Turan Dursun Sitesi Forumları
Geri git   Turan Dursun Sitesi Forumları > Felsefe > Felsefik Tartışmalar

Cevapla
 
Başlık Düzenleme Araçları Stil
  #1  
Alt 24-08-2026, 07:50
Andrew - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Andrew Andrew isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 17 May 2023
Mesajlar: 1.120
Standart Bilimcilik gorusu uzerine

Bilimcilik derken benim kastettigim sey bilimin kendisi degil. Daha cok doga bilimlerinin bilgi ve aciklama konusunda tek gercek ve guvenilir kaynak oldugu, bilimsel yontemin disinda kalan alanlarin ise gercek anlamda bilgi ortaya koyamayacagi gorusu. Bunun farkli bicimleri olabilir. Mesela ahlak, insan zihni, anlam, deger gibi konular hakkinda bilimsel olarak bilgi elde edilemiyorsa, bunlar hakkinda gercek bir bilgiden de bahsedilemeyecegini dusunmek bunun bir bicimidir. Burada fizik, biyoloji veya kozmoloji gibi bilimlerin ortaya koydugu bulgulari tartismiyorum. Benim tartistigim sey, bu bilimlerin kendi alanlarindaki basarisindan hareketle bilimsel bilginin gercekligin tamami hakkinda tek gecerli bilgi kaynagi oldugu sonucuna gecilmesi.

