Turan Dursun Sitesi Forumları
Geri git   Turan Dursun Sitesi Forumları > Bilim > Teknoloji & Elektronik

Cevapla
 
Başlık Düzenleme Araçları Stil
  #11  
Alt 03-12-2024, 18:21
spartacus - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
spartacus spartacus isimli Üye şuanda  online konumundadır
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 06 Apr 2006
Mesajlar: 13.700

Onur Üyeliği 

Standart

dine mine ne´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
Sorunun yapısı, Tanrı'nın varlığını insanlara tepki verme zorunluluğuna bağlayarak bir önkabul yaratıyor. Bu, yanlış bir çerçeve. Tanrı'nın var olup olmadığını değerlendirmek için, Tanrı'nın mutlaka insanlara müdahale etmesi gerektiği fikri bir zorunluluk değil. Bu, Tanrı'nın varlığına ilişkin nesnel bir yargı değil, ön kabul ve beklentiye dayalı bir çıkarımdır.
Kısaca uydurmadır, safsatadır, çıkarım değil. Söylemin mantık dışı, çıkarım nasıl yapılır? Elinde nesnel bulgu, veri, gözlem olmak zorunda, yoksa bütün evreni ve doğayı ben yarattım diyorum, haydi dedim, nasıl vardın bu çıkarıma. Yahu sadece şartşandırılmış korkularla, arzularla da soslanmış inançtır(aldanmadır, ne zaman, nasıl çıkarım olur, ortada 1 tanrı ve bunca eylemine dair en azından -özne, fail odaklı- gözlemin olduğunda, illa kaşı, gözünü görmen gerekmiyor. hava kapalı, şimşekler çakıyor vb. yağmur yağabilir bu çıkarımdır, ön kabul de olabilir, ben varsam annem, babam var bu da bilinendir, çıkarımda olabilir, ama ben varsam yaratan var, ağaç varsa Pinokyo var, alice var, Noel Baba var, bütün masal kahramanları var çıkarım değil safsatadır(mantık hatasıdır), uydurmadır, saçmadır. Daha en başında temele konan yaratmak fiili saçmadır. Kısaca failin gibi, temel dayanakların da saçma...)

Ön kabul dahi değildir, çünkü çocukları korkuttuğun öcü, bücüler gibi, önce yaratılmış olduğuna şartlandırıyor, sonra madem yaratılmış, demek ki yaratan var diye şartlandıryorsun, sonrada binbir çeşit yalan, dolan masal, buyruk, nasıl bir akıl, mantık ise.

Varlık yaratılmış değil ortadadır, devinir, namına başlangıç diye bir şey söz konusu olamaz, çünkü zaman ortadaki devinimden açığa çıkan değişime bağlıdır vb. bakınız çıkarım böyle yapılır... Yoksa sen sonsuza kadar tanrı uydurabilirsin...

Daha nasıl izah edilir ki... Neyin kabulü, ne gereği var, mantık örgüsü dahi temelden yanlış, safsata. Şimdi soracam tanrıyı kim yarattı diye, o yaratılmadı vb. direk üfüreceksin, böyle ön kabul, çıkarım olmaz... Başta burada yanlış olan YARATMAK kelimesidir, böyle bir şey yok, bu sadece farazi...

Sersemler akıllıların 7 yılda cevaplandıramayacağı soruları 1 günde sorarlar.
-------
Korku ve menfaat dalkavukluğa yol açar.
-------
İnsan korktuğuna ya da arzuladığına çok kolay inanır. La Fontaine
-------
Öküz tahta çıkarsa padişah olmaz, saray ahır olur. Çerkes Atasözü
-------
Akıllı bizi arayıp sormaz, aptal bacadan akar.
------
Su dağları kemirir, vadileri doldurur.
------
Aslanlar kendi tarihçilerine kavuşuncaya kadar kitaplar avcıyı övecektir.
------
Hürriyet, başkalarına vermedikçe alamayacağımız tek şeydir. William Allen White
------
Belki söylendi herşey,/ belki de gece bekleniyor/ yazılsın diye aynı cümle. Tüm nedenleri yeryüzünün/ bir çakıltaşına takılıp kaldı. Esteban
------
Sıradan insan kendini evrenin merkezi yapmanın yolunu arar; bilge kişinin evreni onun merkezindedir. Lao Tzu
Alıntı ile Cevapla
  #12  
Alt 03-12-2024, 23:02
dine mine ne dine mine ne isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Yasaklandı
 
Üyelik tarihi: 21 May 2015
Mesajlar: 1.732
Standart

spartacus´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
Kısaca uydurmadır, safsatadır, çıkarım değil. Söylemin mantık dışı, çıkarım nasıl yapılır? Elinde nesnel bulgu, veri, gözlem olmak zorunda, yoksa bütün evreni ve doğayı ben yarattım diyorum, haydi dedim, nasıl vardın bu çıkarıma.
Tanrı'nın varlığını anlamak için bilimsel gözlem ve nesnel kanıt istiyorsun. Ancak bu, Tanrı'nın varlığı gibi metafizik bir konuyu yanlış bir alanda değerlendirmek demektir. Tanrı'nın varlığı bilimin ötesinde bir meseledir. Bu yüzden, bilimi metafizik bir kavramı çürütmek veya kanıtlamak için kullanman hatadır.

Yaklaşımın, felsefi anlamda diyalektik bir yapıdan ziyade tek boyutlu bir materyalist anlayışa dayanıyor. Dialektik bir felsefi sistem, karşıt tezlerin ve daha derin anlamların bir arada değerlendirilmesini gerektirir. Oysa burada, Tanrı'nın varlığı bir varsayım olarak reddediliyor ve bilimsel ispat talebiyle sınırlı bir argümana indirgeniyor. Ancak bu, dialektik bir sorgulama değil, daha çok indirgemeci bir düşünce tarzıdır ve metafiziksel soruları ele almada yetersiz kalır.


Argümanını, "metafiziksel bir varlık ancak fiziksel dünya üzerinden anlaşılabilir" ön kabulüne dayandırıyorsun. Bu, mantık hatasıdır çünkü metafizik bir varlığı fiziksel dünya üzerinden açıklamaya çalışmak yanlış olur. Bu yaklaşım, Tanrı'yı tamamen fiziksel bir varlık olarak anlamaya çalışarak metafizik doğasını göz ardı eder.

