Turan Dursun Sitesi Forumları
Geri git   Turan Dursun Sitesi Forumları > Genel Forumlar > Politika

Cevapla
 
Başlık Düzenleme Araçları Stil
  #131  
Alt 16-02-2008, 22:49
okinono
Üye Değil
 
Mesajlar: n/a
Standart Re: Demokrasi ve Komünizm..

Kültürel olarak şekillenen tanrı inancında çömlek konusu ile ilgili bir kaç soru not ettim. Ama sorular daha sonra ki dönelmlere bağlı olduğu için ilrde soracağım.

Kybele ile ilgili de bu aşamda bilgi yerinde olurmu? yoksa antk yunan'ın anadolu istilası sırasında mı ele alsak?

Tercih sizin.

Bu arada buram buram emek kokan bu yazıların hak ettiği ilgiyi görememesi sizi yese düşürmesin. Stendhal tam 200 yıl beklemiş.

Selamlar
Alıntı ile Cevapla
  #132  
Alt 18-02-2008, 20:52
dilaver - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
dilaver dilaver isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 28 Sep 2006
Bulunduğu yer: İstanbul
Mesajlar: 12.080

Onur Üyeliği Başarı Ödülü Başarı Ödülü 

Standart Re: Demokrasi ve Komünizm..

,

* * İlkel düşüncede insan düşüncesinin somuta ve gördüklerine dayandıgını söylemiştik. İlkeller görmediklerinin dışında bir soyutlama yapabilme yetenegine sahip degillerdi. Genellikle cansız doga süreçlerini , görüngülerin içinde ya da gerisinde çalışan canlı varlıklarca meydana getirildiklerini varsayarak açıklıyorlardı. Yaşamın kendisinin görüngüsünü de böyle açıklıyorlardı. Eger bir hayvan yaşıyor ve hareket ediyorsa bu onun içinde ona bu hareketi saglayan, onu hareket ettiren daha küçük bir hayvan oldugu içindir.

* * Hayvanın içindeki hayvan, insanın içindeki insan; işte ruh budur, daha dogrusu ileride ruh adını alacak ve günümüzde bile hala hepimizin telaffuz ettigi ve sıklıkla kullandıgı bir kavram olacak olan *ruh budur. Aslında bugün madde ile ruh arasında bir ayrım olmadıgını ruh diye nitelendirdigimiz olayın beyinsel faaliyetlerden başka bir şey olmadıgını biliyoruz .

* * *Canlılık nasıl ruhun varlıgı ile açıklanıyorsa ölümü açıklamanın tek yolu da ruhun yoklugu idi. Ölüm ruhun yoklugu, uyku ise ruhun geçici yoklugudur. Ölüm ruhun yoklugu ise ona karşı korunmanın yolu ruhun bedenden ayrılmasını önlemekten geçer. Yabanılların bu amaçlardan birini ya da öbürünü saglama almak için kabul ettigi önlemler, yasaklar ya da tabular şeklini alır. Bunlar günümüze kadar gelmişlerdir.

* * * Ruh genellikle bir kuş şeklinde düşünülür, çünkü kaçıp gittigi varsayılır. Bu kaçıp gitmede vücudun delik olan yerlerinde gerçekleşir. Bu dogal delikler de genellikle agız ve burun delikleridir. Hapşırdıgımız zaman ertesinde söylenen "Çok Yaşa " sözünün kaynagında bu anlayış yatar. Gene burun deliklerini tıkamamızın nedeni de budur.

* * * Hindular karşılarında biri esnerse, daima baş parmaklarını şaklatırlar, bunun açık agızdan kaçacak ruhu engelleyecegine inanırlar.

* * Bir insanın ruhunun vücüdu terk etmesi için mutlaka onun uykuda olması gerekmez. Uyanık oldugu saatler boyunca de onu terkedebilir, sonunda insan hastalanır., ya da ruhun yoklugu uzarsa ölür. Bu yüzden Mogollar hastalıgı ruhun yoklugu ile açıklarlar. Ruh ya bedenine dönmek istemiyordur, ya da dönüş yolunu bulamamıştır. O halde ruhun vücuda dönüşünü saglamak için bir taraftan bedeni alabildigince çekici yapmak, diger taraftan da ruhun dönüş yolunu bulabilmesini saglayabilecek işaretler koymak gereklidir. Vücudu çekici bir görünüme getirmek için hasta insanın en degerli eşyaları, bütün en iyi giysileri yanına konur, yıkanır, tütsüler yakılır ve olabildiginçe çekici duruma getirilir. Bütün arkadaşları hastanın adını seslenerek ve ruhunu dönmeye çagırarak kulübenin çevresinde üç kez dönerler. Ruhun yolunu bulabilmesine yardım etmek *için hastanın başından kulübenin kapısına kadar renkli bir ip gerilir. Rahip özel gisileri içerisinde bir sürü korkutucu şeyler okur, ruhların ugrayabilecegi ve onları bedenlerden uzaklaştıracak tehlikeleri sıralar.Sonra hasta ile çevresindekilere dönerek "Geldi mi " diye sorar. Herkes evet yanıtını verir ve geri dönen ruhun önünde egilerek hasta adamın üzerine tohum
serperler. Bundan sonra ruha yol gösteren ip toplanır ve hastanın boynuna sarılır, hasta yedi gün hiç çıkarmaksızın takacaktır bunu. Vücuduna henüz alışmamış ruhu tekrar kaçmasın diye kimse hastayı korkutamaz ya da incitemez.

