Turan Dursun Sitesi Forumları
Geri git   Turan Dursun Sitesi Forumları > Genel Forumlar > Politika

Cevapla
 
Başlık Düzenleme Araçları Stil
  #1  
Alt 05-07-2009, 15:14
hakdogan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
hakdogan hakdogan isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Yazar
 
Üyelik tarihi: 05 Apr 2009
Bulunduğu yer: Şehr-i güzin
Mesajlar: 717
Standart Neler oluyor diye sorma, parçaları birleştir...(Yakın tarihimizin perde arkası)

Bu isimle böyle bir başlığı, aynı içerikle daha önce iki kez, iki farklı ortamda, Türkiye'nin 2007 Haziran ayı ile birlikte müşerref olduğu Ergenekon Operasyonu'nu doğru okuyamayıp yanlış değerlendiren, yanlış değerlendirmek dışında cephe alan, operasyonun hedefindeki mekanizmaların bilerek yada bilmeyerek gönüllü müdafiiliğine soyunan, kendilerini anti-abdci/anti-israilci/anti-emperyalist olarak isimlendirdikleri halde, bu isimlerle müsemma olmayan, bunları suratlarında maske olarak da kullanan bir kısım imitasyon solcu, çakma devrimciyi terbiye etme adına açmış, zihinlerinde depremler meydana gelmesine ve karşılaşmaktan hiç hoşlanmadıkları acı gerçeklerle yüzleşmelerine vesile olmuştum.

Bu gün, bu forumda da, içi yalan ve hurafelerle dolu, söz konusu operasyonu karalamayı şiar edinmiş, "Özel Harp/Örtülü Harekat Konsepti"ne fransız kalınmışlığı ele verir bir başlığı görünce, bu başlığı tekrar açmayı uygun gördüm.

Kim bilir, belki burada, 1 Temmuz 2008 sonrasından devam etmeyi de gerekli görürüz.

Evet, başlıyoruz...
Alıntı ile Cevapla
  #2  
Alt 05-07-2009, 15:39
hakdogan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
hakdogan hakdogan isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Yazar
 
Üyelik tarihi: 05 Apr 2009
Bulunduğu yer: Şehr-i güzin
Mesajlar: 717
Standart

Meşakkatli bir işe başlıyoruz, parçaları birleştirmek üzere işe koyuluyoruz.

Bu gün Türkiye'de yaşananları tam olarak anlamak için kamera ve mikrofonlarımızı 1940'lı yıllara götürmemiz gerekiyor.

Fonda SSCB'nin Stalin marifetiyle Boğazlarda hak iddia etmesi ve Kars ile Ardahan'ı talep etmes var. Bu dekor önünde sahnelenen piyesin finali, Türkiye ABD'nin kollarına teslim edilmesi olacaktır. Bir kısım imitasyon devrimci solcuları her ne kadar örtbas etmeye çalışsa da süre, gayr-ı milli şef İnönü döneminde start almıştır. Türkiye'nin ABD'nin kollarına teslim edilişi sürecinin sembolü, Missouri Gemisi'nin boğazlarda demirlemesi olmuştur.

II. Dünya Savaşı yaşanmış, savaş sonrası yeni/yeniden oluşan güçler dengesi, Dünya'yı iki kutuplu bir paylaşımla bölmeye karar vermişti. Bu tarihi kırılma anında Türkiye'yi yönetenler, bu iki kutuptan "Batı Kutpu"nu tercihe şayan görmüştü.

Bu bölünme hadisesinin "Güvenlik" ayağında, Batı Cephesinde NATO sahne alacakken, Doğu Cephesinde ise karşımıza Varşova Paktı çıkacaktı.

NATO 4 Nisan 1949 yılında SSCB'nin yayılmacı politikalarına karşı bir güvenlik şemsiyesi oluşturmak amacıyla kuruldu, bu amaca hizmet etmek için üye ülkelerin tamamında hatta İsviçre gibi üye olmayanlarda dahi NATO şemsiyesi altında Gladio/Kontrgerilla örgütlenmesine gidildiğinden dünya kamuoyu yıllar sonra haberdar olacaktı. İspanya, Portekiz ve Avusturya'da, bu ülkeler henüz NATO'ya üye değilken dahi bu yapılanma teşekkül ettirilmişti.

