
28-08-2007, 15:35
|
|
|
Re: 'Mülkiyet' kavramı
Bir *artı *deger *fazlasının *tüketimi, *kimler *tarafından *tüketilecegi *konusunda *bir *anlaşamamzlık *yoksa *insanların *kötü *olması *için *de *bir *sebep *aramak *boşunadır. *Hırsızlık, *cinayet, *dolandırıcılık, *bencillik *için *hiç *bir *sebep *yoktur. *Tüm *ürünün *hasadı *ertesinde *toplumun *ortak *deposuna *kaldırıldıgı *ve *ortaklaşa *olarak *yemek *şölenleri *ile *toplu *olarak *tüketildigi *Hawai *toplumunda *adam *hangi *gerekçe *ile *ürün *çalsın *ki. *Ya *da *karnı *doyuyorsa *neden *kendine *saklasın *ki.
Bir artı değer fazlasının gerçek gereksinimlerin ötesine taşmamış tüketiminden ötesi önemsizse, artı değerin paylaşımında sorun olmayacaktır.gereksinimler gerekenler sınırlı kalabildiği sürece fazlası taşınması gereken bir yükten öteye bir şey değildir.fazlasının gerçekten de fazlalık olduğu anlaşılabilmişse,fazlanın paylaşımı için hırsızlık,cinayet ve bencillik de boşa çıkmıştır,çünkü fazlalık da gerçek yerinde yani boştadır.peki gereksinimlerinin gerçeğini kaybetmiş,gereksinimlerini yeterinden çok daha öteye taşımış,hatta tüketimde ve ‘’yatırım’’ tuhaf başlığıyla yatırmakta doyumsuzluk noktasına gelmiş günümüz insanı acaba yeniden mülkiyetsiz konuma siyasal bir entelektüellikle mi yoksa özden gelen bir farkındalıkla mı ulaşababilir ?
Zihinsel mülkiyet gözden geçirilmeden somut mülkiyetden arınılabilir mi? Bence oldukça zor hatta imkansız.zihinsel mülkiyetimizi kirleten modern toplumun şartlanmışlıkları aslında somut mülkiyet kavramımızı olması gereken yerden tüketim toplumunun bulunmamızı istediği yere taşımaktadır.
Zihinsel yani soyut mülkiyetimiz değil somut mülkiyetimizin sosyal topluma yansıması bizi yüceltmektedir.kim nasıl arınacak bu aldanıştan.ta içimize kadar işlemiş.kravat ve takım elbise modern toplumun saygınlık totemi değil mi? Modaya da uygun olmalı yani yenisine gereksinim yokken bile şartlanmışlıklar onu gerekmediği halde eskitmekte.boyuna bağlanan o uzun kumaş parçasının anlamsızlığı ortada iken cepten çıkarılan telefonun markası,kullandığımız araba,oturduğumuz semt veya şehir,bitirdiğimiz okulun diploması,işimiz ve gelirimiz,dinimiz,ırkımız,yerine göre cinsiyetimiz üzerimize yapışmış etiketlerimiz yani mülkiyetlerimiz değil mi?aslında tüm bu etiketlerin modern toplumun ölçekleri ile okunuşu bizi nasıl bir insan olduğumuz anlamında yorumlamakta. modern toplumun saygınlık ölçeklerini oluşturmakta.bu kadar şartlı saçmalığa bulanmış iken ve tüm bu saçmalıkların amansız takipçisi konumuna düşürülmüş iken mülkiyetsizlik kavramının anlamını fark ederek bu etiketleri *sıyırıp atacağız.zor mu imkansız mı?
Bana göre imkansız.saçmalığın saçmalık olduğunun farkına varılamamışsa bundan kurtuluş imkansızdır.asıl olanın sadece yaşamak,insanca yaşamak olduğunu yaşam yoldaşlığındaki dayanışmayı fark edemeyen mülkiyetsiz olamaz.toplumun tüm dayatmaları,bunları alınız sahip olunuz,sahip olduğunuz kadar yüceleceksiniz söyleminde iken kim nasıl mülkiyetsizliğe ulaşacak.kızılderililer ve pek çok yerli halk mülkiyetsizdi ama henüz toplumsal şartlanmışlıkların tozuna bulanmadıkları için.