* * * *Ruhun gidişi her zaman kendi inisiyatifi ile olmaz. Hayaletler, cinler ya da büyücüler tarafından kendi istegi dışında da bedenden ayırılırlar. Buna karşı ta tedbirler alınır. Burma'lı Karenler, evin önünden bir cenaze alayı geçerken çocuklarını özel bir iple evin belli bir yerine baglarlar. Böylece çocukların ruhlarının bedenlerini terkederek cesede girmesini önlemeye çaılışırlar.

* * * *Bazı yerlerde her türlü hastalık, hastanın ruhunu kaçırmış olan ata ruhlarına yorulur. Madagaskarda hasta bir insan ruhunu yitirince arkadaşları aile mezarlıgına gider, mezarda bir delik açarak hastanın babasının ruhuna, ruhu olmayan oglu için kendilerine bir ruh vermesi için yalvarırlardı. Böyle diyerek deligin üzerine bir başlık kapatırlar, ruhu bunun içine sokarak hastaya getirirlerdi. Hasta başlıgı başına giyerek yeni bir ruh kazanmış olur ya da eski ruhuna kavuşurdu.

* * * Yabanıllar çogunlukla gölgelerine ruhu diye ya da kendilerinden bir parça olarak bakar
böyle olunca da gölgenin korunması da önem kazanır.Bu yüzden eski Yunanlılarda gölgesiz ölülere kurban verme saati öglen saatiydi. Temel atılırken bir horoz, koç ya da koyun kurban ederek kanını temele akıtmak binanın saglamlıgını saglayabilmek için ruhu ya da gölgeyi oraya hapsetmenin bir yolundan başka bir şey degildi. Yakın zamana kadar Transilvanya da Romanyalılar arasında işleri, mimarlara duvarlarını saglamlaştırabilmeleri için *gölge saglamak olan gölge tüccarları vardı.

* * * Büyücüleri evden uzak tutmanın Aztekler tarafından bulunan bir yolu, kapının arkasına içinde bıçak bulunan bir kova su bırakmaktı. Bir büyücü içeri girince suda bıçaklanmış yansısını görünce öyle korkardı ki, geri dönüp kaçardı.

* * * Şimdi tüm bunlardan ilkel düşünceyi anlayabilmemiz mümkündür. İlkeller dogayı ve toplumu bir olarak düşünüyorlardı. Her şey somut elle tutulabilir ve etki edilebilirdi. İlkeller doganın bir parçası idiler ve onu yönlendirebilirlerdi. Doga insan ve toplum tek bir bütün idi. Ve herşeyin içerisinde canlılıgın bir parçası vardı ve bu bir bütündü. *ancak ne toplumdan soyutlanmış bir güç vardı ne de korkulacak bir tanrı. Bazan korkutarak, bazan yalvararak bu güçlere karşı koyabilmek ya da onları etkilemek mümkündü.Korkulması gerekenler kötü büyülerdi. Dogada yaşam ve ölüm birbirini takip eden bir sarmaldı. Bu sarmal totem inancı ile temsil edilir ve kabilenin ataları tekrar torunlarında hayat bulurlardı. Yeni dogan bebeklere dedelerinin adı verilir ve ölmüş olan dedeler haneye yüzleri dönük olarak gömülürdü.

