
11-08-2026, 10:05
|
 |
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
|
|
Üyelik tarihi: 28 Dec 2010
Bulunduğu yer: Istanbul
Mesajlar: 8.557
|
|
Sevgili Andrew,
Zaten Dünya'da yaşam sıfırdan başlamıyor. Yaşam, uzaydan Dünya'ya gelmiş veya zaten Dünya'da var olan ilkel DNA-RNA yapı taşlarının, karbon-hidrojen bileşiği moleküllerin üzerine katarak gelişiyor. Bu molekülleri genç yıldızlar üretiyor, toz bulutu olarak savuruyor, bu tozlar asteroidlere yapışıyor, asteroidler ile uzaya yayılıyor. "Hepimiz yıldız tozuyuz" mottosu bu yüzden oluştu.
Bunu google yapay zekasına sordum.
|
Prompt: Uzayda DNA yapı taşları ve şeker molekülleri gibi Dünya'daki yaşamın öncülleri olduğuna dair tüm bulguları kaynaklarıyla birlikte listeler misin?
Uzayda yaşamın öncülleri olan DNA/RNA yapı taşları (nükleobazlar), şeker molekülleri ve aminoasitlerin bulunduğuna dair kanıtlar, astrobiyoloji ve astrokimya alanında çığır açan keşiflerle doğrulanmıştır. Bilim insanları bu prebiyotik molekülleri hem Dünya'ya düşen meteoritlerde, hem doğrudan asteroit örneklerinde hem de yıldızlararası gaz bulutlarında tespit etmiştir.
İşte bu alandaki tüm temel bulgular ve akademik/kurumsal kaynakları:
1. DNA ve RNA Yapı Taşları (Nükleobazlar)
DNA ve RNA'nın genetik merdivenini oluşturan beş temel azotlu organik bazın tamamı uzay kaynaklı materyallerde doğrulanmıştır.
- Bennu Asteroiti Örnekleri (2025-2026): NASA'nın OSIRIS-REx göreviyle Dünya'ya getirdiği Bennu asteroiti örnekleri üzerinde yapılan laboratuvar analizlerinde, genetik kodun "harfleri" olan beş nükleobazın (Adenin, Guanin, Sitozin, Timin ve Urasil) tamamı ilk kez tek bir asteroit bünyesinde tespit edilmiştir. Bu keşif, genetik mimarinin gezegenler oluşmadan önce uzay kimyasıyla var olabildiğini kanıtlamıştır. (Kaynak: NASA Goddard / OSIRIS-REx Analizleri)
- Murchison ve Diğer Karbonlu Meteoritler (2011 & 2022): NASA destekli araştırmacılar, Antarktika'dan toplanan meteoritleri inceleyerek Adenin ve Guanin moleküllerini ayrıştırmıştır. Karbon zengini Murchison meteoritinde biyolojide nadiren kullanılan purin türevlerinin de bulunması, bu bileşiklerin Dünya'daki bir kirlenmeden değil, uzayda sentezlendiğini kesinleştirmiştir. (Kaynak: NASA Astrobiology & NASA Solar System Exploration)
- Yıldızlararası Öncüller (Siyanometanimin): Green Bank Teleskobu (GBT) kullanılarak yapılan gözlemlerde, uzay boşluğunda Siyanometanimin adlı molekül saptanmıştır. Bu madde, DNA'nın basamaklarından biri olan Adenin nükleobazının sentezlenmesindeki en kritik öncül aşamadır. (Kaynak: National Radio Astronomy Observatory / GBT)
2. Şeker Molekülleri ve Öncüleri
Şekerler, DNA ile RNA'nın omurgasını oluşturan (Riboz ve Deoksiriboz) ve hücrelere enerji sağlayan temel prebiyotik yapılardır.