modern toplum yerlilerin üzerine de o tozu üflediğinde silkelenip hayır biz bunu kabul etmiyoruz demediler.zevkle içine bulandılar.parayı henüz tanımadıkları için incik boncuklarını ateş suyu ve demir tabanca ile takas ettiler.
|

28-08-2007, 15:37
|
|
|
Re: 'Mülkiyet' kavramı
para kavramı nerede,ne zaman oluştu ise mülkiyet de gerçek anlamına yada anlamsızlığına rağmen önemine o zaman kavuştu.
|

28-08-2007, 20:37
|
 |
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
|
|
Üyelik tarihi: 28 Sep 2006
Bulunduğu yer: İstanbul
Mesajlar: 12.080
|
|
Re: 'Mülkiyet' kavramı
sevgili ikikereiki
* * *söylediklerinize katılıyorum ama bir noktada anlaşıp anlaşamadıgımız konusunda şüphelerim var. Anladıgım kadarıyla kötülük güdülerinin toplumumuza yansıyan çogu şekillerinin özel mülkiyet güdüsü ile şekillendigi konusunda görüş birlikteligimiz var. Toplumun yeniden şekillendirilip kötülügün yok edilmesi mülkiyetin gerçek sahibine yani toplumun tümüne verilmesi ile mümkün olabilir. İnsanca ve insana yakışır bir yaşam tarzına ulaşabilmenin yolu da budur. O halde birinci adım siyasi adımdır. Siyasi iktidarın emekçilerin eline geçmesi olmalıdır.
* * *Birinci adım aşıldıktan sonra toplumun yukarıdan aşşagıya yeniden teşkil edilmesi gerekecektir. Bu ekonomik adımdır. Mülkiyetin toplumsallaştırılması ile temel çelişki çözüm aşamasına girecektir. Ancak en zor kısım bundan sonradır. Küçük meta üretiminin varlıgı ile binlerce yıldır varolan sınıflı toplum ideolojisinin kalıntıları kapitalizmi her gün her an yeniden dogurur. En temel mesele olan ideolojik ve zihinsel yeniden yapılanma tayin edici bir süreçtir. Bu anlamda bu devrimi başarabilmiş bireylerin ürünü olabilir sınıfsız bir toplumu örgütleyebilmek.
* * *Buradaki sorun bu zihinsel devrimin kapitalizm şartlarında kendiliginden olamayacagıdır. Siyasi, ekonomik iktidarların bir tamamlayıcısı olarak hayata geçebilir ve dünya üzerinde buna karşı çıkacak bir devletin de olmaması , ekonominin de olmaması gerekmektedir. Olgu tüm dünya ölçegindeki bir yaşam alanında tayin edici sonuçlarına ulaşabilir ancak.
* * *saygılarımla
|

29-08-2007, 00:54
|
|
|
Re: 'Mülkiyet' kavramı
toplumun yeniden nasıl şekilleneceği bizim kurgu ütopyamız olarak kalacak,bu toplumun hatta bu dünyanın kurduğu yamuk düzen kendi kendini imha etmeden düzelmeyecek.yeni bir düzene kurulma şansı verilirse de bir öncekinin tekrarı olacak.çünkü tarih tekerrür eder.tarihi mülk edinen tekerrür ettirir.
amerika yeni keşfedildiğinde avrupadan gelen göçmenler yerli halkın varolan sade düzenine *uymayı düşünmediler bile.yeni kıtaya,yeni bir başlangıç yeni bir toplum şekillenmesi olarak bakmadılar.varolan uyumu yerle bir edip kendi düzenlerini yani tarihi tekerrür ettirdiler.
bana göre zihinler kendi farkındalıkları ve istekleri ile yeniden şekillenmediği sürece,herhangi bir örgütlenme ile toplumu yeniden şekillendiremezsiniz,o bildiği şekle bir süre sonra yine döner.siyasi iktidarın emekçilerin eline geçmesi bugün emekçi olanın,yarın patron olmaya niyetlenmeyeceğinin garantisini vermez.toplumun yeniden şekillenmesi yukarıdan aşağıya dikey olarak değil,soldan sağa ( yada sağdan sola bu size daha uygun galiba  ) yatay olarak yapılmalıki herkes aşağıya eşit yükseklikten baksın.
