
13-01-2017, 13:05
|
 |
Üye
|
|
Üyelik tarihi: 19 Jan 2014
Bulunduğu yer: Hayret!
Mesajlar: 4.039
|
|
Sufinin Doğası!
Nasıl bir hayat bu, doğruların yanlışlarla karıştığı yanıltmaca.
İnsan denilen mükemmelliğin de, bu kaosta yolunu şaşırtmaca.
Daha ileri de gidilemez, ötesi delilik sınırıdır akıl kaçırtmaca.
Kim bilir belki delilikte gerek, eksik olan parçayı buldurtmaca.
Bütün dediğimiz şey diğeriyle bütündür, yoksa eksiktir bilmece.
Sorular cevaplar havada uçsada, aslolan tümden hiçedir inmece.
Bir varlığın kalmayacak, onun da dışına çıkmaktır varlığı silmece.
Gittiğin an görürsün varlıklar da neymiş, nedensiz geri gitmece.
Bir nedeni yok yaşananların, hepsi kurgulandığı gibi nedensizce.
Yarınlar bir bilinmez, biliyorum diyenlerde göçtü gitti sessizce.
İdealler ölmenizi ister, tek ideal kalsın ama sen kal nefessizce.
Öyle yaşamak nasıl olur ki? yaşamak bu değildir belli belirsizce.
İdeal nedir? geçmişi yaşatmaya çalışırken bu andan uzaklaşmaca.
Her şeyin hazır olduğu dünyaya geliyoruz, pişmiş aşa su katmaca.
Bir ideal ya da bir din iyi geldikçe, nefs atıyla dört nala koşmaca.
Heyt! çekilin yoldan kral geliyor, yerler gökler toz duman olmaca.
Ne gereği var ki nasıl olsa, her şeyin hazır olduğu dünyaya gelmece.
Hiçbir şey yapılmasa bile, illa birileri bir şeyler yapar onu görmece.
Her gelen kendini ilk gelen sanınca, çözülseydi eğer bu zor bilmece.
O sahibi çözerdi merak etmeyin, herkeste hayranlıkla seyretmece.
Lakin bu nasıl idealler ki nasıl dinler ki, her şeyi imdi yarım kalmaca.
Vaktaki yarım mış sonra eksilmiş, ara ki bul samallıkta iğne aramaca.
Bu güne kadar gelmişte ölmemiş mi? öyleyse neyin savaşını yapmaca.
Demek ki sana ihtiyaç yokmuş, hemde hiç yokmuş, varlıktır kanmaca.
Sözde tam olan sistemler, insanların lütuflarına ihtiyaç hissetmece.
Bu nasıl bütünlük ki yok olma korkusuyla insandan medet beklemece.
Sistemler eksikse korkuları olur, yaylada ki yoğurda mantı kesmece.
Eksik olan eksiktir, kimse onu tamlayamaz! ömürler boşa sürünmece.
Aklın yolu birse eğer denemek gerek, bir ara numaradan ölüvermece.
Sanki dünyaya hiç gelmemiş gibi, sessizce aralarından çekilivermece.
Eğer işler devam ediyorsa, sana hiç gerek yokmuş, bunu bilivermece.
Yok eğer etmiyorsa, durdur zamanı orada, kendi aslını görüvermece.
Diyeceğim o ki DOĞA 'ya savaş açmış insan, kendi körlüğüne gafilce.
İnsanı kutsayıp ömrü uzatarak, ne yaptığının bilincinden habersizce.
Kaprisleri yüzünden bir doğa inliyor, bu nasıl bir sevgi ki sevgisizce.
Doğayı sevmeyenin sevgisi de zarar verir, bilgileri zaten bilinçsizce.
Hiçbir şey anlamadım, bu yazılanlar ne? mana böyle oldu bu şairce.
Şair böyle söyleyesi, insan nereye koşuyorun anlatımıdır bu şiirce.
Bir bataklığa düşmüş idealler, çıkartma beyhudeliğini akıl sezince.
Gönül coştu kalem yazdı, Uruhlar manayı dolandı, anla ki bu sufice.
----- O -----
İdealler veya Dinler tercih meselesidir, öyle kaldığı sürece de güzeldir. İsteyen istediğini seçer/seçsin.
Lakin bu tercih meselesi, ölüm kalım meselesi olunca, bendensin yahutta değilsine dönüşünce iş çığırından çıkar !...
