Madde temel bir gerçeklik olamaz çünkü temel olan bir şeyin varlığı durağan, yani hareket etmeyen bir durumda olabilmelidir ki olamıyor.
....
Ancak, asıl anlamı kavrayan, deneyimleyen ve yorumlayan şey metafizik bilincin kendisidir.
....
Eğer bir şey temel ise, değişimden bağımsız olmalıdır. Aksi takdirde, varlığını sürdüremez ve geçici olur.
Bilinç değişimden bağımsız mı?
Canlılar arasında bilinç düzeyleri farklılık gösterdiği gibi insanlar arasında da bilinç dereceleri farklılaşabiliyor.
Sadece bir insanın hayat sürecinde bile bilinç seviyesi değişerek ilerliyor. Bebeklik dönemindeki bilinç ile yetişkin dönemi farklı. Ölüm halinde bilinç de gidiyor değil mi, yoksa bilinç var olmaya devam ediyor mu diyeceksin?
Senin argümanın 1: Değişen şey temel gerçeklik olamaz.
Argümanın 2: Madde değiştiğine göre temel olan madde değildir, bilinç esastır.
Eğer bilinç değişimin parçasıysa bu iki argümanın çelişir. Ya da metafizik bilinç dediğin şeyin değişimden bağımsız olduğunu göstermen gerekir.
İlk canlının oluşma olasılığı üzerinden Tanrı'yı çürütmek mantıklı değil çünkü burada asıl mesele olasılıktan ziyade düzenin, bilginin ve mekanizmanın varlığıdır. Bir DNA deseninin varlığı, tıpkı bir binanın mimari planı gibidir. Ancak bu planın hayata geçirilmesi için onu okuyabilen, anlayabilen ve uygulayabilen bir mekanizma gerekli.
Biolojide ama moleküllerin bu bilgiyi kavrayıp düzenli bir yapı oluşturmasını açıklayan kesin bir kanun yok. Moleküllerin kendiliğinden bir araya gelip düzenli bir yapı oluşturması, rastgeleliğin ötesinde bir durumdur. Soru şu: DNA'daki bilgi nasıl okunur, nasıl kavranır ve nasıl uygulanır? Moleküllerin kendiliğinden düzenlenerek bilinçli bir yapı oluşturabilecek bir mekanizması olmadığı açık.
Bilginin varlığı, onun bir anlam ifade etmesi için bir okuyucuya veya uygulayıcıya ihtiyaç duyar. Ancak proteinler veya moleküller, bu bilgiyi bilinçli olarak kavrayamaz. Bu da, DNA'da var olan bilgiyle moleküllerin nasıl bir canlı oluşturabildiği sorusunu derinleştirir.
Sonuçta, bu durum yalnızca moleküler dizilimlere veya rastgeleliğe indirgenemez. Bir planın, bir mekanizmanın ve bu bilgiyi hayata geçiren bir düzenin olması gerektiği açıktır. Bu mekanizmanın kaynağı da bilimsel olarak açıklanamayan bir mesele olarak kalır ve Tanrı'nın varlığını çürütmek yerine tam tersine, bir düzenleyicinin varlığına işaret eder.
Bilinç değişimden bağımsız mı?
Canlılar arasında bilinç düzeyleri farklılık gösterdiği gibi insanlar arasında da bilinç dereceleri farklılaşabiliyor.
Sadece bir insanın hayat sürecinde bile bilinç seviyesi değişerek ilerliyor. Bebeklik dönemindeki bilinç ile yetişkin dönemi farklı. Ölüm halinde bilinç de gidiyor değil mi, yoksa bilinç var olmaya devam ediyor mu diyeceksin?
Senin argümanın 1: Değişen şey temel gerçeklik olamaz.
Argümanın 2: Madde değiştiğine göre temel olan madde değildir, bilinç esastır.
Eğer bilinç değişimin parçasıysa bu iki argümanın çelişir. Ya da metafizik bilinç dediğin şeyin değişimden bağımsız olduğunu göstermen gerekir.
Kuantum fiziğinde vakumun boş olmaması gibi, metafizik de varlık biçimiyle potansiyel bir mevcudiyet sunar. Bu potansiyel, durumsal bir harekettir ve harekete geçme zorunluluğu yoktur. Madde ise, konumsaldır yani ivmeli hareketine zorunludur; yani fiziksel dünyanın varlığı sürekli ivmelidir. Ancak metafiziksel bir temel bu tür fiziksel zorunluluklara tabi değildir. Misal hücrelerimiz değişir, fiziksel bedenimiz sürekli hareket ve yenilenme içindedir. Buna rağmen, benlik duygumuz bir durağanlık taşır. Bu durum, bilincin metafiziksel bir temeli olduğuna işaret eder.