|

29-08-2007, 01:45
|
 |
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
|
|
Üyelik tarihi: 28 Sep 2006
Bulunduğu yer: İstanbul
Mesajlar: 12.080
|
|
Re: 'Mülkiyet' kavramı
sevgili ikikereiki cennet ütopyasını deneme şansınız yok, bir ütopya peşinde gidiyor insanlar. Sosyalizm ya da komünizm ütopyasının ilk basamagı ise deneme alanı buldu. İnsanlıgın gerçek tarihi bulguları 196.000 sene evveline dayanıyor. İnsanoglu 190.000 sene mülkiyetsiz yaşamış ve evrimine çok ufak bir zaman dilimi olan 6.000 sene içerisinde ise sınıflarla tanışmış. Sınıfların varlıgı ve sınıflar mücadelesi her zaman toplumsal degişimin dinamigi, etkeni ve tayin edicisi olmuşlar. SSosyalizm denemesi ise sınıflar mücadelesi tarihinde çok kısa süren ve ikinci olan bir deneme. İlki Paris Komünü idi çünkü.
* * Bu 6.000 sene insanın sosyal evriminin itici gücü olan özel mülkiyet artık insanlıgın gelişimi önünde bir engel haline geldi. Yadsınması tarihsel bir zorunluluk olarak önümüzde duruyor. Venezuela'da çalışma saatleri 6 saate indirilmiş, ya da indiriliyor. Bu sosyalist bir kazanımdır, sosyalist düşünce sayesinde olan kazanımlardır. *Türkiye deki 8 saat de öyle. Gönül ister ki dönüşüm sancısız ve şiddetsiz olsun ama kimse cennetini terk etmek istemiyor.
* * *Benim yukarıdan aşşagı tahlilim ekonomi içindi, devlet biçimi için degil. Sosyalist bir ekonomide devlet örgütlenmesi yerel olmalıdır. ( şimdiye kadar ne yapıldıgı hiç umurumda degil ) lokal olmalıdır ve en küçük *alt birimlerden yukarıya dogru şekillenmelidir. Devlet ancak böyle söner, merkezileşerek degil. şimdi önümüzde teknoloji ve bilinç gibi iki yeni silah ve evrimi çabuklaştıran iki yeni güç daha var.
* * * Bakın bu siteyi ele alın. Burada kavgalar neden çıkıyor, kutsallardan. Kutsallar ise mülkiyetin ifadesidir. Kutsalı olmayan kişinin karşı tarafa şiddet uyguladıgına şahit olamazsınız. Ve kutsallarımızı yani mülkiyet ilişkilerimizi arkamızda bıraktıgımız oranda ben olmaktan çıkıp biz haline geliyoruz. İşte bu proleterya diktatörlügüdür. Bunun için de bu sitenin emsali az bulunur. Buradaki demokratik anlayış hiç bir yerde bulunmaz. Burada yapılan tüm çalışmalar da karşılık ve çıkar beklemeden yapılan bireysel özveri temelinde gelişir.
* * * *Böyle bir toplum biçimini sanalda yapabiliyorsak reelde yapmamız da imkansız olmasa gerektir. Ama buna elbetteki direnenler olacaktır. Üretim araçlarının mülkiyetini ellerinde bulunduranlardan bunları gönüllüce teslim etmesini bekleyemezsiniz. Ama onlar bunu tüm toplumdan zorla almışlardı. O halde bizim de onlardan zorla almamız gerekiyor. Bu zor parça parça kazanımlarla evrimsel bir süreçte de yürüyebilir, ya da bir patlama ile devrimsel bir süreçte de ilerleyebilir. Ama her şart altında temel koşul daha iyi bir dünya isteyenlerin dil, din, ırk, cinsiyet farkı gözetmeksizin ortak bir insan paydasında birleşebilmeleri ve insanlara karşı kutsal yaratmamaları ve her türlü kutsalı geride bırakmalarıdır. Kutsaldan vazgeçiş mülkiyetten de vazgeçişi simgeler çünkü.