* * *Amerikan kızılderilileri ölümden sonra bir hafta yas tutarlar bir hafta sonra şenlik yaparlardı. Çünkü ölü ruhlar alemine bir hafta sonra ulaşırdı, ve o ulaşana kadar da koruyucu törenler yapılırdı. Bu yüzden Troyalılar Hektorun ölüsü için 9 gün hazırlık yapıyorlar ve onun ölüsünü ateşledikten sonra Hektorun kemiklerini topluyorlar ve altın bir kaba yerleştirerek gömüyorlar. Ve daha sonra Priamos'un sarayına giderek büyük bir şölen düzenliyorlar. Yiyip içip egleniyorlar. Artık ruh emin yerdedir ve gidecegi yere varmıştır. İlkellerde bir tanrı kavramı olmadıgı gibi ceza, mükafat, öbür dünyada yaşam ahret gibi kavramlar da yoktu. Bu kavramlara varabilmek için köleligin gelişmesini beklememiz gerekmektedir. * * * *

saygılarımla

Çin'den İspanya'ya, Ümit Burnu'ndan Alaska'ya kadar
her mili bahride her kilometrede dostum ve düşmanım var
Dostlar, ki bir kere bile selamlaşmadık
aynı ekmek, aynı hürriyet, aynı hasret için ölebiliriz...

Nazım Hikmet

www.dilaverkom.blogcu.com
Alıntı ile Cevapla
  #133  
Alt 20-02-2008, 00:06
okinono
Üye Değil
 
Mesajlar: n/a
Standart Re: Demokrasi ve Komünizm..

Günümüzde çok etkili olarak kullanıldığı söylenen ve bilimin bir türlü açıklayamadığı kara afrika büyüsü bu durumda ne oluyor?

Kara Afrika büyüsünde, büyücü insan şeklinde bezden, samandan vs heykel yapıyor. Ve iğneleri o beze batırdıkça, taa binlerce km uzaktaki insan aynı noktadan acı çekiyor.

Bu büyüyü yukarıda açıkladığınız ruh kavramı le nasıl açıklarsınız?

Büyü yoksa cin yoktur; cin yoksa din çöker, din çökerse Tanrı ölür.
Tam tersini düşünürsekte Tanrıyı ispat edemesekte, ruhun varlığını ve aynı alem içerisinde ikinic bir görünmez alem olduğunu da kabul etmek gerekecektir. Hassas bir konu bence.

Değerli yorumlarınız için ayrıca teşekkür ederim. Ben de şu afrika büyüsü ile ilgili bakalım ne bulacağım internette. Belki de açıklamışlardır.

Selamlar
Alıntı ile Cevapla
  #134  
Alt 20-02-2008, 01:10
okinono
Üye Değil
 
Mesajlar: n/a
Standart Re: Demokrasi ve Komünizm..

