TSK'nin, PKK'nin, Öcalan'ın, Erdoğan'ın, Bahçeli'nin rolü toplumda bilinen roller şeklinde değil. Her şeyden önce, bu tür politikaları NATO vasıtasıyla ABD belirliyor, kişilere-kurumlara rolleri dağıtıyor. Ne Bahçeli-Erdoğan Türkiye'yi-Türkleri temsil ediyor ne de Öcalan Kürtleri temsil ediyor. ABD bu politikaları Ortadoğu'nun enerji kaynakları üzerinde tam hakimiyet kurmak ve Israil'in güvenliğini sağlamak için yapıyor.
Aşağıdaki videoda söylenenler doğruysa; Devlet, yakalanmasından sonra Öcalan'dan PKK'nin savaşa devam etmesini istiyor. PKK'nin Kandil kadrosuna helikopterle bir generalini gönderiyor ve birlikte savaş planlarını konuşuyorlar.
Bu doğruysa (ki, birkaç kez ne zaman sıkışsa PKK eylem yaparak AKP'nin ekmeğine yağ sürdü) Öcalan'ın yakalanmasından sonra olan tüm PKK eylemlerine, asker-sivil cinayetlerine devlet de ortak olmuş demektir. Devlet ve PKK el birliğiyle onbinlerce Türk-Kürt gencini askerde-dağda bilerek öldürmüş, yarattıkları "terör eylemleri" ile kendi bekalarını oluşturmuşlar, pekiştirmişler demektir.
Bu doğruysa ABD'nin emelleri için (Kore'de olduğu gibi) vatandaşların canı hiçe sayılmış demektir.
Videoda eski (o dönemin) PKK Merkez Komitesi'nde bulunan Dursun Ali Küçük ile bu konuda önemli çalışmalar yapan gazeteci/yazar Murat Dağdelen var.
Video yalnızca youtube'dan izlenebiliyor. "YouTube'da izleyin" düğmesine basın.
Ayrılıkçı Gündem | Hangi Savaş'ın Barışını Konuşuyoruz?
* Bir ben vardır bende, benden içeri. (Yunus Emre) * Gören bizi sanır deli, usludan yeğdir delimiz. (Muhy-i) * Kadınlar insan, biz insanoğlu. (Neşet Ertaş) * Bu otobüs de benim Maserati'm, halkımla birlikte kullanıyoruz. (Tuncel Kurtiz) * Rahat yaşamak uğruna gerçeği mezara mı götüreyim; halka gerçeği anlatmak uğruna ölümü mü göze alayım? (Turan Dursun) * Beneath this mask there is more than flesh, beneath this mask there is an idea Mr Creedy, and ideas are bullet-proof. (V for vendetta) * O iyi insanlar, o güzel atlara binip çekip gittiler. Demirin tuncuna, insanın piçine kaldık. (Yaşar Kemal) * Sen yanmazsan, ben yanmazsam, biz yanmazsak, nasıl çıkar karanlıklar aydınlığa. (Nazım Hikmet Ran) * Çin'den İspanya'ya, Ümit Burnu'ndan Alaska'ya kadar her milli bahride her kilometrede dostum ve düşmanım var. Dostlar ki; bir kere bile selamlaşmadık, aynı ekmek, aynı hürriyet, aynı hasret için ölebiliriz.. (Nazım Hikmet Ran) * Bir insan size alın teriyle zengin olduğunu söylerse, ona şunu sorun; kimin alın teriyle?.. (Don Marquis)
Bazi haberlere baktim, inan ki artik sasirmiyorum. Oyle bir pis duruma dustu ki Turkiye'nin hali, vallahi sosyologlarin, psikologlarin oturup incelemesi gerekir. Cunku artik normal bir siyaset falan degil.