"Varlık yaratılmamıştır, devinir" gibi bir önermede bulunuyorsun ama bu önerme de herhangi bir nesnel kanıt sunmuyor; metafizik bir iddia sadece. Eğer Tanrı'nın varlığına dair kanıt istiyorsan, kendi iddianı da aynı şekilde kanıtlaman gerekir. Bunu yapamıyorsan, argümanın geçersiz olur.

Metafiziği dışlayarak, aslında bilginin doğasına dair çelişkili bir tutum sergiliyorsun. Metafizik soruları göz ardı ederek, insan aklının "neden?" sorusuna verdiği anlam arayışını bastırmak istiyorsun. Oysa varoluşun temelinde yatan "neden?" sorusu, bilimin cevap veremediği bir konudur. Bu nedenle varoluşun nedenine dair sorular, daha çok metafizik ve felsefi bir sorgulama gerektirir. Argümanın, hem yöntemsel hem de mantıksal açıdan sorunlu.

Materyalistler genellikle Tanrı'nın varlığı için somut bir kanıt isterler, ancak aynı zamanda her şeyin şans eseri olduğunu iddia ederler. Örneğin: "Her şey tesadüfen olmuştur." Bu iddia, gözlemlenebilir veya nesnel bir kanıt gerektirmez mi? Eğer şansa dayalı bir açıklama, kanıt olmadan kabul edilebiliyorsa, neden Tanrı'nın varlığı için metafiziksel bir açıklama kabul edilmesin? Bu çelişki, materyalistlerin tutarlılığını zedelemiyor mu?

Somut kanıt talep edip, "tesadüf" gibi soyut ve gözlemlenemez bir kavramı bilimsel gerçeklik gibi sunmak hem mantıksal hem de yöntemsel bir çelişkidir. "Tesadüf", olaylara yüklenen bir yorumdur; kendi başına ne fiziksel bir olguya işaret eder ne de nesnel bir açıklama sunar.

Öte yandan, Tanrı'nın varlığını düşünmek, rastgele bir inanış değil, diyalektik bir kıyaslamanın sonucudur.
Alıntı ile Cevapla
  #13  
Alt 04-12-2024, 00:03
Khaos Khaos isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 12 Jun 2009
Mesajlar: 5.575
Standart

Ulan ibine

Metafiziksel "varlık" nası oluyo.

AMK kaşarı, kaç kuruşa entri giriyosun söyle, aylık gelirini bi saatde kazandırayım sana.
Alıntı ile Cevapla
  #14  
Alt 04-12-2024, 08:06
spartacus - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
spartacus spartacus isimli Üye şuanda  online konumundadır
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 06 Apr 2006
Mesajlar: 13.700

Onur Üyeliği 

Standart

dine mine ne´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
Tanrı'nın varlığını anlamak için bilimsel gözlem ve nesnel kanıt istiyorsun. Ancak bu, Tanrı'nın varlığı gibi metafizik bir konuyu yanlış bir alanda değerlendirmek demektir. Tanrı'nın varlığı bilimin ötesinde bir meseledir. Bu yüzden, bilimi metafizik bir kavramı çürütmek veya kanıtlamak için kullanman hatadır.
Ben senden öyle bir şey istemedim, uydurukların için ÇIKARIM diye YALAN söyleyen sensin. Haliyle çıkarımın ŞARTLARI, KOŞULLARI, dayanağı olur, öyle bir yerinden Pinokyo üfürüp, çıkarım diyemezsin... Ağaçların varlığı, Pinokyonun varlığı anlamına gelmez, sen önce bu türden akılsız, mantıksız, zekasız, ahmak safsatalarından kurtul...

Tanrının varlığı, yokluğu bilimin ötesinde bir meseledir demişsin doğru, çünkü masaldır ve orada bilime şans, yer yoktur. Yani bilim mümkün olamadığı gibi bu zırvalarında akıl, mantık da mümkün değildir... Bari yalan söyleme, çarpıtma, aslında konu edilebilir bir tarafı dahi yok... Kafa şişiriyorsun...

Hadi buyur, varlığı ve yokluğu ben yarattım, al sana kaya, nerene dayarsan daya... İnkar mı edeceksin? Edemezsin, şimdi uslu bir köle, hatta koyun ol - zira bu benim buyruğumdur... Nasıl, şimdi vardın mı tanrı olduğum çıkarımına?
dine mine ne´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
Öte yandan, Tanrı'nın varlığını düşünmek, rastgele bir inanış değil, diyalektik bir kıyaslamanın sonucudur.
Cahil bilmez uydurur türünde bir argüman, başka söze gerek yok. Neyi kıyas ediyorsun?

Ağaç varsa o halde Pinokya vardır diyorsun, ne diyalektiği, ne felsefesi, seninkisi düpedüz akıl, mantık dışı bir safsata saplantısı... Kötü edebiyatı bırak, nesnel bir veri sunamayacaksan masallara karnımız tok... Tanrı yaratmışmış, neyi?

Tamam her şeyi geçtim, varlık-yokluk yaratılamaz, zira tüm fiillerin(eylemlerin) bu sayede, haliyle bir başlangıçtan söz etmek dahi saçmalıktır, zira bir başlangıçtan söz etmek için varlığın devinimlerinden soyutladığın zaman kavramına muhatçsın -bak bilim demiyorum, gayet basit mantık yürütüyoruz...

Peki başka bir soru, diyalektik(bu kelimeyi de istimar ediyorsun) kıyasınla cevap ver, tanrı bu sınırsız uzay(sınırında şu var desen dahi, o da bütünün(uzayın) parçası olur) ve evreni ne zaman yaratmış? Ne kadar zaman beklemiş? Ona bu irade, yeti, masal üfürüğü metafizik uydurukları dahi gerçekleştirdiği iddia edilen absürt yetenekleri kim, ne zaman, nasıl vermiş? ...+n(sonsuz)

Sersemler akıllıların 7 yılda cevaplandıramayacağı soruları 1 günde sorarlar.
-------
Korku ve menfaat dalkavukluğa yol açar.
-------
İnsan korktuğuna ya da arzuladığına çok kolay inanır. La Fontaine
-------
Öküz tahta çıkarsa padişah olmaz, saray ahır olur. Çerkes Atasözü
-------
Akıllı bizi arayıp sormaz, aptal bacadan akar.
------
Su dağları kemirir, vadileri doldurur.
------
Aslanlar kendi tarihçilerine kavuşuncaya kadar kitaplar avcıyı övecektir.
------
Hürriyet, başkalarına vermedikçe alamayacağımız tek şeydir. William Allen White
------
Belki söylendi herşey,/ belki de gece bekleniyor/ yazılsın diye aynı cümle. Tüm nedenleri yeryüzünün/ bir çakıltaşına takılıp kaldı. Esteban
------
Sıradan insan kendini evrenin merkezi yapmanın yolunu arar; bilge kişinin evreni onun merkezindedir. Lao Tzu
Alıntı ile Cevapla
  #15  
Alt 04-12-2024, 17:42
Singularity Singularity isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Yasaklandı
 
