Turan Dursun Sitesi Forumları
Geri git   Turan Dursun Sitesi Forumları > Dinlerden Özgürlük > Özgür Düşünce Platformu

Cevapla
 
Başlık Düzenleme Araçları Stil
  #61  
Alt 23-01-2011, 08:04
evrensel-insan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
evrensel-insan evrensel-insan isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
 
Üyelik tarihi: 08 Mar 2008
Bulunduğu yer: Londra
Mesajlar: 22.832
evrensel-insan - MSN üzeri Mesaj gönder
Standart

Saygideger rakibalik;

Aciklamalariniz icin tesekkurler. Yalniz mesajinizi okudugumda yanlis algilama olarak gozlemledigim bazi noktalar var.

Birincisi, benim hem hem bir birey, hem de evrensel-insan zihniyeti olarak, turum ile hic bir sorunum yok. Her iki durumda da var olan sorun, insanoglunun soyutlamasi, sistemlenisi kurdugu duzen, yasam ve iliskilerinin ve yonetim/yonetiliminin zihniyet, dusunce ve davranis sorunudur.

Ben bir birey olarak, bireysel hak ve ozgurluklerimin her zaman, her sart ve kosulda arkasindayim. Bahsettiginiz konu da tahmin ettigim kadariyla, site yonetiminden aldigim haksiz uyari cezasi olacak. Burada benim bireysel hak ve ozgurluklerime karsi yapilmis bir haksizlik soz konusu idi, bende bunu dile getirdim. Eger yazilanlar dikkatli okunursa, konu evrensel-insan zihniyeti ile ilgili degil; tamamen bir yoneticinin sahsim ile ilgili olarak vermis oldugu haksiz uyari cezasi konu idi.

Burada benim, birey olarak gormus oldugum bir haksiz muameleyi dile getirmek kadar dogal bir sey yoktur.

Cunku, birey bilinci, hem bireyin hak ve ozgurlukleri icin vardir, hem de bireysel hak ve ozgurlukler; ayni zamanda da evrensel-insan zihniyeti olarak bu bilinc turselligi kapsar.

Umarim konu acikliga kavusmustur.

Eger konudaki bir yonetim tutumunun nasil olacagi soz konusu ise, burada da eger ben yonetici olsaydim, haksizliga ugrayan kisinin yaninda yer alirdim. Cunku yonetici olmak, yonetimin bir yoneticisinin yapmis oldugu haksiz bir uygulamanin arkasinda durmak ve bu haksiz uygulamayi yapmis yoneticisini savunmak degildir.

Onemli olan yonetim tarafkarligi degil; haksizligin giderilmesi icin yapilmasi gerekendir. Bu konudaki basit bir ozur bile, yapilan haksizligin savunulmadigini gosterir. Ya da en azindan haksizligi yapan yoneticinin, ortaya cikip yaptigi hatayi ya savunmasi ya da hatasini kabul edip, gereken ozuru dilemesi gerekir.

Oyuzden bahsettginiz olay, tamamen sahsima karsi yapilmis bir haksizliktir ve ben bu haksizligin ne oldugunu ortaya koydum. Bu da benim bireysel hak ve ozgurlugumdur ve dedigim gibi, hic bir sart ve kosulda hak ve ozgurluklerimden vaz gecmem ve devamli onlar icin mucadele ederim.

Evrensel-insan zihniyetinde ise, benim birey yanim ortada yoktur. Sadece insansal olmayan dusunce, davranislar sorunu insan ve insanliginin zihniyeti adina dile gelir.

Saygilarimla;
evrensel-insan

Evrensel-Insan - Yapılandırmacı Epistemoloji/Bilişsel Bilim/Qua Felsefesi/Serbest Düşünce/Devrimci Sorgulama/Zihinsel Devrim - Evrensel-Insan Zihniyeti
Alıntı ile Cevapla
  #62  
Alt 23-01-2011, 08:15
evrensel-insan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
evrensel-insan evrensel-insan isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
 
Üyelik tarihi: 08 Mar 2008
Bulunduğu yer: Londra
Mesajlar: 22.832
evrensel-insan - MSN üzeri Mesaj gönder
Standart

Saygideger paslicivi;

Bunu insanoglu, insanogluna soyleyince kavranamiyor da, eger uzaylilar soyleyipte kavranacaksa; o zaman "var o uzaylilarda bir hayir" demek gerekecek.

Aslinda dusunuldugunde, insanoglu disindan gozlem yapilabilmesinin, bir insanoglu eliyle olmasinin algilanmasindan ziyade, bir uzaylinin olmasinin algilanmasi daha mantiksal gorunuyor. Cunku, bir uzayli "ben insanogluna disaridan bakiyorum" dediginde, bu dediginin algilanmasi pek zor degil. Cunku bunu diyen zaten uzayli insanoglu degil.

Ama bunu bir insanoglu soyluyorsa, o insanoglunun kendi disindan bakabilmesinin algilanabilmesi ise, ancak bilinc konusu.

Ayrica, bizler, bizleri notr algilayabiliyorken; uzaylilarin bizleri notr algilayip, algilayamayacagi da, farkli bir konu.

Ama mesela, bir ebeveyn bunu evladina, bir ogut/uyari/tavsiye v.s. olarak iletebilse, en azindan yetisecek nesiller; bunun farkina ve bilincine varabilmek icin olanak bulmus olur.