SSCB'nin Avrupa'yı işgal edebileceği varsayımından hareketle ABD güdümünde her üye ülkede kurulan bu derin mekanizmalar, Brüksel'deki NATO karargahından yönetiliyor; kontrgerilla operasyonlarını bizzat CIA düzenliyordu. Zamanla bu yapılanmalar ABD muhalifi unsurları yok etmek adına, ülkelerin iç siyasetine müdahale eder bir yapıya da dönüşecekti.

Bu mekanizmalardan yer aldıkları devletlerdeki bütün yöneticilerin haberi olmuyordu. Parlamentolardan gizleniyor. Her başbakan veya cumhurbaşkanı bu mekanizmaları bilmiyordu.

Meraklısı, yakın dönemde Sabah Gazetesinde Francesca Cossiga ile yapılan röportaj'a müracat edebilir.

Söz, Cossiga dolayısı ile İtalya'ya gelmişken, Felice Casson'nun Türkiye'de bir konferansta söylediği sözleri de not edelim: "Kimin haberdar olacağı tamamen CIA'e bağlı. Amerika kime güveniyorsa Gladio'yu o biliyordu!"

Kaldığımız yerden devam edelim.

Türkiye NATO'ya 1952 yılında katılıyor, bir yıl sonra 1953 tarihinde Özel Harp Dairesi temel işlevini anlatmaya çalıştığım mekanizma adına bir container vazifesi görmek üzere kuruluyor, Türkiye’de "Özel Harp Konsepti"ne bağlı operasyonlar ve Darbeler süreci de böylece başlayıveriyor. Gerçi Cumhuriyet öncesi Cuntacı geleneğimiz mevcuttur fakat Cumhuriyet Tarihi özelinde bunun miladını 1953 olarak saptamak haksızlık olmasa gerek.

"Özel Harp Konsepti"ne uyan ilk operasyonlardan biri 1955'te 6-7 Eylül olayları oluyor.

Bir sonraki postta, Türkiye'nin NATO üyeliği ve ÖHD'nin kuruluşunun sonrasına denk düşen, bu provokasyona "zoom" yapacağız...
Alıntı ile Cevapla
  #3  
Alt 06-07-2009, 22:33
brakisefalp - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
brakisefalp brakisefalp isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 28 Oct 2006
Bulunduğu yer: İzmir
Mesajlar: 71
Standart

Neler oluyor ?

Pardon, bunu sormamam gerekirdi..

Parçaları birleştir demişsin de parça yok ortada be kardeş. Dizi dizi, taksit taksit yazacağına yaz şöyle peşin peşin de okuyalım.
Alıntı ile Cevapla
  #4  
Alt 06-07-2009, 23:39
aydoe - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
aydoe aydoe isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 06 Oct 2007
Mesajlar: 3.982
Standart

Sormuyorum zaten bahtiyarım.

''Annelerin ninnilerinden
spikerin okuduğu habere kadar,
yürekte, kitapta ve sokakta yenebilmek yalanı,
anlamak, sevgilim, o, bir müthiş bahtiyarlık,
anlamak gideni ve gelmekte olanı.''

''asla değişmeyecek hükümler getirdiğini iddia etmek,aklın ve ilmin gelişimini inkar etmek olur''
Alıntı ile Cevapla
  #5  
Alt 07-07-2009, 08:07
Psiko Psiko isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
 
Üyelik tarihi: 16 May 2008
Mesajlar: 2.222
Standart

http://www.nazimhikmet.info/nazim.hikmet.asp?id=78
http://www.nazimhikmet.info/nazim.hikmet.asp?id=79
http://www.nazimhikmet.info/nazim.hikmet.asp?id=80
http://www.nazimhikmet.info/nazim.hikmet.asp?id=81
http://www.nazimhikmet.info/nazim.hikmet.asp?id=82
http://www.nazimhikmet.info/nazim.hikmet.asp?id=83
http://www.nazimhikmet.info/nazim.hikmet.asp?id=84
http://www.nazimhikmet.info/nazim.hikmet.asp?id=85
http://www.nazimhikmet.info/nazim.hikmet.asp?id=86