- Derin Uzayda İlk Gerçek Şeker: Eritrüloz (Temmuz 2026): İspanya Astrobiyoloji Merkezi (CSIC) öncülüğündeki astronomlar, Samanyolu Galaksisi'nin merkezine yakın G+0.693−0.027 adlı dev moleküler gaz bulutunda ilk kez serbest hâlde yüzen Eritrüloz (C4H8O4) şekerini keşfetmiştir. Dört karbonlu bu şeker, suyla temas ettiğinde RNA/DNA oluşumunu tetikleyen eritroz ve treoz gibi şekerlere dönüşmektedir. Keşif, Yebes 40m ve IRAM 30m radyo teleskoplarıyla yapılmıştır. (Kaynak: Nature Astronomy Dergisi)
- Asteroitlerde Riboz Keşfi (2019 & 2025): Meteoritlerin ve özellikle Bennu asteroitinin yüzey bileşenlerinin incelenmesiyle, RNA'nın doğrudan şeker omurgasını oluşturan biyo-önemli Riboz şekeri laboratuvar ortamında izole edilmiştir.
- Glikolaldehit (En Basit Şeker): Şekerlerin en basit formu olarak kabul edilen Glikolaldehit, ALMA teleskopları vasıtasıyla Güneş benzeri genç yıldızların (protostar) etrafındaki gezegen oluşum disklerinde ve yıldızlararası bulutlarda gaz fazında defalarca gözlemlenmiştir.
3. Protein Yapı Taşları (Aminoasitler ve Peptit Bağları)
- Glisin ve Dipeptitlerin Uzayda Oluşumu (2020 - 2026): Yaşamın işlevsel makineleri olan proteinleri oluşturan en basit aminoasit Glisin, yıldız oluşum bölgelerinde ve Comet Wild 2 kuyruklu yıldızından getirilen örneklerde saptanmıştır.
- Daha da önemlisi, 2026 yılı başlarında laboratuvarlarda yapılan uzay simülasyonlarında, kozmik ışınlara maruz kalan glisin moleküllerinin uzay buzullarının üzerinde birbirine bağlanarak ilk Peptit Bağlarını (Dipeptitleri) oluşturabildiği deneysel olarak kanıtlanmıştır. (Kaynak: Max Planck Enstitüsü / Astrobiology)
Kozmik Kimya Bulgularının Özeti
Keşfedilen Öncül Molekül // Uzaydaki Konumu / Kaynağı // Yaşam İçin Önemi
Adenin, Guanin, Sitozin, Timin, Urasil // Bennu Asteroiti ve Murchison Meteoriti // DNA ve RNA'nın genetik kod basamakları
Eritrüloz // Samanyolu G+0.693 Bulutu (Yıldızlararası Uzay) // RNA/DNA şekerlerinin sentez öncülü
Riboz // Bennu Asteroiti ve Karbonlu Gök Taşları // RNA'nın şeker omurgası
Glisin & Dipeptitler // Kuyruklu yıldızlar ve Yıldızlararası Buzlar // Proteinlerin ve hücresel yapıların temel harcı
Tüm bu veriler, Dünya'daki yaşamı başlatan kimyasal tohumların (Prebiyotik Çorba), Geç Ağır Bombardıman döneminde (~4 milyar yıl önce) asteroitler ve kuyruklu yıldızlar vasıtasıyla uzaydan taşındığı yönündeki moleküler "Panspermia / Kozmik Tohumlama" teorisini bilimsel açıdan en güçlü aşamasına ulaştırmıştır.
|
* Bir ben vardır bende, benden içeri. (Yunus Emre)
* Gören bizi sanır deli, usludan yeğdir delimiz. (Muhy-i)
* Kadınlar insan, biz insanoğlu. (Neşet Ertaş)
* Bu otobüs de benim Maserati'm, halkımla birlikte kullanıyoruz. (Tuncel Kurtiz)
* Rahat yaşamak uğruna gerçeği mezara mı götüreyim; halka gerçeği anlatmak uğruna ölümü mü göze alayım? (Turan Dursun)
* Beneath this mask there is more than flesh, beneath this mask there is an idea Mr Creedy, and ideas are bullet-proof. (V for vendetta)
* O iyi insanlar, o güzel atlara binip çekip gittiler. Demirin tuncuna, insanın piçine kaldık. (Yaşar Kemal)
* Sen yanmazsan, ben yanmazsam, biz yanmazsak, nasıl çıkar karanlıklar aydınlığa. (Nazım Hikmet Ran)
* Çin'den İspanya'ya, Ümit Burnu'ndan Alaska'ya kadar her milli bahride her kilometrede dostum ve düşmanım var. Dostlar ki; bir kere bile selamlaşmadık, aynı ekmek, aynı hürriyet, aynı hasret için ölebiliriz.. (Nazım Hikmet Ran)
* Bir insan size alın teriyle zengin olduğunu söylerse, ona şunu sorun; kimin alın teriyle?.. (Don Marquis)
|

13-08-2026, 00:05
|
 |
Üye
|
|
Üyelik tarihi: 17 May 2023
Mesajlar: 1.116
|
|
Bilgiler icin teşekkür ederim. Ben de zaten sıfırdan basladigini düşünmüyorum, hatta şöyle ki, tabii bu bilim disi olacak ama, canliligin uzaydaki baska bir canlı grubundan gelmiş olabileceğini yada baslatildigini düşünüyorum. Tabii bu kisisel bir görüş yada inanc olarak görülebilir, ki öyledir.
