |
Re: Din ile bilimin bagdasmazligi
İslamiyet bilim ile bağdaşmaz, bakın gevur ne bilimler yapıyo, izleyin görün. Müslümanlar böle bilimsel araştırma yapıyomu. Yapmıyo. Öyleyse İslamiyet Bilimle Bağdaşmaz...
http://vidsearch.myspace.com/index.c...oID=1299751112 |
Re: Din ile bilimin bagdasmazligi
17 Ağustos 1999, saat 03:02'de merkezi Kocaeli-Gölcük olan, Richter ölçeğinde Mw 7.4 büyüklüğünde gerçekleşen, büyük çapta can ve mal kaybına neden olan deprem. Deprem tüm Marmara Bölgesinde, Ankara'dan İzmir'e kadar geniş bir alanda hissedildi. Resmi raporlara göre, 17480 ölüm, 43953 yaralı olmuştur.Resmi olmayan bilgilere göre ise yaklaşık 50.000 ölüm, ağır-hafif 100.000 e yakın yaralı olmuştur. Ayrıca 133.683 çöken bina ile yaklaşık 600.000 kişiyi evsiz bırakmıştır. Yaklaşık 16.000.000 insan depremden değişik düzeylerde etkilenmiştir. Bu nedenle Türkiye yakın tarihini derinden etkileyen en önemli olaylardan biridir.Deprem gerek büyüklük, gerek etkilediği alanın genişliği, gerekse sebep olduğu maddi kayıplar açısından son yüzyılın en büyük depremlerinden biridir. Depremin Merkez üssü Gölcük başta olmak üzere depremden en büyük hasarı gören Adapazarı, Yalova ve Düzce hattı dünyanın en aktif fay zonlarından bir olan Kuzey Anadolu Fay (KAF)hattının Batı ucunda yer almaktadır.. Yakın tarihte bu bölgede Adazaparı Merkez üssü olmak üzere 1943, 1957, 1967 yıllarında şiddetli depremler olmuştur. Geçmişteki tarihlere baktığımızda ortlama 30 senede bir bu bölgede büyük depremler olmaktadır.. 1999 depreminden sonrada belirli periyotlarda ve çeşitli büyüklüklerde depremlerin beklenmesi bu Fay hattının karaktersitik özelliğinden kaynaklanmaktadır. RESMİ RAKAMLAR Ölü sayısı: 30bin 899 Yaralı sayısı: 23 bin 781 Sakat kalan: 505 Yıkılan ve ağır hasarlı bina: 16 bin 649 Orta hasarlı konut: 90 bin 536 Orta hasarlı işyeri: 14 bin 133 Az hasarlı konut: 102 bin 822 Az hasarlı işyeri: 13 bin 344 Prefabrik talep sayısı: 43 bin 264 Dağıtılan prefabrik sayısı: 40 bin 786 Prefabrikte yaşayan nüfus: 147 bin 120 Kocaeli’nde 55 bin 399, Sakarya’da 38 bin 131, Bolu’da 14 bin 296, Düzce’de 22 bin 822, Yalova’da 15 bin 946 . Sevgili Spartaküsün tarifini yaptığı "Açıkca bu gün bir gerçek vardır, bilim hamallıkta materyalisttir sunumda ise idealist." "Bilim toplumların sosyal yaşamı olduğu gibi, onların kültürel gelişimi, felsefesi ve tarihinide inceler. Bilim metafiziğin dışındadır ama metafizik bilimin dışına çıkamaz, onu aşamaz, " Bilim yüzyıllardır depremi biliyor.Öküzün başını salladığında oluşan yer hareketleri olmadığını da. Pozitif bilim dallarından insanlar yetiştiriyoruz.Bu insanlar yaşadıkları memleketlerde Vali,Kaymakam,Mühendis,Mimar,Belediye Reisi,Encümen azaları,Fabrika sahibi vb vb oluyorlar. Deprem geliyorum diyorsa da,henüz bilim saat 03.02 de geliyor diyemese de bölgede deprem olacağını biliyor.