
06-05-2009, 16:56
|
|
Üye
|
|
Üyelik tarihi: 02 May 2009
Mesajlar: 29
|
|
selanikli´isimli üyeden Alıntı
Sayın azınlık;
tam da sizin söylediğinizi söylemeye çalışmıştım. İyi anlatamamışım sanırım.
Hemfikiriz.
|
e hadi buyrun
|

06-05-2009, 17:05
|
|
Üye
|
|
Üyelik tarihi: 02 May 2009
Mesajlar: 29
|
|
mep´isimli üyeden Alıntı
Yav abiler Birbirinizi dövmeyi bırakında..
Şu ayetlere bakınca ne anlıyonuz onu bi söyleyin yahu..
‘’Güneş de kendi yörüngesinde akıp gitmektedir…’’Yasin (sıra no:36, shf no:439, ayet no:38 )
‘’O, geceyi, gündüzü, güneşi ve ayı yaratandır. Her biri bir yörüngede yüzmektedirler.’’Enbiya (sıra no:21, shf no:321, ayet no:33 )
‘’Güneş ve ay bir hesaba göre hareket etmektedir.’’Rahman (sıra no:55, shf no:530, ayet no:
Yav Niye hiç Dünya'nında bir yörüngede akıp gittiğinden söz etmiyo acaba..?
Güneş ve ay bi hesaba göre hareket ediyomuşta..dünya sabitmi duruyomuş acaba..?
Niye bu mucize bilim kitabı kuran,,Dünya'nın döndüğünden,Bir yörüngede akıp gittiğinden
filan bahsetmiyo acaba..? Yoksa biz dönmüyozmu ? bir yörüngede yüzmüyozmu ?
Yoksa biz öyle duruyozda Hadi ay tamam etrafımızda bi yol izliyo..Güneştemi etrafımızda bi yol izleyip duruyo..? Yoksa Allah Dünyanında Hareket ettiğini bir yörüngede yüzdüğünü bilmiyomu..? Biliyosa niye söylemiyoda Sanki dünya durakta bekliyomuşta Hepsi önünden geçip gidiyomuş gibi anlatıyo..:? Niye ki...?
|
ya hareket tek başına değilse? ya uzay boşluğunda tespit edebildiğimizin yüz katı sistem varsa? ya hep beraber dönüyorsak, yani hem yıldızlar hem de yıldızlarla beraber aynı zamanda yıldızların yörüngesinde gezegenler geziyorsa? ve biz henüz bunu tespit edecek teknolojiye sahip değilsek?
hiç 1400 yıl öncesinin türkçesini alıp günümüz türkçesine çevirmeyi denediniz mi...
|

06-05-2009, 17:53
|
|
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
|
|
Üyelik tarihi: 29 Apr 2009
Mesajlar: 1.116
|
|
seyirci´isimli üyeden Alıntı
ya hareket tek başına değilse? ya uzay boşluğunda tespit edebildiğimizin yüz katı sistem varsa? ya hep beraber dönüyorsak, yani hem yıldızlar hem de yıldızlarla beraber aynı zamanda yıldızların yörüngesinde gezegenler geziyorsa? ve biz henüz bunu tespit edecek teknolojiye sahip değilsek?
hiç 1400 yıl öncesinin türkçesini alıp günümüz türkçesine çevirmeyi denediniz mi...
|
Geziyor zaten, ayrıca da evren bütün olarak genişliyor.
Sen nerede yaşıyorsun.
Hiç mi merak edip okumuyorsun yazılan çizilenleri.
Ama burada asıl mesele şu, senin de yazdığın gibi evren dünyanın etrafında dönmüyor. Kuran'da ise dünya merkezdir, güneş ve yıldızlar dünyanın etrafında döner.
Anlatmaya çalıştığımız bu.