Sonuçları ortada, insanı KUTSAYAN abartılı ilkeler yüzünden, DOĞA inim inim inlemektedir !...
Çıkan SANAL kavgalar yüzünden de gerçek görülememektedir.
Tek gerçek vardır... O da DOĞA 'ya farkında ya da değil, toplu tecavüz edilmektedir.
Gerisi boş hikayelerdir, gerçeği örtmek, suçumuzu gizlemektir.
Ne insanı kutsayın! Ne de ömrünü uzatın!
DOĞA 'ya bakın!
"Güçlü olan ayakta kalır!"
İNSAN 'a bakın!
"Zayıf olan da ayakta kalır!"
Bir yanlışlık yok mu bu işte ?!
Derinde ittifaklar var, yüzeye çıktıkça ayrılıklar.
Zıtlar temelde aynıdır, gayrı hikayedir ayrılıklar.
Artık yersen bu ayrılıktır, yemezsen de aynılıktır.
Aynılaşanlar ayrı olamaz, kandırmacadır ayrılıklar.
|

14-01-2017, 00:11
|
 |
Super Moderator
|
|
Üyelik tarihi: 22 Oct 2014
Bulunduğu yer: Platon'un Mağarası
Mesajlar: 1.906
|
|
|
Felâsife Diyor ki
DOĞA 'ya bakın!
"Güçlü olan ayakta kalır!"
İNSAN 'a bakın!
"Zayıf olan da ayakta kalır!"
Bir yanlışlık yok mu bu işte ?!
|
Sevgili Felasife, doğayı konuşturan insan, insanı konuşturan doğa. Bu anlamda doğa, 'güçlü olan ayakta kalır' dediği kadar 'zayıf olan ayakta kalır' da diyor, bazen ikisi de kalmaz diyor, her şeyi diyor, asılda ne dediği de belli değil, büyük ihtimalle de hiç bir şey demiyor, bu yüzden de insan ona 'doğa' diyor
Ben de içgözlemin kurbanıyım.
Sylvia Plath
Her bir sözcük, sessizlik ve hiçbirşeyliğin içinde gereksiz bir leke gibi...
Samuel Beckett
Uzun ince bir yoldayım, gidiyorum gündüz gece...
Aşık Veysel
Tekrar ede ede bitirilemeyen keşif, tekrar ede ede bitirememenin keşfine dönüşür.
Maurice Blanchot
İletişim, bir iletişimsizlik düzeneğidir.
Lacan
Sonuçta hepsi kendini kandırmaktan ibaret, öyle değil mi..?
Marilyn Monroe
ex nihilo nihil fit
il n'y a pas de hors-texte
|

14-01-2017, 00:17
|
 |
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
|
|
Üyelik tarihi: 03 Aug 2010
Mesajlar: 14.706
|
|
Sevgili Felasife,
Son kisim, gucten ne anladigimizla ilgilidir. Keza zayif'liktan ne anladigimizla da ilgili oldugu gibi.
|

14-01-2017, 01:31
|
|
Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
|
|
Üyelik tarihi: 30 Jul 2016
Mesajlar: 1.929
|
|
Felâsife´isimli üyeden Alıntı
Nasıl bir hayat bu, doğruların yanlışlarla karıştığı yanıltmaca.
İnsan denilen mükemmelliğin de, bu kaosta yolunu şaşırtmaca.
Daha ileri de gidilemez, ötesi delilik sınırıdır akıl kaçırtmaca.
Kim bilir belki delilikte gerek, eksik olan parçayı buldurtmaca.
Bütün dediğimiz şey diğeriyle bütündür, yoksa eksiktir bilmece.
Sorular cevaplar havada uçsada, aslolan tümden hiçedir inmece.
Bir varlığın kalmayacak, onun da dışına çıkmaktır varlığı silmece.
Gittiğin an görürsün varlıklar da neymiş, nedensiz geri gitmece.
Bir nedeni yok yaşananların, hepsi kurgulandığı gibi nedensizce.
Yarınlar bir bilinmez, biliyorum diyenlerde göçtü gitti sessizce.
İdealler ölmenizi ister, tek ideal kalsın ama sen kal nefessizce.
Öyle yaşamak nasıl olur ki? yaşamak bu değildir belli belirsizce.
İdeal nedir? geçmişi yaşatmaya çalışırken bu andan uzaklaşmaca.
Her şeyin hazır olduğu dünyaya geliyoruz, pişmiş aşa su katmaca.