Saygilarimla;
evrensel-insan

Evrensel-Insan - Yapılandırmacı Epistemoloji/Bilişsel Bilim/Qua Felsefesi/Serbest Düşünce/Devrimci Sorgulama/Zihinsel Devrim - Evrensel-Insan Zihniyeti
Alıntı ile Cevapla
  #63  
Alt 24-01-2011, 06:51
paslıçivi paslıçivi isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
 
Üyelik tarihi: 07 Feb 2009
Mesajlar: 3.080
Standart

paslıçivi´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
ve bu uzaylılar bizim bu ilkel sefil halimize acıyıp bize yardım etmeye kalksalar..

bizimle iletişime geçip deseler ki;

ey insanoğlu, bir zamanlar biz de sizin gibiydik ama aradan çok yıllar geçti.. biz de zamanında sizin gibi evrene baktığımızda evreni "bildiğimizi" zannediyor ve hepimiz bu konuda çok ısrarcıydık..

hiçbirimiz diğerinin evrene bakışını beğenmiyor, "illa ki benim bakışım doğrudur, benimkilerin dışında hepsi yanlıştır" yanılgısında yaşıyorduk..

bu uğurda birbirimizle aynı sizin gibi dalaşıp duruyorduk..

oysa zaman içerisinde bilincimiz yükselince evrenin zaman ve mekan sınırlarını çizemediğimiz için yani bir "bütün/mutlak 1" olarak ortaya koyamadığımız için evreni "bilemeyeceğimizin" farkına vardık..

o yüzden evreni "bilme işini" kendi kişisel bilincimize değil "bilim"e bağladık.. şimdi hepimiz sadece bilim ışığında yol alıyoruz..

ve şimdi eski kavga gürültülerin hepsi bitti.. hepimizin ortak paydası bu uzayda ve gezegende daha iyi bir yaşam kalitesini ve türümüz canlılığının devamını yakalayabilmek..

gelin siz de bu ilkel yoldan vazgeçin, bizim yaşadığımız acıları siz de yaşamayın...

deseler


evet sevgili e.i.. böyle bir konuşarak anlaşma yoluna gitse bu iyi niyetli uzaylılar..

bizim sitenin üyeleri dahil tüm dünya insanlığından kaç kişi bu canlıları algılayıp kavrayabilir..

bir düşün bakalım.. müslümanları, ateistleri, deistleri, hristiyanları, budistleri, hinduları ve envai çeşit "evreni bildiğini zanneden" devasa bir insanlık..
evrensel-insan´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
Saygideger paslicivi;

Bunu insanoglu, insanogluna soyleyince kavranamiyor da, eger uzaylilar soyleyipte kavranacaksa; o zaman "var o uzaylilarda bir hayir" demek gerekecek.

Aslinda dusunuldugunde, insanoglu disindan gozlem yapilabilmesinin, bir insanoglu eliyle olmasinin algilanmasindan ziyade, bir uzaylinin olmasinin algilanmasi daha mantiksal gorunuyor. Cunku, bir uzayli "ben insanogluna disaridan bakiyorum" dediginde, bu dediginin algilanmasi pek zor degil. Cunku bunu diyen zaten uzayli insanoglu degil.

Ama bunu bir insanoglu soyluyorsa, o insanoglunun kendi disindan bakabilmesinin algilanabilmesi ise, ancak bilinc konusu.

Ayrica, bizler, bizleri notr algilayabiliyorken; uzaylilarin bizleri notr algilayip, algilayamayacagi da, farkli bir konu.

Ama mesela, bir ebeveyn bunu evladina, bir ogut/uyari/tavsiye v.s. olarak iletebilse, en azindan yetisecek nesiller; bunun farkina ve bilincine varabilmek icin olanak bulmus olur.

Saygilarimla;
evrensel-insan

sevgili e.i.. şimdi senaryoda çok küçük bir değişiklik yapayım..

bizimle iletişime geçen bu canlı türüne "uzaylı" diyoruz yani bizim gibi "insan değil" diyoruz..

bu uzaylı dediğimiz canlı türünün aynı bizim gibi insan olduğunu düşün. biz insanlar bu evrende sadece dünyada yaşam/canlılık ve dolayısıyla insan olduğunu zannediyoruz şimdilik..

oysa pekala başka bir gezegende aynı bizim gibi bir canlılık/yaşam olabilir ve aynı bizim gibi insanoğlu denen canlı türü bulunabilinir.. böyle bir gezegeni henüz keşfedememiz başka gezegenlerde insanoğlu denen canlı türünün olmadığını göstermez..

şöyle düşün.. evrenin kendi iç dinamiklerinde başka bir gezegende bizden daha önce yaşam başlamış olsun.. örneğin bizden 1000 yıl önce.. ve aynı dünya gezegenindeki atmosfer şartları gibi aynı canlı türleri varolsun..

yani şunu söylemeye çalışıyorum.. bizim yaşam şartları ve canlı türlerinin yaşadığı birebir aynı bir tane daha dünya olsun.. tek farkları o dünyada yaşam bizden 1000 yıl önce başlamış olsun..

onlar da bizim gibi mağara döneminden kabilelere, mezralara, köylere, ülkelere krallıklara, padişahlıklara, demokrasi devletlerine, avrupa birliklerine geçmiş olsun..

yani bizim yaşadığpımız tüm süreci birebir yaşamış olsunlar..

