Turan Dursun Sitesi Forumları
Geri git   Turan Dursun Sitesi Forumları > İbrahimi Dinler > İslam > Kadın & İslam

Cevapla
 
Başlık Düzenleme Araçları Stil
  #11  
Alt 28-02-2008, 00:37
okinono
Üye Değil
 
Mesajlar: n/a
Standart Re: Öğretim Kurumlarına Türbanla Giriş Meselesi - Makaleler

İnsanlardaki Riyayı bu kadar güzel yüzüne vuran bir yazıyı uzun zamandır okumamıştım.

Riya ne acaip bir takınılmış tavır. Dinliside dinsizide aynı görünüyor içerisine girince.

Benim ilgilendiğim yer ise *şu iddia;

"Dünya olanak bakımından, sayısız insana değil, nitelikli insanlara yuva olacak kadar küçülmüştür. Bunu, bugüne kadar doğal seçilim yürütmüştür; önümüzdeki yüzyıldan sonra ise yapay seçilim yürütecektir. Hazırlıklı olmayan toplumların ve bireylerin alacakları yaraları bir uyarı olarak bildirmek, benim bilimsel görevimdir. Dilerim, bu uyarıları birileri yeterince algılar ve bu toplumun gerçek bilim toplumuna dönüşmesi için gerekli ilk adımları attırır..."

Bu bölüm tam benim saklı başlığa yaraşır.

Selamlar
Alıntı ile Cevapla
  #12  
Alt 28-02-2008, 20:55
imhotep - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
imhotep imhotep isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
 
Üyelik tarihi: 23 Dec 2007
Mesajlar: 1.257
Standart Re: Öğretim Kurumlarına Türbanla Giriş Meselesi - Makaleler

Üniversitelerde Türban Serbest Olamaz


Türban yasağı, yargı kararlarında belirtildiği gibi Cumhuriyetin temel niteliklerinden birisi olan laiklik ilkesinin gereğidir. Anayasa Mahkemesi'nin yukarıda belirtilen yorumları yine anayasaya göre bağlayıcı niteliktedir. Bu kararları üniversite dışında alınan ve sadece yargıyı ilgilendiren kararlar olarak yorumlamak hukuk devleti ilkesi ile bağdaşmaz.

Türbanı kadın özgürlüğü olarak sunan ve bunu siyasi rant aracı olarak kullanan düşüncenin Çankaya'ya çıkmasının ardından, yeni YÖK Başkanı'nın üniversitelerde tüm yasakların kaldırılacağını açıklaması türban konusunu yeniden gündemin ön sıralarına taşıdı.

Siyasal simge olarak kullanılan türbanın üniversitelerde kullanılması anayasa ve yasalarımıza aykırıdır. Anayasanın temel ilkeleri değişmedikçe bu aykırılık devam edecektir.

Üniversitedeki öğretim elemanları, memurlar ve öğrencilerin kılık kıyafetleri ilk kez YÖK Başkanlığı'nın 20.12.1982 tarihli genelgesi ile düzenlenmiştir. Söz konusu genelge öğrencilerle ilgili olarak 22.7.1981 tarihli Bakanlar Kurulu kararnamesine gönderme yapmış ve kız öğrenciler için "Kurum içinde baş örtülmeyecek" düzenlemesini getirmiştir. Adı geçen genelgenin iptali için açılan davayı Danıştay 8. Dairesi 13.12.1984 tarihli kararıyla (1984/1574) reddetmiştir.

Daire bu kararında "Başörtüsü masum bir alışkanlık olmaktan çıkarak kadın özgürlüğüne ve Cumhuriyetimizin temel ilkelerine karşı bir dünya görüşünün simgesi haline gelmektedir. (...) Aydın, uygar ve cumhuriyetçi gençler yetiştirmekle görevli eğitim kurumlarının bazı kuralları öğrencilere uygulaması doğaldır. Bu kurallar herkesçe bilinen ve benimsenen Cumhuriyetin kurallarıdır. Bu kuralları öğretmek ve benimsetmekle görevli eğitim kurumlarının bunlardan ödün vermesi düşünülemez" denilmektedir.

İlk düzenleme 1988'de yapıldı

Üniversitelerde öğrencilerin kıyafetleri ile ilgili ilk yasal düzenleme 10.12.1988 tarih ve 3511 sayılı yasa ile yapılmıştır. Bu yasa ile 2547 sayılı Yükseköğretim Yasası'na ek 16. madde eklenerek "Yükseköğretim kurumlarında, dershane, laboratuvar, klinik, poliklinik ve koridorlarda çağdaş kıyafet ve görünümde bulunmak zorunludur.

Dini inanç sebebiyle boyun ve saçların örtü veya türbanla kapatılması serbesttir" düzenlemesi getirilmiştir. Söz konusu yasa, Anayasa Mahkemesi'nin 7.3.1989 tarihli kararıyla (1989/12) anayasaya aykırı bulunarak iptal edilmiştir.

Anayasa Mahkemesi gerekçeli kararında "Devlet kuruluşlarında dini inanç ve düşünce sebebiyle belli kişilere örtü veya türban örtme hakkının tanınması, Anayasanın 24. maddesinde belirlenen din ve vicdan hürriyeti sınırlarını aşan ve laiklik ilkesiyle tamamen çatışan bir durum arz etmektedir. (...) Türkiye Cumhuriyeti'nde sadece belli bir inançta bulunan kesimin yıllardır oluşturmak istediği Atatürk ilke ve inkılaplarına aykırı yaşam biçimi, benimsedikleri kılık ve kıyafetle simgelenmekte ve böylece toplumda ayrı bir yeri ve kamplaşmayı ortaya koymaktadır" denilmektedir.

Yürürlükteki yasa

Üniversitelerde kılık kıyafetle ilgili ikinci yasal düzenleme 25.10.1990 tarih ve 3670 sayılı yasa ile yapılmıştır. Bu yasa ile 2547 sayılı Yükseköğretim Yasası'na ek 17'nci madde eklenerek "Yürürlükteki kanunlara aykırı olmamak kaydı ile üniversitelerde kılık kıyafet serbesttir" hükmü getirilmiştir. Bu yasa halen yürürlüktedir. Yasanın anayasaya aykırı olduğu gerekçesi ile iptal davası açılmış ve Anayasa Mahkemesi bu davayı reddetmiştir.

Burada ret gerekçesi önem kazanmaktadır. Yüksek mahkeme 9.4.199 sayılı kararında (1991/Cool aynı konudaki önceki kararına gönderme yaparak "yürürlükteki yasa" deyiminin anayasayı da kapsadığını belirtmiş, "Yürürlükteki kanunlara aykırı olmamak koşulu, anayasaya aykırılığı saptanmış olan, dini inanç sebebiyle boyun ve saçların örtü ve türbanla kapatılması durumunu kılık kıyafet serbestisi dışında tutmaktadır.

Madde, öngördüğü serbestiyi kendi içinde sınırlandırmıştır" demiştir. Başka bir deyişle "yürürlükteki kanunlara aykırı olmamak" demek zaten türban yasağını içermektedir. Mahkeme söz konusu yasayı bu gerekçe ile iptal etmemiştir.