Anlamakta bu kadar zorlanmana şaşıyorum doğrusu.
|

06-05-2009, 22:03
|
|
Üye
|
|
Üyelik tarihi: 02 May 2009
Mesajlar: 29
|
|
selanikli
söylediklerinin hepsini anladım, hiç zorluk çekmeden
sen beni anlayamamışsın.
elimde çeviri bir kitap var,
ve çevirenden hiç emin değilim. çünkü bir öyle biri böyle çevirmiş.
bu yüzden hiçbirine güvenilmez. aslını da anlayamıyorum.
mesela orhun abidelerinde.
Üstte mavi gök, altta yağız yer kılındıkta, ikisi arasında insan oğlu kılınmış. İnsan oğlunun üzerine ecdadım Bumin Kağan, İstemi Kağan oturmuş.
denildiğinde. otur- eylemi tahta geçmek anlamında kullanılmış. veya öyle olduğu varsayılır.
bana yazdığın, dünyanın güneş etrafında dönmesi bilgisi bir çeviri, kim nasıl çevirdi bilmiyorum, dil günümüz dili değil, benim dilim hiç değil.
öyle olduğuna inansam, yani yazdıklarının doğru olduğuna kanaat getirsem, haklısın kardeş büyüksün derim. hiç ön yargım yok.
Konu seyirci tarafından (06-05-2009 Saat 22:20 ) değiştirilmiştir.
|

06-05-2009, 22:10
|
|
Üye
|
|
Üyelik tarihi: 02 May 2009
Mesajlar: 29
|
|
selanikli
bu da alıntıdır, benim icat ettiğim bişey değil, oku bakalım sen ne düşüneceksin
Beyaz eşya pazarlamacısı kamyondan iner. Beyaz eşya satan dükkana girer .Dükkanda dini bir konuda sohbet yapılmaktadır. Satıcı sohbet esnasında kafasını uzatarak:
-Merhaba , ben ateistim, sizinle dini konularda tartışabiliriz, dedi.
Dükkanda bulunanlardan biri olan Necmi Abi
-Hoş geldin Ateist kardeş,
-Hoş bulduk
-Buyur gel oturalım, sohbet edelim.
Ateist oturur.
-İsminiz nedir ateist kardeş?
-Yıldırım
-Merhaba Yıldırım memnun oldum benim adım da Necmi.
-Sağol.
-Sen akıllı, zeki birine benziyorsun, dedi Necmi Abi.
- Nerden bildin? Diye sordu Yıldırım.
( Necmi abi baştan yağlama yapıyor ki kapı sonra gıcırdamasın)
-Pazarlama müdürüsünüz, aptal adamı müdür yapmazlar .Ordan anladım, dedi.
-Teşekkür ederim.
O yüzden sen ateist olamazsın.Ateist olmak için akılsız aptal olmak lazım. Çünkü şu kainata baktığımızda her şey Allah’ın varlığını bize gösteriyor, dedi.
Yıldırım sessiz beklemede. Necmi abi cebinden gözlüğünü çıkardı.
-Yıldırımcığım madem sohbet edicez , sevdim seni.
-Ben de sizi sevdim, severim konuşkan insanları,dedi Yıldırım.
Necmi abi gözlüğü göstererek:
-Buna ne dersiniz Yıldırımcığım?
-Gözlük deriz, dedi.
-Biz de gözlük deriz.
Cebinden kalem çıkartıp:
-Buna ne dersiniz?
-Kalem deriz, dedi.
-Biz de kalem deriz, dedi Necmi abi. Buarada dükkan sahibi bir tepsi şeftali ortaya koydu sohbet esnasında afiyetle yensin diye.
Necmi abi bir şeftaliyi eline alarak:
-Peki buna ne dersiniz Yıldırımcığım? dedi
-Şeftali deriz, dedi.
-Bak işte biz de şeftali diyoruz.Demek ki görüş ayrılığımız yok. Şimdi sen buna şeftali desem ben patates desem, diğerine kalem desen ben de baston desem herhalde bu adamla sohbet edilmez deyip kalkıp giderdin. Demek ki baktığımızda aynı şeyleri görebiliyoruz.
Şimdi biz bu şeftaliyi nerden aldık Yıldırımcığım?
