Bilgi; en basit haliyle, özne, nesne ilişkisinde elde edilen verinin yorumu... Öyleyse bilgi, öznenin, nesne veya nesnel yollarla(ki duyular aracılığıla alınan her türlü etki, bu bir özneden gelse bile, nesnel zemindir) ile girdiği ve duyularla edinilmiş olan ve böylece elde edilen verinin yorumuna dairdir(bu yorumda veriler, ilişkilendirilebilir ve bu ilişkide tutarlılık esastır). Hal böyle olunca bilgi ancak objektif ilişki, bilimsel yol(örneğin gözlem, nesnel deneyim) ve yöntemler, daha ileri detaylarda ise bilimle elde edilebilir, çünkü bilim, özne-nesne ilişkisinde, veriyi elde etmenin bütün bilinen yol ve yöntemlerine dayanır...
Örneğin; "Depremler varsa bir yapanı, Zeus vardır, öyleyse Zeus sinirlendiğinde bizi cezalandırmaktadır" gibi hurafe bir iddianın bilimsel bir kritere vurulamayacağı iddiası geçersizdir, çünkü depremler, olay ve olgular gözleme açıktır, burada nesnel ve gözleme açık olan depremdir. Dolayısıyla burada, bilimin alanına girmez veya bilimsel yol ve yöntemler ESAS ALINARAK irdelenemez yönlü yaklaşımlar, tutarlı görülemez. Bütün derdi bilimi saf dışı bırakmak olan günümüz öznel idealistleri, bazı tesitleri, mitolojistleri, sahte-sanalcı metafizikçilerinin, saçma sapan biçimde, akıl ve kelime oyunları, kavram çarpıtmaları, safsata yöntemlerle(basit aldatı), dogmaları, üfürümlerini cazip, çekici, etkileyici gösterme oyunlarına aldanmamalıyız. Bir İDDİAYI, bütünüyle ve ulaştığı sonuçla, çıkarımına göre ele ALMAK başka, iddiada sözü edilen masal, metafizik kahramanlarını özel olarak ele alıyor olmak başka, önce bu çarpıtmaları düzeltmek gerekir. Herkes dilediği gibi uydursun, ama birileri "bilimin alanına girmez, o sebeple de AKLIMIZ ERMEZ" dedi diye, aklımız ermez, sorgulanamaz, irdelenemez denebilir mi? Sorgulanamazlık, bir çeşit din mi aşılanmak isteniyor?
Örneğin konu masal ise ve iddia da masaldan taşmıyorsa, burada zaten bilimsel bir kriter oluşturma ihtiyacı, gereği olmaz, ama kişi masalı kriter edip, nesnel gerçeği eğip, büküyorsa işte o zaman bilimsellik kıstasına vurulması gereği kriterine girer, çünkü KIYAS YAPABİLMEMİZ İÇİN BİLGİYE, bahse konu olan olay ve olguya dair de bilgiye İHTİYAÇ DUYARIZ, bu halde demek ki bilimden, bilimsel yol ve yöntemlerden yararlanma, kıstas, ölçüt alma durumundayız. İddialar başka türlü nasıl değerlendirebilir ki?
"Eger gercekligi tamamen fiziksel olanla sinirliyorsak, matematiksel bilgiyi nereye koyacagiz?"