O yuzden bilimciligi sadece bilime fazla guvenmek veya bilimi cok sevmek gibi bir tutum olarak da gormemek gerekir. Ben burada bilimciligi belirli bir tez veya gorus olarak ele aliyorum. Cunku sadece bilim gercek bilgi verebilir dedigin anda artik fiziksel dunyada yaptigin bir olcumu veya deney sonucunu bildirmiyorsun. Bilginin ne oldugu, neyin bilgi sayilabilecegi ve hangi yollardan bilgi elde edilebilecegi hakkinda daha genel bir iddiada bulunuyorsun. Bilim bize doga hakkinda bilgi verebilir ama sadece bilimin gercek bilgi verebilecegi iddiasini bilimsel bir deneyle ortaya koyamazsin. Bilimin verdigi bilgiyi reddetmiyorum. Tam tersine bilim kendi alaninda bilgi uretir. Bilimciligin bir baska ozelligi de doga bilimlerini merkeze almasidir. Burada ozellikle fizik, biyoloji, kimya gibi alanlardan bahsediyorum. Bu nedenle bilimciligi bilim insanlari diger insanlardan daha zekidir, daha ustundur veya daha guvenilirdir gibi bir dusunceyle de karistirmamak gerekir. Bir insan bilim insanlarini cok yuceltebilir ama bu tek basina burada bahsettigim anlamda bilimcilik degildir. Bir noktayi da aciklastirmak istiyorum. Ben bilimcilik kelimesini burada hakaret veya kucumseme amaciyla kullanmiyorum. Bu gorusu acikca benimseyen ve savunan insanlar da var. Dolayisiyla bir goruse bilimcilik demek, otomatik olarak o gorus yanlistir veya kotudur demek degil. Once hangi iddianin ortaya konuldugunu anlamak gerekiyor. Ondan sonra bu iddianin dogru olup olmadigini ayrica tartisabiliriz. Zaten bilimcilik denildiginde tek bir gorusten de bahsetmiyoruz. Bunun daha guclu ve daha zayif bicimleri var. Mesela bilim gerceklik hakkinda bilgi edinmenin tek yoludur demekle, bilim gerceklik hakkinda sahip oldugumuz en guvenilir bilgi yollarindan biridir demek ayni iddia degil. Birincisi cok daha guclu bir iddia. Ikincisi ise bilime cok guclu bir epistemik konum verir ama zorunlu olarak bilim disindaki butun bilgi imkanlarini reddetmez. Cunku benim itirazim bilime veya bilimsel bilgiye degil. Bilimin nesnel dunya hakkinda elimizdeki en guclu bilgi araclarindan biri oldugunu zaten kabul ediyorum. Bilimin basarisini kabul etmek baska bir sey, bu basaridan hareketle bilim disinda gercek bilgi olamayacagini ileri surmek baska bir sey.Bilimciligin farkli bicimlerine baktigimizda bu ayrim daha acik goruluyor. Mesela felsefe, psikoloji veya teoloji gibi alanlarin birtakim sorular sordugunu kabul edebilirsin ama bu sorular bilimsel yontemle cevaplanamiyorsa gercek anlamda bilgi ortaya koyamazlar diyebilirsin. Yani gozlem, deney, olcum gibi bilimsel yontemlerle sinanamayan bir iddianin bilgi olarak kabul edilemeyecegini dusunebilirsin. Bu, bilimciligin metodolojik bicimlerinden biri olur. Bunun daha ileri bir bicimi de var. Burada felsefe, metafizik veya bazi sosyal bilimlerin sordugu kimi sorularin zaten gereksiz, anlamsiz veya gercek bilgi ortaya koyamayacak sorular oldugu dusunulebilir. Hatta bunlarin zamanla terk edilmesi ve yerlerini doga bilimlerine birakmasi gerektigi savunulabilir. Mesela zihne veya bilgiye dair geleneksel bir felsefi problemi ele alalim. Birisi bu problem yuzyillardir tartisiliyor ve hala ortak bir sonuca ulasilamadi. O halde bunu felsefeyle tartismayi birakalim ve meseleyi sinirbilim ile bilissel bilimlere birakalim diyebilir. Bu artik bilimin bir bulgusunu kabul etmekten daha guclu bir iddia. Cunku burada hangi sorularin anlamli olduguna ve hangi alanlarin bize gercek bilgi verebilecegine dair bir karar veriliyor. Bunun daha da guclu bir biciminde psikolojinin sonunda biyolojiye, biyolojinin kimyaya, kimyanin da fizige indirgenebilecegi dusunulebilir. Sosyal bilimlerin ve insan bilimlerinin bagimsiz aciklamalarina da ihtiyac kalmayacagi savunulabilir. Ama burada artik bilimin buldugu bir gercegi ifade etmiyoruz. Neyin gercek oldugu, neyin bilgi sayilacagi ve hangi bilgi yolunun gecerli oldugu hakkinda felsefi bir pozisyon ortaya koyuyoruz. Bilimciligin bilimsel bulgulardan yararlanmasinda elbette bir sorun yok. Fakat sadece bilimin gercek bilgi verebilecegi iddiasinin kendisi bilimsel bir bulgu degildir. Bu, bilim ve bilginin sinirlari hakkinda kurulmus felsefi bir gorustur.

