spartacus´isimli üyeden Alıntı
velhelebe, Buda demişsin v.s.
Özünde, ihtiyaç, gereklilik, zorunluluk olmadıkça, eylemi de anlam taşımaz.
O bakımdan kendimizle yüzleşmek diye genel, muğlak bir yaklaşım anlamsızdır, doğru soru, hangi konuda ile başlamalıdır. Kısaca muğlak söylemlerden, muğlak yargılar üretmek anlam taşımıyor.
Buda'yı boşver, gelinen noktada dinleştirilip, içeriği olabildiğince değiştirilmiştir...
Acıktığın için yiyecek, uykun geldiği için uyuyacaksın -o felsefenin özünde bunlar vardır ve Tao felsefine bakmak gerekir.
Örneğin her gün şu saatte uyumak, bu satte kalkmak, insan doğasına uygun değil, ancak günümüz koşullarında mecbur kalırız. Peki doğrusu nedir? Uykun ne zaman gelirse o zaman uyuyacaksın, saati geldiği için değil, uykun geldiği için uyursun, saati geldiği için değil, acıktığın için yersin... Bir konuda kendinle yüzleşmen gerekirse, o zaman yüzleşeceksin, yüzleşmek için yüzleşmek diye bir şey anlam taşımaz(dostlar alışverişte görsün, laf ola beri gele v.s. anlam taşımaz).
Şu koçluk eğitimi, yok bilmem ne psikolojisi sömürgenlerinden de uzak durmak gerekir, onlar sadece, ama sadece hayallerinizin, zaaflarınızın, zor anlarınızın ticaretini, umut tacirliği yapar ve etkisi daha da olumsuz, eylemsiz, çaresiz koşullara maruz kalmanıza, olanaklarınızın, elinizden gelebileceklerin, bir şeyler yapma(eyleme geçme), çaba, emek, durumsal farkındalığın körelmesine de yol açar. Bu ekmek, köfte yok, öyleyse köfte olduğunu düşün, her gün ekmeğimde köfte var dersen, köfte varmış gibi veya köfte olacaktır, ekmekte mi yok, elinde ekmek, içinde köfte olduğunu düşün, şimdi yiyebilirsin. Neyi? Zokayı. v.s...
|
Konu ayrımı yapmak ve sınır çizmek güzel. Fakat bazen birden fazla konuda tökezleme oluyorsa bunun ortak bir nedenden kaynaklandığı ortaya çıkabilir. Yani kendi duygularımızdan, düşüncelerimizden kaçmak bir nevi. Kendi benliğine yabancılaşmak. Kendi kendini engellemek.
Üstte beliren olumsuz duygular, korku falan varken altta gerçek duygularımız, benliğimiz olabiliyor. İnsan olmak kitabında Engin Geçtan, içsel yaşantılarını tanımak ve buna göre hareket etmeyi salık veriyor. Kendinle yüzleşmek ve kendini kabul edememenin verdiği acıyla yüzleşmekten söz ediyor. Bu yüzleşmenin nasıl bir şey olduğunu merak ettiğim için başlığı açtım. Kendisinin önerdiği ya da çerçevesini çizdiği az buçuk bir şey var, bastırılan duyguların farkına varıp buna göre davranmamak, savunma mekanizmalarını anlamak. Tabi anlamak yeterli değil diyor, olay anında anında tepki vermek gerekiyor, anında anlamak, bunu otomatikleştirmek.
Engin Geçtan'ın verdiği bir örnekten söz edeyim. Mesela sevilmek, kabul edilmek isteyen birisi aslında bilinçdışında reddedilmek ister. Çünkü düşmanlık duygularına sahiptir dünyaya karşı. Dolayısıyla kabul edilirse suçluluk duyacak, bu yüzden farkında olmadan reddedilmek için elinden gelen her şeyi yapar. Ama bunun kendinden kaynaklandığını asla göremez, dışardakilerin kendini reddettiğini düşünür ve bunun için kanıtlar arar ve bulur da. Bu harika bir örnek.
Koçluk eğitimi, bişey psikolojisi derken kişisel gelişim kitaplarından mı söz ediyorsunuz? Bilimsel olan terapi yöntemlerinin kitaplarını da dahil ediyor musunuz? Örneğin bilişsel davranışçı terapi? İyisi ile kötülerini ayırt ediyor musunuz? Bu gibi kitapların ne gibi sakıncaları var sizce? Öğrenilmiş çaresizlik mi?