Akıl ve zeka fiziksel bir şeye indirgenemez. Onların fiziksel bir boyuta indirgenmesi durumunda, diyalektik felsefe çöküşe geçer çünkü bu sistemler soyut düşüncenin dinamizmine dayanır. Dolayısıyla o üç gramı ortaya koyabiliyorsan koy ki bu ıstırabımız bitsin.
Konu akıl ve zeka fiziksel bir boyuta indirgenebilir mi, değil mi konusu mu? - Ki kendince yeni çarpıtmalar, yalanlar oluşturup, üzerinden edebiyat yapasın? Maddi süreçlerin ürünü olduğunu söylemişsem, öyle olduğu içindir, muhtevasız, organsız, duyu organlarsız, doğası, çevre ve ilişki, etkileşimsiz, beyinsiz vb. olamadığı için... Yani (1) maddi süreçlerle açığa çıkması başka bir şeydir, (2) açığa çıkanı kendi özgülünde değerlendirmek başka, ben burada sadece 1 no.ludan söz ettim, 2 no.lu maddeye hiç girmedim, zaten konu dışı...
dine mine ne´isimli üyeden Alıntı
Öncelikle, 'üfürük' tabirini kullanarak meseleyi küçümsemen, bir argümandan ziyade bir önyargıdır. Tanrı'nın varlığına dair düşüncelerim, varlık ve düzenin rastgele bir süreçten çok daha ötesini ifade ettiği üzerine kurulu. Üç oksijen atomunun birleşip ozon oluşturması kimyasal bir süreçtir, ancak bu bizi daha derin bir soruya, bu süreçlerin ardındaki yasaların, sabitlerin ve koşulların neden bu denli fonksionel bir şekilde işlediği sorusuna götürüyor.
hayır neden küçümsemiş olayım, Pinokyo'ya veya Zeus ismine, hayal ve kurgu gücünle tanrılık atfedersen elbette üfürük olacak, ne olmasını bekliyorsun? Sen masallarda olduğu gibi iddia ettiğin tanrının, eylem hali, verisine sahipsin misin? Gözlemledin mi? Mitoloji, masal, bu tür masalları ben de yazarım, herkes yazabilir...
3 Oksijen atomu bir araya gelirse -> OZON oluşur mu demişim, işte tanrıya gerek yok, demek ki form-yapılarla ilişki, etkielşim, bileşiklerle oluyormuş. 3 Oksijen atomu da, tanrı maddenin çeşitli ilişki, etkileşim ve bileşik yapsından oluştu, bir alt basamak mı? Evrenin %96'sı plazma(düzen değil kaos), görece çeşitli oluşumlar meydana geliyor. Bunlar arasındaki çeşitli farklar, muhteva yükü, mesafeler, ilişkiler vb. farkı oluşturuyor vs. kısaca bir alt basamakta muhteva maddenin plazma hali... Madem tanrıcılık oynamak istiyorsun, buyur sana tanrı=>madde, eylemleri de maddi ilişki, etkileşimler...
Kısaca bu yaklaşımınla sen tanrı=madde, maddi ilişkiler-etkileşimlerdir de diyebilirsin? Sana zararı ne? Tanrı yaratılmamıştır diyeceksin, tamam, madde yaratılmamıştır diyebilirsin. Efendim bunca şey, düzen,, müzen vb...; maddenin-muhtevanın, varlığın- çeşitli ilişki, etkileşim, bileşimlerinden mütevellit olduğunu söyle -ki zaten gözlemlediğimiz bu!... Koskoca "tanrı maddeden" daha mı iyi bileceksin? Bakınız saplantılı, açmaz sorun ve paradoklarınız nasıl da çözülmüş oldu. (ki bunu da tavsiye etmem, zira tanrı yaklaşımı baştan saçma, ama madem illa tanrı masalı saplantısı, en ideali bu)
dine mine ne´isimli üyeden Alıntı
Yasalar, maddi varlıklar değildir; bunlar evrenin nasıl işlediğini tanımlayan soyut prensiplerdir. Bu prensipler, yalnızca zihinsel bir modelin ifadesidir; düşünülmüş ama fiziksel olarak var olmayan şeylerdir, tıpkı senin Tanrı'yı dışladığın gibi. Yasaları kabul ediyorsun, ama Tanrı'nın var olamayacağını söylüyorsun. Peki ya bu yasalar, bir Tanrı'nın koyduğu düzenin ifadesiyse?
defalarca dile getirdim, temelde(!) duyular etki-tepki prensibiyle çalışır diye! Bilgi -> özne-nesne ilişkisinde elde edilen verinin(etki-tepkimelerle) yorumudur. Yani neymiş öyle farazi bir biçimde düşünce modeli, uydurma değillermiş -Edebiyat yapıyorsun desem onu da beceremiyorsun... Demek ki nesnel dayanaklara sahipmiş, orada Pinokyo'dan(tanrı gibi masal kahramanı) söz edilemezmiş, çünkü masal değilmiş. Yani iddia ettiğin gibi fiziksel olarak var olmayan şeyler değil, fiziksel olarak var olan şeylere, var olan şeylerin yine maddi ilişki, etki, tepki, hareket, biçimlerine vb.e dairmiş ve bu dairliğin nesnel, objektif dayanakları, gözlemi gibi kanıtları da sunulabiliyormuş... Sürekli çarpıtıyor, yalan söylüyorsun...
Kısaca öznel idealizmin gerçekten akıli mantık dışı -ki buna asla bakmazlar-, orada, burada sergilediği kirleri okuyup, okuyup saçmalıyorsun. Bana bir tane yasa söyle ki temelde maddi süreçler, zihinden bağımsız nesnel dayanaklar olmasın, buyur 1 tane. Yıllardır söyleriz soyutlamak nedir, ne değildir, bilgi, yorum, çıkarım, önerme nedir, ne değildir, nesnel, öznel nedir, ne değildir öğrenin diye!...
dine mine ne´isimli üyeden Alıntı
Düşünsene, aynı bizim bedenimizi bilinçli şekilde hareket ettirdiğimiz gibi, Tanrı da maddeyi ve evreni forma sokuyor olabilir. Bu neden olanaksız olsun? Görülemez ve üst bir kudretin var olamayacağını söylüyorsun, ama yasaları 'üfürük' diye nitelemiyorsun. Neden?
Bedenini olanaklar ölçüsünde bilinçli şekilde hareket ettirebiliyorsun, ama bu FARAZİDEN, hayalden gelmiyor, MADDE, maddi form-yapı,MADDİ İLİŞKİ, maddi ortam, olanak, SÜREÇLER ve GÖZLEMLE, TESPİTLE oluyor... Neden mi? Yukarıda kısaca değinmişim, yeterli. Kısaca sormuşsun da, bunların üfürük olan Pinokyo(masal tanrı) ile ne alakası, ilgisi var?.
dine mine ne´isimli üyeden Alıntı
Ayrıca, canlılığın oluşumunu açıklayan yasalar olduğunu iddia ediyorsan, bu yasalar Tanrı'yı dışlayacak kadar basit midir?
