Turan Dursun Sitesi Forumları
Geri git   Turan Dursun Sitesi Forumları > Dinlerden Özgürlük > Özgür Düşünce Platformu

Cevapla
 
Başlık Düzenleme Araçları Stil
  #41  
Alt 20-01-2011, 00:00
evrensel-insan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
evrensel-insan evrensel-insan isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
 
Üyelik tarihi: 08 Mar 2008
Bulunduğu yer: Londra
Mesajlar: 22.832
evrensel-insan - MSN üzeri Mesaj gönder
Standart

Saygideger spartacus;

Dusuncenin dile geliminin ortaya koydugu nedir?

Bu dusunceyi ortaya koyan dile getirimin, arkasindaki nedir?

Bir kisinin toplum icinde davranisinin, dusuncesinin kaynagini belirleyen nedir.

Sen bilinc-dusunce bagini/iliskisini nasil kuruyorsun?

Farkindalik bilincin mi, dusuncenin mi bir urunudur?

Bilinc algisinin, bilincli olmak ile, bilinc duzeyi farkini nasil ortaya koyuyorsun?

Alisilagelmislik, yerlesmislik, otomatiklesmislik v.s. temelli yasam ve iliskinin bilinc ile bagi/iliskisi nedir?

Insanoglunun nihayi hareketini; algisi mi/dusuncesi mi/bilinci mi saglar?

Bilinc, dusunce ve farkindalik v.s. fenomenal degil; numenal degerlerdir ve bes duyu ile algilanmaz. O zaman bunlarin varligini algilatan nedir?

Bu sorulara verecegin yanitlara gore hareket edecegim.

Zannedersem, senin bu kavramlara verdigin icerik ile, benim verdiklerim de farkli.

Saygilarimla;
evrensel-insan

Evrensel-Insan - Yapılandırmacı Epistemoloji/Bilişsel Bilim/Qua Felsefesi/Serbest Düşünce/Devrimci Sorgulama/Zihinsel Devrim - Evrensel-Insan Zihniyeti
Alıntı ile Cevapla
  #42  
Alt 20-01-2011, 05:01
paslıçivi paslıçivi isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
 
Üyelik tarihi: 07 Feb 2009
Mesajlar: 3.080
Standart

Dünya Sağlık Teşkilatı (WHO), sağlığın tanımı çağdaş, tam ve geniş anlamıyla yapmıştır. Bu tanım, Dünya Sağlık Teşkilatı'nın temel yasasında kesinlik kazanmıştır. Böylece değişikliğe uğratılması önlenmiştir. Çünkü sağlığın tanımı değişik çevrelere göre, değişik şekilde yapılmak istenmektedir.

Sağlık Nedir

Sağlık, yalnız hastalık ve sakatlığın olmayışı değil, "bedenen, ruhen(psikolojik) ve sosyal yönden tam bir iyilik" halidir.


Hastalık Nedir

Sağlık, yaşamın belli evrelerinde etkilenir. Sağlığı bozan etmenlerin sıklığı, türü ve etkinliği organ veya sistemleri az veya çok fonksiyonlarından alıkoyar. Sonuçta insan hastalanır. Veya sakat kalır. Ya da ölür.

yani hastalık; kişinin bedenen, ruhen(psikolojik) ve sosyal yönden tam bir iyilik halini kaybetmesi olayıdır, bu tanımın dışına çıkmasıdır..


Dünya sağlık teşkilatı sağlığın ve hastalığın tanımını kişinin kendisine, başka çevrelere ve belli bir gruba bırakmamıştır..

çünkü farkındadır ki sağlık; bir insanın ya da bir grubun tam bir iyilik hali değil, birarada yaşamak zorunda olan insanoğlunun bir bütün/toplum/sosyal olarak tam bir iyilik halidir..