Bilimciligin burada onemli bicimlerinden biri epistemolojik bilimcilik. Bunun temel iddiasi kabaca, gercek bilgiye sadece doga bilimlerinin yontemleriyle ulasilabilecegidir. Ama bunun da kendi icinde farkli dereceleri var. Mesela doga bilimleri bilgiye ulasmanin tek guvenilir yoludur diyebilirsin. Ya da daha guclu bir sekilde, bilinebilecek ne varsa ancak doga bilimleri yoluyla bilinebilir diyebilirsin. Hatta prensip olarak butun sorularin sonunda bilim tarafindan cevaplanabilecegini de savunabilirsin. Bunlar birbirine yakin gorunuyor ama tam olarak ayni sey degil. Bilim bilgiye ulasmanin tek guvenilir yoludur dediginde, bilim disindaki bir yolla tesadufen dogru bir bilgiye ulasilabilecegini tamamen reddetmis olmuyorsun. Ama butun gercek bilgi sadece doga bilimlerinin yontemleriyle elde edilebilir dediginde cok daha guclu bir iddiada bulunuyorsun. Benim dikkat cektigim nokta da burada. Bu cumle herhangi bir fizik, biyoloji veya kimya deneyinin sonucu degil. Neyin bilgi sayilacagi ve hangi yontemin gercek bilgi uretebilecegi hakkinda ortaya konulan epistemolojik bir tez. Hangi deneyi yapip sadece bilim gercek bilgi verir sonucuna ulastik? Boyle bir deney yok. Bilim kendi alaninda bize son derece guvenilir bilgiler verebilir ama buradan bilim disinda gercek bilgi olamaz sonucuna gecmek ayrica gerekcelendirilmesi gereken felsefi bir iddia. Bunun kapsami da her zaman ayni olmak zorunda degil. Birisi ne hakkinda olursa olsun gercek bilgi ancak doga bilimleri yoluyla elde edilebilir diyerek bu iddiayi her seye uygulayabilir. Bir baskasi ise bunu sadece belirli bir alana uygulayabilir. Mesela insan bilinci hakkinda gercek bilginin sonunda sadece sinirbilim ve doga bilimlerinden gelebilecegini savunabilir. Dolayisiyla bilimcilik her zaman ayni sertlikte veya ayni genislikte karsimiza cikmiyor. Bazen gercekligin tamamina yonelik bir iddia oluyor, bazen sadece belirli bir alan hakkinda ortaya konuluyor. Burada bilimsel olan sey, bilimin kendi yontemiyle elde ettigi bulgulardir. Bu bulgulardan hareketle hangi bilgi turlerinin gecerli olduguna veya insanin neyi hangi yollarla bilebilecegine karar vermek ise artik bilimin kendi bulgusu degil, epistemolojik bir pozisyondur. Benim yaptigim ayrim su: bilimsel sonucu kabul etmek baska, o sonuctan hareketle bilginin tamami hakkinda felsefi bir sonuc cikarmak baska...Matematik meselesi bence bilimcilik acisindan ilginc bir problem ortaya cikariyor. Cunku doga bilimleri matematigi surekli kullaniyor ama sayilarin kendisi fiziksel nesneler degil. Mesela 2 sayisini laboratuvarda bulamazsin. Mikroskop altinda goremezsin veya gidip onunla fiziksel bir etkilesime giremezsin. Ama buna ragmen 2+2=4 bilgisini dogru kabul ediyoruz. Hatta fizik, kimya ve diger doga bilimleri zaten buyuk olcude bu matematiksel bilgiler uzerinden calisiyor. O zaman burada soyle bir soru ortaya cikiyor: Eger gercekligi tamamen fiziksel olanla sinirliyorsak, matematiksel bilgiyi nereye koyacagiz? Sayilar gibi fiziksel olmayan seyler hakkinda nasil bilgi sahibi oluyoruz? Buna cevap vermeye calisan nominalist yaklasimlar elbette var. Sayilarin bizim disimizda bagimsiz soyut varliklar olmadigini soyleyerek bu problemi asmaya calisanlar da var. Ama mesele bununla kolayca kapanmiyor. Cunku matematigi bir kenara atamazsin. Bilimin kendisi matematige cok ciddi bicimde bagimli. Fiziksel dunyayi anlamaya calisirken kullandigin teorilerden yaptigin hesaplamalara kadar her yerde matematik var. Yani bir taraftan gercekligi fiziksel olanla sinirlandiriyorsun, diger taraftan bu fiziksel gercekligi anlamak icin fiziksel bir nesne olmayan matematiksel yapilari kullaniyorsun. Dolayisiyla matematik, ozellikle bilimciligin daha radikal bicimleri icin oyle kolayca gecistirilebilecek bir konu degil. Burada matematiksel bilginin ne oldugunu ve bizim bu bilgiye nasil sahip oldugumuzu da aciklamak gerekiyor. Bir diger mesele de zihin ve dusuncenin kendisi. Burada biraz sinirbilimden ornek vereyim. Mesela ben bir elmayi dusundugumde beynimde birtakim fiziksel ve kimyasal surecler meydana geliyor. Belirli noronlar aktif oluyor, belirli beyin bolgelerinin aktivitesi degisiyor. Bunlarin bir kismini fMRI, EEG veya baska yontemlerle inceleyebiliyoruz. Buraya kadar sorun yok. Ama beyinde olctugumuz fiziksel aktivite ile benim elmayi dusunmemin tamamen ayni sey oldugunu soylemek bundan daha ileri bir iddia. Cunku sinirbilim bize dusunce sirasinda beyinde neler oldugunu gosterebilir. Fakat dusuncenin kendisinin sadece bu fiziksel sureclerden ibaret olup olmadigi zihin felsefesinde ayrica tartisilan bir mesele. Zaten radikal eliminatif materyalizmde bizim dusunce, inanc, arzu, niyet gibi kullandigimiz zihinsel kavramlarin gercekligi sorgulaniyor. Hatta bilim ilerledikce bunlarin yerini tamamen beynin fiziksel aciklamalarinin alabilecegi savunulabiliyor. Burada da su soru ortaya cikiyor: Beyindeki fiziksel surecleri tamamen aciklamamiz, dusuncenin kendisini de tamamen acikladigimiz anlamina geliyor mu? Yoksa fiziksel sureci aciklamakla zihinsel deneyimin ne oldugunu aciklamak arasinda hala bir fark var mi? Mesela beynimde elmayi dusunurken hangi noronlarin aktif oldugunu sana gosterebilirim. Ama ekrandaki o beyin aktivitesine bakmak ile benim zihnimde kirmizi bir elmayi dusunuyor olmam ayni turden bir sey degil. En azindan bunlarin ayni sey oldugu kendiliginden ortaya cikmiyor. Dolayisiyla beynin fiziksel mekanizmasini gostermek ile zihin, dusunce ve oznel deneyimin bundan baska hicbir sey olmadigini gostermek arasinda bir bosluk var. Radikal bilimcilik veya eliminatif materyalizm bu ikincisini de savunacaksa, o zaman bu gecisin neden yapilabilecegini ayrica aciklamasi gerekiyor.