Ölümüde dürüst ve mantıklı bir şekilde ele alirsak, bilincimizin fiziksel ölümle birlikte sona ermezi gerketigini kabul etmemiz gerekir. Ancak bu, metafiziksel temelin varlığını ve potansiyel bir güce sahip olduğunu zedelemez.
Metafizik, insanın zihni faaliyetlerinin ürünü olup bu üründe temel kıstas soyutlanmışlık içermemesi, fizikle bağdaşmaması, nesnel, somut olarak ister fail ister eylem olarak işaret edilememesidir. Yani salt soyut olmasıdır.
Örneğin bugün herhangi bir makineye de bu yaptırılabilir. Ki zaten yaptırılıyor da, hatta çok daha ötesi, bazı makineler sayesinde felç insanların, maddi süreçleri(organik aktiviteleri) çözümlenerek, yapmak istedikleri iş mankinelere yaptırılabilmektedir -gelişim sürecindedir. Bu mal ise, organsız, yapısız, beyinsiz olduğunu iddia ediyor. Beyin, bilinç, zihin, düşünme eylemi vb. tümü de maddi+maddi süreçlerle işlev kazanır. Demek ki öyleymiş, oluyormuş...
Çarpıtmayı ve sahtekarlığı çok seven düzenbazımız, Pinokyo ile Pinokyo'yu, yine eldeki verilerin kombinasyonuyla türeten organı bir ve aynı olarak çarpıtmakta, organları(maddi organik yapılar), işlevleri sayesinde türettiği şeylere indirgemektedir.
Pinokyo'yu türeten;;; organ, organik, inorganik ilişkiler vb. bir yığın maddi süreçler, maddi karşılıkla oluşturulan ve depolanan sembolik kodlarla eşleştirmeler veya benzeştirmelerle yapılan kombinasyonlardır. Burada metafizik; Pinokyo'yu türeten ve yetisi değil, GERÇEK olmayan, FİZİKİ KARŞILIĞI OLMAYAN, fizikle bağdaşmayan, HAYAL MAHSULÜ olması bakımındandır. Yani metafizik, insan ve zihninin türetimlerine bağlı, dayalıdır.
Bu yalancı sahtekarın bu lakırtılarını daha önce de ele aldık, süreci de anlattık. Bu sahtekarı tarif etmek mümkün deği, her şeyi bir yana bıraksak, kelime, kavramlarla, kişiliksiz, karaktersiz düzeyde oynayan birisiyle nasıl sağlıklı diyalog kurulabilir ki? Kelimeler birer araç ise ve sahtekar muhatap işine nasıl geliyorsa öyle çarpıtıyor, kısaca adiliği, sahtekarlığı, onursuzluğu, iki yüzlülüğü meziyet haline getirmişse, ne yapılabilir?
Sonuç: Fiziğin içi, dışı yoktur, ancak öznenin çevresi ve kendisi bağlamında, iç ve dış dünya diye ayrıdığımız bahisle, zihinsel türetimlerin fiziksel karşılığı olmadığı veya bağdaşmadığı koşullarda, bu türetimlere metafizik demişiz. Kısaca hayal mahsülüdür Buradaki ötelik, dışılık fiziki bir iç-dış temelinde değil, bağdaşmaması, uyuşmaması, salt zihin mahsulü olması bakımından, anlamıyladır.
Kısaca bu türlerde, bilgi, akıl, mantık, ciddiyet, namus, onur, karakter, dürüstlük aramak, hatta bunları tanımlama çabası dahi nafile -ki kaç kez ortaya konduğu halde!-, aşağıdaki video, bunlar gibileri ve sorunu görmek için somut bir örnek sunmaktadır. Bu Dine mine ne denen şahıs masal dünyasında, keyfince dilediği gibi üfürebileceği, uymasa bile safsata dediğimiz türden kombineler yapabileceği, yaptığı için kolayca yalanlar söyleyebilmekte, uydurabilmektedir. (Adam organizma, varlığı, organik yapısını,,,, organlar ve bu organların işlevleri sayesinde elde ettiği yetiye endeksleyecek kadar ileri düzeyde sahtekar bir mal)
Sersemler akıllıların 7 yılda cevaplandıramayacağı soruları 1 günde sorarlar.
