
25-03-2006, 23:13
|
 |
Kıdemli Üye
|
|
Üyelik tarihi: 01 Nov 2005
Bulunduğu yer: İstanbul
Mesajlar: 8.936
|
|
Re: MEVLANA AŞK, SEVGİ, DOSTLUK & HAK YOLU
Mevlana'yı anlayabilmek için Tasavvuf'u iyi bilmek gerekir.
Hallac-ı Mansur'u anlayamayan , varlıkların birliğini kavrayamayan Mevlana'nın sözlerine de akıl erdiremez.
Mevlana'nın yanındamıymış Ahmet Eflaki? Bu asılsız yorum yapılmış.
Mevlana'nın eserlerinde bulunmaz öyle bir örnek.
Başka bir yazarın kitabındaki karaçalmayı , Mevlana'nın eseri gibi sunmamalı , dürüst olmak için yanlış anlaşılmasın diye , Menakıbul Arifun-Ahmet Eflaki yazmalıydın.Kasıtlar hala sürüyor.
Mansur'u , Mevlana'yı anlayamayan , Yunus'u anlayabilir mi hiç?
Buyrun...
Çıktım erik dalına
Anda yedim üzümü
Bostan ıssı kakıyıp
Der ne yersin kozumu
Uğruluk yaptı bana
Bühtan eyledim ona
Çerçi de geldi aydur
Hani aldın gözünü
Kerpiç koydum kazana
Poyraz ile kaynattım
Nedir diye sorana
Bandım verdim özünü
İplik verdim cullaha
Sarıp yumak etmemiş
Becid becid ısmarlar
Gelsin alsın bezini
Bir serçenin kanadın
Kırk katıra yüklettim
Çift dahi çekemedi
Şöyle kaldı kazanı
Bir sinek bir kartalı
Salladı vurdu yere
Yalan değil gerçektir
Ben de gördüm tozunu
Bir küt ile güreştim
Elsiz ayağım aldı
Güreşip başamadım
Gövündürdü özümü
Kafdağından bir taşı
Şöyle attılar bana
Öylelik yola düştü
Bozayazdı yüzümü
Balık kavağa çıkmış
Zift turşusun yemeğe
Leylek koduk doğurmuş
Baka şunun sözünü
Gözsüze fısıldadım
Sağır sözüm işitmiş
Dilsiz çağırıp söyler
Dilimdeki sözümü
Bir öküz boğazladım
Kakladım sere kodum
Öküz ıssı geldi der
Boğazladın kazımı
Bundan da kurtulmadım
Nideyim bilemedim
Bir çerçi de geldi der
Kani oldum gözgümü
Tosbağaya sataştım
Gözsüz sepek yoldaşı
Sordum sefer nereye
Kayseri'ye azami
Yunus bir söz söylemiş
Hiç bir söze benzemez
Münafıklar elinden
Örter mana yüzünü
Şimdi "Erik ağacında üzüm yedim.Bostan bekçisi dedi ki ; 'Ne yersin cevizi mi"
Erik ağacında üzüm yenir mi?
Erik ağacında üzüm yiyene , cevizi mi ne yersin diye sorulur mu?
Bu bağdaşmazlığı açıklayamayan , Yunus için kaçık der.
Ya sineğin kartalı yere vurmasına , balığın kavağa çıkmasına ne diyeceksiniz?
Başka kitapları ordan kıvır , burdan bük , anlamını kaydırmaya , yumuşatmaya , zamana uydurmaya çalışacaksın.Mevlana'ya gelince , "millete bak ne diyor" diyeceksin.Yemezler...
|

26-03-2006, 04:03
|
 |
Onur Üyesi
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
|
|
Üyelik tarihi: 01 Aug 2005
Bulunduğu yer: Isvicre
Mesajlar: 6.665
|
|
Re: MEVLANA AŞK, SEVGİ, DOSTLUK & HAK YOLU
Panteidar, mesnevi linki için teşekkürler. Aklıma takılan bir bölüm şu. Yerini buldum, epey uzun bir alıntı olacak o yüzden tümünü aktarmıyorum. Ancak yerini söyleyeyim. 1.cilt 125'den başlıyor. Yahudi padişahın öyküsü. Bu padişahın hıristiyanların kökünü nasıl kazımak isteğinde olduğu ile başlıyor. *Sonra Vezirin padişaha hile öğretmesi ile devam ediyor. Öykü oldukça uzun. Anlattığı şey ise hıristiyanlığın gelişmesinin öyküsü. Padişah hıristiyanlığın kökünü kazımak istiyor. Vezir ise ona kurnazca bir yöntem öneriyor.
*Padişah : “Peki söyle bakalım, ne yapalım; bu hususta ne hile ve tezvirde bulunalım, çaresi ne?
* Ne yapalım ki dünyada ne açık dindar, ne gizli din tutar bir Hıristiyan kalmasın” dedi
* Vezir dedi ki: “Bana gazebederek hükmet, kulağımı elimi kestir; burnumu, dudağımı yardır!