Ataturkcu oldugunu soyleyen bir vekil cikiyor kursuye, defalarca yumruguyla kursuye vuruyor, bagira bagira, "Cerceve yasayi geciremeyeceksiniz, o alcak, serefsiz Apo'yu baris guvercini yapmaya calisiyorsunuz, buna asla izin vermeyecegiz, biz burada oldukca siz bunu basaramayacaksiniz" diyor. Adam oyle bir bagiriyor, oyle bir konusuyor ki sanirsin Turkiye umrundaymis. Sanirsin adamin bir fikri var, bir durusu var, bir kirmizi cizgisi var. Ertesi gun kalkiyor, dun bagirdigi, cagirdigi, sucladigi adamlarin tarafina geciyor. Ya gercekten akil alir gibi degil. Daha dun ne diyordun sen? Kursuyu niye yumrukluyordun? O laflari kim soyluyordu? Sen degil miydin? Ben cocugu olsaydim derdim ki, yahu baba, sen ne hokkabazmissin be, senin gibi uckagitci adam gormedim. Bir de bunlara milletvekili deniyor. Koca koca adamlar. Takim elbiselerini giyiyorlar, Meclis'e gidiyorlar, kursuye cikiyorlar, konusuyorlar, oy kullaniyorlar, guya ozgur, bagimsiz milletvekiliymis gibi milletvekilligi oynuyorlar. Bildigin oyun yani. Biz kucukken evcilik oynayan cocuklari gorurduk, bunlar da evcilik oynuyor. Tek fark bunlarin oyuncagi koskoca ulke. Birinin ozgur iradesi yok, kendi fikri yok, soyledigi sozun arkasinda durma diye bir sey yok. Yukaridan ne gelirse o. Bugun emir geliyor, suna karsi cikacaksin, cikiyor. Hem de nasil cikiyor, bagiriyor, cagiriyor, vatan millet diyor, namus meselesi yapiyor. Yarin emir geliyor, tamam simdi onun yanina gececeksin, geciyor. Dun hain dedigi adamla bugun yan yana duruyor. Obur gun baska emir geliyor, bu sefer baska bir sey soyluyor. Yani sen nesin o zaman? Milletvekili misin, yoksa sana verilen cumleleri soyleyen papagan misin? Millet seni niye seciyor? Madem yukaridan bir kisi karar verecek, geri kalan herkes de onun dedigini yapacak, o zaman bu kadar milletvekiline ne gerek var? Meclis ne yahu? Insanlarla dalga mi geciyorsunuz? Bir de dunyanin maasini aliyorlar. Millet gecinemiyor, kirayi dusunuyor, cocugunun okulunu dusunuyor, markete gidip neyi alip neyi alamayacagini dusunuyor. Bunlar dunyanin maasini aliyor, dunyanin ayricaligi var, olene kadar kendisi, ailesi bir sekilde milletin sirtindan ayricalikli yasamaya devam ediyor. Bari karsiliginda bir fikrin olsun ya. Bari bir kere cikip "Ben dun bunu soyledim, bugun de arkasindayim" de. O da yok. Yukaridan "soyle diyeceksin", tamam. "Suna yalakalik yapacaksin", tamam. "Suna karsi cikacaksin", tamam. "Dun karsi ciktigin tarafa simdi gececeksin", ona da tamam. Sonra cikip hala ciddi ciddi demokrasi evciligi oynuyorlar.
Kimse utanmiyor da yani. Resmen mide bulandiriyorlar. Ne biliyor musun, bu ulkede yalan da normallesiyor, celiski de normallesiyor, utanmazlik da normallesiyor. Cogunluk bildigin pislik.
Cumhurbaskanini denetleyemeyen devlet kurumlari, yukaridan gelen emre gore hareket eden siyasetciler, gorevini yapamayan Meclis, hergun suc isleyen, teror estiren koskoca bir devlet... boyle boyle bu yagma duzeni devam ediyor. Karsi cikarsan basina ne gelecegi belli degil, hapse giriyorsun, sorusturma aciliyor, bir sekilde susturuluyorsun. Ama duzene uyarsan, dun soyledigini bugun yutarsan, yukaridan ne denirse onu yaparsan sorun yok. Sonra adina demokrasi diyoruz, Meclis diyoruz, milletvekili diyoruz. Igrenc herifler.
'baglilik düşünmemek demektir. düşünmeye gerek duymamak demektir' Orwell, 1984...
