Turan Dursun Sitesi Forumları
Geri git   Turan Dursun Sitesi Forumları > Bilim > Teknoloji & Elektronik

Cevapla
 
Başlık Düzenleme Araçları Stil
  #81  
Alt 14-02-2025, 16:33
"ictenlik" - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
"ictenlik" "ictenlik" isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 22 Aug 2017
Mesajlar: 4.575
Standart

dine mine ne´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
çelişki
çelişki?

Varoluşa; bir neden, gerekçe, köken, kaynak, sebep, asıl sebep bulamazsınız. Asıl bu çelişik

Varoluşun oluştuğu (oluşup geliştiği) bir yer (dönem) (başlangıç iklimi) ve geçmişte bulamazsınız. Tümüyle nedensiz ve sonsuzur.

Geçmiş bir geri değil, geçmiş önce değil, geçmiş geçmişiniz değil, geçmiş geçmiş değil; görece

Zaman; geçmişi geri koyup ve başını bulacağın, başı olan iki uçlu bir sırık ve iki ucu açık düzlem değil; görelilik

Başlangıçsız, ezeli, sonsuz varoluş, tersi çelişik ,doğamaz

(Varoluş) Kendi kendinin nedeni ve kaynağı bile diyemezsiniz, sonsuz ,nedensiz

Kendi içinde doğduğunu ve geliştiğini söylemek bile aptalcadır ve bu sadece zamanı henüz anlamıyorsunuz/kavramıyorsunuz demektir

Neden aramak aptalcadır

Doğuş gelişme oluşma bir şey yok, sonsuz sadece sonsuz (başlamadığı için sonsuz ve başlamayarak sonsuz)

Bir şeyi ona kaynak atfedemezsin, bu sadece bölmek olur

Gerçek çelişki gerçeklerle boğuşma

Herkesin yanıldığı ya da herkesin kaybettiği gün neyin olduğunun önemi yok
Alıntı ile Cevapla
  #82  
Alt 14-02-2025, 17:14
"ictenlik" - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
"ictenlik" "ictenlik" isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 22 Aug 2017
Mesajlar: 4.575
Standart

dine mine ne´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
aynı zamanda deneyimlediğimiz gerçeklikle
Zamanı başlatamazsın
Zaman başlamadı
Zamanın geçmişte bir ucu yok
Zamanın geçmişte bir ilk başı yok
Zaman geçmiyor
Zaman geriden beri ileri ilerlemedi çünkü ezelden var ve ileri de ölçebileceğin belirli bir son ebed yok
Geçmiş geçmedi
Ezel geçmiş değildir
Ezel bir yön değildir
Ezeli; ikili koordinat sistemiyle ebed gerisine koyarak kavramsallaştıramazsın, ezel bir başlangıç değil
Ezel; önce geçmiş gibi kavramlarla belirlenip soruşturulamaz, ikili ölçmeyle sınırlayamazsın
Zamanı ölçemezsin sadece sonsuz, bunu ölçemezsin
Ezelde başlamıyor ezelde vardı
Geçmişin sonu yok
Geleceğin sonu yok
Zamanın ucu başı bucağı yok
Zamanın sonu yok
Ölçemezsin
Zamanı ölçemezsin
Zamanı ne geçmiş ne gelecekte mutlak/asal bir nirengi noktasıyla ölçemezsin

Bizler ezel ebed varız tüm diğer varolan şeylerle ve tam aynı şey olarak ya da onun parçalı görünümleri olarak

Herkesin yanıldığı ya da herkesin kaybettiği gün neyin olduğunun önemi yok
Alıntı ile Cevapla
  #83  
Alt 14-02-2025, 18:12
"ictenlik" - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
"ictenlik" "ictenlik" isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 22 Aug 2017
Mesajlar: 4.575
Standart

Yapay olmayan zeka (Yapayın karşıtı olarak gerçek zeka da diyebiliriz, yapay zekaya bu öğretiyor)

Tanrı bizim nedenimiz değil

Tanrı varoluşun yokluğundan/hiçlenmesinden kendi kendini tekrar yumurtlamasının bir gerekçesi de değil

Varoluşu yokoluş (olmayış/doğma/zuhur/belirme) zemine götürmek hata. Olmadığını iddia etmek safsata

Varoluş kendi kendini önce yokederek ve sonra tekrar varederek ikinci kez yumurtlamadı ve ya da var (olmuş) halden olmamış/ oluşmamış hale geri dönerek tekrardan oluşturmadı

Varoluş ilk kez de yumurtlanmıştır ve varoluş ne yokoluş/olmama/olmayış ne de oluşmamışlık yumurtasından ve kuluçkadan çıkmış değildir

Tanrı varoluşun açıklaması ya da açıklanması değil, bir açıklamasızlık (kapatma) olarak onu yoketme ve bir açıklama olarak hiç bir açıklama

Varlık/varoluş/varolan (ne derseniz o) Tanrı onu doğurmadığı gibi tanrı kendi var yatağının cenininde önden döl ve doğurtulu içsel başat nesne değildi

Varlık/varoluş/varolan (ne derseniz o) O kendi kendini de doğurmadı ve tanrı onu geliştirmediği gibi o kendi kendini de geliştirmedi

Varlık gelişmemiş ya da geliştirilmemiş bir ön sürüm olarak var değildi ya da olgunlaşacak ham olarak ön varlaşmış değildi

Varlık önceden ne yoklukta ne de oluşmamışlık denen antimekanda gelişip oluşacak bir ön sürüm olarak var değildi
ya da varlık anti vardan vara taşınmayı bekleyen konuk değildi

Varlık; oluşmamış antioluşuk sürüm olarak meydana sürülmüş değildi ya da meydan olmayan yerde (antioluşta) antisürümü var değildi