Yasaları bağımsız yargıçlar yorumlar

Anayasamızın 153'üncü maddesinin son fıkrasında "Anayasa Mahkemesi kararları, yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını gerçek ve tüzelkişileri bağlar" denilmektedir. Bu nedenle yukarıda belirtilen Anayasa Mahkemesi kararları hukuken bağlayıcıdır. Bir hukuk devletinde yasaları bağımsız yargıçlar yorumlar. Bir suçtan dolayı ceza alan bir kişi, "Ben yasayı böyle yorumlamıyorum, bu karara uymuyorum" diyemez. Siyasi ve ideolojik nedenlerle hukuka uymamak, hukuk kurallarını beğenmemek hukuk devleti ilkesi ile bağdaşmaz.

Üniversitelerde türban yasağına uymayan öğrencilere verilen disiplin cezaları aleyhine idari mahkemelerde açılan pek çok dava yukarıdaki gerekçelerle reddedilmiştir. İç hukuk yollarının tükenmesi üzerine konu Avrupa İnsan Hakları Komisyonu'na (AİHK) ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne (AİHM) taşınmıştır.

AİHK, 3.5.1993 tarihinde verdiği kararla, "Yükseköğrenimi laik bir üniversitede yapmayı seçen bir öğrencinin bu üniversitenin düzenlemelerini kabul etmiş sayılacağını, laik üniversitelerin, öğrencilerin kılık kıyafetlerine ilişkin kurallar koyabileceğini, bunun din ve vicdan özgürlüğüne müdahale sayılamayacağını" belirtmiştir. AİHK'nin bu kararından sonra, 2002 yılında Türkiye Cumhuriyeti aleyhine 100.000 Avro tazminat talebi ile dava açan Hayrünnisa Gül davasını geri çekmiştir.

AİHM ise Leyla Şahin davasında 29.4.2004 tarihli kararında "İstanbul Üniversitesi'nce İslami başörtüsü giyilmesine kısıtlama konulmasının ve bunu uygulamak için tedbir alınmasının demokratik bir toplumda gerekli olduğunu" belirtmiştir. AİHM'nin temyiz mahkemesi niteliğindeki Büyük Kurulu, 10.11.2005'te Leyla Şahin'in itirazını karara bağlamış (44774/9Cool, "Türban yasağının Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ni ihlal etmediğini" teyit etmiştir.

Hukuk yolları tükendi

Görüldüğü gibi üniversitelerimizde türban yasağının kaldırılması ile ilgili olarak iç ve dış hukuk yolları tükenmiştir. Bu yasağa uymayanlar hakkında ceza kanunlarımızda tanımlanan bir yaptırım bulunmamaktadır. Konu disiplin hukuku çerçevesinde yaptırıma bağlanmıştır.

YÖK Başkanlığı'nca 2000 yılında üniversitelere ve üniversiteyi kazanan öğrencilere gönderilen yazıda, "Türbanlı olarak üniversiteye gelmek, üniversitenin huzur ve sükûnetini bozan siyasi ve ideolojik bir eylem" olarak kabul edilmiş ve Öğrenci Disiplin Yönetmeliği'ne göre (Md 10/b) yükseköğretim kurumundan çıkarılmayı gerektiren bir disiplin suçu olarak değerlendirilmiştir.

Türban yasağı, yargı kararlarında belirtildiği gibi Cumhuriyetin temel niteliklerinden birisi olan laiklik ilkesinin gereğidir. Anayasa Mahkemesi'nin yukarıda belirtilen yorumları yine anayasaya göre bağlayıcı niteliktedir.

Bu kararları üniversite dışında alınan ve sadece yargıyı ilgilendiren kararlar olarak yorumlamak hukuk devleti ilkesi ile bağdaşmaz. Hukuka uymak ve uymayanları uydurmak yöneticilerin asli görevleridir. "Hukukun üstünlüğüne bağlı kalacaklarına" namus ve şerefleri üzerine ant içmiş olan siyasetçiler bu kurallara uymak zorundadırlar. Yasağa uymak siyasi bir tercih sorunu değil, hukuki bir zorunluluktur.

Laiklik ilkesi anayasadan kaldırılmadıkça üniversitelerde türban yasağı devam etmektedir. Anayasanın temel niteliklerini değiştirmeye parlamento çoğunluğunun yetkisi yoktur ve gücü yetmez. Türbanın Çankaya'ya çıkması, üniversitelerdeki türban yasağı ile ilgili yukarıda belirtilen hukuki düzenlemeleri geçersiz kılmaz.

Cihangir Dumanlı - Eski Yükseköğretim Denetleme Kurulu Üyesi
Alıntı ile Cevapla
  #13  
Alt 28-02-2008, 20:55
imhotep - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
imhotep imhotep isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
 
Üyelik tarihi: 23 Dec 2007
Mesajlar: 1.257
Standart Re: Öğretim Kurumlarına Türbanla Giriş Meselesi - Makaleler

Türban Tartışmaları...

Anayasa Mahkemesi ve AİHM'nin kararları ortadayken türbanın serbest bırakılabilmesi için anayasaya hüküm konması anayasanın değiştirilmesi teklif edilemeyen maddeleri ve İnsan Haklan Avrupa Sözleşmesi'yle açıkça çelişecektir.

Başbakan Tayyip Erdoğan 'ın İspanya'da gerçekleştirdiği basın toplantısında türbana yönelik olarak beyan ettiği, "Simgelere, sembollere, özgürlüklere yasak getirebilir misiniz?" şeklindeki sözleri hukuku doğrudan ilgilendirdiği için bu açıklamanın yapılması zorunluluğu doğmuştur.

Öncelikle belirtmeliyiz ki, hukukta bu konuda birçok mahkeme kararı yayımlanmıştır. Türbanın siyasi simge olduğu ve de simgelerin kamusal alanda kullanımını yasaklayan mahkeme kararları bir arada düşünüldüğünde, hukukumuzda bir türban mevzuatı oluştuğunu söylemek olasıdır.

Yargıtay, Danıştay, Anayasa Mahkemesi ve de son olarak Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) tarafından verilen türban kararlarının gerekçelerinde altı çizilen en önemli konu, bir siyasi (dini değil) simge olan türbanın başta üniversiteler olmak üzere hiçbir kamusal alana girmeyeceği ve laiklik adına girmemesi gerektiğidir.

Bilindiği üzere anayasamızın değiştirilemez ve değiştirilmesi teklif dahi edilemez maddesi olan 2. maddesi, Türkiye Cumhuriyeti'nin laik niteliğini, 24. maddesi ise dini özgürlüğün sınırlarını düzenlemektedir.

AİHM'nin de türban kararlarında sıklıkla vurgu yaptığı Anayasa Mahkemesi kararı da türbanın hukuk karşısındaki konumunu açık biçimde ortaya koymaktadır. Buna göre Anayasa Mahkemesi'nin 1998 tarihli Refah Partisi davası ve 2001 tarihli Fazilet Partisi davalarındaki kararlarında, söz konusu partilerin liderlerinin kamu sektöründe ve/veya okullarda türban giyilmesine ilişkin ifadelerinin şeriat temelinde bir rejim oluşturma niyetini ortaya koyduğu şeklinde değerlendirmiştir.

Yine Leyla Şahin/ Türkiye kararında AİHM, üniversitelerde dini simgelerin giyilmesine getirilen yasaklamanın temelini oluşturan düşünce laiklik ilkesidir.