340. Ondan sonra beni dar ağacına götür. O esnada bir şefaatçi suçumun affını dilesin.
* Bu işi dört yol ağzı bir yerde, tellâl pazarında yaptır.
* Ondan sonrada beni, huzurundan uzak bir şehre sür ki ben, onların arasına yüz türlü din kayıtsızlığı sokayım.
Padişah vezirin söylediklerini aynen yapıyor. Vezir hristiyanların gönlüne öyle bir giriyor ki o zaman 12 emiri olan hıristiyanların bütün emirleri bu kötü vezire bağlanıyor. Öl dese ölecek kadar ona tapıyorlar
*Hükümetleri zamanında, İsâ kavminin on iki emîri vardır.
* Her fırka bir emîre tâbiydi; kendi beyine tamah yüzünden kul olmuştu.
460. Bu on iki emîrler kavimleri, o kötü vezire bağlanmışlardı.
* Hepsi, onun sözüne itimad ediyordu, hepsi onun mesleğine uymuştu.
* O, öl, der demez her emîr hemen o anda ölürdü.
Ve bu kötü vezir yapacağı alçaklığı o zaman yapıyor. Her emire ayrı birer yazı yazıp gönderirir. Özellikle de birbiriyle çelişkili şeyler yazar ki, bunlar birbirine düşsün. Ardından da 40, 50 gün sürecek bir halvete girer. Müritleri onun sesi olmazsa, lütfu olmazsa dayanamaz haldedirler, tekrar tekrar çağırmalarına karşın veziri halvetten çıkaramazlar. Kötü vezir her emiri ayrı ayrı çağırıp veliaht yapar, bu da onun son alçaklığıdır. Sonra da kendini öldürür.
O emîrlerin birisi öne düşüp o vefalı kavmin yanına gitti.
* Dedi ki: “İşte o zatın vekili; zamanede İsa halifesi benim.
* İşte tomar, ondan sonra vekilliğin bana ait olduğuna dair burhanımdır.”
* Öbür emîrde pusudan çıkageldi. Hilâfet hususunda onun dâvası da bunun dâvası gibiydi.
700.Diğer emîrler de bir bir katar olup (birbirlerinin ardınca dâvaya kalkışıp keskin kılıçlar çektiler.)
* Her birinin elinde bir kılıç ve bir tomar vardı; sarhoş filler gibi birbirlerine düştüler.
* Yüz binlerce Hıristiyan öldü, bu suretle kesik başlardan tepe oldu.
* Sağdan, soldan sel gibi kanlar aktı. Havaya, dağlarcasına tozlar kalktı.
Son kısımda ise İncil'de Ahmed adının anıldığından bahsedilerek İslama bir çağrı yapılır. Ve hıistiyanlığın ne olduğuna dair bir bölüm
735. Fitnelerden ve o tedbiri de şom, fitnesi de şom vezir yüzünden hor ve kıymetsiz bir hale geldi.
* Mânaları ters, sözleri aykırı tomarlara uymalarından dolayı dinleri de müşevveş bir hale geldi, hükümleri de!
* Ahmed’in adı böyle yardım ederse acaba nuru nasıl korur?
* Ahmed adı sağlam bir kapı olunca o emin ruhun zatı ne olur?
* Vezirin belâsı yüzünden yoldan çıkmış olan o nasihat kabul etmez padişahtan sonra.
Evet bence bu öykü Kuran'a bir katkı sayılabilir. (Eğer anlatılan öykü hısitiyanlıkla ilgili ise, imalı bir tarzda aslında İslamiyet anlatılıyor falan denmiyorsa) Çünkü Kuran'da bir tahrifattan bahsediliyor, ancak bunun nasıl yapıldığına dair bir açıklama yapılmıyor. Mesnevi'de ise bu tahrifatı yapanın Yahudi padişahın veziri olup, hıristiyanların arasına giren bir hain olduğu anlatılıyor. İlginç, ama ne kadar doğru, ve neye dayanıyor? Aslı astarı olmayan bir hikaye mi sadece? Öykünün kendisi önemli değil de aradaki mesajlar mı önemli sadece? Bana çok da masum gibi gelmedi açıkçası.
|

26-03-2006, 14:36
|
 |
Kıdemli Üye
|
|
Üyelik tarihi: 01 Nov 2005
Bulunduğu yer: İstanbul
Mesajlar: 8.936
|
|
Re: MEVLANA AŞK, SEVGİ, DOSTLUK & HAK YOLU
Sargon ;
Mevlana , İslam dünyası ve İslam inancı içinde yetişmiş bir düşünürdür.Onun felsefesi , İslam'dan farklılıklar arzetse de , kaynak ve referans olarak İslam'ı alır.Kur'an'daki ayetlere bağlı kalır ama Tasavvuf'a göre yorumlar.