Pinokyo'dan söz ediyorsun, ne dışlaması? Canlılığı oluşturan yasalar demedim, KOŞULLARDAN söz ettim. Form-yapılara bakınca ne görüyoruz? Bir Pinokyo mu? Yoksa maddi bileşikler, yapılar, maddi koşullar mı? Neden ortada olanı farazi olarak yok edip -kör gibi- sonra tersin geri masal kahramanına yarattırasın? Psikolojik sorunların mı var? Kaç kez neden saçma, anlamsız, gereksiz olduğunu veri, bilgi, zaman mefhumuna değin anlattım zaten...
dine mine ne´isimli üyeden Alıntı
Tanrı'nın "ol der ve olur" gibi ifadeleri metaforik anlamda insan aklına hitap etmek için üretilmiştir. Bu ifadeleri mecaz anlamları dışında bir düzeyde ele almak, meseleyi anlamadan reddetmene eşdeğer.
Evet, tanrının varlığı, yaratması vb. de mecaz! Hepsi mecaz, çünkü hepsi masal... Çifte standarda başvurma, dürüst ve nesnel biçimde ortaya koyamıyorsan, bari bu denli çifte standard, iki yüzlü, üfürük, hayali masal yazma...
Peki bir kez daha sorayım; Tanrı benim ve benden başka da tanrı olmadığını söylüyorum. Aksini iddia edebilir misin?
Sersemler akıllıların 7 yılda cevaplandıramayacağı soruları 1 günde sorarlar.
------- Korku ve menfaat dalkavukluğa yol açar.
-------
İnsan korktuğuna ya da arzuladığına çok kolay inanır. La Fontaine
-------
Öküz tahta çıkarsa padişah olmaz, saray ahır olur. Çerkes Atasözü
-------
Akıllı bizi arayıp sormaz, aptal bacadan akar.
------
Su dağları kemirir, vadileri doldurur.
------
Aslanlar kendi tarihçilerine kavuşuncaya kadar kitaplar avcıyı övecektir.
------
Hürriyet, başkalarına vermedikçe alamayacağımız tek şeydir. William Allen White
------
Belki söylendi herşey,/ belki de gece bekleniyor/ yazılsın diye aynı cümle. Tüm nedenleri yeryüzünün/ bir çakıltaşına takılıp kaldı. Esteban
------
Sıradan insan kendini evrenin merkezi yapmanın yolunu arar; bilge kişinin evreni onun merkezindedir. Lao Tzu
Konu spartacus tarafından (06-12-2024 Saat 08:32 ) değiştirilmiştir.
Tanrı kavramını Pinokyo ya da Zeus gibi mitolojik figürlerle aynı kefeye koyman, aslında konunun derinliğini göz ardı etmekten başka bir şey değil. Benim bahsettiğim Tanrı, fiziksel süreçlerin ardındaki yasaları, düzeni ve varlığın kendisini açıklama çabasıdır, bir masal kahramanı değil yahu.
Tanrı'nın varlığı, gözlem ve deneyin ötesinde, varlık ve düzenin temelinde yatan bir metafizik sorundur. Gözlemlemediğimiz halde var olduğunu kabul ettiğimiz birçok şey var, örneğin matematiksel prensipler ya da fizik yasaları. Bu, Tanrı'nın varlığını doğrudan gözlemleyemediğimiz halde mantıksal olarak tartışamayacağımız anlamına gelmez.
Sen matematiği ya da soyut kavramları kabul ediyorsun, ama sıra Tanrı'ya gelince bu birden saçma oluyor.Yerçekimi yasası da soyut bir kavram; bu yasayı görmedin, sadece etkilerini gözlemledin. Buna rağmen yerçekimi yasası diye bir isimlendirme yaparak kendini buna inandırıyorsun. Sanki yerçekimi yasasını gerçekten görmüşsün gibi. Bu durum tam da "orada bir köy var uzakta" misali; sen o köyün varlığını görmeden inanıyorsun ama Tanrı'nın varlığına gelince bu inancı saçma buluyorsun. Bu yaklaşım tutarsız değil mi?
Tanrı'yı maddi bir şeyle eşitlemek, kavramın özünü yanlış anlamaktır. Benim Tanrı anlayışım, maddeyi ve hareketi aşan, onların varlık bulmasını sağlayan bir temel kaynaktır. Bu yüzden "bir alt basamak mı?" sorun, Tanrı'nın niteliğini anlamaktan uzak bir yaklaşım.
Evrenin %96'sının plazma olması ya da kaotik görünüyor olması, kaosun ardında bir düzen olmadığını göstermez. Kaos olarak algıladığımız şeyler bile belli matematiksel ve fiziksel yasalarla işler. Plazmanın varlığı, onun kaynağını ya da düzenleyicisini sorgulama gerekliliğini ortadan kaldırmaz.
Tanrı'yı maddeyle özdeşleştirmen, Tanrı kavramını eksik bir çerçeveye oturtmaktır. Madde, fiziksel varlıkların bir formu; Tanrı ise bu fiziksel varlıkları mümkün kılan metafizik bir temeldir. Yani, Tanrı maddeyle sınırlandırılamaz. Tanrı=madde demek, metafizik bir kavramı fiziksel bir olguya indirgemektir ki böyle bir tanım, hem Tanrı'nın kavramsal derinliğini kaybeder hem de maddenin varlık kaynağını açıklayamaz.
Maddeyi yaratılmamış kabul ediyorsan, onun neden kendi başına hareketsiz, durgun ve bağımsız bir şey olamadığını açıkla. Neden madde sürekli hareket ediyor ve bu harekete muhtaç? Hareket etmeyen bir madde anlamını kaybeder; durgun bir maddenin varlığı fiziksel olarak bile bir şey ifade etmez. O halde sormak gerekir: Madde neden hareket ediyor ve bu hareketin kaynağı nedir?
Bu sorulara yanıt vermek için hareketi ve varlığı anlamlandıran daha derin bir gerçeklik gereklidir. Tıpkı bizim bedenimizi bilinçli olarak harekete geçirmemiz gibi, Tanrı da evrendeki kanunlara göre maddeyi harekete geçiriyor olabilir. Aslında, maddeyi açıklarken kullandığımız 'kuvvet' gibi kavramlar, metafiziksel bir dayanak olmadan anlamını yitirir. Kuvvetin kendisi, ne doğrudan gözlemlenir ne de elle tutulur; bu bir ölçüm ve matematiksel formüllerle ifade ettiğimiz soyut bir kavramdır. Ancak varlığını kabul ederiz çünkü etkilerini görürüz.