tek farkla; bizden 1000 yıl daha ileri bir medeniyet seviyesi.. ve dolayısıyla bizim yaşadığımız bu zihin/sahtebenlik/ego illetinden arınmış, temizlenmiş olsunlar.. yani bu gezegende farklı inançlar, farklı milletler, farkılı politik görüşler olmasın.. inanç, ülke sınırı, miili kimlik gibi kavramlar zaman içerisinde zorunlu olarak buharlaşıp yokolsunlar.. hepsinin ortak paydası/çıkarı, bu yaşadıkları gezegende daha iyi bir yaşam kalitesi ve canlılığın devamı olsun..

ama bu insanlar da bilimde ne kadar ileri düzeye gelmiş olurlarsa olsun hala evrenin "zaman ve mekan sınırını" çizememiş olsunlar.. yani evreni bir "bütün/mutlak 1" olarak ortaya koyamasınlar.. yani onlar da bizim gibi "evren/uzay sonsuzdur ve evrenin başlangıcını hala teorilere" dayandırsınlar..

sen evrenesl insan olarak bu gezende yaşıyor ol ve seni sözcü seçelim.. dünyaya gel ve yukarda alıntıladığım konuşmayı yaparak insanoğluna kestirmeden 1000 yıl sonrasının medeniyeti böyledir, gelin sizde bu dalaşmayı bırakın, bu süreci savaşarak, dalaşarak biribirinizi öldürerek harcamayın bizim gibi yaşayın.. sizin de zaman içinde geleceğiniz medeniyet böyledir, bu seviyedir..

desen diyorum

günümüz dünya insanlığından kaç kişiyi ikna etmeyi düşünürsün..

senin karşına birer tane müslüman, hristiyan, ateist, hindu, budist getirsem, varolan bilinç düzeylerini aşıp senin bilinç davetine onay verirler mi

sence bu bir "sorun" mudur?


Alıntı ile Cevapla
  #64  
Alt 24-01-2011, 08:01
paslıçivi paslıçivi isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
 
Üyelik tarihi: 07 Feb 2009
Mesajlar: 3.080
Standart

şimdi zamanda yolculuk yapamaya devam edelim ama geriye dönük..

günümüz japonyasında yaşayan tam inançlı bir budisti alıp 1400 yıl öncesi arap yarımadasına gönderelim.. o dönemin yağız delikenlısı Muhammed'in karşısına çıksın.. ve desin ki..

-Muhammed kardeş, sen tanrının elçisiymişsin ve sana vahiy yoluyla bir kitap yazdırıyormuş.. ama bu kitapta hristiyanlığa museviliğe ve burdaki putperestlere bok atıp duruyormuşsun..

ama senin tanrının bizden haberi yok galiba, biz budistler İsa'dan 500 yıl önce yaşamış Budha'nın kurduğu dine inanıyoruz.. hatta bizden daha eski hinduizm diye bir din var.. onların da bir kutsal bir kitabı var(vedalar) ve tanrılarının yazdığını söylüyorlar.. sadece biz budist ve hindular dünya nüfusunun çok büyük bir bölümünü kapsıyoruz, yani afrikada vahşi ormanda yaşayan bir kabile değiliz..

senin tanrının(allah) işi gücü hristiyan ve yahudilerle, onların yanlış yola saptığını söyleyip duruyor ama biz budist ve hindular için tek kelime etmemiş kitabında.. musevilerin hristiyanların canı can da bizimkisi mor patlıcan mı? biz yanlış yoldamıyız doğru yoldamıyız bu konuda en ufak bir ayet yok kitabında.. bizi adamdan/insandan saymıyormu senin tanrın? bizler bu dünyada yaşıyormuyuz yaşamıyormuyuz belli değil, insanlardan vazgeçtik senin herşey gücü yeten tanrının bile bizden haberi yok


demeye kalksa bu günümüz modern japon budist kardeşimiz

Muhammed'i geçtim, etrafındaki müslümanların bu budisti kaç parçaya ayırabileceğini düşünüyor musun?

sence bir insanı böyle davranmaya iten düşünce bir "sorun" mu?


Alıntı ile Cevapla
  #65  
Alt 24-01-2011, 08:23
paslıçivi paslıçivi isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
 
Üyelik tarihi: 07 Feb 2009
Mesajlar: 3.080
Standart

ikinci dünya savaşı yıllarında amerika japonya savaşında amerikan savaş gemilerine kamikaze dalışı yapan bir budist pilot kendi ve diğer gemideki insanların yaşamını hiçe saymaktadır..

ve bu kamikaze dalışını ona yaptıran düşünce/inanç tarzı japon milli değerleri ve ölümden sonra daha iyi bir yaşam(reenkarnasyon) beklentisidir..

senin ifadenle "doğal düşünce", benim ifademle "teizm düzeyi bilinçaçıklığı" nda yaşayan bu insanın düşünce ve davranış şekli bir "sorun" mu?

bir sıkıntı/problem nereye kadar "sorun"dur, nerden sonra "hastalık" adını alır?

sanırım seninle "doğal düşünce/teizm nonteizm düzeyi bilinçaçıklığınının sorunmu hastalıkmı" olduğunu konuşmadan önce "sorun ve hastalık nedir, arasındaki farkların farkındalığı nedir?" bunu konuşmamız gerekiyor..

sevgili e.i..

sana göre sorun nedir, hastalık nedir, arasındaki fark nedir?

önce senin olaya bakış açını ve tanımlamanı bir görmek istiyorum..