Üyelik tarihi: 20 Jul 2011
Bulunduğu yer: Ying Evreninin Tek Yang Bilgini
Mesajlar: 930
Standart

dine mine ne´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
Sorunun yapısı, Tanrı'nın varlığını insanlara tepki verme zorunluluğuna bağlayarak bir önkabul yaratıyor. Bu, yanlış bir çerçeve. Tanrı'nın var olup olmadığını değerlendirmek için, Tanrı'nın mutlaka insanlara müdahale etmesi gerektiği fikri bir zorunluluk değil. Bu, Tanrı'nın varlığına ilişkin nesnel bir yargı değil, ön kabul ve beklentiye dayalı bir çıkarımdır.
Soru tanrının davranışını belli bir ön kabule dayandırdığı için varlığı yada yokluğu hakkında bu ön kabullere dayanarak varsayımda bulunmak kolay. Fakat bunda bir sorun yok. Bunun sebebi, ortak dil kullanma ihtiyacıdır. Tanrı nedir diye sorduğumuzda her şeyi yarattığı (yaratma diye bir olay varsa,ki ben bu olayın kendisinin varlığına karşıyım) varsayılan kişidir.

Senin algıladığımız tanrı kavramı bu olmayabilir. Mutfak robotu olarak kullanilabilecek köle sınıfından bir varlıktır da diyebilirsin. Ama bu, genelin anladığı Tanrı kavramıyla örtüşmez. Bu senin kafandaki Tanrı kavramıdır. Bu kavramı genelden ayırmak için ona başka bir isim verebilirsin.

Örneğin benim dünya görüşümde Tanrı kavramı dünyaya müdahale etmez ve bir simülasyoncu dünyayı idare eder. Elon Musk'a göre bu ihtimal bir milyarda 999.999.999'dur. Elon Musk'cu değilim bu arada. Ama bu konuda benim gibi düşünüyor. Sen de ayrı bir Tanrı kavramı yaratırsan onun üzerinden konuşabiliriz.

Ben varsayılan Tanrı kavramını, insanların en genel tanımına dayanarak ChatGPT'ye sordum ve tanrı yoktur cevabı aldım. Mutfak robotunu sorsaydım muhtemelen yanıtı farklı olacaktı.
Alıntı ile Cevapla
  #16  
Alt 04-12-2024, 20:27
dine mine ne dine mine ne isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Yasaklandı
 
Üyelik tarihi: 21 May 2015
Mesajlar: 1.732
Standart

spartacus´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
Peki başka bir soru, diyalektik(bu kelimeyi de istimar ediyorsun) kıyasınla cevap ver, (sonsuz)

Hiçbir şekilde maddenin yokluğunu ya da hareket ve etkileşimlerin geçersiz olduğunu iddia etmiyorum. Söylediğim şey şu: Maddi dünya, anlamını ve işlevselliğini metafiziksel bir bağlamda kazanır. Maddi varlık ve metafiziksel kavrayış birbirini tamamlar; biri diğerinden tamamen bağımsız düşünülemez.

Senin verdiğin örnekler, örneğin dünyanın dönmesi veya bir elektronun varlığı-yokluğu, tamamen fiziksel süreçlerle ilgili ve ben buna karşı çıkmıyorum. Elbette ki bir şeyin varlığı ya da yokluğu bizden bağımsızdır, ve fiziksel gerçeklik biz fark etmeden de işliyor. Ancak burada vurgulamak istediğim şey, fiziksel gerçekliğin anlam kazanabilmesi için zihinsel bir kavrayışa, yani metafiziksel bir boyuta ihtiyaç duyulduğudur.

Daha açık bir örnekle anlatayım: Dünya dönüyor. Bu fiziksel bir gerçek. Ama 'dönme' kavramını ve bunun anlamını biz zihnimizde oluşturuyoruz. Fiziksel hareket orada, evet, ama bu hareketin bir anlam kazanması, bir 'dönme' olarak algılanması metafiziksel bir süreçtir. Dolayısıyla, maddi dünya ve metafiziksel algı birbiriyle iç içedir.

Tabiki dediğin gibi örneğin, bireysel özelliklerimiz, niteliklerimiz ve bunların sergilenmesi, varoluşumuzla birlikte anlam kazanıyor. Ancak bu, maddi ve metafiziksel süreçlerin birbirini tamamladığı gerçeğini değiştirmez. Maddi süreçler, tek başına bir 'anlam' taşımaz; bu anlam, zihinsel ve metafiziksel düzeyde şekillenir.Benim derdim çarpıtma yapmak değil; tam tersine, her iki boyutun (fiziksel ve metafiziksel) birbiriyle ilişkili olduğunu göstermek.

Dialektik bakış açısına göre, hem metafizik hem de madde, birbirlerini tamamlayan iki yönü temsil eder. Her ikisi de tek başına bağımsız, kendiliğinden var olabilen şeyler değillerdir. Birbirleriyle olan etkileşimleri, hem anlam hem de varlık düzeyinde birbirlerini şekillendirir.

Metafizik ölçülebilir bir şey değildir çünkü o soyut bir kavramdır, form, anlam, düşünce gibi unsurları içerir. Fiziksel dünya ile doğrudan bağlantısı olmadığı için, deneyimlediğimiz soyut gerçeklikleri tam olarak ölçmek veya somutlaştırmak mümkün değildir. Bu, metafiziği fiziksel dünyadan ayıran bir özelliktir.

Madde de, kendiliğinden var olan bir şey değildir. Maddi dünyanın bileşenleri de, örneğin atomlar, parçacıklar, bunları oluşturan enerji ve süreçler, bağımsız bir şekilde tam anlamıyla "kendiliğinden" bir şey değildir. Bu bileşenler, bir araya geldiklerinde anlam kazanır, etkileşimleri bir bütünü oluşturur. Yani, madde de tıpkı metafizik gibi, varlığını anlamlı kılacak bir bağlama ve ilişkiler ağlarına ihtiyaç duyar.

Metafizik ve madde arasındaki ilişkiyi şu şekilde açıklamaya çalışayım.

