Ekleme: (Virgülden devam)
---------------------------------
Doğduğumuz andan itibaren herşeyin hazır olduğu bir dünyaya geliyoruz, her şey hazır ve her seçenek var.
Nefs/Ego dediğimiz olayda zaten, doğumdan itibaren potansiyel olarak var ve büyüdükçe buda gelişiyor, sonrada bizler seçimlerimizi yapıyoruz, tabi çoğunca ailelerimiz bizim adımıza seçim yapsa da, karar verse de, sonradan başka bir yola girdiğimizde-
ki bu mümkün-ailenin/çevrenin seçtiğini terk edip, kendimizde seçebiliyoruz.
Neyi seçersek seçelim, o seçenek zaten var olan bir şey, sadece isimler değişik.
Burada seçeneklere Tanrı anlam katar gibi olsada, Tanrı da bir seçenekten ötesi değil sonuçta, SEÇMEYEBİLİRİZ, Tanrıyı seçenler kanatlanıp uçmadıkları gibi, seçmeyenler de taş olup kalmıyorlar, lakin Tanrısızlıkta bu noktada bir seçenek olmaktan kurtulamıyor...
ve bu seçeneklerin içini boşaltığımız da da fark eden bir şey olmuyor, bizler anca önümüzde ki seçeneklerden kutulardan birini seçiyoruz, A, B, C vs. kutusu fark etmiyor.
Seçeneklerden seçenek seçmeye mecburuz.
Herşey hazır dedik, Ego da var, ve sürekli de bir düşünce halindeyiz, 7/24 hiç durmuyor, adeta otomatikleşmiş bir sistemin kurbanlarıyız. Başka çaremiz yok!
İnsan olmuşuz, insan oldurulmuşuz.
İnsan olmuşuzda diyemiyoruz tam olarak, bunu da seçemedik.
Düşünüyorum öyleyse var 'ım sözüyle de sabittir ki, düşüncemiz varlık sebebimiz, herşeyimiz, onunla kararları alıyor, uyguluyor, onunla ölçüyor, biçiyor, değerlendiriyoruz.
Adeta sen insan olacaksın ve düşüneceksin! başka yolun yok denmiş, kim demiş, niye demiş, bu meçhul tabide, lafın gelişi böyle oluyor, sorun buda değil, sorun bu düşüncenin bizatihi kendinde.
İnsanı yoruyor, çözümde sunduğu yok, dön dolaş aynı şeyler.
Karar verdiğiniz zamanda, bu seferde bu kararları savunmak zorunda kalıyorsunuz, yerinizde sayıyorsunuz. Hele ben neden düşünüyorum, istemiyorum, reddediyorum, yoruldum artık demenin de yolu yok.
Ruh terbiyesinin anlamsızlığı da buradadır zaten, siz bir sisteme karşı geldikçe, sistemde size karşı gelir.
Sistemde her halükârda sizi düşünmeye zorlar.
Tıkır tıkır işleyen bir sistem vardır sonuçta, dünya böyle kurulmuş ve siz de düşünmeyerek bunu bozmuş olursunuz ki bu hesapta yoktur, her seçenek vardır ama bu yoktur.
Hesapta olan neydi, düşünmek!
Anlamsız olan temelde budur, düşünmemek bozulmadır ; zira düşünmek insana EN ANLAMLI ŞEY OLARAK yüklenmiştir adeta.
Anlamsızlık programa karşı gelmekten oluşur ki anlamsızlık = bozulma demektir.
Kavramlar bozulur, değerler bozulur, sevdikleriniz, sevmedikleriniz her şey bozulur, bal mumundan yapılan heykeller, ısı ile nasıl bozulurlarsa, değerleriniz de öyle bozulur ve bozulan bir şeyde eski ANLAM kalmaz, o artık başka bir şey olur. Buna bir isimde veremezsiniz, zira anlamlar İsimlerle vücut bulurlar.
İşte siz düşünmeyi kestikçe, sisteminiz böyle çatırdar.
Çünkü siz de artık başka bir şey oluyorsunuzdur, o bilindik insan değilsinizdir artık.
İnsan neydi?
Düşünen bir varlıktı, ve bu düşüncesi ile de tekamül ediyordu!
Artık etmeyecek!
Tekamül insan için bir tuzaktır, cezbesi müthiştir, lakin sonsuzlukta tekamül mü olurmuş demez kimse?