DİYET

Gözlerinizin ikisi de yerinde, Adnan Bey,
iki gözünüzle bakarsınız,
iki kurnaz,
iki hayın,
ve zeytini yağlı iki gözünüzle
bakarsınız kürsüden Meclis'e kibirli kibirli
ve topraklarına çiftliklerinizin
ve çek defterinize.
Ellerinizin ikisi de yerinde, Adnan Bey,
iki elinizle okşarsınız,
iki tombul,
iki ak,
vıcık vıcık terli iki elinizle
okşarsınız pomadalı saçlarınızı,
dövizlerinizi,
ve memelerini metreslerinizin.
İki bacağınızın ikisi de yerinde, Adnan Bey,
iki bacağınız taşır geniş kalçalarınızı,
iki bacağınızla çıkarsınız huzuruna Eisenhower'in,
ve bütün kaygınız
iki bacağınızın arkadan birleştiği yeri
halkın tekmesinden korumaktır.
Benim gözlerimin ikisi de yok.
Benim ellerimin ikisi de yok.
Benim bacaklarımın ikisi de yok.
Ben yokum.
Beni, Üniversiteli yedek subayı,
Kore'de harcadınız, Adnan Bey.
Elleriniz itti beni ölüme,
vıcık vıcık terli, tombul elleriniz.
Gözleriniz şöyle bir baktı arkamdan
ve ben al kan içinde ölürken
çığlığımı duymamanız için
kaçırdı sizi bacaklarınız arabanıza bindirip.
Ama ben peşinizdeyim, Adnan Bey,
ölüler otomobilden hızlı gider,
kör gözlerim,
kopuk ellerim,
kesik bacaklarımla peşinizdeyim.
Diyetimi istiyorum, Adnan Bey,
göze göz,
ele el,
bacağa bacak,
diyetimi istiyorum,
alacağım da.


VATAN HAİNİ

"Nâzım Hikmet vatan hainliğine devam ediyor hâlâ.
Amerikan emperyalizminin yarı sömürgesiyiz, dedi Hikmet.
Nâzım Hikmet vatan hainliğine devam ediyor hâlâ."
Bir Ankara gazetesinde çıktı bunlar, üç sütun üstüne, kapkara haykıran puntolarla,
bir Ankara gazetesinde, fotoğrafı yanında Amiral Vilyamson'un
66 santimetre karede gülüyor, ağzı kulaklarında, Amerikan amirali
Amerika, bütçemize 120 milyon lira hibe etti, 120 milyon lira.
"Amerikan emperyalizminin yarı sömürgesiyiz, dedi Hikmet
Nâzım Hikmet vatan hainliğine devam ediyor hâlâ."
Evet, vatan hainiyim, siz vatanperverseniz, siz yurtseverseniz, ben yurt
hainiyim, ben vatan hainiyim.
Vatan çiftliklerinizse,
kasalarınızın ve çek defterlerinizin içindekilerse vatan,
vatan, şose boylarında gebermekse açlıktan,
vatan, soğukta it gibi titremek ve sıtmadan kıvranmaksa yazın,
fabrikalarınızda al kanımızı içmekse vatan,
vatan tırnaklarıysa ağalarınızın,
vatan, mızraklı ilmühalse, vatan, polis copuysa,
ödeneklerinizse, maaşlarınızsa vatan,
vatan, Amerikan üsleri, Amerikan bombası, Amerikan donanması topuysa,
vatan, kurtulmamaksa kokmuş karanlığımızdan,
ben vatan hainiyim.
Yazın üç sütun üstüne kapkara haykıran puntolarla :
Nâzım Hikmet vatan hainliğine devam ediyor hâlâ.


"AMELler,NİYETlere göredir."
Alıntı ile Cevapla
  #6  
Alt 09-07-2009, 16:03
hakdogan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
hakdogan hakdogan isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Yazar
 
Üyelik tarihi: 05 Apr 2009
Bulunduğu yer: Şehr-i güzin
Mesajlar: 717
Standart

1955 yılındayız. Kıbrıs'ta Türkler'e uygulanan baskı, şiddet ve zulüm, Türk kamuoyunda gündemin birinci sırasını işgal ediyor ve yaşananlar büyük tepkilere sebep oluyordu. 6 Eylül 1955'te, yani Londra'da Kıbrıs üzerine ilk önemli diplomatik toplantının yapıldığı tarihte, Fatin Rüştü Zorlu, Yunan ve İngiliz dışişleri bakanlarıyla bir araya gelmişken, Radyo'da 13 Ajansında duyurulan, "Atatürk'ün Selanik'teki evi kundaklandı" haberi İstanbul'a bomba gibi düşmüştü. Bu haberden sonra, olayların içinde kilit noktada rol alanların sonradan gizemli bir el tarafından ödüllendirileceği ve tarihe 6-7 Eylül olayları olarak mal olacak, hadiselerin fitili ateşlenmiş oldu.