A ile B'nin etkileşimi fiziksel. Ancak benim vurguladığım nokta, bu fiziksel etkileşimlerin bir anlam ve düzen kazanmasının, gözlemci (yani 0) tarafından mümkün kılındığıdır. A ve B, madde olarak birbirleriyle etkileşime girer; ancak bu etkileşimlerin, bir düzen ya da hareket olarak kavranması ve anlamlandırılması gözlemci tarafından yapılır.

Burada gözlemciyi (0) harekete geçiren bir faktör olarak ele alıyorum. Gözlemci, kendisi "doğrudan" fiziksel degil, çünkü fiziksel süreçleri ve etkileşimleri 'anlamlandırma' işlevi, fiziksel varlığın ötesinde, metafizik bir bağlam gerektirir. Bu nedenle 0, sadece etkisiz bir 'hiçlik' değil, aynı zamanda anlamlandırmanın kaynağıdır.

Bu, dialektik bir ilişkiyi gösterir: A ve B'nin maddi etkileşimleri kendi başlarına anlamlı değildir; 0 (gözlemci) bu etkileşimleri anlamlı hale getirir. Dolayısıyla, ne 1'ler (madde) ne de 0 (gözlemci) tek başına yeterlidir. Her ikisi de birbirini tamamlayarak, hareketin ve anlamın var olmasını sağlar.

Aynı şekilde bir gözlemci olmadan (0), dünyanın döndüğü bilgisi anlam kazanamaz. Dünya, fiziksel olarak dönmeye devam ederdi, ancak bu hareketin bir anlam ifade etmesi ve kavranması için bir gözlemci gereklidir. Yani, '0', yalnızca gözlemciyi temsil etmez; aynı zamanda anlamlandırma, farkındalık ve kavrayış sürecini de temsil eder. Bu olmadan, '1'lerin (maddenin ve etkileşimlerin) varlığı anlamsız ve düzensiz olur.

Sıfır olmadan, birler kendi başına sadece bir yığın veri ve hareket olurdu. Dünyanın dönmesi, yıldızların parlaması ya da suyun buharlaşması gibi olaylar 'var' olabilir, ancak bunlar gözlemcinin (0) varlığı olmadan hiçbir anlam taşımaz. Bu yüzden '0', maddenin düzenini ve anlamını ortaya çıkaran kritik bir unsurdur.

Sadece madde ile açıklanan bir dünya dönüyor olabilir, ama sıfır (gözlemci ve anlamlandırıcı) olmadan bu dönüş 'kavranamaz'. Bu açıdan, 0 ve 1 birbirini tamamlayan unsurlardır; biri diğerine öncülenemez.

Zaman ve mekan, madde ve metafizik gibi, birbirine öncelenemez. Çünkü biri olmadan diğeri bir anlam ifade etmez; adeta bir denge ve tamamlayıcılık ilişkisi içindedirler.
Alıntı ile Cevapla
  #17  
Alt 04-12-2024, 23:15
spartacus - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
spartacus spartacus isimli Üye şuanda  online konumundadır
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 06 Apr 2006
Mesajlar: 13.700

Onur Üyeliği 

Standart

dine mine ne´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
Ancak burada vurgulamak istediğim şey, fiziksel gerçekliğin anlam kazanabilmesi için zihinsel bir kavrayışa, yani metafiziksel bir boyuta ihtiyaç duyulduğudur.
Bak yine öznel, ihtiyaç duyuyor olman başka bir şeydir, ortadalık ve bunun farkındalığı başka. Yani dünya hareket halindeliği için, senin çıkıp ona dönüyor demene ihtiyaç duyuyor değil, kaldı ki bu hareket fizikidir ve yorumdan önce gelir... Sen daha neyin bilgi, yorum neyin farazi olduğunu bilmiyorsun. Yorum -> verisiz, dayanaksız olmayandır ve burada veri gerekir ve bu veriler senin iradenden bağımsız maddi, nesnel süreçlere tabidir, hatta senin varlğın, zihnin, iraden de öncelikle maddi süreçlere, iş'lere tabidir. kaldı ki, her veri => maddidir, ister tüm ilişki, etkileşimler, tepkimelerle elde edilen değer ve kıyaslarıyla maddi süreçler, ister bu süreçlerle anlam kazanan çeşitli kuvvetler veya etkiler, isterse yorumlayıcı, okuyucu, yazıcı, depolanmaları bakımından... Bu sebeple veri yoksa -> yorum da yoktur, yani tanrı yorumlanmış değil, insna tarafından hiç bir gerçeklik vasfı olmaksızın, yine insanın çeşitli yeti, özellik, eylemleri ve taklitleriyle, kontrolsüz ve akıl, mantık, izan dışı, masallar biçiminde, bütün koşullar, fizik, bilim, olanaklar, limitler hiçe sayılarak üfürülmüş, uydurulmuş, kurlasızca kombine edilmiş, üfürülmüştür. Yorum, çıkarım hatta önerme dahi değildir.
dine mine ne´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
Daha açık bir örnekle anlatayım: Dünya dönüyor. Bu fiziksel bir gerçek. Ama 'dönme' kavramını ve bunun anlamını biz zihnimizde oluşturuyoruz. Fiziksel hareket orada, evet, ama bu hareketin bir anlam kazanması, bir 'dönme' olarak algılanması metafiziksel bir süreçtir. Dolayısıyla, maddi dünya ve metafiziksel algı birbiriyle iç içedir.
Biz zihnimizde farazi olarak oluşturmuyoruz, NESNEL OLARAK GÖZLEMLİYORUZ da ve zihinsel süreçlerimiz de dahil -> MADDİ SÜREÇLERİN ÜRÜNÜ VE tüm bu süreçlere BAĞLIDIR.İnsan olarak dönme hareketi ve dünyanın varlığı ONA VERDİĞİ ANLAMDAN DA BAĞIMSIZ olarak ORTADA olduğunu kavrayabiliyor, öyle değil mi? Bu halde, ben Dünya'ya isim vermeseydim, dönüyor demeseydim, bir de anlam vermeseydim, Dünya var olmayacak ve hareket de etmeyecekti demiş oluyorsun, çünkü nesnel ile özneli, bilgi ile kurguyu ayırt edecek bir tabana sahip değilsin. Önce anla sonra edebiyat...
dine mine ne´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
Tabiki dediğin gibi örneğin, bireysel özelliklerimiz, niteliklerimiz ve bunların sergilenmesi, varoluşumuzla birlikte anlam kazanıyor. Ancak bu, maddi ve metafiziksel süreçlerin birbirini tamamladığı gerçeğini değiştirmez. Maddi süreçler, tek başına bir 'anlam' taşımaz; bu anlam, zihinsel ve metafiziksel düzeyde şekillenir.Benim derdim çarpıtma yapmak değil; tam tersine, her iki boyutun (fiziksel ve metafiziksel) birbiriyle ilişkili olduğunu göstermek.
metafizik süreç uydurma, üfürüğündür, öyle bir varlık, öyle bir süreçten ve kendi-liğinden de söz edilemez bunu geç, ayrıca konu bu değil. Maddi süreçler anlam taşımaz demişsin, TAŞIR, burada kastın neye göre yapıldığı önemli. Örneğin bir yemek tarifinde dahi tuzun ölçüsü anlam taşır, cümleleri mahiyetindne koparmdan anlamaya çalış, kaç kez dile getirdim, "-E DAİR, -E GÖRE" diye. Yani cümleyi anlamaya çalış, her gördüğün kelimeyi çarpıtıp, cüml ve amacından yalıtıp türlü, türlü safsatalar üretme! Bir masal kahramanı olarak türettiğimiz Pinokyo'yu tartışarak boşa vakit kaybetmeyelim...
dine mine ne´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
Metafizik ölçülebilir bir şey değildir çünkü o soyut bir kavramdır, form, anlam, düşünce gibi unsurları içerir. Fiziksel dünya ile doğrudan bağlantısı olmadığı için, deneyimlediğimiz soyut gerçeklikleri tam olarak ölçmek veya somutlaştırmak mümkün değildir. Bu, metafiziği fiziksel dünyadan ayıran bir özelliktir.
Saçma, ne diyeyim ki... Somutlaştırmak mümkün değildir çünkü gerçek değildir, aslında yoktur -, yani insan hayal(sınır tanımaz kombine) gücü, insanın, hiç bir kural, engel, mantık tanımaksızın yaptığı kombinasyonlarla türetimi, üfürüğüdür... Buraya kadar da sorun yok, sonuçta masal olduğunu biliyoruz, sorun bu masal ve kahramanları uydurup, uydurup, gerçek dünyaya, fiziğe dayatmakla başlıyor...
dine mine ne´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
Madde de, kendiliğinden var olan bir şey değildir. Maddi dünyanın bileşenleri de, örneğin atomlar, parçacıklar, bunları oluşturan enerji ve süreçler, bağımsız bir şekilde tam anlamıyla "kendiliğinden" bir şey değildir. Bu bileşenler, bir araya geldiklerinde anlam kazanır, etkileşimleri bir bütünü oluşturur. Yani, madde de tıpkı metafizik gibi, varlığını anlamlı kılacak bir bağlama ve ilişkiler ağlarına ihtiyaç duyar.
Madde -muhteva, varlık- OLUŞAN BİR ŞEY DEĞİL, diğer saydıkların ise FORMLAR, çeşitli ilişki, etkileşimler... Onlar madeden ayrı, bağımsız olmadığı gibi, çeşitli ilişki, etkileşim ve birlikteliğiyle OLUŞUR, VAR OLUR, KAYBOLURLAR, bunların varlık biçimi, form-yapıcadır... Muhteva, varlık ise ne var olur ne de yok olur, ortadadır, devinir ve böylece çeşitli oluşlar meydana gelir veya kaybolur-dönüşür, çeşitli etki, ilişkiler, çeşitli oluşumlar......

