
12-06-2008, 20:33
|
 |
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
|
|
Üyelik tarihi: 28 Sep 2006
Bulunduğu yer: İstanbul
Mesajlar: 12.080
|
|
Dünya üzerinde somut örnek aramak biraz olayı cıvıtmak olur. Olmayadabilir. Sınıf mücadelesinin kabulünü proleterya diktatörlügünün kabulü ile birleştiren herkes devrimcidir, elbette Marksist devrimcidir. Şu ya budur diye demagojik ve sonuçsuz bir tartışmaya girme niyetinde degilim. Kıstasım bu.
Güney Amerikada oldukça yogun ve fazla oldugunu dikkat ederseniz siz de görebilirsiniz. Devrimci üretici güçlerin önünü açmaya çalışan kişidir.
Dünya zaten küreseldi, küresel tanımı yapanlar neyi ifade etmek istiyorlar anlamıyorum. Bu sadece yeni bir çarpıtmadır. Dünya küreselmiş, sanki Amerikayı yeniden keşfediyoruz.
Dünya üzerinde sömürü oldugu müddetçe devrim ve devrim düşüncesi asla sona ermez. Örnegin ben yenilmiş bir kuşagın temsilcisiyim. Bugün pek çok kişinin aksine yerim kendine sol liberal diyenlerin degil ezilen işçilerin yanıdır, böyle de yaşamım sona erecektir. Ben yalnız bile olsam bu düşünceyi savunacagım, arkamda 6 000 senelik bir mücadele tarihi var ve ben kişisel çıkarlarım ugruna buna ihanet edip, bunu görmezden gelemem. Kaldı ki gerek Türkiye de , gerek dünyada hiç de yalnız olmadıgımı biliyorum, ve gittikçe çogaldıgımı da görüyorum, hatta Rusyada bile.
Ama devrim düşüncesini engellemek isteyenler iki ana eksen sunmuşlardır. Biri dünyada sosyalizmin başarısız oldugu, digeri ise milliyet ve ulus temelinde insanların bölünmesi.
Birinci şıktan pek çok eski devrimci etkilenmiş ve görüş zaviyelerini burjuvazinin verdikleri ile sınırlamışlardır. Daha iyi bir dünya hayalleini kaybetmişlerdir.
İkinci görüş ise insanları dilleri temelinde, ulus kimlikleri temelinde farklılaştırmaktır ve ötekileştirmektir ki bunun örnegini, bu başlıkta siz ve osiris gösteriyorsunuz. Hiç yeri olmadıgı halde suçlamalar ve hain edebiyatları başlamış bile.
Bana göre ise devrim ve sol asla bitmez. Üretimin toplumsal niteligi ile mülkiyetin özel niteligi arasındaki çelişki çözüldügü ana kadar.
saygılarımla
Çin'den İspanya'ya, Ümit Burnu'ndan Alaska'ya kadar
her mili bahride her kilometrede dostum ve düşmanım var
Dostlar, ki bir kere bile selamlaşmadık
aynı ekmek, aynı hürriyet, aynı hasret için ölebiliriz...
Nazım Hikmet
www.dilaverkom.blogcu.com
|

12-06-2008, 23:13
|
 |
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
|
|
Üyelik tarihi: 29 May 2008
Bulunduğu yer: ADANA!!
Mesajlar: 3.673
|
|
sol un bittiğini sananlar solun başlangıcını çoktan kaçırmışlar solu bilmedikleride aşikar zaten..
çok güzel açıklamıssın sevgili dilaver tamamıyla katılıyorum sözlerine..
eklemek istediğim tek şey sınıflar ortadan kalkmadan , eşitsizlik hala varsa sol bitemez...