Alıntı ile Cevapla
  #66  
Alt 24-01-2011, 23:15
evrensel-insan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
evrensel-insan evrensel-insan isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
 
Üyelik tarihi: 08 Mar 2008
Bulunduğu yer: Londra
Mesajlar: 22.832
evrensel-insan - MSN üzeri Mesaj gönder
Standart

Saygideger paslicivi;

sana göre sorun nedir, hastalık nedir, arasındaki fark nedir?-paslicivi-

Sana bu konuda belirli bir aciklama yapmistim.

Hastalik, iki turludur fiziksel, zihinsel (ozurlu, ya da psikolojik).

Hastalikta, once teshis sonra da tedavi vardir. Hasta oldugunu hasta da dile getirebilir, iliskideki bir kiside. Ya da doktora gider, hasta oldugunu ogrenir.

Hastaligin bir kac algisi vardir. Kisi hasta oldugunu algilayamayabilir, algilar; kabullenemiyebilir, algilar ve kabullenir ve hastaligi ile yasamayi ogrenebilir.

Bazi hastaliklar vardir, kalicidir, bazi hastaliklar gecicidir. Genelde doktorlar, hastayi tedaviden cok, hastaligin verdigi rahatsizligi dindirmeye calisirlar.

Oyuzden her hastalik tedavi edilir, diye de bir anlayis yoktur.

Sonucta hastalik bir rahatsizliktir. Konuda hastaliktan ziyade bu rahatsizligin giderilmesi, ya da minimuma indirgenmesidir.

Sorun ise, tamamen bir algi konusudur. Kisi sorununu algilar ve fark ederse, kendince careler arar. Burada ilk hatayi yapar. Cunku sorunun farkina varilmasi ve algilanmasi; aslinda cozume yonelisi degil; sorunun teshisini gerektirir. Teshis edilemeyen sorunun, cozumu, sorunun yeni sorunlara acilmasini getirir.

Sorunun fark edilmesive algilanmasi (bilinci degil), ayni hastalik gibi, bir rahatsizlik verir.

Sorunun bilinci ise farkli bir konudur. Genelde sorununun bilincinde olan bir kisi, o sorunun teshisini koymustur ve sorunu ile mucadeleye girmistir ve de bunun bilincindedir. Bu bilinc, en basta bu mucadelenin hic bir sart ve kosulda aksamamasi anlamini tasir. Ayrica bu bilinc, henuz farkinavarilmayan, algilanamamis ve rahatsizlik vermeye baslamamis ufuktaki sorunlarin da belirmesini saglar. Iste bu sorun bilinci, bu etkilemeden belirmeye basliyan sorunun bilincini de birlikte getirir ve o sorun rahatsizlik vermeden DEVRIM ile bertaraf edilebilir.

Mesela her turlu yaratilis sorunu, benim acimdan devrim ile bertaraf edilmistir.

Bu temelde, sorun; tamamen kisiye yonelik, kisinin algisina, bilgisine, birikimine, bilincine v.s. kisaca bulundugu duzeye yonelik bir olgudur.

Hastalikta oldugu gibi, kisiye icinde bulundugu sorunu baskasi gosteremez ve algilatamaz.

Kisinin ancak kendi sorununu kendi algilamasi gerekir. Ondan sonra da, ya sorununu sorun ile percinler, ya da sorununun bilincine varir.

Ayrica sorun algisindaki en onemli fark; kisiyi direk ilgilendiren ve onun yasam ve iliskilerinden gelen sorun ile; kisiyi dolayli yoldan ilgilendiren kisinin yasam ve iliskisini direk degil de, dolayli yoldan ilgilendiren insanoglunun, sistem, duzen, akil, felsefe, bilim sorunudur.

Ustelik kisi bunu sorun olarak algilamaktan ziyade, bunu kendine kimlik ve kisilik degeri yaparak, savunu, sahiplik, sabitlik v.s. mucadelesi olarak algilar. Bu da zaten sorunun bilinc duzeyine cikmadiginin bir gostergesidir.

Cunku genelde bu mucadele, kisiyi hem kendi, hem de yasami olarak geriye iter ve kisi bu ugurda yasamini feda edebilir, ya da baska kisilere her turlu zarar ve rahatsizligi verebilir ve bunu da, kendince dogru, hakli, olmasi gereken olarak algilar.

Ama bu dogru, hakli ve olmasi gerekenlerin cesitliligi ve farkliligi goz onune alinirsa; ortaya dogrular, haklilar ve gereken olanlar arasi bir savasim cikar. Bu savasimda da, guclu olan, otorite kurabilen ve ustun gelen, digerine kendi dogrusunu, hakliligini ve gerekli olani zorla, baski ile, mudahele ile ve onu sindirerek, korkutarak kabul ettirir. Taki kabul eden, bir acigini yakalayip, bpunduna getirip, tekrar kendi dogrusunun, hakliliginin ve gerekeninin savasimini verebilecek duruma gelene kadar.

Iste bu alt/ust mucadelesi, insanoglunun kendini bildiginden beri, turu bunyesinde kendi kendine verdigi mucadeledir.

Bu mucadelenin gucluleri, ustleri eliyle de, uzerinde guc uygulanan ve altlanan kesim icin; onlar bunu kader saysin diye; kurallar, kaideler, yasalar, kanunlar mitolojiler, efsaneler, mistisizmler v.s. yaratilmistir.

Simdilik burda noktaliyorum.