ENERJİ -> MADDENİN İŞ KAPASİTESİDİR, elbette eylem, iş olmadan, değişimler, oluşlar gerçekleşmez.

Örneğin bir annenin doğurması -> eylemdir, bu halde doğan kişiye sadece doğum ürünü, salt bir bir eylemin sonucudur diyemeyiz, öyle değil mi?, diyorum ya bir yığın maddi ilişki, süreçlerten geçiyor! yani son süreçte, sen annein doğum yaptığını görüyorsun diye, annenin varlığını ve evvel süreçleri de yok sayarak, salt bir doğum anına indirgeyemezsin. o doğum anında sarfedilen kuvvet, güç, iş->enerjiye de indirgeyemezsin öyle değil mi? Yani bir insan doğruruken büyük bir güç, kuvvet, enerji sarfediyor diye, o kişi salt o an gerçekleşen İŞ'İN(haliyle enerji sarfının) ürünü olmuyor...

Bak o kadar basit izah ediyorum ki, lütfen artık çarpıtma, cümleleri anlamıyorsan -hala daha!- çarpıtma, uydurma, anlamadığın noktayı sor...

Bir daha yazıyorum;
ENERJİ -> İŞ KAPASİTESİNE DENİR, haliyle İŞ'e bağlı anlam kazanan her türlü değişim, eylem-uygulamada, sarfedilen ENERJİDİR(iş kapasitesidir), abuk, subuk sözde bilimcilerden, öznel idealist dar kafalılardan yalan, yanlış, kavramları çarpıtmış biçimde aldatılıp buralarda ahkam kesmemeli. A, B ye etki ediyor, kuvvet uyguluyor ve böylece açığa İŞ çıkıyorsa, bu A VE B'nin var olmadığı değil, aksine A'nın var olduğu ve B'ye kuvvet uygulayabildiği anlamına gelir. Yani iş, enerji, frekans, ilişki, etki, tepki, hareket vb. vb. vb. vb. maddeden ayrı, bağımsız olarak düşünülemez... Neden farazi, saçma da olsa, maddeyi yok etmek için bunca ısrar? Maddeyi(varlığı, muhtevayı) yine madeye bağlı, maddeden bağımsız düşünemeyeceğimiz kavramlarla yok etmeye çalışyorsunuz? bu kadar mal mısınız?

Bu andan sonrası yazdıklarına cevap vermek gereksiz, çünkü gidişatın baştan yanlış ve 1 gram olsun akıl, mantık, ilerleme göstersen, ben de bebeklere izah eder gibi izah etme derdi, çilesi, stresinden kurtulsam...

