Turan Dursun Sitesi Forumları
Geri git   Turan Dursun Sitesi Forumları > Genel Forumlar > Politika

Cevapla
 
Başlık Düzenleme Araçları Stil
  #1  
Alt 21-10-2009, 15:01
saroz - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
saroz saroz isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 29 Jun 2009
Bulunduğu yer: İstanbul
Mesajlar: 1.703
Standart Ekonomi Tıkırında!

Bankaların bilançolarının keyiften köpürmesine, borsanın 20 binlerden 50 binlere hızla tırmanmasına, patronların bıyık altından gülüşlerine yansıyan neşelerine bakılırsa, Türkiye krizden çoktan çıkımış durumdadır!

Ekonominin küçülmeye devam etmesine, ihracatın azalmasına, işsizliğin ve yoksulluğun etkisini daha da derinleşmesine bakılırsa, Türkiye giderek daha çok krizin derinliklerine çekilmektedir.
Açıkça kriz, aslında var olana iki Türkiye’yi herkes için görülür hale getirmiştir.

Bu Türkiye’lerden birisi için kriz; işçiyi terbiye eden, patronların işletmeleri hak- hukuk tanımadan keyfine göre yönetmesi, hazinenin, emekçi fonlarının hortumlanması, daha çok sömürü, daha çok rant sağlamanın vesilesi olduğu için bir nimettir!

İşçilerin, emekçilerin Türkiye’si için ise kriz; işsizlik, yoksulluğun artması, patron keyfiyeti, daha az ücret daha çok çalışma, hatta çalışıp hiç para alamamak, sağlığın, eğitimin yükünün sırtına yıkıldığı,…ne kadar kötü şey varsa odur! Ve emekçilerin Türkiye’si için kriz derinleşmeye, etkisin daha acıtacak biçimde duyurmaya devam etmektedir.

Sermayenin hükümeti de bu iki Türkiye’ye göre konuşmaktadır. Zenginlerin, rantçıların, hortumcuların Türkiye’sine daha çok sömürü ve yağma vaat ederken, emekçileri dönüp, “Size yüzde 2.5’ten fazla zam veremeyiz çünkü kriz var ve size verecek para yok”, “Üniversite bitirmiş olmak, size iş verileceği anlamına gelmez” diye yoksulluğu ve işsizliği emekçilere kader olarak dayatmaktadır.

Örneğin Türkiye’nin en önemli merkezlerinden Trakya’da, işgününün sekiz saat olarak uygulayan işyeri nerdeyse kalmamıştır. İşgünü 12 saat çalışma haftalık çalışma günü en az 6, hatalık çalışma ise 72 saat!
Peki ücretler?
Asgari ücret!
Bitti mi?
Elbette hayır!
Bir işçi gelinen durumu; “Eskiden işe girerken, ‘Haftalık tatili uygulaması nasıl; cumartesi çalışma var mı; kaç ikramiye var?’ diye sorardık. Şimdi, ‘Ücret ödeniyor mu?’ diye soruyoruz” diye özetliyor.

İşsizlerin büyük çoğunluğu iş yerlerinden alacaklı ama, bu alacakları dava etme imkanı bile kalmamış bulunuyor. Bunu bilen patronlar artık ücret ödemeden işçiyi çalıştırıyor ve işçi ne zaman artık ücret almaktan umudunu keserse, lanet okuyup bırakıp gidiyor!

Daha da bitmedi. İşçiye haftada altı gün günde 12 saat çalıştıran patronların çoğu da devletten “kısa çalışma ödeneği” alıyorlar. Çünkü kağıt üstünde işi öyle ayarlıyorlar. İşçiye de; “Müfettiş gelirse ‘cuma cumartesi günü çalışmıyoruz” deyin” diye tembih ediyorlar. Ama müfettiş bile gelmiyor. Çünkü yetkililer biliyor ki, bütün bu belgeler sahtedir; hilelidir!
Ama “Madem ki patrondur hortumlayan helal olusun!” tutumu resmi politika haline geliyor.

İşyerleri düzeyine inildiğinde aşağılama, cinsiyet, milliyet, mezhep ayırımları, aşağılama, baskı, açık şiddet de işin içine katılarak, adeta kırbaçla çalıştırma olarak şekilleniyor vahşi kapitalist sömürü.

Bu bakılar ve sindirme politikaları sadece Trakya’da değil, bütün organize sanayi havzalarında az çok örgütlü geleneğe hâlâ sahip ve bu haklarını koruyan az sayıdaki işyeri dışında milyonlarca işçiye yönelik olarak sürüyor.
Ve bu da biraz “diş sıkılarak” atlatılacak bir dönem değildir.

Artık bu tablo kapitalist sömürünün “normal hali”dir. Patronların hayali böyle bir çalışma düzeniydi zaten! Bütün vahşi sömürü tablosu, kendi üyelerinden başka bir şeyi gözü görmeyen sendikalar tarafından seyrediliyor. Hatta seyir bile edilmiyor, her şey normalmiş gibi davranılıyor.