Burada önemli olan, metafiziksel bir temel olmadan ne fiziksel yasaların ne de maddenin varlığının tam anlamıyla açıklanamayacağıdır. Ancak bu metafiziksel boyutu göz ardı etmek, sınırları aşan soruları görmezden gelmek ya da ideolojik nedenlerle reddetmek, meseleyi çözmek yerine daha karmaşık hale getirir. Senin ideolojik olarak bu sınırı görmezden gelmen, felsefi ve bilimsel açıdan eksik bir açıklama sunmana neden oluyor. Felsefe, bu sınırları aşarak tüm varlık ve hareket meselelerini bir bütün olarak toparlamaya çalışır; bu yüzden metafiziği dışlamak yerine, onu dikkate almak gerekir.
Gözlemlediğimiz şeyler, düzenin ve yasaların varlığıdır. Bu yasalar ve düzen, kendiliğinden açıklanamaz. Mesele bu süreçlerin nasıl olduğu değil, neden olduğu sorusuna dayanır.
Maddi düzen, ilişki ve yasalar üzerinden açıklanan her şey, bu düzenin varlık sebebini sorgulamayı gerektirir. Tanrı kavramı, bu sorulara bir düşüncedir, masal değil. Masalsa madde de masal "mesela" yani.
Bi akıl hocası yeni bi kafa mı mesela
ters yüz bi tarafın düzüne de sor mesela
Kazansan da kaybetsen de hiç hiç hiç hiç
Kendine karşı durmayı bilmek iş iş iş iş
Başını belaya bile bile soktun da
Noldu namın şanın oldu mu ....
Heves de casus saklanmaz bi de cins
Akacak kan da damarda durmaz fix
Sen daha gelcen de
Geççen de buraları
Çoktan döndük biz
Gömdük biz oraları
Hey
Hey yavrum hey
Tanrı kavramını Pinokyo ya da Zeus gibi mitolojik figürlerle aynı kefeye koyman, aslında konunun derinliğini göz ardı etmekten başka bir şey değil. Benim bahsettiğim Tanrı, fiziksel süreçlerin ardındaki yasaları, düzeni ve varlığın kendisini açıklama çabasıdır, bir masal kahramanı değil yahu.
Tanrı'nın varlığı, gözlem ve deneyin ötesinde, varlık ve düzenin temelinde yatan bir metafizik sorundur. Gözlemlemediğimiz halde var olduğunu kabul ettiğimiz birçok şey var, örneğin matematiksel prensipler ya da fizik yasaları.
İşte bu yüzden masal. Pinokyo masal değil mi? Masal, ne yani görmediğimiz şeyler de var dersek Pinokyo masal olmaktan çıkar mı? Mantık hatası->safsata, göremediğin eşylerin olması, Pinokyo'nun kanıtı değildir, kaldı ki; göremediğin hakkında hiç bir fikrin, bilgin, iddian, tanımın da olmaz, FİİL, nitelik, özellik gibi isim de atfedemezsin, eee o halde? Neyden bahsediyoruz? Masal kahramanı -ancak hayali kurgu, senaryolarla özellik, nitelik, fiil vb. atfedip isimlendiriyorsun -> masal...
Söyledim ya illa bir tanrı arıyorsan o da maddenin hareket, ilişkileri, etki, tepki, iş, iş kapasitesi(enerji), bir bütün olarak düşünmeli, en mantıklısı, fakat yanlış, gereksiz... Yoktan, var ettiği iddiası saçmadır, ceryan eden ise maddi hareket, ilişkilerle oluşlardır.
Matematik ne alaka? Zaten açıkladım, fizik yasaları GÖZLEMLEDİĞİMİZİN, deneyimlediğimizin, verinin kıyası, YORUMUDUR, bizzat tanık oluyoruz. Ne alaka senin çarpıtman, yalan, dolanlarınla? Oysa sahtekarlık yaptın, sanki zihinsel türemlermiş gibi sunmaya kalktın, foyan ortaya çıktı hala yalan, dolan sürdürüyorsun. Sen ise TANRI diye HEM UYDURUYOR, HEM YALAN SÖYLÜOR HEM ÜFÜRÜYOR HEM DE MASAL YAZIYORSUN -ki yalan, dolan sahtekarlığa başvuryorsun. Tanrı nasıl var oldu, nasıl oluştu? Özellikleri, nitelikleri nedir, nasıl tespit ettin bu nitelikleri? yenir mi, içilir mi, sert mi, yumuşak mı, iri mi, ufak mı, kaşı, gözü, burnu, kulağı, beyni var mı, duyar mı, konuşur mu, yer mi, içer mi, arkadaş elinde olan sıfır, yazdığın masal, kurgu, masal kahramanı 1 ton...
Zeus -tanrı- masaldır.. Neden öyledir defalarca izah ettim.
Madem matematik dedin buyur;
cevapla;
(A)?(X)?(X)?(x) = ?
Sonucu nedir? cevabını bekliyorum...
Sersemler akıllıların 7 yılda cevaplandıramayacağı soruları 1 günde sorarlar.
------- Korku ve menfaat dalkavukluğa yol açar.
-------
İnsan korktuğuna ya da arzuladığına çok kolay inanır. La Fontaine
-------
Öküz tahta çıkarsa padişah olmaz, saray ahır olur. Çerkes Atasözü
-------
Akıllı bizi arayıp sormaz, aptal bacadan akar.
------
Su dağları kemirir, vadileri doldurur.
------
Aslanlar kendi tarihçilerine kavuşuncaya kadar kitaplar avcıyı övecektir.
------
Hürriyet, başkalarına vermedikçe alamayacağımız tek şeydir. William Allen White
------
Belki söylendi herşey,/ belki de gece bekleniyor/ yazılsın diye aynı cümle. Tüm nedenleri yeryüzünün/ bir çakıltaşına takılıp kaldı. Esteban
------
Sıradan insan kendini evrenin merkezi yapmanın yolunu arar; bilge kişinin evreni onun merkezindedir. Lao Tzu
Sorduğun soru, tıpkı elektronun varlığı gibi bulanık ve belirsiz; konumu mu, hızı mı, yoksa her ikisi birden mi? Tıpkı senin "tesadüf" diye adlandırdığın kavram gibi eksik, tıpkı varlığının fiziksel süreçlere indirgenmeye çalışılan boyutu gibi yetersiz. Bu arada sorundaki "A", "X" ve diğer semboller aslında fiziksel ya da maddesel bir şeyin doğrudan yansıması değil, bir tür yorumlanmış veridir.