Bir ideal ya da bir din iyi geldikçe, nefs atıyla dört nala koşmaca.
Heyt! çekilin yoldan kral geliyor, yerler gökler toz duman olmaca.
Ne gereği var ki nasıl olsa, her şeyin hazır olduğu dünyaya gelmece.
Hiçbir şey yapılmasa bile, illa birileri bir şeyler yapar onu görmece.
Her gelen kendini ilk gelen sanınca, çözülseydi eğer bu zor bilmece.
O sahibi çözerdi merak etmeyin, herkeste hayranlıkla seyretmece.
Lakin bu nasıl idealler ki nasıl dinler ki, her şeyi imdi yarım kalmaca.
Vaktaki yarım mış sonra eksilmiş, ara ki bul samallıkta iğne aramaca.
Bu güne kadar gelmişte ölmemiş mi? öyleyse neyin savaşını yapmaca.
Demek ki sana ihtiyaç yokmuş, hemde hiç yokmuş, varlıktır kanmaca.
Sözde tam olan sistemler, insanların lütuflarına ihtiyaç hissetmece.
Bu nasıl bütünlük ki yok olma korkusuyla insandan medet beklemece.
Sistemler eksikse korkuları olur, yaylada ki yoğurda mantı kesmece.
Eksik olan eksiktir, kimse onu tamlayamaz! ömürler boşa sürünmece.
Aklın yolu birse eğer denemek gerek, bir ara numaradan ölüvermece.
Sanki dünyaya hiç gelmemiş gibi, sessizce aralarından çekilivermece.
Eğer işler devam ediyorsa, sana hiç gerek yokmuş, bunu bilivermece.
Yok eğer etmiyorsa, durdur zamanı orada, kendi aslını görüvermece.
Diyeceğim o ki DOĞA 'ya savaş açmış insan, kendi körlüğüne gafilce.
İnsanı kutsayıp ömrü uzatarak, ne yaptığının bilincinden habersizce.
Kaprisleri yüzünden bir doğa inliyor, bu nasıl bir sevgi ki sevgisizce.
Doğayı sevmeyenin sevgisi de zarar verir, bilgileri zaten bilinçsizce.
Hiçbir şey anlamadım, bu yazılanlar ne? mana böyle oldu bu şairce.
Şair böyle söyleyesi, insan nereye koşuyorun anlatımıdır bu şiirce.
Bir bataklığa düşmüş idealler, çıkartma beyhudeliğini akıl sezince.
Gönül coştu kalem yazdı, Uruhlar manayı dolandı, anla ki bu sufice.
----- O -----
İdealler veya Dinler tercih meselesidir, öyle kaldığı sürece de güzeldir. İsteyen istediğini seçer/seçsin.
Lakin bu tercih meselesi, ölüm kalım meselesi olunca, bendensin yahutta değilsine dönüşünce iş çığırından çıkar !...
Sonuçları ortada, insanı KUTSAYAN abartılı ilkeler yüzünden, DOĞA inim inim inlemektedir !...
Çıkan SANAL kavgalar yüzünden de gerçek görülememektedir.
Tek gerçek vardır... O da DOĞA 'ya farkında ya da değil, toplu tecavüz edilmektedir.
Gerisi boş hikayelerdir, gerçeği örtmek, suçumuzu gizlemektir.
Ne insanı kutsayın! Ne de ömrünü uzatın!
DOĞA 'ya bakın!
"Güçlü olan ayakta kalır!"
İNSAN 'a bakın!
"Zayıf olan da ayakta kalır!"
Bir yanlışlık yok mu bu işte ?!
|
Önce şiir için teşekkür ederim
Güç meselesini ben şu şekil düşünüyorum.
Söz konusu doğaysa ve doğallıksa güçlü olan ayakta kalıyor görünüyor.
Olayı günlük, anlık olarak değerlendirirsek kısmen dogru olabilir, ancak dünyanın işleyiş biçimini genel olarak ele alırsak güç dengesi koşulları bütün canlıların varlığını sürdürmesine müsaade ediyor.
Örnegin etçil karşısında şansı olmayan otçullar varlığını gayet düzenli sürdürebiliyor.
Tabi bahsettiğim gibi bu durum doğa ve doğallık içinde geçerli.
Bedenen çok da güçlü olmayan insan zekasının "Farklı" olması bir başka gücü söz konusu hale getiriyor.