-Manavdan, dedi.
-Hayır öyle değil. Yani denizden mi çıkardık, topraktan mı çıkardık, yoksa ağaçtan mı topladık?
-Ağaçtan dedi.
-Peki bu ağacın aslı nedir?
-Nasıl yani? diye sordu Yıldırım.
-Yani bu ağaç aslında bir odun değil mi?
-Evet doğru, biz ağaç diyoruz ama aslı odun.
-Peki bu odun şeftali yapmayı öğrenmek için okula gitti mi? Kursa gitti mi?
-Gitmez tabi ki, dedi.
-Aklı var mıdır bu odunun? Düşünüp desin ki : Ya ben bu insanlara şeftali yapayım de afiyetle yesinler.
Yıldırım düşündü:
-Aklı yok, dedi.Okula da gitmedi.
-Yani Yıldırımcığım, bu odun öyle bir şey üretiyor ki tadı, rengi, kokusu hoşumuza gidiyor, içindeki vitamin vücudumuzu besliyor. Yıldırımcığım bu şeftaliyi bize bizi tanıyan biri mi verebilir yoksa bu odun mu verebilir?
Yıldırım dondu kaldı. Durdu, düşündü:
-Sen, dedi. Bir deryasın.
Necmi abi gülümseyerek:
-Ben derya değilim , derya bizim okuduğumuz Kuran Tefsiri kitaplarıdır. İşte Yıldırımcığım. Bizi tanıyan, seven, acıyan ve neyden hoşlandığımızı bilen bir Rabbimiz var. O şeftaliye kokuyu veren , burnumuza da o kokuyu alma kabiliyeti vermiş. Tadını veren, dilimize tat alma kabiliyeti vermiş. İşte O bizim Rabbimizdir, Allah’ımızdır.
Necmi abi devam ederek:
-Mesela dedi ineğin süt vermesi. İnek bizi tanımaz. Arının bal vermesi, arı bizi tanımaz. Şimdi biz bilim adamlarını toplayıp desek ki: Ya profesörler , bu arılar var ya çok terbiyesiz şeyler, biz balını almaya gidince bizi sokuyorlar. Biz bundan sonra arı balı yemek istemiyoruz. Biz siz bal yapın, bize profesör balı yapın biz ondan yemek istiyoruz desek. Bize arı gibi bal yapabilir mi profesörler?
-Yapamazlar dedi.
-Peki profesörün yapamadığı balı, bir sinek nasıl yapabiliyor? Kuran’da Nahl suresi var. Orda Allah diyor ki : Ben arıya vahyediyorum, emrediyorum insanlar için şifalı olan balı üretiyor. Kuran’da iki yerde şifa kelimesi geçer. Birinde Allah’ın Peygambere vahyettiği Kuran’ın inanlara şifa olduğu söylenir, diğerinde ise Allah’ın arılara vahyettiği balın bütün insanlara şifa olduğu söylenir.
Yıldırım iyice şaşkın vaziyette bakıyor. Necmi abi devam ederek:
-Mesela 5 kişilik bir taksi, saat kulesinin etrafında kendi kendine döner mi?
-Tabi ki dönmez, dedi Yıldırım.
-Peki 5 kişilik taksi kendi kendine dönmezken 7 milyarlık dünya kendi kendine nasıl dönüyor? Demek ki onu bir döndüren var . Yıldırımcığım hiç baklava baklavacısız baklavalaşır mı?
Yıldırım gülümseyerek –Hayır, dedi
-İşte maalesef modern bilim baklavayı görüyor ama baklavacıyı görmek istemiyor.
-Yahu siz nereye takılıyorsunuz? Hocanız kim? dedi Yıldırım
-Sevgili kardeşim benim Hocam Bediüzzaman’dır, ben onun yazdığı eserleri okurum dedi Necmi abi.
-Yapma ya o mu hocanız?
Necmi abi :
-Sen bize takıl neşelenirsin , dedi
-Belli ya çok neşeli bir insansın, bir odundan neler çıkardın, dedi Yıldırım.