Dialektik bakış açısından, bu tür bir belirsizlik, yalnızca dialektiği anlayabilecek ve sorunun eksikliğini kavrayabilecek bir zihin ile aşılabilir. Ne yazık ki, bu derinliği anlamaktan oldukça uzaksın. Sadece fiziksel süreçlere dayalı kısır bir anlayışla, hem varlığı hem de hareketi kavraman mümkün değil.
Tanrı'yı eleştiren bir soruyu ortaya koyuyorsun, ancak bu sorunun tesadüfle mi, yoksa bir iradeyle mi oluştuğunu kendin kanıtlayamıyorsun. Bu, tıpkı varlık ve hareketi yalnızca fiziksel süreçlere indirgeme çaban gibi eksik bir yaklaşım.
Oluşum sözde"tesadüf," ama bu tesadüfün varlığını ve işleyişini açıklayacak bir temelin yok. Aynı şekilde, bu sorunun hangi irade veya mekanizmayla zihninde belirdiğini de netleştiremiyorsun.
Oysa elektronun hareketiyle bir soru sorma arasındaki benzerlik, her iki durumda da belirsiz ve olasılıkların rol oynadığını gösterir.
Çift yarık deneyi, elektronu gözlemlemekle onun konum ve momentumunu etkilediğimiz bir durumu temsil eder. Benzer şekilde, bir soru sormak ve buna cevap aramak, bilgiye olan isteğimizin bir yansımasıdır. Bu durumda, dialektik bir süreç işler; yani, bir etki (soru sorma) fiziksel bir tepkiyi (cevap verme isteği) tetikler ve bu süreçte metafiziksel bir anlayış oluşur.
Dolayısıyla, etkiler fiziksel düzlemde görülürken, tepkiyi veren bilinçli zihin, metafiziksel bir düzlemde çalışır. Bu, dialektik yöntemin temelini oluşturur; her etki bir tepkiyi doğurur ve bu tepki, sadece fiziksel değil, aynı zamanda metafiziksel bir boyuta sahiptir. Dolayısıyla, etkiler fiziksel düzlemde görülürken, tepkiyi veren bilinçli zihin metafiziksel bir düzlemde çalışır. Bu, dialektik yöntemin temelini oluşturur; her etki bir tepkiyi doğurur ve bu tepki, sadece fiziksel değil, aynı zamanda metafiziksel bir boyuta sahiptir. Çünkü tümün özü frekanstır. frekans hem enerjinin hem de maddenin temel bir yönüdür. Enerji dalgalarının veya titreşimlerinin frekansı, hem maddenin hem de enerjinin davranışını ve hareketini belirler. Bu bağlamda, frekans harekete geçiren, şekillendiren ve düzenleyen bir unsurdur.
Frekansın veya hareketin kendiliğinden bir varlık biçimi olması, ya da bir şeyin olması için ek bir müdahaleye gerek olmaması, doğrudan varoluşun dinamiğiyle ilgilidir. Hareketiyle varlık kendini gerçekleştirir.
Bu, tıpkı bir parçacığın ya da enerjinin varlığını belirleyen şeyin hareketi olduğu gibi, bir şeyin olması sürecinde de herhangi bir dışsal onaya veya "ol" demeye bile gerek olmadığını gösterir. Hareketin kendisi, bir şeyin varlığına, anlamına, hatta işlevine dönüşür. Hareketin kendisi, varlığın bir tezahürü olduğu gibi, bedensel hareketler de benzer bir mantıkla işler. Kolun ya da bacağın hareket etmeden önce, senin 'ol' demene gerek yoktur.
Frekans ve hareket gibi kavramlar zaten doğaları gereği varlıklarının ortaya çıkmasını sağlayan içsel dinamiklere sahiptir. Örneğin, bir dalganın titreşmesi ya da bir elektronun hareket etmesi, onları tanımlayan özleridir; bir şeyin hareketi, zaten o şeyin varlık biçimidir.
Pinokyo örneği üzerinden gitmende ilginç ama aslında yanıltıcı. Masallar, gerçekten de kurgu ve hayal içerir. Ama burada karıştırdığın şey, masallarla gerçekliği birbirine karıştırmak. Tanrı'nın varlığı ya da bir varlık fikri, masallarda olduğu gibi uydurulmuş bir karakter değil. Bu, fiziksel ve metafiziksel dünyayı anlamakla ilgili bir mesele.
Biliyoruz ki, her şeyin sadece madde ile açıklanamayacağını düşündüğümde, bunu sadece fiziksel boyutla sınırlamıyorum. Bir olayın, bir hareketin ardında daha derin, daha temel bir anlam ve düzen olabilir. Zihinsel ve ruhsal deneyimler gibi şeyler de var, bunlar maddeyi anlamamızı etkileyen faktörler. Yani, maddi dünyanın hareketi tek başına her şeyin açıklaması olamaz.
Evet, bir şeyin varlığını kanıtlamak, gözlem ve deney ile mümkün. Ama gözlemlediğimiz her şeyin, görülemeyen bir boyutunun, bilinçli bir düzeninin olabileceğini de göz ardı edemeyiz. Yani, sadece maddi ilişkilerle her şeyi açıklamak yetmez. Düşünce ve anlam, zihinsel bir düzeyde işlemektedir, bu yüzden Tanrı'yı ya da başka bir metafiziksel varlığı sadece maddi ilişkilerle sınırlamak dar bir perspektif olur.
Sonuçta, Pinokyo bir masal, fakat gerçeklik de başka bir şey. Gerçeklik, bizim ona verdiğimiz anlam ve farkındalıkla şekillenir. Tanrı gibi kavramlar, bu anlamlandırma sürecinin bir parçasıdır. Zihinsel deneyimler ve metafiziksel varlıklar da ‘görmediğimiz' ama hissedebileceğimiz bir dünyayı işaret eder, bu da masallardan öte bir şeydir.
Pinokyo örneği üzerinden gitmende ilginç ama aslında yanıltıcı. Masallar, gerçekten de kurgu ve hayal içerir. Ama burada karıştırdığın şey, masallarla gerçekliği birbirine karıştırmak. Tanrı'nın varlığı ya da bir varlık fikri, masallarda olduğu gibi uydurulmuş bir karakter değil. Bu, fiziksel ve metafiziksel dünyayı anlamakla ilgili bir mesele.
Biliyoruz ki, her şeyin sadece madde ile açıklanamayacağını düşündüğümde, bunu sadece fiziksel boyutla sınırlamıyorum. Bir olayın, bir hareketin ardında daha derin, daha temel bir anlam ve düzen olabilir. Zihinsel ve ruhsal deneyimler gibi şeyler de var, bunlar maddeyi anlamamızı etkileyen faktörler. Yani, maddi dünyanın hareketi tek başına her şeyin açıklaması olamaz.