İnsan zekasının sanıldığı gibi çok ilerde olmayıp sadece farklı olması bahsettiğim dengeyi bozarak yok edebiliyor.
Doğayı bozma ve yok etme gücü bir güç olsa da üstün bir güç şeklinde lanse edilmesi kendimizi kandırmaktan öte gitmiyor.
Zira bir kurbağa sesine dahi muhtaç iken, dünyayı katletmenin acı dönüşünü idrak edemeyecek kadar zavallıyız.
Eğeç güç buysa, ayakta kalma buysa, yanarım da insan olduğuma yanarım...
|

14-01-2017, 01:32
|
 |
Üye
|
|
Üyelik tarihi: 19 Jan 2014
Bulunduğu yer: Hayret!
Mesajlar: 4.039
|
|
Pyrrhon´isimli üyeden Alıntı
Sevgili Felasife, doğayı konuşturan insan, insanı konuşturan doğa. Bu anlamda doğa, 'güçlü olan ayakta kalır' dediği kadar 'zayıf olan ayakta kalır' da diyor, bazen ikisi de kalmaz diyor, her şeyi diyor, asılda ne dediği de belli değil, büyük ihtimalle de hiç bir şey demiyor, bu yüzden de insan ona 'doğa' diyor 
|
Çok şey diyor sevgili Pyrrhon, zayıf olanı hayat hakkı tanımaz doğa, heybetli bir arslan bile ayağına batan bir dikenden dolayı ölüp gidebiliyor. O kadar pamuk ipliğinde yaşıyor hayvanlar, bu hepsi içinde geçerli tabi.
Şu içinde bulunduğumuz kış şartları bile, en zayıfları temizliyor adeta, ve bu yaşlı dünyada bundan çok daha sert dönemleri de olmuştur, yazları da kurak olmuştur ama genede bunları en güçlüler atlatabilmiştir.
En güçlüler derken bunlar bedenen en güçlüler.
Bir nevi evrim dediğimiz bu yapı en güçlünün testidir, zayıfın bu sistem de yeri yoktur. İlerleme şansıda yoktur.
Göç eden hayvanlar bile hasta, sakat olanı beklemiyorlar, geriye bir iki bakıyorlar, baktı ki gelmiyor, onlar göçe devam ediyorlar.
Bu sistemde en olmadık işi yapan insan ne yazık ki, zayıfı ayakta tutmak için elinden geleni yapıyor.
Ve bunun neye yol açtığının farkında da değil.
Ha insan bu doğayı tamamen yok edebilir mi? anca kendini yok eder, doğa gene en alttan başlamasını bilir ama İnsan bu hoyratlığından anlar mı? o meçhul işte.
Aslında insan kendini anlamamış, doğayı anlamaması çok değil.
Neva´isimli üyeden Alıntı
Sevgili Felasife,
Son kisim, gucten ne anladigimizla ilgilidir. Keza zayif'liktan ne anladigimizla da ilgili oldugu gibi.
|
Yani.
Aslında doğada ki en zayıf, en ezik canlı türü biziz... Bazı canlılar doğar doğmaz anasının yanında hoplar zıplarken, bizler uzun yıllar süren ebeveyn, aile içlerinde yaşarız. Bu ezikliğimizi doğaya hükmederek, adeta ondan intikam almak için kullanıyoruz.
Biz doğaya doğuştan gıcığız aslında, bilinç altımızda zayıf, hasta, çaresiziz, bunu da SANAL kavgalar üreterek, pek güzel doğayı görmemekte kullanıyoruz.
Mikropsuz, bakterisiz bir dünya hayal ediyoruz, ötesi yok! en bilgilisinden en cahilinine bu yola herkes kendini adadı. Uzun yaşamak vs.ler de cabası.
DOĞA 'yı adam etmeye çalışıyoruz! kendimiz çok adam olmuşuzya !...
Hepside DOĞA dan intikam için, acı ama gerçek bu, bizlerin gerçeği bu, bizler zayıfız, bunun faturasını da kime keseceğiz tabi ki de DOĞA!
Bu insanların en derinin de olan bir duygudur ve insanları da bu noktada yöneten bilinç altıdır. Artık o bilinç altın da doğaya karşı, nasıl bir kin varsa, beslemişse, sonuçları da ortada.
Sevgiler
Derinde ittifaklar var, yüzeye çıktıkça ayrılıklar.
Zıtlar temelde aynıdır, gayrı hikayedir ayrılıklar.