Radyo'dan verilen "Atatürk'ün evinde bomba patladı"haberi üzerine, İstanbul Ekspres Gazetesi ikinci bir baskı yapar. Tam bu noktada kamera ve mikrofonlarımızı, konuya dair yıllar sonra Sabah Gazetesinden Tayfun Hopalı'ya konuşan, İstanbul Ekspres'in sahibi Mithat Perin'e çeviriyoruz: "Gazete, Tan Maatbası'ndaydı. Ben Merkez Han'daydım. Gökşin (Sipahioğlu) bana telefon açtı. Böyle böyle bir haber var dedi. 'İkinci baskı yapalım' dedi. 'Yapmayalım' dedim. 'Hava da kötü, elde kalıyor' dedim. 'Peki' dedi. Biraz sonra bayi telefon açtı. Gazetelerin parasını peşin vereceğim dedi. / (..) Fuat Büke.. Başbayi.. Matbaaya girdiğimde 180 bin basılmış bile.. Haberim yok. 'Kâğıt nereden buldunuz' dedim. 'Bulduk' dediler. Kâğıdımız çok kısıtlıydı. Anormal birşey olduğunu anladım. Gittim rotatifte kâğıdı kestim. 'Ne yapıyorsun' dediler. Kâğıdı kestim ama kalıpları kesmek aklıma gelmedi. 'Bundan sonra basmayın' dedim. 'Peki' dediler. Ben oradan çıktıktan sonra yine bağlamışlar kâğıdı."

07 ve 09 Eylül 2005 tarihli yazılarında Taha Kıvanç, Mithat Perin'in yukarda 'Benim haberim yoktu' modunda çektiği harekete karşı, Perin'in bir zamanlar bu hadiseden kendine pay çıkartmaya çalıştığını gösterir, MİT Müsteşarı Fuat Doğu'ya 1962 sonlarında yazıp gönderdiği ve 19 Ocak 1971 tarihinde Devrim Gazetesinde yayınlanan mektubundan söz ederek şu alıntıyı paylaşıyordu: "25 seneyi bulan gazetecilik hayatımda açık veya gizli hiçbir faaliyetten geri durmadığımı herkesten evvel servisin bildiği kanaatindeyim."


Haberi yapan AA muhabiri Cemile Sara Korle idi. Korle'nin vefatı dolayısıyla 20 Mayıs 2004 tarihinde Hürriyet Gazetesinde şu haberi okuduk: "Eşi Atina'ya atanınca yaptığı, 'Atatürk'ün evi bombalandı' haberi Türkiye'yi sarsan 6-7 Eylül olaylarını başlatmıştı. Anadolu Ajansı'nın muhabirliğini de yapan Korle, Atina'da yaptığı haberi şöyle anlatmıştı: 'Atatürk’ün Selanik'teki evine bomba atıldı haberini veren bendim. Atina’da iken yardımcı olarak Yunan birini tutmuştum. Rumca bilmediğim için bazı konuları o takip ediyordu. Bir gün bana geldi ve ‘Selanik’te Atatürk evinde bomba patladı’ diye haber verdi. Patlayan bomba değildi. Benim de verdiğim haber, gazete kağıdına sarılmış iki tane dinamit lokumuydu. Kocaman bomba değil. O zamanlar bilmiyorum, her nedense bazı gazeteler büyük manşetlerle verdi. O zaman 6-7 Eylül olayları çıktı. Kıyametler koptu. Yaktılar, yıktılar.'"

Tetiklenen provokasyonla galeyana gelen kitleler üzerinde Kıbrıs Türktür Cemiyeti'nin ve yayınladıkları bildirinin etkisi dikkat çekiciydi. Cemiyetin ikinci başkanı ve yaşanan olaylarda büyük etkisi olan Cemiyet Bildirisini kaleme aldığını Vatan Gazetesinden Sanem Altan'a itiraf eden Orhan Birgit'ten başksaı değildir.

Birgit'in hayatında 6-7 Eylül olaylarına benzer bir başka tecrübe daha vardır. Aralık 1945'te gerçekleşen Tan Matbaası Baskının da katılımcılarındandır Orhan Birgit. Aynı olayda kalabalıklar arasında oldukları yıllar sonra afişe edilecek dikkat çekici iki isim daha vardır: İlhan Selçuk ve Süleyman Demirel.

Yukarda belirttiğim gibi, İstanbul'da galeyana getirilen halk, gayr-ı müslimlerin ev ve işyerlerini talan edip, utanç verici manzaralar doğmasına sebebiyet verirken, Türk hariciyesi de Londra'da Kıbrısın geleceğini müzakere ediyordu. Yaşanan olaylar Türkiye'nin diplomatik manevra alanını kısıtlamışken, aynı anlarda İstanbul'da esrarengiz bir isim de bulunmaktadır: Ian Fleming.