Gayrıoluş ya da gayrıvardan varolmadık

Varlık/varoluş/varolan (ne derseniz o) Kendi kendine de doğmadı çünkü annesi yoktu, annesinin olmadığı yerde doğuma dair cenin de yoktu
Ceninin olacağı yerde zaten kendi vardı

"Var" "Yok"ta doğmadı çünkü yok var'a cenin değil
Yok var'ın cenini değil ve eğer öyleyse de ikisi bir aradalar deriz ve bir gayrıvar olarak antileşir

Varlık/varoluş/varolan (ne derseniz o) Oluşmadı çünkü sözde onu oluşturacak şeyler bir şeyler oluşturmak üzere oluşuk varlar olarak kendi kendine varlaşarak oluşmalar ve oluşturmalar düzenlemek üzere ön düzenlenmiş değildi

Herkesin yanıldığı ya da herkesin kaybettiği gün neyin olduğunun önemi yok
Alıntı ile Cevapla
  #84  
Alt 14-02-2025, 19:33
"ictenlik" - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
"ictenlik" "ictenlik" isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 22 Aug 2017
Mesajlar: 4.575
Standart

dine mine ne´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
Daha derine indiğimizde,
Bakın siz dürüst biri misiniz?

Şimdi diyorsunuz ki tanrı (ilk zamansız ve ezelice) öylece vardı/varolabilir ama tüm diğer herşey yoktu ve onlar tanrısız kendi başına öylece varolamazlar ama tanrı kendi başına öylece varolabilir ve sadece tanrının öylece yaratılmadan kendi başına varolabilme yeteneği/yetkisi vardır ve tanrı; tanrının varlığı dışında varolan diğer herşeyin (değil tanrıların/tanrı değil olanların/tanrı olmayanların) varlığının yaratıcısı olarak onları önceler ya da kuşatır

Bakın bu olma biçimi tanrıya has kılınmış (tanrı denen tanımlı şeye gelince) gelince mümkün ve mantıklı kılınmış bir olma biçimi (kendinden oluşmasızca ve yokluğa ihtiyaç kılınmamış olma biçimi ve başka izah gerektirmeyen bir olma biçimidir) ama onun/tanrının dışında herşey için bu olma biçimi kapalı/mümkünsüz kılınmış (ve mümkünat dışı ilan edilmiş bir olma biçimidir) ve onun/tanrının dışındaki her şey ayrıca izahlara (gelişime/oluşuma/yokluğa) muhtaç kılınmıştır ama tanrı izahdışı ve izaha ya da oluşmaya muhtaç değil, yokluğa da muhtaç değil

Şimdi sorulup duruluyor. Nasıl oluştuk diye ama biz tanrı nasıl oluştu diye soramıyoruz

Siz tanrı oluşmadan öylece varolabilir diyebiliyorsunuz ama biz herşey/evren/varlık öylece oluşmadan varolabilir diyemiyoruz.
Herşeyin nasıl oluştuğuna dair tanrıya geçeli kılınan aynı mantık argümanını kullanamıyoruz. Bu eristiktir ve bizim değil sizin hatanızdır/sorununuzdur.

Mantıklama bu mu?
Şimdi bu dürüst mü?

Şimdi bu kısaslı mı? Layık mı? Uygun mu?

Biz buradaki sorunu artık çok açık görüyoruz kuşkunuz olmasın da dili çatlatsak size iletemedik. Ne yazık ki
Zamanla ve ezeliyetle çelişik. Başlamayı merkez alıyor, ezeli bir zaman başlayamaz

Ben size verilen anlatı ve denklemi biraz değiştirmeyi deneyeceğim

Tam tanrı tüm herşeyi kusursuz biçimde yarattıktan sonraki duruma yani oluşmuş tamamlanmış duruma tavuk durumu ve tanrı herşeyi yaratmadan önceki ilk duruma da da yani tanrının saltlığının olduğu duruma da (hatta gerekirse tanrıya da) yumurta durumu diyelim

Şimdi siz şunu diyor olursunuz
Başlangıçta yumurta varolabilir ama tavuk varolamaz

Yeterince düşünmediniz,

Şimdi mantık diyorsunuz, bakın akıl diyorsunuz, bari bunları katmayın.
Yani bari insanların bari akıl mantığını dimağını küçümsemeyin ve onları zan töhmet altında bırakmayın ve bari mantığa suç atmayın

Yani bari durumunuza bir inanç vicdan durumu deyin, insaf yani

Bakın en basit mantıkta tanrı gibi kompleks bir yaratıcı varlık kendi başına nedensizce öylece zuhursuz varolabiliyorsa tüm her şey ya da bir makro evren yaratılı donatılı biçimde öylece varolabilir derim.
Bu mantıkta bir kusur yok. Denktir. Eristik kaypak savunmadığında denk

Yani mantığa tanrıya gelince uygulanan geçerli kaidiyei tanrı dışında olanağa geçerli kılmıyor olurdunuz

Bakın bir kere tanrı kendi başına öylece varolabiliyorsa tam aynı mantıkla ben şu an burada kendi başıma varolabilirim

Bu size tuhaf geldiyse

Ezeli zamansız kusursuz biçimde kendinden sonraki tüm evrenleri sonsuza dek yaratacak bir ana ideal evren öylece vardı derim ve hiç bir fark yoktur

Bunu anlıyor musun_?