Artık yersen bu ayrılıktır, yemezsen de aynılıktır.
Aynılaşanlar ayrı olamaz, kandırmacadır ayrılıklar.
|

14-01-2017, 02:03
|
 |
Üye
|
|
Üyelik tarihi: 19 Jan 2014
Bulunduğu yer: Hayret!
Mesajlar: 4.039
|
|
bilgivehis´isimli üyeden Alıntı
Önce şiir için teşekkür ederim 
|
Eyvallah.
Aslında bu tip şiirleri yazmayı hiç sevmiyorum, hani hiç olmasa da bende hiç yazmasam dediğim bir şey bu.
bilgivehis´isimli üyeden Alıntı
Güç meselesini ben şu şekil düşünüyorum.
Söz konusu doğaysa ve doğallıksa güçlü olan ayakta kalıyor görünüyor.
Olayı günlük, anlık olarak değerlendirirsek kısmen dogru olabilir, ancak dünyanın işleyiş biçimini genel olarak ele alırsak güç dengesi koşulları bütün canlıların varlığını sürdürmesine müsaade ediyor.
Örnegin etçil karşısında şansı olmayan otçullar varlığını gayet düzenli sürdürebiliyor.
|
Aynen, doğa bu anlamda hiç kimse yaşamasın, sadece belli şeyler yaşasın da demiyor. Zaten her biride kendince acayip sistemler, algılarla da donanmış durumda, çok kolay değil doğada yaşamak, av içinde avcı içinde.
bilgivehis´isimli üyeden Alıntı
Bedenen çok da güçlü olmayan insan zekasının "Farklı" olması bir başka gücü söz konusu hale getiriyor.
İnsan zekasının sanıldığı gibi çok ilerde olmayıp sadece farklı olması bahsettiğim dengeyi bozarak yok edebiliyor.
|
Önceleri doğaya uyum şeklinde olan insan zekası, artık uyum ötesinde bir yerde, yok etme şekline dönüşmüş durumda. Bir şekilde kendini garantiye aldıya, doğadan bağımsızlaştıya (öyle zannediyor) her türlü yolu kendine mubah görmeye başladı.
bilgivehis´isimli üyeden Alıntı
Zira bir kurbağa sesine dahi muhtaç iken, dünyayı katletmenin acı dönüşünü idrak edemeyecek kadar zavallıyız.
Eğeç güç buysa, ayakta kalma buysa, yanarım da insan olduğuma yanarım...
|
Hep yanalım sevgili dost, hep yanalım !...
İnsan olmak hakikaten bu değil, üstte de dediğim gibi bilinç altı nefretiyle hareket eden insanlar sürüsü olmuşuz, dünya böyle esasında dili, dini, ırkının değişik olması hiç fark etmiyor.
İşin tuhaf tarafı da doğaya olan bu nefretimizi UNUTMUŞUZ ama bilinç altlarımız UNUTMAZ, unutmadığı için bu saçmalıkları yaşıyoruz.
İnsanları da bilinç altları yönetir.
Şimdi kime sorsan bebeklik dönemlerini hatırlamaz, çünkü en zayıf dönemlerimiz onlar, bunu herkes bilir ama hatırlamakta istemez... Kim bilir ne yanlış duygular o zamanlardan bilinç altımıza yerleşti de bugün bunlar yaşanıyor.
Sevgiler
Derinde ittifaklar var, yüzeye çıktıkça ayrılıklar.
Zıtlar temelde aynıdır, gayrı hikayedir ayrılıklar.
Artık yersen bu ayrılıktır, yemezsen de aynılıktır.
Aynılaşanlar ayrı olamaz, kandırmacadır ayrılıklar.
|

14-01-2017, 02:21
|
 |
Super Moderator
|
|
Üyelik tarihi: 22 Oct 2014
Bulunduğu yer: Platon'un Mağarası
Mesajlar: 1.906
|
|
Sevgili Felasife,
Doğa denilen, insan öznesinin de kurucusu değil mi? veya insana, onun aksiyonlarını koşullayan psiko-fiziksel yetileri bahşeden, çevresel faktörleri dayatan da aynı doğa değil mi? İnsanı doğadan yalıtıkmış gibi ele almanı pek anlayamadım, veya şöyle diyeyim, eğer insan denilen varoluş kipinin yaptığına-ettiğine, asli-zeminde doğa yapıyor-ediyor/koşulluyor denmezse, epistemolojik anlamda düalizme sapılmış olur, fakat modern biyoloji buna pek olanak tanımıyor artık.