Çoğulculuk değerlerinin, diğerlerinin haklarına saygının ve özellikle yasa önünde kadın ve erkeğin eşit olduğunun öğretildiği ve hayata geçirildiği bir çerçevede görülmekte olan dava da dahil olmak üzere, kız öğrencilerin üniversitede bulundukları sırada başlarını türbanla örtmelerine ve dini semboller kullanmalarına konuyla ilgili yetkililerce onay verilecek olması halinde, bu onayın laiklik değerlerine aykırı olarak değerlendirilmesi anlaşılabilir bir durumdur, diyerek, türban yasağının, İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (AİHS) düşünce, vicdan ve din özgürlüğünü düzenleyen 9. maddesine aykırılık oluşturmadığına hükmetmiştir.

Aynı kararda başvurunun özel hayatı düzenleyen 10. madde ile ayrımcılık yasağını düzenleyen 14. maddesiyle ilişkilendirilemeyeceğini hüküm altına almıştır.

AİHM'nin de kararlarında sıklıkla vurgu yaptığı Anayasa Mahkemesi kararında da "Türban takmak, önemsiz ve masum bir uygulama olmanın dışında, Cumhuriyetin temel ilkelerine ve kadınların özgürlüklerine aykırı bir simge olma yolunda ilerleyen bir süreçtir" ifadesi yer alır. Başbakan'ın bu son demeciyle türban, süreç olmaktan çıkmış; Cumhuriyet'e ve çağdaş yaşamı benimsemiş kadınların özgürlüklerine karşıt bir olguya dönüşmüştür.

Avrupa'da yasak

Sayın Başbakan'ın "Böyle bir yasak dünyanın neresinde var?" biçimindeki sözleri de o anki heyecanla söylenmemişse bilgi eksikliğinden kaynaklanmaktadır. Çünkü herkesçe bilindiği gibi Avrupa'nın birçok ülkesinde birçok siyasi simge yasaktır.

Buna türban da dahildir. Örneğin Fransa ile Almanya'da okullara türbanla girmek yasaklanmıştır. Fransa'da dini simgeler ya da dini çağrıştıran imler okullardan kaldırılmıştır. İspanya'da faşist Franko dönemini andıran simge ve işaretler bizzat yasa çıkarılarak yasaklanmıştır. Buna son örnekse Başbakan'ın bu açıklamasından tam bir gün sonra İtalya'da yaşanan olaydır.

Papa 16. Benediktus, Roma La Sapienza Üniversitesi'nde akademik yılın açılış» için yapılacak törene, protestolar nedeniyle katılamamıştır. Öğretim üyesi ve öğrencilerin protestolarının temelinde yatan nedene bakıldığında, yine aynı dini simgeyle karşılaşıyoruz. Papa'nın dini temsil ettiğini belirten öğrenciler, La Sapienza Üniversitesi'nin laik bir üniversite olduğunu, bu nedenle dinin yaşayan simgesi olan Papa'nın ziyaretinin laiklik ilkesine zarar vereceği endişesinden dolayı bu ziyarete izin vermeyeceklerini belirtmişler ve Papa'yı kararından vazgeçirmişlerdir.

Türbanın kamusal alanda yasaklanmasına karar veren Anayasa Mahkemesi, türbanı serbest bırakan düzenlemelerin anayasanın laiklik ilkesini düzenleyen 2, yasa önünde eşitlik ilkesini düzenleyen 10. ve nihayet din özgürlüğünün sınırlarını hüküm altına alan 24. maddesine aykırı olduğuna karar vermiştir.

Zorla kabul ettirilemez

Yüksek mahkeme kararında laiklik adına yaşamsal tespitler yer alır. Buna göre anayasal bir kazanım olan laiklik; yasa önünde eşitlik ve din özgürlüğünün bir garantörü olarak rol oynamış ve demokrasi için esaslı bir koşul olmuştur. Laiklik ayrıca, devletin, bir din ya da inancı tercih ettiğini göstermesini engellemiştir.

Son olarak, laik bir devlet, yasama işlevini yerine getirirken, dini bir inanca dayanamaz. Herhangi bir dine özgü kıyafeti giymenin bir hak olarak görülemeyeceği; ibadet, din ve vicdan özgürlüğünün öncelikle, bir dine uymak ya da uymamak bağlamında karar verme özgürlüğünü garanti altına alır. Mahkemeye göre, herkes, bir kadın ya da erkek, toplumun gelenekleri, dini ve sosyal değerleri açısından dilediği gibi giyinme konusunda özgür bırakılır.

Ancak, bir dinin dayanak gösterildiği özel bir kılık kıyafet yasasının, bireylere zorla kabul ettirilmesi, söz konusu dini inanç, çağdaş toplumla bağdaşmayan değerler grubu olarak sunulup ve algılanır. Nüfusun çoğunluğunun Müslüman olduğu Türkiye'de, türban giymenin zorunlu bir dini ödev gibi sunulması dini gerekleri yerine getiren Müslümanlar, getirmeyen Müslümanlar ve inanmayanlar arasında kılık kıyafet yüzünden ayrımcılıkla sonuçlanabileceği, türban takmayı reddedenlerin hiç kuşkusuz din karşıtı veya dinsiz olarak değerlendirebileceği de kararda belirtilmiştir.

Devlet eğitiminin tarafsızlığı ilkesiyle uyumlu olmayan türbanın, farklı dini inanç ve itikat sahibi öğrenciler arasında çatışmaların doğmasına neden olabileceğine de dikkat çekilmiştir.

Üniversite sonrası

Bu durumda hükümetçe hazırlanan Anayasa taslağında türbanın önünün açılması ve üniversitelerde serbest bırakılması tartışmalarına da değinmek istiyoruz. Kamuoyuna yansıdığı biçimiyle türbanın üniversitelerde serbest bırakılması için anayasaya konması düşünülen "Ahlak kurallarına ve ceza kurallarına aykırı olmamak koşuluyla, üniversitelerde giyim kuşam serbesttir" hükmü de türbanın hukuken önünü açmaya yetmeyecektir.

Anayasa Mahkemesi ve AİHM'nin kararları ortadayken türbanın serbest bırakılabilmesi için anayasaya hüküm konması anayasanın değiştirilmesi teklif edilemeyen maddeleri ve İnsan Haklan Avrupa sözleşmesiyle açıkça çelişecektir. Kaldı ki türbanla okuyan bir öğrencinin eğitimden sonra mesleğini yerine getirirken de türban takmak isteyeceği, bu konuda da dayatmada bulunacağı kaçınılmaz bir gerçektir. Bu nedenle eğitimin türbansız sürdürülmesi laiklik açısından bir zorunluluktur.

Siyasi iktidarın aldığı oya güvenerek çoğunlukçu siyaset yöntemiyle "ben yaptım oldu" anlayışından, bir an önce vazgeçmesi tüm toplum kesimlerinin yararınadır.

Medeniyetler zirvesine katılan Sayın Başbakan'ın, uygarlığın ve demokrasinin ölçütü olan laiklik ilkesini en fazla korumakla görevli olan kişi konumunda olduğu da unutulmamalıdır.

Av. Kazım Kolcuoğlu - İstanbul Barosu Başkanı
Alıntı ile Cevapla
  #14  
Alt 28-02-2008, 20:56
imhotep - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
imhotep imhotep isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
 
Üyelik tarihi: 23 Dec 2007
Mesajlar: 1.257
Standart Re: Öğretim Kurumlarına Türbanla Giriş Meselesi - Makaleler

'Velev ki Siyasal Simge de Olsa..'