MI6 mensubu Fleming, II. Dünya Savaşı sırasında Amerikan Deniz İstihbarat Başkanı Amiral Godfrey'in asistanıdır ve 1941’de yeni bir istihbarat servisi kurulması için 72 sayfalık taslak çalışması yapmıştır. Bu çalışması sebebiyle, "CIA’in kurulmasına yaptığı katkı" etiketiyle, Stratejik Servisler Ofisi'nin başı General Donovan, Fleming'e, üzerinde 'özel servis için' yazan 38'lik bşr tabanca bile hediye etmiştir. İşte bu Fleming, aynı zamanda ünlü James Bond serisinin de yazarıdır.

Fleming İstanbul'a "İnterpol Mensubu" kamuflajıyla, İnterpol Toplantısı için gelmiştir. 6-7 Eylül olaylarını Sunday Times gazetesine "İstanbul'da büyük ayaklanma" gözlemi ile sıcağı sıcağına yazan Fleming’tir. Fleming İnterpolcu kamuflajıyla geldiği İstanbul'daki toplantıyı ektiğini ve yağmalama sırasında Beyoğlu2nda olduğunu hiç inkar etmemiştir.

Gariplikler zincirinin halkaları Fleming'in İstanbul'da oluşu ile de sınırlı değildir. Kamera ve mikrofonlarımızı, 6-7 Eylül olayını doktora tezi konusu seçen Dilek Güven imzalı, 7 Eylül 2005 tarihinde Radikal Gazetesinde yayınlanan yazıya çeviriyoruz : "Yunan basınına göre olayların sorumlusu İngiltere'dir; nitekim arşivlerde İngiltere'nin 6-7 Eylül olaylarının planlanmasında bir katkısı olduğuna dair ipuçları mevcuttur. Örneğin Atina'daki İngiliz Büyükelçiliği'nin Yunan-Türk dostluğunun çok yüzeysel bir vaka olduğuna değinen ve küçük bir şokun, örneğin Selanik'teki Atatürk'ün evinde meydana gelecek küçük bir tahribatın derhal ilişkiyi zedeleyeceğinden bahseden Ağustos 1954 tarihli bir beyanı söz konusudur. İngiliz Dışişleri'nden bir bürokrat ise daha açık ifadeyle 'Ankara'da meydana gelecek birkaç olayın aslında işlerine çok yarayacağını' belirtir. İngiliz Milletvekili John Strachy de Türkiye'nin aslında Kıbrıs'ın Yunanistan'a verilmesinden çekinmemesi gerektiğini, çünkü garanti olarak İstanbul'da büyük bir Rum azınlığı olduğunun altını çizer."

Yukarıda belirttiğim gibi, 6-7 Eylül provokasyonu içinde kilit noktada rol alanlar, sonradan gizemli bir el tarafından ödüllendirilmiştir:

-Atatürk'ün evine bomba koyan Oktay Engin Yunanistan'dan kaçırılır ve sonraları Emniyet'te güvenlik dairesi başkanlığı ile Nevşehir valiliği yapar.

-Gazetesine ikinci baskı yaptıran İstanbul Ekspres'in yazı işleri müdürü Gökşin Sipahioğlu, Paris'te SİPA adlı uluslararası bir ajans sahibi olur.


-İstanbul Ekspres gazetesinin sahibi Mithat Perin AP Milletvekili olarak Meclis'e girer.


-Cemile Sara Korle'nin eşi Sinan Korle Birleşmiş Milletler'e protokol müdürü olur, hanım efendi de eşi ile birlikte New York'a yerleşir.


-KTC ikinci başkanı ve yaşanan olaylarda büyük etkisi olan Cemiyet Bildirisini kaleme alan Orhan Birgit CHP Milletvekili olarak Meclis'e girer, ilerleyen yıllarda bakanlık vazifesi alır. Birgit bu gün, Aydın Doğan Vakfı üyesidir.


Yaşanan trajedide küçümsenmeyecek katkıları bulunanlar hesap vermek yerine böylece kademe kademe ödüllendirilecektir. Son olarak, olaylar yaşandığında Seferberlik Tetkik Kurulu'nda görev yapan Org. Sabri Yirmibeşoğlu'na kulak verelim: "6-7 Eylül de bir Özel Harp işidir ve muhteşem bir örgütlenmeydi. Amacına da ulaştı."


