Turan Dursun Sitesi Forumları
Geri git   Turan Dursun Sitesi Forumları > İbrahimi Dinler > Hristiyanlık

Cevapla
 
Başlık Düzenleme Araçları Stil
  #1  
Alt 25-01-2026, 22:47
Andrew - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Andrew Andrew isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 17 May 2023
Bulunduğu yer: amerika birlesik devletleri
Mesajlar: 1.057
Standart Gözlemlediğim Ceviri Hatalari

Her ne kadar 10–15 yil once benzer bir konu acmis olsam da, yeni ve daha taze bir baslik altinda eski ve yeni antlasma okumalarima dair izlenimlerimi paylasmak istiyorum. Normalde istisnasiz her gun, bazen sabah bazen aksam, Ibrani ya da Yunanca kutsal metinleri okuyorum. Cogu zaman sadece okumakla kalmam; usenmiyorum, kelimelerin tek tek anlamlarina bakiyorum, ayni kelimenin metnin baska yerlerinde nasil kullanildigini kontrol ediyorum, hangi baglamda hangi anlama kaydigini kendimce incelemeye calisiyorum. Bu yuzden her gun okuduklarimi buraya yazmam tabii ama bazen oyle noktalar cikiyor ki, bunu paylasmak gerekiyor. Genel gozlemim su ve bunu da basligin ana temasi olarak soyleyeyim: Yeni Antlasma yazarlari, Hristiyan teolojisini kurabilmek icin Eski Antlasma dan aldiklari ayetleri cogunlukla kendi amaclarina uygun sekilde okumus, ceviride ya da baglamda ciddi kaydirmalar yapmislar. Bu basligi acmamin nedeni ve ana temasi da tam olarak bu. En basta kullandigim kavramlarla ilgili kisa bir aciklama yapayim. Yazida bazen eski antlasma, bazen yeni antlasma ifadelerini kullanacagim. Bunlari teolojik etiketler olarak degil, Ibrani ve Yunanca kutsal metinleri ayirt etmek icin kullaniyorum. Ingilizcede bunlar Bible, Old Testament ve New Testament gibi ifadelerle geciyor. Yeni antlasma okumalarimi genelde King James Version, New World Translation ve New International Version uzerinden yapiyorum. Evimdeki kutuphanede aslinda bundan daha fazla ceviri var ama bu yazida agirlikla bunlari kullanacagim. Hebrew Bible icin ise JPS ve Hebrew Study Bible a bakiyorum. --bu yazida kolay olmasi icin Yine Yahudilerin websitesinden kopyalayacagim---Ozellikle Yahudilerin kendi cevirilerini ve metni nasil okuduklarini esas almayi tercih etmek onemli; cunku metnin dili, kavram dunyasi ve tarihsel baglami oradan cikiyor. Bu yaziyi yazarken ayrica Turkce Incil i de kullanacagim; gunluk okumalarimda Turkce kullanmiyorum ama burada anlasilirlik acisindan faydali olacagini dusunuyorum.

Rab Rabbime dedi ki...

The word of the Lord to my master


Bu noktada Yeni Antlasma da Mezmur 110 un nasil kullanildigine kisaca deginmek gerekiyor. Matta 22:42–45 te Isa, Ferisilere bir soru soruyor. Mesihin kim oldugu uzerinden ilerleyen bu tartismada, Davud un Mezmur 110 da soyledigi Rab Rabbime dedi ki ifadesini hatirlatiyor. Ozetle, Tanri nin Davud un Rabbine saginda oturmasini soyledigini ve dusmanlarini ayaklarinin altina serecegini hatirlatiyor. Ardindan su soruyu soruyor: Davud ona Rab diyorsa, nasil oluyor da bu kisi Davud un oglu oluyor. Bu soru, metnin sunulus biciminde Isa kendisini Tanri gibi gösteriyor. Sanki Davud, kendisinden gelen birine Tanrisal bir unvan vermis gibi bir tablo çiziyor. Ama bu, Ibranice metnin dogal okumasindan degil, ceviri uzerinden kurulan uckagittan doguyor. Buradan baslayarak Mezmur 110 a Ibranice metin uzerinden baktigimizda is aslinda cok daha sade. Mezmur 110:1 iki farkli hitapla baslar. Ilk hitap YHWH dir; yani Tanri nin ozel ismidir. Burada hicbir tartisma yoktur. Ikinci hitap ise ladonee kelimesidir. Ladonee, adon kokunden gelir ve benim efendim anlamina gelir. Ibrani dilbilgisi acisindan kritik nokta su: ladonee kelimesi Tanach ta hicbir zaman Tanri icin kullanilmaz. Her zaman insanlar icindir. Krallar, efendiler, ust konumdaki kisiler icin kullanilir. Tekvin 24:54 te Ibrahim icin kullanilir. Tekvin 32:4 te Yakup un Esav a hitabinda ayni kelime vardir ve tum ceviriler bunu efendim olarak verir. Dil burada son derece nettir. Bu nedenle Mezmur 110 da Tanri nin, yetki verdigi bir insana hitap etmesi soz konusudur; Tanri nin Tanri ile konusmasi degil.

Sorun, Yeni Antlasma yazarlarinin bu ayeti teolojileri icin carpitmasi. Mezmur 110:1 Yunancaya cevrildiginde, Ibranicedeki bu iki farkli hitap tek bir kelimeyle karsilanir: kurios. Kurios Yunancada oldukca genis bir kelimedir. Tanri icin kullanilabilir, ama ayni sekilde bir insan efendi icin, bir kral icin ya da sadece saygili bir hitap olarak da kullanilir. Yeni Antlasma nin baska bolumlerinde insanlar Isa ya kurios diye hitap ederler, ama bu her zaman onun Tanri olduguna dair bir itiraf degildir; cogu zaman ogretmen, efendi ya da saygi ifadesidir. Ayni kelime Romali efendiler, ev sahipleri ve yoneticiler icin de kullanilir. Dolayisiyla kurios kelimesinin varligi tek basina Tanrisal bir anlam tasimaz. Ancak bu kelime bu ayette kullanildiginda, Ibranice metindeki YHWH ile ladonee arasindaki NET AYRIM TAMAMEN ortadan kalkar. Isa nin Tanriligina dair kurulan arguman olarak ortaya cikar. Davud mesihe Rab diyorsa, denir, bu kisi siradan bir insan olamaz. Ama bu mantik, Ibranice metnin kendisine degil, Yunanca ceviride ortaya cikan bu belirsizlige dayanir. Ibranice acisindan bakildiginda Davud un bir insana ladonee demesi hicbir problem yaratmaz. Tanach boyunca krallara ve yetki sahibi kisilere bu sekilde hitap edilir. Bu yuzden Mezmur 110 uzerinden Isa nin Tanriligini kanitlamak, dilsel olarak saglam bir zemine oturmaz. Arguman, Ibranice kelimelerin anlamlarindan degil, bu kelimelerin Yunancada esitlenmesinden dogar.

Bu basligi acmaktaki amacim, bunun gibi uckagitciliklara dikkat cekmek. Turkce yada Ingilizce okuyunca genelde okuyucu neyin ne olduigunu bilmiyor. Yeni Antlasma yazarlarinin Hebrew Bible dan yaptiklari alintilarin, metnin kendi anlam dunyasini yansitmadigindan haberleri yok. Daha cok onceden kabul edilmis bir teolojiyi desteklemek icin secilmis, yeniden okunmus, bazen uydurulmus metinlerdir. Burada mesele inanip inanmamak degil. Mesele, hrisiyanlar bir metni delil olarak kullaniyorsa, o metne ne kadar sadik kalindiginin check edilmesidir...

'baglilik düşünmemek demektir. düşünmeye gerek duymamak demektir' Orwell, 1984...

no matter how far we go intellectually or how much science we do, we are not even close to understanding the truth

'kimi dinde imanda buldu yolu, kimi akil, bilim yolunu tuttu derken ses geldi karanliklardan; gafiller! dogru yol ne odur, ne bu' - Hayyam
Alıntı ile Cevapla
  #2  
Alt 26-01-2026, 00:52
Andrew - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Andrew Andrew isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 17 May 2023
Bulunduğu yer: amerika birlesik devletleri
Mesajlar: 1.057
Standart Oglum'u Misirdan Cagirdim

Yeni Antlasma yazarlarinin Ibrani kutsal yazilarindan alinti yaparken izledikleri yontemlerin ozu, metnin sadece islerine gelen bir cumlesini alip, geri kalan butun baglami disarida birakmaktir. Hosea 11 bunun cok net ve acik bir ornegidir. Hosea'nin anlattigi sey, Israil'in Tanri ile olan uzun soluklu, inisli cikisli, duygusal iliskisidir. Metin, tarihsel bir halkla Tanri arasindaki bagin nasil kuruldugunu, nasil zedelendigini ve buna ragmen nasil kopmadigini anlatir. Buna ragmen Yeni Antlasma'da bu bolum, Isa'nin cocukluguna dair gizli bir kehanet gibi sunulur. Ancak Hosea 11'in tamami okundugunda, bu okumanin Incil kehanetiyle alakasiz oldugu acikca gorulur. Buradaki sorun, Hosea'nin ne soyledigi degil, Yeni Antlasma'nin Hosea'yi nasil kullandigidir.