Türban ya da sıkmabaş, toplumu bölüyor...

Tabii medyayı da...

Tartışma yaygınlaştıkça, insanların, yazarların tıynetleri de ortaya çıkıyor.

Kimi ağırbaşlı, soğukkanlı...

Kimi saldırgan, pervasız...

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, türban için 'Velev ki siyasal simge olsa... ' deyince, Cüneyt Ülsever , 17 Ocak 2008'de Hürriyet 'te şunları yazdı:

"...dini inanç gereği takılan türban siyasal simge olarak kullanılamaz.

Zira anayasanın 24. maddesi:

'Kimse... dini veya din duygularını yahut dince kutsal sayılan şeyleri istismar edemez ve kötüye kullanamaz' diyor.

Din gereği takılan türbanın siyasal sembol olarak da kullanılması bir 'istismar'dır ve anayasaya göre böyle davranmak suçtur..."

Ülsever yazısında, türban ya da sıkmabaş üniversitelerde serbest bırakılırsa, bu simgeyi kullanmayanların da Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne başvurma haklarının doğabileceğini belirtiyordu:

"...Anayasa değişse dahi, türban takmayan bir kişinin türbanın yasaklanması için yeniden AİHM'ye gitmesi, AİHM'nin yeni bir karar alırken 'Leyla Şahin Kararı'nı bir içtihat olarak kabul etme ihtimali her an mevcuttur."

İki gün sonra Nazlı Ilıcak , 19 Ocak tarihinde 'Ah Hoca, Vah Hoca' başlığıyla Sabah 'ta şunları yazdı:

"Perşembe akşamı, hem Show TV'de, hem de Kanal D'de başörtüsü tartışıldı. Kimilerinin sergilediği cehalet karşısında dilim tutuldu. Prof. Semih Gemalmaz , Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin (AİHM), Leyla Şahin hakkında verdiği karar sebebiyle, üniversitelerde başörtüsü yasağının kaldırılamayacağını, kaldırıldığı takdirde, başı açıkların mahkemeye müracaat edebileceğini ileri sürdü. Koskoca üniversite profesörü çıkmış, bilim dışı konuşuyor ve herkesin sözlerine inanmasını bekliyor..."

Ilıcak yazısını bitirirken şöyle diyordu:

"...AİHM, Leyla Şahin ' e üniversitede uygulanan başörtüsü yasağını, Sözleşme'ye aykırı bulmadı; 'Hak ihlali yok' dedi. Türkiye'de yasak kalktığı takdirde, başı açık olanlar AİHM'ye başvuramazlar."

20 Ocak 2008'de Ülsever "Başbakan'ın 'hınk' deyicisi!" başlıklı yazısıyla Ilıcak 'a yanıt verdi:

"... Nazlı Ilıcak' ın 'yeniden AİHM'ye gidilemez' sözleri sadece 22 Temmuz seçimleri öncesi AKP'den aday adayı olduktan ve parti tarafından adaylığı reddedildikten sonra TMSF tarafından tayin edildiği Sabah Gazetesi'nde sürdürdüğü 'hınk deyicilik!' görevinin gereğidir, gerçekle hiçbir alakası yoktur..."

Ülsever yazısında daha sonra Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi yargıcı Rıza Türmen 'in 16 Ocak tarihinde Sabah 'ta yayımlanan demecine gönderme yapıyordu.

Bu demecinde Türmen şöyle demişti:

"...Türkiye yasağı kaldırabilir. Tersi bir dava, başı açık bir kişi tarafından AİHM'nin önüne getirilirse, bu yeni bir durumdur ve değerlendirilir. Fakat mahkeme, daha önce verdiği içtihadi kararlar ışığında karar verir."

Ülsever yazısını Ilıcak 'a iki soru sorarak bitiriyordu:

"1) İlla ki AİHM dediğini yapacak diye bir şey yok, ama yılların AİHM yargıcı Rıza Türmen de mi cahildir ve her ne demekse bilim dışı konuşmuştur? Nazlı Ilıcak olmasa o da mı herkesin kendisine inanmasını umacaktır?

2) Nazlı Ilıcak kendi gazetesi Sabah ' ı neden okumuyor?"

***

Ilıcak 'ın "bilim dışı konuştuğunu" öne sürdüğü Prof. Gemalmaz , bu konuda yazdığı muazzam kitabıyla tanınan bir hoca.

Ilıcak 'ın, bir bilim insanına karşı kullandığı hakaret edici sözler beni çok üzdü.

Galiba insanlar, haksız oldukları ölçüde saldırganlaşıyor, ya da zaten sahip oldukları bazı olumsuz özellikleri dışarı vuruyor.

Emre Kongar

Cumhuriyet
Alıntı ile Cevapla
  #15  
Alt 28-02-2008, 20:57
imhotep - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
imhotep imhotep isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
 
Üyelik tarihi: 23 Dec 2007
Mesajlar: 1.257
Standart Re: Öğretim Kurumlarına Türbanla Giriş Meselesi - Makaleler

Laik Rejimin Yüzü Ak mı Kara mı?

Maske düştü, gerçek göründü.

Yıllardır türbanın sadece üniversitelerde serbest bırakılmasını savundu.

Kamuoyunu, partileri, medyayı uyuttu.

Oysa asıl amacı türbanı devletin hemen her kesiminde serbest bırakmak.

Bu amacını genç kızların üniversiteye devam etmelerini savunarak örttü.

Bu isteğe kimi saftirik aydınlar, medyanın önemli bir bölümü, ilim bilim adamları da katıldı.

Öyle ya; yükseköğrenim görmesini engellemek insan haklarından tutun da düşünce özgürlüğüne kadar bir yığın çağdaş kurallara aykırı. RTE 'nin sürüklediği bu iddia toplumda giderek yerleşti. Kabul gördü.

Sadece üniversitelerde türbana olanak tanımayı savunan RTE'nin asıl hedefi üzerinde durulmadı.

Üniversite örtüsü altında asıl amacın türbanı kamuya yaymak, böylece türbanı ulusallığa taşımak olduğunu son günlerde nihayet -saftirik aydınlar, medyanın önemli bir bölümü, anlı şanlı kimi ilim ve bilim adamları- görmeye başladılar.

Bu hedefe varmayı amaç edinen RTE'ye; MHP ve onun yükseklerde dolaşan, ne ki, öngörü gerektiren siyasal stratejiden yoksun olduğunu örnek olaylarla kanıtlayan MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli payanda oldu.

İkinci kez RTE'nin kuyruğuna takıldı. AKP'ye ortak oldu.

***

Evet maske düştü, gerçek göründü.

Bahçeli, ne yazık ki, RTE'nin asıl amacını anlayamadı.

İkinci kezdir AKP'nin önündeki engelleri kaldırıyor. "Siyasal istikrara hizmet" sloganı altında 11'incinin Çankaya'ya çıkmasını sağladı.

Şayet RTE amacına ulaşmakta başarılı olursa; Bahçeli, yeşil ışık yakarak laik Cumhuriyetin temellerine ikinci kez dinamit koymasını sağlayacak.

***

Bahçeli, anayasanın 10. maddesinde yapılacak değişiklikle yıllardır toplumu sarsan sorunun çözümleneceğini sandı.

