Aslında foruma katıldığımda yazmak istemiştim ama kafamda anılar hayli bulanıktı.
Benim için belki de her şey çocukluğumda bir mevlitte bulunmamla başladı. Başörtüsü. O örtüyü takmak istemedim, neden takmamız gerektiğini sorduğumda annem: "Allah'a olan saygımızdan." demişti. Baş örtmek ile saygı arasında bağlantı kuramadıysam da bir şey demedim. Sadece bir mevlitte yine takmak istemedim, nasılsa çocuğum bir şey demezler diye düşündüm.

Ama dediler, yetmezmiş gibi kadının biri elime bir Yasin kitabını tutuşturdu önümde Arapça yazılar. Ses çıkarmadan Latin harfleriyle yazılmış bir bölümünü açtım.
Evet, ben Kur'an kursuna gitmedim. Babam, Gerçek İslam bu değil müslümanıdır. Kur'an kursuna gitmemi istemedi. Kur'anın Türkçe okunması gerektiğini düşünür ve belirtir. Annemse nispeten daha muhafazakardır. O, içten içe gitmemi istiyordu.
İlkokula başladım. Ansiklopedileri çok severek okurdum. Burada evrim ile karşılaştım. Malum, maymundan evrilme durumu. Bir yandan da ilk insanın Adem olduğu bilgisi kalmıştı aklımda. Ne yani Hz.Adem maymun muydu? İyi ki bu soruyu sınıfın içinde sormamıştım, öğretmenimin beni nasıl başından savuşturduğunu hala hatırlamıyorum.
Sonra tesettürün varlığı ile karşılaştım. Öteden beri barışık değildim kendisiyle. Yanılmıyorsam Nur suresinde ilgili ayette durumu gördüğümde inanmak istemedim. O zamanki bir durumla ilgili bir şeydir, hangi yıldayız diye düşündüm. Lakin Kuran'ın ayetlerinin evrensel ve her zaman geçerli olduğunu öğrendim.
O arada oruç tuttuğum zamanlar çok az oldu. Kilo alamıyordum ve ailem bana kıyamıyordu. Dönem dönemse namaz kıldım, her gece de mutlaka dua ederdim.
Lisede bu hiç anlam veremediğim durumumun sosyal sıkıntılarını çok çekecektim.
Lisede görüp görebileceğim en saçmasapan tartışmalardan birine şahit olacaktım: Sol el kullanılmalı mı kullanılmamalı mı? Olayı din hocasına söylediler. Efendim üç harfliler de yemek yermiş onlar yemeklerini sol elle... Gerisini hatırlamıyorum.
Yine lisede, okula geldiğim bir gün "Merhabaa

" demiştim. Çocuğun biri "Aleyküm selam!!1!" deyivermişti. Aynı kişi bilmemne yemeğini sevmediğimi söylediğim zaman, "Sen Allah'ın nimetini nasıl oluyor da beğenmiyorsun??!1!" diye çıkışmıştı. Neye uğradığımı şaşırmıştım. Nasıl ki Allah'ın yarattığı her insanı sevmek zorunda değilsek aynı şey tabii ki yemekler için de söz konusu olmalıydı.
Üniversiteye başlamamla birlikte Kuran'ı okumaya başlamıştım. Fakat o zaman tokat gibi çarpan bazı ayetleri nasıl görmemişim bilmiyorum.
AKP'nin iktidara gelişiyle gündemimiz çok farklı bir hal aldı malum. Her gün bir olay bir şey. Bir şekilde yine Kuran'ı okumaya başladım. Zamanında tesettüre tamam dedim. Vardır ama ben bu kurala uymam her insanın günahı var, benim de günahım bu dedim. Çok eşliliğe tamam dedim, nasılsa tek eşlilik daha hayırlıdır diyor. Zaten peygamber de hanımlarıyla onları korumak için evlenmişti.
Kadınların dövülmesiyle ilgili ayeti gördüm, duraksadım. Düşünmek istemedim. Ahzab suresinde bir ayet görmüştüm (yemeklerinizi yiyince hemen dağılın.) sayfayı hemen kapattım, Allah'ın ayetine gülmek istemiyordum. Eşcinsellerle ilgili ayetleri gördüm, yine duraksadım. Orada eşcinsellik bir sapkınlık olarak görülüyordu. Halbuki çocukluğumu Ay Savaşçısı (Sailormoon) izleyerek geçirmiştim ki orada da lezbiyen bir çift vardı orada gördüğüm sapkınlık değildi, gerçekten bir sevgi ve sadakat vardı. Aşk vardı.
Aynı mesele bir yerde tü kakayken diğer bir yerde gayet olumlu aktarılmaktaydı. Görmezden geldim. Yine her insanın bir günahı vardır, bu da eşcinsellerin günahı Allah yargılasın ben yargılayamam dedim, kendimle çeliştiğimin farkında olmadan.
Nihayet, sadece kadınların üye olduğu bir forumda evlat edinme konusu vardı. Efendim evlatlık edinmek İslam'a göre uygun değilmiş. O anda bende şarteller attı. Nasıl uygun değil? Kimsesiz bir çocuğu alıp büyütmek, hem de ekstra zorluklarına bilerek katlanarak. Bu yüce bir şeydir nasıl uygun olmasın? Bu, herkesin yapabileceği bir iş değildir, yürek ister? O forumdaki bir üye de ilgili ayetleri gösterinde içimden ilk defa "Bu din hakkında düşünmemin zamanı geldi." dedim.
Aradan bir zaman geçti. O gücü kendimde bulamıyordum. Nihayet tepemi attıran evlat edinme ile ilgili ayetleri ve Zeyd ile ilgili ayetleri okudum.
-Mehmet Amca filanca ile evlenmiş.
-Filanca Mehmet Amcanın eski gelini değil miydi ya?
-Öhm. Evlatlığının eski karısı?
Artık çevremdeki insanlardan da emin değilim, ama insanların bir "Püü... Rezil." demesini beklerim doğrusu. Örnek insan hatta günahsız bir insan olduğu iddia edilen birisi böyle bir şey yapacak, Tanrı da bunu destekleyecek? Yoo, ben artık bu din için hala "İnanıyorum." dersem hiç de dürüst olmamış olurum.
Yaşadığım öfkeyi, hayal kırıklığını, yalnızlığı anlatamam. Evet, ben o gün kendimi yalnız hissettim.
Bir süre deist olarak devam ettim. Fakat ne bileyim, senelerce bu dinin gerçek olduğuna inanmıştım. Şimdi de neyin ne olduğunu bilmeden bir düşünceye inanacak mıydım?
Twitterdan ateizmi benimseyen yazarları takip etmeye başladım. Bu foruma üye oldum. Kutsal Kitap alıp okumaya başladım. Bununla birlikte Hristiyanlık Üçleme sisteminden baştan bana sakat bir sistem gibi gelmişti. Tabii barışı temsil ettiği belirtilen İsa'nın "Barış değil savaş için geldim..." diye devam eden sözüne de hem şaşırdım hem şaşırmadım.
Tevratta ise Levililer'e kadar geldim. Geldiğim yere kadar Tanrı hep peygamberlere "Size şu toprakları vereceğim, soyunuzu çoğaltacağım." diye gaz verip durdu. İlk düşüncem dinlerden geri dönülemez bir şekilde ayrıldığım.
Peki ya Tanrı? Tanrı'nın varlığı? Hiçbir fikrim yok.
-Şimdilik-Bu kadar. Höf, ne uzun oldu.