Yazdığı eserler kutsal değildir , kendi felsefesi , dünya görüşü ve dini inançları doğrultusunda yazılmış edebi eserlerdir.
Bunlar incelendiğinde bazılarında katılmayacağımız , farklı algılayacağımız veya yorumlayacağımız kısımlar olabilir.Hatalar , yanlışlar da olabilir.
Ama genel içerik olarak yorumlandığında , hümanist bir dünya görüşü ortaya çıkar.
İslam inancında ve Kur'an'da , Tevrat ve İncil'in tahrif edildiğine , bugünkü Kitab-ı Mukaddes'in vahiy kitaplarının aslı olmadığına , insan sözleriyle doldurulduğuna inanılır.
Nitekim , bunu bugün Hristiyan ve Museviler de kabullenmektedir.Yani kitapların değişik kişiler tarafından kaleme alındığını ama içlerinde Tanrı sözlerinin de yer aldığını belirtirler.
Kur'an'da , İncil'de Ahmet adında bir peygamberin müjdelendiği yazıldığı için , Mevlana 'da bu konuda sorulan soruları ve İncil'in tahrifatını bildikleriyle , duyduklarıyla , inandıklarıyla hikayemsi bir tarzda kaleme almıştır.
Onun bütün anlatımları hayali öyküler şeklindedir.Hikayelerinin yaşanmış olduğu iddia edilmez.Tarz olarak bu yolu seçmiştir.Halkın ve okurların daha kolay anlamalarını sağlamak maksatlıdır.Her öykünün içinde ve sonunda kendi görüşleri , öğütleri , uyarıları yer alır.Önemli olan bu açıklamalardır.
Bu açıklamalarda "Mevlana'nın insanlık düşmanı , kadın düşmanı , savaşçı-cihatçi , şirk içinde vs. olduğu söylenemez.
Seni kutluyorum.Sabırla hikayeyi sonuna kadar okumuşsun anlayarak.Bir çok kişi , hangi beyitten başladığını , nerede bittiğini , neyi anlattığını anlamadan karışık okuduğu için yanlış anlıyor.Sen de gördün; 125.beyitten başlıyor , 735'e kadar devam ediyor.Kötü niyet içinde yaklaşan ise , aradan örneğin 385.beyiti alıyor."Bak Mevlana Mesnevi'de böyle yazıyor" diyor.Halbuki o beyitte , hikayenin çok küçük bir ayrıntısı var , ya vezir hakkında ya padişah hakkında..Resmen cımbızlanmış oluyor yani..
Şimdi burada anlatılan , Yahudilerin , yayılmakta olan Hristiyanlığın önünü kesmek için başvurduğu hilelerden biri hikaye edilmiş.İncil'in aslının değiştirilip her biri farklı olacak şekilde çoğalttırıldığını ve farklı İncil'lerin böyle oluştuğu iddia ediliyor.Ahmet'le birlikte bir çok vahyin de değiştirildiği anlatılmak isteniyor.
Tabi ki bu birebir doğru olmayabilir.Uzaktan yakından ilgisi de olmayabilir.Neticede bir Edebi eserdir ve hikayedir.
Okuduğum kitaplar içinde "2.Ramses , Kral Süleyman ve Kayıp Yazılar , Süleyman Peygamber ve Hiram Usta"da öyle anlatımlar , söylemler var ki sanki yaşanırken yazar da bire bir herşeyi yaşamış gibi.Hiçbiri gerçek değil.Ama eldeki bilgilerden ve kutsal kitaplardaki yazılanlardan ve rivayetlerden yola çıkılarak yazılmış bu eserleri merakla okuyoruz.Kimi insan bunlara inanıyor da.Fakat öyle ustalıkla kurgulanmış ki gerçeğinde de benzerlikler yaşanmış olabilir.
Mevlana'nın hikayeleri de böyle.
|

26-03-2006, 14:45
|
|
|
Re: MEVLANA AŞK, SEVGİ, DOSTLUK & HAK YOLU
|

26-03-2006, 19:24
|
 |
Kıdemli Üye
|
|
Üyelik tarihi: 01 Nov 2005
Bulunduğu yer: İstanbul
Mesajlar: 8.936
|
|
Re: MEVLANA AŞK, SEVGİ, DOSTLUK & HAK YOLU
"Hiçbir kafiri hor görmeyin. Müslüman olarak ölebilir olur ya." diye yazmış Mevlana Mesnevi'de.
Şimdi bu sözü almışlar , "Mevlana'nın müslüman olmayana yaklaşımı bu işte , sırf ölmeden önce müslüman olabilir diye , müslüman olmayanın öldürülmemesini istiyor" diye eleştiriyorlar.
Mevlana insanlar arasında ayırım yapmamıştır.Hangi ırktan , hangi dinden olursa olsun insana , hayvana , tüm varlıklara sevgi ile yaklaşmayı imanın şartı gibi görmüştür.