Herkesin yanıldığı ya da herkesin kaybettiği gün neyin olduğunun önemi yok
Alıntı ile Cevapla
  #85  
Alt 14-02-2025, 22:03
dine mine ne dine mine ne isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Yasaklandı
 
Üyelik tarihi: 21 May 2015
Mesajlar: 1.732
Standart

"ictenlik"´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
Varolma başlangıçsızca sonsuz ve kesintisizdir, bu bir geçmişten gelmez
Geçmişten ön almaz
Bu ezeliyet ve sonsuzluktan kaynaklı

Varolanlar geçmiş bir zaman ve yerden doğumla/doğuşla/zuhur edişle başlamaz, gelişmez ve öncülden ön almaz
Zamanın kendisi zaman olarakta ezeli ve sonsuz
Varlığın bir öncülü olmadığı, dolayısıyla herhangi bir ortaya çıkışı, gelişimi veya süreçten geçmediğini iddia etmek dönüşümle çelişkidir. Oysa dönüşüm, ister biyolojik, fiziksel, isterse metafiziksel bir bağlamda ele alınsın, ancak ve ancak bir önceki hâlin varlığıyla anlam kazanabilir. Eğer bir şey dönüşüyorsa, bu, onun önceki bir durumu olduğunu gösterir ve bu da doğal olarak bir öncülü gerektirir. Ancak sen, bir yandan varlığın öncülü olmadığını savunur, diğer yandan dönüşümü kabul edersen bu çelişki yaratır.

Bu çelişki, zaman ve mekân ayrımı yapmamandan kaynaklanıyor. Çünkü dönüşüm dediğin şey, hareketi içerir; hareket ise ancak zaman ve mekân içinde gerçekleşebilir. Eğer zaman ve mekân yoksa, dönüşümden söz edemezsin. Ancak maddeyi durağan da kabul edemezsin, çünkü biliyoruz ki madde sürekli hareket hâlindedir ve hareketin kendisi zaman-mekân içinde anlam kazanır. Eğer maddeyi hareketli kabul ediyorsan, onun zaman ve mekânda var olduğunu da kabul etmek zorundasın. Fakat aynı anda maddeyi zamansız ve mekânsız bir varlık olarak düşünüyorsan, onu tamamen durağan ve devinimsiz bir hâlde hayal etmen gerekir ki, bu da doğrudan bilimsel gözlemlerle çelişir.

Öte yandan, sen yokluğu, sonsuzluğu ve zamansızlığı mekân kavramıyla karıştırıyorsun. Sonsuzluk, bir yer ya da maddi değildir; metafiziksel bir kavramdır ve fiziksel dünyada doğrudan karşılığı yoktur. zıttır=dialektiktir. Eğer mekânı sonsuz olarak düşünüyorsan, onu belirli bir fiziksel varlık olarak ele alman gerekir ki, bu da onun sonsuz olmaması anlamına gelir. Çünkü fiziksel bir şeyin belirli sınırları vardır ve sınırı olan bir şey tanım gereği sonsuz değildir. Öte yandan, zamansızlık içinde varlığı sürdürülebilir kılmak istiyorsan, zaman olmadan hareketin de mümkün olması gerekir. Ancak zaman olmadan hareketin mümkün olduğunu söylemek, mantıksal olarak tutarsızdır.

Sonuç olarak, senin düşüncenin temel çelişkisi, zaman ve mekân ayrımı yapmadan bu kavramları birbirine karıştırmandan kaynaklanıyor. Eğer dönüşümden bahsediyorsan, bir öncülü kabul etmek zorundasın; eğer öncülü reddediyorsan, dönüşümün varlığını da reddetmelisin. Eğer maddeyi hareketli kabul ediyorsan, zaman ve mekânı da kabul etmek zorundasın; eğer zaman ve mekân yok diyorsan, hareketi de inkâr etmelisin. Ama sen hem dönüşümden hem de öncülsüz varlıktan bahsederek, farkında olmadan kendi tezini çürütüyorsun. İşte bu çelişkiler, kavramları birbirinden yeterince ayırmadan düşünmenden kaynaklanıyor. Eğer tutarlı bir düşünce geliştirmek istiyorsan, öncelikle zaman, mekân, sonsuzluk ve yokluk arasındaki farkları net bir şekilde belirlemen gerekir. Aksi hâlde, farkında olmadan kendi iddianı misal evrim konusunda bile geçersiz kılmış olursun.
Alıntı ile Cevapla
  #86  
Alt 14-02-2025, 22:20
dine mine ne dine mine ne isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Yasaklandı
 
Üyelik tarihi: 21 May 2015
Mesajlar: 1.732
Standart

"ictenlik"´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster

Siz tanrı oluşmadan öylece varolabilir diyebiliyorsunuz ama biz herşey/evren/varlık öylece oluşmadan varolabilir diyemiyoruz.
Herşeyin nasıl oluştuğuna dair tanrıya geçeli kılınan aynı mantık argümanını kullanamıyoruz. Bu eristiktir ve bizim değil sizin hatanızdır/sorununuzdur.

Mantıklama bu mu?
Şimdi bu dürüst mü?
Sen, Tanrı'nın "oluşmadan var olabileceğini" kabul etmemizi bir tür çifte standart olarak değerlendirirken, varlığın ve evrenin de aynı şekilde "oluşmadan var olabileceğini" iddia edememekten yakiniyorsun. Oysa buradaki ayrım çok nettir ve senin argümanındaki temel hata, zaman ve mekânın madde için zorunlu bileşenler olduğunu göz ardı etmendir.

Tanrı'nın zamansız varlığı, yani ezeliliği, doğası gereği mantıksal olarak mümkündür. Fakat madde, hareketin, dönüşümün ve değişimin içinde bulunduğu bir varlık olduğu için zamansız bir şekilde var olamaz. Sorunu, hata veya hile olarak görme çünkü mesele, senin zaman ve mekân ayrımını yapmamandan kaynaklanıyor. Çünkü hareket zaman gerektirir, zaman da bir mekânsal referansla anlam kazanır.