-O bu bişey mi Yıldırımcığım biz de daha ne odunlar var .
Gülüşerek vedalaşıp ayrıldılar
|

06-05-2009, 22:13
|
|
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
|
|
Üyelik tarihi: 29 Apr 2009
Mesajlar: 1.116
|
|
Samimiyete davet
seyirci´isimli üyeden Alıntı
e hadi buyrun
|
Buyurdum.
Maden bulmuş gibi davranmışsınız. Ama maden filan yok.
Sayın Azınlık'la aramızda basit bir yanlış anlaşılma oldu,çözüldü ve hemfikir olduğumuzu teyit ettik, bunu da yazdık.
Bu durumda ne demek oluyor buyrun?
Provakatif tavrınızı bırakırsanız samimiyetinize inanabilirim.
|

06-05-2009, 22:22
|
|
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
|
|
Üyelik tarihi: 29 Apr 2009
Mesajlar: 1.116
|
|
seyirci´isimli üyeden Alıntı
bu da alıntıdır, benim icat ettiğim bişey değil, oku bakalım sen ne düşüneceksin
Beyaz eşya pazarlamacısı kamyondan iner. Beyaz eşya satan dükkana girer .Dükkanda dini bir konuda sohbet yapılmaktadır. Satıcı sohbet esnasında kafasını uzatarak:
-Merhaba , ben ateistim, sizinle dini konularda tartışabiliriz, dedi.
Dükkanda bulunanlardan biri olan Necmi Abi
-Hoş geldin Ateist kardeş,
-Hoş bulduk
-Buyur gel oturalım, sohbet edelim.
Ateist oturur.
-İsminiz nedir ateist kardeş?
-Yıldırım
-Merhaba Yıldırım memnun oldum benim adım da Necmi.
-Sağol.
-Sen akıllı, zeki birine benziyorsun, dedi Necmi Abi.
- Nerden bildin? Diye sordu Yıldırım.
( Necmi abi baştan yağlama yapıyor ki kapı sonra gıcırdamasın)
-Pazarlama müdürüsünüz, aptal adamı müdür yapmazlar .Ordan anladım, dedi.
-Teşekkür ederim.
O yüzden sen ateist olamazsın.Ateist olmak için akılsız aptal olmak lazım. Çünkü şu kainata baktığımızda her şey Allah’ın varlığını bize gösteriyor, dedi.
Yıldırım sessiz beklemede. Necmi abi cebinden gözlüğünü çıkardı.
-Yıldırımcığım madem sohbet edicez , sevdim seni.
-Ben de sizi sevdim, severim konuşkan insanları,dedi Yıldırım.
Necmi abi gözlüğü göstererek:
-Buna ne dersiniz Yıldırımcığım?
-Gözlük deriz, dedi.
-Biz de gözlük deriz.
Cebinden kalem çıkartıp:
-Buna ne dersiniz?
-Kalem deriz, dedi.
-Biz de kalem deriz, dedi Necmi abi. Buarada dükkan sahibi bir tepsi şeftali ortaya koydu sohbet esnasında afiyetle yensin diye.
Necmi abi bir şeftaliyi eline alarak:
-Peki buna ne dersiniz Yıldırımcığım? dedi
-Şeftali deriz, dedi.
-Bak işte biz de şeftali diyoruz.Demek ki görüş ayrılığımız yok. Şimdi sen buna şeftali desem ben patates desem, diğerine kalem desen ben de baston desem herhalde bu adamla sohbet edilmez deyip kalkıp giderdin. Demek ki baktığımızda aynı şeyleri görebiliyoruz.
Şimdi biz bu şeftaliyi nerden aldık Yıldırımcığım?
-Manavdan, dedi.
-Hayır öyle değil. Yani denizden mi çıkardık, topraktan mı çıkardık, yoksa ağaçtan mı topladık?
-Ağaçtan dedi.
-Peki bu ağacın aslı nedir?