şimdi bu tanım çerçevesinde dünya insanlığına bir bakalım.. sizce dünya insanlığı sağlıklı olma tanımına uyuyor mu? yani dünya insanlığı bedenen, psikolojik ve toplumsal tam bir iyilik hali içinde yaşıyor mu?

sanırım hiç biriniz buna -evet dünya insanlığının keyfi yerinde, tam bir iyilik hali içinde yaşıyor diyemezsiniz..

kabaca dünya insanlığının tarihine baktığımızda hep bir didişme, biribirini öldürme, dışlama, kaos, savaş içinde olduğunu göreceksiniz..

evet farkındaysanız dünya sağlık örgütünün tanımına göre "dünya insanlığı hastadır".. ama dünya sağlık örgütü bile "dünya insanlığı hastadır" teşhisi koyup bunu deklere edemez..

çünkü hastalık teşhisini koyup deklere etse, hastalığın "teşhisini" koyacak bilinçte değildir henüz.. nedir bu hastalığın adı? iki ülke insanın farklı din, milet, toprak/vatan donanımı yüzünden savaşmasını "doğal/normal" karşılayacaktır.. çünkü şimdiye kadar farklı bir şey görüp algılamamıştır ki..

çünkü sağlığın ve hastalığın evrensel tanımını yapan bu insanların da büyük bir çoğunluğunun tutunduğu bir dini, milleti, toprağı/vatanı vardır..

her toplumun kendi içinde bir insan öldürmek büyük bir suç ve günahtır.. ama iş kendi dinini, milletini, vatanını savunmaya geldi mi insan öldürmek en kutsal ödüllerle bezenir, toplumda yüceleştirilir, diğer dinden, milletten, vatandan birini öldürmek adeta teşvik edilir.. insanlar düşmanını öldürmek için can atmaya başlarlar.. yani "insan öldürme kavramı" birden suç ve günah olmaktan çıkıp bir hedef bir ödül halini alır..

ve dünya insanlığına göre bu durum bir hastalık değil gayet normal/doğal/sağlıklı bir haldir..


Alıntı ile Cevapla
  #43  
Alt 20-01-2011, 05:49
paslıçivi paslıçivi isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
 
Üyelik tarihi: 07 Feb 2009
Mesajlar: 3.080
Standart

bir ülkede aynı "din, millet/etnik kimik, vatan" ortak paydasında yaşayanlarda "insan odaklı" yaşam bilinci kurulmuştur.. yani insan önplana çıkarılmıştır.. o yüzden insanlık tarihinde hiç bir kültür yoktur ki bu ortak payda(zihin) altında yaşayan insanların biribirini öldürmesi suç ve günah sayılmasın..

ama hemen komşu toprakta, farklı dinde, farklı milli/etnik kimlikte yaşayan insanlarla olan savaşta işin rengi birden değişir..

"insan odaklı" yaşam biçimi biranda terkedilip bu "vatan, din, milli kimlik odaklı(zihin)" bir bilince ani geçiş yapılır..

insan artık önplanda değil çok geri plandadır.. hatta insan değeri itin g.tüne sokulur.. komşu toprakta diğer değerlere/zihne sahip insanı öldürmek için artık her yol mübahtır..

tüm kültürlerde savaş olmadığı zamanlarda insan denen canlı yüceltilir, biribiri içinde saygı sevgi anlayış içinde yaşaması, biribirinin canına, malına namusuna zarar vermemesi için kanunlar yasalar hazırlanır, devletler, hükümetler kurulur.. tüm çaba bu ortak payda(zihin) altında yaşayan insanı ön plana çıkarıp değer katmak ve bu kültürün devamını sağlamaktır..

evet insan çok değerlidir, bu ortak zihinde yaşayan insanlar bunun farkındadır.. tüm farklı ortak zihinlerde yaşayan kültürlerde insan çok değerlidir.. dünya insanlığı açısından tüm zamanı ve coğrafyayı gözlemlerseniz bu ortak zihin altında yaşayan insanların insana ne kadar çok değer verdiğini çok net gözlemlersiniz..