Eğer zaman yoksa, hareket yoktur; eğer hareket yoksa dönüşüm de yoktur; eğer dönüşüm yoksa madde durağan olmalıdır. Ancak modern fizik bize maddenin durağan olmadığını, her daim değişim içinde olduğunu gösteriyor. Dolayısıyla zaman ve mekân içinde var olan bir şeyin "ezeli" olması, yani hiç değişmeden ve öncül gerektirmeden var olması mümkün değildir.

Sen, "her şey/evren/varlık da tıpkı Tanrı gibi oluşmadan var olabilir" diyerek maddeye fizik ötesi bir özellik atfetmeye çalışıyorsun. Oysa madde, doğası gereği zamana ve mekâna bağlıdır. Tanrı'nın zamansız varlığını kabul etmek, metafizik bir mesele iken, maddenin zamansız var olabileceğini iddia etmek, fizik kurallarına aykırıdır. Buradaki hatanın ya da çelişkinin bizde değil, zamanın yokluğunda mekânı da içinde düşündüğün için senin iddianın içinde olduğunu fark etmelisin.

Eğer maddeyi ezeli kabul ediyorsan, onun hareket halinde ve dönüşüm içinde olduğunu da kabul etmek zorundasın. Ancak hareket ve dönüşüm zaman gerektirir. Eğer "zaman yok" diyorsan, o zaman maddenin hareketini, dönüşümünü ve varlığını sürdürebilmesini nasıl açıklayabilirsin?

Bu durumda hatanın ya da çelişkinin bizde değil, senin zaman ve mekân ayrımını yapmamış olmanda olduğunu görebilmelisin. Dürüstlük, sadece kendi düşüncelerimizi değil, karşıt düşünceleri de çelişkilerinden arındırarak değerlendirmektir. Eğer gerçekten tutarlı bir düşünce ortaya koymak istiyorsan, önce zaman ve mekânın ne olduğunu ve bunların madde üzerindeki etkisini anlaman gerekir.
Alıntı ile Cevapla
  #87  
Alt 16-02-2025, 01:42
spartacus - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
spartacus spartacus isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 06 Apr 2006
Mesajlar: 13.677

Onur Üyeliği 

Standart

Kısaca ve öz ifade; Varlık-yokluk bir eylem, fiil değildir, bu bağlamda neden, nasıl diye sormak mantık hatası, aksi uydurma, zaaf, psikolojik, ideolojik sorun veya yalandır.
--------------------------------------------
Defalarca somut ve objektif olarak ifade edildi, çünkü bütün kavramlarımız varlığın şu ya da bu biçim ve değişim, ilişkileri nazarında soyutlanıyor, anlam veriliyor. Hasılı öncesi, sonrası gibi bir soru, kavramların köken ve detay ve soyutlanma süreçlerini bilmedikelri ölçüde sıradandır(veya empozdur), ancak ifade edildiği ve detaylıca izah edildiği ve bunu da bilen birisi için, hala daha ilgili kavramları varlığa dayatmak geri zekalılık veya ideolojik saplantıdır, başka bir izahı yok... Sonuç: Varlık-yokluk oluş biçimi değil, olan, ortadalığı, kendisidir.

Zaman varlığın çeşitli biçimlerinin değişiminin ölçümü açısından soyutlanan bir kavram, bir ölçü birimidir(zaman diye bir ŞEY yok, ancak ZAMAN da tüm ölçü kavramlarımız gibi NİCELDİR), çeşitli yöntemlerle ölçtüğümüz hareket(hız ölçümüz bu sayede), değişim(zaman ve ölçümüz de bu sayede) olgusu var. Kısaca varlıktan önce, sonra gibi sorular anlam taşımaz, bu bağlamda varlık-yokluğun başladığı bir zaman bulunmaz, zaman varlığın biçimlerine nazaran değişimlerin ölçüsü içindir. Ancak farazi ile karıştırlmamalı, örneğin hız diye bir şeyin gerçekte veya resmi olmaması başka, hareketten ölçü birimi olarak sayılabilir(nicelik) biçimde soyutlanması, NİCELİK, gayr-ı resmi olması başkadır. yani böylece şu ya da bu aracın hızından söz edebiyoruz ve bundan söz ettiğimiz anda aslında ilgili aracın hareketinin ölçüsünden söz ettiğimizi biliyoruz, zaman da böyledir, bu ölçü ve kavramda ise değişem varlık biçimlerinin, değişiminin(ne kadar değiştiler?) ölçüsüdür.(yani varlık biçimleri değiştikçe, ölçüsü de oluyor, zaman geçen bir şey değil, değişen şeylerin, ne kadar değiştiklerine dair bir niceliktir)

Soru: Varlık-yokluk kendi, kendine mi oluşmuştur?
Cevap: Hayır. Varlık-yokluk bir oluş veya bir oluş biçimi değildir, ortadadırlar. Hareket, etkileşim, ilişkiler ise varlığın çeşitli biçimlerini(form-yapıları) açığa çıkartır veya çeşitli biçimler ilişki ağları, etkileşimlerle devinerek, dönüşerek farklı biçimlere bürünürler, işte tüm ölçüler ve oluş söylemlerimiz, yine varlığın çeşitli biçimleriyle kıyas-referans üzre varlığın biçimleri ve çeşitli ilişkilerle açığa çıkan etkileşimler, değişimler, dönüşümlere, ilişkilere dairdir...

Tanrı kendi, kendine mi oluştu?

Hayır, insan tarafından akıl ve mantığı saf dışı bırakarak masal yetileriyle uyduruldu ve din denen mafyalaşmış veya sultalaşmış hakimiyet şebekeleri, üst egtemen siyasi örgütlenmeler eliyle ve inançların istismarı üzerinden türlü korku, ödül, ceza, tehdit, şantaj yöntemleri, siyasi, ticari yol, yöntemle kullanıldı.