Neredeyse bütün kıyaslar bu şekilde safsata ve "sınırlamak" aslında bir çarpıtma(sınırlamıyoruz, somutun gereği öyle olduğu, kişilerin iradesinden -yani kurgu, hayal gücü, işine nasıl gelirselik, keyfilikten v.b.- bağımsız olması kıstası gereği ifade ediyoruz. Bu sınırlamak değil, zorunlu kriter, bir farkındalık, ayrım zaruriyeti. Yoksa her masala, hurafelere, metafizik(hayal gücü) üfürmelere gerçek dersek, gerçek denebilir veya denemez ne kalır? Hiç bir şey kalmaz. "Hiç bir şey gerçek değil veya ne söylenmişse, sırf söylendiği için gerçektir deme halini alır(işte öznel idealizmin saplantısı bu, oysa insan bir veriyi alıp, düzinelerce çeşit veriyle geçerli, geçersiz, tutarlı, tutarsız ilişkilendirebilir, keyfi, işine geldiği gibi davranabilir, çarpık yorumlayabilir, böylece türetebilir)". Öyleyse "gerçek mi, tutarlı mı" gibi kriterlerin anlamı kalır mı? Neye göre tutarlı, dayanak, veri, delil, done elde edilebilir, kanıtlanabilir, neye göre masal, uydurma, kurgu ya da değil? Örneğin size herhangi bir suç isnat etsem ne yapardınız? Mesele masallar, kişisel hurafeler, sanrılar, kuruntular olduğunda da bir ayrıcalığı, farklı bir yolu olmuyor(kaynaksız, dayanaksız yaklaşırsak, keyfi olup olmadığının da bir ayrımı kalmıyor). Neden sürekli alakasız kıyaslar, safsatalar yapılıyor? İşte bütün mesele de, hata da burada,, tutarsız yol ve yöntemler... Günümüzde öznel idealizm, mitolojistler tarafından türlü metafizik uydurma ve kurgularını dayatabilmek, kabullendirebilmek, bol sermaye ve sömürü sağlayabilmek, kendilerine alan açmak, olabildiğince bilimi itibarsızlaştırmak-darlaştırmak, saf dışı bırakmak adına yapılıyor ve propagandalarıyla hayli insan etkisi altına kalıyor ve bu tür faaliyetleri, olumsuz etkilerini de açıkça görebiliyoruz (amaç bilimi, bilimsel, objektif yöntemleri, akıl mantığa dayalı irdelemeyi saf dışı bırakmak). Burada da bilerek kopartılan bağlamlar-ki her defasında safsata, ama çeşitlendirilip tekrar sunuluyor-, örneğin zihni* bir biçimde insandan, doğadan yani gözlemlenebilir olandan ayrı, keramet-i kendinden menkulleştirmeler(fizik-dışı ilahileştirme çabası), safsata kıyaslar, neye görelikten yalıtılmış kavramlar, alakasız kıyaslar v.b. Bu sorun çözülmeden, sağlıklı, geçerli ve tutarlı bir yorum geliştiremeyiz. Gerçekliğin objektif olması ile, MATEMATİK bilgisi NE ALAKA değil mi? Yani bu ikisi birbiriyle kıyas edilebilir mi? Edilemez, gerçek olan doğa, milyonlarca ilişki, etkileşim, duyular, veriler(girdiler, input), insan, insan toplulukları, birikimler, ilişkileri, organizma, beyni, çıktıları(output), yetileri, özellikleri, nitelikleri, işte gözleme açık olan. Sürekli aynı çarpık yönteme denk geliyoruz, neden böyle oluyor bilmiyorum, tahminim ideolojik yaklaşılmasından, başı baştan belli şartlanmalardan veya kavramları doğru, yerinde kullanmamak veya doğru ilişkilendirmemekten...
Öncelikle ortada doğa, organizma gerçeğimiz(!) var. Bu organizmanın da beyni mevcut, bu organizma milyonlarca veriyi hafıza etmiş, sembolik olarak da kodlamış, kodluyor, yorumluyor, ilişki kuruyor tekrar yorumluyor, yorumunu check ediyor, yetkinleşiyor, öğreniyor, ediniyor v.s. değil mi? İNSANIN matematik dediğimiz yol, yöntem ve işlemleri yürütüyor olmasının temelinde olan, en başta beyin dediğimiz organıyla, duyuları sayesinde de elde ettiği veriler, yapabildiği ve ilişkilendirebildiği, yeniden ilişkilendirebildiği(!! böylece direk,i çapraz, dolaylı, dolaysız çeşitlendirebilme olanağı), yeniden yorumlayıp çıktılar sağlayabildiği, milyonlarca kıyasla(gelişim, birikim, deneyimler, binlerce sembolik kodlamalar, kıyas çıktıları!) edinim, davranış, mantıklı hareket, hesaplama v.b. geliştirme, uygulama yetisine sahip olduğu, gerçek olan budur ve gözleme açıktır! Matematik de tüm bu ve çeşitli süreçlerle sağlanan ÇIKTILARDAN... Buradan metafizik-hurafe türetebileceğimiz malzeme çıkmaz. Bilgi, doğada kendi başına gezen bir varlık, matematik de doğada bir varlık biçimi, elma, armut gibi görülemez, aynı kefeye konup kıyaslanamaz, özne, organizma ve yorumundan muaf tutulamaz. Örneğin gece ve gündüze de varlık(kendinde şey, kerameti kendinden menkul, müstakil, özneleşelebilir) diyen vardır, oysa işte yine bilimsel yol ve yöntemler sayesinde gece ve gündüzün kendi başına bir varlık olmadığının, fakat nesnel, objektif, somutlanabilir dayanak, kaynaklarıyla gözleme taban veren bir gerçeklik vasfı(ışığın bulunup, bulunmamasına görelik, nesnel bir taban, kaynak, dayanak, somut, nesnel etki farkları ve kıyası) farkına varıyoruz. Matematik dediğimiz de, gözlemlenebilir, NESNEL olan insanın, başta beynin, organizmanın aktiviteleriyle açığa çıkar ve bu bir kez gerçekleştiğinde insan ona bir isim verir ve böyle bir yetiye sahip olduğunun farkına varır-bilir. Matematiğin icrası da, pratikte elde edilmiş birikim de, bilgisi de böyle açığa çıkar....