RTE'yi tanımamak, hâlâ değiştiğini sanmak tam bir gaflet!

Değişmedi. Dinci saplantılarından asla vazgeçmedi. Ustaca sakladı. -Saftirik aydınlara, medyanın önemli bir bölümüne, anlı şanlı kimi ilim ve bilim adamlarına- "değiştiğini" yutturdu.

Şimdi olan nedir?

RTE, anayasanın 10. maddesiyle yetinmiyor. Kırk dereden su getirerek, anayasanın 2. maddesindeki laiklik saptamasını bahane ederek, diğer bir maddeye -hiçbir kayıt konulmadan- üniversitelere tanınmak istenilen kılık kıyafet "özgürlüğünü" devletin hemen her kademesine yaymak istiyor.

AKP anayasasının mimarı Prof. Ergun Özbudun bile isyan ediyor. Maddeye "inkılap kanunları, kamu düzeni, genel ahlak gibi, başkalarının hürriyetlerini ihlal etmek şartı gibi birtakım sınırlamalar getirmek" gerektiğini söylüyor.

Fakat RTE'nin kafası bu kısıtlamalara basmıyor. Ona göre, "Her insan giyiminde kuşamında özgür olmalıdır".

Bu sözün içeriğinde yatan anlam çok açık: İsteyen çarşaf da, cüppe de, poşu da giyebilir!

İnsan hak ve özgürlüklerini din uğruna kullanıyor.

***

Çankaya'daki AKP'li de gerçek niyetini Kayseri'de sergiledi. Türban konusundaki tartışmalara katılmak, siyaset yapma anlamına geleceği için, girmek istemediğini söyleyen Çankaya'daki 11'inci; "üniversitelerde inançların serbestçe yaşanmasını" istiyor.

Bu, şu demeye geliyor: Üniversitelerde türban yasağını kaldıran anayasa değişikliğini derhal onaylayacak.

İkinci olasılık; pazartesi günü aydınlanacak.

RTE, türbana her alanda kısıtlama getirmeyecek anayasa değişikliklerinde Bahçeli'yi "ikna edebilirse" ... veya ileride türbanı üniversite sınırları içinden çıkarıp yayacak bir manevra olanağı sağlayacak bir formül bulursa... Çankaya'daki türbanın bütün devlet dairelerine yayılmasını da onaylayacak demektir.

Pazartesi... laik rejimin yüzü ak mı kara mı... Göreceğiz.

Cüneyt Arcayürek

Cumhuriyet
Alıntı ile Cevapla
  #16  
Alt 28-02-2008, 20:57
imhotep - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
imhotep imhotep isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
 
Üyelik tarihi: 23 Dec 2007
Mesajlar: 1.257
Standart Re: Öğretim Kurumlarına Türbanla Giriş Meselesi - Makaleler

AKP zihniyetinin demokrasiye bakışını en iyi liderleri özetlemişti:

Demokrasi bizim için bir tramvaydır, araçtır. Hedefimize ulaştığımız yerde ineriz!

Bu anlayışı güncellemek gerekirse, din ve kadın da AKP zihniyeti açısından bir "araç". Temel hedef iktidarda kalmak ve bunu perçinlemek.

İstanbul'dan bir okurumuz şu elektronik mektubu iletti:

Üniversiteyi bitirdikten sonra iş bulamayan aile dostumuzun kızı, belediyeye başvurmuştu. Kendisine, "bizde iş yok ama, şu şirkete git, orada iş verebilirler" demişler. O şirkette şu öneriyle karşılaşmış; ayda 500 YTL net maaş alacaksın, sigortan yapılacak, cebine uzun kullanımlı otobüs bileti koyacağız. İşi şu olacak; sana vereceğimiz türbanı takacaksın, belediye otobüslerinde yolculuk yapıp merkezi yerlerde dolaşacaksın!

Bu ve benzeri psikolojik mücadele yöntemlerini değişik yerlerden duyuyoruz. Toplumda zaten bir dönüşüm var. Bütün amaç bunun iyice yerleştiği, herkesin kabul etmesi gerektiği fikrini oturtmak!

***

Bir başka okurumuz... Şehrin hemen dışındaki akaryakıt istasyonundan, şu notu iletti:

Son dönemde değişik bir baskı unsuru ile karşı karşıyayız. Adam geliyor, benzin pompasının önünde camını açıp soruyor; "Mescidiniz var mı" diye. Yok deyince bir sürü laf ediyor. Bir daha gelişte yine olmazsa, buradan alışveriş yapmayacağını söylüyor!

Ankara'dan bir örnek:

Kentte hızla yaygınlaşmakta olan pastane zincirlerinden birinde bir grup türbanlı kadın toplantı yapıyor. Yiyip içiyorlar. Bir süre sonra "Mescit var mı" diye soruyorlar. Görevli eleman, "Burası bir inanç merkezi değil, eğer namaz kılmak isterseniz, bakın az ileride cami var, daha sonra da kılabilirsiniz, kazası var" karşılığını veriyor. Kadınlar ısrarla bir bölümün mescit olarak ayrılmasını istiyor, aksi halde bir daha gelmeyeceklerini söylüyor.

Bu gidişin mahalle baskısından öte, müşteri baskısına dönüştüğü görülüyor. Zorla "talep yaratıp" ardından "toplum böyle istiyor, millete karşı mı çıkıyorsunuz" edebiyatı!

***

Yukarıda aktardığımız örnekler gidişin boyutlarını ortaya koyuyor.

Kadınlar, toplumun dönüştürülmesinde önemli bir araç olarak kullanılacak, bu kesin!

Kapitalizmin kadını bir "cinsel obje" olarak kullanmasını yıllarca eleştirdik, karşı çıktı.

Şimdi siyasi yapı kadını bir "dinsel obje" olarak kullanıyor!

Kadınlarımız ne yapacak?

Erkekler olarak mücadeleyi onlara yükleyip kenara çekilmekten yana değiliz ama, mademki siyasi yapı bunu yapıyor, çağdaş, uygarlığı benimsemiş kadınlarımızın buna yanıt vermesi gerekir.

Önümüzdeki dönem mücadele kadınlar üzerinden yürüyecek. Kadınlarımızın içinden, ayrı ayrı kesimlerde çıkacak 200 kişilik toplum önderi gündemi etkileyebilir, kadın hareketini yönlendirebilir!

Kadınlar haykırmalı:

- Erkekler bizim üzerimizden siyaseti bıraksın... Biz ne cinsel ne dinsel objeyiz...

Biz insanız!

Mustafa Balbay

Cumhuriyet
Alıntı ile Cevapla
  #17  
Alt 28-02-2008, 20:58
imhotep - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
imhotep imhotep isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
 
Üyelik tarihi: 23 Dec 2007
Mesajlar: 1.257
Standart Re: Öğretim Kurumlarına Türbanla Giriş Meselesi - Makaleler

Simgelerin 'Özgürlüğü'Sınırlıdır!

"Türkiye'de kendi dinlerinin sembollerini ve dini inançlar üzerine kurulmuş bir toplum kavramını empoze etmeye çalışan aşırı siyasi hareketlerin olduğunu gözden kaçırmadığını" gerekçede belirten Avrupa Mahkemesi, sözleşme hükümlerine uygun olarak türbana karşı, Türkiye'nin, tarihsel deneyimini de dikkate alarak, tutum takınabileceğini açıklamaktadır.