Ben de içgözlemin kurbanıyım.
Sylvia Plath
Her bir sözcük, sessizlik ve hiçbirşeyliğin içinde gereksiz bir leke gibi...
Samuel Beckett
Uzun ince bir yoldayım, gidiyorum gündüz gece...
Aşık Veysel
Tekrar ede ede bitirilemeyen keşif, tekrar ede ede bitirememenin keşfine dönüşür.
Maurice Blanchot
İletişim, bir iletişimsizlik düzeneğidir.
Lacan
Sonuçta hepsi kendini kandırmaktan ibaret, öyle değil mi..?
Marilyn Monroe
ex nihilo nihil fit
il n'y a pas de hors-texte
|

14-01-2017, 03:00
|
 |
Üye
|
|
Üyelik tarihi: 19 Jan 2014
Bulunduğu yer: Hayret!
Mesajlar: 4.039
|
|
Pyrrhon´isimli üyeden Alıntı
Sevgili Felasife,
Doğa denilen, insan öznesinin de kurucusu değil mi? veya insana, onun aksiyonlarını koşullayan psiko-fiziksel yetileri bahşeden, çevresel faktörleri dayatan da aynı doğa değil mi?
|
Dayatıyor elbette ama biz bunu terste kullanıyoruz, bir zamanlar ayakta kalma olarak gelişen yetenekler, artık ben sana ayar çekeceğim diye evrilmiş, seni adam edeceğim diye bir mantığa oturmuş.
Doğmayanı doğurtmak, öleni öldürtmemek gibi ilkeler benimsemişiz, bundan da çok memnunuz.
Mesela pek çok hayvan da çevreyi, suyu kirletir filan, doğa zaten kirletmeyin de demez, yaşam nihayetin de kirletme üzerinde de ilerler.
Ama nedir, işin cılkını çıkartmak yoktur. İnsan da aklıyla övünür!
Birisi Çukçilerdi galiba, oraya gitmiş, küçük bir toplum bu, orada da üşütmüş biraz. Yaşlı bir kadın bir ot tarif etmiş, bundan getir sana iyi gelir demiş.
Tabi bizimkisi hazır bulmuşken otları toplaya bildiği kadar toplamış, memlekete de götürüm mantığıyla, köye gelince yaşlı kadın çok kızmış buna.
1 günlük toplayacaktın !!
Neticede doğa kimsenin babasının malı değildir, sahipsiz diye de istediğimi yaparım diyede düşünmemek gerekiyor.
Doğada YARIN kavramı da çok yoktur, bir etçil tüm sürüyü öldürmez, o günlük neyse onu avlar. Sonra yarın gene kovalar nasibini.
Bizler ise YARINLAR üzerinde kavgalar da ederiz, veya 100-150 yıl yaşamın yollarını ararız. Arayanlara destek oluruz vs.
İnsanlar bugünlerini asla yaşamıyor, idealler, dinler onları hep YARINLARA itiyor.
Bunu bize öğreten doğa değil, onda yarın kavramı yok, bunu biz kendimiz icat ettik, ortak bilinç bu...
Ve bu ortak bilinci ayakta tutmak için elimizden geleni de yaparız.
Pyrrhon´isimli üyeden Alıntı
İnsanı doğadan yalıtıkmış gibi ele almanı pek anlayamadım, veya şöyle diyeyim, eğer insan denilen varoluş kipinin yaptığına-ettiğine, asli-zeminde doğa yapıyor-ediyor/koşulluyor denmezse, epistemolojik anlamda düalizme sapılmış olur, fakat modern biyoloji buna pek olanak tanımıyor artık.
|
İstesede yalıtık olamaz ama nedir, UYUMSUZDUR, hal böyle olunca da doğa moğa takmaz, dinlemez, zerre de vicdan azabı duymaz.
Mikropsuz yaşayacağım diye, uzun yaşayacağım diye doğaya salınan kimyasalın haddi hesabı yok.
Bu konuda bir belgesel vardı, cinsellikle ilgili ilaçların nasıl tahribat yaptığını, mikro organizmadan balıklara o canlılarda ki cinselliğin karma karışıklığı ile ilgiliydi.
Ve hiç bir devlet bu tip bir filtreleme de uygulamıyormuş.
