pervanne´isimli üyeden Alıntı
düşünün Allah yok ahiret inancı yok.
ama yinede isalm üzere yaşamak neyi kaybettirir.
1-yalan söylemek yasak
2-kul hakkı yemek yasak
3-düşünme kabiliyetini zayıflatıcı maddeler kullanmak yasak
4-akla uymayan hareketler (yani hurafe inancı)yasak
5-günde 5 vakit beden eğitimi ve temizlik zaruri
6-komşun aç yatarken sana rahat yok(idel kominizm)
vs.. vs..
sayamayacağım birsürü muntazam hayat tarzı
yoksa siz hala cennete gidelim diyemi
yasaklardan kaçtığımızı ve sevaplara yapıştığımızı sanıyorsunuz
|
Bişey kaybettirmez Sevgili Pervane, aksine kazanılır. Ama bunu pratıkde kaç kişi başarıyor işte orası bizi aksini düşünmeye iten şey.
Dinlerin en kadim sömürü unsuru olduklarından sürekli bahsettik durduk. Ama şu var ki dinlerin tek bir tanımı yok. Sosyolojik, psikolojik, ahlaki , felsefi tanımlarınca da dinler farklı dinamiklere sahip yapılardır. Senin değinmiş oldugun maddeleride ayrı ayrı bu tanımların içinde değerlendirebiliriz.
İşte bu anlamda dinlerin insan merkezli akaidlerini kendimizde var etmenin hiçbir sakıncası olmaz. Dinlerle yaşamına şekil vermeye çalışan, ahlakını bu olgularla düzenleyen insan, eger bu yolda sebat gösterip yoluna da
dayatmaları katık etmezse başımızın üzerinde yeri vardır.
Dinler bir çok insan için gereksinimdir. Yaşam da ise her ölcü, gereksinimler olgusu ile şekillenir. Fakat şunu belirtmekte de fayda var; dinler olmadan da bu ahlaki bilinçleri yakalamak mümkündür ki; burdaki din karşıtı felsefelere tabi olan bir çok insanın ortaya koymaya çalıştıgı öznel çabalarda bunları bize yansıtmaya yeterlidir.
Aslında daha ilginç bir kavram var bu başlıkda beni düşündüren, o da şu ki ; Bir hristiyan yada bir musevi yahut bir budist, islama tabi olmayan herhangi bir birey eger bu ölçüleri varlıgında tezahür ettiriyorsa bir müslümandan daha fazla, işte o zaman acaba kim daha fazla islam üzerine yaşamış vede müslüman olmuştur ?
Tek eksik kelime-i şahadet ise, Allah'ın bu noktada rahmeti düşündürücü olabilirmi sevgili inanır arkadaşlarca ?