Yukarıdaki söz , "üç yolcu" hikayesinin içinde geçmekte olup , yolculardan yahudi olanı tarafından anlattığı rüya sonunda söylenmiş bir sözdür .Öyle dahi olsa , ayetlerin yanlış yorumlanmasından ve uydurma hadislerden dolayı , kafirlerin öldürülmesine , kafir öldürenin cennetlik olduğuna inanmış bilinçsiz kitleleri bundan engellemenin bir yolu olarak düşünmek daha doğru olmaz mıydı?
Aşağıda bu sözün geçtiği hikayeyi okuyabilirsiniz.Sadece sözün geçtiği kısmı okumak isterseniz kırmızı renkteki paragrafı okuyabilirsiniz.
ÜÇ YOLCU
Oğul, burada bir hikaye dinle de hünerlerine kapılıp belalara uğrama.
Bir Yahudi, bir Müslüman, bir de Hıristiyan yolda arkadaş oldular. Bir mümin, iki sapıkla yoldaş oldu. Aklın şeytan ve nefisle arkadaş olması gibi.
Yol hali bu bir de bakarsın, bir Maraga’lı ile bir Rey’li arkadaş olur. Beraber yerler, beraber içerler. Baykuş, karga ve doğan, bir kafese düşebilir. Hapiste bir temiz kişiyle bir beynamaz arkadaş olabilir. Bir konaktaki kervan sarayda doğu ve batı halkıyla Maveraünnehir’li bir araya gelir.
Aşağılık ve yüce kişiler, kış ve kar yüzünden bir kervansarayda günlerce kalırlar. Fakat yol açıldı, mani kalmadı mı hepsi ayrılır, her biri bir yana gider.
Akıl padişahı, kafesi kırdı mı kuşların her biri bir tarafa uçar. Bundan önce neşelenerek, sevinerek kendi cinsinin havası ile geldiği yere uçar giderdi ya. Kafeste ve zindan da iken de her an ağlayıp inleyerek kanat açar ama uçmaya yol ve imkan yoktur. Fakat yol oldu mu her biri, anarak kanat açtığı yere uçar, yel gibi uçup gider. Ağlayıp vah ettiği tarafa fırsat buldu mu koşar uçup kavuşur. Bedenine bak. Bu cüzüler, nereden toplanıp bedenine geldi. Kimisi suya, kimisi toprağa, kimisi yele, kimisi ateşe mensup. Kimi arştan gelmiş, kimi ferşten. Kimisi güzel, kimisi çirkin.
Her biri kar korkusundan bu kervansaraya sinmiş, geldikleri yere tekrar dönmeyi umuyor. Çeşit çeşit kar var, her taraf donmuş, hiçbir yerde hayat kalmamış. O adalet güneşinden uzak kalmışlar, o uzaklık kışından buz kesilmişler. Fakat o kızgın güneşin harareti bir geldi mi dağ bile kum ve yün kesilir.
Can verirken beden nasıl erirse kendilerinde candan eser olmayan cansızlar bile öyle erir.
Bu üç yoldaş bir konağa vardılar. Orada bir devletli, kendilerine helva hediye etti. Bir ihsan sahibi, “Ben yakınım” sofrasından her üç garibe de helva götürdü. Tanrıdan sevap ümidi ile sıcak somun ve bal helvası hediye etti.
Şehirliler edep ve zeka ehli olurlar. Toy vermek yoksul doyurmak da köylülere verilmiştir. Tanrı, garibe ziyafet çekmeyi köylülere vermiştir. Köylerde her gün Tanrıdan başka imdadına yetişecek hiç kimsesi olmayan yeni bir misafir vardır. Köylerde her gece yeni bir topluluk vardır ki onların Tanrıdan başka kimseleri yoktur.
O iki yabancı, adamakıllı yemek yemişler, imtilaya uğramışlardı. O Müslüman ise oruçluydu. Akşam namazı vakti o helva gelince Mümin, pek aç olduğundan yemek istediyse de, ikisi de biz boğazımıza kadar tokuz. Bu yemeği bu gece bırakalım da yarın yeriz. Bu gece sabredelim, yemeyelim de helvayı yarına saklayalım dediler.
Mümin dedi ki: Sabrı bırakalım da bu gece yiyelim yarının sahibi var. Ona sen, böyle hikmet satarak yalnız yemek istiyorsun galiba dediler.
Dedi ki: Dostlar, biz üç kişi değil miyiz? Bana razı değilseniz pay edelim. Kimse ne düşerse diler yesin, diler saklasın. İkisi birden hayır dediler, pay etmeyi bırak, “her pay eden cehennemdedir” sözünü duy.
Mümin, burada pay eden, kendi havasına uyup pay edendir. Tanrı için pay eden değil. Sen de Tanrınınsın onun payısın. Onun payını başkasına verirsen ona şirk koşmuş olursun. Eğer kötü kişilerin zamanı olmasaydı bu aslan, köpeklere üstün olurdu. Onların kasti o Müslüman’ın gam yemesi, o geceyi aç geçirmesiydi.