------- Korku ve menfaat dalkavukluğa yol açar.
-------
İnsan korktuğuna ya da arzuladığına çok kolay inanır. La Fontaine
-------
Öküz tahta çıkarsa padişah olmaz, saray ahır olur. Çerkes Atasözü
-------
Akıllı bizi arayıp sormaz, aptal bacadan akar.
------
Su dağları kemirir, vadileri doldurur.
------
Aslanlar kendi tarihçilerine kavuşuncaya kadar kitaplar avcıyı övecektir.
------
Hürriyet, başkalarına vermedikçe alamayacağımız tek şeydir. William Allen White
------
Belki söylendi herşey,/ belki de gece bekleniyor/ yazılsın diye aynı cümle. Tüm nedenleri yeryüzünün/ bir çakıltaşına takılıp kaldı. Esteban
------
Sıradan insan kendini evrenin merkezi yapmanın yolunu arar; bilge kişinin evreni onun merkezindedir. Lao Tzu
Misal hücrelerimiz değişir, fiziksel bedenimiz sürekli hareket ve yenilenme içindedir. Buna rağmen, benlik duygumuz bir durağanlık taşır.
Kalbimiz durduğunda benlik duygusu diye bir şey kalmaz.
Tutarlı bulmadım.
Bahsettiğin durağanlık hissi hafıza, kurgu, dil kaynaklı.
Metafiziksel bilinç dediğin şeyin değişimden bağımsız olduğunu gösteremediğin gibi onun bedensel değişimden etkilendiğini ve hatta bedensel ölümle son bulabileceğini itiraf ettin.
Dolayısıyla varılan sonuç hiç ikna edici değil.
Kalbimiz durduğunda benlik duygusu diye bir şey kalmaz.
Tutarlı bulmadım.
Bahsettiğin durağanlık hissi hafıza, kurgu, dil kaynaklı.
Metafiziksel bilinç dediğin şeyin değişimden bağımsız olduğunu gösteremediğin gibi onun bedensel değişimden etkilendiğini ve hatta bedensel ölümle son bulabileceğini itiraf ettin.
Dolayısıyla varılan sonuç hiç ikna edici değil.
Benlik duygusunun statik olduğunu söylerken, bu onun hiçbir şekilde değişmediği anlamına gelmez. Benlik, belli bir frekans bandı içinde değişkenlik gösterebilir. Radyo dalgaları gibi düşün: Radyo sinyalleri bir frekans aralığında varlık gösterir. Bu aralığın dışına çıkarsa yayın kaybolur, ama bu kaybolma sinyalin kaynağının (frekansın özü) yok olduğu anlamına gelmez. Aynı şekilde, bilincimiz de belli bir frekans bandında varlık bulur; band değişirse bilincin formu ya da ifadesi kaybolabilir, ancak özü olan frekans kaybolmaz.
Statik derken, bilincin şekli, biçimi, cismi ya da bir formu olmadığını kastediyorum. Özü, biçimsiz ve "durağan" olarak düşünülmesi gereken bir yapıdadır. Statikliği bu bağlamda anlamak gerekir: Benliğin frekanslarının değişebilirliği, dayandığı metafizik zeminin durağan ve statik bir yapı olduğu gerçeğiyle çelişmiyor.
Bilincimiz durumsal hareketken, madde ivmeli konumsal/mekansal bir harekettir. Dolayısıyla, bilincimizin doğası gereği statik bir frekansta olduğunu, beynin ise bizimle iç içe geçmiş, "dolanık" uzamsal ve zamansal düzeyde hareketli bir ara araç olarak işlev gördüğünü savunuyorum. Beyin işlevini yitirdiğinde, bilincimizin frekansı da değişir ve varlığımız sona erer. Bilinç, bir oluşumdur sonucta ve diyalektik açıdan zaman ve mekânda bozulmaya uğraması gerekir.
Metafiziği sadece soyut, hayali ve fiziksel dünyayla uyumsuz bir kavram olarak ele almak tam bir cehalettir. Metafiziği bu şekilde indirgemek, onun fiziksel dünyanın anlamı için temel bir dayanak olduğu gerçeğini görmezden gelmek demektir. Madde ve metafizik birbirine bağlıdır, hatta bu ilişki diyalektiktir. Metafizik, fiziksel dünyayı açıklayan, yönlendiren ve harekete geçiren zemindir.
