Turan Dursun Sitesi Forumları
Geri git   Turan Dursun Sitesi Forumları > Turan Dursun > Turan Dursun

Cevapla
 
Başlık Düzenleme Araçları Stil
  #31  
Alt 16-01-2014, 02:46
Erdem Alaca - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Erdem Alaca Erdem Alaca isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 29 Jun 2013
Bulunduğu yer: Anadolu
Mesajlar: 1.496
Standart

Türk Devriminde Din Tarihi

Türkiye Cumhuriyeti'ni kurarken, Gazi'nin üzerinde önemle durduğu konu; toplumu oluşturan bireylerin özgürlük bilincine sahip olmalarıydı. Çünkü, "Özgürlük olmayan bir ülkede bağımsız bir devlet" kurulamazdı. 1905 yılında Şam'dan Selaniğe giderken arkadaşlarıyla yaptığı bir toplantıda söylediği bu sözler, yeni Cumhuriyeti yaşatmak için gerekenleri bizlere anlatmaktadır.(23) Birey toplum içinde, insan olarak "iyi ve kötüyü" ayırdetme özgürlüğüne sahip olabilmelidir.

İnsanın özgürlük alanlarını kısıtlayan en önemli öge, ilk çağlardan itibaren, doğa güçlerine duyulan korkuları kutsallaştırmalarıdır.

"İlkel insan kümelerinde, ata korkusu ve nihayet, büyük kabile ve kavimlerde ata korkusu yerine geçen Allah korkusu, insanların kafalarında sayısız yasaklar yaratmıştır. Yasaklar ve hurafeler üzerine kurulan birçok adetler ve gelenekler insanları düşünce ve harekette çok bağlamıştır. O kadar ki, kişisel düşünce ve hareket özgürlüğü gibi bir hak kavramı bilinememiştir.(24)

Günümüz dinlerinin başladığı, Musa'dan hareketle, yaklaşık M.Ö. 1200'lerde Musevilik; sıfırıncı yılda doğduğu varsayılan İsa'dan Hristiyanlık; İ.S. VII. yüzyılda çıkan Muhammed'in kurduğu İslamiyetle erkek Tanrı sayısı, her üç dinde ortak görüş olarak, teke indirildi.

İnanç, bu dinlere göre, kutsal kitaplarındaki belirli kuralları, yeniden oluşturulan koşulları yerine getirmeye bağlandı. Museviler bu koşullara (Tevrat kökenli olarak): TORA; Hristiyanlar (İncil kökenli kiliseye bağlı olarak): SKOLASTİK; Müslümanlar (Kur'an kökenli olarak, Ayet; Peygamber kökenli, HADİS ile SÜNNET toplamına) ŞERİAT adını verdiler. Kısacası: Artık yöneticilerin kontrolü altında, sürekli değişebilen, adı belli kurallar vardı; bu yeniliklere koşut olarak, ruhban sınıfının da iş kolu ad ve sanları değişmekteydi. Aynı olay, yönetici kadro için de geçerliydi. Egemen oldukları alan sınırları genişledikçe yöneticiler de terfi ediyordu. Şefler, hakan, kral, İmparatorluğa doğru yükseliyordu. Peygamber olamıyorlardı; ama, kendilerini kutsal kitap Tanrısının yeryüzündeki temsilciliğine, hatta gölgesi olmaya kadar yüceltmişlerdi. Artık başatlar, yönettiği toplumu oluşturan insanların efendisiydiler. Toplumlar, sözümona, Tanrı adına yapılan kurallarla yönetiliyordu.



Din ve Kültür Değişimi

Yaradılış söylencesi aynı kalıp içinde İslama da yansıtıldı. Özetle: İnsanların korkuları "İyiyi ve kötüyü bilme"nin yaptırımı olarak, cennetten kovulup, cehennemde yanmaktır.(25)

Böylece, araştırma ve yenilik getirme özgürlüğü kulların, yani insanların elinden alınmış oluyordu. Bu kurala göre: düşünen, bulan, bilen sadece Tanrı katındakilerdir. Aksine hareket eden insanlar ölümlüdür. Ama sonu kesinlikle cehennem olan bir ölüm...

Kitaplı dinlerin taraftar bularak yaygınlaşması, toplum yöneticilerinin güçlerinin artmasına da neden oldu. İlk çağlardan bu yana işbirliği içinde oldukları ruhban sınıfı ile dayanışmayı sürdürmekte sakınca görmediler.

"İnsan toplumları büyüdükçe ve devlet haline geldikçe, bireyler üzerindeki yük de o kadar çoğaldı. Devletin başında bulunan adamın hakkı; hudutsuz, kayıtsız, şartsız bir mutlak kudret olarak kabul ediliyordu. Devletin şekli imparatorluk ve yahut cumhuriyet olsun, bunun ehemmiyeti azdı; bireyin kişisel bir hakkı yoktu. Eski zamanlarda insanların, yapabildikleri uygarlıkların en yüksek dönemlerinde, vaziyet böyle idi... Toplumların başına geçebilen adamlar, toplumu Allah adına yönetirlerdi. Her türlü hak ve yetki onlardaydı. Bireyin hakkı, özgürlüğü sözkonusu değildi.(26)

Zaten birey denince toplumu oluşturan insanların tümü değildi, sözkonusu olan sadece erkeklerdi. Kadın potansiyel suçludur. Kolay mı? İnsanın cennetten kovulmasına neden olan bir suç işlemiştir. Yasak meyvayı hem kendisi yemiş, hem de Adem'e yedirmiştir. Aslında yasak meyva, kadın erkek arasındaki cinsel ilişkidir. Bu ilişki sonunda sağlıklı çiftler bir tür yaratma işlevi görmektedirler. Çocuk sahibi olmayı, Şeriat benzeri kurallar, sadece peygamber torunlarına özgü olarak anlatmışlardır; ...hem de kutsal kitapta. Halk arasında bu meyvanın elma olduğu sanılır; ama aslında, özgürlükleri kısıtlama ve kadını 'potansiyel suçlu' ilan etmesi nedeniyle, bu meyva ayvadır. Yiyen ise Adem'in temsil ettiği insanların tümüdür.(27)

"Kadın haklarını araştıran bilim insanları, aydınlanmayı izleyen yıllarda hep dinsel söylenceler ve devrin etkisi altında kalmışlardır. Latin kökenli bilim insanları arasında en ünlülerden olan; Schoolcraft, Maine, Mc Lenan, Lubboc, vb. araştırmacılar; "bağımlısı oldukları dinsel söylencelerin etkisinden kendilerini kurtaramamışlardır."(28)

"Tarihçiler, sosyologlar, prehistoryacılar, vb. düşünürler, kadın konusunu incelerken erkek merkeziyetçi bir bakış açısından değerlendirmede bulunmuşlardır. Kendi modellerinde anahtar olarak, geçmiş yılların dinsel söylencelerini kullanmakta sakınca görmemişlerdir."(29)

Neydi bu dinsel söylenceler? Bu konuda önce Turan Dursun'un da yakın dostu, bilim insanı, sayın İlhan Arsel'e; sonra bir tarih kitabına başvuracağız. Bakın nasıl değerlendiriliyor söylenceler. Arsel'e göre: "Yahudiliğin getirdiği bir inançtır ki: 'Erkekten gelme kötülük, kadından gelen iyilikten çok daha hayırlıdır' kanısına dayatılmıştır... Bu inanışı Hristiyanlık üstlenmiş ve M.S. 7. yy.'dan itibaren İslamiyet en doruk noktasına ulaştırmıştır."(30)