ÖRGÜTLENİN!!!
|

13-06-2008, 11:31
|
|
Üye
|
|
Üyelik tarihi: 17 Mar 2008
Bulunduğu yer: İstanbul
Mesajlar: 222
|
|
Türkiyeye Şeriat gelmesinin önündeki 3 engelden biridir. CHP olmasaydı AKP çoktan şeriat ilan etmişti.
|

13-06-2008, 11:48
|
|
Üye
|
|
Üyelik tarihi: 17 Mar 2008
Bulunduğu yer: İstanbul
Mesajlar: 222
|
|
Bende sosyalistim fakat bu ekonomik görüşün karşısında en büyük engelin din olduğu açıktır. Din inancını yıkmadan zaten kapitalizmden kurtuluş imkansızdır. CHP kapitalist fakat içinde sosyalist siyasetçilerde mevcut ekonomik olarak tam isteklerimizi yerine getiremeseler bile en azından şeriatte kaybetteceğimiz insan haklarının koruyucusu
|

13-06-2008, 18:14
|
 |
Kıdemli Üye
|
|
Üyelik tarihi: 23 Dec 2007
Mesajlar: 1.257
|
|
'Milliyetçi-devrimcilerin ikinci bir talihsizliği,Kurtuluş Savaşı'Nın özel şartlarında yatmaktadır.Kurtuluş Savaşı,derebeyi,toprak ağası,tüccarı ve ulemasıyla Anadolu eşrafına dayanarak yürütülmüştür.Bir işçi,bir köylü,kısaca bir halk hareketi yoktur.Ayrıca,Osmanlı bürokrasisinden kalma unusurların da handikapını taşıyan milliyetçi-devrimci kadro,kendi saflarından kopmuş ön planda kişilerin liderlik ettiği ciddi bir muhalefetle karşı karşıya kalmıştır.Bu şartlar altında,tarımdaki Ortaçağ kalıntılarını bir devrimle temelinden tasfiye edip Türk kalkınmasını sağlam bir tabana oturtmak mümkün olmamıştır.Bu ters şartlara rağmen,milliyetçi-devrimci kadro,dayanadığı güçler aleyhine harekete geçmiş,fakat eşraf demirperdesini kırmaya gücü yetmemiştir.Yine de,toplumu adım adım zorlayarak,büyük işler başarılmıştır.Ama köyün,dolayısıyla Türkiye'nin kaderi değiştirilememiştir.'
Türkiye'nin Düzeni-I Doğan Avcıoğlu
Syf:504
İşin özü aslında burası. Siz demokrasiyi kimlerle sağlayacaksınız ? Gerçekten hür bireylerle mi yoksa feodal unsurlarla mı ?
Kurtuluş Savaşı Osmanlı Devleti'nden kalan yapı gereği derebeyi, toprak ağası, tüccarı ve ulemaya dayanılarak yürütülmüştür. Bu özel durumu görmemek bizi yanılgılara sürükleyebilir.
Yeri gelir "toprak reformu" yüzünden CHP'den ayrılıp siyaset yapan DP gibi bir iktidar halkçı(!), özgürlükçü(!) oluverir. Karşısında, topraksız köylüyü topraklandırmak iddiasındaki CHP de elitist, jakoben, antidemokrat olur çıkar.
Siz yukarıda saydığım feodal unsurlarla demokrasicilik oynayacağım diyorsanız, takdir sizindir. Ama o zaman bugünkü iktidara dil uzatma hakkınız kalmaz.
Bakın vakti zamanında bir köy ağası ne buyurmuş;
“...Benim Van yöresinde 258 köyüm var. Burada yaşayanlar devletten daha çok bana bağlıdırlar. Sözümü dinlerler. Benim köyümden iki çocuğu alıp Malatya’daki Akçadağ Köy Enstitüsü’ne götürdüler. Çocuklar giderken doğru dürüst Türkçe bilmiyorlardı. Orada eğitildiler, yetiştirildiler.
Bana da baskıyla iki köye okul yaptırdılar. Çocuklar, okullara gelip öğretmen oldular. Öğrendiklerini öğrencilerine, ailelerine ve köylüye öğrettiler. Köylüler Türkçe öğrendiler. İki yıl öncesine kadar köylünün tüm işlerini benim adamlarım yapar, Mektuplarına kadar onlar yazar, devlet kapısındaki işleri onlar takip ederdi. Bütün bunlar ortadan kalktı. Sözlerimden uzaklaşır oldular.. Tüm bunlara Rusya’da eğitim görmüş, Rus ordusunda subaylık yapmış olan ben dahi izin veremezdim.''