Madde + madde ilişkisinde dokunuş diye bir hakikat yoktur ve bunu varmış gibi satmaya çalışmak düpedüz sahtekârlıktır. "Artı" sembolü metafizikseldir ve o olmadan madde hareketsiz kalır, değersizleşir ve hatta yok olur. Ancak metafizik zemin bir vakum gibi hareket eder ve varoluşu yaratır. Böylesine temel bir ilişkiyi anlamayan biri, bırakın filozof olmayı, mal bile olamaz.
Tanrıyı çürütme adına olabiliyormuş derken bile, bu kavramın aslında oluşun bir tasarım sonucu ve hedefe yönelik bir süreç olduğunu idrak edemiyor mal. Bunu fark etmeyen biri, bırakın filozof olmayı, bir tartışmaya katılabilecek asgari düzeyde bir anlayışa bile sahip olmadığını gösterir.
Diyorum ya insan değil bildiğin inek. Yapiyor ediyor tasarliyor sonra tasarlamadigini söylüyor bu inek. Bu, kendi argümanını kendi eliyle çürütmekten başka bir şey değil. Bir yandan "tasarlıyor, yapıyor, ediyor", oluş sürecine bir düzen ve mantık atfediyor, diğer yandan bu sürecin tasarlanmadığını iddia ediyor. Bu düpedüz mantık dışı bir çelişki, hatta dediğim gibi düpedüz idiotluk. Bir de zıddı ile kaim olduğu hacı fış fış arkadaşlarının videosunu koymuş. Onlar ne kadarsa, kendisi de o kadar mal ama bundan haberi yok.
Metafiziği sadece soyut, hayali ve fiziksel dünyayla uyumsuz bir kavram olarak ele almak tam bir cehalettir. Metafiziği bu şekilde indirgemek, onun fiziksel dünyanın anlamı için temel bir dayanak olduğu gerçeğini görmezden gelmek demektir. Madde ve metafizik birbirine bağlıdır, hatta bu ilişki diyalektiktir. Metafizik, fiziksel dünyayı açıklayan, yönlendiren ve harekete geçiren zemindir.
Bari cehalettir deme, kaç kez izah edeceğiz, metafizik insan zihninin türetimleriyle ilgilidir. Hala neden sahtekarlık yapıyorsun?
dine mine ne´isimli üyeden Alıntı
Madde + madde ilişkisinde dokunuş diye bir hakikat yoktur ve bunu varmış gibi satmaya çalışmak düpedüz sahtekârlıktır. "Artı" sembolü metafizikseldir ve o olmadan madde hareketsiz kalır, değersizleşir ve hatta yok olur. Ancak metafizik zemin bir vakum gibi hareket eder ve varoluşu yaratır. Böylesine temel bir ilişkiyi anlamayan biri, bırakın filozof olmayı, mal bile olamaz.
"+" Sembolü metafiziksel olmadığı gibi, metafiziksel diye de, kendinden menkul vakum diye de bir "şey" yok. + Sembolü, adı üzerinde semboldür ve yüklenen bir anlam, ve anlamın da maddi temelleri, dayanağı, kaynağı var ve bu işaret-> FAİL, İŞLEMİ YAPAN DEĞİL, kullanılan bir ARAÇTIR. Yani üfürdüğün metafizik masal kahramanları gibi, kerameti kendinden menkul, fail, eyleyen veya eylenen değil, araçtırlar.. Örneğin "hız" kavramı, cisimlerin hareketinden (nitel) soyutlanmıştır. Eyleyen değil, eyleyen veya eylenenin hareketinden yola çıkarak, ne kadar(nicel!) mesafe kat ettiği üzredir.-Ki hareket, fiziki değişimler açıkca ve zihnimize bağlı olmaksızın gözlemleniyor, kıyaslanabiliyor, fizik!- Ne kadar mesafe kat ettiği üzre, ölçmek için de kullandığımız yöntem, temsili birimleri vardır(insanca yerine üretilir, türetilir, ikame edilir). tümü de hem FİZİKİ DAYANAK, TABANA, İŞARETE SAHİPTİR hem de hesap, temsillendirme, insanın kıyas, kriter, hesap yetisiyledir. Ancak hareket, hız kavramına bağlı değilken, hız kavramımız fiziki olarak tespit edilip, ölçülebilen harekete bağlıdır. Bu bahisle, ölçülen harekettir, yani hareket yoksa, hızdan, cisim yoksa, hareketi, eyleminden söz edilemez. Madde -varlık- yoksa ilişki, etkileşimler, iş(kapasitesi=enerji), biçimler(form), hareket, hız(neyi neyle referanlayacaksın ki değişecek veya mesafe alacak), zaman, oluşlar(form-yapılar, olaylar, olgular) -> dolayısıyla sebep-sonuçlar, organizmalar, organik yetiler, duyu, kıyas, bilinç, nasıllar, nedenler vb. de yoktur. Madde var, bunlar var. Neyin neye dair, -e göre, dayalı, bağlı soyutlandığını bilmek gerekir.