'baglilik düşünmemek demektir. düşünmeye gerek duymamak demektir' Orwell, 1984...
|

19-08-2026, 00:59
|
 |
Üye
|
|
Üyelik tarihi: 17 May 2023
Mesajlar: 1.116
|
|
Zihin beyni sekillendirir
Zihnimizde meydana gelen degisimler beynimizde de degisimlere yol acabiliyor. Cunku dusunmek, hissetmek, hatirlamak veya bir seye dikkat etmek sadece soyut bir zihinsel faaliyet degil. Bunlarin hepsinin beyinde sonucta bir karsiligi var. Belirli noronlar tekrar tekrar birlikte aktif oldugunda aralarindaki baglantilar zamanla guclenebiliyor. Yani zihinsel faaliyetler beynin sinirsel yapisini gercekten sekillendirir.. Hatta bazen kisa sureli dusunce ve duygular bile beyinde iz birakabiliyor. Bunu soyle dusunelim. Mesela yagmur yagiyor diyelim. Su bir sekilde yol buluyor ve akiyor. Bu sekilde su ayni yerden tekrar tekrar aktikca yol daha belirgin hale gelir. Beyinde de surekli kullandigimiz sinirsel yollar zamanla daha guclu hale gelebilir. Belki bu ornegi daha once duymus olabilirsiniz ama buna en iyi ornek, Londra'daki taksi soforleri uzerinde yapilan bir arastirma. Bu insanlar isleri geregi cok sayida sokagi dolasiyorlar, pek cok yolu cikarmak zorundalar, ve bu guzergahlari da hatirlamak zorunda kalmislar. btabii ai oncesi bir ornek. . Bunu surekli pratik ettikce, adamlarin gorsel ve mekansal hafizasinda ozellikle bir yer cok fazla kullaniliyor. O da hipokampus bolgesi. Arastirmalarda bir seyi gosteriyor. Taksi soforlerinin hipokampuslarinda yogun kullanima bagli yapisal farkliliklar...Bu ne demek simdi? Bu su demek: Insanin her gun yaptigi bir zihinsel faaliyet zamanla beyninin fiziksel yapisinda bile kendisini gosterebilIR. Benzer sekilde mutluluk gibi olumlu duygular da beynimizin calisma bicimiyle iliskili. Daha mutlu ve olumlu bir ruh hali gelistikce beynin sol frontal bolgesindeki aktivitenin arttigini gosteren calismalar var. Butun bunlar aslinda bize basit ama onemli bir sey soyluyor: Zihnimizden gecenler beynimizi sekillendiriyor. O halde zihnimizden nelerin gectigine ve zihnimizi neyle besledigimize dikkat etmemiz gerekir. Ne okudugumuz, ne izledigimiz, ne dinledigimiz, kimlerle vakit gecirdigimiz ve insanlarla neler konustugumuz dusuncelerimizi ve duygularimizi etkiliyor. Eger zihnimizi surekli ofke, korku, nefret, kaygi ve olumsuzlukla doldurursak bunlarin beynimizde tekrar tekrar ayni yollari harekete gecirmesi sasirtici olmaz. Ama bunun tersi de mumkun Mesela.. Mesela mutluluk, sakinlik, sevgi, umut, sukur hissi ---buna ingilizcede appreciation diyelim cunku tam sukur anlaminda degil--- ve olumlu dusuncelere daha fazla yer vermek de beynimizin calisma bicimini zaman icinde etkileyebilir. Bu elbette hayatin olumsuz taraflarini gormezden gelmek veya surekli mutlu olmaya calismak anlamina gelmiyor. Sonucta uzuntu, korku ve kaygi da insan hayatinin normal bir parcasi. Burada onemli olan zihnimizi surekli olarak neyle besledigimiz. Zihnimizden gecen seyler beynimizi sekillendiriyorsa, zihnimizi daha olumlu ve saglikli seylerle beslemek de zamanla beynimizi daha iyi bir yone dogru sekillendirmek anlamina gelir.