Sözlerin sahibi Kinyas Kartal. Menderesle yaptığı pazarlık sonunda köy enstitülerini kapattırdığı için tüm tebaasını DP'ye yönlendirdi ve DP'den milletvekili oldu. Alın size ilerici (!) bir hareket.
CHP'nin çağdaş bir toplum yaratma amacıyla yaptığı onca devrimi devrimden saymayanlar, buyursunlar bu pek devrimci unsurlarla kucak kucağa cici demokrasiyi yaşasınlar.
Hazır cici demokrasiden bahsetmişken, Doğan Avcıoğlunun aynı başlıktaki bir yazısı da konu hakkında gayet aydınlatıcı;
Cici Demokrasi Üzerine
Demokrasinin sağcısının da solcusunun da paylaştığı, klasik tanımlaması belli: Halkın, halk eliyle, halk için yönetimi.
Bizim cici demokrasinin de ne ölçüde bu tanıma uyduğu belli: Ön seçimlerde milli iradenin satışa çıkarıldığını, parayı verenin düdüğü çaldığını Mısır'daki sağır sultan bile duydu. Şaibe altındaki iktidarların kurdukları ''mebus pazarları'', bunların milli iradeyi mi, yoksa gayrimilli iradeyi mi temsil ettiklerini kamuoyuna düşündürdü.
Şimdi Parlâmento, büyük bir dayanışma içinde, 400 küsür imzalı önergelerle Anayasa değişikliğine hazırlanıyor: 1963 yılında, Anayasaya açıkça ayrıkı olarak, sayın senatörlerin süreleri uzatılmıştı. Uzatma seçim takvimini bozmuş, her yıl seçim yapma durumu ortaya çıkmıştı. ''Milli İrade''den yetki almadan bir Anayasa değişikliği ile 7,5 yıla çıkarılarak bu durum düzeltilmek isteniyor.
''Büyük Koalisyon'' yolunda bir ilk adım teşkil eden tam dayanışma içindeki Partilerarası Komisyon hazırladığı kanun teklifinin gerekçesinde, Anayasa değişikliğini şöyle savunuyor:
''Yıldan yıla seçmen vatandaşta ilgi azalması işaretleri görülmeye başlanmıştır. Millet iradesine dayanan parlâmenter demokrasilerde, iktidar ve muhalefet olarak siyasi güçlerin meşruiyet temelinde seçime katılma oranının düşüklüğü yönünden bir zaaf meydana gelmesi, şüphesiz caiz görülmez.''
Demek ki, iktidar ve muhalefeti ile birlikte Partilerarası Komisyon, bir seçim yapılsa, katılma oranının çok düşük kalacağı, hatta yğzde 50'nin altına düşebileceği korkusundadır. Bunun ''milli irade'' iddialarını boşlukta bırakacağını kabul etmektedir.
Parlamenterlerimiz, bu kuşkularında çok haklıdırlar. Vatandaşta sandık başına gitme arzusu, hızla azalmaktadır. Ne var ki, politikacılarımız bu ilgisizliği her yıl seçim olmasına bağlamaktadırlar. Seçimler iki yılda bir yapılırsa vatandaşın ilgisi artacaktır!..
Aslında çoğunluk seçimden değil, cici demokrasiden usanmıştır. Hiçbir davaya ciddi bir çözüm getiremeyen cici demokrasiden ümidini kesmiştir. Başına bir kaza gelirse, cici demokrasinin ardından gözyaşı dökecek değildir.
Böylece, milli iradecilik oynadığını sanan politikacılar oligarşisinin meşruiyet temeli iyice zayıflamıştır.