Bir diger olay ise tam anlamiyla rezillik. CHP Edirne milletvekili. Insanlarin en ozel alanlarindan biri olan evine davet edilmissin, sana kapisini acmislar, beraber oturulmus, ickiler icilmis, sohbet edilmis. Sonra bu vekil olacak adam, iddiaya gore, evli barkli olmasina ragmen kalkip kendisine evini acan ev sahibine terbiyesiz laflar etmis. Yani inanilir gibi degil. Sana insanlik yapmislar, evlerine davet etmisler, sofralarina oturtmuslar. Insan biraz utanir, biraz haddini bilir. Sen kalkip boyle bir rezillige bulasiyorsun. Sonra donup bize bunlari milletvekili diye kakaliyorlar. Gercekten bakiyorsun, insanin akli almiyor. Bunlar mi memleketi dogrulukla, sadakatle, prensiplerle, ilkelerle yonetecek? Bunlar mi kursuye cikip, karsi tarafi elestirip, ahlak, demokrasi, hukuk, hak, adalet anlatacak? Kendi ozel hayatinda kendisine gosterilen en basit saygiya, misafirlige, dostluga bile dogru duzgun karsilik veremeyen adam, milyonlarca insanin hakkini nasil gozetecek? Turk bayragiymis, vatanmis, milletmis, Sakaryaymis ve islam adina yapilan hersey ve hepsi igrenc.
Meclis'in kendisi igrenc bir tiyatro zaten. Adalet yok, insan haklari yok, hic bir sey yok. Simdi Apo'yu biraksalar ne olacak, birakmasalar ne olacak. Disaridakiler, Apo'dan daha mi durust? Daha mi temiz?
'baglilik düşünmemek demektir. düşünmeye gerek duymamak demektir' Orwell, 1984...
Şöyle geriye dönüp bakarsanız, akp gelene kadar kendi dünya görüşümüzü tartışırdık. Artık ülkenin bitirildiğini ve daha ne kadar kötüye gitme olasılığını tartışıyoruz. Ülkenin her konuda kötüye gitmesi ve daha da kötüye gidecek olması karşısında kişisel görüşlerin bir anlamı kalmadı. Barış içindeymişiz gibi ama savaşın tam ortasındayız. Ülke yabancılara satılırken, İsraile uygun etkisiz bir konuma getirilirken, ekonomi çökertilirken, dini dayatmaların baskısına maruz kalırken, hukuk tek adama bağlanırken, toplumun değerleri yozlaşırken, toplum senden, benden diye ayrıştırılırken, muhalifler suçlu-suçsuz içeri atılırken, halkın oyları çalınırken, ülke talan edilirken bu ülkenin savaşın göbeginde olmadıgını kim söyleyebilir. Bal gibi de savaşın tam ortasındayız. İşgaller her zaman tanklı-toplu olmaz. Buradaki savaş tek taraflı, sadece işgalcilerin vurmaya hakkı var. Üstelik bunu halkın oyunu alarak ve çalarak yapıyorlar. Tanklı-toplu savaşla yapamadıklarını böyle kendi iktidarlarıyla daha kolay yapıyorlar.
Kısaca toplum işgalcilere oy verdiği müddetçe kişisel görüşlerin günümüz babında artık bir anlamı yok.
"Yine, içinde Kürt kelimesi bile geçmiyor. Demokrasiden hiç bahsedilmemiş. Halkımızın hassasiyetleri, hareketimizin görüşleri ve hatta Önderliğimizin bile görüşleri fazla dikkate alınmamış. Meseleyi sadece gerillanın silah bırakmasına indirgemiştir. Oysa bu sorun, yüzyıllık büyük bir sorundur. Dar bir yaklaşım vardır. Şüphesiz bu dar yaklaşım, sorunu çözüme kavuşturamaz. Gerilla, neyin sonucunda tarih sahnesine çıkmıştır? Bu eğer iyi açılmazsa, sorunun köklü çözümü de olmaz."
Karayılan, açıklamasının devamında silahlı mücadelenin sona erdirilmesi konusunda Öcalan'ın süreçteki rolüne işaret etti.
Öcalan'ın devreye girmesi, örgüt mensuplarıyla görüşmeler yapması ve onları ikna etmesi halinde sürecin ilerleyebileceğini belirten Karayılan, mücadelenin "siyaset ve hukuk zeminine" taşınmasına hazır olduklarını söyledi.