Hosea 11 basindan sonuna kadar gecmise bakan bir metin ve bu durum daha ilk ayetten itibaren cok aciktir. Tanri, Israil'i cocuklugunda sevdigini soyler ve oglum'u Misir'dan cagirdim diye belirtir. Bu ifade, ileriye donuk bir vaat ya da kehanet degil, cikis olayina yapilan acik bir gondermedir. Kullanilan fiil gecmis zamandadir ve bu bile metnin yonunu gostermeye yeterlidir. Metnin devaminda da ayni zaman cizgisi hic bozulmaz. Peygamberlerin cagrilmasi, halkin onlardan uzaklasmasi, putlara yonelmesi, bunlarin hepsi Israil tarihinin bilinen safhalaridir. Metin, olacaklardan degil, olanlardan bahseder. Dolayisiyla burada bireysel bir mesih figuru aramak, metnin dogal akisina aykiri bir okuma olur. Bu noktada ister istemez su soru ortaya cikar: Hosea 11 Isa ile nasil alakali olabilir? Metnin hemen ikinci ayetine baktigimizda, Israil'in peygamberler cagrildikca onlardan uzaklastigi, Baallar'a kurban kestigi ve putlara buhur yaktigi anlatilir. Bu ifadeler cok net davranislari tanimlar ve bunlar tarihsel Israil'e aittir. Simdi cok basit bir mantik yurutelim. Isa ne zaman peygamberlerden uzaklasti? Ne zaman Baallar'a kurban kesti? Ne zaman putlara buhur yakti? Bu sorularin hicbirinin olumlu bir cevabi yoktur. Bu nedenle bu ayetleri Isa'ya uygulamak, metni zorla baska bir kimlige giydirmek anlamina gelir. Oysa ayetler, Israil'in kolektif sadakatsizligini anlatmak icin yazilmistir ve bu baglamda tamamen anlamlidir. Metnin ilerleyen bolumlerinde bu kolektif dil daha da guclenir. Hosea 11:3 ve 4'te Tanri, Efrayim'i yurumesini ogrettigini, onu kollarina aldigini, sevgi baglariyla kendine cektigini soyler. Bu ifadeler, bireysel bir cocugun biyografisini anlatmaz. Bunlar, bir halkin nesiller boyunca nasil buyutuldugunu, nasil egitildigini ve nasil yonlendirildigini betimleyen mecazi anlatimlardir. Israil, uzun bir tarih boyunca Tanri'nin rehberligini yasamis bir topluluktur. Isa icin boyle bir tarihsel surec yoktur. Isa bir halk degildir, kolektif bir varolus yasamamistir ve bir ulusun yuzlerce yillik iliskisini temsil etmez. Bu nedenle metnin bu bolumu de Isa'ya uygulanamaz. Daha da belirgin bir uyumsuzluk Hosea 11:5'te ortaya cikar. Burada Israil'in Misir'a donmeyecegi, ama Asur'un baslarina kral olacagi soylenir. Bu ayet, Hosea'nin yasadigi donemin siyasi gercekligini yansitir. Asur imparatorlugu kuzey krallik uzerinde buyuk bir tehdit olusturmaktadir ve surgun kapidadir. Bu, tarihsel bir durumdur ve Hosea'nin dinleyicileri icin son derece guncel bir uyaridir. Simdi tekrar sormak gerekir: Isa ne zaman Asur tarafindan yonetildi? Ne zaman Asur krali Isa'nin basina kral oldu? Hicbir zaman. Cunku bu ayetler Isa'nin donemine degil, Hosea'nin donemine aittir. Metni Isa'ya uygulamak, tarihsel zemini tamamen goz ardi etmek demektir.

Metnin sonuna yaklastikca Hosea'nin asil mesaji daha da ortaya cikar. Tanri, Israil'i yok etmek istemedigini, ofkesini dizginledigini ve bunu insan olmadigi icin yapabildigini soyler. Bu sozler, bir bireyin cektigi acilarla ilgili degil, bir halkin tamamen silinip silinmeyecegi sorusuyla ilgilidir. Ardindan surgun sonrasi geri donus umudu dile getirilir. Israil'in tekrar evlerine oturtulacagi, dagilmis cocuklarin geri gelecegi anlatilir. Bunlar Isa'nin hayatinda yasamis olaylar degildir. Bunlar, surgun ve restorasyon temalaridir ve Tanach'in genel anlatisi icinde cok tutarlidir. Buna ragmen Hristiyan okumada yapilan sey cok nettir. Hosea 11'den sadece tek bir cumle cekilip alinir ve geri kalan her sey gormezden gelinir. Misir'dan oglum cagirdim ifadesi, metnin butununden koparilir ve Isa'nin cocukluk hikayesine eklenir. Ama ayni metnin diger ayetleri dikkate alindiginda, bu okuma kendi icinde coker. Cunku metin, Isa'nin yapmadigi seyleri ona yaptirir, yasamadigi tarihsel olaylari ona yukler ve ait olmadigi bir baglama yerlestirir. Sonucta ortaya, metnin kendisiyle uyusmayan, zorlama ve tutarsiz bir okuma cikar.

'baglilik düşünmemek demektir. düşünmeye gerek duymamak demektir' Orwell, 1984...

no matter how far we go intellectually or how much science we do, we are not even close to understanding the truth

'kimi dinde imanda buldu yolu, kimi akil, bilim yolunu tuttu derken ses geldi karanliklardan; gafiller! dogru yol ne odur, ne bu' - Hayyam
Alıntı ile Cevapla
  #3  
Alt 26-01-2026, 07:26
Andrew - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Andrew Andrew isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 17 May 2023
Bulunduğu yer: amerika birlesik devletleri
Mesajlar: 1.057
Standart Ellerinin delinmesi yalani ve bos Nasira kehaneti

Hosea 11 tek basina bir istisna degil. Yeni Antlasma yazarlarinin ve sonraki hristiyan gelenegin, Ibrani kutsal yazilarindan ayetleri alip, baglamindan kopararak Isa'ya uygulamasinin baska cok sayida ornegi var. Bu orneklerin bazilarini burada dikkatle inceleyecegiz. Bunlarda ortak yontem hep ayni ve hemen fark edilir: once ayet secilir, sonra metnin geri kalani sessizce gorunmez hale getirilir. Ardindan bu ayet, Isa'nin hayatindaki bir detaya zorla yerlestirilir. Sonucta ortaya, metnin kendi anlattigi seyle uyusmayan, hatta bazen acikca sacma duran okumalar cikar.

Buna guzel bir ornek Zekeriya 13 bolumu. Bu bolumu kendiniz okursaniz ne goreceksiniz? Burada, genel olarak sahte peygamberlerin ortadan kaldirilmasini anlatiyor. Metnin ana temasi bu yonde. Ve bu , Tanri'nin putperestligi ve yalanci peygamberligi temizlemesi ile oluyor. Zekeriya 13:3-6'da anlatilan sahneden bahsedeyim. Kendini peygamber gibi gosteren biri yakalanir, anne ve babasi bile ona karsi cikar ve bu kisinin yalan soyledigi aciklanir. Ardindan bu kisi, artik peygamber olmadigini, sadece bir ciftci oldugunu soyler. Ellerindeki yaralar soruldugunda ise, bunlar arkadaslarimin evinde aldigim yaralardir der. Simdi durup dusunelim. Bu sahne Isa ile nasil alakali olabilir? Metin, acikca utanmis, kendini savunmaya calisan, yalanci bir peygamberi anlatir. Isa ne zaman yalanci bir peygamber olarak ortaya cikti? Ne zaman peygamberligini inkar etti? Ne zaman kendisini saklamaya calisti? Bu pasaj, carmiha gerilmis bir mesihi degil, sahte bir dini figurun dususunu anlatir. Buna ragmen bu ayet, Isa'nin ellerindeki yaralarla baglantilandirilarak kullanilir. Baglam dikkate alindiginda, bu eslestirme kendi kendine coker. Benzer bir sorun Mezmur 22'de de var. Mezmur 22, Davud'un yazdigi bir yakaris mezmuru. Metin boyunca Davud, dusmanlari tarafindan kusatildigini, aslanlar, kopekler ve yirtici hayvanlar gibi saldirgan imgelerle tehdit edildigini anlatir. Bu tamamen mecazi bir ifade. Ancak Mezmur 22:16 olarak bilinen ayette, Ibranice metinde ellerim ve ayaklarim aslan gibi ifadesi yer alir. Buradaki anahtar kelime ka'ari'dir ve anlami aslan gibidir. Buna ragmen Hristiyan cevirilerde bu kelime "deldiler" seklinde verilir. Oysa ayni kelime baska ayetlerde, mesela Yesaya 38:13'te, dogru sekilde aslan gibi diye cevrilir. Simdi cok basit bir soru soralim: Eger kelime ayniysa, neden bir yerde aslan gibi, diger yerde deldiler oluyor? Cevap metinsel degil, teolojiktir. Metin, carmih anlatisina uysun diye degistirilir. Davud'un dusmanlarindan kurtulmak icin Tanri'ya yakarisi, Isa'nin carmiha gerilisine dair bir sahneye donusturulur. Ama metnin tamami okundugunda, Davud'un hayatta kaldigi, kurtuldugu ve Tanri'yi ovdugu gorulur. Isa'nin hikayesiyle burasi da birebir ortusmez.

Bir diger carpici ornek Matta 2:23'tur. Matta, Isa'nin Nasira'da yasamasini aciklarken, boylece peygamberler araciligiyla soylenen yerine gelmis oldu, ona Nasrali denecektir der. Ancak burada cok temel bir sorun var. Hebrew Bible'da boyle bir kehanet YOK. Nasira adinda bir sehirden bahsedilmez. Hicbir peygamber, mesihin Nasira'da yasayacagini soylemez. Yani burada alinti yapilan bir ayet bile yok. Buna ragmen Matta, sanki bilinen bir peygamberlik soz konusuymus gibi yazar. Bu ornekte de goruldugu gibi, her zaman metin carpitilmaz, bazen de TAMAMEN UYDURULUR. Amac yine ayni. Isa'nin hayatindaki her detay icin kutsal yazilarda bir karsilik bulunmus gibi gostermek. Bu ornekler bir araya getirildiginde herseyi daha net goruyoruz... Sorun tek tek ayetlerde degil, genel yaklasimda. Metinler kendi baglamlarinda okundugunda baska seyler anlatir. Ama bu baglamlar goz ardi edilip, sadece islevsel olan parcalar cekilip alindiginda, ortaya tutarsiz bir anlatim cikar. Hristiyan okuma, metnin butununu degil, secilmis cumleleri temel alir. Geri kalan kisimlar sessizce disarida birakilir.

'baglilik düşünmemek demektir. düşünmeye gerek duymamak demektir' Orwell, 1984...

no matter how far we go intellectually or how much science we do, we are not even close to understanding the truth

'kimi dinde imanda buldu yolu, kimi akil, bilim yolunu tuttu derken ses geldi karanliklardan; gafiller! dogru yol ne odur, ne bu' - Hayyam
Alıntı ile Cevapla
  #4  
Alt 27-01-2026, 20:30
Andrew - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Andrew Andrew isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 17 May 2023
Bulunduğu yer: amerika birlesik devletleri
Mesajlar: 1.057
Standart

Ironikli bugun hristiyan ve bilimadami olan Dr. Francis Collins ile gorusecegim.