Yine ben yaştaki gençlerin lisede Tarih ders kitaplarında soralım bu söylence olayını. Kitabın önsözünde konu açıkça anlatılır. İzleyelim:

"Bu kitap, belirli bir amaç gözetilerek yazılmıştır. Şimdiye kadar ülkemizde yayınlanan tarih kitaplarının çoğunda ve onlara kaynak olan Fransızca tarih kitaplarında Türklerin dünya tarihindeki rolleri bilinçli ya da bilinçsiz olarak küçültülmüştür... Bu kitapta hedeflenen asıl amaç, bugün, bütün dünyada doğal konumunu geri alan ve bu bilinçle yaşayan ulusumuz için zararlı olan bu hataların düzeltilmesine çalışmaktır... İkinci bir amacımız da, kainatın oluşumuna, insanın ortaya çıkışına ve insan hayatının tarihi devirlerden evvelki mazisine dair, yakın zamana kadar ilgi gören yanlış değerlendirmelerin önüne geçmektir. Yahudilerin mukaddes saydığı efsanelerden çıkan bu görüşler, kaynakların eleştirisi ile ve son zamanların ilmi keşifleriyle artık tamamen kıymetini kaybetmiştir. Eleştirel tarihe ve tabii ilimlere dayanılarak kurulan varsayımlar elbette Sifrittekvin'in haberlerinden daha ilmidir. İşte bunun içindir ki, kitabımızda insanın tarihine girmeden önce; kainat, dünya ve insan hakkında zamanımızın ilme dayanan teorilerini aktardık ve açıkladık ve bunu yaparken batıl fikirlerden sıyrılarak, tarihi gerçekliği kavratmaya çalıştık. Bu kitap halkımız ve bilhassa gençliğimiz için yazıldı... Bu kitapla, doğru görmeye, iyi düşünmeye alıştırmak istediğimiz insanlar Türklerdir. Türklerin yanlış görüşlerden, hatalı düşüncelerden bir an evvel kurtulması başlıca emelimizdir."(31)

Bilim dünyasında bir ışık gibi parlayan Darwin teorisi, dünyada sıcak karşılanmış, toplumlar arasında hızla yayılmaktadır. Türkiye de bu akımın getirdiği düşünce yapılanmasını benimsemiştir. Dışdinsaltçı devrimin düşünsel yapısında, "insan doğanın ürünüdür." "Türk Tarihi'nin Ana Hatları" kitabı bu devrimci düşünce yönünde yazılmıştır. Devrimin söylencelerle kaybedecek zamanı yoktur. Böylece insan düşüncesini tutsak eden "iyiyi ve kötüyü bilme" yasağı ve yaradılış söylencesi dışlanarak, özgür düşüncenin önü açılmıştır...

Turan Dursun, Din ve Seks, Berfin Yayınları: 100, 3.basım, Haziran 2010, ISBN: 978-975-6680-01-8, s.104-108

_______________________
(23) Atatürk'ün Söylev ve Demeçleri, 2. cilt, (1906-1938), 2. basım, Ank. 1959, s.1
(24) Afet İnan, y.a.g.y., s.50-51
(25) Mukaddes Kitap, aynı, s.3, Tüfekçi, Yüksek Lisans Tezi, aynı, s.23, 24 vd.
(26) Afet İnan, Medeni Bilgiler... y.a.g. s.50, 51, vd.; ayrıca Bkz: Tüfekçi, y.a.g. tez. s.15 vd
(27) Erkeğin ayvayı yemesi olayını tüm konferans, ders ve tebliğlerimde de söylemişimdir. G.T.
(28) Friedrich Engels: Ailenin, Özel Mülkiyetin ve Devletin Kökeni, Çev: Kenan Sömer, 3. basım, Ank. 1974, s.10-30, Tüfekçi, y.a.g. Yüksek lisans tezi, s.22 vd.
(29) İlbars: y.a.g. yüksek lisans ders notu, s.2-3
(30) İlhan Arsel, Prof. Dr., Şeriat ve Kadın, Orhanlar matb. İst. 1987, s.470
(31) Türk Tarihinin Ana Hatları: y.a.g. s.25, 26 Satır altlarını biz çizdik. G.T.

1930'lar: Uçak ihraç ediyoruz, 2010'lar: Saman ithal ediyoruz...
Alıntı ile Cevapla
  #32  
Alt 16-01-2014, 18:16
Erdem Alaca - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Erdem Alaca Erdem Alaca isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 29 Jun 2013
Bulunduğu yer: Anadolu
Mesajlar: 1.496
Standart

Ölüm Korkusu, Sömürü, Savaş

Genel olarak kral ve imparatorlar, yönetimlerinde din görevlileri ile işbirliği içinde olmuşlardır. Bunun en belirgin örneği, Avrupa'nın başlattığı Haçlı seferlerinde yaşanmıştır. O dönem insanları cennet-cehennem korkusunun öylesine etkisi altındadır ki, bu savaşta silahlı kuvvetler için gereken gücü, rahipler bu iki ögeyi kullanarak sağlamışlardır.

Güzel bir öyküsü de vardır bu uygulamanın. Anımsayacaksınız, M.Ö. 900'lü yılların sonu. Artık üç sıfırlı binli yıllar başlayacak. Kısaca: İsa'nın doğum günü, dünyanın ilk milenyumu(!) yaklaşıyordu.

Anadolu gibi vermli bir toprak parçasını Müslümanlar işgal ediyordu. Roma kilisesinin burnunun önündeki kazanç kaynağı elden gidebilirdi. Çıkar sözkonusu olunca Papa, olaya el koydu. İslamı durdurmak için, derhal savaş açılmalıydı. İlgili makamlara kararını duyurdu. Çıkardan söz bile etmemiş; amacın, güneydeki kutsal topraklara inmek olduğunu söylemişti. O yörenin İslam elinde olması, Hristiyan dünyası için büyük bir günahtı. Bağışlanmak için onlar cezalandırılmalıydı. İşte bu onuru Tanrı, onlara lütfediyordu. Şu ölümlü dünyada yöneticiler için büyük bir şanstı doğrusu bu savaş. Sevap kazanacaklardı... Papa, ordunun donanımı ve parasal sorunların çözüm biçimini gizlemişti. Plan uygulanırken açıklandı. Önce Hristiyan dünyasına bir haber açıklanacaktı. Haberi yaymak için, ajan provokatörler saldı heryana. Öyle bir haberdi ki, duyanın dudakları uçukluyor olmalıydı:

"Ey ahali! Duyduk duymadık demeyin. İsa'nın bininci doğum gününde kıyamet kopacaktır."

Herhalde insanlar, günümüzün deyişiyle, şok olmuşlardı. Haber halka duyurulurken, söz bile etmemiş olmalılardı savaştan... Papa'nın takiyesi buydu. Hangi din olursa olsun bir aldatmacaya, her zaman başvurulabilirdi. İnanç adına, sözüm ona, Tanrı adına yapılırdı bu yalancılık. Hatta, insan bile boğazlanır, kör testereyle kesilerek öldürülebilirdi. Bu eylem Tora, Kilise, Şeriat olarak Tanrı buyruğu sayılırdı. O tarihten beri, dinsel buyruklara bağlı olarak işlenen faili belli, katili bulunmaz cinayetlerde de aynı yöntem uygulanmıştır.

Kıyametin kopacağı yalanını halka duyurmak için kiliselerde, havralarda, sinagoglarda ruhban sınıfı iş başındaydı. Papazlar, keşişler, zangoçlar, kardinaller ve diğerleri, başta Papa; İslam'a karşı savaşın zorunlu olduğunu vaazlarında anlatıyor olmalıydılar.