Sersemler akıllıların 7 yılda cevaplandıramayacağı soruları 1 günde sorarlar.
-------
Korku ve menfaat dalkavukluğa yol açar.
-------
İnsan korktuğuna ya da arzuladığına çok kolay inanır. La Fontaine
-------
Öküz tahta çıkarsa padişah olmaz, saray ahır olur. Çerkes Atasözü
-------
Akıllı bizi arayıp sormaz, aptal bacadan akar.
------
Su dağları kemirir, vadileri doldurur.
------
Aslanlar kendi tarihçilerine kavuşuncaya kadar kitaplar avcıyı övecektir.
------
Hürriyet, başkalarına vermedikçe alamayacağımız tek şeydir. William Allen White
------
Belki söylendi herşey,/ belki de gece bekleniyor/ yazılsın diye aynı cümle. Tüm nedenleri yeryüzünün/ bir çakıltaşına takılıp kaldı. Esteban
------
Sıradan insan kendini evrenin merkezi yapmanın yolunu arar; bilge kişinin evreni onun merkezindedir. Lao Tzu
Alıntı ile Cevapla
  #18  
Alt 05-12-2024, 19:33
dine mine ne dine mine ne isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Yasaklandı
 
Üyelik tarihi: 21 May 2015
Mesajlar: 1.732
Standart

Öznellik insan deneyiminin tartışılmaz bir parçasıdır, ancak bu, bir şeyin gerçekliğini geçersiz kılmaz. "Merkezde farkında olmak" bile düşünen bir öznenin varlığına işaret eder. Bu bilinç, fiziksel olanın ötesinde düşünmeyi ve yaşamda bir Yaratıcı'nın izlerini görmeyi mümkün kılar. Dünya hareket etse de bu hareketin yorumlanması örneğin fiziksel yasalarla açıklanması düşünen bir zihni gerektirir. Bu yorumlama yeteneği, evrenin yasalarının ve düzeninin arkasında bir ilke veya zeka olabileceğini gösterir.

Tanrı yaşamın bir eseri, düşündüğün gibi yalnızca bir hipotez değil. Çünkü ben bu sonuca yaşamın düzenine, karmaşıklığına ve amaçlılığına bakarak ulaşıyorum. Yani, iddiam bir hipotezden daha fazlasıdır: Dünyanın açıkça gözlemlenebilen düzeninden çıkarılmış bir sonuçtur. Bu düzen, tesadüflerle açıklanamayacak kadar karmaşık ve anlamlıdır. Bu yüzden Tanrı'nın varlığını düşünmek, basit bir "hipotez" değil, gerçekliğin doğrudan gözlemlenmesinden gelen bir çıkarımdır. Yorum için verilere ihtiyaç olur. Ancak verilerin kendisi, anlam kazanmadan önce bir zihne ihtiyaç duyar. Soru şu: Verileri yorumlama yeteneği nereden gelir?

Verileri düzenleyen zihin, sadece maddi süreçlerin ürünü değildir. Aynı şekilde, verilerin düzenli bir biçimde var olması da bu düzeni mümkün kılan üstün bir zekaya işaret eder.

Bilinç ve irade maddi süreçlerle ilişkilendirilebilir, ancak tamamen onlara indirgenemez. Madde tek başına özgür iradeyi ya da özbilinci açıklayamaz. Ruhani deneyim, maddeden daha fazlası, belki de ilahi bir kaynak olduğunu gösterir. Hem veriler gerçekten yalnızca maddi midir?

Hayır, her veri maddi değildir. Örneğin, "adalet" veya "güzellik" gibi kavramlar fiziksel olarak ölçülemez, dokunulamaz veya tartılamaz. Ama bu kavramlar, insan düşüncesinde gerçek bir anlam taşır. Peki bilgi ve fikirler maddi midir? Hayır. Bilgi veya fikirler maddi süreçlerden kaynaklanabilir (örneğin beynimizdeki sinirsel aktiviteler), ama bunların anlamı sadece fiziksel süreçlerle açıklanamaz. Anlam, bir zihnin bu verileri yorumlamasıyla ortaya çıkar.

Fiziksel süreçler tek başına bir anlam taşımaz. Örneğin, bir taşın yuvarlanması bir süreçtir ama bu, taşı anlamlı bir şekilde yorumlayacak bir zihin olmadan sadece fiziksel bir olaydır.
Maddeye indirgemeci bir yaklaşım sergiliyor, her şeyi maddi süreçlere bağlıyorsun. Ancak ben diyorum ki, maddi süreçler tek başına anlam veya değer yaratamaz. Anlam, fiziksel olanın ötesindedir ve zihinsel bir yorumlama süreci gerektirir. Bu da bizi, evrenin düzenini ve anlamını açıklamak için fiziksel olanın ötesinde bir ilkeye veya yaratıcıya işaret etmeye götürür.

Bir insanın "kırmızı" rengi görmesi ya da Dünya'nın "dönüyor" olduğunu anlaması, beyindeki sinirsel aktivitelerle açıklanabilir. Ancak bu süreçlerin nasıl bilinçli bir deneyime dönüştüğü hala bilinmiyor. una "bilincin zor problemi" denir ve bu bilimsel olarak henüz çözülememiş bir gizemdir.

Materyalistler, fiziksel süreçlerden bilince geçişi açıklayamadıkları halde, zihni tamamen maddi süreçlere indirgerler. Ancak burada kanıt sunmaları gereken taraf onlardır, çünkü deneyimin öznel boyutunu bilimsel olarak gösteremiyorlar. Sadece 'beyin faaliyeti bilinçtir' ön kabulüne dayanıyorlar ve bu şartlanmışlığa adeta tapıyorlar.


Dünya'nın dönme hareketi, elbette bizim ona verdiğimiz anlamdan bağımsız var. Ancak burada anlamlandırma süreci önemlidir. Biz, dünyanın dönmesini "anlıyoruz" çünkü fiziksel gözlemlerimizden elde ettiğimiz verileri zihinsel olarak yorumluyoruz. Yani, hareketin varlığı objektif olsa bile, bu hareketin "ne anlama geldiği" ancak bir zihin tarafından kavranabilir.
Örneğin, bir taşın yuvarlanması bir hareket olarak vardır, ama bu hareketin anlamı sadece bir zihin tarafından belirlenebilir. Dünya'nın dönmesini gözlemek, o hareketi anlamlandıran bir zihin olmadan "bilgi" haline gelmez.

Dünya var olmayacak ve hareket de etmeyecekti demiş olmuyorum. Bu yanlış bir çıkarım. Dünya'nın varlığı ya da hareketi, bizim onu isimlendirmemizden veya anlamlandırmamızdan bağımsızdır. Ancak "var olduğunu" ya da "döndüğünü" ifade etmek için bir gözlemciye, bir zihne ihtiyaç vardır. Şöyle düşün: Bir film oynatılırken bir izleyici olmadan da film var, ama filmdeki olaylar, onları anlayacak bir izleyici olmadıkça "bir hikaye" haline gelmez. Benzer şekilde, dünyanın dönme hareketi objektiftir, ama bu hareketin ne olduğunu tanımlamak ve anlamak için bir zihin gerekir.