'baglilik düşünmemek demektir. düşünmeye gerek duymamak demektir' Orwell, 1984...

no matter how far we go intellectually or how much science we do, we are not even close to understanding the truth

'kimi dinde imanda buldu yolu, kimi akil, bilim yolunu tuttu derken ses geldi karanliklardan; gafiller! dogru yol ne odur, ne bu' - Hayyam
Alıntı ile Cevapla
  #5  
Alt 27-01-2026, 21:20
Andrew - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Andrew Andrew isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 17 May 2023
Bulunduğu yer: amerika birlesik devletleri
Mesajlar: 1.057
Standart Bakireden dogum

Isa'nin dogumu Hristiyan dunyada en meshur anlatilardan biridir. Incil'de bu olay ozellikle Matta 1:18-25 ve Luka 1. bolumde anlatilir. Yasadigim ulkede bu anlatinin toplumsal hayata ne kadar isledigini her yil acikca goruyorum. Aralik ayi boyunca her gun Christmas olarak adlandirilir. 24 Aralik Christmas arifesi, 25 Aralik ise asil Christmas gunudur. Insanlar aileleriyle bir araya gelir, yemekler yenir, hediyeler verilir. Evlerde Incil anlatilari okunur, kimi zaman kucuk tiyatrolar yapilir, kiliselerde skecler ve canlandirmalar duzenlenir. Yani Isa'nin dogumu sadece teolojik bir iddia degil, ayni zamanda kulturel ve toplumsal bir anlatidir. Bu yazida bu meshur anlatinin Hebrew Bible temelinde nasil ele alinmasi gerektigini, Hristiyan teolojisinin bu anlatilari nasil kurdugunu ve Ibrani metinlerin nasil farkli bir baglamda kullanildigini anlatacagim.

Matta Incili, Isa'nin dogumunu anlatirken bunu Yesaya 7:14 ile baglar. Matta 1:22-23'te, tum bunlar Rabbin peygamber araciligiyla soyledigi soz yerine gelsin diye oldu denir ve ardindan Yesaya'dan alinti yapilir. Burada merkezi kelime Hebrew Bible'daki almah kelimesidir. Yesaya 7:14'te, genc bir kadinin hamile kalip bir ogul doguracagi soylenir. Almah kelimesi Ibranice'de genc kadin anlamina gelir. Yas ve toplumsal durumu ifade eder, ama cinsel deneyimle ilgili teknik bir anlam tasimaz. Yani kelimenin kendisi bakire demek degildir. Ibranice'de bakireligi acik ve net sekilde ifade eden baska bir kelime vardir: betulah. Bu kelime kullanildiginda, konusulan kisinin cinsel olarak bakire oldugu anlasilir. Ama Yesaya 7:14'te bu kelime secilmemistir. Bu tercih tesaduf degildir. Metin yazari bakireligi vurgulamak isteseydi, bunu yapabilecek acik bir kelime zaten vardi. Buna ragmen kullanilmamistir. Bu arada, bu kelimenin Tanach'taki diger kullanimlari konuyu daha da netlestirir. Ozdeyisler 30:18-20'de almah kelimesi cok acik bir baglamda kullanilir. Metin sunlari soyler: gokte ucan kartalin yolu, kayalik uzerinde ilerleyen yilanin yolu, denizin ortasinda giden geminin yolu ve bir erkegin genc bir kadinla olan yolu. Ardindan 20. ayette zina eden bir kadindan bahsedilir ve bu kadinin iliskiden sonra agzini silip ben kotu bir sey yapmadim dedigi anlatilir. Burada anlatilan sey sudur: gizlice yasanmis ve disaridan bakildiginda belli olmayan gizli bir cinsel iliski. Kartalin gokte iz birakmamasi, geminin denizde iz birakmamasi gibi, bu iliski de fiziksel olarak gorulebilen bir iz birakmaz. Ama bu, iliskinin hic yasanmadigi anlamina gelmez. Aksine, metin bu benzetmeyle sunu vurgular: yapilan sey gercektir ama kaniti ortada yoktur. Ve bu ornekte bahsedilen kadin zina eden bir kadindir. Yani kelimenin kullanildigi baglam, bakirelikle tamamen celisir. Eger almah kelimesi dogasi geregi bakire demek olsaydi, bu ayetlerde kullanilmasi mumkun olmazdi. Cunku metin acikca cinsel iliski yasamis bir kadindan bahsediyor. Bu nedenle Ozdeyisler 30, almah kelimesinin bakirelik anlamina GELMEDIGINI en net gosteren yerlerden biri.

Ayni kelimenin ERKEGI IFADE EDEN HALI Tanach'ta gecer. 1 Samuel 17:56 ve 1 Samuel 20:22'de bu kelime kullanilir ve her seferinde genc adam, delikanli gibi anlamlarla cevrilir. Hicbir Hristiyan ceviride bu kelime bakir erkek gibi bir anlama cekilmez. Bu cok onemli bir noktadir. Cunku kelimenin koku aynidir. Simdi su soru kacinilmaz hale geliyor: Eger ayni kokenli kelimenin disil hali bakire diye cevriliyorsa, neden eril hali hicbir yerde bakir diye cevrilmiyor? Neden anlam sadece kadin icin degistiriliyor? Niye biliyor musunuz? Cunku bu fark dilsel degil, yorumsaldir da ondan. Metnin kendisinden degil yani, metinden BEKLENEN TEOLOJIK SONUCTAN kaynaklanir. Bu noktada erken Hristiyan yazilarindaki sessizlik daha da anlam kazanir. Pavlus'un mektuplari Yeni Antlasma'nin en eski metinleridir ve Pavlus Isa'nin dogumuna dair hicbir yerde bakirelikten bahsetmez. Isa'yi Tanri'nin oglu olarak tanimlar ama bunu mucizevi bir dogum hikayesi uzerinden kurmaz. Hatta 1 Timoteos 1:4'te soy agaclari ve efsanelerle mesgul olunmasini elestirir. Markos Incili de Isa'yi dogumuyla degil, vaftiziyle baslatir. Isa anlatinin icine yetiskin bir adam olarak girer. Bu durum sunu dusundurur: Eger bakireden dogum inanci en bastan temel bir ogreti olsaydi, neden en erken metinlerde bundan hic bahsedilmez? Bu sessizlik, anlatinin zamanla gelistirildigine dair guclu bir isaret olarak karsimiza cikiyor. Bu noktada, Matta bu boslugu Yesaya 7:14 uzerinden doldurur. Ama bunu yaparken Yesaya'nin tarihsel baglamini goz ardi eder. Yesaya'daki isaret, Isa'dan yedi yuzyil onceki bir doneme, Ahaz zamanindaki siyasi ve askeri krize aittir. Metin, o donemde dogacak bir cocugun bir sembol olarak kullanilmasini anlatir. Bu ileriye donuk evrensel bir mesih kehaneti degildir, kendi zamanina hitap eden tarihsel bir isarettir. Buna ragmen Matta bu ayeti alip Isa'nin dogumuna uygular ve almah kelimesini bakire olarak sabitler. Sonucta Hebrew Bible'da tarihsel ve baglamsal olarak baska bir sey anlatan bir metin, Hristiyan teolojisinin ihtiyaclari dogrultusunda yeniden okunmus olur. Burada sorun Yesaya'nin ne dedigi degil, Yesaya'ya ne dedirtilmek istendigidir. Bu fark gorulmeden okundugunda, insanlar metnin kendisini degil, ona sonradan yuklenen anlami kabul etmis oluyor.

'baglilik düşünmemek demektir. düşünmeye gerek duymamak demektir' Orwell, 1984...

no matter how far we go intellectually or how much science we do, we are not even close to understanding the truth

'kimi dinde imanda buldu yolu, kimi akil, bilim yolunu tuttu derken ses geldi karanliklardan; gafiller! dogru yol ne odur, ne bu' - Hayyam
Alıntı ile Cevapla
  #6  
Alt 28-01-2026, 11:02
Andrew - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Andrew Andrew isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 17 May 2023
Bulunduğu yer: amerika birlesik devletleri
Mesajlar: 1.057
Standart Peki Yeseya 7'nin gercek aciklamasi ne?

Yukarida, bir onceki mesajda acikladigim gibi, ortada bir Mesih kehaneti yok. Peki ne var? Bu konu biraz tarihsel bir konu; o yuzden uygun sekilde anlatmaya calisacagim. Yesaya 7. bolumden bahsediyoruz burada. Bu bolum, dikkatli okundugunda, belirli bir tarihsel krizin icinde konusulan somut bir metin oldugunu goruruz. Burada anlati Yesaya 7:1'de dogrudan tarihsel bir cerceveyle giris yapapr. Yahuda krali Ahaz vardir; Onun doneminde, Aram krali Retsin ile Israil krali Pekah Kudus'e karsi savas acmistir. Bu iki kralin amaci yalnizca askeri bir baski kurmak degildi; Yahuda'yi siyasal olarak da aslinda yeniden sekillendirmek istiyorlardi. Metin, kendi istedikleri krali basa gecirmek istediklerini acikca soyler. Yesaya 7:2'de Ahaz'in ve halkin ruh hali tarif edilirken kullanilan dil dikkat cekici. Kralin ve halkin kalbi, ruzgarda sallanan agaclara benzetilir. Yani burada korku sadece soyut degil, bildigin iliklerine kadar korku salmis. Yesaya'nin konustugu bu ortam, inancsal, mesihsel seylerden degil, ciddi bir guvenlik ve hayatta kalma kriziyle bas basalar.