6-7 Eylül olayları DP iktidarı için yakında çalacak çanları afişe eden bir işaret fişeği de olmuştu, Yassıada'da sergilenecek mizansende olaylarla DP iktidarı ilişkilendirilmek istenecekti.


Kıbrıs meselesi Türkiye'nin gündeminden 1955 sonrası da düşmedi, Londra Anlaşması için THY'nin Viscount tipi SEV adlı uçağına atlayan Adnan Menderes 17 Şubat 1959 'da ölümden döner, uçak Gatwick Havaalanı yakınlarında düşmüştür. 21 kişiden 14'ünün öldüğü kazadan Başbakan Menderes yaralı kurtulmuştur.


Bir yıl sonra, 14 Şubat 1960 tarihinde Menderes hükümeti SSCB ile ticaret anlaşması imzalar, bir hafta sonra Türk hariciyesi Başbakanın Temmuz ayında Moskova'yı ziyaret edeceğini ilan eder.


Fakat bu ziyaret gerçekleşemez.


Zira 27 Mayıs 1960'ta, ilk açıklamasında "
Nato’ya Cento’ya bağlıyız" deklarasyonu yer alan, Türkiye'de özgür seçimlerle seçilmiş ilk sivil/siyasi İktidar ve kadrolarını tasfiye edip, ülkeyi darbeler anaforuna sokan 27 Mayıs darbesi gerçekleşmiştir...
Alıntı ile Cevapla
  #7  
Alt 01-08-2009, 16:05
hakdogan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
hakdogan hakdogan isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Yazar
 
Üyelik tarihi: 05 Apr 2009
Bulunduğu yer: Şehr-i güzin
Mesajlar: 717
Standart

Evet, nerede kalmıştık?

Türkiye'de "Özel Harp Konsepti"ne uyan ilk operasyonlardan biri olan 6-7 Eylül olayları ve sonrasında Sam Amca'nın reji ve finansörlüğünde sahnelenen Darbe konulu senaryoların ilki "27 Mayıs" filminde.

Sam Amca'nın ilk darbe konulu senaryosu 1960'da "27 Mayıs" adıyla vizyona giriyor, filmin kahramanlarının ilk açıklaması çok manidar olarak "Nato'ya Cento'ya bağlıyız" oluyordu.

27 Mayıs'ın hemen ardından ABD'nin Ankara Büyükelçisi Warren mektubunda "Bir kez ordu isyan edince, bir daha ordunun isyan etmek için haklı bir neden bulunmayacağı konusunda muhalif grupları ikna etmek mümkün değil. Artık Türkiye'nin bir darbe ordusu var." derken haksız değildi. 27 Mayıs sonrası Türkiye'de Darbeler ve ona bağlı hazırlayıcı unsurlar kabilinden periyodik provokasyonları içerir prodüksiyonlar, seri halde kendilerine vizyonda yer bulacaktı.

Aynı mektupta Warren bir başka gözaçıcı bir noktaya daha temas ediyordu. Konu Sovyetler'in Türkiye'ye önerdiği 500 milyon dolarla ilgiliydi: "Nasıl böyle cazip bir teklifi reddedebilirler? Bir kez kabul ederlerse bu ABD ve Batı dünyası için büyük ve trajik bir yenilgi olur."

Sam Amca ve yerli işbirlikçileri ile dizayn edilmek istenen tek şey, halkın iradesi olmuyor, Türk Ordusu içinde bir büyük tasfiye operasyonu da başlatılıyordu. Ağustos 1960'ta 235'i general olmak üzere yaklaşık 5.000 Türk silahlı kuvvetler subayı emekliye sevk edilecekti. Gerçekleştirilen tasfiyenin atlantik ötesinde meydana getirdiği heyecanın izlerini, NATO Başkomutanı Amerikalı General Norstad'ın "Ruslar bir atom bombası atsaydı, bir hamlede bu kadar Türk generalini saf dışı bırakamazdı." sözlerinde görmek mümkündür. Zira tavfiye sonrası orduda kalan general sayısı yirmidir.

27 Mayıs'ın Türk Ordusu üzerinde yaptığı olumsuz tesir, bu tasfiyeyle sınırlı kalmamış, Türk Ordusunun kimyasında da olumsuz reaksiyonlar sonucu travmatik hasarlar meydana getirmiştir. Bu hasarın kod adı şse "Erdelhul Paşa Travması" olmuştur.