Örneğin kullandığımız bilgisayar da matematik işlemi yapar, yapabilir, nasıl yapar peki? Bu forumda sadece basit bir toplama örneği vermiştim, İNPUT-ZORUNLU OUTPUT, işte output dediğimiz çıktıdır, input olmadan output olmaz ve bu temelde çok basit işlemlere de dayansa, çıktılar(output), yorumlayıcıda tekrar yorumlandığında yorumlanacak inputa da dönüşür. Yani temelde olan output(çıktılar), üst düzeydeki yorumlayıcı açısından aynı zaman input da olur, aralarında ilişki kurulabilir, ilişkilendirilip çıktı alınabilir, alınan çıktı tekrar input yapılarak yeni bir kıyasa dahil edilerek yeni bir çıktı alınabilir ve çeşitlendirilebilir ve kıyaslanabilir, sağlama yapılabilir, sembolik karşılığı, lazım olduğunda tekrar kullanılmak üzere kaydedilebilir. İnsan beyni, bütün ömrü boyunca milyonlarca input, output çıktısı depolar, bir toplum ise trilyonlarca... İşte matematik, düşünmek, mantık, akıl yürütmek, hatta duygular, tümü de milyonlarca input, output, veri, kayıt, yorum, sürekli eylem, işlev, iş sayesinde işlev kazanır... Bir insan beynine giden herhangi bir inputa bile engel olursak, sonuçlarını gözlemleyebiliriz, örneğin çeşitli kimyasallarla bu yapılabilir, içeride milyonlarca kaydedilmiş output çıktısı olmasına rağmen, beyin yorumlamak için, özellikle dolaysız dış etkilere dayalı ise, yine de istisnalar, sağlık sorunları, yanılsamalar dışında nesnel olarak alınacak inputa gereksinim duyar...
* Örneğin günümüzde felçli insanlar için, bilgisayar destekli projeler var ve felçli kişilerin o an ne yapmak istediği, gözlemlenen beyin aktivitelerinden yola çıkarak-yorumlanarak tespit edilip, çözümlenerek, istekleri yerine getirilmeye çalışılmaktadır ve hayli ilerleme sağlandı... İnput, output, ne kadar sağlıklı veri alınırsa, tahminler de, yorumlar da o kadar tutarlı olacak...
Basit temelden ilişkilendirilmiş çeşitliliğe ve input, output, çıktı örneği(bunlardan herhangi birisi metematik çıktısı olabilir ve metafizik, hayali olan hiç bir temele dayanmaz ve her girdi ve kaydedilen çıktının ve hatta bağ-ilişkisinin de veritabanında nesnel, somut bir karşılığı bulunur ve beyin süreğen bu verileri kıyaslar, ilişkilendirir, çeşitlendirir); A, B, C => AB, AC, BC, AA, BA, CA, BB, CC, ABC, BCA, CAB, CBA, AAB, AAC, ABB, ACC, BBA, CCA, ABA, ACA, BAC, CAB, ACB ........ uzar gider...
Sersemler akıllıların 7 yılda cevaplandıramayacağı soruları 1 günde sorarlar.
-------
Korku ve menfaat dalkavukluğa yol açar.
-------
İnsan korktuğuna ya da arzuladığına çok kolay inanır. La Fontaine
-------
Öküz tahta çıkarsa padişah olmaz, saray ahır olur. Çerkes Atasözü
-------
Akıllı bizi arayıp sormaz, aptal bacadan akar.
------
Su dağları kemirir, vadileri doldurur.
------
Aslanlar kendi tarihçilerine kavuşuncaya kadar kitaplar avcıyı övecektir.------
Hürriyet, başkalarına vermedikçe alamayacağımız tek şeydir. William Allen White ------ Belki söylendi herşey,/ belki de gece bekleniyor/ yazılsın diye aynı cümle. Tüm nedenleri yeryüzünün/ bir çakıltaşına takılıp kaldı. Esteban
------ Sıradan insan kendini evrenin merkezi yapmanın yolunu arar; bilge kişinin evreni onun merkezindedir. Lao Tzu
Konu spartacus tarafından (Bugün Saat 21:48 ) değiştirilmiştir.
|