Varlık ne zaman oluştu => Bu soru hem nesnel hem de öznel çerçevede saçma.
Tanrı nasıl oluştu? => Bu soru "oluşmak" fiili bakımından mantık dışı olsa da, öznel çerçevede saçma değil, ancak nesnel bir anlam, karşılık taşımaz(nesnel zeminde yanlış ve boş sorudur), bu bağlamda sorunun muhatabı öznel zemindir ve saçmalığın temelinde yatan sebep, iddia edenin akıl, mantık dışılığıdır. Yoksa örneğin "Pinokyo ne zaman var oldu?" diye de sorulabilir, münhasır bilgi, nesnel zeminde bir anlamı, muhatabı yok(Pinokyo bir varlık biçimi değil, nesnel zeminde varlığı-yokluğu anlam taşımaz), ama öznel zeminde elbette ilgili masalın yazarı ne zaman yazdı ise... "Ne zaman oluştu" sorusu yanlış ve saçmadır ancak yazar ne zaman, nasıl kurguladı sorusu doğrudur.
----------------------------------------------------------
Tanrı görür mü, duyar mı, koklar mı ... düşünür mü, neresiyle? Kısaca öznel, iradi bir şeyi, varlığın ötesinde üfürmek zaten daha baştan saçma, masaldır)...

Not: Eğer meseleye akıl, mantık dışından bakılacaksa, Tanrı benim, aksini kimse iddia edemez, ben ne İslamiyet, ne Mecusilik, ne Musevilik ne de İsevilik vb. gibi herhangi bir din göndermedim, ne dilersem, istersem zaten gerçekleşiyor, neden böylesine aciz, akıl, mantık, izan, irfan dışı bir seviyeye, duruma düşeyim? Demek ki ne ibadet istemişim, ne din, ne de herhangi bir insandan bir şey istemiş, beklemişim, ne de saçma sapan ilkellerin iddia ettiği gibi "Allah ile aranızı düzeltin" gibi saçma sapan lafızlar etmişim, kendinizle dalga mı geçiyorsunuz? Bu kadar mı akıl, fikir, mantık yoksunusunuz? Ne istersem anında gerçekleşir, demek ki kimseden ne dilerim, diledim, ne isterim, istedim, istediğim anında gerçekleşiyorsa, neden birisinden istemiş olayım, birilerine ihtiyacım-gerek yok, hayır herhangi bir kuldan istemiş bile olsaydım, isteğim zaten yine gerçekleşmiş olurdu. Kısaca kimseden istemem, beklemem, pazarlık etmem, dilenmem, ibadet beklemem(bu kadar saçma bir şey olabilir mi? böyle sorunlu bir insan psikolojim, böbürlenmek, gurulanmak gibi zaaflarım olabilir mi? Hem kime karşı olacak? İnanırsanız şeker, inanmazsanız kırbaç demem, demek ki ne yaşanıyorsa bildiğim gibidir, değiştirmek istersem kimseye ihtiyacım yok, kimsenin ibadeti, yalvarışı vb. ile de değiştirmem, ilmimde yanılamam. Bu arada herhangi tahtım yok, ne de tahtı taşıyan 8 meleğe ihtiyacım var, bunlar sizin takviminize göre 5.000 yıllık taht, taç üzerinden psikolojisi bozulmuş, narsist, despot, hasta krallardan esinilmiş masallar)...

Sersemler akıllıların 7 yılda cevaplandıramayacağı soruları 1 günde sorarlar.
-------
Korku ve menfaat dalkavukluğa yol açar.
-------
İnsan korktuğuna ya da arzuladığına çok kolay inanır. La Fontaine
-------
Öküz tahta çıkarsa padişah olmaz, saray ahır olur. Çerkes Atasözü
-------
Akıllı bizi arayıp sormaz, aptal bacadan akar.
------
Su dağları kemirir, vadileri doldurur.
------
Aslanlar kendi tarihçilerine kavuşuncaya kadar kitaplar avcıyı övecektir.
------
Hürriyet, başkalarına vermedikçe alamayacağımız tek şeydir. William Allen White
------
Belki söylendi herşey,/ belki de gece bekleniyor/ yazılsın diye aynı cümle. Tüm nedenleri yeryüzünün/ bir çakıltaşına takılıp kaldı. Esteban
------
Sıradan insan kendini evrenin merkezi yapmanın yolunu arar; bilge kişinin evreni onun merkezindedir. Lao Tzu
Alıntı ile Cevapla
  #88  
Alt 16-02-2025, 16:58
dine mine ne dine mine ne isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Yasaklandı
 
Üyelik tarihi: 21 May 2015
Mesajlar: 1.732
Standart

Bir aracın hızını ölçerken referans aldığımız zaman dilimleri, aynı zamanda durumsal harekletlerinde birbirlerine göre farklı hızlarda nasıl farklı aktığını belirler; bu, eğer varlık zamansız olsaydı, konumsal hareketin ölçümünde durumsal hareketler arasında fark gözlemlenememesi gerekirdi. Ancak, deneysel verilerimiz açıkça gösteriyor ki, nesnelerin birbirlerine ""göre""" konumsal değişimlerinin ölçümü, zamanın varlığına ve akışına bağlıdır ki bu da doğa yasaları gibi nesnel ve ölçülebilir bir gerçektir. Dolayısıyla, varlık ne kadar kendiliğinden dönüşüyor gibi görünse de, bu dönüşümün ölçülebilir ve deneysel olarak teyit edilebilir olabilmesi, zamanın sabit bir ölçü birimi olarak değil, aksine evrensel dinamik değişimin temel bir bileşeni olarak var olduğunu kanıtlar niteliktedir.