Meşruiyet temeli zayıfladıkça, oligarşinin kenetlenmesi artmaktadır. Gaflet, dalalet ve hıyanet manzarası karşısında, Atatürk geleneklerine uygun biçimde protestolara girişen devrimci gençliğe karşı şimdiden fiili bir koalisyon kurulmuştur. Anayasa dışı talihsiz bildirilerle, Büyük Paşalar da koalisyona kalkan edilmişlerdir.
Cici demokrasi temellerinden sallandıkça, bu fiili koalisyon, ''çok partili faşizm''e kadar uzanacağa benzemektedir. Daha bugünden, Anayasaya ve yürürlükteki kanunlara kesin aykırı olarak, sivil mahkemelerin serbest bıraktığı gençler, askeri mahkemelerde tutuklanmaktadırlar. Gençliğin karşısına, 27 Mayıs öncesi günlerde olduğu gibi, askeri birliklerin çıkartılmasına yönelinmektedir. Yargı organlarını etkileme ve cici demokrasinin eleştirilmesini yasaklama çabaları artmaktadır.
Olan bitenleri yadırgayanlardan değiliz. Cici demokrasi için bütün bunlar olağandır. Esasen cici demokrasinin göbeklenen oligarşisina, Anayasa elbisesi hayli süredir dar gelmekte ve elbise çeşitli yerlerinden patlamaktadır. Üzerine zaten bir türlü oturmayan elbiseyi, şaibeli oligarşinin vücuduna uydurarak, çok partili faşizme yönelmesi, her zaman mümkündür. Yalnız ne var ki, meşruiyeti su götürür hale gelmiş bulunan oligarşi, bu gidişle meşruiyetini tamamen yitirmiş olacaktır.
Meşruiyetini tamamen yitirme yolundaki politikacılar oligarşisine bizim söyleyeceğimiz, Anayasanın daha ilk satırlarında ''Anayasa ve hukuk dışı tutum ve davranışlarıyla meşruiyetini kaybetmiş bir iktidara karşı direnme hakkını kullanarak 27 Mayıs 1960 Devrimini yapan Türk milleti'' yazdığını hatırlamaktan ibaret olacaktır.
DOĞAN AVCIOĞLU
Devrim, Sayı 26, 14 Nisan 1970
|

13-06-2008, 19:07
|
 |
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
|
|
Üyelik tarihi: 06 Oct 2007
Mesajlar: 3.982
|
|
Sağ sol kavramı durduğunuz yere göre değişir.
Önce solu sağı tarif ediniz daha sonra kendi durduğunuz yere bakınız CHP sağınızda kalıyorsa size göre sağdır.
CHP solunuzda kalıyorsa size göre soldur.
Bana göre tüm sistem partileri sağdır,onlara göre ortanın solundadır.Sosyal demokrattır.
''asla değişmeyecek hükümler getirdiğini iddia etmek,aklın ve ilmin gelişimini inkar etmek olur''
|

13-06-2008, 19:40
|
 |
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
|
|
Üyelik tarihi: 29 May 2008
Bulunduğu yer: ADANA!!
Mesajlar: 3.673
|
|
|
Sağ sol kavramı durduğunuz yere göre değişir.
Önce solu sağı tarif ediniz daha sonra kendi durduğunuz yere bakınız CHP sağınızda kalıyorsa size göre sağdır.
CHP solunuzda kalıyorsa size göre soldur.
Bana göre tüm sistem partileri sağdır,onlara göre ortanın solundadır.Sosyal demokrattır.
|
kesinlikle katılıyorum sağ ve sol kavramlarının çıkışına bakarak bunu anlıyabiliriz zaten
teşekkürler aydoe...
ÖRGÜTLENİN!!!
|

13-06-2008, 23:43
|
 |
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
|
|
Üyelik tarihi: 06 Apr 2006
Mesajlar: 13.678
|
|
Sağ ve Sol un çıkışındaki biçimsellik mi?
Yoksa bu biçimsel temsilde açığa çıkartılan içerik mi?
Eğer Türkiye'de statükoyu monarşi olarak düşünür isek, biçimsel olarak CHP; sağ bir partidir.