Karayılan'ın açıklamasının devamı şöyle:
"Ben daha önce; ‘eğer Önder Apo zindandaysa, kimseye silah bırak ve git diyemem' dedim. Şimdi de aynı noktadayım. Fakat artık şunu diyebilirim: Değerli yoldaş, git Önder Apo seni karşılayacak. Dönem perspektiflerini Önder Apo sana verecek. Yani, eğer Önder Apo devreye girerse, arkadaşları karşılarsa, toplantılar yaparsa ve ikna ederse, olur. Biz bu mücadeleyi savaş ve silah zemininden çıkarıp, siyaset ve hukuk zeminine taşımaya hazırız. Biz bu savaşı sona erdirmek istiyoruz ve samimi yaklaşımımız budur." https://www.karar.com/guncel-haberle...dh3hu743123805
Devlete şantaj değil mi bu?
''Öcalan'ı serbest bırakmadığınız müddetçe bu sürece destek vermeyiz'' diyor.
''Ortada bir sorun var ve bu sorunu biz nasıl istersek öyle çözeceksiniz'' diyor.
Niye sasiriyorsun sevgili Nolan? Turkiye diye bir devlet yok... Turk bayragi, milli degerler, Turk milleti, devlet, vatan ya da fikirler namina soylenen ve insanlara sahiplendirilen seylerin yapay aparatlardir. Hatta millet dedigimiz sey bile gokten inmis, degismez ve kutsal bir gerceklik degil; bizim insan ve toplum olarak tarih icerisinde olusturdugumuz, anlam yukledigimiz yapidan baska bisey degil.. Fakat sorun su ki bu yapilar bir noktadan sonra siyasilerin ve gucu elinde bulunduranlarin KENDI IKTIDARLARINI DEVAM ETTIRMEK ICIN KULLANDIKLARI arac gereclere donusuyor. Toplumun hangi aidiyetine dokunmak gerekiyorsa ona gore gaz veriliyor: Sen Turksun, sen Osmanlisin, sen ummetsin, sen Ataturkcusun, sen milliyetcisin, sen muhafazakarsin, sen muslumansin… Yeter ki insan kendisini bunlardan biriyle tanimlasin ve gerektiginde o kimlik uzerinden harekete gecirilebilsin. Bugunku Turk yonetimi de gucu elinde tutmak ve o gucu mumkun oldugunca uzun sure devam ettirmek icin elindeki butun siyasi araclari kullanir; bunda sasiracak bir sey yok. Onemli olan bizim verilen gaza gelmememiz ve onumuze konulan hikayeyi--- turk devletin bekasi, turk milletin gelecegi ya da milli dava diye ----sorgulamamiz. Devlet kavramina karsi degilim, yanlis anlasilmasin. Fakat devletin hele ki Turk devleti gibi bir canavarin insanlarin hayatlarini mahfetmesine karsiyim.
Apo meselesine gelince..Ben Apo meselesine de biraz buradan bakiyorum. Apo bugun Suriye'de olusabilecek bir Kurt devletinin onune gecmek, Turkiye'deki Kurt siyasetini kontrol altinda tutmak ve Kurtleri daha genis bir tek millet anlayisinin icine cekmek icin kullanilabilecek siyasi bir piyon olarak dusunuluyor. Yani dun mutlak dusman olarak gosterilen birisi, yarin siyasi sartlar degistiginde faydali bir araca donusebilir diye bakiyorlar. Cunku iktidar acisindan mesele Apo'nun KIM oldugu, PKK'nin dun ne yaptigi ya da yillardir halka hangi hikayenin anlatildigi degil; bugun hangi hamlenin IKTIDARIN DEVAMINA HIZMET ETTIGIgidir. Gerektiginde milliyetcilik yapilir, gerektiginde ummetcilik yapilir, gerektiginde baris ve kardeslik denir, gerektiginde de yillarca seytanlastirilan insanlarla ayni masaya oturulur. Bu arada butun bunlar yapilirken "millet" denilen insanlarin gercekten ne dusundugu, ne yasadigi, ne kadar fakirlestigi ya da cocuklarinin nasil bir ulkede yasayacagi gucu elinde tutanlarin zerre umurunda degil. Millet kavrami burada kutsal yada milli bir deger degildir. Sartlar gerektirirse Apo'yu da birakirlar, siyaset yaptirirlar, hatta islerine gercekten yarayacaksa Bakan bile yaparlar.