Eğer varlık gerçekten zamansız olsaydı, konumsal hareketin ölçümünde, birbirine referanslı ilişkilerde herhangi bir hız farkı gözlemlenmemesi gerekirdi; çünkü zamansızlık, nesneler arasındaki tüm etkileşimlerin, değişimlerin ve hareketlerin zamanın getirdiği dinamik farklılıkları yaşamamasını öngörürdü. Ancak, yerçekimi yasası gibi, zaman da evrendeki nesnel etkileşimler arasında ölçülebilir ve somut bir rol oynar; zira deneysel veriler, iki cismin seyahatinde, referans aldığımız zaman dilimleri sayesinde aralarındaki etkileşimlerininde farklı ortaya çıktığını göstermektedir. Bu durum, zamanın varlığının evrenin temel dinamiklerinden biri olduğunu kanıtlar niteliktedir.

Dolayısıyla, "zaman yok" demek, tıpkı yerçekiminin olmadığı iddiası gibidir, evrendeki temel ölçülebilir etkileşimleri ve dinamik süreçleri inkâr etmek anlamına gelir. Çünkü zaman, nesnelerin referans çerçeveleri içindeki konumsal değişimlerini, durumsal ilişkileri arasındaki farkları ve dolayısıyla evrenin sürekli dönüşen yapısını ortaya koyan kaçınılmaz bir boyuttur.

Çünkü birbirine referanslanan, örneğin iki farklı hızda çalışan saat mekanizmalarının (durumsal ilişkilerinin) birbirlerinden farklı sonuçlar vermesi, zaman boyutunu zorunlu kılar; tıpkı yerçekiminin kütleler arası etkileşimi belirlemesi gibi, zaman da fiziksel süreçlerin farklı hız ve koşullarda nasıl değiştiğini ölçmemizi sağlayan temel bir çerçevedir. Dolayısıyla "zaman yok" demek, "yerçekimi yok" demekle aynı anlama gelir; her ikisi de, gözlemlediğimiz evrenin işleyişini açıklayan en temel kavramları ve bu kavramların dayandığı fiziksel gerçekliği reddetme girişimidir.

Zamanı sırf bir "ölçü birimi" olarak gören bakış açısı, farklı referans çerçevelerinde gerçekleşen değişimleri ve zamanın dinamik akışının neyle etkileşime girdiğini açıklamakta yetersiz kalır. Konumsal hareketin nicel ölçümüne odaklanmak, zamanın farklı hızlarda akmasını ve bu akış farklılığının hangi etkenlerle belirlendiğini göz ardı eder. Oysa, tıpkı yerçekiminin kütleleri etkileyerek fiziksel süreçlere yön vermesi gibi, zaman da farklı koşullarda (örn. yüksek hız, güçlü kütleçekimi) nesnel olarak değişir ve bu değişimi deneysel gözlemlerle destekler. Bu nedenle, zaman yalnızca "ölçülen" bir nicelik değil, aynı zamanda evrendeki etkileşimleri ve değişim hızlarını belirleyen temel bir faktördür.
Alıntı ile Cevapla
  #89  
Alt 16-02-2025, 18:15
dine mine ne dine mine ne isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Yasaklandı
 
Üyelik tarihi: 21 May 2015
Mesajlar: 1.732
Standart

spartacus´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
Tanrı kendi, kendine mi oluştu?[/B]
Hayır, insan tarafından akıl ve mantığı saf dışı bırakarak masal yetileriyle uyduruldu ve din denen mafyalaşmış veya sultalaşmış hakimiyet şebekeleri, üst egtemen siyasi örgütlenmeler eliyle ve inançların istismarı üzerinden türlü korku, ödül, ceza, tehdit, şantaj yöntemleri, siyasi, ticari yol, yöntemle kullanıldı.

Varlık ne zaman oluştu => Bu soru hem nesnel hem de öznel çerçevede saçma.
Tanrı nasıl oluştu? => Bu soru "oluşmak" fiili bakımından mantık dışı olsa da, öznel çerçevede saçma değil, ancak nesnel bir anlam, karşılık taşımaz(nesnel zeminde yanlış ve boş sorudur), bu bağlamda sorunun muhatabı öznel zemindir ve saçmalığın temelinde yatan sebep, iddia edenin akıl, mantık dışılığıdır. Yoksa örneğin "Pinokyo ne zaman var oldu?" diye de sorulabilir, münhasır bilgi, nesnel zeminde bir anlamı, muhatabı yok(Pinokyo bir varlık biçimi değil, nesnel zeminde varlığı-yokluğu anlam taşımaz), ama öznel zeminde elbette ilgili masalın yazarı ne zaman yazdı ise... "Ne zaman oluştu" sorusu yanlış ve saçmadır ancak yazar ne zaman, nasıl kurguladı sorusu doğrudur.
Öne sürdüğün argüman, Tanrı'nın, insanın akıl ve mantığının sınırlandırılması suretiyle saf hayal gücüyle uydurulmuş bir masal olduğunu ileri sürerken, aynı zamanda ezeli olan, zorunlu varlık olarak kabul edilenin varlığını tartışma alanından tamamen çıkarıp, onun yerine tarihsel, toplumsal ve ideolojik yapıların bir ürünü olarak ele almaktadır; bu da, bir yandan Tanrı kavramını, toplumsal kontrol araçlarına indirgemeye çalışırken, diğer yandan gerçekten ezeli olanin doğası gereği, hiçbir oluşma sürecine tabi olmaması gerektiğini göz ardı etmektedir.