Medyada gündemi bu haberler oluşturuyordu. Bir yanda kıyametin kopacağı, öte yanda savaş korkusu. Halk ne yapacağını şaşırmıştı. Ya savaşta öleceklerdi, ya kıyamet koptuğunda. Günahkarların yeri cehennemdi. Nerden bilsindi insan günahını sevabını? Belki haftada bir kiliseye giderdi; ama belli mi olurdu, ya günahı varsa ne olacaktı hali?

Savaş için asker ve para gerekiyordu. Kral ve derebeylerinde ne o vardı, ne öteki. İkisini de sağlamayı Papalık makamı üstlenmişti. Din adamları görevleri icabı Tanrı adına her türlü yalanı söyler ve söyletebilirlerdi.

Bir haber uyduruldu acele: "Kiliselerde cennetin anahtarları satışa çıkarılmıştır."

Parayı bastıran, günahkar da olsa cennetlikti. Parası olanlar kuyruğa girmiş olmalılar. Fakir-fukara için, İslam'a öykünen bir yöntem bulundu: "Din yolunda savaşta ölürsen, yerin cennettir" dediler. Kendisini günahkar sayan fakirlere cennetin anahtarı (fak-fuk-fon) olarak Haçlı seferlerine katılmaları önerildi. İslam'ın Avrupa sınırlarına kadar gelebilmesinin gizi, bu düşünceye dayanıyor olmalıydı. Hristiyanlık, İslam'daki bu inancayı, belki ilk kez Haçlı seferinde uyguluyordu. Kim bilir? Papa bilir, ruhban bilir... bir de Uygarlık Tarihi bilirdi.

Takiyyeci yöntem başarılı olmuş; savaş için gereken para da asker de bulunmuştu. İnsancıklar ölmüş, ölmüş; öldürmüş, öldürmüş, yine ölmüşlerdi. Tarih bilimi, bunları avucunun içi gibi biliyordu. Burada bilinmeyen bir konu vardır ki, bizim gibi sıradan vatandaşlar için çok büyük bir merak konusudur... Anahtarlı ya da anahtarsız şehitler cennete gitmişler midir? Bu sorunun yanıtını kimse verememiştir...



Dinsel Yönetimle Baskı

Yöneticiler kendi çıkarlarını sağlamak için, bireylerin Tanrı inançlarını kurallara bağlayarak sömürmüşlerdir. Din kitaplarının nedeni korku kökenli inançları, tek sisteme bağlayarak toplumda ortak bir bilinç oluşturmaktır.

İslam'ın yayılmasının ilk yıllarındaki başarının nedeni de budur. "Muhammed, davet ettiği dinin kendisinden önce Musa, İsa ve sair peygamberler tarafından çağrıda bulunulmuş olan, 'İbrahim ve Tevhid dini' olduğunu söylemiştir." Bu nedenle "Muhammed'in, Medine'de yaptığı ilk camiin kıblesi Kudüs idi. Sonraları Mekke'ye döndürüldü."(32)

Başlangıç yıllarında İslam Peygamberinin güncel sorunlara çözüm getirici tebliğleri çok etkili olmuştur. Yaşanan olaylar üzerinde hergün, yeni düşüncelerin ortaya konulması, toplumu çok etkilemiştir. Bir güce inanma gereksinimi içinde olan insan, güncel sorunlarına çözüm getiren önerilerden işine gelenleri değerlendirmiştir. "Muhammed'den sonra, İslam kamuoyunda görülen durgunluk ve gerilemenin nedeni, O'nun ardıllarının Muhammed'in mesleğinin ruhunu değil, yazılı kısmını almalarında aranmalıdır."(33)

İslam'da inançlar, zaman içinde Şeriat adı altında kalıplaştırılmıştır. Yöneticiler kendilerini Tanrının temsilcisi sayarak yeni şeriat kuralları icad etmişlerdir. Böylece yöneticinin çıkarı, Tanrıya olan inancın önüne geçmiştir.



Devrimin Tanrı İnancı

Yine ben yaştaki gençler bu konuyu yakından bilmektedirler. Türkiye'de Cumhuriyetin ilanını izleyen yıllarda, dışdinsaltçı devrimin kültür dokusunda kutsal kitap Kur'an, şöyle tanımlanmaktadır:

"Kur'an'ın içindekiler üç bölümde incelenebilir:

1-Tanrı'nın bir olduğuna ve ondan başka Tanrı bulunmadığına ve Muhammed'in O'nun resulu olduğuna inanmak,

2-Hukuksal kurallar ve ibadetler,

3-Tarihe ait bilgiler. Hukuk kuralları, zaman ve mekana, toplumların uğradıkları değişimlere göre düzenlendiğinden, 14. yy. ile önceki günlerdeki ortamın gereksinimlerine göre gerekli ve yeterli görülmüş olan esaslar yerine, bugün, birçok değişik yasalar ve yöntemler konulmak zorunluluğu ortaya çıkmıştır. Bunlar dahi ölümsüz olmayıp, zamanla değişmeye mahkumdurlar.

Tarihe ait bilgilere gelince; yeni bilimsel yöntemler yardımıyla ortaya çıkartılan gerçekler, en yakın tarih bilgilerini bile sarsmaktadır.

İnançlara ait birinci bölümün esasları, sadeliği nedeniyle gerçekten çok önemlidir. Bu esasların her şahsın yeteneklerine göre açıklanmasında güçlük çekilmez."
(34)

Zaman içinde haris, çıkarcı yöneticiler insanların bu tertemiz Tanrı inancını, akla gelmedik kurallarla çarpıtarak bozmuşlardır. Kutsal kitap kökenli yaradılış inancasına bağımlı olarak yöneti aksamasının nedeni kadınlara bağlanmaya çalışılmıştır.

"...tarih şunu kanıtlamaktadır ki her toplum, kadına verdiği değere oranla gelişir ya da ilkelleşir. Eski Yunan'dan ve Roma'dan bu yana durum hep bunun böyle olduğunu ortaya koymuştur. Tarihçiler Roma uygarlığının belli açıdan Yunan uygarlığına üstünlüğünü, Romalı kadının toplumda işgal ettiği üstünlüğe hamlederler. Örneğin Leckly, şöyle der: 'Her ne kadar Yunanlılar kadını barbarlar gibi köle saymayıp erkeğin can yoldaşı ve arkadaşı durumunda saydıkları için barbarlara nazaran üstün sayılmakla beraber, Romalılara nazaran daha aşağı kertede bulunmaktaydılar; çünkü Romalıların kadına sağladıkları özgürlük ve bağımsızlık sisteminden yoksun kalmışlardı. Gerçekten de Yunanlı kendi kadınını eve tıkarken ve yabancılarla aynı masada oturmaktan kaçınırken, Romalı hemen her davete eşiyle beraber gider, sofranın en şerefli yerine eşini oturturdu.'"(35)

Roma'nın, Tevrat kökenli Hristiyanlığı kabulünü izleyen yıllarda, dinsel inancın yaygınlaşması sonunda, insanların "iyiyi ve kötüyü bilmek" özgürlükleri ellerinden alındı. Sonuçta önce Roma imparatorluğu bölündü, sonra da battı.