* * * * saygılarımla
|

29-08-2007, 12:10
|
|
|
Re: 'Mülkiyet' kavramı
sevgili dilaver,
toplumsal hiçbir değişim zor kullanarak gerçek anlamında yapılamaz ancak eğitim seviyesi ve bilinç düzeyindeki farklılıklar toplumsal değişimi olması gereken yere taşır.zor kullanarak yapılan her değişiklik baskıya maruz kalanda tepkisellik yaratacak,ilk fırsatta baskıyı kaldırmaya çalışacaktır.üstelik pek çok değerini baskı altında kaldığı için yozlaştırıp kaybederek.komünist rejimden çıkmış ülke halklarının yozlaşmış ve dejenere olmuş değerleri bunun delili.zorla kurulan baskıyı yıkmaya çalıştılar,fakat bu arada maruz kaldıkları baskı sahip oldukları olumlu değerleri bile yok etti. zorlama ile örülmüş duvarı yıktılar,duvar yıkıldığında sağındaki ve solundaki görüntü ne kadar farklıydı.sol taraftaki insanların yüzünde mutluluk değil hüzün vardı.asıl olan insanın mutluluğu ve mutluluğu arayacağı doğru adresi bilmesidir.duvarı soldan sağa geçmeyi deneyen çok oldu ama sağdan sola geçmeyi kimse istemedi çünkü sağda olmak kapitalizmin sahte avuntusunda mutlu yaşamak varken sol taraftaki dayatmacı baskıyı kimse istemedi.aslında gerçek iki tarafında ne yaptığını gerçek anlamında fark edememesiydi.
mutluluğun mülkiyetsizlikten geçtiğinin farkına varabilmiş olsalardı sistemlerini korumak ve geliştirmek için çaba sarfederlerdi,duvara da gerek olmazdı.zorla duvarların arkasında kimse zaptedilemez,ergeç yıkılır.asıl olan toplumsal mutluluk ve huzurun gerçek anlamının nerede olduğunu öğretebilmektir.insanlara gerçek mutluluk ve huzurun anlamını bilinçlerindeki gelişmeyle öğretemezseniz sahte de olsa mutluluğu buldukları yere yönlenirler.
komünizm dayatma değil farkındalıkla oluşmuş istekli bir kabulleniş olsa idi kapitalizmden önce yıkılmazdı.kapitalizm de yıkılacak üstelik yıkılışı daha gürültülü olacak,fakat kapitalizm insanlığın kendiliğini çalarken onu sahte avuntularla mutlu etmeyi biliyor.
|

25-02-2008, 18:56
|
 |
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
|
|
Üyelik tarihi: 28 Sep 2006
Bulunduğu yer: İstanbul
Mesajlar: 12.080
|
|
Re: 'Mülkiyet' kavramı
Ahmet Altan'ın Güzel bir yazısı, paylaşmak istedim. Pek çok şeye güzel yorum getirebiliyor :
Savaşlar
İklim değişiklikleri sonucu doğadaki av hayvanları azaldığında aç kalan insanlar, bütün geleceği değiştirecek bir şeyi keşfetmek zorunda kaldılar.
Toprağı ve tarımı.
"Toprak" , insanoğlunun içindeki bütün kötülükleri sanki tek başına harekete geçirdi.
Mülkiyetçilik, bencillik, açgözlülük.
"Benim olsun, daha fazla olsun" deliliği insanın içinde ayakladı.
O meşhur sözün dediği gibi, "toprağının etrafına çit çevirenin ilk insanın çitlerini yıksalardı tarih başka türlü olurdu" ama o çitleri devirmedi kimse, aksine herkes kendi toprağının etrafına çitler dikti.
Ondan sonrası "daha fazla toprak, daha fazla güç, daha fazla zenginlik" için birbirini öldüren insanların tarihi oldu.
Hep öldürdüler.
Ve hep öldüler.
Toprak, o toprağın kime ait olduğunu belirleyen bayrak, o toprağı başkalarının topraklarından ayıran sınırlar kutsallaştı.
Daha çok toprak fetheden en büyük "kahraman" olarak görüldü.
Binlerce yıl sürdü bu.
Sınırlar sürekli değişti.
Birbirlerinin elinden toprakları kaptılar.
Makineleri keşfettiklerinde de durum değişmedi.
O makinelerde işleyecekleri ham maddeleri elde etmek için gene toprak peşine düştüler.
Petrolü buldular sonra.
Toprak hem bereket hem enerji kaynağı haline geldi böylece.
Bütün bu sürede insan "bedeni" hem savaş hem üretim için kullanıldı.
İnsansız ne savaş ne üretim oluyordu.
Çalışıyorlar, ölüyorlar, öldürüyorlardı.
Sonra bugünlere geldik.
Beş bin yıllık insanlık tarihinin en büyük değişimlerinin olduğu bir dönemden geçiyoruz.
Toprak çoktandır tek "bereket" kaynağı değil.