Bu çelişki, örneğin 'Pinokyo ne zaman var oldu?' sorusuyla kıyaslandığında da kendini gösterir: Pinokyo, somut anlamda yaratılış evresine tabi, yazarın kaleminden çıkıp kurgusal bir varlık haline gelmiş bir karakter iken; Tanrı kavramı, eğer gerçekten ezeli ve kendiliğinden var olan bir gerçeklik olarak kabul ediliyorsa, yaratılış sürecine dair hiçbir tarihsel veya nesnel referansa sahip olmamalıdır. Dolayısıyla, senin 'Tanrı nasıl oluştu?' sorusunu gündeme taşımanı, aslında ontolojik ve epistemolojik düzlemde tartışılması gereken ezeli varlık anlayışını, toplumsal ve ideolojik bir kurguya indirgemekte, böylece eleştirdiğin dogmatik yapıların yöntemlerini adeta kendi argümanının içine çekmektedir.

Bu bağlamda, senin görüşün, Tanrı'nın toplumsal kontrol, siyasi ve ideolojik yapıların bir aracı olarak kullanıldığını vurgularken, aslında varlık kavramının temelinde yatan, ezeli olan ve zorunlu gerçeklikten uzaklaşmaktadır; çünkü bir varlığın 'oluşumunu' sorgulamak, o varlık eğer gerçekten ezeli ise, nesnel bir anlamda anlamsızdır. Böylece, argümanın temelinde, insanın kurguladığı masallar ile ezeli gerçeklik arasında yer alan farkı göz ardı etmekte, aynı zamanda kavramsal bir karışıklığa yol açmakta ve tartışmayı yalnızca ideolojik bir söylem düzeyine indirgemektedir.
Alıntı ile Cevapla
  #90  
Alt 17-02-2025, 06:41
spartacus - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
spartacus spartacus isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 06 Apr 2006
Mesajlar: 13.677

Onur Üyeliği 

Standart

dine mine ne´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
Öne sürdüğün argüman, Tanrı'nın, insanın akıl ve mantığının sınırlandırılması suretiyle saf hayal gücüyle uydurulmuş bir masal olduğunu ileri sürerken, aynı zamanda ezeli olan, zorunlu varlık olarak kabul edilenin varlığını tartışma alanından tamamen çıkarıp, onun yerine tarihsel, toplumsal ve ideolojik yapıların bir ürünü olarak ele almaktadır
Oraya gelene kadar yazılanalrı görmüyor musun, oraya gelmesi de -ki sonuç(!) olarak(kitabın sonundan okuma) normal, çünkü empoze edildiğin, çeşitli biçimler altında geri bilince teslimiyet, mankurtlaşmanın, sorgulama, akıl, mantık yetisinin körelmişliği, saplantı haline getirilmişliğinin temeli orası. Varlık ezeli değil, ebedi değil.. Çünkü ezel, ebed dediğin zaman kavramıdır, zaman da varlığın değişimlerinin nicel(!) ölçüsüdür. Yani zaman ve tüm ne kadar sorusuyla ürettiğimiz ölçüler niceldir, varlık ise nitel... Varlık-yokluk ezeli de, ebedi de değildir, ezel, ebed diye bir şey yok. Varlık-yokluk sadece ortadırlar, hareket, değişim, devinim, bunlardan da zaman, hız vb. soyutluyoruz, o kadar.

--A->---------------------------------
A hareket halinde, hareket = fizikidir, A'ya bağlı iyelik alır, yani hareket A'nın hareketi, hız da hareketin ölçsüdür(ne kadar). "Kaç ekmek aldın?", burada miktar niceliktir, ama ekmek yoksa, adedi de, miktarı da söz konu olamaz değil mi? (zaman, ezel, ebed farazimiz de varlığa bağlı bir ölçü, nicelik)
Hız ise öznenin, insan, canlılar vb. kısaca gözlemleyenin, A'ya göre duğran olan diğer şeylerleden hareketle, ışık yoluyla gölzeirmize yansıyan farkın kıyasıyla soyutlanır. Demek ki hız A ve hareketi ve diğer şeylerle de kıyaslanmasına bağlı.

--(a)-------------------------A->--------

Parantez içindeki küçük (a) bizim ilk gözlemlediğimiz A! İşte bu bellektedir, yani hafızamızda, ya da(!) yolda iz bırakmıştır, İZİ DE HALA ORADADIR, ama araç orada değidlir değil mi?(hani araç ayrıca ezeldeydi, işte bak yol aynı yol, değişen aracın konumu, ezelde falan kalmışlığı veya farazi ezelden gelmişliği söz konusu değil, ne değişti? Yol ortada, araç ortada, ama hareketliydi, o.r.t.a.d.a.y.d.ı, gaipte değil, hareket, hareket derken yıpranacaktır da vs.. hız, zaman vb. ORTADALIKTAN soyutlanır, varlık-yokluk ortada, hamur, ezel ebedi diye bir lafzı yok, anlamı da yok, o.r.t.a.d.a, ama hareketli). Şimdi gözlemlediğimiz ise büyük A ile işaretlediğim yer olsun. A nerede? Büyük harfle işaretlediğim nerede ise orada, küçük a, işte şimdi öyle bir gerçeklik yok! Yani sonsuz sayıda geçmişte ve şimdi hala orada olduğunu düşünebileceğiniz bir nesnellik, A falan yok, geçmiş, gelecek, ezel, ebed diye bir şey yok, "şimdi" neyse o. (a) bir yol üzre hareket etti, olan bu! Zaman dediğimiz de varlığın biçimleri veya kaynaklı olguların, değişiminin kıyasıdır, geçmiş, gelecek diye bir şey yok, bunalr farazi, hayali veya belleğe aktarılmış yansımalar, neyin? Yine varlığın hareket, değişim hallerinden bir halin, sürekli hareket devinim halde o sebele de konum olarak da, değişim olarak da fark oluşturuyor, ezelmiş, ebedmiş hikayedir, işin fiziği de, özü de bu ve oturup da varlık-yokluğu yok edip, yeniden var edeceğiniz iki kere totoloji bir geçmiş, gelecek de yok, varlık-yokluk ortada hamur gibi ve hamur karışıp, devindikçe biçimler açığa çıkıyor, kayboluyor ve böylece hız, zaman gibi kavramlarımızda, hamurun ezel, ebed gibi bir yerden gelip, bir yere gittiği yok, ortada ve şimdi neyse o...