Ne hayal biter, ne tekamül biter, nede sonsuzluk biter.
Bunların hepsi birbirine bağlı şekilde hareket eder durur, tıpkı bir saatin çarkları gibi, 1 çarkın hareketi tüm çarkları otomatik hareket ettirir. Dolayısıyla hepsi birden hareket eder. Çocukluktan itibaren tetiklenen insanda, artık dur durak bilmez, otomatik şekilde bu çarkların etkisine girer.
Terk-i Dünya, ---> Terk-i Ukbâ, ---> Terk-i Terk!, ---,
Terk-i Terk! 'in pek içeriği pek bilinmese de, bahsedilen Ruh terbiyesi ile aynı şeydir, Sufi nazarda bilinemeyenlerin genede kıymeti vardır, zaten bu camiada da herşey Sufi için bilinmek zorunda da değildir. Kader işidir, nasip işidir demek mecburidir.
Soru şüpheye, cevap benliğe, acele sabırsızlığa yorulur.
Doğruyu bilseniz bile, bu seferde ilkeyi ihlal etmek, hiç bir işe yaramaz, bunlar resmen Sufinin sabrını sınamak içindir.
Ve bir Sufi de zaten bu noktada kıvama geldikçe, bir takım özelliklerinden geçme provasını önceden ettiği için, kimseyi kırmayacaksın, hor görmeyeceksin, Nefsinin isteklerine kapılmayacaksın gibi bir sürü, görünürde basit ama çoğunca zor olan şeyleri gönülle yaptıkça, ve keşfleri geçtikçe, ve yılları tükettikçe, anlamsızlık yüz göstermeye başlar. Derken kara delik sevecen kollarında, anlamları bir bir acımasızca bozarken, en sonunda kendini de bozar, zira ortada bozulacak bir şey kalmadığında, kara deliğin de anlamı kalmaz, o da bozulur.
Şunu da ilave etmeliyim ki son diye bir şey olmayınca, yada zannımız böyle olunca, sonu bir nokta olarak görmek yerine, virgül ile ayırmak en uygunu olur.
Hasılı TERK konularına bir Sufi 'nin doğal olarak meyli vardır, aksi düşünülemez, yoksa zaten Sufi de olamaz.
El-netice bu yazı Sufiye havale olundu.
Tabi bu olay teknik bir olay, insana has bir şey, tercihten ziyade bir nevi düşüncenin yani BEN intiharıdır, bedenin değil ; Bu mesele dinlerin, inançların tekelinde değil, lakin temelde "
hiç bir şey yapmamak", "
düşünmemek" onların da asla kabullenemeyeceği bir şeydir. Bu onlarda yasaktır. Modern insan gelince, zaten düşünce ve akıl üzerine inşa olmuştur ki bu mesele bu yüzden Sufiye havale olundu dedim.
Zira tasavvuf keşf-i akıl yani akıl ötesi demektir, buda sadece akli temeller üzerine hareket etmez demektir ki, sanırım bu yazıdan bile, bu kolaylıkla anlaşılır.
Bu vesile ile
Suyun rengi kabın rengidir de anmadan olmaz, Sufi demek gönül insanı demektir, gönülde de fırtınalar hiç eksik olmaz.
Hiç içre Hiç
Ne için bunlar, Hiç
Eline geçen ne, Hiç
Ne kâr eyledin, Hiç
Hiç olmaz öyle, Hiç
Kendin seçmedin ki, Hiç
Kaçmak bilmedin ki, Hiç
Avcıyı duymadın ki, Hiç
Ceylan ürkmesin ki, Hiç
Çıkışı bulamazsın ki, Hiç
Anlamı anlamazsın ki, Hiç
Sağlamı bozmazsın ki, Hiç
Yangının küllenmez ki, Hiç
Bilmeyi bilmezsin ki, Hiç
Görmeyi görmezsin ki, Hiç
Duymayı duymazsın ki, Hiç
Özgürde sayılmazsın ki, Hiç
Ruh rehin, vermezler, Hiç
Nefs azgın, demezler, Hiç
Zor derler tutmazlar, Hiç
Kaybolanı aramazlar, Hiç
Sufi'nin hiçi, hiç içre Hiç
Hiçi hiç et! hiç koma Hiç
..
.
=)
,