http://66.102.9.104/search?q=cache:8...nk&cd=10&gl=tr

http://video.superonline.com/detail....cid=14&ssid=31

http://66.102.9.104/search?q=cache:b...lnk&cd=8&gl=tr



Tarih: Eylül 1995, yer: Amerika Birleşik Devletlerinin Vudu merkezi olarak bilinen güney eyaleti Lousiana baţkenti New Orleans, Beyaz Mambo (Vudu rahibesi) Dolores EBN TV muhabirine yaptığı ayin amacını şöyle anlatıyor: "Sokaklarda artan suç, şehrimizi yaşanmaz bir duruma getirdi, bunu bertaraf etmek için "Ogun"u çağırmaya karar verdik, çünkü o bu işe en uygun, ateş ve demir loa'sudur" (Vudu tanrısı veya tercihe göre aziz). Hemen sonra, ekranda çıkan görüntüler, gece-yarısı meşaleler ve yer ateşleri ile aydınlanmış kadın ve erkek, zenci ve beyaz, erkekleri yarı çıplak, kadınları uzun beyaz elbiseli turban başlı mambo'nun müritleri "azizlerin oğulları ve kızları" kendilerini iyicene ritime kaptırmış dans ediyor ve biraz da şov yapıyorlardı. Yine o ritim, yine o tekdüze tempo "Ta Ta Tom... Ta Ta Tom... Ta Ta Tom...". Muhabir suçların gerçekten azaldığını söylüyor. Kim bilir belki de sabıkalılar korkudan faaliyetlerine ara vermişlerdi.
İster New Orleans, Rio, Bahia, Port au Prince (Haiti), Miami'nin Küba'li ve New York'un Puero Rico'lu semtlerinde olsun, aynı tamtam sesleri geceleri yükseliyor, tütsüler ve mumlar yakılıyor, kanlı kurbanlar kesiliyor, adaklar veriliyor. Ve kökeni Afrika'da bulunan bu uygulamalar yavaş yavaş Amerikaların her tarafına yayılıyor. Gizlice A.B.D.'nin hemen hemen her büyük kentine hayal edilemeyecek kadar sızmış bile ve 5 milyon taraftarı olduğu söyleniyor. Ve belki bir gün, bir gezide en olmadık yerlerde kulaklarınıza şöyle bir ses gelirse, "Ta Ta Tom... Ta Ta Tom... Ta Ta Tom...", hiç şaşmamanız gerekir.
http://www.hermetics.org/images/gif/Legbavev.GIF
Bu durumda ne yapmak gerekir? aksi istikamete son surat kaçmak mı? Ayin yapılan bir Vudu humfo'su, bir Candomble terreiro'su veya bir Umbanda tenda'su muhtemelen sokaktan daha güvenlidir ve gelenleri geri çevirmek kurallara aykırıdır, herkes misafirdir. Ancak, yine de bazı merkezlerde dikkatli adım atmak gerekir, özellikle söz konusu bir Quimbanda veya Petro merkezi ise! Ancak, onlar dahi fazla korkulacak yerler değildir. Bu sayfalarda, Türkiye'de ilk kez Vudu konusunda gerçeği açıklamayı hedefliyoruz. Vudu ile ilgili çok şey söylenmiş, çok atıp tutturan olmuştur. Ancak doğruyu eğriden ayırmak için her şeyde olduğu gibi sağlam bilgiler gerekir. Vudu sansasyon dolu, istismara açık bir konu olduğu kadar, çeşitli araştırmacılar, bilim adamları, özellikle antropologlar tarafından titizlikle incelenerek, konusunda dört dörtlük kapsamlı eserler de yazılmıştır. Bunun dışında güvenilir yazarlar bizzat olayları yaşayarak birinci elden kazanılmış deneyimlerini aktarmışlardır. Bu arada Vudu bir takım saçma sapan roman ve filme de konu olmuştur.
Yurdumuzda 1983 yıllında Altın Kitapları tarafından yayınlanan "Kara Büyü" (2), bu konuda ender bir istisnadır, yinede romanın sonlarına doğru konu giderek gerçek dışı bir boyut kazanıyor. Adım adım Küba asıllı Vudu dini Santeria konusunda belgesel özellikte bilgiler veren bu kitabın ne asıl ismi "Kara Büyü", ne de yazarının asıl adı Nicholas Condé. "The Religion" ("Din")(3) adlı bu kitabın, 1982 İngiliz Corgi baskısının arka sayfasında bakın ne yazıyor: "Bu roman için gerekli derin araştırma Nicholas Condé'yi Vudu ayin ve sırların en ücra çevrelerine soktu. "The Religion"nin arkasındaki hikaye şok edici gerçeklerle doludur ... o denli gerçek ki yazar adını açıklamaktan kaçınıyor". Konuyu anlayan biri için kitabın asıl ismi "Din" Vudu gerçeğine uygundur, "Kara Büyü" kapak adı ise, Vudu olaylarından uzak yaşayan Türk okurların anlayışlarına uyarlanmıştır. Bilenler için, Vudu önce bir dindir, büyü sadece yüzlerinden biridir.
Aynı şekilde romanın filmini çevirdiklerinde adını "The Believers", Türkiye'de sinema ve TV'de "Tarikat" olarak gösterildi. Ancak, belgesel nitelikte verilere rağmen roman öykü uğruna Vudu gerçeklerinden sapıyor, film de iyicene sapıyor. Birkaç gerçekçi sahne dışında, film Vuducuları güç peşinde insanlık dışı varlıklar olarak gösteriyor. Oysa, onları iyi tanıyanlar insani yönlerinin güçlü, mizah anlayışları olduğunu bilir. Diğer bir örnek, “Angel Heart”, (Şeytan Çıkmazı) aynı şekilde Hollywood safsataları yansıtıyor: “iyi (veya çoğu zaman olduğu gibi kötü) bir hikaye uğruna her şeyi saptırmak geçerlidir”.
"Gökkuşağı ve Yılan" (The Rainbow and the Snake), fantastik ve eğlendirici hikayesine rağmen, neredeyse belgesel nitelikte gerçekçi ve iyi araştırılmış bir film. Ancak film ve romanlar ne denli gerçeklere yakınsa da, yine de öykü icabı sapmalar görülmektedir. Yine de, gerçek her zaman öykülerden tuhaftır ve Vudu gerçeği romanlara ve filmlere aktarılmayacak kadar garip ve alışagelmiş değerlerimizden bambaşka bir dünyayı temsil ederler. Aslında bu film Wade Davis'in aynı başlıklı ve gerçek bir hikaye içeren kitabından esinlenmiştir(4). Aynı filmdeki gibi Wade Davis Vuducuların sırlarını keşfediyor ve zombi pudrasını tıbbı olarak incelenmesi için Haiti’den kaçırıyor.
Yakında Meta yayınlarından David St Clair’in “Davul ve Mum” (Drum and Candle(5)) kitabı yayınlanacaktır. Arkadaşımız Haluk Özden tarafından tercüme edilen bu kitap Brezilya Vudu'su konusunda oldukça aydınlatıcı ve ayrıntılı bilgi vermektedir. Ayrıca roman gibi okunacak sürükleyici bir eserdir. Çıktığı zaman okumanızı öneririz.
Bir an için ön yargılarımızı bir kenara bırakırsak kabul etmemiz gerekir ki Vudu her şeyden önce bir dindir ve oldukça popüler bir dindir, taraftarları genelde fakir halktandır. Bazılarına göre dünyanın en eski dini olan Vudu'nun kökeni Afrika'dır, ancak yerine göre Hıristiyanlık, Kızılderili Şaman ayinleri ve hatta spiritizma (ruhçuluk) bile karışmıştır, ayrıca yerel bir takım ilaveler ve gelişmelere de tabi olmuştur. Örneğin Santeria'nın bazı türlerinde tamamen Hıristiyan bir dış görünümü almış olabilir, hatta taraftarları tamamen beyazlardan oluşmuş merkezleri de vardır. Ancak, burada yanılmamak gerekir, buradaki uygulamalar esas itibarıyla Afrikalıdır. Hıristiyanlık sadece dış görünümüdür ve binlerce yıllık animist unsurlar onu adeta yutmuştur.