Evet, bir şeyin varlığını kanıtlamak, gözlem ve deney ile mümkün. Ama gözlemlediğimiz her şeyin, görülemeyen bir boyutunun, bilinçli bir düzeninin olabileceğini de göz ardı edemeyiz. Yani, sadece maddi ilişkilerle her şeyi açıklamak yetmez. Düşünce ve anlam, zihinsel bir düzeyde işlemektedir, bu yüzden Tanrı'yı ya da başka bir metafiziksel varlığı sadece maddi ilişkilerle sınırlamak dar bir perspektif olur.
Sonuçta, Pinokyo bir masal, fakat gerçeklik de başka bir şey. Gerçeklik, bizim ona verdiğimiz anlam ve farkındalıkla şekillenir. Tanrı gibi kavramlar, bu anlamlandırma sürecinin bir parçasıdır. Zihinsel deneyimler ve metafiziksel varlıklar da ‘görmediğimiz' ama hissedebileceğimiz bir dünyayı işaret eder, bu da masallardan öte bir şeydir.
Aslşjdsglşjdslşgjdslkg jdsgjdsjglkdsgj lkdsjglsdjl aslfkşsajflkas... Tanrı -> Zeus, Enlil, Ellah, Allah, Pinokyo, Noel Baba,............................. Tümü de masallar...
Seni ciddiye almıyorum çünkü masal uydurup gerçeklikten söz ediyorsun, ağacın varlığı Pinokyo'nun ispatı olabilir mi?... Gerçeklik BİZİM ona verdiğimiz anlam değil, İRADEMİZDEN, zihnimizden BAĞIMSIZ var, ortada olan, BİZE ETKİYENDİR, yani, gerçek ve gerçeklik ZİHİNDEN BAĞIMSIZ gözlemleniyor, gözleme taban veriyor, etkiyorsa..., etkisi, gözlemi, nesnel veri esasıyla yorumlanır, illa anlam dersen, yoruma, nesnel gerçeğe(gözlem, etki tabanı, zihinden bağımsız varlığı kriteri), NESNEL TESPİT, GÖZLEMLERLE çelişmeyecek biçimde anlam verilir... şeyin KENDİSİ, VARLIĞI, ORTADALIĞI, çevre ile ilişkileri, hareketi, etkileri, değişimleri vb., GERÇEKLİĞİ BAŞKA, O'nun şu ya da bu özellik, nitelik, etki, tepki, biçimlerinden yola çıkarak YORUMLAMAK(!) başkadır, amaç ANLAM VERMEK DEĞİL, ELDEN GELDİĞİNDE UYUMLU AÇIKLAMADA BULUNMAKTIR, bununla KİŞİLERİN KEYFİNE GÖRE YAKLAŞIMI bir tutulamaz. Yani gerçek fiziktir, SOMUTTUR, SOYUT GERÇEK olmaz, senin kafandakiler timsahlı göle gişrip kendine bir şey olmayacağını, silahla kendini vurursa ölmeyeceğini vs. iddia edip mefta olan kafalar, gerçekliğe öyle kafana göre anlam veremez, eğip, bükemezsin artık ne içiyorsan.
madem gerçeklik SİZİN ONA VERDİĞİNİZ ANLAMDIR BEN DE senin TANRIYA ANLAM VERDİM -> MASAL. Anlayacağın kafa şişirme, bu da senin gerçekliğin... İtiraz etme, şikayet etme, amacım seni, 6 hörgüçlü deveyi (sana bu anlamı verdim, gerçek olduğunu kabul et!!) üzmek değil, üfürük dünyanı göstermek...
Her şeyi, açıklamak zorunda değiliz, Tanrı'nın ise açıklama ile de ilgisi yok, zaten hiç bir şeyi de açıklayamaz -çünkü bilgiye, veriye, yoruma, gözleme dayalı bir temeli, tabanı yok -masal, kurgu, senaryo, TABU, TAPIM, İNANÇ, MENFAAT, İSTİSMAR VB. ürünü... var mı insanlığın emeği, alınteri, felsefe, bilimle binlerce yılda ulaştığı, açıkladığı tek bir olguya dair açıklaması? YAHU İNSNALIK SENİN KÖHNE TANRI SAPLANTILARIN, bilim, veri, bilgi düşmanlığın, BASKILARINA RAĞMEN ancak ilerleyebildi, tanrı masal ve saplantılarının rolü,,, değil bir şeyi açıklamak, insanın bilinçlenmesinde en büyük engeli teşkil etti. Ne yani senin tanrına olan 10.000 yıllık inançla, insanlar 10.000 yıl önce örneğin depremi mi çözmüş, yıldırımı mı çözmüş, tanrı kızdığı için mızrak(yıldırım) mı fırlatıyor, yeri mi sallıyor, en yakın gökteki(?) yıldızlar şeytana atılan taş mıdır, evren Dünya atmosferinden mi ibarettir? Buna ınandığın an açıklamış mı oluyorsun?! Tanrı SAFSATALARLA, AKIL, MANTIK DIŞILIKLA uydurduğun bir masal, nasıl oluştu, nerede, hangi eylemini, özellik, niteliğini gözlemledin -ki tanrı dedin, tanım verdin, isim verdin diyorum cevap vermiyorsun, bre dingil o halde sen yalan söylüyorsun.
Sersemler akıllıların 7 yılda cevaplandıramayacağı soruları 1 günde sorarlar.
------- Korku ve menfaat dalkavukluğa yol açar.
-------
İnsan korktuğuna ya da arzuladığına çok kolay inanır. La Fontaine
-------
Öküz tahta çıkarsa padişah olmaz, saray ahır olur. Çerkes Atasözü
-------
Akıllı bizi arayıp sormaz, aptal bacadan akar.
------
Su dağları kemirir, vadileri doldurur.
------
Aslanlar kendi tarihçilerine kavuşuncaya kadar kitaplar avcıyı övecektir.
------
Hürriyet, başkalarına vermedikçe alamayacağımız tek şeydir. William Allen White
------
Belki söylendi herşey,/ belki de gece bekleniyor/ yazılsın diye aynı cümle. Tüm nedenleri yeryüzünün/ bir çakıltaşına takılıp kaldı. Esteban
------
Sıradan insan kendini evrenin merkezi yapmanın yolunu arar; bilge kişinin evreni onun merkezindedir. Lao Tzu
Konu spartacus tarafından (07-12-2024 Saat 23:01 ) değiştirilmiştir.
Genel dilde ve bilimlerde açıklama, gözlemlenen bir olgu veya fenomenin nedenlerini, mantıksal ve nedensel ilişkilerinin dilsel sunumu yoluyla anlaşılır kılma girişimidir. Ancak öznel deneyimler hiçbir şekilde maddi bir temele dayalı olarak açıklanamaz. Senin öznel deneyimlerin de açıklanabileceğini düşünmen, sadece bir varsayımdır. Bunu anlamıyorsun çünkü bu tür deneyimler, hisler ve duygular gibi unsurlar, ölçülebilir veya nesnel bir şekilde gözlemlenebilir değildir. Madem öyle hacı hocalık okuma.