Saygilarimla;
evrensel-insan

Evrensel-Insan - Yapılandırmacı Epistemoloji/Bilişsel Bilim/Qua Felsefesi/Serbest Düşünce/Devrimci Sorgulama/Zihinsel Devrim - Evrensel-Insan Zihniyeti
Alıntı ile Cevapla
  #67  
Alt 25-01-2011, 08:05
paslıçivi paslıçivi isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
 
Üyelik tarihi: 07 Feb 2009
Mesajlar: 3.080
Standart

olayın kavranabilmesi adına daha derinlere dalıcam..

insanoğlu kendi türünün diğer bireyleri ile birarada yaşarken sürekli hem kişisel hem toplumsal bir takım "sıkıntı/problemler" yaşar..

bir olgunun sıkıntı/problem adını alabilmesi için kişide ve/veya toplumda bir "rahatsızlık/şikayet" durumu oluşması gerekir..

yani kişide ve/veya toplumda bir rahatsızlık/şikayet durumu yoksa ortada sıkıntı/problemden bahsedilmez, böyle bir kavram yoktur..

örnekliyelim..

bir insanın herhangibir sebeple uzun süre besin maddesi veya içecek bulamaması o kişide açlık ve susuzluk dediğimiz bir durum yaratır.. açlık ve susuzluk o kişi için bir rahatsızlık/şikayet durumudur, kişi bu durumdan hoşnut değildir.. ve bu hoşnut olmadığı durum o kişi için artık bir "sıkıntı/problem" durumudur.. bu durumu ne o kişi ne de dünya insanlığı tarafından "hastalık" olarak nitelenmez.. çünkü tüm dünya insanlığı için bu durum evrensel onay alan bir doğallık/normallik içerir..

ikinci örneğimiz verelim..

bir insan için çok değerli olan bir kişi, bir mevki, bir maddi servet ölümünde/kaybında kişide yine bir hoşnutsuzluk/yas durumu ortaya çıkar.. kişi bu durumdan dolayı rahatsız/şikayetçidir.. ve bu durum o insan için "sıkıntı/problem" durumudur.. ama yine bu durumu ne o kişi ne de dünya insanlığıtarafından "hastalık" olarak nitelenmez.. çünkü bu durum da tüm dünya insanlığı için evrensel onay alan doğallık/normallik içerir..

üçüncü örneğimiz verelim..

bir insan belli zamanlarda işemek ve dışkılamak zorundadır.. yani tuvalet ihtiyacını gidermek durumundadır.. bu ihtiyacını giderebilecek ortamı/tuvaleti bulamayan kişide ileri dercede bir rahatsızlık/hoşnutsuzluk ve dolayısıyla sıkıntı/problem durumu ortaya çıkar.. patlamaya hazır bomba kadar tehlikelidir tüm dünya insanlığı için evrensel onayı olan bu durum yine "hastalık" olarak nitelenmez..


Dünya Sağlık Teşkilatı (WHO), sağlığın tanımı çağdaş, tam ve geniş anlamıyla yapmıştır. Bu tanım, Dünya Sağlık Teşkilatı'nın temel yasasında kesinlik kazanmıştır. Böylece değişikliğe uğratılması önlenmiştir. Çünkü sağlığın tanımı değişik çevrelere göre, değişik şekilde yapılmak istenmektedir.

Sağlık Nedir

Sağlık, yalnız hastalık ve sakatlığın olmayışı değil, "bedenen, ruhen(psikolojik) ve sosyal yönden tam bir iyilik" halidir.
sağlığın değiştirilemeyecek şekilde tanımını bu şekilde yapmış olan dünya sağlık örgütü(WHO) de bu yukarıda örneklediğim durumları "sağlıksızlık/hastalık" tanımlamasına sokmaz..

oysa yukarda örneklediğim durumlardaki kişi "bedenen, ruhen ve sosyal yönden "tam bir iyilik hali" içinde değildir..


evet bu yukarda örneklediğim durumlar ne bir "hastalıktır" ne de "tam bir iyilik hali"dir..

ne "hastalık" olan ne de "tam bir iyilik hali" olan bu hoşnutsuz/sıkıntılı/problemli durumlara insanoğlu "sorun" demektedir..

-sorun kavramının özellikleri..

1. kalıcı değil geçici bir durumdur..

2. herhangi bir profesyonel yardım/etki olmadan kendiliğinden eski haline döner..

3. birlikte yaşamak zorunda olan insanoğlunun sağlık, huzur, barış, can güvenliğini ve bütünlüğünü(sosyal sağlık) tehdit etmez..

4.bu sıkıntılı/hoşnutsuz durum için ne kişi ne toplum ne dünya sağlık örgütü profesyonel bir yardım teklifinde bulunmaz..

5. zaman, mekan ve imkanlar elverdiğinde bu hoşnutsuz/sıkıntılı durum ortadan kalkar..

6. ve en önemlisi tüm bu durumlar tüm dünya insanlığı tarafından evrensel onay almış bir durum olup herkes bu durumun farkında ve bilincindedir..


bu maddeler daha çoğaltılabilir.. işte bu "sorun" dediğimiz problemli, sıkıntılı, hoşnutsuz durumlar yaşamın kendi dinamikleri içerisinde çözülüp yokolup gider.. yani kronikleşip kişisel ve sosyal bir yara/hastalık halini almaz..

ama bazı sıkıntılı, problemli, hoşnutsuz durumlar vardır ki, yaşamın kendi iç dinamiklerinde çözülüp yokolmaz..

insanoğlu bu durumları aşabilmek adına 2 kavram geliştirmiştir..