Simdi burada biraz daha zor bir konuya gelelim. Aslinda bunu bir kac kez belirttik ama yine devam edelim. O da zihin ve beyin arasindaki iliski. Soyle sorayim. Insan zihni, bilinc ve hatta ruhsal deneyimler soz konusu oldugunda her seyi sadece beyinle aciklayabilir miyiz? Acikcasi yani bana soracak olursaniz, ben bunu 'henuz bilmiyoruz' diye soylerim... Siz ne diyorsunuz? Tanri, ruh, askin bir gerceklik veya fiziksel dunyanin otesinde bir sey var mi? Bilim su anda bunu ne kanitlayabilir ne de kesin olarak reddedebilir. Zaten eger fiziksel evrenin otesinde bir seyden bahsediyorsak, bunu bildigimiz bilimsel yontemlerle yapmamiz suan imkansiz. O yuzden burada kesin konusmak yerine boyle bir ihtimalin olabilecegini kabul etmek bence daha makul. Ama isin bilimsel olarak daha rahat konusabilecegimiz tarafi var. Bugun bildigimiz kadariyla zihnimiz beynimize cok ciddi bicimde bagli. Mesela cocuklukta beyin gelistikce zihinsel yeteneklerimiz de gelisiyor. Beyinde bir hasar meydana geldiginde kisinin hafizasi, duygulari, davranislari ve hatta bazen kisiligi bile degisebiliyor. Beyin kimyasindaki kucuk degisiklikler bile insanin ruh halini, dikkatini ve hafizasini etkileyebiliyor. Hatta beynin duygularla ilgili bazi sistemlerinin faaliyetini disaridan etkilediginizde insanlarin ahlaki karar verme bicimlerinde bile degisiklikler ortaya cikabiliyor. Bu bana oldukca ilginc geliyor. Cunku ahlaki karar vermeyi cok soyut bir sey gibi dusunuyoruz. Iyi nedir, kotu nedir, ne yapmam gerekir gibi sorular sanki tamamen fiziksel dunyanin disinda gerceklesiyormus gibi geliyor. Benzer sekilde bazi ruhsal ve spirituel deneyimler sirasinda da beyinde belirli sinirsel faaliyetlerin ortaya ciktigini ben sahsen f-mri calismasi yaparak labaratuvarda kendim olcebiliyorum. Bu tabii ki simdi Tanri vardir veya spirituel deneyimler gercek degildir demek degil. Yani bilimsel olcumler yaparsak, tamam mi, sunu gorururz: Bu deneyimleri yasarken beyinde de bir seyler oluyor. Deneyimin kaynagi nedir, fiziksel dunyanin otesinde bir sey var midir, bunlar tamamen baska sorular. Ama ruhsal bir deneyim sirasinda beynin ne yaptigi, nasil tepki verdigi f-mri ile olculebilir ve bunlar supercomputerda ileri hesaplamalar ile kaydedilebilir. Burada soyle bir benzetme yapabiliriz. Bilgisayar ekraninizda bir gun batimi fotografi oldugunu dusunun. Ekranda gordugunuz sey renkler, isiklar ve guzel bir manzara olsun tamam mi. Ama bilgisayarin icine baktiginizda o manzarayi bulamazsiniz. Orada fiziksel ve elektronik islemler vardir. Buna ragmen ekrandaki goruntu bu fiziksel islemlerle yakindan iliskilidir. Zihin ve beyin arasindaki iliskiyi de simdilik biraz boyle dusunebiliriz. Bir dusunce dusundugumuzda, bir sey hatirladigimizda, korktugumuzda, sevdigimizde veya mutlu oldugumuzda felan bunun beyinde bir sinirsel karsiligi var. Bilincli olarak farkinda olmadigimiz zihinsel faaliyetlerin bile beyinde bir karsiligi bulunuyor. Fakat burada buyuk bir soru ortaya cikiyor: Beyindeki elektriksel ve kimyasal faaliyet nasil oluyor da bizim yasadigimiz oznel deneyime donusuyor? Mesela beynimizde noronlar aktif oluyor. Tamam, bunu olcebiliyoruz. Ama bu noral faaliyet nasil "ben mutluyum", "ben aci hissediyorum", "ben seni seviyorum" veya "ben su anda kendimin farkindayim" gibi bir deneyime donusuyor? Iste bunu hala tam olarak bilmiyoruz. Bilinc meselesinin bugun bilimin onundeki en buyuk problemlerden biri olmasinin nedeni de bu. Bunu tarihten bir ornekle dusunebiliriz. Bir zamanlar insanlar Dunya'nin Gunes'in etrafinda dondugunu anlamaya basladilar. Fakat bir seyin gerceklestigini bilmek, onun nasil gerceklestigini bilmekle ayni sey degil. Dunya'nin Gunes'in etrafinda dondugunu kabul ettikten sonra bile bunun nasil gerceklestigini aciklamak uzun zaman aldi. Newton yercekimiyle ilgili yasalar ortaya koydu. Daha sonra Einstein bu anlayisi cok daha ileriye tasidi. Yani bilimde bazen once iki sey arasindaki iliskiyi goruyoruz, ama mekanizmayi tam olarak anlamamiz yuzlerce yil alabiliyor. Zihin ve beyin konusunda da benzer bir yerde olabiliriz. Belki bunu anlamamiz onlarca yil, belki yuzlerce yil alacak. Simdilik kullanabilecegimiz basit bir yaklasim su olabilir: Eger zihnimizin durumunu degistiriyorsak bu demektir ki, beynimizin durumunu da degistiriyoruz. Mesela meditasyon bunun guzel orneklerinden biri. Uzun yillar meditasyon yapan Tibetli uygulayicilar uzerinde yapilan calismalar var. Bunlarda, derin meditasyon sirasinda oldukca guclu ve yaygin gamma beyin dalgalari gorulmus. Beynin genis bolgeleri normalden daha senkronize bir sekilde calisabiliyor. Yani disaridan baktiginizda bir insan sadece sessizce oturuyor. Ama beynine baktiginizda aslinda oldukca ilginc bir faaliyet goruyorsunuz. Yillar boyunca yapilan zihinsel pratik beynin calisma bicimiyle birlikte gidiyor. Bu da bizi az once konustugumuz noktaya tekrar getiriyor. Meditasyon olabilir, dua olabilir, dikkatimiz olabilir, bir konu uzerinde uzun sure dusunmek olabilir. O yuzden daha mutlu, daha sakin, daha sevgi dolu veya daha bilge bir insan olmaya calismayi sadece soyut bir kisisel gelisim meselesi olarak dusunmemek gerekiyor. Bunun icin illa EEG cihazina baglanmamiz veya norobilim doktorasi yapmamiz gerekmiyor. Insanlar binlerce yildir meditasyon, dua, appreciation ve farkindalik gibi yollarla zihinlerini egitmeye calisiyorlar. Modern norobilimin yaptigi sey belki de bunlarin yerine gecmek degil. Daha cok, bu uygulamalar sirasinda beynimizde neler oldugunu biraz daha iyi anlamamiza yardim etmek.
'baglilik düşünmemek demektir. düşünmeye gerek duymamak demektir' Orwell, 1984...
|

20-08-2026, 06:38
|
 |
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
|
|
Üyelik tarihi: 06 Apr 2006
Mesajlar: 13.698
|
|
Andrew´isimli üyeden Alıntı
Zihnimizde meydana gelen degisimler beynimizde de degisimlere yol acabiliyor. Cunku dusunmek, hissetmek, hatirlamak veya bir seye dikkat etmek sadece soyut bir zihinsel faaliyet degil..