Tanrıya teslim oldu, boynunu eğdi, dostlarım dedi, baş üstüne, dediğiniz gibi olsun. O gece yatıp uyudular, sabahleyin kalkıp kendilerini bezediler. Yüzlerini ağızlarını yıkadılar. Her biri, kendi yolunca virdini okumaya koyuldu.
Bir zaman virtlerine yüz tutup Tanrıdan lütuf ve ihsan dilediler. Müminde ulu padişaha yüz tutar, Hıristiyan da Yahudi de; Mecusi de. Hatta taş, toprak, dağ ve suyun bile Tanrıya gizli bir duası, ilticası vardır.
Her sözün sonu gelmez. Her üç dostta ibadetlerini bitirdikten sonra dostçasına birbirlerine yüz çevirdiler.
Biri dedi ki: Her birimiz gördüğü rüyayı anlatsın. Kimin rüyası daha güzelse bu helvayı o yesin, üstün olan alt olanın payını alsın. Aklı en üstün olanın yemesi herkesin yemesi demektir. Onun nurlarla dolu olan canı üstün gelmiştir, arda kalanların derdine o deva eder. Akıllılar, ebediliğe ulaşmışlardır. Şu halde onların vücudu ile bu alemde mana bakımından bakidir.
Bunu üzerine önce Yahudi gördüğünü söyledi, geceleyin ruhu nerelerde gezdiyse anlattı. Dedi ki: Yolda önüme Musa çıktı. Öyledir, kedi rüyasında yağlı kuyruk görür. Musa’nın ardında Tur dağına gittim. Ben de Musa’da Tur dağı da nura gark olduk, görünmez bir hale geldik. O güneşin nuru ile üç gölge de mahvoldu. Ondan sonra o nurdan bir kapı açıldı. O nurun içinden bir başka nur göründü. O ikinci nur, çabucak yüceldi. Ben de, Musa’da, Tur dağı da... Üçümüzde o nurun doğmasıyla yok kaybolduk. Ondan sonra gördüm, Tanrı nuru ı-ona üfürünce dağ üçe ayrıldı.
Heybet sıfatı ona tecelli edince parçalar, birbirinden ayrıldı
Her bir parçası bir tarafa gitti. Bir parçası denize doğru gitti. Zehir gibi acı olan deniz suyu, bu yüzden tatlılaştı.
İkinci parçası yere geçti, yerden tatlı sular, deva çeşmeleri kaynadı. Tertemiz vahyin kutluluğundan o sular, bütün hastalara şifa kesildi. Öbür parçası da derhal uçup da Kâbe’nin yanına gitti, Arafat dağı oldu. Sonra tekrar o sesten kendime geldim, bir de gördüm ki Tur yerindeydi, ne eksiği vardı, ne fazlalığı.
Fakat Musa’nın ayağı altında buz gibi eriyordu. Ne çukuru kaldı ne tepesi. Heybetten yerle bir oldu, tepesi de o heybetle eteğiyle birleşti. Derken yine kendime geldim, gördüm ki Tur’la Musa, eskisi gidi durmakta. Yalnız dağın eteğindeki çölde yüzleri Musa’ya benzeyen bir alay halk var. Onun gibi onların ellerinde de birer asa var, hırkası tıpkı onların hırkasına benziyor. Hepside eteğini çemremiş kendi turuna gitmekte. Hepsi ellerini duaya kaldırmış, “Rabbin bana görün” demeye koyulmuş. Sonra yine o dalgınlıktan kendime geldim, her birinin sureti bana başka türlü göründü. Hepsi de Tanrı aşığı peygamberdi bunların. Bu suretle bana peygamberlerin birliği anlatılmış oldu.
Bu sırada yine o ulu melekleri gördüm. Kardan meydana gelmişti bunlar. Bunlardan başka yardım dileyen bir halka melek daha vardı ki onlarda ateşten yaratılmışlardı.
O çıfıt böyle söyleyip duruyordu : Nice Yahudi vardır ki sonu iyi olur. Hiçbir kafiri hor görmeyin. Müslüman olarak ölebilir olur ya. Ömrünün sonundan ne haberin var ki ondan tamamı ile yüzünü çeviriyorsun. Ondan sonra Hıristiyan söze geldi. Dedi ki: Rüyada Mesih gördüm.
Onunla dördüncü kat göğe alemin güneşinin bulunduğu durağa çıktım. Gök kalelerinin şaşılacak şeylerini gördüm. Bu alemdeki alametlere hiç benzemiyorlardı. Oğulların gökçeği, herkes bilir ki gökyüzünün hüneri, elbette yeryüzünden üstündür.
Bir deve, bir öküz ve bir koç, yolda giderlerken bir bağ ot buldular.
Koç dedi ki: Bunu paylaşırsak hiç birimiz doymayız. Fakat kimin ömrü daha artıksa bu otu o yesin. Yaşlılara hürmet Mustafa’nın sünnetlerindendir çünkü.