Valla modern bilim açısından doğa en son da ki bir şey, öncelik insanda. Doğa asla ilk seçenek değil. Öyle olsaydı mesela bu cinselliğin doğaya verdiği tahribata karşın, o ilaçlar üretilir miydi?
İlaçların prospektüsün de DOĞAYA zarar verir ile ilgili tek bir madde yoktur.
Ama o ilaçlar çoğunluğu doğayı, değil yan etki; mahveder, ediyor da zaten.
Hastaneler tıkış tıkış, eczaneler her yerde, gece gündüz açık, sürekli ilaç tüketimi ve tabi ki kanalizasyonlarla DOĞAYI KİRLETMECE.
Bu bir kutsal bir görev olsa, herkesi asla toplayamazsınız, bu hakikaten bam-başka bir şey.
Sevgiler
Derinde ittifaklar var, yüzeye çıktıkça ayrılıklar.
Zıtlar temelde aynıdır, gayrı hikayedir ayrılıklar.
Artık yersen bu ayrılıktır, yemezsen de aynılıktır.
Aynılaşanlar ayrı olamaz, kandırmacadır ayrılıklar.
|

12-08-2017, 02:51
|
 |
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
|
|
Üyelik tarihi: 28 Dec 2010
Bulunduğu yer: Istanbul
Mesajlar: 8.551
|
|
"Bildiğini bilen adam", yani insan, ilerleyen yaşlarında ölümün yaklaştığını biliyor. Yaşamdan özet çıkarmaya çalışıyor. Bazı başlıkların, paragrafların altını çiziyor. Varoluşa, kendi varoluşuna anlam bulmaya, varolmuşlar arasında ilişki kurmaya çalışıyor. Güçlü sentezler üretmiş olanların izini takip ediyor, bunlardan yararlanarak kendi sentezlerini oluşturuyor. Sentezlerini sözlü veya yazılı olarak sonrakilere aktarıyor.
(Sanırım) Bildiğini bilmenin laneti veya doğal sonucu bu.
Kaçınılmaz yok oluşa gittiğini biliyor.
Varolmaya değer verdiyse yok olacağını bilmek bir lanet, değer vermediyse huzur ve kabul ediş. Belki de yaşamda tek gerçek eşitliğin ölümle sağlandığını bilmenin huzuru.
Taklitçi olmayan bir sufinin dinle-ahiretle işi olacağını ne düşünürüm, ne yakıştırırım.
Bir arınma seviyesi, bir bedensizlik hali, bedeni dürtülerin-bedeni uyarıların bastırılması hali olarak görürüm.
Bu seviyeye az insanın ulaşabileceğini düşünürüm.
* Bir ben vardır bende, benden içeri. (Yunus Emre)
* Gören bizi sanır deli, usludan yeğdir delimiz. (Muhy-i)
* Kadınlar insan, biz insanoğlu. (Neşet Ertaş)
* Bu otobüs de benim Maserati'm, halkımla birlikte kullanıyoruz. (Tuncel Kurtiz)
* Rahat yaşamak uğruna gerçeği mezara mı götüreyim; halka gerçeği anlatmak uğruna ölümü mü göze alayım? (Turan Dursun)
* Beneath this mask there is more than flesh, beneath this mask there is an idea Mr Creedy, and ideas are bullet-proof. (V for vendetta)
* O iyi insanlar, o güzel atlara binip çekip gittiler. Demirin tuncuna, insanın piçine kaldık. (Yaşar Kemal)
* Sen yanmazsan, ben yanmazsam, biz yanmazsak, nasıl çıkar karanlıklar aydınlığa. (Nazım Hikmet Ran)
* Çin'den İspanya'ya, Ümit Burnu'ndan Alaska'ya kadar her milli bahride her kilometrede dostum ve düşmanım var. Dostlar ki; bir kere bile selamlaşmadık, aynı ekmek, aynı hürriyet, aynı hasret için ölebiliriz.. (Nazım Hikmet Ran)
* Bir insan size alın teriyle zengin olduğunu söylerse, ona şunu sorun; kimin alın teriyle?.. (Don Marquis)
|

12-08-2017, 12:51
|
|
Üyeliğini Sonlandırmış
|
|
Üyelik tarihi: 15 Aug 2013
Mesajlar: 2.836
|
|
Sn Felâsife; siz de "Sûfi" misiniz ?
|
Yetkileriniz
|
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.
HTML-KodlarıKapalı
|
|
|
Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 00:34 .
|