Turan Dursun, Din ve Seks, Berfin Yayınları: 100, 3.basım, Haziran 2010, ISBN: 978-975-6680-01-8, s.109-113

_______________________
(32) Gürbüz Tüfekçi, K. Atatürk'ün Düşünce Yapısı, Turhan Kitabevi, yay., 3. basım, Ank. 1987, s.158; Lise Tarih kitabı, 2.cilt, s.91 vd. alıntı
(33) Aynı yapıt, s.118, Tüfekçi: s.159
(34) Aynı Tarih, s.91-92, Tüfekçi: aynı, s.213-214
(35) İlhan Arsel, Prof. Dr., Şeriat ve Kadın, İst. 1987, s.30; fazla bilgi için Tüfekçi, adıgeçen tez, s.20

1930'lar: Uçak ihraç ediyoruz, 2010'lar: Saman ithal ediyoruz...
Alıntı ile Cevapla
  #33  
Alt 16-01-2014, 19:55
Erdem Alaca - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Erdem Alaca Erdem Alaca isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 29 Jun 2013
Bulunduğu yer: Anadolu
Mesajlar: 1.496
Standart

Anadolu'da Dinsel Yönetim

İslamiyetin kabulünden önceki dönemde Türkler'de kadınlara saygı üst düzeydedir.

X. yüzyıldan itibaren Anadolu'da Türkler, İslamın kılıcı olarak işbaşı yapmışlardır. Önce X-XIII. yy. arasında Selçuklular; daha sonra XIV. yüzyıldan, XX. yy. başlarına kadar Osmanlılar bu görevi sürdürmüşlerdir. Türklerde kadına karşı olumsuz değişiklikler Selçuklu hükümdarı Melikşah'ın veziri Nizam-ül Mülk ile başlar. Koyu bir şeriatçı ve kadın düşmanı olan Nizam, kadın haklarına karşı çok ünlü ve katı kurallar koymuştur. Siyasetname adlı yapıtında açıkladığı bu düşüncelerinde, Muhammed'in hadisleriyle Kur'an ayetlerinin etkisi altındadır. Melikşah'ın toplumsal ve askeri konularda bile, eşi Türkan Hatun'a danıştığını biliyoruz. Nizam-ül Mülk, Melikşah'ın kendisi yerine, eşi Türkan Hatun'a danışmasını hiçbir şekilde çekemeyen vezir, bu Türk devletini yıkmak için şeriata başvurmuştur. İslamiyet'i yenilerde kabul etmiş olan Selçuklu Türkleri, Müslümanlık kurallarını Nizam-ül Mülk'ten öğreniyor olmalıydılar. Vezir, hükümetin ve devletin yönetiminde Şeri'at uygularken, Peygamber Muhammed'in yolunda olduğunu söylüyordu. Haksız da sayılmazdı. Nisa V ile Maide VI surelerinde bu konuda açık ayetler yer alıyordu. Örneğin: Nisa V-59: "Ey inananlar! Allah'a itaat edin. Eğer bir şeyde çekişirseniz -Allah'a ve ahiret gününe inanmışsanız- onun hallini Allah'a ve peygambere bırakın. Bu hayırlı ve netice itibariyle çok güzeldir."

Bu ayet aynı zamanda halk arasında ul'ul emre itaat olarak bilinen buyruğu da içermektedir. "...peygambere ve sizden buyruk sahibi olanlara itaat ediniz." "...kimdir sizden buyruk sahibi olanlar? Aranızdan seçilenler ve atanarak bir göreve getirilenler değil mi?" Bu tanımlamada peygambere itaat konusu unutulmadığı gibi, aynı surenin 65. ayetiyle hadis ve sünnetlere boyun eğmek de yasalaşır. İşte:

Nisa V-65: "Hayır; Rabbine and olsun ki, aralarında çekiştikleri şeylerde seni hakem tayin edip, sonra, haklarında senin verdiğin hükümden dolayı içlerinden bir sıkıntı duymayıp tamamen kendilerini vermedikçe inanmış olmazlar."

Gerçek inanırları da tanımlar "Kur'anı Kerim":

Maide VI-48: "Ey Muhammed! Kur'anı, önce gelen Kitab'ı tasdiken ve ona şahid olarak gerçekle sana indirdik. Allah'ın indirdiği ile aralarında hükmet; gerçek olan sana gelmiş bulunduğuna göre onların heveslerine uyma! Her biriniz için bir yol ve bir yöntem kıldık; eğer Allah dileseydi sizi bir tek ümmet yapardı, fakat bu, verdikleriyle sizi denemesi içindir; o halde iyiliklere koşun, hepinizin dönüşü Allah'adır. O, ayrılığa düştüğünüz şeyleri size bildirir."

Maide VI-49: "O halde, Allah'ın indirdiği Kitab ile aralarında hükmet, Allah'ın sana indirdiği Kur'an'ın bir kısmından seni vazgeçirmelerinden sakın, heveslerine uyma; eğer yüz çevirirlerse bil ki, Allah bir kısım günahları yüzünden onları cezalandırmak istiyor. İnsanların çoğu gerçekten fasıktırlar."(36)

Nizam-ül Mülk, Müslümanlığı Şer'i'at kuralları olarak benimsetirken, kendi eylemlerini güvence altına almayı da ihmal etmemiştir. Türkan Hatun'un Melikşah yanındaki üstün konumunu engellemek amacıyla, Gazali'den aldığı bir hadisi kullanmaktan çekinmemiştir:

"İşlerinizde kadınlarla istişare ediniz... Onlar 'şöyle yapmalıdır' diye ne söylerlerse onun aksini yapınız; ki, doğru çıksın."(37)

Vezir Nizam! Kadınlar konusundaki çabaları, Asya'dan kalma alışkanlıkları nedeniyle toplumda tam olarak yaygınlık kazanamamıştır. Türklerin İslam öncesi kadına verdikleri değer ve saygı, Selçukluların Anadolu'daki egemenliklerinin hemen hemen son yıllarına değin sürmüştür. Selçuklu döneminde yapılmış bir takım kadın anıtları vardır. Örneğin: Kayseri'de Gevher Nesibe Hastanesi ile Sultan Mah Peri Türbesi; Divriği'de Turan Melik Hastanesi; Kütahya'da Gülsüm Yoncalı su kaynakları; Amasya'da Yıldız Hatun Hastanesi Bu anıtlar Anadolu'da halen kullanılmaktadır. Bu vezirin adı, devletin düzenleyicisi anlamına gelir. Şer'iat öğretmek için açtırdığı Nizamiye Medreseleriyle bu sanı almıştır. Amacı, toplumu şeriat bağımlısı Müslüman yapmaktır. Medreselerde alınacak şeriat bilgisiyle yetişecek gençler, ileriki yıllarda devlet yönetiminde söz sahibi olacaklardır. Kuşkusuz aldıkları eğitim ve öğretime koşut bir yönetim uygulayacaklardır.

Turan Dursun, Din ve Seks, Berfin Yayınları: 100, 3.basım, Haziran 2010, ISBN: 978-975-6680-01-8, s.113-115

____________________
(36) Kur'an-ı Kerim ve Türkçe Anlamı (Meal), T.C. Diyanet İşleri Başkanlığı, Ankara, 1961, c.1, Nisa Suresi: s.114; Maide Suresi: s.151
(37) Nizam-ül-Mülk, Siyasetname, Hazırlayan: M. Altay Köymen, Ank., Hacettepe Ü. Mat., 1982, s.239-240

1930'lar: Uçak ihraç ediyoruz, 2010'lar: Saman ithal ediyoruz...
Alıntı ile Cevapla
  #34  
Alt 16-01-2014, 23:14
Erdem Alaca - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Erdem Alaca Erdem Alaca isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 29 Jun 2013
Bulunduğu yer: Anadolu
Mesajlar: 1.496
Standart

Yine Turan Dursun'u Andım

Mustafa Kemal'in TBMM'nin koruyucusu olan Eğitim Birliği yasasını andım. Siz de Türkiye Cumhuriyeti'ni çökertmek için açılmış olan Kur'an Kursları ile İmam Hatipleri anımsadınız galiba, haklısınız. Turan Dursun'la konuşma konularımızdan birisi de buydu. Şeri'at uygulanmasından amaç; Türklerin hem kadına, hem yurtdaşlarına hoşgörülerini yoketmektir. Böylece 'İyiyi ve kötüyü bilme' yasaklamasının sonucu, toplumu 'cennet-cehennem korkusuyla' bölmek ve devleti tıpkı Selçuklu, sonra Osmanlı gibi çökertmektir.