Aşağılık kişilerin hükmettiği bu devirde ise halk, yaşlıları iki yerde öne geçirirler. Ya ateş gibi sıcak yemeğe buyur derler, yahut bakımsızlıktan yıkılacak dereceye gelen köprüde ileri sürerler. Aşağılık kişiler kötü bir maksatları olmadıkça bir şeyhi, bir büyüğü, bir kılavuzu ağırlamazlar. Onların hayırları budur, artık kötülüklerini var sen kıyas et.
ÖRNEK
Bir padişah camiye geliyordu. Yaverleri, sopalı memurları, halkı dövmedeydi. Sopalı damlar, birinin başını yarıyor, öbürünün gömleğini yırtıyor, padişaha yol açıyorlardı.
O arada bir yoksul da yasakçılardan suçsuz olarak on sopa yedi. Kanlar içinde kaldı. Padişaha yüz dönüp dedi ki: Şu apaçık zulme bak, gizlisini ne soruyorsun? Camiye gidiyorsun güya. Hayrın buysa şerrin ve kötülüğün nedir ey azgın?
Bir pir aşağılık bir adamdan bir tek selam işitmez ki nihayet ondan bir hayli derde uğramasın. Böyle bir kötü kişinin veliye musallat olmasındansa kurdun musallat olması daha iyidir.
Kurt, çok zalimdir ama hiç olmazsa hilesi, düzeni yoktur. Hilesi, aklı fikri olsa hiç tuzağa düşer mi? Hile insandadır tamamı ile. Koç, öküzle deveye arkadaş dedi, mademki böyle bir ota rastladık, hadi bakalım her birimiz ömrümüzün başlangıcını söyleyin. Kim daha yaşlı anlaşılsın,öbürleri de sussun.
Benim vücuda gelişim, İsmail’in koçu ile başlar. O vakitten beri varım ben. Öküz ben dedi, Adem peygamber, bir öküzle çift sürüyordu ya, işte o vakit küçücüktüm. Halkın atası Adem’in yeryüzünde çift sürdüğü öküzle eşim ben.
Deve öküzle koçtan bu sözleri duyunca çok şaşırdı. Başını indirip otu aldı. Havaya kaldırdı. Hiçbir söz söylemeden o esrik deve,otu yedi, sonra dedi kİ: Benim için doğum tarihine zaten hacet yok. Bende bu çeşit gövde ve bu uzun boy varken buna ne hacet? Yavrum, herkes bilir ki ben, sizden küçük değilim. Akıl, fikir sahipleri, bilirler ki yaratılışım sizden üstündür.
Hıristiyan da, hepiniz bilirsiniz ki dedi bu yüce gök, şu eski yeryüzünden yüzlerce defa geniştir. Nerede gökyüzünü acayip genişlikleri, nerede şu yerin köşeleri, bucakları?
Müslüman bunu üzerine dedi ki: Dostlar, sultanım Mustafa zuhur etti.
Bana dedi ki: Onların birisi Tur’a gitti, Tanrı Kelim’ine arkadaş oldu, aşk tavlası oynamaya girişti. Öbürünü de sahip kıran İsa aldı, dördüncü kat göğe çıkardı.
Kalk a arda kalmış zarar görmüş adam! Bari o helva ile yahniyi sen ye. O hünerli, sanatlı kişiler, koştular; devlet ve mevki mektubunu okudular. O iki faziletli er, lütuf ve ihsanlar buldular, meleklere karıştılar. Ey arda kalmış saf ve bön! Kalk, sıçra da helva kasesinin başına otur! Bu sözü duyunca Hıristiyan’la Yahudi a haris dediler, yoksa helvayı yedin mi?
Müslüman, “O emrine itaat edilen padişah, emredince ben kimim ki buyruğuna uymayayım? sen Yahudi’sin Musa’nın emrinden baş çekebilir misin? Seni iyi ve kötü bir şeye koşsa emrinden nasıl olur da dışarı çıkabilirsin? Sen de Mesih’e tabisin, hayır veya şer, herhangi bir işte Mesih’in emrine karşı durabilir misin? E... Artık ben nasıl olur da peygamberlerin övündüğü Peygamberimin emrinden dışarı çıkabilirim? Helvayı yedim tabii, şimdi de sarhoşum işte!” dedi.
Bunun üzerine vallahi dediler, rüya, senin rüyan. Bu gördüğün rüya, bizim yüzlerce rüyamızdan üstün.
Ey neşeli zat senin uykun uyanıklık. Rüyanın eserini uyanıklıkla bile görüyorsun. Sen de faziletten, yiğitlikten, hünerden geç, iş hizmette ve güzel huydadır.
Tanrı, bizi bunun için meydana getirdi. “İnsanları ancak bana ibadet etsinler diye yarattım, cinleri de” dedi.