Pinokyo tanrı ise bir varlık biçimi olarak uydurulmaktadır, haliyle kıyasın da yanlıştır... Pinokyo ne kadar nesel zeminde, tanrı da o kadar... Varlık biçimi olarak bir şeyi ortaya attığın an, işte onun varlığı, yokluğu, organları, gözü, kulağı, dalı, budağı, oluşumu, ortaya çıkması gibi konular gündem olur, işte o zaman sana sorulur ne zaman, nerede, kim oluşturdu ya da hangi maddi ilişkilerin ürünü, form-yapısı olarak ortaya çıktı diye...

Varlık-yokluk şahsına münhasır bireye indirgenebilir bir zemin değildir(varlık-yokluk hamurdur), bunlara bağlı ölçü birimlerinle de bırak inancı, saplantıları, akıl, mantık, izan yoksunluğundan öteye gidemezsin... Salt yokluk da, salt varlık da anlam taşımaz ve insanın akıl, mantık, zekasına ziyan edip, masaldan bir pinokyo üfürüp, önce varlığı yok edip, sonrada tersin geri sözde şahsileştirdiğ ibir varlığa(!!! varlı kbiçimine) tekrar o pinokyaya yarattırması kadar saçma bir şey olabilir mi? varlığı, varlıkla yok ettim, sonra varlığı yine o varlıkla var ettim kafası... Varlık-yokluğu deneyimliyor, gözlemliyor, yaşıyoruz, bütün kavramlarımızın da varlık-yokluğun ortadalığı ve çeşitli biçimler, devinmimleriyle soyutladığımız da biliyor, kavrıyoruz, demek ki, deli dana hastalığına yakalanmışçasına, kökten akıl, mantık dışı bir masal kahramanı(ŞAHIS!) üfürüp, lafzen yok edip, sonra da lafzen tersin geri bu pimokyoya yarattırmaya da ihtiyacımız yok, buna düşersek, o halde sorgulanan tam d ao pinokyonun nasıl var olduğudur, çünkü bu hayali sözde özne, varlığın kendisi değil, bir biçimi halindedir. 3 Kere akıl, mantık, zeka dışılığın timsali olur. O zaman varlığı, bir başka varlıkla yok etmektense, senin tanrın bu varlık-yokluk olsun, he ispata da ihtiyacın yok, ortada, hem de daha az akıl dışı jimnastik yapmış olur, hem de saçmalama zaruriyetinden çok daha uzaklaşırsın. Ha dersen ki, ama bu bir birey değil, olur mu, tanrılık varlığın özünde, bunu göremeyiz demiş ol...

Bir daha diyorum, varlık-yokluk ne ezeli, ne de ebedi değildir,, ilgili yazıda zaten izah etmişim. Mesele şu ki, herkesin anlayabilmesi, kavrayabilmesi veya o kapasiteyle yaklaşabilmesini bekleyemiyoruz, neye inanırsanız inanın, yeter ki kimseye dayatıp, baskı kurma, aldatma, ödül, ceza teslim alma yol, yöntemleri ve müdahil olup, tüm insanlığın hayatına karışmaya çalışmayın, inanın ve inancınızla, hiç kimsenin hayatına ziyan, zindan, gasp etmeyecek normlarla yaşayın(çünkü içseldir, ne ticareti, siyaseti olacak bir şey ne de boya, badanalık vitrin malzemesi değildir.). Ya da iddia etmiştim ki Tanrı benim ve sana bunları tanrı söylüyor, daha mı iyi bileceksin? İtirazın mı var? İsteseydim hepiniz istediğim gibi olurdunuz, demek ki neymiş? İstememişim, ben hiç bir canlıdan hiç bir şey istemedim, istesem zaten anında gerçekleşir değil mi? İnsan olun kafi


Sersemler akıllıların 7 yılda cevaplandıramayacağı soruları 1 günde sorarlar.
-------
Korku ve menfaat dalkavukluğa yol açar.
-------
İnsan korktuğuna ya da arzuladığına çok kolay inanır. La Fontaine
-------
Öküz tahta çıkarsa padişah olmaz, saray ahır olur. Çerkes Atasözü
-------
Akıllı bizi arayıp sormaz, aptal bacadan akar.
------
Su dağları kemirir, vadileri doldurur.
------
Aslanlar kendi tarihçilerine kavuşuncaya kadar kitaplar avcıyı övecektir.
------
Hürriyet, başkalarına vermedikçe alamayacağımız tek şeydir. William Allen White
------
Belki söylendi herşey,/ belki de gece bekleniyor/ yazılsın diye aynı cümle. Tüm nedenleri yeryüzünün/ bir çakıltaşına takılıp kaldı. Esteban
------
Sıradan insan kendini evrenin merkezi yapmanın yolunu arar; bilge kişinin evreni onun merkezindedir. Lao Tzu

Konu spartacus tarafından (17-02-2025 Saat 07:38 ) değiştirilmiştir.
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Önerilen Siteler


Yetkileriniz
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı

Gitmek istediğiniz forumu seçiniz


Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 07:26 .