Ortaçağ Avrupası ve Osmanlı

Batı dünyasında, keşifler öncesinde, yönetim din baskılıdır:

"Onaltıncı asırda, ileri sürülen fikirler şöyle idi: Hükümdar, emirleriyle, kanunlarıyla ilahi hakkı olduğu gibi, tabii hakkı da bozamaz. Tabii hak dahi, Allah tarafından tesis olunmuş gibi kabul edilmek lazımdır. Hareket noktası, bu fikir kaldıkça, hükümdarın erk sınırlarının temelini, Tanrısallık düşüncesi ve kutsal istenç oluşturdu. Çünkü doğal haklar da, aynı temele bağlanmıştı."(38)

Teokratik yönetim şeklinin böylesine yoğun biçim alması, Osmanlı'yı da etkilemekte gecikmemiştir. Fatih'in İstanbul'u alışından sonra yayınladığı ikinci "Kanunname"de, toplumsal yaşamın tüm alanlarında Şeri'at geçerli yasa olarak ilan edilmiştir. Mal-mülk edinme, parasal sorunlar, her türden anlaşmazlıklar, kadılar tarafından şeriata uygun olarak verilecek kararlarla çözümlenecektir.(39)

Anadolu'da şeriatın bir tür Anayasaya dönüştürülmesi, XV. yy.'da Fatih Sultan Mehmet dönemindeki yönetici kadro ile başlatılmıştır. Önceki yıllarda, Nizam-ül Mülk'ün açtırdığı Nizamiye medreselerinde Şer'i eğitim ve öğretimle yetişmiş olan gençler artık yönetimde etkindir. Bab-ı Ali'de görev alan kimseler için bu ferman, son derecede yararlı olmuştur. Artık toplumsal yaşamda istenmeyen olayların çözümü, kara kaplı defterlere yazdırılarak çözümlenebilecektir.

Padişah fermanlarının dinsel kaynaklarının fetvasını yaratma görevi, Şeyh-ül İslamdadır. O günlerde Meşihat kapısı adı verilen -bir tür yargıtay ya da danıştay benzeri- resmi yerlerde görev yapanlar, bu medreselerde yetişmişlerdir.

Şer'iatın anayasal güç kazanması, kadınlara da yansıyacaktır. Kadınlar, XV. yüzyılda artık hareme kapatılacak, eski Türk geleneğine göre toplumda saygın bir yere sahip olan kadın, örtüler altına gizlenecektir. Osmanlı İmparatorluğu'nda eğitim ve öğretim çağdışıdır. Bunun sonucu olarak, kısa süre sonra, dünyadaki bilimsel ve teknik gelişmelerin de gerisinde kalınacaktır. Bu durum askeri başarısızlıklara da yansıyacaktır. Olumsuzlukların tümünün suçu Şer'an kadınlara yüklenecektir. Meşihat kapısından alınan şer'i fetvalara dayalı olarak çıkartılan fermanlarla (yasalarla), kadınların özgürlükleri kısıtlanacaktır.

Bir gülmece yazısına konu olacak kadar ilginç olan bu fermanlardan birkaç örneği, çıkarıldığı tarihleri de belirterek bilgilerinize kısaca sunmak istiyorum: Kadınların erkeklerle sandala binmeleri (1610); kaymakçı dükkanına girmeleri (1613) yasaklanacaktır. Kadınlar feracelerinde yenilik yapmayacaklar (1710); mesire yerlerine gidemeyecekler (1787); ince ferace giyemeyecekler, diken terzi asılacak (1828); 3. Osman zamanında kadınların sokağa çıkmaları haftada 4 güne indirilecek; IV. Mustafa ise bu özgürlüğü çok görüp, sokağa hiç çıkamayacaklarını ferman edecektir. 1881'de Abdülhamid'in bu konuda bir yasa çıkarttığı da bilinmektedir. 1900 yılında kadınların, babaları veya oğulları ile dahi 'sokakta beraber dolaşamayacakları' buyurulacaktır.(40)



Turan Dursun'dan Bir Açıklama

"İslam'ın doğumu olan VII yy.da, Hristiyanlıkta birtakım bunalımlar yaşanmaktadır. Bunalımın kaynağı, doğrudan kutsallığın kimde olduğu doğrultusundadır... İsa Tanrının oğludur, yok değildir; gölgesidir, temsilcisidir... vb. tartışmalar X. yüzyıla kadar süre gelmiştir. Nihayet kutsal kitap yazılmıştır.

Kutsal kitap Tevrat ve İncil'den oluşur. Tevrat'ta başlangıcı oluşturan "Tekvin, Çıkış, Levililer, Sayılar, Tesniye" adlı 5'li bölüm Musa'nın kitabıdır. Buna dayanarak "Talmut" yazılmıştır. Yahudilik inancasının kurallarına "Tora" adı verilir; ki bu, İslam'da Şeri'at olarak adlandırılır. Şeriat: doğru yol "sıret el müstakim" anlamındadır. Allah'ın emri sayılan ayet, hadis ve icma-ı ümmet esaslarına dayanan din kurallarını oluşturur. Sözcük anlamı, "şıra" ve "meşra"dan gelir; yasa anlamında kullanılır. Develerin suya giderken izledikleri yol da demektir...

...İslam'da Yahudilerin Talmut'una karşılık "Fıkıh" çıkar. İslam fıkıhı; "şeriat ilmi, şer'i'atın usul ve hükümleri, ameli (uygulamalı) ve şer'i meseleler bilgisini inceler." Aynı zamanda Yahudi Tora'sını tartışarak, Yahudi geleneğinde yer alan savunmaları ortadan kaldırmaya çalışır. İslam'da yapılan "tefsirler"in amacı, Yahudi Talmut'unun savunmalarını yıkmaya yöneliktir; aynı zamanda da İslam inancasını savunmak, güçlendirmektir. Sonuç olarak bu savunmalar, İslam'daki şeriat kurallarını doğurmuştur."(41)

Osmanlı'da Padişah, toplumda şeri'atı yasalaştırarak toplumun özgür düşüncesini kısıtlamıştır. Yukarıda açıkladığımız gibi, "İyiyi ve kötüyü" bilmek özgürlüğünden yoksun olan Osmanlı ümmetinde gelişme durmuş, sonunda çökmüştür.

Konuyu Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ten dinleyelim:

"Milleti uzun yüzyıllar aymazlık içinde bırakan çeşitli nedenler arasında gerçek noktayı, bir sözcükle belirtmiş olmak için diyebilirim ki, tüm yoksulluklarımızın kesin nedeni, zihniyet sorunudur. İnsanlar ve insanlardan oluşan toplumlar herşeyden önce tüm bireyleriyle tutarlı bir düşünceye sahip olmalıdırlar. Zihniyeti zayıf, çürük, bozuk olan bir toplumsal kurumun tüm çalışma ve çabaları boşunadır. İtiraf etmek zorundayız ki, tüm İslam dünyasının toplumsal kurumlarında hep yanlış zihniyetler egemen olmuştur. Bu nedenle, ...doğudan batıya kadar İslam ülkeleri düşmanların ayakları altında çiğnenmiş ve düşmanların tutsaklık zinciri altına girmiştir."(42)



Şeriatçı Düşüncenin Sonuçları

Osmanlı'yı çökerten, Tanrıya olan inanç ya da inançsızlık değildir. Ümmette oluşan zihniyettir. Bu sözcüğün dilimizdeki karşılığı: düşünsel dokudur. Toplumlarda düşünsel dokuyu, içinde yaşanılan kültürel yapı oluşturur.