evet savaş ortamında ne olmaktadır da bu kadar yüceleştirlen, değer verilen insan faktörü birden yerin dibine sokulmaktadır? diğer toprakta farklı ortak paydada/zihinde yaşayan canlı türü insan değil midir?

düne kadar insani değerleri göklere çıkaran, koyacak yer bulamayan zevat birden niçin insanın öldürülecek kadar tehlikeli ve aşağılık bir yaratık olarak görmektedir? ne değişmiştir? insanoğlu bu soruyu hiç kendine sormuş mudur?

filistinde biribirini öldüren müslüman ve yahudi askerlerinin her iki tarafı da bu uğurda ölürlerse cennete gideceklerine inanmaktadır.. insan eliyle çizilmiş bir çizgi(vatan sınırı) uğruna ölen insanlar ölüm sonrası gidecekleri ortak bir cennettemi yaşamayı hayal ediyorlar?

örnekler çoğaltılabilir, kürt türk savaşı, ateist teist savaşı, amerika japon savaşı, senin kılın benim tüyüm savaşı..

ortada "insandan öte" bir çok değer/kavram ama insanoğlunun "kendisi" yok..

ve bu dünya insanlığı sağlıklı ve bilinçli


Alıntı ile Cevapla
  #44  
Alt 20-01-2011, 12:10
spartacus - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
spartacus spartacus isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 06 Apr 2006
Mesajlar: 13.678

Onur Üyeliği 

Standart

spartacus´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
Farkın farkı, tüm bunların farkındalığında ortaya çıkıyorsa, tüm bunlar üzerinede bilinç düzeyinde ortaya konabilir. Burada bilincin düşüncelerle çelişmesi gibi bir ayrım konamaz, bireyselliğe de indirgenemez, kişiselde ele alınamaz böyle bir ayrım bilinçden değil, hali hazır düşüncelerin varlığından kaynaklıdır ve esas alınamaz, yada bilince rağmen onlara(örneğin ateist, teist vs) göre ifade edilemezler.

Şimdi Kopernik gibi düşünelim ve dünyayı gözlemleyelim, bu nasıl bir dünya böyle?. Ne görüyoruz, bizim farkımızı ortaya koyacak bilinç ne? örneğin dizlerimizin üzerine çöktüğümüzü ve bir yığın korku, tehdit, dayatım, eziklik, acz belirtimleri ile, zaafiyete uğratıldığımızı, ilk çağ masallarıyla bilincimizin kapatıldığını ve günden, güne her gün milyonlarca insanında doğduğunu, yine aynı işleyişe tabi olduğunu, neredeyse tüm edinimlerin belirli bir dönemde bu toplumsal işleyişden alındığını, şırınga edildiğini düşünelim, ve Kopernik'in güneş ve gezegenleri gözlemlediği gibi şimdi toplumu gözlemleyelim, gerçeği yani bilinci, bu durumu ortaya koyabiliyor muyuz? Peki biliyormuyuz ortaya koyduğumuzun hali hazır düşüncelerle çelişeceğini? meselede burada, çelişsede farkın farkındalığının algısı ancak bilincin ortaya konmasıyla mümkün ve çelişmenin sorumlusu bilinç değil, o düşüncelerin kendisidir. Sorunda burada, dünya evrenin merkezidir -> ilahi düşünce, kutsal görüş, Kopernik -> Dünya evrenin merkezi değildir ve gezegenler güneş etrafında dönüyor -> bilinç. Sonuç bilinç ile düşünce çelişimi ve bilinç farkı ortaya koydu.

yani kopernik'in ifadesi bilinçtir ve hazır düşüncelerle çelişmesi o nu doğrucu-inançsal yapmaz, burada Kopernik'in söyledikleride doğrucu-inançsaldır çünkü çelişki ve çatışma yaratmaktadır demek, doğrucu-inançsal bir yaklaşım olur.
sevgili Evrensel, yine soru bombardımanı ile sarhoş oldum(yılda taş çatlasa 2 kez içerim, oda şaraptır : ). Ben başka bir şey anlatıyorum galiba : ) mesala üstdeki yazıda Kopernik örneğini ele almak yeterli fark ve bilinç konusunda...