Monarşi(saltanat, geri sistem) karşıtlığı açısından yani içerik açısından yaklaşacaksak, CHP sol bir partidir. Ancak içerikte atlanmaması gereken temel statükodur. Fransız parlamentosunda sağcılığı oluşturan temel köken -bir sonuç olarak-statükocu olmak yani değişimi ret ediyor olmaktır(bu sebepledirki solculuk değişimden ve yenilikten yana olmak olarak da isim yapmıştır). Bu durumda CHP açısından geçmiş karşısında solu, gelecek karşısında sağı temsil etmek gibi bir bahtsızlık söz konusudur... (işte bu nokta tartışmaya açıktır)
Yani birde sağ ve sol olanın bizim durduğumuz yere göre olduğu gibi birde şey'in kendi durduğu yer vardır. Biz birincisinden değil ikincisinden yaklaşalım. Bana göre, ona göre gibi kriterler ancak kişilerin kendilerine göre, durdukları yere göre tanımlardır, bu tanımlamalar ise kavramları bağlamaz, kişileri bağlar.
CHP neden sağı temsil eder? Nasıl solu temsil eder ? Sağ olmak kötü bir şeymidir ? Sırf sağ olmaya duyulan bir antipati ile bir parti kendisini sol olarak temsil-lanse edebilir mi? Sağ olanın saltanatı yani geride kalmış bir sistemi, yani monarşiyi temsil ediyor olmasına duyulan antipatinin saltanat koşullarının gerçekliği kalmadığı günümüz koşullarında halada sürüdürülüyor olması nasıl izah edilebilir ? Ben sol bir partiyim diyerek mi? Peki ya bunun hayat karşısındaki anlamı ? Evet tarihsel olarak bir anlamı vardır, elbette olabilir, ama tarihsel anlamın günümüz koşullarında hiç bir anlamı yoktur(buradan bir sonuca varılamaz, CHP geçmiş tarih karşısında soldur). Artık saltanat karşısında solda olanı temsil etmek gibi bir durum sözkonusu değildir. Günümüz koşullarında iktidar ve devlet biçiminin savunusu sağ taraftır.
Aynen monarşinin yıkılması sonrasında Fransa parlamentosunun solundakilerin sağ tarafa geçmesi gibi, ayırıcı kriterin-saltanatın- ortadan kalkması gibi... (bu gün bu durum CHP sağa kayıyor söylemlerine yol açmıştır, oysa CHP bir yerlere kaymıyor, sadece değişen koşulların ayırdımına varılıyor-CHP de bunun farkına vardıkça kendisine solcuyum diyenleri tasviye etmeye koyulmuştur, çünkü bu gün monarşi yoktur, parlamentoda temsilde edilmiyor... Bu gün solculuk geçmişin anti-monarşizminden, anti-kapitalizme göre evrilmiştirki, böylesi tanımlara sahip olanlar CHP den uzaklaş-tırıl-mıştır...
Sersemler akıllıların 7 yılda cevaplandıramayacağı soruları 1 günde sorarlar.
-------
Korku ve menfaat dalkavukluğa yol açar.
-------
İnsan korktuğuna ya da arzuladığına çok kolay inanır. La Fontaine
-------
Öküz tahta çıkarsa padişah olmaz, saray ahır olur. Çerkes Atasözü
-------
Akıllı bizi arayıp sormaz, aptal bacadan akar.
------
Su dağları kemirir, vadileri doldurur.
------
Aslanlar kendi tarihçilerine kavuşuncaya kadar kitaplar avcıyı övecektir.------
Hürriyet, başkalarına vermedikçe alamayacağımız tek şeydir. William Allen White ------ Belki söylendi herşey,/ belki de gece bekleniyor/ yazılsın diye aynı cümle. Tüm nedenleri yeryüzünün/ bir çakıltaşına takılıp kaldı. Esteban
------ Sıradan insan kendini evrenin merkezi yapmanın yolunu arar; bilge kişinin evreni onun merkezindedir. Lao Tzu
|

14-06-2008, 00:25
|
 |
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
|
|
Üyelik tarihi: 06 Oct 2007
Mesajlar: 3.982
|
|
Sparta bir geliyor pir geliyor,üç paragrafta doğruları koymuş ortaya,tespitlerine katılıyorum,doğrudur.