Rüştü Erdelhun'un, 'astı' olan subaylar tarafından elleri kelepçeli olarak Yassıada'ya götürülmesinin asker üzerindeki travmatik izlerini ve orduda emir/komuta zincirinin bozulmasının tesirlerini, 1994 yılında Star televizyonunda Kırmızı Koltuk isimli programda Ardan Zentürk'ün sorduğu "Darbeyi kim yapar?" sorusuna, ilerde "Darbe konulu" bir başka prodüksiyonda rol alacak Muhsin Batur'un verdiği "Astlarını kontrol edemeyeceğini anladığı günün sabahında genelkurmay başkanı." cevabında görmek mümkündür.

Kısacası 27 Mayıs sadece henüz emekleme aşamasında bile olmayan Türk Demokrasisini değil, Türk Ordusunu da tahrip etmişti.

Milli Birlik Komitesinin cevval üyelerinin Sam Amca ile bağlantıları NATO üzerinden sağlanmaya çalışılıyordu. Burada NATO Başkomutanı Norstad adının altını çizmek gerekiyor, kendisi 24 Temmuz 1960 tarihinde Türkiye'ye "bir günlük" gezi için gelmiş ve 38 kişilik komitenin bütün üyeleri ile müşerref olmuştur. Bu ziyarette Ağustos 1960'da yapılan tasfiye operasyonu da bittabi ele alınmış, General Norstad Geçici Hükümet'in emeklilik konusundaki planına ABD'nin yardım edeceği sözünü vermiştir.

Norstad'ın darbeci subaylara dair kanaatlerini özetlemesi bakımından şu sözleri çok manidardır: "Planın sorumluluğunu üstlenen genç subayların ABD'ye karşı tavrı iyidir; ABD'de eğitim gördükleri için, çoğu İngilizce bilir. Çoğu bir Amerikan önderliği umduğu, beklediği izlenimini veriyor ve bu aşamada devreye girmek çok önemlidir."

Darbeci Subayların dizayn çalışmalarından Türk Basını'da azade kalamamış, bir teftiş sırasında "yakında babaliden de geçicez" sözü çekinmeden telaffuz edilmiştir. Aslında 27 Mayıs'a gelinen süreçte babali'nin hali pürmelali, babıali'den çoktan geçilmiş olduğunun ip uçlarını vermektedir. Bu noktada sonraki yıllarda yayınlanan çeşitli anılar son derece gözaçıcıdır. Söz gelimi Doğan Tanyer o yıllarda Cumhuriyet Ankara büroda çalışan bir "gazeteci"dir. 27 Mayıs darbesinin gerçekleştiği gün mesai arkadaşları onun bilinmeyen bir özelliğini keşfederler: Zira Doğan Tanyer o gün gazeteye "yüzbaşı" üniformasını giyip gelmiştir.

27 Mayıs'ın babıali üzerindeki etkisi için çarpıcı bir diğer örnek, dönemin "Bir Mücadele Gazetesi"dir. Gazete darbe gününe değin "günlük siyasi demokrat gazete" etiketi ile basılırken, 28 Mayıs nüshasında etiketten demokrat kelimesi çıkarılmıştır.

27 Mayıs'ın Türk Akademi Dünyası üzerindeki olumsuz etkisinin izlerini ise, Milli Birlik Komitesine sunulan ve "arz ederiz"le biten 61 anayasasında görmek mümkündür. Artık Apoletli Gazeteciler yanı sıra, Türkiye'nin Apoletli Akademisyenleri! de vardır. 61 Anayasası 9 Temmuz 1961'de halkoyuna sunulur ve %60 Evet oyu ile yürürlüğe girer.

27 Mayıs'ın bunca başarısına! rağmen tatmin olmayan yaramaz çocuklarda yok değildir, başını Talat Aydemir'in çektiği Silahlı Kuvvetler Birliği oluşumu, yaramaz çocukların yeni "cuntacılık/darbecilik oynama" yuvası olmuştur. Hareket Şubat 1962'te başarısız kalan bir darbe teşebbüsünde bulunmuş, ancak milletin kendisine vermediğini 27 Mayıs ile alan İnönü, bu teşebbüsü atlatmayı başarmıştır. Darbe teşebbüsüne katılan subayların ordudan tasviye edildiği sürecin sonunda İnönü'nün dudaklarından "harbiyeli aldatılmıştır" aforizması dökülecek, 21 Mayıs 1963'te Aydemir'in buna yanıtı, parolası "harbiyeli" işareti de "aldanmaz" olan yeni bir darbe teşebbüsü olacaktı.