Dönüşü soru bombardımanları ve konudan uzaklaşmak(yüzlerce sayfa bu soruları ve sonra teker teker, bilinç nedir o zaman? fark nedir? farkın farkı nedir? sorularına dönecek, sonu da gelmeyecek) ile yapmak gibi geliyor bana, zaten dediklerim basit, çok basite indirgediğim Kopernik örneği var. Ben sormuyorum aynı konular üzerine görüşlerimi açıklıyorum, üstelik nedenleriyle, açık ve seçik.

Bak sorduğun bir soruya direk yanıt vereyim, üstelik tek kelime ve açıklaması görüşümü belirttiğim yazılarımda mevcut.

Farkindalik bilincin mi, dusuncenin mi bir urunudur?

Bilincin.

Düşünceler dahi bilinç ile algılanır, düşünce ile değil. Kimin algıladığı değil sadece önemli olan nasıl algıladığıdırda.
Bilinç algıları kapatmaz ama düşünceler kapatır haliyle bilgiyede kapıyı kapatırlar. O yüzden bireye indirgenemeyecek olan şey bilinçtir. Örneğin Dünyanın düz olduğuna inanmak bireye indirgenebilir ama onun küre olduğu bireye indirgenemez, bu bir bilgidir, gözleme ve algıya açıktır, bireye indirgenemez veya bireye göre ele alınamaz, kişilere göre değişmez ve iradeden bağımsızdır. Örneğin dünyanın düz olduğuna inanan ve düşünen milyar insan olsa, sizin küre demeniz bir bilgidir, haliyle sizin bilginiz, diğer düşünce tarafından ötelenir, ötekileştirilir ama bilgi buna rağmen ancak ortaya konabilir ki, buda farkın algısını ortaya çıkartır. İradesinden bağımsız, düşüncelerinden bağımsız, kendine aşılanan mutlak doğrularından bağımsız gözlemlediğinde; birey bu bilincide farkıda algılayabilir.

Bizde farkın, farkındalığını ortaya koymayı ve algılanaiblirliği (algılara açıklığı, örneğin kral çıplak!), yani bilinci sırf hali hazır şablonlar ve düşünce sistematikleri tarafından çelişiyor veyada ötekileşiyor diye, bilincide sanki bir düşünce gibi doğru-yanlış-inanç düzlemine vurursak bu yaptığımız bilinçli bir davranış değil, düşünsel-ideolojik bir davranış veya tutum olur diyorum. Milyar insan dünya düz diyor, ben değil diyor almıyorum ve bilgisini veriyorum ve çelişiyorum, sen ise bana sen çeliştin o halde idolojiksin demeyi uygun görüyorsun, çıkış noktan ne dediğim değil, hali hazır düz diyenlerle aynı nokta, oradan bir bakış...

Bilinç hali hazır düşüncelerle çelişiyor veya çatışıyorsa, sorunu bilinçde değil, bu çelişmeyi yaratan düşüncelerde aramak gerekir, pekala böyle bir çelişme(dünya düzdür düşüncesi) olmasa, farkda olmaz.

Sersemler akıllıların 7 yılda cevaplandıramayacağı soruları 1 günde sorarlar.
-------
Korku ve menfaat dalkavukluğa yol açar.
-------
İnsan korktuğuna ya da arzuladığına çok kolay inanır. La Fontaine
-------
Öküz tahta çıkarsa padişah olmaz, saray ahır olur. Çerkes Atasözü
-------
Akıllı bizi arayıp sormaz, aptal bacadan akar.
------
Su dağları kemirir, vadileri doldurur.
------
Aslanlar kendi tarihçilerine kavuşuncaya kadar kitaplar avcıyı övecektir.
------
Hürriyet, başkalarına vermedikçe alamayacağımız tek şeydir. William Allen White
------
Belki söylendi herşey,/ belki de gece bekleniyor/ yazılsın diye aynı cümle. Tüm nedenleri yeryüzünün/ bir çakıltaşına takılıp kaldı. Esteban
------
Sıradan insan kendini evrenin merkezi yapmanın yolunu arar; bilge kişinin evreni onun merkezindedir. Lao Tzu
Alıntı ile Cevapla
  #45  
Alt 20-01-2011, 14:24
Düşüngen Düşüngen isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 08 Mar 2010
Mesajlar: 271
Standart