Sen Tanrı inancını eleştirirken, bir yandan bilimi ve veriyi savunmakla birlikte, Tanrı'nın varlığını bir engel görüyorsun.
Oysa bilim, Tanrı'nın varlığıyla ilgili doğrudan bir şey söylemez çünkü bilimsel metot, doğrudan gözlem ve deney üzerine kuruludur. Ancak, Tanrı'nın varlığı ya da yokluğu, daha çok felsefi bir tartışma alanıdır ki bu bilimsel yöntemle açıklanması çok zor olan bir konudur.
Tanrı inancının, bilimsel ilerleme için bir engel oluşturduğunu söylemezsin.
Bilim ve tanrı inanç birbirini dışlayan iki alan değil. İnsanlık, hem bilimsel düşünme hem de inanç ve anlam arayışıyla ilerlemiştir. Gerçek budur gerisi senin şartlanmışlığındır. Bilim, maddi veriler ve etkileşimlerle ilgilense de, bu verilerin anlamlandırılması, kavranması ve yorumlanması, bir metafiziksel boyutla ilişkilidir. Çünkü bilimsel keşifler ve gözlemler, yalnızca fiziksel süreçler ve materyal dünya ile sınırlı değildir; bu veriler, insanlar tarafından anlaşılmalı ve yorumlanmalıdır.
Muhalifler Suriye'de şama girdi. Sana kalsa, kitaplar ve yazılı olanlar ortada, demek ki Tanrı kıyameti koparacak. Niye böyle diyorum? Etki-tepki diyorsun. Tam anlamıyla dayaklık adamsın. Ne verisi, kaosu, tepkisi? Senaryoyu etki-tepki üzerinden okursan kendiliğinden oluyor yahu veya tanrı yaptırıyor deyip, dinleşir kaybolursun, aklı devreye sokamazsın. Ben sana metafiziksel bir zemin hakkında konuşuyorum, sen veri, kaos, tepkilerden bahsediyorsun. Boş lafları bırak. Bu karşı tarafın hoca fış fıslarına ne kadar geçerliyse, bu sana da geçerli. Tanrı inancı, kişinin içsel bir düşüncesi ve inancı, başkalarına doğrudan bir şey söyleme zorunluluğu yoktur. Her birey, kendi içsel dünyasında Tanrı'yı nasıl anladığını, Tanrı'ya nasıl inandığını ya da inanıp inanmadığını kendisi bilir. Bilim olmazmış yahu, zemini zaten metafiziksel bir boyut.
Genel dilde ve bilimlerde açıklama, gözlemlenen bir olgu veya fenomenin nedenlerini, mantıksal ve nedensel ilişkilerinin dilsel sunumu yoluyla anlaşılır kılma girişimidir. Ancak öznel deneyimler hiçbir şekilde maddi bir temele dayalı olarak açıklanamaz. Senin öznel deneyimlerin de açıklanabileceğini düşünmen, sadece bir varsayımdır. Bunu anlamıyorsun çünkü bu tür deneyimler, hisler ve duygular gibi unsurlar, ölçülebilir veya nesnel bir şekilde gözlemlenebilir değildir. Madem öyle hacı hocalık okuma.
Ne zırvalıyorsun yine? Bütün deneyimler MADDİ SÜREÇLERLE MÜMKÜNDÜR, her ifademi çarpıtma trol, maddi süreçler, eylemler, iş'ler olmaksızın özne dahi mümkün değildir -> kastım ne, sen nereye çarpıtıyorsun? beyinsiz misin?
Cahilsin anlaşılır, ancak sahtekarlığın, adiliğin, yalancı, düzenbazlığın, karaktersizliğin, asıl meselemiz bu..
Zaten yazılarımda örnekledim, dedidim ki depremin sebebini araştıyorsdak "maddedir, maddi süreçlerdir de ondan" denmesi açıklaama sağlamaz, bu taban şu ya da bunun özelini açıklamakla veya şu ya da bunu salt bu genel tabana İNDİRGEMEKLE ilgili, mahiyetinde bir ifade değil ki... Nasıl oluştuğuna dair bilgi, yorum, açıklama başkadır, DEPREMİN TEMELİNDE masallar değil, MADDİ SÜREÇLERİN OLMASI(örneğin:öyleyse gözlemlerin, verinin, yorumalrın da verilerle uyumluluğu kıstası, önemin kavranması) başka... Sahtekarlığı, geri zekalılığı, trollüğü, çarpıtmayı ne zaman bırakacaksın? Senin 1 gram olsun onurlu, karakterli, dürüst, insan gibi davranmanı sağlayacak bir iksir var mı?... Gerinden fiziği, nesneli, madde ve maddi süreçleri FARAZİ YOK edip, akıl, mantık dışı saçmalıklar üfürüp, MASALLAR uydurup, tersin geri, bırakın masal olmasını, ne idüğü, nasıl var olduğu belirsiz-saçma(madem varlığın ortadalığını kavrayacak kapasitede değilsin ve sorunlusun), hiç bir gözlemi olmayan, böylece özellik, niteliğine dair verisi de olmayan, haliyle masal kurgusu haricinde tanımlanıp, isimlendirilmesi mümkün olmayan, adına tanrı dediğin üfürüğe tekrardan yarattıyorsun(bu kadar akıl, mantık özürlüsün), haliyle maddi süreçlerden söz etmek elzem oluyor...
Kuguaguharıva nedir? Bekliyorum, bana bunun ne olduğunu açıkla, madem sana göre açıklamak dübürden sallamaktır, o halde buyur açıkla...
dine mine ne´isimli üyeden Alıntı
Sen Tanrı inancını eleştirirken, bir yandan bilimi ve veriyi savunmakla birlikte, Tanrı'nın varlığını bir engel görüyorsun.