|
Aslında, zihnimizde meydana gelen değişimler, zaten beynimizde, organizma ve hatta çevre de dahil, etken olarak meydana gelen değişimlere bağlı. Zihin bir eylem hali, temeline dayanır, yani aslında organizmanın çeşitli yeti, öznellik, niteliklerine dair yaptığımız bir çok soyutlama gibi, soyutlama, bir nevi isimlendirme denebilir... O eylem içerisinde olan da tüm organizma ve beyindir(eylem, eylem, eylem, elbette sonuçta bu eylemler beynin aktivite, birikim, gelişim v.b. seyrini de etkileyecek, kullanılmayan organlar, kullanılmayan ilişkiler, kullanılmayan ne varsa körelir, aşınır, işlev kaybeder. Çünkü her biri önünde sonunda form-yapılara, o form-yapı ve formun korunumu, sağlıklı işlev hali de ilişkilere(fiziki,kimyasal v.b. nesnel) dayanır, bağlıdır. Öyleyse işlemeyen bir organın körelmesi kaçınılmaz olur... İşleyen organın açığa çıkardığı zihin seviyesi de, elbette daha ileri olacaktır(kısaca zeminleri doğru oturtmamız gerekir, zihin beyinden ve eyleminden bağımsız temsil kazanan, ilerleyen bir şey değil)
Bunu uzun açıklamalara gerek kalmaması adına, basit bir metaforla ifade edersem, bir aracın devir saati gibi düşünebiliriz. Devir saati yükseldiği veya düştüğü için motor daha devirli, düşük devirli olmuyor, motor devir aldıkça kadran yükseliyor veya iniyor. beyin ve zihin konusu da aslında temelde buna benzer.
Konuları ele alırken zeminleri öncelikle ayırt etmek zorundayız...
Ney e göre konuştuğumuz net olmalı, eğer 1. zeminin bir meselesi, 3. bir zeminin meselesine indirgenir veya aynileştirilirse söylem ne olursa olsun hatalı olur.
1. zemin; Zihin bir bütün halinde organizmanın, beynin aktivite, eylemelerinin bir yansıması, ürünüdür.
2. zemin; Düşünen, değerlendiren, yorumlayan zihin değil beyindir, ancak beyin bunu zihinle ilgili veya zihin olarak adlandırmamızı sağlayan organları organik bağları, çeşitli süreçler, hafıza edinimi, nesnel kıyaslar(organlardan alınan), öznel kıyaslar(hafıza edilmiş sembolik karşılıklarla ve arasında), eylemleriyle yapar.
3. zemin; Zihin bir kez yeti, fonksiyon olarak açığa çıktığı anda, artık beynin, düşünsel aktivitelerini de temsil eder.
İşte 3 nolu zemin ile 1 nolu zemin aynı kefeye konup, kıyaslanamaz, zihin sanki beyinden ayrı, bağımsızmış gibi ele alınamaz.... Birisi temelde olandır, diğeri ise bir soyutlama, fonksiyon, yeti ne dersek, bu sayede de beynin iradi bilinç merkezinin yorumlarını temsili yükümlülüğü verilir(bu yükümlülüğü veya tanımı yapan insandır, organizma da zihin diye bir organ veya fiziki bir karşılığı bulunmaz.)
Buraya kadar gelen ifadelerimde, zihnin organizma, beyinden ayrı ve bağımsız olduğunun öne sürüldüğü veya iddia edildiğini söylemiyorum, yanlış anlaşılmazın, ancak baştan da belirttiğim gibi zeminlerin karıştırılması meselesine değinmek zorundaydım... Zihin, düşünmek, mantık yürütmek, merak etmek, etmemek, sorma, sormamak v.b. v.b. v.b. tümü de insanın, organizmanın, çevrenin, çevre edinimlerinin(ister dolaylı, ister duyularla dolaysız), en nihayetinde beynin, nesnel koşulların(doğa, çevre tümü de içinde) sağladığı veya açığa çıkardığı veya soyutlamamızı sağladığı yeti, fonksiyon, işlevlerdir...
Elbette düşünen, irdeleyen, merak eden, araştıran ve gelişiminde de bu yönleri ebeveyn, toplum ve köhnemiş sistem eliyle köreltilmemiş veya aşmış veya sorgulama şansı edinmiş ve beyinsel aktivitelerini, eylemini de sürdürmekte olanın beyinsel gelişimi farklı olacaktır....