Samiri’nin hüneri, neyini fazlalaştırdı ki? O hüner kendisini Tanrı kapısından sürdürdü. Karun’un başına kimya bilgisinden neler geldi? Seyret de bak. Yer, onu ta dibini kadar çekti. Ebülhakem, hünerinden ne elde etti? Küfrüyle inkarı ile baş aşağı cehenneme gitti.
Hüner odur ki ateşi apaçık göresin; duman ateşe delalet eder demeyesin bunu böyle bil. Senin delilin hakikatte hekimin delilinden daha kokmuştur.
Oğul, senin delilin bundan başka bir şey değilse pislik ye, sidiğe bak dur. Delilin, asaya benzer senin. Elindedir de körlüğünden göremediğin şeyleri, güya onunla anlarsın. Bu gürültüyü, bu kap tutu göremiyorum, beni mazur tut diyorsun adeta.
|

27-03-2006, 11:41
|
|
Kıdemli Üye
|
|
Üyelik tarihi: 21 Sep 2005
Bulunduğu yer: İstanbul
Mesajlar: 1.149
|
|
Re: MEVLANA AŞK, SEVGİ, DOSTLUK & HAK YOLU
panteidar";p="´isimli üyeden Alıntı
Mevlana'yı anlayabilmek için Tasavvuf'u iyi bilmek gerekir.
Hallac-ı Mansur'u anlayamayan , varlıkların birliğini kavrayamayan Mevlana'nın sözlerine de akıl erdiremez.
Mevlana'nın yanındamıymış Ahmet Eflaki? Bu asılsız yorum yapılmış.
Mevlana'nın eserlerinde bulunmaz öyle bir örnek.
Başka bir yazarın kitabındaki karaçalmayı , Mevlana'nın eseri gibi sunmamalı , dürüst olmak için yanlış anlaşılmasın diye , Menakıbul Arifun-Ahmet Eflaki yazmalıydın.Kasıtlar hala sürüyor.
|
Eflaki Mevlana’nın oğlu Sultan Veled’in ve torunu Ulu Arif Çelebi’nin mürididir.Yani Eflaki bir mevlevidir.Mevleviliği senden iyi bilen ve propogandasını da senden daha iyi yapan birisidir.
|

27-03-2006, 13:16
|
|
Üye
|
|
Üyelik tarihi: 14 Mar 2006
Mesajlar: 73
|
|
Re: MEVLANA AŞK, SEVGİ, DOSTLUK & HAK YOLU
Mevlana ne olursan ol yine gel derken;
tevbe etmeye, temizlenip arınmaya niyetin varsa gel demek istemiştir.Yoksa mutezilenin ''kendi *kritelerlerine göre algıladığı biçimde'' kafileri, putperestleri bağrına basmamıştır.
|

27-03-2006, 13:44
|
 |
Kıdemli Üye
|
|
Üyelik tarihi: 01 Nov 2005
Bulunduğu yer: İstanbul
Mesajlar: 8.936
|
|
Re: MEVLANA AŞK, SEVGİ, DOSTLUK & HAK YOLU
|
"Eflaki Mevlana’nın oğlu Sultan Veled’in ve torunu Ulu Arif Çelebi’nin mürididir.Yani Eflaki bir mevlevidir.Mevleviliği senden iyi bilen ve propogandasını da senden daha iyi yapan birisidir."
|
Eflaki'nin kim olduğu değil , yaptığın alıntıyı Mevlana yazmış gibi göstermiş olman önemli.
Eflaki'yi ve o kitabı tanımayan okuyucu , sanacak ki Mevlana kitabında böyle yazmış.
Bu ucuz numaralarla karalamaya kalkışmak dürüstlük değil.
Eflaki'nin Mevlevi olması hiç önemli değil..
Edip Yüksel de İslamcı..Sen kabul ediyor musun ona bak?
Ya da Muaviye ve oğlu Yezid de halife idi , İslam halifesi ..Ne yazar senin-benim için?
Erzurumlu İbrahim Hakkı da sözde Tasavvufçu..Benim düşüncelerime uymadıktan sonra bana örnek gösteremezsin.
|

27-03-2006, 14:08
|
|
Kıdemli Üye
|
|
Üyelik tarihi: 21 Sep 2005
Bulunduğu yer: İstanbul
Mesajlar: 1.149
|
|
Re: MEVLANA AŞK, SEVGİ, DOSTLUK & HAK YOLU
Mevlana yazmış gibi gösterme kastım yoktur.Herkes Menakıb'ül Arifinin mevlanaya ait olmadığını ,onu Eflakinin yazdığını bilir düşüncesiyle sadece eserin adını vermekle yetindim.Nasılki risale-i nur deyince Said Nursi akla gelirse Menakib'ül Arifin deyince de Eflaki akla gelir.Tasavvuf ekolünde olan bütün arkadaşların bunu bilmesi lazım.Ne bileyim yanlış anlaşıldıysak özür dileriz.