Yüksek mahkemelerin yerleşik ve kararlılık gösteren kararlarında tartışmasız bir biçimde türbanın simge olduğu kabul edilmektedir.

Dinsel ya da siyasal simge olup olmadığı bağlamında değerlendirildiğinde, dinsellikten hareketle siyasallığa geçtiğine de kuşku bulunmamalıdır.


Gerçekten de, oldukça uzun bir süredir, siyasallaştığı ve laiklik ilkesini hedef aldığı görülmektedir. Yasaklamanın dayanağının laiklik ilkesi olması karşısında da anılan ilkeyi hedef alması bir bakıma doğaldır. Ancak, bunun doğal olması doğru olacağı anlamına gelmemelidir.

Dinsel inanç gereği takıldığının ifade edilmesi de takmayanlara karşı inançsızlık söylemini beraberinde getirmektedir.

Değişik ülkeler ve kararlar


Bireysel tercihlerin ya da özgürlüklerin sınırsız olmadığı, sınırlanabileceği evrensel hukukun kurallarındandır. Değişik ülkelerde dinsel simgelerin kullanılamayacağına ilişkin yargı kararları da bu düşünceyi doğrulamaktadır.

Nitekim Amerika Birleşik Devletleri'nde Federal Yüksek Mahkeme Goldman V. Weinberger davasında dinsel kıyafet-kamu düzeni çatışmasında kamu düzenine ağırlık verilmesi gerektiği ve dinsel simgelerin giyilemeyeceğini kararlaştırmıştır. (1)

Fransız Danıştayı (Conseil d'Etat) genel kurulu da 27 Kasım 1989 tarihli istişari görüşünde, dinsel simgelerin, eğitim kurumları içinde taşınmasının, kurumun düzenini ya da kamu hizmetinin normal işleyişini bozabileceğine işaret etmiştir.(2)

İsviçre Federal Yüksek Mahkemesi'nin 12.11.1997 tarih ve E.No. 2P. 419/1996 sayılı kararında da kuvvetli dinsel simge olan giysilerin belli koşullarda yasaklanmasında inanç özgürlüğünün özüne tecavüz olmadığı kararlaştırılırken idari mercilerce yapılan bu tür uygulamalarda "önemli derecede kamu yararı" nın varlığından söz edilmiştir.(3)

Öte yandan 23 Mayıs 1949 tarihli Federal Almanya Anayasası'nda laiklikten açıkça söz edilmemesine ve Bavyera eyaletinin okul düzenine ilişkin 21 Haziran 1983 tarihli yönetmeliğin dini eğitim, din dersi başlığını taşıyan 13/1 madde-fıkrasına göre resmi okullarda sınıflara çarmıh asılması zorunluluğu anayasa mahkemesi tarafından, bu kuralın ve kurala bağlı uygulamanın devletin dinsel alanda tarafsızlığını zedeleyeceğine hükmedilmiştir. (4)

Türkiye'deki uygulama ve kararlar

Anılan tüm bu kararlar Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 15.3.2005 tarih ve 2004/8-201 esas ve 2005/30 sayılı kararında, türban bağlamında dayanak-destek olarak da kullanılmıştır.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi de Türk Anayasa Mahkemesi'nin kararlarında dinsel simge olarak değerlendirilmesi yapılan türbanın öğretim kurumlarında yasaklanmasının laiklik ilkesine uygun olduğuna karar vermiştir.

Leyla Şahin /Türkiye davasında Dördüncü Daire'nin 29 Haziran 2004 tarih ve 44774/98 sayılı kararında Türk anayasa sistemi içinde kadın haklarının korunmasına verilen öneme değinilerek "Laik Anayasa Mahkemesi tarafından anayasanın temelini oluşturan değerlerde mündemiç bir ilke olarak tanımlanan cinsiyet eşitliği aynı zamanda Avrupa Mahkemesi tarafından sözleşmenin temelini oluşturan anahtar ilkelerden biri olarak tanınmaktadır ve Avrupa Konseyi'ne üye devletlerin ulaşması gereken bir amaçtır" denilmektedir.

Türbanın dinsel simgeden, laikliğe yönelik bir tehdit olarak siyasallaşmasına yine aynı kararda "özellikle Türk mahkemelerinin bu dini sembolün Türkiye'de yakın zamanda siyasi önem kazandığına karar vermelerinden beri" yasaklanmasının zorunlu-toplumsal gereksinim olduğu ifade edilmektedir.

"Türkiye'de kendi dinlerinin sembollerini ve dini inançlar üzerine kurulmuş bir toplum kavramını empoze etmeye çalışan aşırı siyasi hareketlerin olduğunu gözden kaçırmadığını" gerekçede belirten Avrupa Mahkemesi, sözleşme hükümlerine uygun olarak türbana karşı, Türkiye'nin, tarihsel deneyimini de dikkate alarak, tutum takınabileceğini açıklamaktadır.

İtiraz üzerine inceleme yapan AİHM'nin Büyük Dairesi de 10 Kasım 2005 tarih ve 44774/98 sayılı kararında dinsel ve giderek siyasal simge olduğunu kabul ederken Türk Anayasa Mahkemesi ile Dördüncü Daire'nin karar gerekçelerine aynen katılmıştır.

Simgelerin, bir toplumda, devlette önemli olduğu (5) genel olarak doğrudur; ne var ki her simgenin ve özellikle dinsel referanslı siyasal simgenin, laik bir devlette, kamusal alanda, sınırlanabileceği de yargı kararları eşliğinde düşünüldüğünde artık içselleştirilmelidir.

"Eğitim ve öğretim kurumlarında bazı giysilerin kullanılmasının özgürlük" sayılamayacağını açıklayan Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı'nın son derece yetkin ve içerikli, yasal durumu da açıklayarak yaptığı "uyarı" dan sonra toplumda ve devlette gerilim yaratılmasından kaçınılacağı düşünülmelidir.

Türban için "sivil" (?) anayasa yapmanın lüks olduğu da unutulmadan!

Notlar

1- Abdullah Sezer: Türk ve Amerikan Yüksek Mahkeme Kararlarında Din-Vicdan Özgürlüğü ve Din-Devlet İlişkisi-Laisizm-Sekülarizm, yayımlanmamış yüksek lisans tezi, İstanbul, 2000, s.266
2- Sezer, age, s.137-138
3- Hüseyin Pekin: "İsviçre Yüksek Mahkemesi'nin Türban Kararı" Manisa Barosu Dergisi, sayı, 65, 1998, s.48-49
4- Ayşe Nuhoğlu: "İnanç Özgürlüğüne İlişkin Alman Anayasa Mahkemesi'nin Bir Kararı" Prof.Dr. Nurullah Kunter'e Armağan içinde, İstanbul, 1998, s.181-193
5- Selim Deringil: Simgeden Millete, İstanbul, 2007, özellikle s.53-93


Hamdi Yaver Aktan Yargıtay 8. Ceza Dairesi Üyesi
Alıntı ile Cevapla
  #18  
Alt 28-02-2008, 20:58
imhotep - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
imhotep imhotep isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
 
Üyelik tarihi: 23 Dec 2007
Mesajlar: 1.257
Standart Re: Öğretim Kurumlarına Türbanla Giriş Meselesi - Makaleler

Çene altı laikliği...