İmparatorluktan başlayarak, Osmanlı'da ümmetin kültür dokusu şeri'at kurallarıyla tutsak edilmiştir. Çağın gereklerine uygun bilimsel bulgulara katkı sağlayıcı çalışmalar başlatılmamıştır bile. Teknoloji yerine, Şer'iatın Yahudi ve Hristiyan inancından üstün olduğu üzerinde çalışılmıştır. İşgal ettiği ülkeleri kendi kültürel baskısı altına alacağına, Şeri'atın buyruğunu uygulamayı yeğlemiştir. Yüzlerce yıl önceki kurala göre yenilen devletten sadece vergi almakla yetinilmiştir. İşgal edilen ülkeleri sömürgeleştirmek, ekonomik ve endüstriyel yönden yararlanma yoluna gidilmemiştir.

Anadolu'da erkekleri sadece savaşta asker kaynağı olarak kullanmıştır. Kadınları da erkeklerin tarlası olarak görmüşlerdi. "İyiyi ve kötüyü bilmek" yasağının potansiyel suçlusu kadın, sadece cinsel açıdan ve biyolojik yönden düşünülmüştür.

Çocuklara Türk toplumlarının genlerinden gelen ulusal bağlılık ve dayanışma duygusu, yurt ve ulusseverliği, diğergam yaşam biçimi unutturulmuştur. Bunların yerini Şer'iat kökenli, mezhep ve tarikatçılık almıştır. Evrensel boyutlarda barışseverlik, akla bile getirilmemiştir. Ulusalcılığa dayalı koruyucu bir sevgi, asla yaşanmamıştır.



Bireyin İnsan Olarak Yaşatılması

Uzun yıllar çok büyük bir toprak parçasına sahip olan Osmanlı yönetimi, şeri'at nedeniyle çağın gerisine düşmüştür. Avrupa'nın hasta adamının daha fazla yaşaması olanaksızdır artık.

Toplumu köklü bir biçimde değiştirmek ve çağdaş uygarlık düzeyine ulaştırmak zorunludur. Gazi Mustafa Kemal Atatürk bu amaçla bir proje hazırlamıştır. İzleyelim:

"Efendiler yaptığımız ve yapmakta olduğumuz devrimlerin amacı Türkiye Cumhuriyet'i halkını, bütünüyle çağdaş ve tüm anlam ve görünümüyle uygar bir toplumsal kurum konumuna ulaştırmaktır. Devrimlerimizin asıl ilkesi budur. Bu gerçeği kabul edemeyen zihniyetleri tarumar etmek zorunludur. Bu güne değin ulusun beynini paslandıran, uyuşturanlar bu zihniyette bulunanlar olmuştur. Her halde zihniyetlerde yaşayan boş inançlar (hurafeler) tümüyle çıkartılacaktır. Onlar çıkarılmadıkça, dimağa gerçeğin nurlarını sokabilmek olanaksızdır."(43)

Projenin gerçekleştirilmesinin koşulları vardır. Öncelikle devlet eğitimde fırsat eşitliğini sağlamalıdır. Yurtdaşlarına, cins ayrımı gözetmeksizin, parasız olarak, eğitim ve öğretim verdirmelidir. Ulusun genel sağlık işleri vb. toplumsal sorunları yine eşit koşullarda gerçekleştirmelidir.

Projenin can damarı, kuşkusuz en önemli ögesi, özgür insanların kuracakları tam bağımsız bir devlettir.

"Tam bağımsızlık için şu ilke vardır: Ulusalcı egemenlik, ekonomik egemenlikle pekiştirilmelidir. Bu kadar büyük amaçlar, bu kadar kutsal ve ulu hedefler kağıtlar üzerinde yazılı genel kurallarla istek ve hırslara buyruklarla varılamaz.(*) Bunların bütün olarak gerçekleşmesi için, tek güç, en güçlü temel; ekonomik güçtür."(44)

Şeriat bağımlısı inançlarla ulusun kalkınıp gelişmesi, uygarlıkta ilerleyebilmesinin olanaksızlığı, Osmanlı denemesinde yaşanmıştır. Yüzyıllar öncesinin, kültür yapısını yansıtan düşünüşlerle kalkınmak ve bağımsız bir devlet yaşamına ulaşmak olanaksızdır. Özellikle toplumun yarısını oluşturan kadın yurtdaşları, Şeriat'ın köhne düşüncesiyle dışlamak, ulusal gücün %50'sini atmak anlamına gelir.

Turan Dursun, Din ve Seks, Berfin Yayınları: 100, 3.basım, Haziran 2010, ISBN: 978-975-6680-01-8, s.116-121

_______________________
(38) Afet İnan, Prof. Dr., Medeni Bilgiler, yukarda, s.51
(39) Nevzad Ayas, "Türkiye Cumhuriyeti Milli Eğitim, Kuruluşlar ve Tarihçeleri", Ank. 1948, s.48
(40) Arsel: y.a.g.y., s.30 vd.; ayrıca Bkz: Tüfekçi, a.g. tez, s.71
(41) Turan Dursun, Din Tarihi Üzerine (Söyleşi banttan daktilo edilmiştir), Ank. 1988
(42) Söylev Demeçler, c.2'den alıntı, Tüfekçi: Atatürk'ün Düşünce Yapısı, y.a.g. litap., s.208
(43) Atatürk'ün Söylev ve Demeçleri: Ank. 1959, c.2, s.214
(*) Bariz bir cümle düşüklüğü/bozukluğu vardır - ancak kitabın aslında da bu şekildedir. (E.A.)
(44) Afet İnan, Devletçilik İlkesi ve T.C. Birinci Sanayi Planı, 1933; Tüfekçi, Atatürk'ün Düşünce Yapısı, s.219

1930'lar: Uçak ihraç ediyoruz, 2010'lar: Saman ithal ediyoruz...
Alıntı ile Cevapla
  #35  
Alt 17-01-2014, 01:16
Erdem Alaca - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Erdem Alaca Erdem Alaca isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 29 Jun 2013
Bulunduğu yer: Anadolu
Mesajlar: 1.496
Standart

Şer'i'at'da Kadın Bir Seks Vak'asıdır

Ulusu oluşturan bireylerin tümü uygarlıkta ilerlemek, gelişmek ve kalkınma yönünde çalışmak zorundadır.

"Efendiler, dünyada her şey için, uygarlık için, yaşamak için, başarı için en gerçek önder bilimdir, tekniktir... Yalnız bilimin ve tekniğin yaşadığımız her dakikadaki aşamalarını, evrimini bilinçle kavramak ve ilerlemesini günü gününe izlemek şarttır."(45)

Kuşkusuz bu işlerin yerine getirilmesinde kadın da çalışarak katkıda bulunmalıdır. Ancak, kadınların erkeklerle bir arada çalışabilmesi, şeriat nedeniyle olanaksızdır. Bu konudaki çağdışılık, akıl almaz boyutlardadır. Şeri'at; kadını cinsel yönden, seks aracı olarak ele alır. Bu görüş tümüyle Kur'an-ı Kerim kaynaklıdır.