Oysa bilim, Tanrı'nın varlığıyla ilgili doğrudan bir şey söylemez çünkü bilimsel metot, doğrudan gözlem ve deney üzerine kuruludur.
ne dedim sen nereye çarpıttın? Tanrının MASALLIĞINI(ne varlığı, ortada böyle bir varlık görüyor musun?) bilime engel görmüyorum, burada israf sahtekarlıklarınla, cehaletin, kapasitesizliğin, saçmalıklarınla, trollüğünle vaktimizi israf ediyoruz- bilime engel olan tanrının varlığı masalı uydurup, envai tür inanç istismarla hakimiyet kurman, saçmalıkların uğruna türlü rezalet, baskı kurman, çeşitli cehalet üfürüklerinle, söylemlerinle bulandırman, aldatman, insanın ilerleyişi önünde durmandır. Yoksa iddia ettiğin gibi -yalanın gibi- tanrı üfürüğününü açıkladığı bir şey yok. Ağacın varlığı Pinokyo'nun, yani masal kahramanın varlığı anlamına gelmez, masal kahramanları açısından farkı oluşturan insan tarafından uydurulan senaryo, kurgu farklarıdır.. Bilim Evrim teorisi diyor değil mi, milyonlarca KANITIYLA, sen ne yapıyorsun hıyarağası? Okullarda, eğitimde, ülkede bilimi engellemek için elinden geleni yapıyorsun? Neden? Çünkü masal kahramanı namına üfürdüğün saçmalıklarının foyası ortaya çıkacak, tanrı masalıyla kitleleri sürüleştirip, etki altına alıp, güdemeyeceksin, menfatlerin sarsılacak. Dünya tarihinde dinlerin, insanlığın gelişimi önünde engel olarak oynadığı rolden söz ettim değil mi?... adi trol. tanrı dediğin, insnaın kendisini baz alıp, fiziğin, kendi olanak ve imkanlarının üstünde, akıl mantık, bilim dışı olarak kurgulayıp, üfürülmüş-türetilmiş KELİME zaten engel olamaz, çünkü masal, metafizik(namına gerçeklik, nesnel varlık vasfı taşımaz, ancak senaryo, kurguların masal kahramanı olabilir, bu bağlamda Pinokyo en güzel örneği temsil eder), VARLIK veya varlık biçimi değil, gözlem tabanı yok, insan hayal gücünün bir uyduruğu... Bilimi de ol-a-maz, bilimle ilişkisi, ilgisi de, zaten yazımda açıklamışım-
Sen insan değilsin, bak öncelikse sorunumuz bu...
Her cevabın yalan, dolan, çarpıtma, adi bir trolsün...
Tanrı -> Cehalet, inanç ve inanç istismarının, toplumsal sömürü, kitleleri köleleştirme, sürüleştirme, ister politik ister ticari olsun, maliyeti en düşük menfaat kaynağı olması, hükmün en önemli sorunlarının tanrı adıyla kolayca aşılması(bu yasadır herkes uymak zorunda -> çünkü tanrı buyurdu! taktikleri) vb. vb. ürünüdür. Yani evet insanın cehaleti, ihtiyaç, gereksinim, çeşitli arzuları(sonsuz yaşam, memeleri yeni tomurcuklanmış kızlar, ne dilersem gerçek olsun beklentileri -kısaca masalları- vb. içinde), yönetme, hükmetme dürtüsü vb. ile üfürülmüştür, ancak bu inanç ekseniyle teslim alınanın köreltilmişliği dışında bir anlam taşımaz... Her masalın, senaryosu, kurgusu olur, bu senaryo ve kurguyu cehalet, çeşitli menfaatler, arzu, istekler namına yazan insan.
Sersemler akıllıların 7 yılda cevaplandıramayacağı soruları 1 günde sorarlar.
------- Korku ve menfaat dalkavukluğa yol açar.
-------
İnsan korktuğuna ya da arzuladığına çok kolay inanır. La Fontaine
-------
Öküz tahta çıkarsa padişah olmaz, saray ahır olur. Çerkes Atasözü
-------
Akıllı bizi arayıp sormaz, aptal bacadan akar.
------
Su dağları kemirir, vadileri doldurur.
------
Aslanlar kendi tarihçilerine kavuşuncaya kadar kitaplar avcıyı övecektir.
------
Hürriyet, başkalarına vermedikçe alamayacağımız tek şeydir. William Allen White
------
Belki söylendi herşey,/ belki de gece bekleniyor/ yazılsın diye aynı cümle. Tüm nedenleri yeryüzünün/ bir çakıltaşına takılıp kaldı. Esteban
------
Sıradan insan kendini evrenin merkezi yapmanın yolunu arar; bilge kişinin evreni onun merkezindedir. Lao Tzu
Konu spartacus tarafından (08-12-2024 Saat 01:43 ) değiştirilmiştir.
Sen, deneyimlerin maddi süreçlerle mümkün olduğunu iddia ediyorsun. Doğru, ancak mümkünlük, bir şeyin kanıtı değildir. Örneğin, bir ilacın metafizik bir his uyandırması, metafiziğin var olmadığını kanıtlamaz. Aksine, bu hislerin daha derin, maddi olmayan bir düzeyle etkileşim yoluyla mümkün olduğunu gösterir ve metafiziğin varlığını işaret eder.
Sorun, meseleyi diyalektik bir bakış açısıyla ele alamaman. Her şeyin tamamen maddi süreçlerle açıklanabileceğini düşünüyorsun, ancak her açıklamanın kendisi bir diyalektik bileşen içerir. Bir ilacın metafizik hisler uyandırabilmesi, bu hislerin maddi olmayan bir temele ,örneğin frekanslar veya maddi olmayan bir boyuta ,sahip olduğunu gösterir ki bu süreçler, maddi süreçler aracılığıyla etkinleşebilir.
Sadece maddi düzeyde kalıp, bu maddi süreçlerin yalnızca metafizik bir şeyle etkileşim içinde işlev gösterebileceğini inkâr edemezsin. Bu, bir radyo sinyali gibi: Frekans görünmezdir ama olmadan ses yoktur. Maddi süreçler metafiziği gereksiz kılmaz, aksine, onun varlığını kanıtlar.
Senin "mümkün" olarak gördüğün şey, aslında yalnızca etkinin kendisiyle ilgilidir, yani maddi süreçlerin bir şeyleri harekete geçirebilmesiyle. Ancak asıl deneyim, hissetme ve algılama maddi bir olgu değildir.
Bu deneyimi neden kanıtlayamayacağımızın nedeni, bunun maddi bir şey olmamasıdır. Maddi süreçler , biyokimyasal reaksiyonlar veya sinirsel aktiviteler gibi – bir deneyim için temel oluşturabilir. Ancak bu, neden bilinçli bir şekilde hissettiğimizi, neden korku duyduğumuzu veya sevgiyi deneyimlediğimizi açıklamaz.
Asıl deneyim, bu hisleri algılayan bilinç, elle tutulur veya ölçülebilir değildir. Araştırabileceğimiz bir nesne değil, yalnızca deneyimleyebileceğimiz bir şeydir. İşte bilimin sınırlarına ulaştığı nokta burasıdır: Maddi temeli ölçebilir, ancak öznel deneyimi açıklayamaz.
Deneyimin kanıtlanamıyor olması, onun var olmadığını değil, yalnızca maddi düzlemin ötesinde, metafizik bir düzeyde gerçekleştiğini gösterir. Bu nedenle, senin yaklaşımın yalnızca etkinin kendisine odaklanırken, deneyimin gerçek doğasını, maddi ötesini, göz ardı eder.