İnsan bedeni "üretim" zincirinden hemen hemen tümüyle çıkıyor.
Petrol çok uzun olmayan bir gelecekte önemini yitirecek.
Ama en önemlisi tarihte ilk kez bir "fikir "sahibi olmak, "mülk" sahibi olmaktan daha kârlı bir hale geldi.
Bill Gates, sadece bir "buluş" yaparak, dünyanın en büyük şirketlerinden daha zengin oldu.
"Facebook" diye bir site kurmayı düşünen genç çocuk, bir gecede petrol şeyhlerinden bile daha fazla parayı bankaya yatırdı.
"Google"ın sahipleri, birçok devletin sahip olduğundan daha büyük bir mali yapıyı kontrol ediyor.
İnsanın bedenini değil "aklını" kullandığı bir çağdayız.
Bir fikre sahip olmak, bir ülkeye sahip olmaktan daha kârlı.
Üstelik, insanın yerini alan "robotların" bu "yeni fikirlerin" denetiminde ürettiği mallar o kadar bol ve o kadar gelişmiş ki o malları alacak zengin ve gelişmiş alıcılara ihtiyaç var.
Gidip birilerinin toprağına, malına, mülküne el koymak, onun fakir bırakmak, o malları satmak isteyenleri de fakirleştirecek.
Onun için zengin ve üretken ülkeler, mallarını satabilmek için "zengin" alıcılar yaratmaya çalışıyorlar.
Savaşla yok etmektense, barışla var etmek herkesin daha çok işine geliyor.
İlk kez barış savaştan daha kârlı.
Fikirlerin "mallardan" daha değerli olması "insanı", zengin satıcıların zengin alıcılara ihtiyaç duyması da "barışı" kıymetli kılıyor artık.
Onun için gelişmiş ülkeler "insan haklarına" çok önem veriyor.
Onun için Avrupa ve Amerika'nın "petrolcülerle silahçıların" dışındaki kesimleri temsil eden kanadı "barışı" önemsiyor.
İnsan ve barış, yeniçağın üstüne yerleştiği vazgeçilmez sütunlar.
Gelecek bu iki sütunun üstünde yükseliyor.
Ama hayat ve tarih, her yerde aynı anda değişmiyor.
Değişim başlıyor ve sonra insanlık yavaş yavaş ona alışıp ayak uyduruyor.
İngiltere'de kullanılan ilk dokuma makinelerinin başka toplumlara ulaşması da epey vakit almıştı.
İnsanın ve barışın kıymetini anlamak da yavaşça ama kararlı bir şekilde yayılıyor dünyaya.
Ve biz henüz içinde bulunduğumuz dünyanın değişimlerini tam olarak algılamış bir toplum değiliz.
İnsan ve barış buralarda hala değersiz.
Hala toprağa, bayrağa, sınırlara ve "mala" tapınıyoruz.
Ben bu satırları yazarken ülkemizin güney sınırlarında insanlar ölüyor.
Çoktan bitmiş bir çağın ve çoktan bitmiş bir savaşın kurbanları onlar.
Bunu bilmek insanın içini daha çok acıtıyor.
Taraf Gazetesi, 24 Şubat Pazar
saygılarımla
Çin'den İspanya'ya, Ümit Burnu'ndan Alaska'ya kadar
her mili bahride her kilometrede dostum ve düşmanım var
Dostlar, ki bir kere bile selamlaşmadık
aynı ekmek, aynı hürriyet, aynı hasret için ölebiliriz...
Nazım Hikmet
www.dilaverkom.blogcu.com
|

25-02-2008, 19:23
|
 |
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
|
|
Üyelik tarihi: 06 Oct 2007
Mesajlar: 3.982
|
|
Re: 'Mülkiyet' kavramı
Bizim malımızda ,topraklarımızda gözleri olanların gözü çıksın.
Çok bildiğini sanan bir liboştur A.Altan,aşmıştır bazı şeyleri,değerlerini kaybetmiştir.
Taraf olmuştur,karşı tarafta durmuştur.
''asla değişmeyecek hükümler getirdiğini iddia etmek,aklın ve ilmin gelişimini inkar etmek olur''
|

25-02-2008, 19:37
|
 |
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
|
|
Üyelik tarihi: 28 Sep 2006
Bulunduğu yer: İstanbul
Mesajlar: 12.080
|
|
Re: 'Mülkiyet' kavramı
karşı taraf neresi aydoe ve neye göre kime göre karşı taraf.