[/B]. İfadelerimi anlamadığını, kapasitesizliğini biliyorum... Yani bu "+" sembolü-aracı, metafizik, fizik mi diye değerlendirilecek bir konu veya örnek olmasa da, bu sembol ister FAİL(İNSAN, organizmalar, makineler), soyutlandığı taban, isterse sembolün biçimi olsun nesnel, fizikidir. Şey tarafından kullanılan sembolik bir araçtır. Hatta -bu yazımda "+" sembolü yaptığım her an, hem insan belleğinde, hem bu site veritabanı, hafızada maddi bir karşılığı var ve yer kaplar ve bu temsili sembol, kerameti kendinden menkul bir fail, varlık biçimi olamaz. Yorumcu hem duyu organlarından alınan tepkileri -veri- sembolik biçimlerle depolarken, hem de hafıza edilmiş sembolik izleri-, emare, biçimleri okuyarak değerlendirir, yorumlar. Şu ya da bu biçimde, forma yüklediğimiz anlamı temsil eder. Tasavvuru yine insan, organizmalar veya makinelerdedir ve farazi yüklemelerde lansedildiği gibi, metafizik FAİL, kerameti kendinden menkul türde sözde bir varlık biçimi, eyleyen değildir., Kullanılan sembolik bir araçtır...
Eğer şu ya da bu aktivite, etki, ilişki, şu ya da bu maddi oluşumlara yol açıyorsa -> o metafizik olamaz. Nerenden tutsak kör bir sahtekarlık, cehalet çamurusun, işte biz de diyoruz ki tüm bu oluşlar, biçimler maddi varlık, ilişki, etkileşim, aktiveteleriyle anlam kazanıyor, aktivitelerle de tespit ediyoruz, kısaca bulmuşuz, kelime oyunlarına gerek yok...
Dokunmak -> maddi ilişkiler bağlamında etki, tepkileşim ve sonuçları bakımından oluşturduğu FİZİKİ değişimler, farklar, etki ÜZRE soyutlanır, yani etki etmesi esastır(bu da bir temastır)., kavramları hem bilmiyor hem çarpıtıyorsun. Koluna iğne batarsa, iğne, kolun, etki-tepki(kuvvet) fiziktir, maddidir, gözlemlenir, tespit edilir! İğnenin, form üzerinde oluşturdğu etki, biçim farkı da gözlemlenebilir, ölçülebilir, yani fiziktir. Örneğin kıçına iğne batmış, bu olay gerçekleşmişse->gerçek(iğne batabilir, olasıdır, mümkündür), cisimlerin etki-tepkisi ise OLGUDUR! defalarca izah ettik, dile getirdik. salt boşluk diye bir durum da söz konusu değil, A,B formu birbirine direk temas etmez, ortam boş değildir ve ortamda, aradaki her parcacık boşlukta yer kaplar.... Demek ki metafizik değil, fizik, olgu, gerçekmiş...
Hadi Pinokyo'yu koy ortaya da -reel sosyal ilişki bağlamı, masal değil gerçek dünyada- boyunu ölçelim, dokunalım, konulaşım. Pinokyo'yu ortaya koyamazsın. insan türetimi!. ya da varsa getir görelim. Pinokyo yoksa, nasıl burnu olur diyorsun, senin kapasiten buraya kadar. İşte dedik ya, tümü de farazi yükleme, hayal, [B]insan tarafından türetilen kombinasyonlar, betimlenebiliyor, varsayılıyor. Pinokyo nedir?->Masal->METAFİZİK! Tanrı masal->varsaymak->metafizik... Ortada böyle bir Pinokyo mevcut değil, gereği de yok -olamaz da-, hal böyle olunca veri yok -çürütülemez, ancak insan tarafından uydurulduğunu biliriz-, o halde tüm söylemler de uydurma(metafizik)...
dine mine ne´isimli üyeden Alıntı
Tanrıyı çürütme adına olabiliyormuş derken bile, bu kavramın aslında oluşun bir tasarım sonucu ve hedefe yönelik bir süreç olduğunu idrak edemiyor mal. Bunu fark etmeyen biri, bırakın filozof olmayı, bir tartışmaya katılabilecek asgari düzeyde bir anlayışa bile sahip olmadığını gösterir.