Bir diger konu da ahlak meselesi. Bilimciligin daha radikal bicimlerinde burada ilginc bir sorun ortaya cikiyor. Ahlaki davranislarimizin nereden geldigini bilimsel olarak arastirabiliriz. Mesela insanlar neden yardimlasiyor? Neden isbirligi yapiyor? Neden kendi grubundaki insanlari koruyor? Bunlarin evrimsel bir gecmisi olabilir. Bu davranislar atalarimizin hayatta kalmasina veya uremesine yardim etmis olabilir. Daha sonra kultur de isin icine girmis olabilir. Boylece bugun ahlak dedigimiz daha karmasik normlar ortaya cikmis olabilir. Buraya kadar bir sorun yok. Bilim bunlari arastirabilir. Insanlarda belirli ahlaki davranislarin nasil ortaya ciktigini ve neden devam ettigini inceleyebilir. Ama bir davranisin nasil ortaya ciktigini aciklamak onun ahlaken dogru oldugunu gostermiyor. Mesela yardimlasmanin evrimsel olarak avantajli oldugunu gosterebilirsin. Bundan insanlar birbirine yardim etmelidir sonucu cikmaz. Bir davranisin neden ortaya ciktigini aciklamak baska bir sey. O davranisin neden dogru veya yanlis oldugunu gostermek baska bir sey. Burada olan ile olmasi gereken arasindaki eski felsefi problem ortaya cikiyor. Doga bize ne oldugunu gosterebilir. Insanlarin nasil davrandigini da gosterebilir. Ama buradan insanlarin nasil davranmasi gerektigi kendiliginden cikmiyor. Daha radikal bilimcilik burada ahlaki dogrular icin de bilimsel bir temel aradiginda baska bir problemle karsilasiyor. Diyelim ki bugunku temel ahlaki sezgilerimiz dogal secilim sonucunda ortaya cikti. O zaman su soruyu sormamiz gerekiyor: Dogal secilim neden bizi ahlaki olarak dogru olana gotursun? Sonucta dogal secilimin amaci ahlaki gercegi bulmak degil. Hatta ortada boyle bir amac bile yok. Hayatta kalmaya ve uremeye yardim eden ozellikler seciliyor. Bir inancin veya davranisin bize avantaj saglamasi onun ahlaken dogru oldugunu gostermiyor. Iste burada daha radikal bir sonuc ortaya cikabiliyor. Belki de bizim bazi seyleri gercekten dogru veya yanlis gibi hissetmemiz evrimsel surecin ortaya cikardigi bir ozelliktir. Yani ahlaki dogruluk hissinin kendisi de uyum saglamaya yardim eden bir mekanizma olabilir. Buradan nesnel ahlaki dogrularin aslinda bulunmadigi sonucuna kadar giden gorusler var. Bu durumda insanlar yine yardim eder. Isbirligi yapar. Fedakarlik yapar. Bazi davranislari cok yanlis bulur. Fakat bunlarin aciklamasi nesnel bir ahlak yasasi olmak zorunda degildir. Evrimsel ve kulturel gecmisimizle aciklanabilir. Fakat yine ayni temel soru ortada kaliyor: Bir ahlak kuralinin nasil ortaya ciktigini aciklamak onun dogru oldugunu gostermiyorsa bilim bize ahlaken ne yapmamiz gerektigini hangi temelde soyleyecek? Bilimciligin ahlak konusunda cevaplamasi gereken zor sorulardan biri de bu.