*saygılarımla
Çin'den İspanya'ya, Ümit Burnu'ndan Alaska'ya kadar
her mili bahride her kilometrede dostum ve düşmanım var
Dostlar, ki bir kere bile selamlaşmadık
aynı ekmek, aynı hürriyet, aynı hasret için ölebiliriz...
Nazım Hikmet
www.dilaverkom.blogcu.com
|

25-02-2008, 20:59
|
 |
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
|
|
Üyelik tarihi: 06 Oct 2007
Mesajlar: 3.982
|
|
Re: 'Mülkiyet' kavramı
''Onun için Avrupa ve Amerika'nın "petrolcülerle silahçıların" dışındaki kesimleri temsil eden kanadı "barışı" önemsiyor.
İnsan ve barış, yeniçağın üstüne yerleştiği vazgeçilmez sütunlar.
Gelecek bu iki sütunun üstünde yükseliyor.
Ama hayat ve tarih, her yerde aynı anda değişmiyor.
Değişim başlıyor ve sonra insanlık yavaş yavaş ona alışıp ayak uyduruyor.
İngiltere'de kullanılan ilk dokuma makinelerinin başka toplumlara ulaşması da epey vakit almıştı.
İnsanın ve barışın kıymetini anlamak da yavaşça ama kararlı bir şekilde yayılıyor dünyaya.
Ve biz henüz içinde bulunduğumuz dünyanın değişimlerini tam olarak algılamış bir toplum değiliz.
İnsan ve barış buralarda hala değersiz.
Hala toprağa, bayrağa, sınırlara ve "mala" tapınıyoruz.
Ben bu satırları yazarken ülkemizin güney sınırlarında insanlar ölüyor.
Çoktan bitmiş bir çağın ve çoktan bitmiş bir savaşın kurbanları onlar.
Bunu bilmek insanın içini daha çok acıtıyor. ''
Taraf Gazetesi, 24 Şubat Pazar
Dünyada savaşı sürdüren Abd ve İngilteredir.Komşumuz Irak bu devletler tarafından işgal edilmiştir.
GWB Abd'de halkın değil petrol şirketlerinin başkanıdır.
Ahmet Altan dünyanın jandarmalığına soyunmuş Abd'nin varlığını savaş ve askeri güçle sürdürdüğünün farkında değilmi?
Son dönemde özgürlük,demokrasi,bireysel özgürlükler kapsamında ülkemize empoze edilen Cumhuriyetin tasfiyesidir.
Kimi yazar çizer tayfasıda bilinçli veya bilinçsiz olarak bu kervana katılmıştır.
Ülkemiz böyle bir kuşatma ve yok edilme süreci yaşarken,bayrak için toprak için ölen insanlara saygısızlıktır,yazdıkları.
Çoktan bitmiş bir savaşmış,sonucunuda söylesin bari,savaşan güçleride yerli yerine koysun kendisi yazdığı gazete itibarıyla tarafını belli etmiş zaten.A.Altan karşı devrim saflarında yerini almıştır.
'Bayrakları bayrak yapan üstündeki kandır
Toprak eğer uğrunda ölen varsa vatandır', dizeleriyle en güzel şekilde açıklanan bayrak ve ülke tanımı bugünlerde ortaya çıkan manzaraya karşı en güzel yanıt olsa gerek. Bayrağı, bayrak yapan şey ona katılan anlamdır. O'nu göndere çekebilmek için dökülen kanlar ve çekilen eziyetlerdir. Yoksa bir kumaş parçasının hangi şekil ve ebatta olduğu önemli değildir.
Ülke işbirlikçi nakşi oligarşi idaresinde etnik ve dini parçalanmaya ve paylaşıma götürülmektedir.
Ülkemizde devrimciler ve karşı devrimciler vardır.
Atatürk'ün önderliğinde kurulmuş olan Cumhuriyet'e sahip çıkan yurtseverler,devrimciler.
Cumhuriyeti ortadan kaldırmaya uğraşan karşı devrimciler.
Saygılar
''asla değişmeyecek hükümler getirdiğini iddia etmek,aklın ve ilmin gelişimini inkar etmek olur''
|
Yetkileriniz
|
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.
HTML-KodlarıKapalı
|
|
|
Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 11:52 .
|