BU formül iyi:

"Çene altı..."

Türbanın bağlama yeri "çenenin altı" olunca hem demokrasiye uygun düşüyor, hem devrim yasaları açısından zararsız oluyor, hem laik cumhuriyet elden gitmiyor.

AKP ile MHP’nin çene çeneye verip buldukları bu:

"Çene altı formülü..."

Oysa AKP’ye yalakalık yapan bizim çenesi düşük aydınlar yıllardır ekranlarda yırtındılar da bunu akıl edemediler.

"Çene altı" formülü şöyle:

Türbanlı kızlar türbanın iki ucunu çenenin altında bağlayacaklar, böylece türban laik anayasaya uygun olacak.

Bir toplumu salak yerine koyarak, devrim yasaları ile alay ederek, Anayasa’daki laiklik tanımı ile dalga geçerek bulunan formül ancak bu kadar olur.

Çenenizi yormayın...

*

Türklerin,; ekonomiden sağlığa, depremden spora kadar her şeyi çene ile çözdüklerini bilirdim de, türban gibi rejimin tehdidi bir simgeyi "çenenin altı" ile çözecekleri hiç aklıma gelmemişti.

Bu kadar kolaymış:

"Çene altı..."

(........)

Ben asıl şu "altı" üzerinde duruyorum; bu ülke ne çektiyse "altı" olan şeylerden çekti:

Dil altı, sümen altı, şuur altı...

El altı, bel altı, hasır altı.

Hoş, vatandaş açısından hepsi aynı yere varıyor:

"Okka altı..."

AKP milletvekili ve Kadın Kolları Başkanı Fatma Şahin, şu türbanın nereye kadar yayılacağı konusunda, tıpkı çenesini tutamayan öbür milletvekilleri ve belediye başkanları gibi, partisinin bilinç altını açıkladı:

"Adım adım gideceğiz..."

*

Şimdi AKP’ye şirin gözükmek isteyen hukukçulara, profesörlere, işadamlarına, medya editörlerine bir görev düşüyor.

Ya bu "çene altı formülünün" çok da faydalı olduğunu anlatıp duracaklar, çeneye kuvvet...

Ya da; çenelerini kapatacaklar...

Nasıl olsa yalakalığın sınırı yok...

Bekir Coşkun

Hürriyet
Alıntı ile Cevapla
  #19  
Alt 28-02-2008, 20:59
imhotep - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
imhotep imhotep isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
 
Üyelik tarihi: 23 Dec 2007
Mesajlar: 1.257
Standart Re: Öğretim Kurumlarına Türbanla Giriş Meselesi - Makaleler

Çene Bağı...

AKP ve MHP türban sorununa iyi bir başlangıç yaptılar. Girişimin sorunu çözmeyeceğini, tam tersine başlatacağını vurgulamıştık. Geçen haftadan bu haftaya süren tartışmalar bunu ortaya koyuyor.

Adını ne koyarsanız koyun; ister türban, ister başörtüsü, enine boyuna tarifini de yaptığınıza göre, konu anayasaya girmiştir.

İki partinin üzerinde uzlaştığı son tarif şu:

Başı örtecek ama yüzü örtmeyecek, çenenin altından bağlanacak!

Bu tarife göre, bundan sonra en ciddi sorun şu:

Bağ yeri neresi?

Çenenin altı mı, üstü mü, yanı mı?..

Belki de türban ve başörtüsünden sonra yeni bir ad daha gündeme gelecek:

Çene bağı!

İki parti olayın üzerinde bu kadar çene patlattıktan sonra çözüm merkezini de çenenin altına getirmeleri rastlantı olmasa gerek.

AKP'nin bugünlerde başlıca kaygısı şu:

Partinin çekirdek tabanının çenesini tutamaması, "Bu yetmez, devamını isteriz" demesi!

Bu yüzden Başbakan, "Provokasyon istemiyorum, sorun çözülmüştür" diyor. Aslında çözülmediğini kendisi de biliyor ama, "bu aşamada, bu kadarı yeterli"!

****

Hakkını yemeyelim; bugünlerde en iyi muhalefeti MHP yapıyor.

Kime karşı?

AKP hariç her kesime karşı!

Siyasetin doğasına bakınca bunda küçük bir yanlışlık var; demokrasilerde bir iktidar vardır, muhalefet partileri de iktidarı denetlemek ve seçenek oluşturmakla sorumludur.

MHP, kendisine başka bir görev edinmiş görünüyor.

Devlet Bahçeli , partisinin son grup toplantısında, siyaset diliyle yorumlamak gerekirse herkese bindirdi...

TÜSİAD'a bindirdi, işine bak diye...

AİHM'ye bindirdi, karışma diye...

Yargıya bindirdi, haddini bil diye...

CHP'ye bindirdi, germe diye...

Bunca bindirmeden sonra AKP'yi de tepesine bindirdi, götürüyor!

22 Temmuz öncesinde Bahçeli'nin kullandığı AKP'ye ilişkin önemli saptamalardan biri şuydu:

İnanç hortumcuları!

Sanıyoruz türban bütün bunları örtmeye yeter!

****

Konunun hukuki boyutu bundan sonra konuşulacak başlıca alanlardan birini oluşturacak.

Bugüne kadar Meclis defalarca af çıkarmıştır. Ama bunların hemen hiçbirinin adı "af yasası" olmamıştır. Değişik adlarla çıkan ama sonuçta affı gündeme getiren her yasa yine geleneksel olarak hep genişlemiştir.

Neden?

Çünkü böylesi düzenlemelerde ayrımcılık yapıldığında hukuk ilk iş olarak şunu gündemine alacaktır:

Eşitlik!

Yapılan türban düzenlemesinde ısrarla, altını üstünü çize çize bunun sadece yükseköğrenimi kapsayacağı söyleniyor.

Türbanın serbest olması da özünde ve sonuçta bir af... Bundan yararlanamayan herkes soluğu mahkemede alacak.

Bu durumda yüce mahkemenin önünde belki de iki yol kalacak:

Ya tümüyle değişiklikleri şekilden bozup yok sayacak ya da ayrımcılık yapılamaz diyecek!

AKP ve MHP'nin siyasal bir simge haline getirdiği türban için yargı hangi kararı alırsa alsın, sorun bir kez daha derinleşmiş olacak...

Türbanı çenenin altına ne kadar indirirseniz indirin, çenenin içinden çıkmayacak!

Mustafa Balbay

Cumhuriyet
Alıntı ile Cevapla
  #20  
Alt 28-02-2008, 21:00
imhotep - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
imhotep imhotep isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
 
Üyelik tarihi: 23 Dec 2007
Mesajlar: 1.257
Standart Re: Öğretim Kurumlarına Türbanla Giriş Meselesi - Makaleler

'Türbancılar' ve Anayasaya Saygı...

Son yirmi yıldır sinsi sinsi gelişen dinci ortamın örneklerini görüp yaşadıktan sonra; ayrıca hem ulusal hem de uluslararası hukuk, üniversitelerde

türbana izin vermeyip türban yasağını hukuka uygun bulduğu halde, türbancıların ve onlara destek olanların "Türbana özgürlük" aldatmacası, hukuk devletine ve anayasaya saygısızlıktan başka bir şey değildir.