1. hastalık ve hasta

2. suç ve suçlu


günümüz dünyasında yaşayan insanoğlu şimdi varolan kişi ve sosyal düzeni korumak adına bu iki kavram arasında cebelleşip durmaktadır..

kafası karışık ve bilinci kapalı günümüz insanoğlu

-kendi öz kızına tecavüz eden bir babanın
-ya da 5 yaşındaki bir çocuğa tecavüz edip öldüren
-ya da komşunun güzel kalçalı ve anıran karakaçanına kayan adamın durumunu

"hastalık" mı
"suç" mu
"sorun" mu

olduğu konusunda karar verme evirimini yaşamaktadır..

yarın devam ederim..


Alıntı ile Cevapla
  #68  
Alt 25-01-2011, 10:22
evrensel-insan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
evrensel-insan evrensel-insan isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
 
Üyelik tarihi: 08 Mar 2008
Bulunduğu yer: Londra
Mesajlar: 22.832
evrensel-insan - MSN üzeri Mesaj gönder
Standart

Saygideger paslicivi;

Guzel bir yazi ve anlatim dile getirmissin.

Bu senin dediginin temeli, yani sorun mu/suc mu/hastalik mi ucleminin temeli
SOSYAL SAVASIMDA YER ALMAK KONUSU ILE ILGILI.

Mesela aclik/yoksulluk bir sorundur, o zaman ya acin/yoksulun yaninda yer alirsin, ya da bu sorunu yasamiyorsan yer almazsin.

Ama isin ilginci, SOSYAL SAVASIMDA YER ALMAK tam da senin dedigin gibi evrensel bir onay temelinde, kimsenin aclik/yoksulluk KARSISINDA YER ALDIGINI ortaya koyamiyor.

Bugun en basitinden, bir fasizm yanlisi da, bir sosyalizm yanlisi da; kendi ideolojilerinin aclik/yoksulluk SORUNUNU ortadan kaldiracagini soyluyorlar. Ayrica iktidara gelen, her guc ve otorite; bunun icin, bu sorunun ortadan kalkmasi icin, caba harcadigini soyluyor.

Ama, ote yandan bir kisinin kendince onemli bir seyini kaybettigi zaman; genelde SOSYAL SAVASIMDA YER ALMA, tamamen o kisiden yana olmak ile sonuclaniyor. Yani, bir SOSYAL DAYANISMA soz konusu.

Konuya bu acidan baktigimiz zaman;

Sosyal savasimda yer alma
Sosyal dayanisma da yer alma

Ikileminin yaninda, SOSYAL YASAM ve ILISKI konusu gundeme gelmiyor.

Cunku sosyal yasam ve iliski konusunu; sosyal savasim ve sosyal dayanisma belirliyor.

Ayrica burada bir kisinin, bananeciligi de; eger toplumda ortaya cikmissa, toplum onu sosyal savasimda ve dayanismada yer almadigi icin, distaliyor ve o kisiye belkide gerektiginde sosyal dayanismasini vermiyor ve boylece kisi ASOSYAL BIR DURUMA GELIP, YANLIZLASIYOR.

Buradaki en buyuk celiski, sosyal savasimda yer alma celiskisi. Yani ortada bir sorun var, diyelim aclik/yoksulluk ve bu evrensel onay da kazanmis ve hatta zaman zaman, ulkeler biribirlerine bu konuda butce ayiriyor.

Fakat buradaki sorun nedir?, sorun hangi siyasi bakis acisinin guc otorite ve iktidar ile bu sorunu cozecegi konusunda, siyasi bakis acisi farklarinin kendi aralarinda verdigi savasimdir.

Iste bir kisi, bu savasimda; kendince bir sosyal yer alimi secerek, o siyasi gorusun ytarafinda yer alir ve digerlerini otekileyerek onlarla hem fiziksel, hem dusunsel savasa tutusur.

Bunun yaninda yaratilan sunni konular (milliyet, din, gelenek, tore, ahlak v.s.) de bu sosyal savasimda yer almanin birer unsuru haline gelmistir.

Mesela bugun, Turkiye'de askerlik yapmamak bir suctur. Zaten bu sosyal ayrimin temelide guc otorite temelli kanunlari, yasalari, kaideleri getirir. Boylece suc ve ceza ortaya cikmis olur.

Bu temelde suc ve ceza, zaten sosyallesmeye dayatilmis degerlere uymamakla paraleldir.

Burada illa konu devlet degildir, toplumsal bir degere (mesela tore) uymayani, toplumu cezalandirir. Cunku bu degere uymamak, o toplum temelinde bir suctur ve ceza gerektirir.

Aslinda, bu temelde suc ve ceza en kucuk toplum birimi, aileden baslar.

Bu da bize BAZI SORUNLARIN DOGUMDAN ITIBAREN VERILDIGININ kanitidir. Ustelik kisinin bu sorunlari uygulamamasi da suc ve cezayi gerektirir.

Burada SOSYALLESME ile SIYASALLASMA farkini da cok iyi algilamak gerekir.

Cunku Sosyal savasimda yer alma, siyasellesmeden mumkun degilken; sosyal dayanismanin ya siyasal bir tabani vardir, ya da etik bir tabani vardir.

Siyasallasma, sosyal bir savasimken; dayanisma, destek algisini tasir.

Ama, hani derler ya "insanoglu cig sut emmistir" iste bu temelde guc ve otorite kendi cikari ugruna dayanismayi da, siyasete alet eder, her turlu etik degeri de.