-Nasıl yani? diye sordu Yıldırım.
-Yani bu ağaç aslında bir odun değil mi?
-Evet doğru, biz ağaç diyoruz ama aslı odun.
-Peki bu odun şeftali yapmayı öğrenmek için okula gitti mi? Kursa gitti mi?
-Gitmez tabi ki, dedi.
-Aklı var mıdır bu odunun? Düşünüp desin ki : Ya ben bu insanlara şeftali yapayım de afiyetle yesinler.
Yıldırım düşündü:
-Aklı yok, dedi.Okula da gitmedi.
-Yani Yıldırımcığım, bu odun öyle bir şey üretiyor ki tadı, rengi, kokusu hoşumuza gidiyor, içindeki vitamin vücudumuzu besliyor. Yıldırımcığım bu şeftaliyi bize bizi tanıyan biri mi verebilir yoksa bu odun mu verebilir?
Yıldırım dondu kaldı. Durdu, düşündü:
-Sen, dedi. Bir deryasın.
Necmi abi gülümseyerek:
-Ben derya değilim , derya bizim okuduğumuz Kuran Tefsiri kitaplarıdır. İşte Yıldırımcığım. Bizi tanıyan, seven, acıyan ve neyden hoşlandığımızı bilen bir Rabbimiz var. O şeftaliye kokuyu veren , burnumuza da o kokuyu alma kabiliyeti vermiş. Tadını veren, dilimize tat alma kabiliyeti vermiş. İşte O bizim Rabbimizdir, Allah’ımızdır.
Necmi abi devam ederek:
-Mesela dedi ineğin süt vermesi. İnek bizi tanımaz. Arının bal vermesi, arı bizi tanımaz. Şimdi biz bilim adamlarını toplayıp desek ki: Ya profesörler , bu arılar var ya çok terbiyesiz şeyler, biz balını almaya gidince bizi sokuyorlar. Biz bundan sonra arı balı yemek istemiyoruz. Biz siz bal yapın, bize profesör balı yapın biz ondan yemek istiyoruz desek. Bize arı gibi bal yapabilir mi profesörler?
-Yapamazlar dedi.
-Peki profesörün yapamadığı balı, bir sinek nasıl yapabiliyor? Kuran’da Nahl suresi var. Orda Allah diyor ki : Ben arıya vahyediyorum, emrediyorum insanlar için şifalı olan balı üretiyor. Kuran’da iki yerde şifa kelimesi geçer. Birinde Allah’ın Peygambere vahyettiği Kuran’ın inanlara şifa olduğu söylenir, diğerinde ise Allah’ın arılara vahyettiği balın bütün insanlara şifa olduğu söylenir.
Yıldırım iyice şaşkın vaziyette bakıyor. Necmi abi devam ederek:
-Mesela 5 kişilik bir taksi, saat kulesinin etrafında kendi kendine döner mi?
-Tabi ki dönmez, dedi Yıldırım.
-Peki 5 kişilik taksi kendi kendine dönmezken 7 milyarlık dünya kendi kendine nasıl dönüyor? Demek ki onu bir döndüren var . Yıldırımcığım hiç baklava baklavacısız baklavalaşır mı?
Yıldırım gülümseyerek –Hayır, dedi
-İşte maalesef modern bilim baklavayı görüyor ama baklavacıyı görmek istemiyor.
-Yahu siz nereye takılıyorsunuz? Hocanız kim? dedi Yıldırım
-Sevgili kardeşim benim Hocam Bediüzzaman’dır, ben onun yazdığı eserleri okurum dedi Necmi abi.
-Yapma ya o mu hocanız?
Necmi abi :
-Sen bize takıl neşelenirsin , dedi
-Belli ya çok neşeli bir insansın, bir odundan neler çıkardın, dedi Yıldırım.
-O bu bişey mi Yıldırımcığım biz de daha ne odunlar var .
Gülüşerek vedalaşıp ayrıldılar
|
Bu taktik bir çok durumda işe yarar. Üstelik te düşünme disiplinine sahip olamayan, felsefeden habersiz insanlar üzerinde müthiş etkilidir.