80'li yıllarda tanıştığımız "Türban" ve "Türbancılar", 90'lı yıllara türban olayını bayraklaştırarak girmişler ve Üniversitelerimizdeki türban yasağını "yüzyılın ayıbı" olarak nitelemişlerdi. Oysa daha o zamanlarda irticaın, teokratik düzen özleminin simgesine dönüşmüş olan türban, türbancıların beyinleri yıkamaya çalıştıkları gibi "kadınlar için bir özgürlük ve insan hakkı" sorunu olmayıp gerçekte bir özgürlükten kaçış, kazanılmış haklardan gönüllü olarak vazgeçme ve gönüllü kulluğu seçme sorunu idi.

Türban, dinsel-siyasal bir araçtı ve amaca yani İslam devletine ulaştıracak yolda atılan en önemli adımlardan biri sayılıyordu. Nitekim, o dönemde hemen hemen her cuma yapılan türban gösterilerinde kullanılan sloganlar, olayın bu gün gösterilmeye çalışıldığı gibi, "masum bir inanç, bir kadın hakkı ya da din ve vicdan özgürlüğü meselesi" olmadığını kanıtlamaktaydı.

Yüzlerce türbanlı kız öğrenci ve türbancı yandaşları, Beyazıt'tan Aksaray'a doğru izinsiz gösteri yürüyüşü yaparken "Tek Yol İslam"; "İslamcı Hareket Engellenemez"; "Muhammed'in Ordusu- Laiklerin Korkusu"; "Kahrolsun Laik Diktatörlük"; "Türban, Bu Düzene Mezar Olacaktır" diye haykırıyorlardı.

Amaçları hiç kuşkusuz masum bir inancın gereğini yerine getirmek olmayıp laik Cumhuriyet'in yerine özledikleri İslamcı düzenin gelmesiydi. Zaten bu kesimin yandaşları da televizyon ekranlarında göğüslerini gere gere "Elhamdülillah Şeriatçıyım" diyor ya da "Şeriatı Seviyorum" başlıklı kitaplar yayımlıyorlardı. Yine bazı ünlü televizyon programlarında yapımcılar, laik-cumhuriyetçi kadınlara, küstahça, kara çarşaflı kadınlarla "uzlaşmalarını" teklif ediyorlardı.

Laik-Cumhuriyet'ten yana olduğu düşünülen ve o günlere kadar sevilip sayılan siyaset bilimci bir öğretim üyesi, bu "uzlaşma masalı" ve izlenme rekoru uğruna şeriatçı ve tarikatçılarla el ele, kol kola görüntü verip televizyon programları yapıyordu.

Türbancılar ayrıca Üniversite kürsülerine ve gazete köşelerine yerleştirdikleri yandaşları aracılığı ile gençliğe sürekli olarak Atatürk ilkelerinin ve Cumhuriyetimizin "eskimiş, geçersiz, yetersiz olduğunu" ; dine, dile, eğitime, giyim-kuşama, hukuka damgasını vurmuş olan Kemalist Devrim'in "Toplumun hafızasını, sonuç olarak da kimliğini yok ettiğini" şırıngalamaya çalışıyorlardı.

Türbancılar, her fırsattan yararlanarak ideolojilerini benimsettikleri muhafazakâr kadınları militanlaştırıp sokağa çıkartıyor, cinsiyete dayalı farklı alanlar yaratmanın, yani toplumsal bir "apartheit" ın adımlarını atıyorlardı.

Bu akımın öncülerinden bir türbancı kadın, propagandalarını yaptıkları bir televizyon kanalında "Türban (tesettür) Müslüman kadını tanıtır, kötülüklerden korur... Cumhuriyet dönemi baskıları bugün geriye tepmiştir. Yok edilen bir geçmiş, hiç beklenmedik bir anda ortaya çıkıvermiştir. Cumhuriyet'in diktiği dar gömlek, çoktan yırtılmıştır" diyordu.

Türbancılar, Türkiye Büyük Millet Meclis'inde de büyük sayılarda yer aldılar. Ama Meclis'te anayasaya bağlılık yemini ettikten sonra "Ben yemin etmedim, yalnızca anayasanın bir maddesini okudum" türünden açıklamalar yaptılar. Şeriatçı köşe yazarları ise "edilen yeminlerin şer'i anlamda geçersiz olduğu" fetvasını verdi.

Türbancılar iktidar ortağı olarak Meclis'e girdikten sonra yer aldıkları Milli Eğitim Komisyonu'nda tek başına iktidara geldikleri zaman, "Milli eğitimin hedeflerini milletin inancına, tarihine ve dünya görüşüne göre belirleyeceklerini, çünkü eğitimin 1920'li yıllarda da daha sonra da hiçbir zaman milli olamadığını" dile getirdiler.

Örneğin, bir türbancı milletvekili, çıktığı televizyon programında "iktidar olduklarında bütün bilgi dallarını tepeden tırnağa incelettireceklerini ve bilimlerin muhtevalarını (içeriklerini) milletin inancını, tarihini, dünya görüşünü iyi bilen ilahiyatçılar ile diğer âlimlerin belirleyeceğini" müjdeledi(!).

Ayrıca din derslerinin anaokullarından başlatılmasını, ortaokul ve liselerde de mutlaka "din dersinin laboratuvarları olan" mescitlerin açılmasını isteyen bu türbancı milletvekiline göre "bütün bilimler ilahiyat süzgecinden geçirildikten sonra üniversitelerde din eğitimine gerek kalmayacaktı".

90'lı yıllarda daha pek çok örnek verebileceğimiz bu süreç yaşandıktan sonra 2000'li yıllarda laik Türkiye Cumhuriyeti, tek başına iktidar olan Türbancılar ile tanıştı. Ama bu sözde neo-türbancılar, köklerini, tarihlerini inkâr ederek ve "eski gömleklerini çıkardıklarını" söyleyerek kendilerinin "muhafazakâr-demokrat, özgürlükçü ve gerçek anlamda laik (!)" olduklarını öne sürüyorlar.

Başbakanlarının ağzından Üniversitelere türbanları ile alınmayan kız öğrencilere yapılan "zulmün bitmesi, ana-babaların gözyaşlarının dinmesi" türünden duygu sömürüsü ile karışık tehdit söylemleri duyuyoruz.

Son yirmi yıldır sinsi sinsi gelişen dinci ortamın örneklerini görüp yaşadıktan sonra; ayrıca hem ulusal hem de uluslararası hukuk, üniversitelerde türbana izin vermeyip türban yasağını hukuka uygun bulduğu halde, türbancıların ve onlara destek olanların "Türbana özgürlük" aldatmacası, hukuk devletine ve anayasaya saygısızlıktan başka bir şey değildir.

Çünkü anayasanın 138. maddesi "Yasama ve yürütme organları ve İdare, mahkeme kararlarına uymak zorundadır. Bu organlar ve İdare, mahkeme kararlarını hiçbir surette değiştiremez ve bunların yerine getirilmesini geciktiremez" kuralını içermektedir. İşte bu nedenle, hukuk devletine ve anayasaya saygı göstermeleri gerektiği, tüm türbancılara, özellikle de Başbakan'a bir kez daha ve önemle duyurulur.

Prof. Dr. Necla ARAT
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Önerilen Siteler


Yetkileriniz
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı

Gitmek istediğiniz forumu seçiniz


Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 20:42 .