“Doktor Reser ţöyle dedi: ‘İnsan kalbinde hissettiğini zihinsel olarak kabul ettiği an, kolay kolay tekrar kapanmayacak bir kapıyı aralar ... Sözde ilkel zihinlerin, sözde aydınlarınıza kıyasla bir üstünlük gösterdiği bir alanın olduğunu kabul etmek zorunda kaldım. Bir bokor (yaprak doktoru) şifalı otlar konusunda tahsilli eczacılarınızdan çok daha bilgili. Bir görücü, rahip okullarında eğitilmiş papazlarınıza kıyasla iyi ve kötü ruhlar konusunda çok daha bilgili. Bir Vudu rahibi din adamlarınıza kıyasla yaratıcı gücün kaynağı konusunda çok daha fazla bilgiye sahip ve dağda, kulübesinde oturan basit köylü, şımarık şehirlilerinize kıyasla Tanrı’ya çok daha yakındır.’”
Strange Altars, Marcus Bach(1)
http://www.xemoforum.com/archive/index.php/t-5278.html


* (bu büyü değil ama ilginç olduğu için ekledim)




*reklamı bile yapılmış.

*(bu ise tam sizin savınız için malzeme


(national geograph videosu)

* Bundan bişey anlarsanız bana da bilgi verirseniz sevinirim


Valla , büyüye inanmak harbiden zormuş.

İyi de Reganlar ailece hem dünyayı yönetirlerken hem de afrka büyüsüne nasıl bu kadar müptela olabilirlerdi ki?

Veya Bir rasputin ?

kafam karıştı.

Selamlar
Alıntı ile Cevapla
  #135  
Alt 20-02-2008, 17:17
meaculpa - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
meaculpa meaculpa isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
 
Üyelik tarihi: 20 Feb 2008
Mesajlar: 929
Standart Re: Demokrasi ve Komünizm..

Başlık altındaki yazılar çok degerli ve hem yazanın emegi göz önünde bulundurulup gerekli etkiyi yaratması açısından hemde okurun konuları daha iyi anlayıp ayırt edebilmesi açısından 7. sayfadan itibaren başlıkda mumkünse bir ayrım yapılmasını öneriyorum. İlkel toplumlarda dinlerin çıkışı adı altında aradıgım bilgilere ulaşmak için nerdeyse komunist nidalar atmaya başlayacktım Henüz son sayfaları okuyamadım fakat gelinen noktaya binaen şu soruyu sormak istiyorum; İlk insanların ölüme karşı ilk tepkilerini mumkünse biri acıklayabilirmi? Sürü halinde yasadıgı varsayılan ilk insanların ölüme bakışınıda direk sürü niteligindeki hayvanların davranışları ilemi karşılastırmak gerekir eger oyle olursa bunun gelişiminide acıklamanız mümkünmü?
Alıntı ile Cevapla
  #136  
Alt 20-02-2008, 21:27
vartor - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
vartor vartor isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 15 Mar 2006
Bulunduğu yer: Toronto
Mesajlar: 8.614

Onur Üyeliği 

Standart Re: Demokrasi ve Komünizm..