Önce rakibinizi istediğiniz gibi, evire çevire yenebileceğiniz bir rakip olarak tanımlarsınız, sonra onu bir güzel yenersiniz. Sonra da size inananların koyduğu kürsünün üstüne çıkıp şampiyon pozları atarsınız ve bu arada deveyi de hamuduyla götürürsünüz.
Cahil, düşünme yeteneği köreltilmiş insanlardan oluşan bir ümmetin halifesi olursunuz ve onları güzelce yolarsınız.
İşte aktardığın ve belli ki pek beğendiğin hikayede ben bunu görüyorum.
|

06-05-2009, 22:29
|
|
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
|
|
Üyelik tarihi: 29 Apr 2009
Mesajlar: 1.116
|
|
harika mantığın var
seyirci´isimli üyeden Alıntı
selanikli
söylediklerinin hepsini anladım, hiç zorluk çekmeden
sen beni anlayamamışsın.
elimde çeviri bir kitap var,
ve çevirenden hiç emin değilim. çünkü bir öyle biri böyle çevirmiş.
bu yüzden hiçbirine güvenilmez. aslını da anlayamıyorum.
mesela orhun abidelerinde.
Üstte mavi gök, altta yağız yer kılındıkta, ikisi arasında insan oğlu kılınmış. İnsan oğlunun üzerine ecdadım Bumin Kağan, İstemi Kağan oturmuş.
denildiğinde. otur- eylemi tahta geçmek anlamında kullanılmış. veya öyle olduğu varsayılır.
bana yazdığın, dünyanın güneş etrafında dönmesi bilgisi bir çeviri, kim nasıl çevirdi bilmiyorum, dil günümüz dili değil, benim dilim hiç değil.
öyle olduğuna inansam, yani yazdıklarının doğru olduğuna kanaat getirsem, haklısın kardeş büyüksün derim. hiç ön yargım yok.
|
Mükemmel çalışan bir mantığın var kutlarım da neden mantığını yarım kapasite kullandığını anlayamadım.
Kuran çevirilerine güvenmediğini söylüyorsun gibi görünüyor. Karnından konuştuğun için tahminler yaparak devam etmek zorundayım. Kuran diye yazılanlara güvenmiyorsan, hele ki 1400 yıl önceki Arapça çevrilemez diyorsan senin için din( en azından İslam ) konusu kapanmış olmalı.Anlayamadığın bir kitap sana rehber olamaz. O zaman neden benim kurduğum bu mantık zincirini sen kuramıyorsun?
Samimi ve dürüst olduğuna nasıl inanabilirim?
|

06-05-2009, 22:40
|
|
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
|
|
Üyelik tarihi: 29 Apr 2009
Mesajlar: 1.116
|
|
bilgi öğrenilebilir
seyirci´isimli üyeden Alıntı
selanikli, tükürdüklerim nedir bilemedim, dikkat edersen tükürdüğümü varsaydığın şeyin alıntı olduğunu en başında belirttim
bu mesajın sana ait olduğunu belirttiğim gibi
yayınlama sebebim, senin gibi bilgili arkadaşların cevabını vermelerini istememdir, yoksa elimdeki büyüteçle karıncaları yaktığım günlerden güneş ışığının açısının ne demek olduğunu bilirim.
ama saydıklarını bilmiyordum, teşekkür ederim.
yine de beni bilgi ile istediğin kadar dövebilirsin, çok zevkli olur benim için bilgiyle dövülmek.
ben şunu anlamadım, senin buna yaptığın çeviri ile öteki tarafın yaptığı çeviri bir değil, bir iki güne kalmadan diğer taraftan biri gelir senin cevabını verir inan.
doğrunun bir olduğu etiğine sahibim sadece,
daha önce de bu formda belirttiğim gibi 1400 yıl öncesinin arapçasına hakim olmak isterdim... ki artık mümkün değildir.
|
Sayın seyirci,
internette google'da Kuran Mealleri yazarsan yanlış hatırlamıyorsam 11 ayrı Türkçe meali bir arada veren bir siteye ulaşabiliyorsun.