'baglilik düşünmemek demektir. düşünmeye gerek duymamak demektir' Orwell, 1984...
Devlete şantaj değil mi bu?
''Öcalan'ı serbest bırakmadığınız müddetçe bu sürece destek vermeyiz'' diyor.
''Ortada bir sorun var ve bu sorunu biz nasıl istersek öyle çözeceksiniz'' diyor.
Bu yasaya EVET diyenler, buyrun, söz sizde.
Hayır şantaj değil, taleptir. Uzlaşma görüşmelerinde karşılıklı talepler olur, bu her daim böyledir. Aynı şekilde örgütün dağılması talebi de, diğer tarafa şantaj olarak yorumlanmalı... Yani burada taraflara göre değerlendirmeli, bir örgüt mahkumları varken öncelikle onların serbestliğini esas alır, bu devletler için de böyledir, böyle olur.
Ülkedeki resmi ayrımcılık, bölücülük, ırkçılık ve getirdiği olumsuz haksızlık, hukuksuzluk, anti laik, anti demokratik toplumsal parçalanmışlık ayrı, kurumların, örgütlerin v.b. lav edilmesi görüşmeleri ayrı konular... Dolayısıyla her kurum, bu tür görüşmelerde taleplerini ortaya koyar, bunda bir sorun yok... Bir konuyu ele alırken konunun mahiyetine göre değerlendirmeli...
Bu ayrı, kişilerin konuya dair görüşleri ayrıdır... Sürecin Apo'nun durumuna ve beri tarafında meseleyi sırf PKK'nın dağıtılmasına bağlanması saçmalığı ayrı, tarafların temsil ettikleri kurumlar ve buna dayalı psikolojisi ayrıdır... Asıl sorun ise toplumsal ayrımıclık ve sosyal bölünmüşlük ve hukuk dışı, çağ dışı köhne devlet, rejim ve sistem modeli, bu çözülmeden toplumun iyi kötü yaşam ve insani normlara ulaşması ve bu durumdan kurtulması mümkün görünmüyor... T.C, aslında yüzyıla göre bakarsak ortalama bir Ortadoğu ülkesi gibi ve bu özellikle 1950 sonrası hep böyle oldu ve doğasında temelden gelen ayrımcı-ayrılıkçı faşizm de bir türlü kırılamadı. Aksine toplumu sömüren azınlık, dinci, ırkçı bir avuç güç odağı-bürokrasisinin ucuz menfaatleri uğruna, din, ezan, bayrak, millet ayrımcılığı ve furyası, istismarı, vatan, millet, sakarya mankurt edebiyatıyla güçlendirildi ve olağan biçimde(süreğen) düşman, provokasyon, komplo ve çatışma ihtiyaçları adına sosyo kültürel ayrımcılığı-ayrımları örgütleyip körüklediler...
Örneğin savaşlarda esir, mahkum takası olur, vay efendim geçmişte düşmandı, elde silah bir sürü insanımızı öldürdü denemez, esirler takas edilir, tazminatlar v.s. görüşülür, burada mahiyet esastır ve tekniktir... Asıl konuşulması gereken ülkede 100 yıldır süren çağ dışılık, ırkçı, şoven, elbette dinci, mezhepçi ayrımcılık ve bölücülük, demokratik haklar ve hukuktur... Sağlanması gereken toplumsal birliktir, işin bu kısmı asıl, esas kısmıdır, bu sorunlardan doğan çatışmalar, kurumlar v.s. meselenin diğer tarafı...