Yalniz buyu degil, iman hakkinda da bir fikir vermiyor mu bu videolar
* * * *Onlar yanlis ben dogruyum diyenler once kendini sorgulamali.
* * Bir vudu toreninden cok mu farkli diger inanclardaki ritueller?

Iman, ask gibidir,gozleri koreltir,beyni muhurler.
Alıntı ile Cevapla
  #137  
Alt 21-02-2008, 03:59
meaculpa - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
meaculpa meaculpa isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
 
Üyelik tarihi: 20 Feb 2008
Mesajlar: 929
Standart Re: Demokrasi ve Komünizm..

dilaver";p=&quot´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster

* * * *Fakat tekrardan altını çizmek istedigim nokta şudur. Hiç bir ilkel avcı toplumda tanrı düşüncesini göremiyoruz. Şayet olgulardan yola çıkacak isek tanrı düşüncesinin olmadıgı toplumları ele alırken hiç bir biçimde tanrının ezelden ebede dogru var oldugunu öne süremeyiz. Tanrının insanlıgın gelişmesinin belli bir aşamasında insanlar tarafından yaratıldıgı sonucuna varırız. Bu şekilde gözlem ve verilerden yola çıktıgımızda ise etrafımızdaki sis perdesini aralamak daha kolay olacaktır. İlkel toplumlarda tanrı düşüncesi oldugunu ileri süren biri, ya da Ademden beri insanların Müslüman oldugunu iddia eden biri öncelikle bu toplumlarda (avcı ve toplayıcı, tarımcı degil ve de ilk halleriyle, bozulduktan sonra degil ) tanrının varlıgını bize gösterebilmelidir.

* * * * Benim incelemelerime göre ise şimdiye kadar bulunmuş bir tek örnek bile yoktur. Aksini söyleyecek olan kanıt getirmelidir. Yeteri kadar eski toplum incelemesi ise mevcuttur.


* * * saygılarımla
Sayın dilaver;
Sormak istedigim şu; paleontolijik çag insanı ilkel avcı-toplayıcı degillermiydi? Sayın sargon da eklemiş bu noktada benim dile getireceklerimi fakat yenilemkte fayda goruyorum. Ve aslında bulgular sizin bahsettiginiz gibi degil *yani bu toplumlarda ahiret inancını destekleyecek bulgular mevcut şu an ki bu da tanrının düşünülmüş olabilecegini kuvvetle hissettirriyor.

Biraz akademik bilgi vermek istiyorum hem dinsel inanısların ıspatı acısından hemde alet kullanımının ilk örneklerinden; Bilinen en eski homonidlerden(insansı) *yani Australopithecus. Yapılan arastırmalara göre *ilkel taş aletler yapabilmişti, avcılık yapmaya başlamıştı ve çok büyük bir ihtimalle konuşma yeteneği de kazanmıştı. Sırayı habilisler ve erectuslar, sapiensler takip ediyor ki bizim icin en önemli bulguların muhattabı olan neandertalleri es gecmemek lazım.
Homo sapiense ait en eski fosiller neandertallere aittir ve modern insan ile karşılaştırıldığında, daha geniş ve çıkık bir göğüs kafesine, daha iri bir kaş bantına, daha güçlü bir çeneye ve biraz daha büyük bir kafatasına ve beyine sahiptiler. Neandertal insanlarının alet yapabiliyor ve kullanabiliyor olmalarının yanısıra, ölüleri için gömü törenleri yaptıkları da bilinmektedir.


Bu bilgilerin yanısıra deginmek istedigim bir başka nokta ise evrim tarihinin her gün yeninden guncelleniyor olmasının göz ardı edilmemesi grektigdir ki şöyle bir bilgi ile bir yıl kadar önce bilim dünyası bu konuda şaşkınlıga ugradı; insanoğlunun en eski atası kabul edilen Homo Habilis’in, aslında kendisinden sonra yaşadığı sanılan Homo Erectus’la aynı dönemde varolduğu tespit edildi.
Yaklsık yarım milyon yılda birlikte yasadıkları kuvvetli bir ihtimal ve dogrusal bir evrim tarihi artık cokda mantıklı degil.
İnsan herseyin ölçüsü ise ben hala ilk sürü içinde bile kendinden üstün olan gücün keşfedildigine inanıyorum ve eger bunu tetıkleyen baslıca unsur korku yada ölüm ise bir tanrının yada tanrı adına türetilebilinecek düşüncelerin var olabileceginide dile getirebiliriz.
Alıntı ile Cevapla
  #138  
Alt 21-02-2008, 04:57
dilaver - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
dilaver dilaver isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 28 Sep 2006
Bulunduğu yer: İstanbul
Mesajlar: 12.080

Onur Üyeliği Başarı Ödülü Başarı Ödülü 

Standart Re: Demokrasi ve Komünizm..

sayın meaculpa

* *habilis ile erectusun aynı dönemde yaşadıklarının keşfi bizim evrim ve insanlık bilgilerimizde önemli bir degişiklik yapmıyor. Kaldı ki sapiens le neaderlecht aynı tür degil atanın farklı kollarıdır. Neandertal sapiens degildir. Uzun bir süre de beraber yaşamışlardır. Konuştukları tahmin ediliyor ve ölülerini gömdükleri söyleniyor.