Bakara Suresi'nin 123. ayetine göre, Tanrı'nın seslenişiyle:

"Kadınlar sizin tarlalarınızdır. Tarlanıza istediğiniz gibi gelin, istikbal için hazırlıklı olun." Günümüz teokratik yönetiminin Müslüman kesiminde ise kadın artık tarla değil, gemidir. (Kuşkusuz bu gemi petrol tankeridir.)(46) Kadınların normal rahatsızlık günlerinde ise bu "tarlaya" girmek yasaktır, o süre içinde ibadet edemez. Bu nedenle dinen eksikli sayılır.

Şeri'atta cinsellik (seks) görevi: Kur'an ayetleri ile hadislere dayanır. Kadının varlığı, özellikle erkek cinselliğini yansıtır. Kadının toplumsal yaşamda erkekle bir arada bulunması düşünülemez. Erkeklerin bir kadınla yanyana oturması, aynı odada yalnız kalması yasaktır. Şer'i gerekçesi; Muhammed'in, bir kadınla yanyana oturduğu zaman cinsel duygulara kapılmış olmasına bağlanmıştır. Tanrı'nın resulü bile cinsel duyumsama içine girerse, sıradan bir erkek neler yapmaz, diye düşünülmüştür. Bu nedenle İslam uleması, samimi inanç sahiplerine, cinsel konularda nefse güven değil, Tanrısal önlemler önermektedirler. Önlemler kısaca: Kadınların örtünmesi, gözün korunması, evlenilebilecek kadınlarla yalnız kalmamaktır.

"Eh mühim tedbir ise, cinsel duyguların harama dönüşmemesi için Allah'a sığınmaktır. Bu hususta her erkek Allah'a sığınmaya muhtaçtır." Bu sözlerin yazarı (yayınevine göre) aydın bir din adamıdır. Bu aydın din adamının yine "samimi inanç sahibi Müslümanlara" önerdiği duayı aynen alıyorum:

"...Allah'ım kulaklarımın şerrinden, gözlerimin şerrinden ve cinsel organımın; (cinsel organımdan kaynaklanabilecek) kötülüklerin şerrinden sana sığınırım."(47)

Böylece cinsel isteğin ortadan kalkacağına inanılmaktadır. Cinsel temasta bulunmak, eşinizle bile olsa, şeri'at kurallarına bağlıdır. Kurallar cinsel temas öncesinden başlar, örneğin: "Besmele çekilip İhlas" Suresi okunup "tekbir tahlil getirilmeli"dir. Sonra "...kadına duhul ederken, onun kulağına 'ağır ol' denilmesi gerekmektedir."(48)

Şer'i'atın kadın haklarıyla ilgili kuralları ile öbür kurallarına değinmeye gerek olmadığı kanısındayım. Turan Dursun ve Galatasaray Lisesi'ndeyken beraber okuduğum, sınıf arkadaşım Babür'le bir araya geldiğimizde, özellikle bu tür "hadis ve sünnet" konuları üzerinde konuşurduk. Babür, devletler hukuku doktoru, Turan bir teolog; çok zevkli ve bilimsel sohbetler olurdu. Saatler sürerdi konuşma. Evet, evet bunu da söylemek zorundayım, zamanın nasıl geçtiğini bilmezdik. Yeni rakı şişesi biter, bazan sabah da olurdu. İkisini de yitirmiş olmanın sıkıntısını hep duyumsarım.

Bir konu daha vardı bu beraberlikte masada eksik olmayan, Gazi Mustafa Kemal'in devrim ve insanlık anlayışı. Bize göre yapılan devrimlerin beyni dışdinsaltçılık ilkesiydi. İlkenin anlamı ve tanımı uzun uzun yapılmazdı hiç. Çünkü korkuya dayalı ahlak olmazdı. Çok kısa ve kolaydı anlamak. Dışdinsaltçılık, şeri'ata karşı olmak demektir. "Mürteci" şer'i'at özlemi içinde olanlara verilen addır. Şer'iat'ı uygulamaya kalkışma eylemi: "İrtica" hareketidir.

Dünya devletleri arasında bu tür düşüncede olan yönetimler, ne kadar bağımsızlıktan sözetseler de, büyük devletlerin sömürgesidirler.



SONUÇ

Dünya uluslarının geleceğini kutsal kitaplar bağımlısı kurallar değil, insanlığı yüceltmeyi amaçlayan düşünce sistemleri alacaktır. İnsanlığı kurtaracak olan yine insandır.

Günümüzde, hiçbir bilim adamı, yarattığı teoriyi uygulamaya koyamamıştır. "İyiyi ve kötüyü bilmek" yasağıyla, "cennet, cehennem" söylenceleriyle öğrenim görüp, "ölüm korkusuyla" eğitilen insanları kurtaracak "dışdinsaltçı" bir devrimi (sosyo-kültürel değişimi) başaramamıştır. Gazi Mustafa Kemal Atatürk, "altı ok"la simgeleşen bu dışdinsaltçılık yönetimi "sistem"leştirmiştir. Sistem yeryüzüne uygarlıkların doğum yeri olan Anadolu'dan yayılacaktır. Bu devrim (sosyo-kültürel değişim) "Ulusaltçılık, Halkçılık, Cumhuriyetçilik, Dışdinsaltçılık, Devletçilik, Devrimcilik" ilkelerinden oluşur ve Kemalist yönetim olarak anılır. Uzun araştırmalar sonunda ortaya konulmuş bilimsel bir yöntemdir.

Atatürk bu araştırmaları şöyle anlatıyor:

"Yüzyıllar ve yüzyıllardan beri, zavallı insanlığı mutlu etmek için tutulan yolların, kullanılan vasıtaların (uygulanan yöntemlerin) verdikleri neticelerin ne derece emniyetbahş (güvenverici) oldukları incekemeye değer değil midir?

Artık insanlık kavramı, vicdanlarımızı arıtmaya ve duygularımızı yüceltmeye yardım edecek kadar yükselmiştir. Vaziyetleri (içinde bulunulan durumları) ve onların icaplarını (onlar için gerekenleri) uygar insan düşüncesiyle ve yüksek vicdan aydınlığı ile gözleyip inceleyerek değerlendirirsek şu sonuçlara ulaşırız:

İnsanları mutlu edeceğim diye onları birbirine boğazlatmak insanlık dışı ve son derece teessüfeşayan (acınılması gereken) bir sistemdir.

İnsanları mutlu edecek yegane vasıta (tek yöntem), onları birbirlerine yaklaştırarak, onlara birbirlerini sevdirerek, karşılıklı maddi ve manevi (nesnel ve tinsel) ihtiyaçlarını (gereksinimlerini) sağlamaya yarayan hareket ve enerjidir.

Evrensel barış içinde insanlığın gerçek mutluluğu, ancak bu yüksek ideal yolcularının çoğalması ve başarılı olmasıyla mümkün olacaktır."
(49)

Atatürk'ün laik (dışdinsaltçı-şeri'a'tı dışlayan) devrimi, Tanrı'yı korkuyla değil sevgiyle kucaklayan bir sistemdir ve barış kökenlidir. Bireyler bulundukları ortamda, doğal ve temel haklarını eşit olarak kullanan insanlar olarak yaşam sürdürürler. Barış uygulaması yurt içinde başlayarak yeryüzüne yayılmalıdır. Bunu gerçekleştirmenin bir yolu yordamı vardır. Önce ulusta "toplumsal güvenliği sağlamak" gerekir, başlangıcı insanların birbirleriyle "bağlılık ve dayanışma" düşüncesinin gerçekleştirilmesine dayanır. Bu dayanışma ve bağlılık "tarikat, mezhep, din" kökenli değil, "ulusaltçı" olmalıdır.