QUOTE=paslıçivi;358345]
şimdilik "problem/sıkıntı" diyorum, çünkü bu probleme yaklaşma açımız çok farklı.. sen bunun halledilebilecek bir "sorun" olarak görmektesin ve kişinin bunu farketmesi olayına "devrim" diyorsun..

bense; bunu bir bilinç yetmezliği vakası yani tıbbi olarak düzeltilebilecek bir "hastalık" olarak görüyor ve tıbbi gelişmelerle bu hastalık tedavi edilene kadar doğal bilincin "evrim" sürecinin işleyeceğini düşünüyorum..
[/QUOTE]--------------------------------------


Aslında olguya benliksiz baktığımız zaman ortada ne sorun ne de hastalık kalıyor sadece varoluşun varolma çabası kalıyor. O da zaten nasıl varolacağını çok iyi biliyor milyarlarca yıldır yaptığıda bu. Bizim sorun dediğimiz şey bizimle doğup bizimle yok olacak olan tatminsizliktir diye düşünüyorum.

Sorun olarak gördüğümüz olgular kaynağını kendi sinir sistemimizden alır ve ölüm sonucu çöken sinir sistemimizle birlikte ortadan kalkar. Bu sefer ortaya, yeni gelenlerin kaynağını sinir sistemlerinden alan sorun olarak gördükleri şeyler çıkar.

Örneğin Sevgili evrensel insanın proplem olarak gördüğü doğal düşünce sorunu evrensel insanın beyninde oluşmuş bir sorundur ve kaynağını kendi sinir sisteminden alır. Oysa doğal düşünce adı üzerinde son derece doğal bir düşüncedir, varoluşun düşüncesidir, katıksız... Ne var ki evrensel insanın düşünceside varoluşun düşüncesidir işte rekabet denilen şey bu...

Herkesin acıları zevkleri farklıdır beyin donanımlarından ötürü hatta aynı yumurta ikizleri bile annelerinin şeylerinden çıktıktan sonra farklılaşmaya başlarlar. Bu farklı acılar sonucu farklı arzular, farklı istekler oluşur. Bu isteklerin gerçekleştirilmesi öncelikli hale gelir. Böylece herkesin isteği, önceliği ve fikri başka başka olur.

Gerçekleştirilemeyen istekler büyük sıkıntılar yaratır. Bu sıkıntılar kişinin empati yeteneğini azaltır. Kişi çevresine zarar vermeye başlayabilir. Çünkü varolabilmesi bu isteklerinin gerçekleşmesine bağlıdır gözü hiç bir şey görmez. Bu yaptıkları kendi zorunluluğudur, mecburiyetidir ama bizim için sorun ya da hastalıktır. Onun penceresinden ise sorun olarak gözükmemektedir.

Aynı şekilde evrende işleyen süreç bize sorun olarak yansıyabilir oysa bu sorun sadece bizim sorunumuzdur varoluşun değil. Bizlerde bir benlik taşıdığımız için yargılarımızı çıkarlarımız doğrultusunda belirleriz. Dolayısı ile çıkarımıza uymayan tatmin sağlamayan her olguyu sorun olarak görürüz.
Alıntı ile Cevapla
  #46  
Alt 20-01-2011, 14:25
Düşüngen Düşüngen isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 08 Mar 2010
Mesajlar: 271
Standart

Bende hep istemişimdir insanların ortak paylaşım içerisinde kardeşce mutlu yaşamasını. Ne var ki mal sahibi (evren ve yasaları) şu an için bunu kabul etmekmekte. Doğa her zaman başlama düdüğünü çalarak "Boks" deme ve kavganın, rekabetin fitilini ateşleme eğiliminde.