Örneğin yapay zekalar uzun süre eğilirler, milyarlarca veri yüklenir, milyarlarca kez kıyas yapması, beynini işletmesi sağlanır... Kısaca zihin, bilinç diye kerameti kendinden menkul bir şey bulunmuyor ve evet doğru, işleyen bir beyin ışıldar, kimisi buna zihin der, kimisi bilinç der, ne derse desin, bunlar soyutlama, asl-olan beyin, organizma, nesnel süreçler ve tüm aktiviteleri. Ki öznellik de dahil, zira bunu da sağlayan yine organizma, beyin ve çevredir ve maddi, fiziki olanaklardır(maneviyat ise ancak tüm bu olanaklar eliyle açığa çıkan organizma tarafından t-üretilebilir, nev-i şahsına münhasır, müstakil bir varlık veya varlık biçimi değildir)...
Ruhsal deneyimler diye de bir deneyime sahip değiliz, esasında organizmadan, beyinden de ayrı, bağımsız sanılan(zan) zihin, benlik anlayışı, yine beynin yaptığı bir illüzyondur. Bütün deneyimlerimiz, çevre, doğa, tüm ilişkiler, verici, alıcıların(duyular) sağlaması, aracılığı ve nihayetinde beynimizde yorumlanır, harmanlanır....
Bütün öznelliğimiz de dahil, tümüyle beyin ve organizmanın ve elbette olmazsa olmaz çevre ve ilişkilerin ürünü, türetimi veya yansıması... Zihni anlamlı kılan, beyin, öyleyse işleyen beyin gelişir, ne kadar yakıt, o kadar verim, o kadar zihin, ne kadar gelişmiş, organları körelmemiş bir beyin, gelişimin süre giderliğine (reaksiyon, aktivitelere, ilişkilere) o kadar açık. Zira çok daha alt temellere inersek, form-yapılar, kimyasal, fiziki, maddi ilişkilere, hormon salınımına değin gider. Öyleyse bir input'dan bir output çıkması için, reaksiyon gerekir, input yoksa, output da yok ve etkilenme-tepkilenme olmayınca(kimyasal reaksiyon, fiziksel aktiviteler), form-yapılar da, ilişkileri de bozulur(işlev yok, tetiklenme yok, yakıt yok, pasif)... Hormon faktörü bile aslında bu sürece bağlı, daha doğrusu sürecin sonuçlarından birisi ve organizmanın çeşitli kimyasallara gereksinimi, o kimyasalların sentezlenmesi için de tetiklenmesi gereği var(çünkü temelde işleyen mekanizma ve her bir form-yapı bilinçli değil, etki-tepki prensibine göre zorunlu çalışan yapılar... Bilinç, zihin bilince sahip olmayan organik formun(maddi, fiziki, biyolojik yönüyle, formların, moleküllerin, atomların) toplamda ve toplam ilişkiler bütününde açığa çıkarttığı bir yeti, fonksiyon gibi düşünülebilir.)...
Sersemler akıllıların 7 yılda cevaplandıramayacağı soruları 1 günde sorarlar.
-------
Korku ve menfaat dalkavukluğa yol açar.
-------
İnsan korktuğuna ya da arzuladığına çok kolay inanır. La Fontaine
-------
Öküz tahta çıkarsa padişah olmaz, saray ahır olur. Çerkes Atasözü
-------
Akıllı bizi arayıp sormaz, aptal bacadan akar.
------
Su dağları kemirir, vadileri doldurur.
------
Aslanlar kendi tarihçilerine kavuşuncaya kadar kitaplar avcıyı övecektir.------
Hürriyet, başkalarına vermedikçe alamayacağımız tek şeydir. William Allen White ------ Belki söylendi herşey,/ belki de gece bekleniyor/ yazılsın diye aynı cümle. Tüm nedenleri yeryüzünün/ bir çakıltaşına takılıp kaldı. Esteban
------ Sıradan insan kendini evrenin merkezi yapmanın yolunu arar; bilge kişinin evreni onun merkezindedir. Lao Tzu
|
Yetkileriniz
|
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.
HTML-KodlarıKapalı
|
|
|
Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 17:47 .
|