Nesnel olan, gözlemden bağımsız olan şeydir (örneğin, dünyanın dönmesi bir gerçekliktir). Öznel olan ise bir kişinin bu gerçeğe verdiği anlamdır (örneğin, "bu dönüş gece ve gündüzü oluşturur" ifadesi bir yorumdur). Bilgi, nesnel gerçekliğe dayanır, ancak bu gerçekliği kavrayıp yorumlayabilmek için zihinsel bir süreç gerekir. Yani bilgi, sadece fiziksel değil, aynı zamanda zihinsel bir süreçtir. Dolayısıyla bilgi ile kurgu arasındaki fark, bir kavrayış ve yorumlama sürecine dayanır. Senin iddianın aksine, bilgi tamamen maddi süreçlere indirgenemez.

Edebiyat dediğin şey bile aslında bir düşünce ve anlamlandırma sürecidir. Bu süreç olmadan dünyanın dönüyor olduğunu bilmen ve anlamaman mümkün olmazdı. Anlamak, fiziksel gözlemleri zihinsel bir çerçevede işlemekten geçer.


Metafizikde, sadece boş bir "üfürük" değil, bilimin ve felsefenin sınırlarını zorlayan önemli bir alandır. Maddi süreçlerin "anlam taşıması" doğru, ama bu anlamın "neye göre" olduğu önemli.Örneğin, bir yemek tarifinde tuzun ölçüsü, bir hedefe göre anlam taşır (yemeğin tadını dengelemek). Bu anlamı veren ise, ölçüyü anlamlı bulan bir zihindir.
Ancak bir taşın yuvarlanması gibi bir süreç, bir zihin olmadan sadece fiziksel bir olaydır. Maddi süreçler kendiliklerinden anlam taşımaz; bir amaca, bağlama veya yorumlayıcıya bağlıdırlar.

"Örneğin bir yemek tarifinde dahi tuzun ölçüsü anlam taşır." Evet, ama bu ölçünün anlamlı hale gelmesi bir zihne bağlıdır. Tuzun miktarı, bir yemek tarifinde sadece bir zihin bunu bir hedefle (lezzetli bir yemek yapmak) ilişkilendirdiğinde anlam taşır.
Eğer bu süreci yorumlayan bir zihin yoksa, tuzun ölçüsü yalnızca bir fiziksel değer olarak kalır. Yani "anlam", fiziksel sürecin kendisinde değil, bu süreci yorumlayabilen bir zihnin deneyimle değerlendirmesindedir.

"bağlamından koparmiyorum" aksine cümlelerinin altındaki anlamı sorguluyorum. "Maddi süreçler anlam taşır" dediğinde, bu anlamın yalnızca fiziksel süreçlerde mi yoksa bir zihin tarafından yorumlandığında mı ortaya çıktığını açıklığa kavuşturuyorum.
"-E göre" dediğin şey, aslında benim de savunduğum noktayı destekliyor. Maddi süreçler bir bağlama veya amaca göre anlam kazanır; bu bağlamı oluşturan ise bir zihin veya bilinçtir.

Enerjide, bir süreç veya hareketin arkasındaki araçtır, ama sürecin tamamını açıklamak için tek başına yeterli değildir. Örneğin doğumda, anne ve bebek arasındaki biyolojik etkileşim, kasların kasılması gevşemesi, hormonlar, sinir sistemin tepkileri gibi çok sayıda faktör enerjiyle ilişkili. Doğum, bir bütün olarak sadece enerjinin transferi veya harcanması değil, aynı zamanda organizmanın işleyişi, yapıların işlevi, bilgilerin işlenmesi ve düzenlenmesiyle de ilgilidir.

Dolayısıyla, evet, olayın özünde enerji var ve tüm süreci buna indirgemek, olayı anlamada eksik bir yaklaşım olur. Ama bu enerjinin her şeyin temeli olduğu gerçeğini değiştirmez. Dogumda o enerjinin nasıl kullanıldığı, ne şekilde etkileşimde bulunduğu ve bu etkileşimlerin nasıl organize olduğu da önemli.
Alıntı ile Cevapla
  #19  
Alt 05-12-2024, 20:04
spartacus - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
spartacus spartacus isimli Üye şuanda  online konumundadır
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 06 Apr 2006
Mesajlar: 13.700

Onur Üyeliği 

Standart

dine mine ne´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
Dünya hareket etse de bu hareketin yorumlanması örneğin fiziksel yasalarla açıklanması düşünen bir zihni gerektirir.
Konu bu değil, öyle değil mi?
dine mine ne´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
Tanrı yaşamın bir eseri, düşündüğün gibi yalnızca bir hipotez değil. Çünkü ben bu sonuca yaşamın düzenine, karmaşıklığına ve amaçlılığına bakarak ulaşıyorum. Yani, iddiam bir hipotezden daha fazlasıdır: Dünyanın açıkça gözlemlenebilen düzeninden çıkarılmış bir sonuçtur.
Ahmaklığın soslanmasıdır, söylediğin baştan sona safsata... Baştan sona, her bir cümlesiyle hemde, 3 gram akıl, mantık, zeka yahu.
dine mine ne´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
Bu düzen, tesadüflerle açıklanamayacak kadar karmaşık ve anlamlıdır. Bu yüzden Tanrı'nın varlığını düşünmek, basit bir "hipotez" değil, gerçekliğin doğrudan gözlemlenmesinden gelen bir çıkarımdır.
Yine akılsız, mantıksız, zeka sorunlu bir diğer safsata... Karmaşık kime, neye göre karmaşık? olmasa bu seferde tanrı olmasa karmaşık olurdu derdin, sonuç olarak bu saçmalamaların ne sonuç, ne yorum, ne ne de çıkarım değil, düpedüz zırvalık. Tesadüf konusunda da yaptığın sahtekarlık -hiç bir şey tesadüfen oluşmuyor, tesadüf, bir şeyin özelinde konu edildiğinde dile getirilir, örneğin sayısal lotonun herhangi birine çıkması gibi, sayısal loto varsa, çekiliş varsa, birine çıkması da normaldir, ama kime çıktığı, neden o kişiye çıktığı meselesi -> tesadüftür. Sınırsız uzayda varlık deviniyorsa, trilyonlarca form-yapı ilişki halinde ise şu ya da bu form yapının oluşması da normaldir, peki şu form-yapı burada oluştu da neden şurada oluşmadı? Tesadüf...... Defalarca açıklandı, ama sen sahtekarlığa devam ediyorsun, neden? Çünkü kendi yalanına tapınmak veya taptırmak istiyorsun, saplantılısın, sana Pinokyo'nun bir masal olduğunu anlatamıyoruz...
dine mine ne´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
Verileri düzenleyen zihin, sadece maddi süreçlerin ürünü değildir. Aynı şekilde, verilerin düzenli bir biçimde var olması da bu düzeni mümkün kılan üstün bir zekaya işaret eder.
Oysa az önce karmaşıklıktan söz ediyordun, bir karar ver düzenli mi? Karmaşık mı? Karmaşık ise hani düzensiz tanrı düzenli biçimde yaratmıştı, yok düzenli ise hani bu kadar karmaşıklık tesadüf olamazdı(oysa karmaşık dediğin çok normal), bu söylediğin de safsata, sahtekarca ve seçici... Veriler düzenli bir biçimde var değiller, sen bir sahtekar olarak sadece seçici davranmış oluyorsun...