*Burada ara veriyorum...

'baglilik düşünmemek demektir. düşünmeye gerek duymamak demektir' Orwell, 1984...
Alıntı ile Cevapla
  #2  
Alt Bugün, 19:25
spartacus - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
spartacus spartacus isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 06 Apr 2006
Mesajlar: 13.704

Onur Üyeliği 

Standart

Bilgi; en basit haliyle, özne, nesne ilişkisinde elde edilen verinin yorumu... Öyleyse bilgi, öznenin, nesne veya nesnel yollarla(ki duyular aracılığıla alınan her türlü etki, bu bir özneden gelse bile, nesnel zemindir) ile girdiği ve duyularla edinilmiş olan ve böylece elde edilen verinin yorumuna dairdir(bu yorumda veriler, ilişkilendirilebilir ve bu ilişkide tutarlılık esastır). Hal böyle olunca bilgi ancak objektif ilişki, bilimsel yol(örneğin gözlem, nesnel deneyim) ve yöntemler, daha ileri detaylarda ise bilimle elde edilebilir, çünkü bilim, özne-nesne ilişkisinde, veriyi elde etmenin bütün bilinen yol ve yöntemlerine dayanır...

Örneğin; "Depremler varsa bir yapanı, Zeus vardır, öyleyse Zeus sinirlendiğinde bizi cezalandırmaktadır" gibi hurafe bir iddianın bilimsel bir kritere vurulamayacağı iddiası geçersizdir, çünkü depremler, olay ve olgular gözleme açıktır, burada nesnel ve gözleme açık olan depremdir. Dolayısıyla burada, bilimin alanına girmez veya bilimsel yol ve yöntemler ESAS ALINARAK irdelenemez yönlü yaklaşımlar, tutarlı görülemez. Bütün derdi bilimi saf dışı bırakmak olan günümüz öznel idealistleri, bazı tesitleri, mitolojistleri, sahte-sanalcı metafizikçilerinin, saçma sapan biçimde, akıl ve kelime oyunları, kavram çarpıtmaları, safsata yöntemlerle(basit aldatı), dogmaları, üfürümlerini cazip, çekici, etkileyici gösterme oyunlarına aldanmamalıyız. Bir İDDİAYI, bütünüyle ve ulaştığı sonuçla, çıkarımına göre ele ALMAK başka, iddiada sözü edilen masal, metafizik kahramanlarını özel olarak ele alıyor olmak başka, önce bu çarpıtmaları düzeltmek gerekir. Herkes dilediği gibi uydursun, ama birileri "bilimin alanına girmez, o sebeple de AKLIMIZ ERMEZ" dedi diye, aklımız ermez, sorgulanamaz, irdelenemez denebilir mi? Sorgulanamazlık, bir çeşit din mi aşılanmak isteniyor?