Doğruları görüp durupta bakmak ve kaçınılmazı yaşamak nasıl bişey onuda anlatsa ne güzel olur.
saygılar
''asla değişmeyecek hükümler getirdiğini iddia etmek,aklın ve ilmin gelişimini inkar etmek olur''
|

14-06-2008, 03:22
|
|
|
dilaver´isimli üyeden Alıntı
Dünya üzerinde somut örnek aramak biraz olayı cıvıtmak olur. Olmayadabilir. Sınıf mücadelesinin kabulünü proleterya diktatörlügünün kabulü ile birleştiren herkes devrimcidir, elbette Marksist devrimcidir. Şu ya budur diye demagojik ve sonuçsuz bir tartışmaya girme niyetinde degilim. Kıstasım bu.
Güney Amerikada oldukça yogun ve fazla oldugunu dikkat ederseniz siz de görebilirsiniz. Devrimci üretici güçlerin önünü açmaya çalışan kişidir.
Dünya zaten küreseldi, küresel tanımı yapanlar neyi ifade etmek istiyorlar anlamıyorum. Bu sadece yeni bir çarpıtmadır. Dünya küreselmiş, sanki Amerikayı yeniden keşfediyoruz.
Dünya üzerinde sömürü oldugu müddetçe devrim ve devrim düşüncesi asla sona ermez. Örnegin ben yenilmiş bir kuşagın temsilcisiyim. Bugün pek çok kişinin aksine yerim kendine sol liberal diyenlerin degil ezilen işçilerin yanıdır, böyle de yaşamım sona erecektir. Ben yalnız bile olsam bu düşünceyi savunacagım, arkamda 6 000 senelik bir mücadele tarihi var ve ben kişisel çıkarlarım ugruna buna ihanet edip, bunu görmezden gelemem. Kaldı ki gerek Türkiye de , gerek dünyada hiç de yalnız olmadıgımı biliyorum, ve gittikçe çogaldıgımı da görüyorum, hatta Rusyada bile.
Ama devrim düşüncesini engellemek isteyenler iki ana eksen sunmuşlardır. Biri dünyada sosyalizmin başarısız oldugu, digeri ise milliyet ve ulus temelinde insanların bölünmesi.
Birinci şıktan pek çok eski devrimci etkilenmiş ve görüş zaviyelerini burjuvazinin verdikleri ile sınırlamışlardır. Daha iyi bir dünya hayalleini kaybetmişlerdir.
İkinci görüş ise insanları dilleri temelinde, ulus kimlikleri temelinde farklılaştırmaktır ve ötekileştirmektir ki bunun örnegini, bu başlıkta siz ve osiris gösteriyorsunuz. Hiç yeri olmadıgı halde suçlamalar ve hain edebiyatları başlamış bile.
Bana göre ise devrim ve sol asla bitmez. Üretimin toplumsal niteligi ile mülkiyetin özel niteligi arasındaki çelişki çözüldügü ana kadar.
saygılarımla
|
Sayın dilaver ; somut örneklemesi dünya üzerinde görülmemiş her düşünce benim için boşlukta birileriyle savaşmadır ki , marksistlerin genel özelliği budur.
Konuya Niceden bir alıntılama yapıcam , sakın şahsınıza almayın amacım sizi kırmak değil.
Sosyalistler , anarşistler , nihilistler varlıklarını başka birini suçlayabilecekleri birşeyde buldukları nispette , Hristiyanlığa yakındırlar.Zira , Hristiyan da kendi hastalığından , marazlı bünyesinden birini sorumlu tutarak buna daha iyi tahammül edeceğine inanır.İntikam ve kin içgüdüsü her iki durumda da tahammül vesilesi , varlığı koruma içgüdüsü olarak görünüyor.
isye sayın dilaver , hayat koyun mutluluğunda yaşamak değildir.Evrimi savunup arkasından din kökenli marksizmi ortaya koymak insanın evrimine terstir.