Çünkü idealist olan bilim bunu TOPLUM un,yöneticilerinin bulunduğu KURUM lara ifade ediyor.Bu kurumlardaki yönetici BİREY ler ne yapıyor ? İdealist bilimin uyarısını yaptığı bir bölge;toprağının yapısı itibarı ile inşaata uygun değil veya çok pahalı maliyetler gerektiren bir yapılanma ile uygun. Bu bölge İMAR a açılıyor,peki nasıl ?Bölgede inşaata İMAR izni veriliyor peki nasıl ?Yapılan inşaatın projesi İMAR kanununa uygun olmayan bir proje ile yapılıyor ve imar izni alabiliyor peki nasıl ?İnşaat yapılırken kullanılan malzemeler Evsafa uygun değil ve biliniyor ama görmemezlikten geliniyor peki nasıl ?Ev almaya giden şahsım evin depreme dayanıklı olup olmadığından ziyade,daha az paraya nasıl alabilirim kaygısındayım peki nasıl ?Eşim hanımefendi banyo fayanları ile mutfak dolablarının renk ve uyumuna bakıyor depreme olan dayanıklılığına değil peki nasıl ? Sonuç:Veli göçer tutuklandı.Asayiş berkemal Tarih 04-KASIM-2006 yer DİYARBAKIR Konuşanlar:Bir tv kanalı muhabiri ve Ditarbakır mimarlar odası başkanı. Başkan diyorki muhabire selden zarar gören alanların bir sel felaketine uğrayacağı belli idi.Bu sel felaketinde oluşan ölümlerin sorumlusu bunu bildikleri halde ses çıkarmayanlardır.Bu kişiler açıkça ölenlerin katillleri diye nitelenebilirler diyor. Şimdi soruyorum AHLAKİ ve VİCDANİ olan kararlar yüzünden olmaması gerekirken olan bu olayların bir daha tekrarlanmaması için TOPLUM daki KURUM larda çalışan BİREY leri,Doktor,Mühendis,Mimar,Vali,Kaymakam,Belediye reisi,İşletmeci vb vb gibi MESLEK ve BİLGİ sahibi yapan BİLİM YUVALARIMIZDAN;AHLAKİ ve VİCDANİ sorumluluk sahibi yapacak BİLİM YUVAMIZ hangisi ? Lütfen söyleyinde gönderelim şunları ve bu olayları bir daha,bir daha,bir daha,bir daha yaşamayalım ne olur. Sevgili spartaküs bilimin hamallıkta materyalist olduğu ve sunumda idealist olduğu konusunda sana yüzde bir milyon katılıyorum.Bilimin olmadığı yerde DOGMA ların cirit atacağını da biliyorum. Ama bilim bu kadar gelişirken onun idealistçe sunmaya çabaladığı faydaları bizlere yansıtması gereken bilim adamları bu olayların oluşmasına neden oluyor,eksik bir şey var birisi bana bunu anlatsın lütfen neden ?Nedir bu eksik olan ? Japonyada da deprem olmuyor mu ?Oradaki mimar mühendis yetiştiren yüksek okulların verdikleri eğitim bizim eğitim yuvalarımızdan farklı mı ? Kobe depreminde şimdi görevini hatırlayamayacağım bir üst düzey yöneticinin;Türkiyede ki karşıtlarının eee ne var canım deyip bin bir sebeb sunacakları bir olay yüzünden intihar ettiğini biliyoruz. Sevgili Ezkamo hocam da beni bilime karşı birisi zannediyor. Bilimin en büyük yandaşlarındanım ama bu yukarıdaki sadece iki örneğini verdiğim olaylarda;bilimin dahi çözemediği bu hissizliği;kör kör parmağım gözüme yapmama yetmiyor işte. Sevgilerimle |
| Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 10:39 . |