Örneğin konu masal ise ve iddia da masaldan taşmıyorsa, burada zaten bilimsel bir kriter oluşturma ihtiyacı, gereği olmaz, ama kişi masalı kriter edip, nesnel gerçeği eğip, büküyorsa işte o zaman bilimsellik kıstasına vurulması gereği kriterine girer, çünkü KIYAS YAPABİLMEMİZ İÇİN BİLGİYE, bahse konu olan olay ve olguya dair de bilgiye İHTİYAÇ DUYARIZ, bu halde demek ki bilimden, bilimsel yol ve yöntemlerden yararlanma, kıstas, ölçüt alma durumundayız. İddialar başka türlü nasıl değerlendirebilir ki?

"Eger gercekligi tamamen fiziksel olanla sinirliyorsak, matematiksel bilgiyi nereye koyacagiz?"

Neredeyse bütün kıyaslar bu şekilde safsata ve "sınırlamak" aslında bir çarpıtma(sınırlamıyoruz, somutun gereği öyle olduğu, kişilerin iradesinden -yani kurgu, hayal gücü, işine nasıl gelirselik, keyfilikten v.b.- bağımsız olması kıstası gereği ifade ediyoruz. Bu sınırlamak değil, zorunlu kriter, bir farkındalık, ayrım zaruriyeti. Yoksa her masala, hurafelere, metafizik(hayal gücü) üfürmelere gerçek dersek, gerçek denebilir veya denemez ne kalır? Hiç bir şey kalmaz. "Hiç bir şey gerçek değil veya ne söylenmişse, sırf söylendiği için gerçektir deme halini alır(işte öznel idealizmin saplantısı bu, oysa insan bir veriyi alıp, düzinelerce çeşit veriyle geçerli, geçersiz, tutarlı, tutarsız ilişkilendirebilir, keyfi, işine geldiği gibi davranabilir, çarpık yorumlayabilir, böylece türetebilir)". Öyleyse "gerçek mi, tutarlı mı" gibi kriterlerin anlamı kalır mı? Neye göre tutarlı, dayanak, veri, delil, done elde edilebilir, kanıtlanabilir, neye göre masal, uydurma, kurgu ya da değil? Örneğin size herhangi bir suç isnat etsem ne yapardınız? Mesele masallar, kişisel hurafeler, sanrılar, kuruntular olduğunda da bir ayrıcalığı, farklı bir yolu olmuyor(kaynaksız, dayanaksız yaklaşırsak, keyfi olup olmadığının da bir ayrımı kalmıyor). Neden sürekli alakasız kıyaslar, safsatalar yapılıyor? İşte bütün mesele de, hata da burada,, tutarsız yol ve yöntemler... Günümüzde öznel idealizm, mitolojistler tarafından türlü metafizik uydurma ve kurgularını dayatabilmek, kabullendirebilmek, bol sermaye ve sömürü sağlayabilmek, kendilerine alan açmak, olabildiğince bilimi itibarsızlaştırmak-darlaştırmak, saf dışı bırakmak adına yapılıyor ve propagandalarıyla hayli insan etkisi altına kalıyor ve bu tür faaliyetleri, olumsuz etkilerini de açıkça görebiliyoruz (amaç bilimi, bilimsel, objektif yöntemleri, akıl mantığa dayalı irdelemeyi saf dışı bırakmak). Burada da bilerek kopartılan bağlamlar-ki her defasında safsata, ama çeşitlendirilip tekrar sunuluyor-, örneğin zihni* bir biçimde insandan, doğadan yani gözlemlenebilir olandan ayrı, keramet-i kendinden menkulleştirmeler(fizik-dışı ilahileştirme çabası), safsata kıyaslar, neye görelikten yalıtılmış kavramlar, alakasız kıyaslar v.b. Bu sorun çözülmeden, sağlıklı, geçerli ve tutarlı bir yorum geliştiremeyiz. Gerçekliğin objektif olması ile, MATEMATİK bilgisi NE ALAKA değil mi? Yani bu ikisi birbiriyle kıyas edilebilir mi? Edilemez, gerçek olan doğa, milyonlarca ilişki, etkileşim, duyular, veriler(girdiler, input), insan, insan toplulukları, birikimler, ilişkileri, organizma, beyni, çıktıları(output), yetileri, özellikleri, nitelikleri, işte gözleme açık olan. Sürekli aynı çarpık yönteme denk geliyoruz, neden böyle oluyor bilmiyorum, tahminim ideolojik yaklaşılmasından, başı baştan belli şartlanmalardan veya kavramları doğru, yerinde kullanmamak veya doğru ilişkilendirmemekten...