Yesaya 7:3'ten itibaren 'peygamberin' Ahaz'la bulusmasi ayrintili sekilde anlatilir. Yesaya'nin, ogluyla birlikte, sehrin su hattinin bulundugu yere gitmesi istenir. Bu detay beni aslinda etkilemistir; cunku olaylarin cok somut bir baglamda ilerledigini gosteriyor, bu da isin icine dogruluk payi katiyor gibime geliyor. Bu da anlasilir, cunku kusatma altindaki bir sehir icin su hayati onemdedir ve Ahaz'in orada bulunmasi, durumun ciddiyetini yansitir. Yesaya'nin Ahaz'a verdigi mesaj burada cok net. 7:4'te kraldan sakin olmasi, korkuya kapilmamasi istenir. Karsidaki dusman kabul edilen krallar, iki odun parcasi gibi kucumsenir. Ardindan 7:5-7'de bu iki kralligin planlari aciklanir ve Tanri'nin cevabi verilir: Anlatilana gore, bu planlar basarili olmayacaktir. Metin burada Ahaz'in yasadigi zamana dogrudan hitap ediyor. Yani yukarida acikca anlatildigi gibi konusulan sey yuzlerce yil (700 yil aslinda) sonrasina ait bir olay degil, tam tersine o gun karsisinda duran tehditten bahsediyorlar. Yesaya 7:8-9'da peygamber, bu iki kralligin sinirli gucunu vurgular ve Ahaz'a kritik bir uyarida bulunur: Eger guvenmezse ayakta duramayacak, parcalanip gidecek. Bu cumle, aslinda bu bolumun ana temasidri diyebiliriz. Sorun yalnizca dis dusmanlar degil burada, kralin Tanri'ya guvenip guvenmemesi meselesi... Bu noktada Tanri, Ahaz'tan bir isaret istemesini talep eder. 7:10-12'de Ahaz'in isaret istemeyi reddetmesi, disaridan bakildiginda dindar bir tutum gibi gorunse de, metnin akisi icinde bu reddiye olumlu karsilanmaz. Yesaya 7:13'te peygamberin tonu sertlesir. Ahaz'in Tanri'yi de yordugu ifade edilir. Ve isaret, Ahaz istese de istemese de verilir. Yesaya 7:14'te verilen isaret, tum bu baglamin icinde yer alir. Genc bir kadinin hamile kalacagi, bir ogul doguracagi ve cocugun adinin Immanuel olacagi soylenir. Ancak bu ayeti tek basina ele almak, metnin anlamini ciddi sekilde carpitir. Cunku hemen devaminda, 7:15 ve 7:16'da bu cocugun islevi ve zaman cizelgesi aciklanir. Cocuk tereyagi ve bal yiyecektir; Ardindan 7:16'da cok net bir sinir cizilir: Cocuk daha iyiyi kotuden ayirabilecek yasa gelmeden once, Ahaz'in korktugu iki kralligin topraklari issiz kalacaktir. Bu ayet, isaretin amacini belirler. Isaret, Ahaz'in yasadigi donemde anlamlidir. Kralin karsisindaki tehdidin gecici oldugunu gostermek icin verilmistir. Zaman olcusu, cocugun erken yaslaridir. Bu nedenle metin, dogasi geregi kisa vadeli bir guvence gibi bir sey olarak algilanmalidir. Bu noktada metnin mantigi cok acik bir sey. Simdi akil var mantik var; eger Yesaya 7:14 yedi yuz yil sonraki bir doguma isaret etseydi, Ahaz icin bu isaretin hicbir anlami olmazdi. Ne korkusunu giderir, ne kararlarini etkiler, ne de icinde bulundugu krize cevap verirdi. Oysa metin burada, Ahaz'in korkularini vurguluyor ve ona, kendi omru icinde dogrulanacak bir isaret sunuyor. Bu, 'peygamber', 'iman' temelinde degil de, esasinda tarihsel okuma olarak dusunulmeli. Cunku baska metinlerle de desteklenir. 2 Krallar 15 ve 16. bolumler, Retsin ve Pekah'in kisa sure icinde etkisiz hale getirildigini ve tehditin sona erdigini gosterir. Yani Yesaya'nin soyledigi sey, tarihsel olarak karsiligini bulur.


Asur'lulara ait tablette: Tiglath-Pileser III, bati bolgesindeki krallari sayarken Ahaz'dan da bahsediyor ve Ahaz'i kendisine harac veren krallar arasina koyuyor.

Ibrani Kutsal Kitabinda: Ahaz, Asur krali Tiglath-Pileser'e elciler gonderdigini soyluyor ve ben senin kulunum; bu iki kral bana saldiriyor, gel beni onlarin elinden kurtar diyor ve Ona altin, gumus degerli seyler gonderiyor ve harac odemeye basliyor. (2 Krallar 16:7,8). Bu iki tarihsel metin de birbirinin adindan bahsediyor ve harac olayini dogruluyor.



Bu noktada, anlattiklarimi sadece Kutsal Yazi ekseninde dusunmeyin. Bu soylediklerimin tarihsel olarak dis kaynaklarla da dogrulanabildigini hatirlatmak istiyorum. Simdi zamanim olsa daha derin yazarim ama kucuk bir ornek vereyim. Asur krali Tiglat-Pileser III'e ait olan kil tablet vardi. Bu British Museum'da sergileniyor. Bu tablet, Yahuda krali Ahaz'in Asur'a harac veren krallar arasinda sayildigini soyluyor. "Summary Inscription No. 7" isimli bu bu yazitta, bati bolgesindeki krallardan alinan vergiler listelenirken, Yahuda krali Ahaz'in adi Asurca yazimiyla "Jehoahaz (Ia-u-ha-zi)" seklinde geciyor. Metin, Ahaz'in Asur'a altin, gumus ve baska degerli mallar sundugunu soyluyor. Bu bilgi, 2 Krallar 16'da anlatilan, Ahaz'in Asur kralina "kulun" demesi ve yardim istemesi ve harac gondermesiyle dogrudan ortusur. Bu sekilde Asurlular geldi; Retsin ve Pekah'a karsi mucadele verdiler ve biri oldurduler, digeri de devrildi zaten. Boylece Yesaya 7'de tasvir edilen siyasal ve askeri kriz bildigimiz gercek bir kriz. bu bildigimiz, donemin buyuk imparatorluklarindan birinde, resmi kayitlarda da izlenebilen, somut bir tarihsel olay. Bu da Yesaya 7'de verilen isaretin yillar sonrasi icin soylenmis bir kehanet degil, Ahaz'in yasadigi donemde anlam kazanan ve kisa sure icinde tarihsel olarak karsiligini bulan bir guvence oldugunu daha da net hale getirir. Gerci bebek olayini biraz yukarida anlattim ama yine kisaca acmak istiyorum burada. Soyle ki, Yesaya 7'deki dogum, burada soyut bir mucize ya da uzak bir gelecek tasviri degil. Bu, verilen guvencenin zaman olcusu. Nasil mi? Soyle. Bu bolum yada metin, Ahaz'a soyut bir vaatte bulunmuyor; aksine, son derece anlasilir bir zaman cizelgesi veriyor. Dogacak olan cocugun, "iyi ile kotuyu ayirt edebilecek yasa gelmeden once" Ahaz'in korktugu iki kralligin topraklarinin issiz kalacagi soylenir (Yesaya 7:16). Yani cocugun varligi, kehanetin kendisi degil, kehanetin NE KADAR SURE ICINDE GERCEKLESECEGINI GOSTEREN BIR ISARET. Bu, Ahaz'in yasam suresi icinde dogrulanabilecek bir zaman araligi. Matta Incili'ne gelindigindaysa farkli bir seyle kasrilasiyoruz. Matta 1:23'te Yesaya 7:14 alintilanir ve Isa'nin dogumuna uygulanir. Ayet burada baglamindan koparilir ve yeni bir teolojik cerceveye yerlestirilir. Bu durumda sorun, Yesaya'nin metninde degil, metnin nasil kullanildiginda. Yesaya 7, kendi icinde tutarli ve tarihsel olarak anlasilir bir anlati. Ancak bu anlatidan tek bir cumle cekilip cimbizlama yapildiginda gelecek icin istedigin adami peygamber de yaparsin, kral da yaparsin, Tanri'da yaparsin. Mesele bu.

'baglilik düşünmemek demektir. düşünmeye gerek duymamak demektir' Orwell, 1984...

no matter how far we go intellectually or how much science we do, we are not even close to understanding the truth

'kimi dinde imanda buldu yolu, kimi akil, bilim yolunu tuttu derken ses geldi karanliklardan; gafiller! dogru yol ne odur, ne bu' - Hayyam
Alıntı ile Cevapla
  #7  
Alt 29-01-2026, 02:47
Andrew - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Andrew Andrew isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 17 May 2023
Bulunduğu yer: amerika birlesik devletleri
Mesajlar: 1.057
Standart Immanuel meselesi

Yesaya 7:14 etrafindaki tartisma sadece genc kadin mi bakire mi meselesiyle sinirli degil. Metnin icinde daha farkli bir nokta var: cocugun adini kimin koyacagi. Bu detay genelde gozden kaciyor ama metnin hem dilbilgisel hem de anlamsal yapisi acisindan cok kritik bir sey. Yesaya 7:14'te kullanilan fiil Ibranice'de vqarat seklinde. Bu fiil, ucuncu tekil disil sahis icin cekimlenmistir ve anlami da cok net: o cagri yapacak, o ad verecek, yani anne cocugun adini koyacak. Metne baktigimizda dilbilgisi acisindan burada hicbir bosluk birakmadigini goruruz. Ozne tekildir, disildir ve acikca bellidir. Yesaya'nin anlatisinda cocuga Immanuel adini verecek olan kisi, genc kadinin kendisidir.

Bu nokta Matta Incili acisindan ciddi bir problem dogurur. Cunku Yeni Antlasma'nin hicbir yerinde Meryem'in Isa'ya Immanuel adini verdigi bir sahne yoktur. Aksine, Luka 1:30-31'de melek Cebrail Meryem'e cok acik bir talimat verir: rahminde bir ogul tasiyacaksin ve onun adini JESUS koyacaksin. Yani Incil anlatilarinda cocugun adi basta belirlenmis ve bu ad Immanuel degil. Dahasi, Yeni Antlasma boyunca Isa'ya fiilen Immanuel diye hitap eden TEK BIR KISI BILE YOK. Bu ad, Isa'nin gunluk hayatta kullandigi bir isim felan da degil, teolojik bir unvan gibi kabul ediliyor. Bu da Yesaya 7:14'teki anne adlandirmasiyla uyumsuzluk yaratir. Matta'ya bakarsaniz, gorursunuz ki, bu uyumsuzlugu dogrudan cozmeye calismiyor bile, bunun yerine ne yapiyor biliyor musunuz? Metni sessizce degistiriyor... Yesaya 7:14'teki tekil disil fiil, Matta 1:23'te cogul hale getiriliyor. Yani and she will call ifadesi, and they shall call seklinde DEGISTIRILIYOR. Bu degisiklik sizin icin belki kucuk gibi gorunebilir ama anlamsal etkisi buyuktur. Artik cocugun adini kimin koydugu belirsizlesir. Anne sahneden cekilir, yerine kim oldugu belli olmayan bir onlar grubu gelir. Bu, metnin orijinal yapisini gizleyen bir hamledir. Cunku Yesaya'da anneye verilen ilahi gorev, Matta'da gorunmez hale gelir. Peki bu THEY/ONLAR kimdir? Metin bunu hicbir yerde soylemez. Cunku boyle bir grup aslinda YOKTUR. Bu cogullastirma, bir anlamsal ihtiyaci kapatmak icin yapilmis gibi.