Senin mevlevi olman pek önemli değil ama Eflakinin mevlevi olması çok önemlidir.Çünkü o sıradan bir mevlevi değildir.O Mevlananın oğlu sultan veledin müridi bir mevlevidir.O dönemde yaşananları ve aktarılanları 1. kaynaktan ve kendi gözlem ve yorumlarınıdan kaleme alan bir mevlevidir.Bu yüzden Eflakinin mevlevi olması hiç önemli değil sözün havada kalan bir ifadedir.
|

27-03-2006, 15:19
|
 |
Kıdemli Üye
|
|
Üyelik tarihi: 01 Nov 2005
Bulunduğu yer: İstanbul
Mesajlar: 8.936
|
|
Re: MEVLANA AŞK, SEVGİ, DOSTLUK & HAK YOLU
Menakibul Arifun denince akla hemen Ahmet Eflaki gelmez.Çünkü millet bilecek kadar meşhur değildir.Onun için özrün yerinde olmuştur.
Ahmet Eflaki'nin anlattığı doğru olsa dahi , bu olayın Mevlana'yı eleştirecek şekilde sunulması da yanlıştır.Şemsi Tebrizi'nin dediği de beni ilgilendirmez , Ahmet Eflaki'nin de..
Peygamberin torunlarının , oniki imamların söyledikleri seni nasıl bağlamıyorsa..
DOST
"Genç adamın biri,
Dermiş babasına her gün;
'Benim de dostlarım var, sendeki dost gibi'
Baba, itiraz eder, olmaz öyle çok dost, hakikisi
Belki bir, belki iki,
Fazlasını bulamazsın gerçek, hakiki...
Devam eder durur konuşma...
Aralarında başlar bir tartışma,
Karar verirler bir sınava,
Dostun hakikisini anlamaya...
Bir akşam bir koyun keserler,
Ve koyarlar çuvala.
Baba der ki oğluna,
'Hadi al bu çuvalı, şimdi götür dostuna'.
Çuvaldan kanlar damlamakta,
Sanki öldürmüşler de bir adamı,
Koymuşlar çuvala,
Dıştan böyle sanılmakta.
Delikanlı sırtlar çuvalı,
Gider en iyi bildiği dostuna, çalar kapıyı.
O dost, bakar ki bir çuvala hem de kanlı,
Kapar hızla kapıyı delikanlının suratına,
Almaz içeri arkadaşını,
Böylece tek tek dolaşır delikanlı,
Kendince tanıdığı, sevdiği dostlarını.
Ne çare, hepsinde de sonuç aynıdır.
Evlat geriye döner.
Ama içten yıkılır...
Babasına dönerek; haklıymışsın baba, der.
Dost yokmuş bu dünyada ne sana, ne de bana.
Baba 'hayır Evlat'der, benim bir dostum var bildiğim.
Hadi, çuvalı alda bir kerede git ona.
Genç adam, çuvalı sırtlar tekrar.
Alnından ter, çuvaldan kanlar damlar...
Gider, baba dostuna. Kabul görür, sevinir.
O dost, delikanlıyı alır hemen içeri.
Geçerler arka bahçeye.
Bir çukur kazarlar birlikte,
Çuvaldaki koyunu gömerler adam diye,
Üzerine de serpiştirirler toprak.
Belli olmasın diye dikerler sarımsak...
Genç adam gelir babasına;
'Baba, işte dost buymuş' diye konuşunca,
Babası; 'daha erken, o belli olmaz daha.
Sen yarın git O'na, çıkart bir kavga,
Atacaksın iki tokat, hiç çekinmeden ona,
İşte o zaman anlaşılacak, dostun hakikisi.
Sonra gel olanları anlat bana...'
Genç adam, aynen yapar babasının dediğini,
Maksadı anlamaktır dostun hakikisini,
Babasının dostuna istemeden basar iki tokadı!
Der ki tokadı yiyen DOST;
'Git de söyle babana, biz satmayız Sarımsak tarlasını böyle iki tokada'!
Sevilecek biri olmadığın zamanlarda bile Seni
Sevmeli...
Sarılacak biri olmadığın zamanlarda bile Sana
Sarılmalı...
Dayanılmaz olduğun zamanlarda bile Sana
Dayanmalı...
Dost dediğin; fanatik olmalı;
Bütün dünya seni üzdüğünde Sana moral vermeli.
Güzel haberler aldığında seninle dans etmeli,
Ve ağladığında, seninle ağlamalı...
Ama hepsinden daha çok;
Dost matematiksel olmalı;
Sevinci çarpmalı...
Üzüntüyü bölmeli...
Geçmişi çıkarmalı...
Yarını toplamalı...
Kalbinin derinliklerindeki ihtiyacı hesaplamalı...
Ve her zaman bütün parçalardan daha büyük olmalı...
İşi bitince seni bir tarafa atmamalı..."
|
Yetkileriniz
|
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.
HTML-KodlarıKapalı
|
|
|
Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 15:26 .
|