Warren haklıydı, "Bir kez ordu isyan edince, bir daha ordunun isyan etmek için haklı bir neden bulunmayacağı konusunda muhalif grupları ikna etmek mümkün değil"di, "Artık Türkiye'nin bir darbe ordusu var"dı.

Aydemir'in bu ikinci teşebbüsü esnasında, dönemin Genelkurmay Başkanı Cevdet Sunay'ın radyodan yayınlanan bildirisinde "yolunu sapıtmış bir kısım harbiyelilerin ve yanlış yolda olan azınlığın" ifadeleri yer alacak, süreç sonunda Fethi Gürcan 27 haziran da, Talat Aydemir ise 5 Temmuz 1964'de idam edilecekti.

16 Kasım 1963 tarihinde yapılan ara seçimleri, Demokrat Parti'nin devamı olarak görülen AP kazanmış, koalisyon ortakları hükümetten ayrılınca 2. İnönü hükümeti de son bulmuştu. Ancak İnönü, milletin kendisine vermediğini yine, 25 Aralık 1963'te, bağımsızlarla kurduğu yeni hükümetle almıştı.

Haziran 1964'de bakanlar kurulu Kıbrısa çıkarma kararı alacaktı, ancak ABD Başkanı Jhonson'un 5 Haziranda İnönü'ye yazdığı mektupta ABD askeri malzemesinin Kıbrıs'a müdahalede kullanılmasına izin vermeyeceklerini ve SSCB'nin olası bir müdahalesinde Türkiye'yi yanlız bırakacaklarını kabaca ifade etmesi karşısında alınan karar uygulanmamış, İnönü mektup karşısında meşhur aforizmalarından birini söylemişti: "Dünya yeniden kurulur ve Türkiye kendine düşen yeri alır."

Takvimler Kasım 1964'dü gösterdiğinde ise Türk Siyasi tarihinde unutulmaz izler bırakacak yeni bir figür, beklenmedik şekilde AP'ye genel başkan olcaktı, bu isim, AP genel başkanı Emekli Orgeneral Ragıp Gümüşpala vefat edene kadar, Amerikan Morrison firmasının Türkiye temsilcisi olarak müteahhitlik yapan "Morisson Süleyman", yani Süleyman Demirel'den başkası değildi.

Demirel, 13 Şubat 1965'de TBMM'de bütçenin reddedilmesi sonucu İnönü'nün istifa etmesini sağlayarak, siyasi yaşamına parlak bir zaferle start vermişti. Türkiye, o günlerde herkesin öngöremediği yeni bir provokasyon ve çatışmalar anaforuna doğru hızla yol almaktaydı...
Alıntı ile Cevapla
  #8  
Alt 08-08-2009, 13:24
kim kim isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 06 Aug 2009
Mesajlar: 479
Standart

Hani devamı. Nerede parçalar. hani birleştirecektik legoları.
1964 de bitiyomu bu filim.
Alıntı ile Cevapla
  #9  
Alt 09-08-2009, 12:11
Titan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Titan Titan isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 05 Oct 2007
Bulunduğu yer: Bilgisayarımın Karşısı
Mesajlar: 1.610
Standart

kim´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
Hani devamı. Nerede parçalar. hani birleştirecektik legoları.
1964 de bitiyomu bu filim.
Günümüze kadar bekle istersen, hele bir 70'ler ve 80'lerda ki parçalar uzun sürecek gibi...

"Aç insanların karnını doyurduğum zaman bana kahraman diyorlar. Bunların neden aç olduğunu sorduğum zaman ise; bana komünist diyorlar"

Ernesto Che Guevera
Alıntı ile Cevapla
  #10  
Alt 09-08-2009, 13:38
hakdogan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
hakdogan hakdogan isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Yazar
 
Üyelik tarihi: 05 Apr 2009
Bulunduğu yer: Şehr-i güzin
Mesajlar: 717
Standart

kim´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
hani birleştirecektik legoları.
Madem beni tanıyorsun, o halde Allah'ın izni ile başladığım işi yarım bırakmayacağımı da, beni tanıdığın adreste, finalde birleşen parçaların nasıl bir tablo oluşturduğunu da(burada, beni tanıdığın adreste girmediğim bir çok detaya ekstradan girdim, gireceğim, oku, aydınlan, ufkun açılsın) iyi biliyorsun.

Sabırlı olacaksın, önce mevcut parçaları hazmedeceksin...
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Önerilen Siteler


Yetkileriniz
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı

Gitmek istediğiniz forumu seçiniz


Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 08:01 .