Bu noktada su soru ortaya cikar: Neden bu degisiklik gerekliydi? Evet, cevabini ben vereyim. Eger fiil tekil ve disil olarak birakilsaydi, Yesaya metniyle Incil anlatilari arasindaki uyumsuzluk cok daha acik hale gelirdi. Meryem cocugun adini Immanuel koymuyor, koymasi da istenmiyor. Bu nedenle Matta, metni dogrudan duzeltmek yerine, dilbilgisel bir manevrayla bulaniklastirir. Metnin soyledigi sey degismis olur ama degisiklik acikca ilan edilmez. Bu ad meselesi ayni zamanda Yesaya kitabinin ic mantigi icinde cok anlamli. Yesaya'da oyle cocuklarin isimleri rastgele felan secilmez. Aksine, bunlarin her biri bir mesaj tasir ve belirli bir tarihsel duruma isaret eder. Yesaya 7:3'te peygamberin oglu Shear Yashuv'u goruyoruz. Bu adin anlami kalanlar geri donecek seklinde bir sey ve bu bile basli basina politik ve teolojik bir mesaj. Ardindan Yesaya 8. bolumde peygamberin esi cocuk dogurur ve bu cocuga Maher shalal hash baz adi verilir. Bu ad ganimete kos anlamina gelir. Aslinda Yesaya 8:3-4'te bu adin anlami aciklanir: Retsin ve Pekah'tan bir onceki mesajda bahsetmistik. Bu da onlarin gucunun kisa sure icinde kirilacagini ilan etmek icindi. Yani cocugun adi, Ahaz'in korktugu iki dusmanin sonunu ilan eden isaretti.

Burada dikkat edilmesi gereken cok onemli bir nokta var. Yesaya'da anne ve baba farkli cocuklara farkli adlar verir. Anne cocuga Immanuel adini verir, baba ise Maher shalal hash baz adini verir. Bu bir celiski degil, bilincli bir sembolik ifade. Immanuel Tanri bizimle mesajini tasir, Maher shalal hash baz ise dusmanlarin yaklasan yikimini ilan eder. Iki ad, ayni tarihsel krize farkli acilardan cevap verir. Bu nedenle adlandirma yetkisi metin icinde cok belirli rollerle dagitilmistir. Anneye verilen gorev tesadufi degildir. Bu baglamda Immanuel adinin anlami da netlesir. Bu ad, gelecekte dogacak evrensel bir kurtarici figuru tanimlamak icin DEGIL, Ahaz donemindeki krize Tanri'nin durusunu gostermek icin kullanilir. Tanri bizimle ifadesi, Yahuda'nin yok olmayacagi, Tanri'nin kralligi terk etmedigi anlamina gelir. Yesaya 8:18'de bu fikir daha da genisletilir. Peygamber kendisi ve cocuklari icin sunu soyler: ben ve Rabbin bana verdigi cocuklar Israil icin isaretleriz. Yani cocuklarin varligi ve adlari, halk icin canli bir mesajdir. Bu mesaj, Yesaya'nin kendi zamanina yoneliktir. Bu tabloya bakildiginda, Immanuel adinin Isa'ya uygulanmasi ciddi sorunlar dogurur. Cunku Yesaya'da bu ad, belirli bir aileye, belirli bir zamana ve belirli bir siyasi krize baglidir. Isa'nin dogumunda bu baglamin hicbiri yoktur. Ahaz yoktur, Retsin yoktur, Pekah yoktur, Syro Efraim savasi yoktur. Buna ragmen Matta, Immanuel adini Isa'ya teolojik bir etiket olarak yapistirir. Ama bu, adin Yesaya'daki islevini degistirir. Orada tarihsel bir isaret olan sey, burada soyut bir inanc sembolune donusur.

Sonucta burada yine ayni sorunla karsilasiyoruz. Metin kendi baglaminda okundugunda tutarlidir. Dilbilgisi, adlandirma rolleri ve tarihsel cerceve birbirini destekler. Ama bu metin, baska bir anlatinin ihtiyaclari icin kullanildiginda, once kelimeler degistirilir, sonra roller belirsizlestirilir, en son da adin anlami kaydirilir.

'baglilik düşünmemek demektir. düşünmeye gerek duymamak demektir' Orwell, 1984...

no matter how far we go intellectually or how much science we do, we are not even close to understanding the truth

'kimi dinde imanda buldu yolu, kimi akil, bilim yolunu tuttu derken ses geldi karanliklardan; gafiller! dogru yol ne odur, ne bu' - Hayyam
Alıntı ile Cevapla
  #8  
Alt 29-07-2026, 11:18
Andrew - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Andrew Andrew isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 17 May 2023
Bulunduğu yer: amerika birlesik devletleri
Mesajlar: 1.057
Standart Bakirelik konusundaki dalavere

Simdi, yukaridaki metinlerin ne olcude okundgunu bilmiyorum ama okundugunu farz ederek, devam ediyorum. Yukarida bunlari anlatmaya calistim ve gordugumuz gibi, Yesaya 7'nin kendi baglami aslinda oldukca acik. Metin, Ahaz'in yasadigi siyasi ve askeri krize cevap veriyor ve verilen isaret de o donemde anlami olan bir zaman olcusu olarak kullaniliyor. Buna ragmen, hristiyanlarin bu noktada sikca one surdugu baska bir itiraz var. "Peki ama" diyorlar, "eger burada anlatilan sadece normal bir dogumsa, bunun neresi isaret?" Onlara gore Tanri'nin verecegi isaret siradan bir hamilelik olamaz. Isaret denince akla mutlaka dogaustu bir olay gelmeli. Bu yuzden de Yesaya 7:14'un ancak bakireden dogumu anlattigi iddia ediliyor. Ilk bakista kulaga mantikli gelebilir. Sonucta bugun de "isaret" ya da "mucize" denildiginde insanlar genellikle ayni seyi dusunuyor. Fakat metin gercekten bunu mu soyluyor, yoksa biz bugunku dusunceyle metne kendi beklentimizi mi yukluyoruz?

Kutsal Yazilarin geneline baktiginizda, "isaret" kavraminin hic de boyle kullanilmadigini goruyorsunuz. Bir seyin isaret olmasi, onun mutlaka doga kanunlarini bozmasi anlamina gelmiyor. Mesela Nuh'tan sonra ortaya cikan gokkusagi bir isarettir. Ama gokkusaginin olusumu dogaustu degildir. Tanri onu, bir daha yeryuzunu tufanla yok etmeyecegine dair antlasmanin gorunen sembolu olarak belirler. Ayni sekilde Ibrahim'e verilen sunnet de bir isarettir. Bunun da mucizevi bir tarafi yoktur. Isaret olmasinin sebebi dogaustu olmasi degil, insanlar tarafindan gorulebilmesi ve belirli bir mesaji temsil etmesidir. Aslinda burada dikkat edilmesi gereken nokta tam da bu. Isaret, gorulebilen bir seydir. Peki bakireden hamile kalma iddiasi nasil gorulecek? Bir kadinin daha once hicbir erkekle birlikte olup olmadigini disaridan gozlemleyebilir misiniz? Elbette hayir. Boyle bir durum ancak iddia edilebilir; insanlar tarafindan dogrudan gorulup dogrulanamaz. O halde Ahaz'a ve onun halkina verilecek, herkesin anlayabilecegi bir "isaret" nasil boyle bir sey olabilir? Ustelik Yesaya 7'yi okumaya devam ettiginizde, metin zaten isaretin ne oldugunu kendisi acikliyor. Dikkat ederseniz vurgu dogumun nasil gerceklestigi uzerinde degil, cocugun hangi yasa ulasacagi uzerinde. Hemen sonraki ayetlerde, cocuk daha iyi ile kotuyu ayirt edecek olgunluga erismeden once Ahaz'i korkutan iki kralligin ortadan kalkacagi soyleniyor. Ayni dusunce Yesaya 8:4'te tekrar edilir. Bu kez zaman olcusu daha da kisaltilir; cocuk daha "anne" ve "baba" demeyi ogrenmeden Samiriye ile Sam'in zenginliklerinin dusmanlar tarafindan alinacagi bildirilir. Yani dogacak cocuk burada kehanetin kendisi degil, adeta bir takvim gorevi goruyor. Tanri, Ahaz'a "su kadar zaman icinde bunlar olacak" diyor ve bunu herkesin gozunun onunde buyuyecek bir cocuk uzerinden olcuyor. Bu yuzden isaret dogumun bicimi degil, cocugun buyumesiyle olculecek zaman araligidir. Zaten yukarida tarihsel arka planini da gosterdik. Retsin ile Pekah gercekten kisa sure sonra tarih sahnesinden siliniyor. Isa'nin yasadigi doneme gelindiginde ise ne Aram Kralligi vardir ne de Kuzey Israil Kralligi. Dolayisiyla metnin kendi zaman cizelgesi, olaylarin yuzlerce yil sonrasina tasinmasina degil, Ahaz'in yasadigi donemde gerceklesecek gelismelere isaret ediyor.