Öncelikle ortada doğa, organizma gerçeğimiz(!) var. Bu organizmanın da beyni mevcut, bu organizma milyonlarca veriyi hafıza etmiş, sembolik olarak da kodlamış, kodluyor, yorumluyor, ilişki kuruyor tekrar yorumluyor, yorumunu check ediyor, yetkinleşiyor, öğreniyor, ediniyor v.s. değil mi? İNSANIN matematik dediğimiz yol, yöntem ve işlemleri yürütüyor olmasının temelinde olan, en başta beyin dediğimiz organıyla, duyuları sayesinde de elde ettiği veriler, yapabildiği ve ilişkilendirebildiği, yeniden ilişkilendirebildiği(!! böylece direk,i çapraz, dolaylı, dolaysız çeşitlendirebilme olanağı), yeniden yorumlayıp çıktılar sağlayabildiği, milyonlarca kıyasla(gelişim, birikim, deneyimler, binlerce sembolik kodlamalar, kıyas çıktıları!) edinim, davranış, mantıklı hareket, hesaplama v.b. geliştirme, uygulama yetisine sahip olduğu, gerçek olan budur ve gözleme açıktır! Matematik de tüm bu ve çeşitli süreçlerle sağlanan ÇIKTILARDAN... Buradan metafizik-hurafe türetebileceğimiz malzeme çıkmaz. Bilgi, doğada kendi başına gezen bir varlık, matematik de doğada bir varlık biçimi, elma, armut gibi görülemez, aynı kefeye konup kıyaslanamaz, özne, organizma ve yorumundan muaf tutulamaz. Örneğin gece ve gündüze de varlık(kendinde şey, kerameti kendinden menkul, müstakil, özneleşelebilir) diyen vardır, oysa işte yine bilimsel yol ve yöntemler sayesinde gece ve gündüzün kendi başına bir varlık olmadığının, fakat nesnel, objektif, somutlanabilir dayanak, kaynaklarıyla gözleme taban veren bir gerçeklik vasfı(ışığın bulunup, bulunmamasına görelik, nesnel bir taban, kaynak, dayanak, somut, nesnel etki farkları ve kıyası) farkına varıyoruz. Matematik dediğimiz de, gözlemlenebilir, NESNEL olan insanın, başta beynin, organizmanın aktiviteleriyle açığa çıkar ve bu bir kez gerçekleştiğinde insan ona bir isim verir ve böyle bir yetiye sahip olduğunun farkına varır-bilir. Matematiğin icrası da, pratikte elde edilmiş birikim de, bilgisi de böyle açığa çıkar....