Sonuç olarak 3 gram aklın, mantığın, zeka işletimin olsaydı tanrı üfürüğünün tesafadüfen(! madem sen söyledin) oluşamayacağını söylerdin, oysa zaman, temel olarak maddedin değişiminden soyutladığımız bir kavram, varlık oluşan değil ortada olandır ve varlığın çeşitli kombinasyonalrı da çeşitli form-yapıalra, ilişkilere meydan verir, bu kadar basittir, ne karmaşığı, ne düzeni, ne tesadüfünden söz ediyorsun? 3 Okjisen atomu bir araya gelir ozon oluşur, envai tür kombinasyonalrla, çok çeşitli yapılar, biçimler, ilişkiler açığa çıakr, halkiyle bir dingil olarak buna baktığında, karmaşık oalrak görmen normal, çünkü karamşıklık nedir, düzen denidr, kaos nedir, neye göredir bilmiyorsun, sagte bir mükemmelik uydurmuşsun... İşlevli, mantık yetilerine sahip aklın olsa, Tanrı masalanın saçma-sapan yetiler, özellikler, niteliklere (ol diyecek olduracak, yok efendim düzen olsun diyecek düzen oalcak, hokus, pıkus, bunalr masal dünyasının uydurukları yahu- sahip olmayacağını da söylerdin, ama zeki, akıllı, bilinçli değilsin... Sıkıntılısın..

Gerisi zırva, son olarak boşa zırvalama... Ağacın varlığı, Pinokyo'yu gerçek kılmaz ve buradan da çıkarım, yorum olmaz, akıl, mantık dışı safsata olur...

Sersemler akıllıların 7 yılda cevaplandıramayacağı soruları 1 günde sorarlar.
-------
Korku ve menfaat dalkavukluğa yol açar.
-------
İnsan korktuğuna ya da arzuladığına çok kolay inanır. La Fontaine
-------
Öküz tahta çıkarsa padişah olmaz, saray ahır olur. Çerkes Atasözü
-------
Akıllı bizi arayıp sormaz, aptal bacadan akar.
------
Su dağları kemirir, vadileri doldurur.
------
Aslanlar kendi tarihçilerine kavuşuncaya kadar kitaplar avcıyı övecektir.
------
Hürriyet, başkalarına vermedikçe alamayacağımız tek şeydir. William Allen White
------
Belki söylendi herşey,/ belki de gece bekleniyor/ yazılsın diye aynı cümle. Tüm nedenleri yeryüzünün/ bir çakıltaşına takılıp kaldı. Esteban
------
Sıradan insan kendini evrenin merkezi yapmanın yolunu arar; bilge kişinin evreni onun merkezindedir. Lao Tzu

Konu spartacus tarafından (06-12-2024 Saat 00:54 ) değiştirilmiştir.
Alıntı ile Cevapla
  #20  
Alt 05-12-2024, 23:24
dine mine ne dine mine ne isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Yasaklandı
 
Üyelik tarihi: 21 May 2015
Mesajlar: 1.732
Standart

Akıl ve zeka fiziksel bir şeye indirgenemez. Onların fiziksel bir boyuta indirgenmesi durumunda, diyalektik felsefe çöküşe geçer çünkü bu sistemler soyut düşüncenin dinamizmine dayanır. Dolayısıyla o üç gramı ortaya koyabiliyorsan koy ki bu ıstırabımız bitsin.

Öncelikle, 'üfürük' tabirini kullanarak meseleyi küçümsemen, bir argümandan ziyade bir önyargıdır. Tanrı'nın varlığına dair düşüncelerim, varlık ve düzenin rastgele bir süreçten çok daha ötesini ifade ettiği üzerine kurulu. Üç oksijen atomunun birleşip ozon oluşturması kimyasal bir süreçtir, ancak bu bizi daha derin bir soruya, bu süreçlerin ardındaki yasaların, sabitlerin ve koşulların neden bu denli fonksionel bir şekilde işlediği sorusuna götürüyor.

Yasalar, maddi varlıklar değildir; bunlar evrenin nasıl işlediğini tanımlayan soyut prensiplerdir. Bu prensipler, yalnızca zihinsel bir modelin ifadesidir; düşünülmüş ama fiziksel olarak var olmayan şeylerdir, tıpkı senin Tanrı'yı dışladığın gibi. Yasaları kabul ediyorsun, ama Tanrı'nın var olamayacağını söylüyorsun. Peki ya bu yasalar, bir Tanrı'nın koyduğu düzenin ifadesiyse?

Düşünsene, aynı bizim bedenimizi bilinçli şekilde hareket ettirdiğimiz gibi, Tanrı da maddeyi ve evreni forma sokuyor olabilir. Bu neden olanaksız olsun? Görülemez ve üst bir kudretin var olamayacağını söylüyorsun, ama yasaları 'üfürük' diye nitelemiyorsun. Neden?

Ayrıca, canlılığın oluşumunu açıklayan yasalar olduğunu iddia ediyorsan, bu yasalar Tanrı'yı dışlayacak kadar basit midir? Yoksa, bu yasaların varlığı bile o yasaları koyan bilinçli bir kaynağın varlığını mı ima eder? Bunları da sorgulamak gerekmez mi?
Tanrı'ya dair masal dünyası benzetmelerin de meseleyi anlama çabasından ziyade küçümsemeye dayalı. Tanrı'nın "ol der ve olur" gibi ifadeleri metaforik anlamda insan aklına hitap etmek için üretilmiştir. Bu ifadeleri mecaz anlamları dışında bir düzeyde ele almak, meseleyi anlamadan reddetmene eşdeğer.
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Önerilen Siteler


Yetkileriniz
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı

Gitmek istediğiniz forumu seçiniz


Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 01:59 .