Tam bu noktada genellikle baska bir savunma daha geliyor. Muhtemelen bunu siz de duymussunuzdur. Deniliyor ki: "Tamam, Ibranice metindeki kelime tartisiliyor olabilir. Ama Matta zaten Ibraniceyi degil, Septuagint'i kullandi. Septuagint de Yesaya 7:14'te parthenos yani 'bakire' kelimesini kullaniyor." Sonra da su sonuca variliyor: "Demek ki Isa'dan cok once yasamis Yahudi alimler de bu ayeti bakire olarak anlamisti." Ilk bakista kulaaga mantikli geliyor. Hatta tartisma bitmis gibi gorunuyor. Ama biraz durup dusununce, bu savunmanin o kadar da saglam olmadigini fark ediyorsunuz. Her seyden once sunu birbirinden ayirmak gerekiyor. Bir ceviride kullanilan bir kelimeyle, orijinal metnin ne dedigi ayni sey degildir. Ceviri her zaman yorum da icerir. Bir cevirmenin bir kelimeyi nasil aktardigi, orijinal metnin tek ve degismez anlami oldugunu kanitlamaz. Ustelik bugun insanlarin anlattigi gibi ortada tek bir Septuagint de yok. Septuagint dedigimiz sey, farkli donemlerde farkli kisiler tarafindan Grekceye cevrilen kitaplardan olusan uzun bir metin gelenegi. Evet, Yesaya'nin Grekce cevirisi Hristiyanliktan once de vardi. Buna kimsenin itirazi yok. Ama buradan hareketle "Bak, Yahudiler bu ayeti kesin bakire olarak anlamisti" demek bambaska bir olay. Cunku ceviri baska sey, metnin kendi baglami baska sey. Bence problem de burada basliyor. Dikkat ederseniz butun tartisma tek bir kelimeye indirgeniyor. Parthenos kelimesi masaya konuyor, sonra Yesaya 7'nin geri kalan neredeyse tamamen unutuluyor. Oysa yukarida uzun uzun inceledik. Bu ayet boslukta duran tek bir cumle degildi. Ahaz'in yasadigi korkuyu gorduk. Retsin ile Pekah'i gorduk. Kudus'u kusatan ordulari gorduk. Tanri'nin Ahaz'a verdigi guvenceyi gorduk. Dogacak cocugun neden orada oldugunu gorduk. Hatta cocugun neden onemli oldugunu da gorduk; cunku o cocuk, olaylarin ne kadar kisa sure icinde gerceklesecegini gosteren bir zaman olcusuydu. Simdi bunlarin hepsini bir kenara birakip sadece tek bir Grekce kelimeye odaklaninca, dogal olarak metnin anlattigi hikaye de degismis oluyor. Sorun zaten bu. Bir de su var. Diyelim ki Grekce cevirmen gercekten parthenos kelimesini kullandi. Peki bu, Yesaya'nin bir anda Ahaz'i birakip yedi yuz yil sonraki Isa'dan bahsetmeye basladigini mi gosteriyor? Elbette hayir. Cunku metnin geri kalani hala ayni yerde duruyor. Ahaz hala korkuyor. Dusman krallar hala Retsin ile Pekah. Isaret hala o donemde yasayan bir krala veriliyor. Cocuk daha iyiyle kotuyu ayirt edecek yasa gelmeden once bu iki kralligin yikilacagi hala yaziyor. Bunlarin hicbiri degismiyor. Tek bir kelimeyi alip butun bu tarihsel baglamin ustune koyunca, metin kendiliginden Mesih kehanetine donusmuyor.

Ustelik parthenos kelimesi de sanildigi kadar basit degil. Bugun cogu kisi bu kelimeyi gorur gormez "tamam, kesin bakire demek" diye dusunuyor, ama olay öyle degil ki. Bu, grekcede her kullanimda ayni dar anlama gelmiyor. Bunun en bilinen orneklerinden biri de Yaratilis 34. bolum. Dina'nin basina gelen olay anlatildiktan sonra da ayni kelime kullaniliyor. Demek istedigim su: Tek bir kelimenin sozlukteki ilk anlamina bakarak koca bir doktrin insa edemezsiniz. Hele ki o kelimeyi, kendi baglamindan koparip metnin geri kalanini tamamen sessizlige gomuyorsaniz. Aslinda burada olan sey oldukca basit. Yesaya'nin anlattigi tarihsel hikaye bir tarafa birakiliyor, sonra ayetin icinden sadece bir kelime seciliyor ve butun yorum onun uzerine kuruluyor. Fakat metinler boyle okunmaz. Bir ayetin ne anlattigini belirleyen sey sadece bir kelime degil; o kelimenin bulundugu cumle, o cumlenin bulundugu bolum ve bolumun anlattigi butun hikayedir. Yesaya 7'yi bastan sona okudugunuzda gordugunuz sey Ahaz'in donemidir. Ama sadece bir kelimeyi cekip aldiginizda, artik Ahaz da kayboluyor, Retsin de kayboluyor, Pekah da kayboluyor, savas da kayboluyor. Geriye ise yalnizca daha sonra yuklenmis teolojik bir yorum kaliyor. Diyelim ki Yesaya gercekten gelecekte bakireden dogacak mucizevi bir cocugu haber vermek istiyordu. O zaman neden bunu acikca soylemedi? Cunku Ibranice'de bunun icin zaten hazir bir kelime var: betulah. Bu kelime Tanah boyunca yuzden fazla kez kullaniliyor ve bakireligi ifade etmek icin kullanilan en acik kelime olarak kabul ediliyor. Hatta Yesaya'nin kendisi de kitabinin baska bolumlerinde bu kelimeyi kullaniyor. Buna ragmen Yesaya 7:14'e gelince betulah demiyor, onun yerine almah kelimesini tercih ediyor. Bence bu ayrinti oyle gecistirilecek bir sey degil. Cunku eger amac gercekten "bakire" demek olsaydi, neden bunun icin zaten var olan en acik kelimeyi kullanmasin? Neden insanlari yillarca tartisacaklari daha genel bir kelime secsin?

Bu soru uzun zamandir soruldugu icin, son yillarda farkli bir savunma ortaya cikti. Bu kez de "betulah zaten her zaman bakire demek degil" denilmeye baslandi. Bunun icin de hemen Yoel 1:8 ornek gosteriliyor. Ayette, "Sozlusunu yitirip cul kusanan bir genc kiz gibi yas tutun." deniliyor. Ardindan da su sonuca variliyor: "Bak, burada betulah kelimesi kullaniliyor ama ortada bir sozlu var. Demek ki betulah kesin olarak bakire anlamina gelmiyor." Fakat burada metnin anlattigi tablo gozden kaciriliyor. Cunku Yoel'in verdigi ornek siradan bir evlilik hikayesi degil. Eski Yahudi toplumunda evlilik bugunku gibi tek gunde tamamlanan bir surec degildi. Once cift resmi olarak birbirine baglaniyordu. Hukuken artik kari koca sayiliyorlardi. Fakat hemen birlikte yasamaya baslamiyorlardi. Damat bir sure ayri kaliyor, yeni evini hazirliyor, daha sonra gelinini alip kendi evine goturuyordu. Evlilik de o zaman fiilen tamamlanmis oluyordu. Simdi dusunun; eger adam bu surecte olurse ne olur? Kadin hukuken bagli oldugu kisiyi kaybetmistir ama evlilik hic tamamlanmamistir. Yoel'in anlattigi aci tablo tam olarak budur. Bu yuzden "Sozlusunu yitirip cul kusanan bir genc kiz gibi yas tutun." benzetmesi kullaniliyor. Yani burada betulah kelimesi "artik bakire degil" anlamina geldigi icin degil, tam tersine evliligi hic tamamlanamamis genc bir kadini anlattigi icin son derece yerindedir. Dolayisiyla bu ayeti alip "betulah her zaman bakire demek degildir" diye sunmak, metnin vermek istedigi resmi ters yuz etmek oluyor. Bence isin en ilginc tarafi ise su. Betulah kelimesinin "bakire" anlamina gelmedigini savunan kisilerin kullandigi Hristiyan Kutsal Kitap cevirilerine baktiginizda, ayni Yoel 1:8 ayetinde bu kelimeyi yine "virgin", yani "bakire" diye cevirdiklerini goruyorsunuz. Yani konu Yesaya 7:14 olunca bir anda "betulah her zaman bakire demek degil" deniliyor. Ama ayni kelime Yoel'de gecince hicbir tereddut gostermeden "bakire" olarak cevriliyor. Acikcasi bu biraz secmeci bir yaklasim gibi duruyor. Cunku kelimenin anlami metne gore degil, savunulmak istenen sonuca gore degisiyor. Aslinda butun bunlar bizi yine ayni noktaya getiriyor. Yesaya 7:14'te neden betulah yerine almah kullanildi? Bu soru hala ortada ve verilen cevaplar bu soruyu ortadan kaldirmiyor. Tam tersine, sorudan kacabilmek icin bu kez betulah kelimesinin anlami tartismaya aciliyor. Oysa metni kendi akisi icinde okudugumuzda boyle bir ihtiyac dogmuyor. Ahaz'in yasadigi kriz, verilen isaret, cocugun buyumesiyle olculecek zaman cizelgesi ve butun tarihsel baglam zaten kendi icinde tutarli. Sorun metinde degil; metni daha sonra farkli bir teolojik sonuca uydurmaya calistiginizda ortaya cikiyor. Burada baska bir sey daha var:

Bakireden dogum inanci neden ortaya cikti?

Cunku Yesaya 7'nin kendi baglami buna isaret etmiyor, Ibranice kelime de bunu acikca soylemiyor. Ustelik Yeni Antlasma'nin en eski metinlerine baktiginizda da bu ogretiyi her yerde gormuyorsunuz. Bakireden dogum anlatimi acik bicimde yalnizca Matta ve Luka'da yer aliyor. Pavlus'un mektuplarinda Meryem'in bakire olduguna dair tek bir aciklama yok. Markos Incili ise Isa'nin cocuklugu ya da dogumuyla hic ilgilenmiyor; anlatim dogrudan yetiskin Isa ile basliyor. Bu durumda insan dogal olarak soruyor: Eger Isa'nin bakireden dogmasi onun kimligini gosteren bu kadar temel ve vazgecilmez bir olaysa, neden Pavlus bundan hic bahsetmedi? Neden Markos tek kelime etmedi? Bunu bilmiyorlar miydi, onemsiz mi gorduler, yoksa bu inanc daha sonraki bir donemde mi sekillenmeye basladi? Bu soru ozellikle metinlerin tarihsel siralamasina baktiginizda daha da dikkat cekici hale geliyor. Pavlus'un ilk mektuplari, Matta ve Luka'dan onlarca yil once yazilmisti. Markos da genel olarak Matta ve Luka'dan daha erken kabul edilir. Yani elimizdeki en eski Hristiyan yazilarinda bakireden dogum yok, fakat daha sonraki iki Incil'de bu anlatim birden Isa'nin kimliginin merkezine yerlestiriliyor. Bugun bakireden dogum Hristiyanligin en bilinen inanclarindan biri olabilir, fakat ilk Hristiyan metinlerini okudugunuzda ayni agirligi gormuyorsunuz. Ilk topluluklarin ana mesaji Isa'nin bakireden dogmasi degil, onun Mesih oldugu, oldugu ve dirildigi inanciydi. Dogum hikayesi daha sonra giderek buyuyen bir teolojik onem kazanmis gibi gorunuyor. Peki neden? Bunu anlamak icin Hristiyan hareketin hangi dunyada yayildigina bakmak gerekiyor. Ilk takipciler Yahudi toplumunda ortaya cikmisti. Fakat hareket zamanla Yahudi olmayan halklar arasinda daha hizli yayilmaya basladi. Anadolu, Suriye, Misir, Yunanistan, Roma ve Akdeniz'in farkli bolgelerinde yeni topluluklar kuruldu. Bu insanlar Yahudi Mesih beklentisini, Davut soyunu ya da Ibrani peygamberlerinin tarihsel baglamini ayrintili bicimde bilmiyordu. Ama tanrilarin, kahramanlarin ve buyuk krallarin siradan insanlardan farkli bicimde dunyaya geldigi hikayelere son derece asinalardi. Ilahi bir kisinin dogumunun da ilahi olmasi gerektigi fikri, onlar icin yabanci degildi. Antik Grek ve Roma dunyasinda buyuk bir insanin tanrisal bir babaya sahip olduguna dair pek cok hikaye vardi. Mesela Perseus'un annesi Danae'nin, Zeus'un altin bir yagmur biciminde yanina gelmesiyle hamile kaldigi anlatilirdi. Danae bir odaya kapatildigi anlatilirdi ve bu yüzden normal bir erkekle birlikte olmamisti. Bu hikaye Isa'nin dogum anlatimiyla birebir ayni degildir, fakat tanrisal bir mudahaleyle hamile kalan insan anne fikrinin antik dunyada ne kadar tanidik oldugunu gosterir. Benzer sekilde Herakles'in annesi Alkmene'nin Zeus'tan hamile kaldigina inaniliyordu. Romulus ve Remus'un annesi Rhea Silvia'nin da tanri Mars'tan hamile kaldigi anlatilirdi. Bu hikayelerin bazilarinda kadin bakire olarak tanitilir, bazilarinda ise asil vurgu cocugun insan bir babadan degil, bir tanridan gelmesidir.