* *Habilis marifetli anlamına geliyor. Taş alet yapabildikleri için bu isim verilmiş. Ancak onların yaşadıkları dönemdeki teknolojiye aşölyen teknolojisi deniyor ve basit bir kaç aletten ileri gidemiyor. Bu teknoloji kendini geliştiremeden bir milyon yıl aynı duraganlıkla devam ediyor. Bu beyinlerinin evrimi ile ilgili bize bir ipucu verebilir. Beyinsel evrim ve teknoloji homo sapiense aittir. Alet kullanmayı pek çok hayvan türü de yapabiliyor. Önemli olan ve insanlıga yol açan bu aletleri dogayı dönüştürebilmek ve hakimiyeti altına almak için kullanabilmektir. İnsanlıga yo açan budur. Yani emek.

* * İnsan haricindeki hiç bir canlı ise bunu şimdiye kadar başaramamış. İnsanın beyinsel gelişmesinin sırrı da burada yatıyor.

* * *İnsanların paleolitik dönemde tanrı inancına sahip olduklarını iddia etmek sadeceiananmkal olmuyor. Avcı ve toplayıcı toplumlarda bir tanrı inancını görmiyoruz. Benim şimdiye kadar aktardıgım örnekler bunu dogruluyor. Bundan sonraki iletilerde kızılderili ve diger avcı kabilelerin yaratılış destanlarından örnekler vermeye çalışacagım, orada da görecegiz ki bu insanların mitolojilerinde ne bir tanrı var ne de bir ahret düşüncesi ve korku. İnsan ve doga içiçe geçmişve insan dogada gözlemlediginden başka bir şey bilmiyor.

* * *Somut ve soyut kavramlarından bahsettim. Bu noktanın önemli oldugunu düşünüyorum. Tanrı soyut bitr düşüncedir ve soyutun üretilebilmesi için kol ile kafa emeginin ayrışması ve bu işlerle ilgilenecek bir sınıfın varolması gerekiyor. ( Rahipler gibi ) Gene ileride bahsetmeyi umuyorum. İlk tanrılar insanlardır. Büyü dine dönüşürken dogayı degiştirebilme yetisi gene bir takım insanların tekelinde görülüyor ve bunlara tanrı olarak tapılıyor. Yani ilk başta tanrı gözlemi de somuttur. Direkt somut bir varlıga geçmiştir, insana. Soyut olarak göge çıkması çok daha sonradır. Bunları da yeteri kadar örneklendirebilecegimi zannediyorum. Yalnız şunu eklemek istiyorum.

* * *Meroeli Etiyopya krallarına tanrı gibi tapılırdı. Fakat rahipleri ne zaman isterse krala bir haberci gönderirler ölmesini emrederlerdi ona. Emre yetke olarak da kehaneti gösterirlerdi. Krallar Mısır kralı 2.Ptolomaios'un çagdaşı olan Ergamenes'in saltanatına kadar bu emre hep boyun egmişlerdi. Ergamenes Yuna egitimi görmüştü ve rahipleri dikkate almama cesaretni gösterdi. Bir grup askerle Altın Tapınaga girerek rahipleri kılıçtan geçiridi.

* * Şimdi bu örnekte Kral tanrının temsilcisi olarak baştadır ve daha eski insanın tanrı oldugu inancının son zamanlarına denk düşer. Tanrı krallar öldürülmeli idi. Bunu Gılgameş destanında da görürüz. Gılgameş İştar ile evlenmeye karşı çıkar, çünkü tanrça ile evlenen bir sene sonra öldürülmektedir. Burada tanrı göge çıkma aşamasındadır, son biçimlerdir bunlar ve Ergamensin eylemi ile de yersel tanrılık son bulur ve artık tanrı içkin ve aşkındır.