Bazı sebeblerden ötürü bu şekilde varolabiliyor ancak. Ve varolmuş olan bizler de varolmamazı sağlayan bu süreçleri benlik kaygılarımızdan dolayı eleştiriyor yargılıyoruz bu da bize dayatılan şikayetçilik hali..

Şu olabilir birgün gelirde rekabet canlılar için fayda sağlamayan bir eylem haline gelir işte o zaman uyum adına bu uygunsuzlaşan eylem (rekabet) doğa tarafından terk edilir.

Biz benliklilerin istekleri ile doğanın zorunlulukları büyük bir tesadüfle aynı noktada kesişirse işte o zaman bizim istediğimizin olmasının yolu açılmış olur rastlantıda olsa...

Zaten benliğinden sıyrılan kişinin her istediği gerçekleşir çünkü evrene karışmıştır evren benlik (Bu da yeni benlik ) olmuştur artık hep onun dediği olacak ya da her olan onun dediği olmuş olacak.

Acıları kaçınılması gereken duygular, hazlarıda erişilmesi gereken duygular olarak görmemek lazım. Onlar sadece tarafik lambaları gibi yaşam yolculuğunda yardımcı araçlardır amaç değildir acıları dur ikazı yapan kırmızı ışığa, hazlarıda devam et işareti veren yeşil ışığa benzetebiliriz.

Oysa bu yolda araç ile amaç sessizce yer değiştirmiş. Öyle ki sadece bir sözcük olan acı simgelediği duygunun önüne geçmiş öcüye dönüşmüş. Sonuç olarak acıları ortadan kaldırmak isteriz oysa acılar ortadan kalkarsa dur ikazı olmadığı için kaza yapmamız kaçınılmaz olur. Uygunluk sağlanamaz. O yüzden acılarımız faydalıdır öcü değil...

Acılarıda olduğu gibi kabul ediyorsak şimdi sorun nerde?

Konu Düşüngen tarafından (20-01-2011 Saat 14:31 ) değiştirilmiştir.
Alıntı ile Cevapla
  #47  
Alt 20-01-2011, 14:47
Düşüngen Düşüngen isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 08 Mar 2010
Mesajlar: 271
Standart

Sevgili kandaşlar, bu sorun mu? - hastalık mı? tartışmasını daha önce defalarca yapmıştınız.

Demek ki yazışmalar yüz yüze görüşmelerde olduğu gibi sağlıklı ve faydalı olmuyor. Zaten algılar kelimelere dökülünce asiti kaçıyor sidik gibi oluyor...

Çünkü kelimeler eskilerin bulduğu eskilerin duygu ve düşüncesini simgeleyen kodlardı, bir kelime onu ilk ortaya atanın duygusunu düşüncesini simgeliyordu senin benim değil... Biz onların kelimelerini kullanmak zorunda kalarak onların duygu ve düşüncelerini kullanarak onlara benzeyerek iletişim kuruyoruz böylece kendi öznelliğimiz buharlaşıyor yeni değil eski oluyoruz...

Beynimizdekini karşıya net bir şekilde geçiremiyoruz hal böyle olunca işler "Necla Nazır her pozisyona hazır" haline dönüyor.
Sonrada iletişim "İt ürür kervan yürür" misali faydasız hale geliyor. Bu bile iyi eğer dili geliştirmemiş olsaydık birbirimizin yüzüne ilk defa patos makinesi görmüş öküz gibi bakıyor olacaktık ya da bir birimize ilk defa belgeselcilerin jipini görmüş buffalo gibi bakacaktık.