Bu temelde de, sosyallesme; birlikte sosyal yasami getirirken, siyasallasma, guc otorite ve iktidar savasimli, cikarli ve amacli biz/oteki ayrimlasmasini getirir.

Buradan bence sorunun onemli bir temeli ortaya cikiyor. Sosyallesme ile siyasallasma farkini algilamak ve bilince cikarmak.

Yani su sorulari sormak "siyasallasmadan sosyallesmek mumkun mudur?" bu sosyallesmenin tabani ne olmalidir? etik degerler, siyasallasmanin mi, sosyallesmenin mi bir temelidir?, farklar sosyallesmeli mi, yoksa siyasallasarak savasmali midir? Sosyal yasam, sosyallesmenin mi, yoksa siyasallasmanin mi bir tezahuru olmalidir? v.b. sorular.

kisaca SOSYAL YASAM VE ILISKI MI?, SIYASAL SAVAS VE AYRISIM MI?

Saygilarimla;
evrensel-insan

Evrensel-Insan - Yapılandırmacı Epistemoloji/Bilişsel Bilim/Qua Felsefesi/Serbest Düşünce/Devrimci Sorgulama/Zihinsel Devrim - Evrensel-Insan Zihniyeti
Alıntı ile Cevapla
  #69  
Alt 27-01-2011, 07:24
paslıçivi paslıçivi isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
 
Üyelik tarihi: 07 Feb 2009
Mesajlar: 3.080
Standart

evrensel-insan´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
Buradan bence sorunun onemli bir temeli ortaya cikiyor. Sosyallesme ile siyasallasma farkini algilamak ve bilince cikarmak.

Yani su sorulari sormak "siyasallasmadan sosyallesmek mumkun mudur?" bu sosyallesmenin tabani ne olmalidir? etik degerler, siyasallasmanin mi, sosyallesmenin mi bir temelidir?, farklar sosyallesmeli mi, yoksa siyasallasarak savasmali midir? Sosyal yasam, sosyallesmenin mi, yoksa siyasallasmanin mi bir tezahuru olmalidir? v.b. sorular.

kisaca SOSYAL YASAM VE ILISKI MI?, SIYASAL SAVAS VE AYRISIM MI?

Saygilarimla;
evrensel-insan
sevgili e.i.. benim burda yazdıklarımın ana başlığı bu zaten.. yani gelmek istediğim nokta burası. güzel yakalamışsın.. ama kademe kademe ve herkesin algılayabileceği dilden konuşarak gitmeye gayret gösteriyorum..


ancak bu aralar benim çakralar biraz tıkalı, bu konulara tam konsantre olamıyorum, günlük yaşam daha çok ilgimi çekiyor nedense neyse elimizden geldiğince bir şeyler yazmaya gayret gösterelim..

dünya sağlık örgütünün(WHO) evrensel tanımına göre dünya insanlığı ne kişisel ne de sosyal "tam bir iyilik hali" içinde değildir.. yani "sağlıklı" değildir..

zaten insanoğlunun mutlak anlamda tam bir iyilik hali içinde olması beklenemez.. çünkü insanoğlu varolduğundan beri hem içinde yaşadığı doğayla hem kendi türü arasında bir savaş/mücadele vermek durumundadır, zorundadır.. verdiği bu savaş/mücadele zorunlu olarak bir takım problem/sıkıntılar doğurmakta yani hoşnutsuz/olumsuz durumlar ortaya çıkarmaktadır..

işte insanoğlu; tam bir iyilik haline engel olarak duran bu hoşnutsuz/olumsuz durumları kabaca 3 ana başlık altında sınıflamıştır..

1.sorun
2.suç
3.hastalık

1- Sorun: kişide ve/veya toplumda hoşnutsuzluk yaratan ama ciddi bir müdahele edilmeden kendiliğinden düzelen, herhangibirinin sorumlu tutulmadığı, insanlarası bölücülük yapmayan, geçici hoşnutsuzluk/olumsuzluk durumlarıdır..

deprem, sel gibi doğal afetler bir sorundur, hem kişide hem toplumda bir hoşnutsuzluk yaratır. doğal afetler süreklilik arzetmezler, yani belli bir zaman içerisinde yaşanan ve kendiliğinden düzelen bir durumdur..

bir insanın belli bir süre yiyecek ve içecek yada tuvalet bulamaması bir sorundur.. açlığın, susuzluğun, tuvalet ihtiyacının giderilememesi geçici bir hoşnutsuzluk yaratır ve şartlar elverdiğinde durum kendiliğinden düzelir..

bir insanın soğuğa yada sıcağa maruz kalması bir sorundur.. üşümek ve aşırı sıcaklamak kişide bir hoşnutsuzluk durumu yaratır ama şartlar elverdiğinde durum kendiliğinden düzelir..

bir insanın yakınını kaybetmesi, servet ve mevki kaybı gibi şeyler de bir sorundur.. bunları yaşayan insanlar hoşnutsuzluk hissederler.. ama belli şartlar oluştuğunda ve belli bir süre sonra bu durum kaybolarak hoşnutsuzluk yokolur..

bu örnekler çoğaltılabilir.. görüldüğü üzere dünya insanlığını biribirine düşürmeyen, bölmeyen, varoluşun kendi dinamikleri içinde deneyimlemek zorunda olduğumuz, şimdilik ortaya çıkmasına engel olamayacığımız ve biz insanoğlunda geçici "hoşnutsuzluk yaratan" "evrensel onay" almış "doğal süreç" içindeki durumlara "sorun" deriz..

ama bazı durumlar vardır ki; hoşnutsuzluk yaratır, evrensel onay almıştır, doğal süreç içindedir ama insanoğlu bu hoşnutsuz durumu engeleyebilecek düzeye gelmiştir..

kişi ve/veya toplumun tam iyilik halini bozup hoşnutsuzluk yarattığında "sorun" kavramına göre daha ciddi hoşnutsuzluk durumları yaratmaktadır.. ve müdahele edilmediğinde kişi ve /veya toplumun tam iyilik halini daha ciddi bozup kronikleşme eğilimi gösterir.. işte tam bu aşamada insanoğlu bu hoşnutsuzluğu elinden geldiğince önlemek için "müdahele etmiştir"..

bu müdahelenin iki çeşidi vardır..