Diyalektiği doğru kullandığımızda şunu fark ederiz: Maddi süreçler, yalnız başına varlık gösteremez; metafiziki bir boyutla sürekli etkileşim halindedir. Bu etkileşim olmadan deneyim veya bilinç mümkün olamaz. Bu bakış açısıda, senin indirgemeci yaklaşımından daha kapsamlı ve gerçekçi bir anlayış sunar.
Sen, deneyimlerin maddi süreçlerle mümkün olduğunu iddia ediyorsun. Doğru, ancak mümkünlük, bir şeyin kanıtı değildir. Örneğin, bir ilacın metafizik bir his uyandırması, metafiziğin var olmadığını kanıtlamaz. Aksine, bu hislerin daha derin, maddi olmayan bir düzeyle etkileşim yoluyla mümkün olduğunu gösterir ve metafiziğin varlığını işaret eder.
500. kez çarpıtma. Sahtekarlık diz boyu, bir şeyin kanıtı olduğunu iddia eden kim?, ortada geri zekalı birisi maddi süreçleri yok sayarak, bir yığın akıl, mantık, zeka, karakter dışı laf salatası, sahtekarlıklar, yalanlar, dolanlar üfürüp, metafizik lafzıyla(demek ki bu lafzı bir şeyin kanıtı sanıyor) dübürden sallıyor, asıl sorun bu trolün, akıl, mantık, zeka dışı üfürükleri değil mi?
TEMELDEN, SAĞLAYANDAN(!) söz ediyorum, ne alakası var çarpıtmalarınla? MESAJIMDA BİLE DİLE GETİRMİŞİM, ÜSTELİK EVVEL MESAJLARIMDAN DA VERDİĞİM ÖRNEĞE DEĞİNEREK. Depremin maddi süreçlerin(örneğin temel faktörlerden fayların birbirine etkisi faktörü) ürünü olması ve bunu bilmek başka, depremin nasıl olduğu veya herhangi bir yerde gerçekleşip, gerçekleşmediğini kanıtlama çabası başkadır. Nasılsa mallık, sahtekarlık sana bedava. Sana göre depremin maddi bir temeli süreçleri yok, dünya kaplumbağanın sırtında, o sallandıkça deprem oluyor, çünkü metafizikmiş(!?),,,, hadi oradan rezil...
Gördün mi yine çarpıtmaya çalıştın, yine zırvaladın...
Metafizik insan hayal gücünün tasavvurundadır, burada matafizik olan ne insan, ne beyin, ne düşünme eylemi, ne çeşitli veriler arası kombinasyonlarla türetim becerisi, yetisi değil, hayal gücüyle türettiğine, sanki ÖYLEYMİŞ GİBİ(sanal) YÜKLEDİĞİ özellik, nitelik vb.dir. Bunu -türetimleri, bir bilgisayar dahi yapabilir, hatta bir manzara çiz dersin, sana gerçekte var olmayan manzara çizebilir(görüntü türetebilir), ekranda gördüğün ise sadece görüntüdür(fizik kuvvetlerinden en azından birisinin yansıtılması ve gözlerinde oluşturduğu etkiye dair yaptığın yorumdur, öyle bir yer yoktur ama varmış gibi düşünebilirsin. Tanrı gerçeklik, varlık değildir, ancak senin varmış gibi düşünmen ve bunu da varlığın sağlayanı olarak "metafizik, kendine, zhin, hayal gücüne bağlı" öne sürmen, geri zekalılık, itiraftır).
Örneğin Zeus insanın, yine insana, doğaya ait bir çok özellik, yeti, eylem, davranış, etki, tepki vb.nin kuraldışı(!) bir biçimde çeşitli saplantı, arzu, inanç, menfaat, köleleştirmek, hükmetmek, kolay hüküm verebilmek, olanaksızı, olanaklıymış gibi kurgulayabilmek, hayal edebilmek, kendini kandırmak, afyon etkisi vb. namına taklit, kombinasyonuyla, hayali olarak türettiği bir masal kahramanı olarak metafiziktir. Burada fiziğin dışındalık, ötelik, mesafe türünde bir dışındalık, ötelik değil, akıl dışı, mantık dışı söylemlerimizdeki dışındalık gibi, uyuşmayan, bağdaşmayan türündedir.
Elbette Pinokyo'da metafiziktir ve senin metafiziktir o halde vardır yönlü saçmalıklarının, gerizeka, akıl, mantık dışı zırvalığından başka tarifi yok...
Kısaca insan, özne, zihin metafizik değildir(fizik, organizma, organlar(örneğin beyin), maddi yapı, süreçlerden bağımsız(onlarsız) icra edil-e-mez, burada maddi süreç söylemi bir şeyin kanıtı olarak sunulmuyor, bir gerizekalı bile bunu böyle anlamaz), metafizik zihince türetilenlerin mahiyetinde aranır. Ağaç fiziğin dahilindedir, Pinokyo ise meta-fizik, kurguda Pinokyo'nun ağaçtan yontulmuş olması, masal kahramanına ne gerçeklik, ne fizik ne de bu yönde bir VARLIK sağlamaz, tanrı masalları da aynı...
Şeyin varlığı, ancak fizikledir, metafizik olarak adlandırlan hiç bir şey gerçek değildir... Sonuç: Tanrı gerçeklik değil, insanın hayal dünyasında türettiği bir masaldır... Sen de 6 hörgüçlü, 40 boynuzlu kör bir devesin, bu akıl, mantık dışılığınla, insan ne kurgular, hayal eder, türetirse gerçek odur yönlü zırvalıklarınla, buna da itiraz etmemelisin...
Sersemler akıllıların 7 yılda cevaplandıramayacağı soruları 1 günde sorarlar.
------- Korku ve menfaat dalkavukluğa yol açar.
-------
İnsan korktuğuna ya da arzuladığına çok kolay inanır. La Fontaine
-------
Öküz tahta çıkarsa padişah olmaz, saray ahır olur. Çerkes Atasözü
-------
Akıllı bizi arayıp sormaz, aptal bacadan akar.
------
Su dağları kemirir, vadileri doldurur.
------
Aslanlar kendi tarihçilerine kavuşuncaya kadar kitaplar avcıyı övecektir.
------
Hürriyet, başkalarına vermedikçe alamayacağımız tek şeydir. William Allen White
------
Belki söylendi herşey,/ belki de gece bekleniyor/ yazılsın diye aynı cümle. Tüm nedenleri yeryüzünün/ bir çakıltaşına takılıp kaldı. Esteban
------
Sıradan insan kendini evrenin merkezi yapmanın yolunu arar; bilge kişinin evreni onun merkezindedir. Lao Tzu