Sahtekar, cümlemin neresinde tanrıyı çürütmekten söz ettim veya cümlenin böyle bir mahiyeti var? 1 Makine bile türetimlerde bulunabilir, insanın aktivitelerini yorumlayarak, ne yapmak istediğini çözümleyebilir, demek ki neymiş? Maddi etkileşimler, ilişkiler bağlamında olabiliyormuş(ben bundan söz etmiştim).
Tamam tanrıyı çürütelim, ama önce senin ortaya koyman gerekir, eylemleri, işleri, formu, yapısı, gözleme, etkileşime, ilişkiye, ölçmeye, değerlendirmeye, veriye açık bir biçimde. var mı ortada böyle bir şey? Yok. Nereden uyduruyorsun o halde? Varlık, madde, ilişkiler, etkileşimler -> ORTADA, yani zaten gözlemliyoruz, ortada olanı yok sayamayız, yani bu inkar edilemez. Tanrı Pinokyodur her şeyi yaratandır diyorsun, bir de arsızca ahkam kesiyorusn. Sen ne zaman konuşma hakkına sahip olursun? Ortaya gözleme ve yüklediğin vasıflarla uyumlu bir şey koyana kadar, o ana kadar sana düşen bok yemektir. Hadi şimdi sektörüne git, Pinokyocu Bok herif.
Sersemler akıllıların 7 yılda cevaplandıramayacağı soruları 1 günde sorarlar.
------- Korku ve menfaat dalkavukluğa yol açar.
-------
İnsan korktuğuna ya da arzuladığına çok kolay inanır. La Fontaine
-------
Öküz tahta çıkarsa padişah olmaz, saray ahır olur. Çerkes Atasözü
-------
Akıllı bizi arayıp sormaz, aptal bacadan akar.
------
Su dağları kemirir, vadileri doldurur.
------
Aslanlar kendi tarihçilerine kavuşuncaya kadar kitaplar avcıyı övecektir.
------
Hürriyet, başkalarına vermedikçe alamayacağımız tek şeydir. William Allen White
------
Belki söylendi herşey,/ belki de gece bekleniyor/ yazılsın diye aynı cümle. Tüm nedenleri yeryüzünün/ bir çakıltaşına takılıp kaldı. Esteban
------
Sıradan insan kendini evrenin merkezi yapmanın yolunu arar; bilge kişinin evreni onun merkezindedir. Lao Tzu
Konu spartacus tarafından (16-12-2024 Saat 09:19 ) değiştirilmiştir.
Durumu değiştiriyorum, TANRI BENİM, kimse aksini iddia edemez, isteyen denesin, ben "Dine mine ne" ve bin beter dincilerin sahtekar, akıl, mantık dışı üfürükleriyle üfürdüğüm sürece asla başarılı olamayacaksınız, asla diyorum, hodri meydan...
Sersemler akıllıların 7 yılda cevaplandıramayacağı soruları 1 günde sorarlar.
------- Korku ve menfaat dalkavukluğa yol açar.
-------
İnsan korktuğuna ya da arzuladığına çok kolay inanır. La Fontaine
-------
Öküz tahta çıkarsa padişah olmaz, saray ahır olur. Çerkes Atasözü
-------
Akıllı bizi arayıp sormaz, aptal bacadan akar.
------
Su dağları kemirir, vadileri doldurur.
------
Aslanlar kendi tarihçilerine kavuşuncaya kadar kitaplar avcıyı övecektir.
------
Hürriyet, başkalarına vermedikçe alamayacağımız tek şeydir. William Allen White
------
Belki söylendi herşey,/ belki de gece bekleniyor/ yazılsın diye aynı cümle. Tüm nedenleri yeryüzünün/ bir çakıltaşına takılıp kaldı. Esteban
------
Sıradan insan kendini evrenin merkezi yapmanın yolunu arar; bilge kişinin evreni onun merkezindedir. Lao Tzu