1. ceza

2. tedavi

ilkellikten medeniyete, hayvanlıktan insanlığa geçiş sürecinde bu hoşnutsuzluk yaratan durumlara müdahele, bilimin eşliğinde "cezadan tedaviye doğru" bir geçiş aşaması göstermiştir ve göstermektedir.. bu süreç halen devam etmektedir..

insanoğlunun tarihini incelediğinizde kişi ve/veya toplumun tam iyilik halini bozan durumlara önceleri "ceza"yla müdahele ederken zamanla "tedavi"yle müdahele ettiğini göreceksiniz..

ama süreç çok yavaş işlediği için bu 2 kavram sanki biribirinden çok ayrı/farklıymış gibi görünüp algılanır..


eskiden cüzzam, şizofreni, epilepsi(sara) vs durumlara insanoğlunun yaklaşımı nasıldı? şimdi nasıl?

günümüzde türkü, kürdü, ingilizi arapı, fransızı, müslümanı, ateisti, hindusu, hristiyanı, deisti, yahudisi nasıl algılanıyor ?

500-1000 yıl sonra nasıl algılanacak

eskiden epilepsiye cüzzama şizofreniye bilet kesip infaz gerçekleştiren insanoğlu günümüzde nasıl komik duruyorsa..

geleceğin insanı da günümüze baktığında kahkahayı basacak..


Alıntı ile Cevapla
  #70  
Alt 29-01-2011, 08:04
paslıçivi paslıçivi isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
 
Üyelik tarihi: 07 Feb 2009
Mesajlar: 3.080
Standart

2-Suç: evet kişi ve toplumda hoşnutsuzluk yaratan ve adına "sorun" dediğimiz kavram için insanoğlu ciddi bir müdahele/yaptırımda bulunmaz.. küçük önlemler ve doğal süreç içinde bu sorun dediğimiz kavram kendiliğinden ortadan kalkıp hoşnutsuzluk durumu giderilir..

ama bazı hoşnutsuzluk durumları vardır ki, insanoğlu bu durumları basit bir "sorun" olarak görmez ve olayı doğal işleyiş sürecine bırakmayıp müdahele/yaptırım ihtiyacı duyar..

çünkü bu durumlarda hoşnutsuzluk durumu geçici/basit değil ciddi ve kronikleşme eğilimi gösterir.. böyle durumlarda kişi ve/veya toplumun "tam iyilik hali" ciddi seviyede tehdit altındadır..

"yaşamda kalıp soyunu devam ettirme" temel içgüdüsüyle davranan insanoğlu bu hoşnutsuz duruma artık "sorun" demez, bunun adı değişmiştir.. bu durumun adı artık "suç"tur..

bir insanın kendiliğinden geçici bir süre besin maddesi bulamaması, sıcağa soğuğa maruz kalması, belli bir takım şeyleri kaybetmesi, ölmesi vs sorundur ve müdahele edilmez.. ama bu hoşnutsuz durumlara başka bir kişi veya toplum neden oluyorsa artık olay sorun değil suçtur..

işte sorun dediğimiz kavramda devreye girip müdahele etmeyen kollektif bilinç suç durumunda devreye girer ve müdahele eder.. çünkü ortaya çıkan hoşnutsuz durum basit/geçici olmayıp ciddi/kronikleşme eğilimindedir.. ve kişi/toplumun tam iyilik halini ciddi ölçüde tehdit etmektedir..

"sorun" dediğimiz kavramda;
1-hoşnutsuz bir durum
2-ve bu hoşnutsuz duruma maruz kalan kişi/toplum vardır..

"suç" dediğimiz kavramda;
1-hoşnutsuz bir durum,
2-bu hoşnutsuz duruma maruz kalan kişi/toplum
3-ve bu hoşnutsuz durumu yaratan bir kişi/toplum vardır..

yani sorun kavramında olmayan üçüncü bir etmen devreye girmiştir..

"suçlu"


Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Önerilen Siteler


Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Hayatınızdaki Önemli Farkındalık Anları Neler? Cem Etik, Estetik, Sanat, Politika, Bilim & Eğitim 2 26-06-2018 16:50
Farkındalık paslıçivi Etik, Estetik, Sanat, Politika, Bilim & Eğitim 162 18-03-2015 18:08
farkındalık-bir parça insanlaşma.. paslıçivi İslam 152 24-08-2010 08:20
Dünya Şiir Günü Dolayısıyla Konu-dışı 1 31-03-2008 22:59
farkındalık ve merkezlenmek (osho) s_h Etik, Estetik, Sanat, Politika, Bilim & Eğitim 5 01-01-1970 23:39

Yetkileriniz
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı

Gitmek istediğiniz forumu seçiniz


Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 02:31 .