Yeni Parti umuttan öteye gidebilir mi?
AKP iktidarının iktidara gelmeden önce aldıgı görevlerden biri CHP'yi bitirmekti. CHP, savaşı kazananların kurdugu bir parti oldugu için iktidarın o tarihte kaybeden abileri bu görevi vermişlerdi. Emperyalizmin yüz yıllık mücadelesinden sonra iktidarla birlikte bunu başardılar. Zaten başarmamaları için hiç bir engel yoktu. Bütün kaleler alınmış, toplum sadakaya muhtaç bırakılmış, celladına el açar duruma getirilmişti. Ayrıca CHP uzun yıllardır bir başka işbirlikçi Kılıçdar'a teslim edilmiş, CHP'nin kurucu iradesinin içi boşaltılmıştı. Sadece resmi olarak butlana teslim edilmesi kalmıştı...
2013 yılına kadar ülkeyi satarak ekonomiyi kısmen ayakta tutan iktidarın bu politikası yani ülkeyi satıyor olması halktan bir tepki görmemişti. Toplumda görülen bu milli irade zaafı iktidara büyük koz vermişti. Artık ne yaparsa yapsın ciddi bir tepki görmeyecegi garantisine sarılarak, olumsuzlukları sac ayagı Kılıçdar CHP'sine mal etme imkanı doğmuştu. Bu imkanı kullanarak 2018 tek adamlık seçimini de garantilemişti. Zira kötü gitmeye yüz tutmuş ekonomi karşısında "Bu fakire evet deyin, ekonomi nasıl şahlanırmış görün" propagandası kazanmak için yeterli olmuştu...
Özgür özel, aslında CHP'yi bitirmek ve bitmiş umutlara gaz vermek için seçilmiş bir piyondu. Özel bu görevi çok iyi uyguladı. Normalleşelim politikası ve ardından gelen etkisiz mitingler, hem iktidarın yerini korudu hem butlanın yolunu açtı ama aynı zamanda umut abidesi konumuna getirildi. Bunu yaparken de aynen Tayyibin geldigi gibi mazlumu oynayarak geldi.
Daha ortada seçim diye birşey yokken İmamoğlu aday gösterilip içeri atıldı. Ama her nedense, yerel seçimlerde birinci parti olan ve günümüzde milyonların umudu olma ortamına kadar gelen yada getirilen Özel'e dokunulmadı. Bundan sonra dokunulur mu, bilemem ama bundan sonra dokunulsa bile yapılan bu yıkımlardan sonra hiç bir anlamı kalmadı. Hukuksuzlugun üzerine gitmek dışında yapılan herşey hukuksuzlugu kabullenmektir. Özel ve diğer muhalefet partileri bunu yaptı, hepsi hukuksuzluga boyun egdi ya da öyle göründüler.
1950 seçimlerinden beri bu ülkenin başına gelenler ülkeyi emperyalizme teslim etme görevi yürüttüler. 1952 NATO üyeliginden buyana bu ülke bağıml bir ülkedir. Bağımlı bir ülkede emperyalizmden bagımsız birileri asla ülkenin başına gelemez. Bırakın ülkenin başına gelmeyi, mecliste birkaç kişi dışında çogunluk bile oluşturamaz. Satılmış, dibine kadar bağımlı bir ülkeden bahsediyoruz. Böyle bir ülkede siyasilerden umutlanmak hayali bir umuttan öteye gidemez. Herşeyi bir kenara bırakın, toplumun etkin talepleri olmadıgı müddetçe herşey bir balondan ibaret kalır. Böyle bir ortamda seçimler, umutlar, gazlar, balonlar ve yalanlar bir avutma taktigidir. Aslında bunun bir avutmdan öte gitmeyen boş şeyler oldugunu toplumun en az yarısı farkında. Ancak bunu kimisi takdiri ilahi olarak görüyor, kimisi kendisine yedirilen açizane kalıbından dışarı çıkamıyor ve kimisi de yardımlara sarılarak baneneciligi oynuyor.
Burada adı geçen Özgür Özel ve Yeni Parti, yazının kişisel konusu değil, ülkenin genel durumunun bir figüranıdır sadece. Bağımlı ve işbirlikçilerin gaspettigi bir ülkede seçimlerden, partilerden, siyasilerden ve şişirilmiş liderlerden umuttan öteye yol olmayacağına dikkat etmek gerektigi vurgulanmaktadır yazıda. Ülkenin başına kim gelirse gelsin, toplum değişmedigi müddetçe siyaset ve siyasetçi de değişmez. Günümüz Türkiye'sinde siyasiler umut satar, toplum da bu umuttan nemalanma yarışına girer. Sonuç değişmez, toplum el açmayı marifet sayarak mevcut sistemi sürdürür. Çünkü bağımsız ülke, adaletli sistem, eşit yurttaşlık ve özgürlük mücadele edenindir, el açanın değil...
|