Buyuk Iskender hakkinda da buna benzer efsaneler ortaya cikmisti. Annesi Olympias'in bir tanri tarafindan hamile birakildigi ya da Iskender'in gercek babasinin Zeus oldugu anlatiliyordu. Roma'nin ilk imparatoru Augustus icin de annesi Atia'nin Apollo'yla ilgili mucizevi bir olay sonucunda hamile kaldigini anlatan hikayeler vardi. Bu tur anlatilarla verilmek istenen mesaj basitti: Bu kisi siradan bir insan degildir. Onun dunyaya gelisi bile diger insanlardan farklidir. Yani antik dunyada bir liderin, kralin ya da kurtarici figurin buyuklugunu anlatmanin yollarindan biri, onun dogumunu tanrisal bir hikayeye baglamakti. Burada dikkatli olmak gerekiyor. Bu pagan hikayelerinin hepsi tam olarak Hristiyanliktaki bakireden dogum inancinin aynisi degildi. Bazilarinda bir tanri insan biciminde kadinla birlikte oluyor, bazilarinda hayvan, isik, yilan, yagmur ya da baska semboller kullaniliyor. Bu nedenle "Hristiyanlik bu hikayelerden birini birebir kopyaladi" demek fazla basit olur. Fakat ortak kulturel kalip acik: Buyuk bir insanin siradan bir insan baba araciligiyla dunyaya gelmedigi, onun dogumunda ilahi bir gucun rol oynadigi fikri antik pagan dunyada oldukca yaygindi. Bu yuzden Isa'nin tanrisal kimligini anlatmak isteyen bir hareket icin, mucizevi dogum dili Yahudi olmayan kitlelere son derece tanidik geliyordu.

Ayni tur anlatilara Akdeniz'in disinda da rastlanir. Hint geleneklerinde Krishna'nin dogumu, tanrisal bir varligin anne rahmine girmesiyle aciklanir. Budist gelenekte Maya'nin Siddhartha'ya hamile kalmadan once beyaz bir filin rahmine girdigini gordugu bir ruya anlatilir. Burada da normal bir cinsel birliktelik anlatilmaz; dogum, tanrisal ya da mucizevi bir isaretle cevrelenir. Zerdust'un dogumuyla ilgili daha sonraki Iran geleneklerinde de onun dunyaya gelmeden once ilahi bir isiğin ve kutsal bir gucun ailesine aktarildigi anlatilir. Bu hikayelerin hicbiri Matta ve Luka'yla birebir ayni degildir. Ama insanlik tarihinin farkli yerlerinde kutsal bir kisinin dogumunu siradan insan dogumundan ayirma egilimini gosterir. Misir'daki Horus anlatilari da bu konuda sik sik ornek verilir, fakat burada da dikkatli olmak gerekir. Isis'in esi Osiris'in olumunden sonra Horus'a hamile kaldigi anlatilir. Bazilari bunu dogrudan bakireden dogum olarak sunar, fakat Misir mitolojisindeki asil hikaye bundan daha karmasiktir ve Isis teknik anlamda bakire degildir. Buna ragmen Horus'un dogumunda olmus bir tanri, mucizevi bir gebe kalma ve ilahi bir cocuk fikri vardir. Dolayisiyla burada gorulen sey yine ayni genis kaliptir: Ilahi ya da krallikla ilgili onemli bir figurin dogumu normal bir aile hikayesi gibi anlatilmaz; ona kutsal ve mucizevi bir cerceve verilir. Hristiyan hareketin Yahudi olmayan topluluklar arasinda yayilmasiyla birlikte Isa'nin kimligini anlatmak icin kullanilan dilin de degismesi sasirtici degil. Yahudi dusuncesinde Mesih, Davut soyundan gelen insan bir kral olarak bekleniyordu. Onun tanrisal bir babadan dogmasi gibi bir beklenti yoktu. Fakat Grek ve Roma dunyasinda tanri-ogul, tanrisal baba, mucizevi dogum ve goksel mudahale kavramlari son derece tanidikti. Bu nedenle Isa'nin yalnizca dirilisinden sonra degil, daha anne rahmine dustugu andan itibaren tanrisal oldugunu gosteren bir hikaye, yeni kitleler icin cok daha etkileyici ve anlasilir olabilirdi. Fakat bu anlatim Hristiyan ogretisi icinde baska bir sorunu da beraberinde getiriyor. Mesih'in Davut soyundan gelmesi gerekiyorsa, bu bag nasil kurulacakti? Ibrani Kutsal Yazilarinda kabile ve hanedan kimligi baba uzerinden takip edilir. Matta ile Luka da Isa'yi Davut'a baglamak icin uzun soy listeleri sunuyor. Fakat her iki soy listesi de Yusuf uzerinden ilerliyor. Ardindan ayni metinler Yusuf'un Isa'nin biyolojik babasi olmadigini soyluyor. Bu durumda garip bir celiski ortaya cikiyor. Isa'nin Davut soyundan geldigini kanitlamak icin Yusuf'un atalari sayiliyor, fakat sonra Yusuf'un cocugun gercek babasi olmadigi anlatiliyor. Eger Yusuf biyolojik baba degilse, onun soy agaci Isa'yi Davut'a kan yoluyla nasil bagliyor?

Bu probleme daha sonra "yasal babalik", "evlat edinme", "hanedan hakki" ya da soy listelerinden birinin Meryem'e ait oldugu gibi farkli cevaplar verildi. Fakat metinlerin kendisi bu aciklamalari acik bicimde yapmiyor. Ozellikle Luka'nin soy listesinin Meryem'e ait oldugu iddiasi cok yaygin olsa da, metinde soy Yusuf uzerinden veriliyor. Yani bakireden dogum ogretisi Isa'nin tanrisal kimligini guclendirmek icin kullanilirken, ayni anda Davut soyuyla ilgili geleneksel Mesih iddiasini da daha karmasik hale getiriyor. Bir taraftan insan babayi ortadan kaldiriyorsunuz, diger taraftan Mesihlik hakkini o babanin soyundan cikarmaya calisiyorsunuz. Bakireden dogum inancinin ortaya cikisini tek bir nedene indirgemek dogru olmaz. Bunun icinde Yesaya'nin Grekce cevirisinin yeniden yorumlanmasi, Isa'nin kimligini daha dogumundan itibaren tanrisal gostermek istegi ve pagan dunyada zaten bilinen mucizevi dogum dilinin etkisi birlikte rol oynamis olabilir. Ancak kronolojik tabloyu gormezden gelmek de mumkun degil. En eski Hristiyan metinlerinde bu ogreti acik bicimde bulunmuyor. Daha sonraki Matta ve Luka'da ise ayrintili dogum hikayeleri ortaya cikiyor. Bu da bakireden dogumun ilk gunden beri butun Isa takipcileri tarafindan bilinen, degismemis ve merkezi bir inanc olmayabilecegini dusunduruyor.