Ben Kuran'ı okurken özellikle kritik ayetlerde bu 11 mealden de okudum. Ve gördüm ki pek azında anlam farkı var. Dolayısıyla çevirilerde bir fark yok.
Sorun şurada çıkıyor ki, Kuran'daki bir çok ayet Kuran'daki diğer ayetlerle ve bilimsel gerçeklerle çelişiyor.
Bunları bulup, ortaya koyunca inancını sorgulama cesareti olmayan inanmışlar başlıyor kıvırmaya.
Sen de karşıya geçip bak nasıl da anlaşılmıyor ne olduğu diyorsun.
Ben senin olan biteni anlayacak zekaya sahip olduğunu ama özellikle anlamıyormuş gibi görünüp, inanmışlar değirmenine gizlice su taşımaya çalıştığını düşünüyorum.
Takiyye idi değil mi bunun İslamdaki adı,ben samimiyetsizlik diyorum, sana iyi öğretmişler.
|

06-05-2009, 23:00
|
|
Üye
|
|
Üyelik tarihi: 02 May 2009
Mesajlar: 29
|
|
selanikli
selanikli´isimli üyeden Alıntı
Mükemmel çalışan bir mantığın var kutlarım da neden mantığını yarım kapasite kullandığını anlayamadım.
Kuran çevirilerine güvenmediğini söylüyorsun gibi görünüyor. Karnından konuştuğun için tahminler yaparak devam etmek zorundayım. Kuran diye yazılanlara güvenmiyorsan, hele ki 1400 yıl önceki Arapça çevrilemez diyorsan senin için din( en azından İslam ) konusu kapanmış olmalı.Anlayamadığın bir kitap sana rehber olamaz. O zaman neden benim kurduğum bu mantık zincirini sen kuramıyorsun?
Samimi ve dürüst olduğuna nasıl inanabilirim?
|
çevirilene güvenmemekle yazılana güvenmemek arasındaki farkı anlamalısın önce.
it's rain cats and dog. Hadi çevir bakıyım cats and dog olsun sana bardaktan boşanırcasına...
tabi anlattığı şey kuvvetli bir yağmurun yağdığıdır.
kitabın çevrilemeyeceğini düşünmüyorum, tabi ki çevrilebilir. yeter ki insanlar kendi görüş ve menfaatleri doğrultusunda SAĞA veya SOLA doğru çevirmesin. bu zamana kadar öyle olmuş gibi bu konudaki düşünceler. beceriksizlik de var tabi içinde, çeviri mantık ve kabiliyet işidir.
benim karnımdan yaptığım konuşmalar aslında senin ön yargının etkisi gibi geliyor bana, nasıl düşünüyorsam öyle söylüyorum. olduğu şekliyle ve tarafsız.
anlayamadığım bir kitap bana rehber olamaz, ama ya anlayabilirsem? ve buna çalışıyorsam?
senin kurduğun mantık zincirini tanımaya çalışıyorum, başkalarının kurduğu mantık zincirlerini de... aklıma yatmayanları da söylüyorum... haa sen de koşulsuz saf bir iman ile bana inanacaksın gerisi hikaye diyorsan... açık söyle anlayalım. karnından konuşma...
samimi ve dürüst olduğuma inanmak... hımmm... tıpkı onlar gibisin diyeceğim yine karışacak ortalık...
burda samimiyet ve dürüstlük...
olmasam ne olur ki?
ateiste de inanmışa da aynı saygıyı gösterdiğimi neden kavrayamıyorsun? bu mantık zincirini neden kuramıyorsun? bir buyurundan provake olan arkadaşım benim...
Konu seyirci tarafından (06-05-2009 Saat 23:32 ) değiştirilmiştir.
|
Yetkileriniz
|
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.
HTML-KodlarıKapalı
|
|
|
Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 23:19 .
|