bilgi ve his;
Senin bu son mesajın, meseleye dair farkındalığının arttığını gösteriyor gibi ama hâlâ temel bir karışıklık var: çelişkiyi anlamakla, çelişkiyi çözüm zannetmek arasındaki fark.
Evet, elbette halkın içinden hem direnişçi çıkar hem de cop sallayan polis. Hem sömürüye karşı duran hem de o sömürüyü yeniden üreten insanlar. Bu çelişkiyi tanımak Marksist analizde zaten temel bir ilkedir. Ama sen, bu çelişkiyi gösterip burada duruyorsun; ben ise bu çelişkinin neden üretildiğini ve nasıl çözülebileceğini konuşuyorum. Fark burada başlıyor.
Kapitalizmin halk eliyle işliyor olması, halkın bu düzenin faili olduğu anlamına gelmez. Bu, sistemin nasıl derin ve yaygın hegemonya kurduğunun ispatıdır sadece. Bir polis sırf üniforma giydiği için değil, başka bir geçim yolu bırakılmadığı için cop sallıyor. Bir gazeteci sisteme hizmet ettiği için değil, dışlandığında hayatta kalamayacağını bildiği için yalan yazıyor. Sisteme entegre olan, bilinçli tercih yapan değil; çoğu zaman başka seçeneği bilmeyen insanlardır. Bu yüzden mesele faili aramak değil, bu çarkı nasıl kurduğunu teşhir etmektir.
Sen "kapitalizmi halk uyguluyor" diyorsun; ben de diyorum ki: kapitalizm, halkın ellerini kendi emirleriyle yönlendirecek kadar zeki, halk ise bu düzene mahkûm bırakılacak kadar yalnız bırakılmıştır. Bu bir tercih değil, bir kuşatılmışlıktır. Sistemi anlamak, bu kuşatmayı çözmektir; yoksa mağdura fail muamelesi çekmek, sistemin diline teslim olmaktır.
Sistemi bireysel ahlâklarla açıklayamazsın. İnsanların davranışları, onları kuşatan ekonomik, ideolojik ve kültürel aygıtlarla belirlenir. Bu yüzden "halk masum değil" gibi iddialar gerçek bir çözüm değil, öfkenin yanlış yöne kanalize edilmesidir. Sınıfsal analizi bırakırsan, halkı da, düzeni de aynı çuvala koyar, sonra şaşkın şaşkın "neden devrim gelmiyor" diye sorarsın. Çünkü halkı suçlayarak devrim yapılmaz. Devrim, halkla birlikte yürünerek yapılır.
Fransız Devrimi'ni sadece açlıkla açıklamak, Robespierre'i, Rousseau'yu, Voltaire'i yok saymak demektir. 1917'yi sadece ekmekle açıklamak, Lenin'i, Troçki'yi, Bolşevik örgütlenmeyi silmek olur. Açlık patlamayı başlatır ama yön vermez. Yönü veren fikir, örgüt ve bilinçtir. Açlığın yarattığı kaosla devrim arasındaki farkı kuran şey, ideolojik örgütlenmedir. Yoksa her kriz devrim doğurmaz; bazen faşizm doğurur, bazen iç savaş, bazen hiçlik.
Senin gözlemlerine saygım var ama gözlemle yetinmek, düşünceyi eksik bırakır. Teorisiz pratik, pusulasız gemidir. Gözlemlerden anlam üretmek için onları bağlayan yapısal çözümlemeye ihtiyaç vardır. Bu yüzden "teoriyle gelme" demen, bana değil kendine bir sınır çekmektir. Bilinç olmadan ideoloji çözülmez. İdeoloji çözülmeden halk uyanmaz. Uyanmadan devrim olmaz. Bu kadar net.
Senin söylediklerin, halkı sabit bir nesne gibi görüyor: Nemalanırsa kötüdür, direnir ama azsa başarısızdır. Oysa ben halkı, sistemin hem nesnesi hem potansiyel öznesi olarak görüyorum. Sorun halkın ne yaptığı değil, neden ve nasıl yaptığındadır. Devrim, halkı suçlayarak değil, halkın içindeki çelişkiyi doğru örgütleyerek yapılır. Yani mesele, halk neden böyle değil; halk böyleyken ne yapılmalı sorusunu sormaktır.
Sonuç olarak kapitalizm halkı kullanarak varlığını sürdürür. Aksi halde yüz milyonlarca nüfus karşısında 50-100 kişiden oluşan kapitalistler bir hiçtir. Açıkça her şeyi kapitalistler yapmıyor; onlar yalnızca emir veriyor, halk ise hem o emirleri uyguluyor hem de onların baskısına maruz kalıyor. Yani halk, birbirine düşürülerek yönetiliyor, kapitalistler ise bu çatışmayı seyrederek konumlarını koruyor. Kapitalizmde en çok ezilen işçi sınıfıdır; yasalarla mutlak itaat altına alındığı için en masum olan da çoğu zaman askerdir. Bu durum hem çelişki hem de zıtların birliğidir.
Orta ve küçük burjuvazinin büyük bölümü, ciddi bir tehdit altında kalmadıkça düzene karşı gelmez. Emperyalist ülkelerin işçileri, sistemden aldıkları görece ayrıcalık nedeniyle sisteme karşı durmaz. Sistemde küçük de olsa bir fırsat yakalayan ezilen kesimler de sessiz kalır. Mafyatik yapılar, tarikatlar, dış destekli STK'lar, sistemin nimetlerinden beslendikleri sürece karşı çıkmaz. Daha kötüsü, sistemin "fırsatlar düzeni" propagandasına kanmış, kendisi yoksulluk içinde kıvranırken diğer yoksulları "akılsız" diye aşağılayanların sayısının fazla oluşudur.
Uzun lafın kısası, ister ideolojik ister ekonomik düzlemde olsun, kapitalizm çıkar gruplarının çatışması üzerine kuruludur. Ve bu çarpık düzeni sona erdirmek, halkın birbirine değil, egemen düzene karşı ortak bir farkındalık geliştirmesiyle mümkündür.
|