Dünya üzerinde emekçi sınıfının örgütlediği bir halk hareketi olmamıştır. Olmayacaktırda , marksizm kölelik düzenidir ki hiç bir insan köle olmayı istemez.
Öncelikle konumuz CHP ama siz hala , dünyada vahşi kapitalizm ekonomi politiği uygulandığını falan sanıyorsunuz gibime geliyor, en azından söylemleriniz böyle.marksizm kendini evirememiş olabilir fakat kapitalizm kendini evirdi ve gelişti.haa sıkıntı yok mu , var tabiki fakat sistem bazında değil, sadece şahsi uygulamalar bazında.peki ya marksizm ne yaptı , tüm ekonomi politiğini artı değer yaklaşımı üzerine kurarak teori üretti, peki sonuç , kapitalizm o sıkıntıyı aştı.
Ben genel olarak , neo-merkantilis bir ekonomi politiği anlayışına sahibim, dünya üzerinde bulunan gelişmiş ülkelerin incelenmesi sonucunda , ekonomilerindeki gsmh artışlarında ki en büyük artış List ekonomi politikaları uyguladıkları zamandır.Süreç içerisinde bu korumacı tutum sivil örgütlere devredilmiştir ki , TC de üzerinde masturbasyon yapılıp asla bilinmeyen konulardan biride budur.hiç bir ülkeye elinizi konunuzu sallaya sallaya gidp istediğinizi yapamazsınız.bu gün bize liberalizmi , vahşi kapitalizm olarak sunan zihniyet bu gerçekleri hep gizler.
dediğim gibi , dünya üzerinde somut örneklemesi olamyan düşünceler sadce kitaplarda yazar ve orda kalır.Tıpkı devletlerin belirli dönemlerde siyasi otoritelerini kuvvetlendirmek için kendi dışlarında ki devletlere felsefe yoluyla hükmetmesi gibi.Bunun en somut örneğini son 20 yıldır biz yaşıyoruz.daha önce dünya bir komünizm ve anarşizm edebiyatı gördü fakat bunları aştı.
Milli unsuru olmayan bir tane gelişmiş dünya ülkesi varmıdır bugün..Tabiki yoktur olamazda, bu evrime terstir.insan doğasını ihmal etmek dinsel bir yaklasımdır.
Bugün rusya örneklemesi vermişsiniz , fakat yanlış vermişsiniz , rusya son aldığı karalarla ülke sınırları içinde stratejik unsurların hiçbirinin yabancıların yönetmesine izin vermemektedir.
Bunu chp yapsaydı , aşırı ırkçı ve demokrasiden uzak bir yönetim anlayısı olarak değerlendiridiniz. peki bunu böyle kim değerlendiridi , dinciler ve komünüstler, neden diye düşünmek gerekir.
politikalar ve kararlar kısa süreler için alınmaz, özelliklede ekonomi politikaları.
eğer ortada bir devrim kavramı varsa bu ülke sınırlarında yaşayan insanın mutluluğu için olmalıdır ki , marksizim asla mutluluk getirmez.marksizmi bugün bu topraklara milliyetsizlik olarak dikte eden ve bununla ilgili kamu oyu yaratan kimdir acaba, asıl olan oyuncular değil yönetmenlerdir.Milliyetsizliği savunan bu zihniyet niye rusyanın tarihteki politikalarını görmezden gelip bir kaç lenin kitabıyla düşünür bu oldukça ironiktir.
CHP bugün , doğru yoldadır, chp içindeki kürtçüler ve din akımlarını sokmaya çalışanlar temizlenmiştir.bu benim için olumlu bir hamledir.Sebebi ise her düşüncenin genetik bir kökene sahip olduğu düşüncemden gelir.Bu düşüncemin sebebi ise dünya siyasi tarihidir.
|
Yetkileriniz
|
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.
HTML-KodlarıKapalı
|
|
|
Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 18:01 .
|