* * Büyü gücü şefe geçtigi zaman, ki şef biraz da bu otorite ile egemen olmuştur. Dogayı degiştirebilecegi ve ona etki edebilecegi de varsayıldı ve tanrı oldu. Tanrı kral oldu. Ancak dogayı degiştiremedigi şarlarda ise öldürüldü ve yerine yenisi geçirildi. Tarımla birliket ise bu bir dogum ölüm sarmalına dönüştü. Kral< kraliçenn kocası olarak hep öldürüldü. İsis Osiris, İştar, Kybele Attis, vs gibi pek çok söylence ve mit bu konu üzerinedir.Burada hep ölen bir tanrı vardır. Bu mitin en eski biçimleri ise direkt insan tanrının ölmesi ya da öldürülmesidir.

* * Burada esas önemli olan tanrı kavramının neolitik ile tarım ile ortaya çıktıgıdır. Önceki toplumlarda güç totemdir ve totem tanrı degildir. Toteme etki edilir, hatta toteme ceza verilir, sövülür. Ama toteme tapılmaz. Totem ceza vermez. Ölen insanın ruhu bir tanrı tarafından ceza görmez. Ceza toplum kurallarına Mana ya uymamkla ortay çıkar. Ceza tabunun çignenmesidir. Tabu da hem kutsal hem de igrençtir. Dogada çekincelerle oluşturulmuş gelenekleri cezalandırıcı bir tanrı düşüncesi ile karıştırmamak gerekiyor.

* * *saygılarımla

Çin'den İspanya'ya, Ümit Burnu'ndan Alaska'ya kadar
her mili bahride her kilometrede dostum ve düşmanım var
Dostlar, ki bir kere bile selamlaşmadık
aynı ekmek, aynı hürriyet, aynı hasret için ölebiliriz...

Nazım Hikmet

www.dilaverkom.blogcu.com
Alıntı ile Cevapla
  #139  
Alt 21-02-2008, 06:03
dilaver - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
dilaver dilaver isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 28 Sep 2006
Bulunduğu yer: İstanbul
Mesajlar: 12.080

Onur Üyeliği Başarı Ödülü Başarı Ödülü 

Standart Re: Demokrasi ve Komünizm..

Sürü halinde yasadıgı varsayılan ilk insanların ölüme bakışınıda direk sürü niteligindeki hayvanların davranışları ilemi karşılastırmak gerekir eger oyle olursa bunun gelişiminide acıklamanız mümkünmü * * *meaculpa


* *Avcı ve toplayıcı toplumların ölüme bakışını görebilmek için Karibu Eskimosu şaman İnjugarjuk'un sözlerini alıntılıyorum. Zannedersem açıklayıcı ve yeterli olacaktır :

" Yaşam sonsuzdur, yalnızca ölümden sonra hangi biçimde ortaya çıkacagımızı bilmiyoruz." ( Joseph Campbell, Tanrının Maskeleri, İlkel Mitoloji cilt 1 sf 371)

Gördügünüz gibi burada ne tanrıya ne de ahrete yer yok.


saygılarımla

Çin'den İspanya'ya, Ümit Burnu'ndan Alaska'ya kadar
her mili bahride her kilometrede dostum ve düşmanım var
Dostlar, ki bir kere bile selamlaşmadık
aynı ekmek, aynı hürriyet, aynı hasret için ölebiliriz...

Nazım Hikmet

www.dilaverkom.blogcu.com
Alıntı ile Cevapla
  #140  
Alt 21-02-2008, 06:16
dilaver - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
dilaver dilaver isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 28 Sep 2006
Bulunduğu yer: İstanbul
Mesajlar: 12.080

Onur Üyeliği Başarı Ödülü Başarı Ödülü 

Standart Re: Demokrasi ve Komünizm..

sevgili oki

* *Vodoo ayinleri ile ilgili sorunu pek de ciddiye almıyorum böyle bir şeyin gerçek olma ihtimaline de prim vermiyorum. Kadı ki büyü ve sihir İslamiyete de aykırı diye biliyorum. Ancak suret yaparak kötülügün kovulacagı ya da iletilebilecegini sanmak tüm eski toplumlarda görülen inanç biçimleri. Örnegin " Mogollar kayın agacı kabugundan bir at ve bir bebek yapıyorlar ve cini hasta yerine bebegi aldıktan sonra ata binip oradan uzaklaşmaya çagırıyorlar"

* *saygılarımla

Çin'den İspanya'ya, Ümit Burnu'ndan Alaska'ya kadar
her mili bahride her kilometrede dostum ve düşmanım var
Dostlar, ki bir kere bile selamlaşmadık
aynı ekmek, aynı hürriyet, aynı hasret için ölebiliriz...

Nazım Hikmet

www.dilaverkom.blogcu.com
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Önerilen Siteler


Yetkileriniz
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı

Gitmek istediğiniz forumu seçiniz


Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 07:09 .