Örneğin, 6.000 HDP'li hapiste, 100'e yakın belediye kayyım görmüş ve bu hapistekilerin %99'una dair iddialar şöyle demişsin, bunlar bu eyleme katılmış, senin yeğenlerin demek ki sen gönderdin(!) gibi ipe sapa gelmez, hukuk dışı alıkoyma şeklinde... İmamoğlu'nu dahi o şekilde düzmece alanlar, en demokratik eylem, mitinglere katılımı terör ve suç sayanlar(Ülkede solcular ve Kürtler 90 yıldır zaten bunu milyon kişiler şeklinde en katmerli işkenceli üstüne de dinci ve ırkçılarımızın mankurt linci, yalan, dolan, isnat, iftira, aşağılamalarına maruz kalarak yaşıyor, kimse sırf bütün hayatı, evreni indirgediği "yüce dinimiz, ırkımız" afyonuyla ve söylemekle, insan gibi yaşam normlarına, sağlıklı ekonomi, hak, hukuka v.b. sahip, mesut, özgür falan olmuyor!*), binlerce HDP'li sırf HDP binasına girdi, çıktı veya en basit demokratik bir eylemde tepki verdi diye dahi zaten suçlu ilan edilebiliyor... Bu kafayla neyden bahsediyoruz o da ayrı mesele...
* Hayvanlar empati yaparken dahi cahil toplumların insanları ise yap-a-maz, sadece bilinç, zeka, akıl, mantıkları değil, maruz bırakıldıkları sahte benlik, kof, mankurtlaştırıcı ve köleleştirici empoz ve enjeksiyonla türlü yetilerini de kaybetmişlerdir.
Sersemler akıllıların 7 yılda cevaplandıramayacağı soruları 1 günde sorarlar.
------- Korku ve menfaat dalkavukluğa yol açar.
-------
İnsan korktuğuna ya da arzuladığına çok kolay inanır. La Fontaine
-------
Öküz tahta çıkarsa padişah olmaz, saray ahır olur. Çerkes Atasözü
-------
Akıllı bizi arayıp sormaz, aptal bacadan akar.
------
Su dağları kemirir, vadileri doldurur.
------
Aslanlar kendi tarihçilerine kavuşuncaya kadar kitaplar avcıyı övecektir.
------
Hürriyet, başkalarına vermedikçe alamayacağımız tek şeydir. William Allen White
------
Belki söylendi herşey,/ belki de gece bekleniyor/ yazılsın diye aynı cümle. Tüm nedenleri yeryüzünün/ bir çakıltaşına takılıp kaldı. Esteban
------
Sıradan insan kendini evrenin merkezi yapmanın yolunu arar; bilge kişinin evreni onun merkezindedir. Lao Tzu
PKK, "Lozan antlaşması için silaha sarıldık" diyor.
Lozan antlaşması fesedildi de haberimiz mi yok?
Öyle ya bu iktidar bunu da yapar ve hiç kimsenin de haberi olmaz.
Lozan antlaşması yerinde duruyorsa PKK neden silah bıraksın?
Lozan antlaşması olduğu müddetçe PKK bahsettigi hedefine ulaşamaz ama Lozan'ı takmayıp birşeyler dönüyorsa onu da bilemeyiz.
Bu açılımın her yerinden şüphe fışkırıyor.
Gerçi ülkenin düşürüldüğü duruma bakarsak, açılım basit kalır.
Çünkü herşeyiyle bitirilmiş bir ülkede açılım tartışmak bana trajikomik geliyor.
Kurbanlık koyunu paramparça etmişler, derisini ne yapalımı tartışıyoruz gibi geliyor.
" Ülkedeki resmi ayrımcılık, bölücülük, ırkçılık ve getirdiği olumsuz haksızlık, hukuksuzluk, anti laik, anti demokratik toplumsal parçalanmışlık.."
" Asıl konuşulması gereken ülkede 100 yıldır süren çağ dışılık, ırkçı, şoven, elbette dinci, mezhepçi ayrımcılık ve bölücülük, demokratik haklar ve hukuktur..."
" Hayvanlar empati yaparken dahi cahil toplumların insanları ise yap-a-maz, sadece bilinç, zeka, akıl, mantıkları değil, maruz bırakıldıkları sahte benlik, kof, mankurtlaştırıcı ve köleleştirici empoz ve enjeksiyonla türlü yetilerini de kaybetmişlerdir." — Spartacus
'baglilik düşünmemek demektir. düşünmeye gerek duymamak demektir' Orwell, 1984...