Örneğin kullandığımız bilgisayar da matematik işlemi yapar, yapabilir, nasıl yapar peki? Bu forumda sadece basit bir toplama örneği vermiştim, İNPUT-ZORUNLU OUTPUT, işte output dediğimiz çıktıdır, input olmadan output olmaz ve bu temelde çok basit işlemlere de dayansa, çıktılar(output), yorumlayıcıda tekrar yorumlandığında yorumlanacak inputa da dönüşür. Yani temelde olan output(çıktılar), üst düzeydeki yorumlayıcı açısından aynı zaman input da olur, aralarında ilişki kurulabilir, ilişkilendirilip çıktı alınabilir, alınan çıktı tekrar input yapılarak yeni bir kıyasa dahil edilerek yeni bir çıktı alınabilir ve çeşitlendirilebilir ve kıyaslanabilir, sağlama yapılabilir, sembolik karşılığı, lazım olduğunda tekrar kullanılmak üzere kaydedilebilir. İnsan beyni, bütün ömrü boyunca milyonlarca input, output çıktısı depolar, bir toplum ise trilyonlarca... İşte matematik, düşünmek, mantık, akıl yürütmek, hatta duygular, tümü de milyonlarca input, output, veri, kayıt, yorum, sürekli eylem, işlev, iş sayesinde işlev kazanır... Bir insan beynine giden herhangi bir inputa bile engel olursak, sonuçlarını gözlemleyebiliriz, örneğin çeşitli kimyasallarla bu yapılabilir, içeride milyonlarca kaydedilmiş output çıktısı olmasına rağmen, beyin yorumlamak için, özellikle dolaysız dış etkilere dayalı ise, yine de istisnalar, sağlık sorunları, yanılsamalar dışında nesnel olarak alınacak inputa gereksinim duyar...

* Örneğin günümüzde felçli insanlar için, bilgisayar destekli projeler var ve felçli kişilerin o an ne yapmak istediği, gözlemlenen beyin aktivitelerinden yola çıkarak-yorumlanarak tespit edilip, çözümlenerek, istekleri yerine getirilmeye çalışılmaktadır ve hayli ilerleme sağlandı... İnput, output, ne kadar sağlıklı veri alınırsa, tahminler de, yorumlar da o kadar tutarlı olacak...

Basit temelden ilişkilendirilmiş çeşitliliğe ve input, output, çıktı örneği(bunlardan herhangi birisi metematik çıktısı olabilir ve metafizik, hayali olan hiç bir temele dayanmaz ve her girdi ve kaydedilen çıktının ve hatta bağ-ilişkisinin de veritabanında nesnel, somut bir karşılığı bulunur ve beyin süreğen bu verileri kıyaslar, ilişkilendirir, çeşitlendirir); A, B, C => AB, AC, BC, AA, BA, CA, BB, CC, ABC, BCA, CAB, CBA, AAB, AAC, ABB, ACC, BBA, CCA, ABA, ACA, BAC, CAB, ACB ........ uzar gider...

Sersemler akıllıların 7 yılda cevaplandıramayacağı soruları 1 günde sorarlar.
-------
Korku ve menfaat dalkavukluğa yol açar.
-------
İnsan korktuğuna ya da arzuladığına çok kolay inanır. La Fontaine
-------
Öküz tahta çıkarsa padişah olmaz, saray ahır olur. Çerkes Atasözü
-------
Akıllı bizi arayıp sormaz, aptal bacadan akar.
------
Su dağları kemirir, vadileri doldurur.
------
Aslanlar kendi tarihçilerine kavuşuncaya kadar kitaplar avcıyı övecektir.
------
Hürriyet, başkalarına vermedikçe alamayacağımız tek şeydir. William Allen White
------
Belki söylendi herşey,/ belki de gece bekleniyor/ yazılsın diye aynı cümle. Tüm nedenleri yeryüzünün/ bir çakıltaşına takılıp kaldı. Esteban
------
Sıradan insan kendini evrenin merkezi yapmanın yolunu arar; bilge kişinin evreni onun merkezindedir. Lao Tzu

Konu spartacus tarafından (Bugün Saat 21:48 ) değiştirilmiştir.
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Önerilen Siteler

Etiket
bilim, bilimcilik


Yetkileriniz
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı

Gitmek istediğiniz forumu seçiniz


Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 23:02 .