Bu kısa yazıda, Turan Dursun dostumla paylaştığım, uygar, mutlu yaşam için gereken temel noktalara değiniyorum. Konunun tümünü bu yazı sınırları içinde anlatabilmek olanaksızdır. Sistem ve yöntemi ele alıp ayrıntılarıyla anlatmayı bir başka çalışmaya bırakıyorum.

Şimdi Türk devriminin mimarı, bulucu ve kurucusunun bu konudaki sözlerini izleyelim; sonra da kadınlarla ilgili, özdeyiş derecesinde anlamlı bir sözüyle yazımızı bitirelim:

"Bilim, toplumların büyüklüğünün sırrını, insanlara açmıştır; bu sır, insanların birbirine olan bağlarıdır." ...Bağlılık hakkında bir fikir edinmeye en müsait düşünüş ve görüş şu olabilir: Tarih, yaşamak kavgasının ırk, din, hars (kültür), terbiye (eğitim-öğretim), yabancılar arasında olduğunu gösterir. Birliğe doğru da bir yürüyüş demektir. ...Fakat, birer düşünce olarak aldığımız bağlılık nazariyelerinin (kuramlarının), icaplarını (gerekenleri) tatbiklerde (uygulamalarda) 'içtimai teminler' (sosyal güvenceler) adı altında toplamak olasıdır. Bu sosyal güvencelere devlet sosyalistliğine yaklaşarak varılabilir. Bu yol, yasa yoludur. Örneğin: 1-İş yasası. 2-Şehirlerin ve atölyelerin sağlık koruma yasası. 3-Bulaşıcı hastalıklara karşı korunma yasası. 4-İşçilerin ihtiyarlığı ve kazalara karşı sigorta yasası. 5-Hasta ve ihtiyar yoksullara zorunlu yardım yasası. 6-Çiftçi sandıkları yasası. 7-Yardım dernekleri kurulması yasası. 8-Ucuz evler yapılması yasası. 9-Okul çocukları için okullarda kooperatifler. "Bütün bu gibi derneklere devlet bütçesinden yardım." Bu ve buna benzer hususları temin (gerçekleştirmek) için yasalar yapılır ve uygulanır. Bu suretle bağlılık nazariyesi (kuramı) sosyal güvence sağlayarak gerçekleştirilmiş olur...

"Özetle bağlılık, 'herkes kendi için' yerine, 'herkes, herkes için' düşüncesini koyar. Bu düşünce içtimaidir (toplumsaldır), millidir (ulusaltçıdır), geniş ve yüksek anlamıyla insanidir."(50)

Turan ve Babür'le beraber vardığımız bu sonucu gerçekleştirmenin çağdaş eğitim yönteminde de anlaşıyorduk. Böylece şeri'at dışında mutlu bir dünya yaratılabilirdi.

"Şuna da kaniim ki (inanıyorum ki), eğer devamlı barış isteniyorsa, kütlelerin vaziyetlerini iyileştirecek, uluslararası önlemler alınmalıdır. İnsanlığın tümünün birden, refahı (gönenci) açlık ve baskının yerine geçmelidir. Dünya vatandaşları, haset (çekememezlik), aç gözlülük ve kinden uzaklaşacak şekilde eğitilmelidirler."(51)

İşte kadınların yararlı hizmetlerine bir örnek:

"Şuna kani olmak (inanmak) gerekir ki; dünya yüzünde gördüğümüz her şey kadının eseridir."(52)

Turan Dursun, Din ve Seks, Berfin Yayınları: 100, 3.basım, Haziran 2010, ISBN: 978-975-6680-01-8, s.121-126

___________________
(45) y.a. Söylev Demeçler, s.194
(46) Tüfekçi, y.a.g. tez, Raphael Pathai: Society Culture and Change in the Middle East'den alıntı, s.80
(47) Ali Rıza Demircan, İslam'a Göre Cinsel Hayat, c.1, Eymen yay. İst. 1986, s.56-57
(48) Arsel, y.a.g.y., s.228-229
(49) Atatürk'ün Söylev ve Demeçleri, c.2, s.273
(50) Afet İnan, Medeni Bilgiler, s.72-73
(51) Aynı, c.3, s.99
(52) Aynı, c.2, s.85

1930'lar: Uçak ihraç ediyoruz, 2010'lar: Saman ithal ediyoruz...
Alıntı ile Cevapla
  #36  
Alt 17-01-2014, 01:28
Erdem Alaca - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Erdem Alaca Erdem Alaca isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 29 Jun 2013
Bulunduğu yer: Anadolu
Mesajlar: 1.496
Standart

  • Adam'ın yediği elma değil, ayvadır.
  • Yasak meyve, cinsel ilişkidir.
  • Cinsel ilişki, yaratıcıdır.
  • Doğumu yapan kadındır, erkek değil.
  • Doğum, bir tür yaratmakdır.
  • Şeriat başka yaratıcı tanımaz.
  • Erkek egemen toplum; savaşçı, sömürücüdür.
  • Tanrıçalar döneminde savaş yoktur.
  • Savaş, erkek egemen toplumla başlar.
  • Savaş ve cehennem, emperyalistin koruyucusudur.
  • Yaratıcı olan Rab, insanın efendisidir.
  • Efendine itaat etmekle yükümlüsün.
  • Kitap'ta seks, kadını aşağılayıcı boyuttadır.
  • "İyiyi ve kötüyü bilmek" yaratıcılıktır.
  • Kutsal kitaplar yaratıcı aklı dışlar.
  • Kadın, uygarlığın yaratıcısıdır.
  • Şeriat, bir başka bileni engeller.
  • Kadın "iyiyi ve kötüyü" bilendir. Aşağılanmalıdır.
  • Şeriatın en önemli görevi, bilgiyi sınırlamaktır.
  • Dinsel inançla kadına yergi, erkek Tanrı'yı yüceltmektir.
  • Barış kadına özgüdür, mutluluk verir.
  • Kitap kökenli inanç, başata esarettir.
  • Kul'a ölüm korkusu, sömürüyü kolaylaştırır.
  • Erkek Tanrı, Tanrıçalardan intikamdır.
  • Kutsal kitaplardaki kurallar, sömürgeciliği yasallaştırır.
  • Cennet, bilinmeyenin reklam bölümüdür.
  • Cehennem, söz dinlemeyenler için gözdağıdır.
  • Yahudi Torası, Hristiyan Kilise bilgisi, İslam Şeriatı; para tapımını gizler.
  • Kadın onbinlerc (*)

Turan Dursun, Din ve Seks, Berfin Yayınları: 100, 3.basım, Haziran 2010, ISBN: 978-975-6680-01-8, s.127

_________________
(*) Bir baskı/dizgi hatası sonucu, kitabın aslında da aynı bu şekildedir; ve kitap, eksik kalmış bu cümleyle bitmektedir. (E.A.)







Baslik, sayin Erdem Alaca tarafindan bolume kazandirilmistir.



1930'lar: Uçak ihraç ediyoruz, 2010'lar: Saman ithal ediyoruz...

Konu Neva tarafından (17-01-2014 Saat 16:09 ) değiştirilmiştir.
Alıntı ile Cevapla
  #37  
Alt 13-04-2016, 17:51
İlahimasal İlahimasal isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 22 Mar 2015
Mesajlar: 4.698
Standart

Güncelleyelim üyelerimiz bu muhteşem yazı dizisinden faydalansın.
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Önerilen Siteler


Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Turan Dursun-Din ve Seks kitabı hatac Konu-dışı 4 07-08-2012 18:53
Doğa'da Seks cinsan Konu-dışı 2 06-11-2011 23:59
100 milyon yıldır seks yok İslam 6 30-10-2008 23:22

Yetkileriniz
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı

Gitmek istediğiniz forumu seçiniz


Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 16:05 .