Bir fikrim var, bazen on dakikalık telefon görüşmesiyle çözülebilecek sorunlar, yazı yönteminin hantallığı yüzünden aylarca çözülemiyor. Onun için evrensel insan paslıçiviye telefon numarasını versin, paslıçivi arasın olayı telefonda daha hızlı bir şekilde sonuçlandırmaya çalışsın....

NOT= Bu arada fatura da paslıçiviye girmiş olsun... Ne de olsa adam mutlak mutlu....Onun adı tomas fatura ona komaz...

Sevgiler...

Konu Düşüngen tarafından (20-01-2011 Saat 14:58 ) değiştirilmiştir.
Alıntı ile Cevapla
  #48  
Alt 20-01-2011, 17:00
vartor - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
vartor vartor isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 15 Mar 2006
Bulunduğu yer: Toronto
Mesajlar: 8.614

Onur Üyeliği 

Standart

nedense dusungen'in dediklerini rahatca algilayabiliyorum, acaba dusungen gibi dusundugum icin mi?

Iman, ask gibidir,gozleri koreltir,beyni muhurler.
Alıntı ile Cevapla
  #49  
Alt 20-01-2011, 17:48
errata - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
errata errata isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 30 Sep 2007
Mesajlar: 2.214
Standart

vartor, düşünce seviyesindeki konuların oldukça muğlak kelimelerle izah edilmeye çalışılması ve her nedense yalın olunmaya çalışılmaması konuları anlaşılamaz hale getiriyor sanırım. Çünkü her nedense ben de bir çok konuyu algılamakta oldukça zorlanıyorum. Halbuki hızlı bir okur olduğum söylenebilir. Konuya dahil olmaya çalışsam anlamak için kaybedeceğim enerjiyi düşünemiyorum bile.

Kısaca; Düşüngen ile birlikte bu konuda ki düşüncenizde yalnız değilsiniz.
Alıntı ile Cevapla
  #50  
Alt 20-01-2011, 21:16
evrensel-insan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
evrensel-insan evrensel-insan isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
 
Üyelik tarihi: 08 Mar 2008
Bulunduğu yer: Londra
Mesajlar: 22.832
evrensel-insan - MSN üzeri Mesaj gönder
Standart

Saygideger paslicivi;

Mesela, insanoglunun kendisinin rtaya attigi ve uzerinde 8000 yildir tartismakta oldugu, metafizigin, ontolojik ve teolojik varlik ve etik tartismasini; cogu filozoflar, insane, insanity (cilginlik, delilik, anlamsizlik v.s.) olarak degerlendiriyorlar.

Sanity ve sane durumu, yani, beynin saglikliligi, zindeligi, sihhatliligi, sukuneti v.s. yi de serbest dusunurlerin ortaya koydugunu soyluyorlar. Cunku beyin, kendi kendini sinirlayan verilerden, kendini ne kadar arindirirsa, o kadar; saglikli, sihhatli, huzurlu, zinde ve sukun oluyor.

Saygilarimla;
evrensel-insan

Evrensel-Insan - Yapılandırmacı Epistemoloji/Bilişsel Bilim/Qua Felsefesi/Serbest Düşünce/Devrimci Sorgulama/Zihinsel Devrim - Evrensel-Insan Zihniyeti
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Önerilen Siteler


Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Hayatınızdaki Önemli Farkındalık Anları Neler? Cem Etik, Estetik, Sanat, Politika, Bilim & Eğitim 2 26-06-2018 16:50
Farkındalık paslıçivi Etik, Estetik, Sanat, Politika, Bilim & Eğitim 162 18-03-2015 18:08
farkındalık-bir parça insanlaşma.. paslıçivi İslam 152 24-08-2010 08:20
Dünya Şiir Günü Dolayısıyla Konu-dışı 1 31-03-2008 22:59
farkındalık ve merkezlenmek (osho) s_h Etik, Estetik, Sanat, Politika, Bilim & Eğitim 5 01-01-1970 23:39

Yetkileriniz
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı

Gitmek istediğiniz forumu seçiniz


Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 03:22 .