Burada kulturlerin beden ve cinsellige bakisi da onemli. Yahudi dusuncesinde evlilik ve evlilik icinde cocuk sahibi olmak kirli kabul edilmiyordu. Tam tersine, evlilik kutsal, cocuk ise Tanri'nin bereketi sayiliyordu. Tanri'nin bir cocugun olusumunda anne ve babayla birlikte rol aldigi dusunuluyordu. Fakat antik dunyanin bazi felsefi ve dini akimlarinda beden ile ruh arasinda keskin bir ayrim vardi. Ruh yuksek ve temiz, beden ise daha asagi ve kirlenmeye acik gorulebiliyordu. Cinsellik de kutsallikla bagdastirilmasi zor bir sey olarak algilanabiliyordu. Boyle bir dusunce icinde ilahi bir kurtaricinin normal bir erkek ve kadin iliskisinden dogmasi fazla siradan, hatta rahatsiz edici gorunebilirdi. Ozellikle bazi Gnostik akimlarda maddi dunya kotu ya da daha dusuk bir yaraticinin eseri olarak goruluyordu. Bu nedenle ilahi bir varligin ete, kana ve normal insan dogumuna tam anlamiyla karismasi ciddi bir sorun olusturuyordu. Bakireden dogum fikri ise Isa'nin dunyaya gelisini hem insan dogumu gibi gosterebiliyor hem de onu normal cinsellikten ayirabiliyordu. Bu da farkli dusunce gruplari icin son derece kullanisli bir teolojik cozum sunuyordu: Isa kadindan dogmus olacakti, fakat siradan bir insan babadan gelmeyecekti. MS 70 yilinda Kudus'un ve Ikinci Tapinagin Romalilar tarafindan yikilmasi da Hristiyan hareketin yonunu ciddi bicimde degistirdi. Yahudi toplumu buyuk bir yikim yasarken, Isa hareketi Roma Imparatorlugu'nun farkli bolgelerindeki Yahudi olmayan halklar arasinda yayilmaya devam etti. Bu yeni topluluklarin buyuk bir kismi Ibrani Kutsal Yazilarini ve Yahudi tarihini ayrintili olarak bilmiyordu. Ancak Perseus, Herakles, Romulus, Augustus ve benzeri figurlerin tanrisal dogum hikayelerini biliyorlardi. Ilahi bir kisinin dunyaya gelisinde bir tanrinin rol oynamasi onlar icin garip degildi. Bu nedenle Isa'nin dogumunun da tanrisal bir mudahaleyle aciklanmasi, yeni dinin mesajini bu kulture daha kolay tercume eden bir anlatim bicimi olabilirdi. Zamanla bu hikaye yalnizca Isa'nin dogumuyla ilgili bir ayrinti olmaktan cikti. Onun kimligini belirleyen bir inanc maddesine donustu. Ikinci yuzyila gelindiginde bakireden dogumu kabul etmeyen Hristiyan gruplar giderek sapkin olarak gorulmeye baslandi. Oysa ilk donemlerde Isa'yi Mesih kabul ettikleri halde bakireden dogumu reddeden Yahudi-Hristiyan topluluklar da vardi. Bu durum bize ilk Hristiyanligin tek sesli olmadigini gosteriyor. Bugun sanki ilk gunden beri herkes ayni seye inanmis gibi anlatilan konular, aslinda uzun tartismalar ve farkli topluluklar arasindaki mucadeleler sonucunda standart hale geldi. Benzer bir sureci Hristiyanligin baska alanlarinda da goruyoruz. Roma dunyasinda yayilan Kilise, zamanla o toplumda zaten bulunan tarihleri, sembolleri ve kutlama aliskanliklarini kendi icine aldi. Mesela Yeni Antlasma'nin hicbir yerinde Isa'nin 25 Aralik'ta dogdugu yazmiyor. Hatta Isa'nin kesin dogum tarihi bilinmiyor. Buna ragmen yuzyillar sonra 25 Aralik onun dogum gunu olarak kutlanmaya baslandi. Bu tarih Roma'nin kis ortasi ve gunesle ilgili kutlamalarinin yapildigi doneme denk geliyordu. Saturnalia, Sol Invictus ve kis gundonumu etrafindaki kutlamalar Roma halkinin zaten bildigi geleneklerdi. Kilise bu zamani yeni bir Hristiyan anlamla doldurdu.

Noel agaci, yesil dallar, isiklar, hediye verme, buyuk sofralar ve kis ortasinda kutlama yapma gibi geleneklerin cogu da Yeni Antlasma'daki Isa dogumu anlatilarindan gelmez. Bunlar Roma, Germen, Kelt ve Kuzey Avrupa geleneklerinin yuzyillar icinde Noel'e eklenmesiyle ortaya cikti. Mesela Kuzey Avrupa'daki Yule kutlamalari, kis ortasinda ates yakma, yesil bitkiler kullanma ve ziyafet verme gelenekleri felan vardi. Roma'daki Saturnalia'da insanlar birbirine hediyeler verirdi, yemekler düzenlerdi, toplumsal kurallar bir sureligine gevşetilirdi. Bunlar daha sonra Hristiyan kutlamalariyla ic ice gecti. Hatta bazi Hristiyan topluluklar bu nedenle Noel'i uzun sure reddetti. Puritanlar gibi gruplar, Noel geleneklerinin Kutsal Kitap'tan gelmedigini ve pagan kokenli oldugunu dusunuyordu. Bu yuzden kutlamalari yasaklayan yerler bile oldu. Bugun tamamen Hristiyan gibi gorunen pek cok gelenegin, aslinda daha eski kulturlerden alinip yeni bir anlam kazandigini biliyoruz. Bu durum Hristiyanligin paganizmin birebir kopyasi oldugunu gostermez. Fakat dinlerin boslukta gelismedigini, icinde buyudukleri kulturlerin dilini, sembollerini ve anlatim bicimlerini kullandigini gosterir. Bakireden dogum ogretisine de ayni genis tarihsel cercevede bakmak gerekiyor. Yesaya 7'nin kendi baglaminda Ahaz'a verilen, onun doneminde anlami olan bir isaret var. En eski Hristiyan yazilarinda bakireden dogum acik bicimde anlatilmiyor. Daha sonraki Matta ve Luka'da ise Isa'nin dogumu mucizevi ve tanrisal bir cerceveye yerlestiriliyor. Ayni donemde Hristiyan hareket Yahudi olmayan dunyada hizla buyuyor ve bu yeni dunya tanrisal babalar, mucizevi anneler ve ilahi cocuk hikayeleriyle zaten dolu. Biri cikip "Bunlarin hepsi tamamen tesaduf, aralarinda hicbir kulturel bag yok" diyebilir. Ama bu kadar benzer anlatim kalibinin ayni tarihsel ortamda bir arada bulunmasi, en azindan bu soruyu sormayi gerekli hale getiriyor.

'baglilik düşünmemek demektir. düşünmeye gerek duymamak demektir' Orwell, 1984...

no matter how far we go intellectually or how much science we do, we are not even close to understanding the truth

'kimi dinde imanda buldu yolu, kimi akil, bilim yolunu tuttu derken ses geldi karanliklardan; gafiller! dogru yol ne odur, ne bu' - Hayyam
Alıntı ile Cevapla
  #9  
Alt 29-07-2026, 16:54
spartacus - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
spartacus spartacus isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 06 Apr 2006
Mesajlar: 13.669

Onur Üyeliği 

Standart

Görülen şu ki -ki aslında öyle olduğunu da görebiliyoruz-, özellile mitolojik metinler, geçmişe öykünme üzerine kurgulanıyor(böylece somut gözlemden, kıyastan da kurtulmuş olduğu gibi nasılsa kimsenin göremeyeceği, ölçemeyeceği, değerlendiremeyeceği, akıl, mantık süzgecinden geçiremeyeceği, tespit edemeyeceği bir hale, yani tamamen soyut yazına dönüştürülmüş oluyor. Hani günümüzde vardır ya, "o eskiden olan şeyler bugün neden olmuyor?" diye sorulur, "dedem anlatırdı, ninem anlatırdı", "taş konuşmuş v.s."...)

Burada ne kadarı kurgu ne kadarı gerçek, dönemine işaret ediyor sorusu akla gelebilir. Yine anlıyoruz ki, bu tür mitolojik metinler kendi dönemine dair de içerik sunmuyorlar, genelde, bir kaç bin, yüz yıl önce öne sürülmüş efsane, mitoloji ve masalları (ki köleci ve fetih krallıkları ve coğrafyalara yayılan kültürel mirasları da göz önüne alındığında) Dünya genelinde, döneme, zamana, yörelere göre de betimlemeler veya revizyonlarla bir yaygınlık kazanıyor. Bakireden doğum miti de elbette binlerce yıl evvele, kökleri Bereket Kültü dönemlerine değin uzanabilir...

Evet "işaret" olması için görülebilir olması gerekir... Ve esasında biliyoruz ki, bu tarz işaret senaryolarının esası, ölçütü, metafizik, kurgudur...

Örneğin 1. Dünya savaşı için bir "işaret" kurgulamak çok kolaydır... Tam da o yıl doğan herhangi bir çocuk seçilebilir veya o çocuğun eriştiği büyüme sürecinin herhangi bir kısmına tekabül ediyorsa, o kısmı "işaret" olarak işlenebilir... Ya da takvim bilinci yoksa, belirli bir dönem ilgili savaşın çıktığı yıl, herhangi bir olaya, kişiye, evrelere bağlanabilir ve zamanla bu efsane, mit haline de gelebilir(özgün amaç, kullanım bozulabilir. Örneğin Anadolu'da köylerde insanlar hatırlamak için, bazı olayları "çocuklarının doğumuyla ilintiler, sen doğduğun yıl 1 metre kar yağdı" veya bazı olayları, eş zamanlı yaşanan başka olaylarla anımsama yolunu seçerler, bu unutulması kolay olmayan, yalan, dolan olmayan bir hatırlama biçimidir, ancak mitolojik söylemler, senaryo yazını gereği geriye öykündükleri için, genelde yalana, dolana başvururlar, bir çeşit öykü yazını gibi düşünülebilir)...

Dinler insanlık tarihinin yönetim olgusuyla, toplumsal kastlaşma, ayrışma ve sınıflaşmalarla birlikte gelişiyor, bir çok adaletsiz gereksinimden ve meşruluk sağlama politikalarından doğuyor ve esasında yüce, hakim, hüküm sahibi, emredici, buyurucu, "itiraz edilemez" gibi niteliklerin vasfedilebilmesi böylece etkili birer araç haline gelebilmesi için olağanüstü biçimde süsleniyor, olağanüstü biçimde yalan, geriye dönük masallaştırma, uydurma(%99 denebilir), hamaset, siyaset, taktik ve stratejilerle örgütleniyor, kabul görmeleri için de sadece tehdit, korku, ödül, endişe, metafizik yeterli olmayacaktır, çünkü hitap ettiği kitle insandır...

Sersemler akıllıların 7 yılda cevaplandıramayacağı soruları 1 günde sorarlar.
-------
Korku ve menfaat dalkavukluğa yol açar.
-------
İnsan korktuğuna ya da arzuladığına çok kolay inanır. La Fontaine
-------
Öküz tahta çıkarsa padişah olmaz, saray ahır olur. Çerkes Atasözü
-------
Akıllı bizi arayıp sormaz, aptal bacadan akar.
------
Su dağları kemirir, vadileri doldurur.
------
Aslanlar kendi tarihçilerine kavuşuncaya kadar kitaplar avcıyı övecektir.
------
Hürriyet, başkalarına vermedikçe alamayacağımız tek şeydir. William Allen White
------
Belki söylendi herşey,/ belki de gece bekleniyor/ yazılsın diye aynı cümle. Tüm nedenleri yeryüzünün/ bir çakıltaşına takılıp kaldı. Esteban
------
Sıradan insan kendini evrenin merkezi yapmanın yolunu arar; bilge kişinin evreni onun merkezindedir. Lao Tzu
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Önerilen Siteler


Yetkileriniz
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı

Gitmek istediğiniz forumu seçiniz


Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 00:56 .