Konfederasyonlar ve sendikaların bu umursamaz tutumu, işsizliği ve onun baskısını sadece işi olamamaya indirgeyen anlayış için işsizlik istatistikteki rakamlardan daha önemli görünmüyor.

Burada iş de duyarlı sendikacılara, işçilerin durumun farkında olup da bir şey yapmak isteyen kesimleri, sınıf partisi ve öteki emekten yana parti ve çevrelere düşmektedir.

Eğer “işsizliğe karşı mücadele” sadece laftan ibaret kalmayacaksa, bütün sömürü tablosun üstünden patronların vahşi uygulamalarına karşı bir mücadele seferberliği emek mücadelesi gündeminin birinci sırasına çıkmak zorundadır.

Kendisinin Efendisi Olmayan Hiç Kimse Özgür Değildir.
Epiktetos
Alıntı ile Cevapla
  #2  
Alt 21-10-2009, 16:25
Cem - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Cem Cem isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Onur Üyesi
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 23 Sep 2004
Mesajlar: 2.478

Başarı Ödülü Başarı Ödülü Başarı Ödülü Onur Üyeliği 

Standart

Ekonomi konusu bu sitede en az ele alınan konulardan biri. Aslında siyasi konulardaki pek çok sitede de az ele alınan bir konu.

Bu konu benim de zayıf olduğum bir konu. Ekonomi teorilerinden pek anlamıyorum. Pek çok ekonomi sorunu hakkında halen net yargılara sahip değilim.

Örneğin yabancı yatırımların Türkiye'de yapılması yarar mı zarar mı veriyor kararsızım. Örneğin Kocaeli'nden kurulan Toyoto fabrikası bize zarar vermiş midir? İstihdam ve oradan alınan vergilere baktığımızda yararlı görünüyor. Japon işçi sınıfı içinse zararlı. Çünkü oradaki yüksek işçilikten kaçıyor firma. Yerli otomobil sektörü bu şekilde zayıflıyor mu, bu firmalar girmese Türkiyeye yerli, otomotiv firmaları atak yapacak mıydı?

Bizi Koç'ın sömürmesi yerine Toyota sahibinin sömürmesi daha mı kötü? Bilemiyorum.

Genel bir ekonomi politikası başlığı açılırsa ben de bilgilenirim ve farklı açılarla değerlendirmeye başlayabilirim bu konuyu.
Alıntı ile Cevapla
  #3  
Alt 21-10-2009, 17:54
güneşinzaptıyakın güneşinzaptıyakın isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üyeliğini Sonlandırmış
 
Üyelik tarihi: 30 Aug 2009
Mesajlar: 2.219
Standart

Kapitalizm krizler yaratarak gelişir, her kriz evresinin sonucunda sermaye tekellerde toplanır. Mevcut durumda hükümet'in sürdürdüğü ekonomik politikalar, elbette daha önce olduğu gibi emekçi kesimi daha yoksul ve sosyal haklardan mahrum bırakırken, sermaye kesimini'nin likiditesi sağlam cephesini ve spekülatörleri dahada zengin yapacaktır. Mevcut kriz kapitalizm'e sermaye göçünü daha rahat yapabilme imakanı kazandırabilmek amacıyla desteklenmiştir, emek göçünü destekleyecekleri vaadiyle de batılı sarı sendikalar başta olmak üzere küçük sermaye'yi de Cem'in bahsettiği ekonomik politikalarla kandırarak kapitalizm krizden en karlı çıkan cephe olacaktır.

Ford firması Abd'deki fabrikasını kapatma kararı aldığında çalışanlarına oratada kalmayacakları garantisi vermişti, ardından Meksika'ya taşındı emek gücünü ucuza alabilmek için, sonramı ne oldu? Türkiye'ye taşıdı bazı üretimini diğerlerini başka yerlerdeki fabrikalara, diğer bir örnek ise Macaristan'da kriz'de kapanan otomobil fabrikalarıdır, yada kriz nedeniyle Mısır'a, Fas'a yada Türkmenistan'a taşınan teksitil fabrikalarının Anadoluda bıraktıkları işsizler ordusu gibi.

Bizi ne koç nede bir başkası sömürsün, sömürüsüz bir Dünya mümkün...
Alıntı ile Cevapla
  #4  
Alt 27-10-2009, 03:52
-InVi- -InVi- isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Denetimdeki Üye
 
Üyelik tarihi: 28 Jun 2008
Bulunduğu yer: Gavuristan
Mesajlar: 1.359
-InVi- - MSN üzeri Mesaj gönder
Standart

Aslinda sorun ülkeye yabanci paranin girmesi degil, giren para ile yatirim yapilip yapilmamasi, bugün ING BANK , Oyak Banki alirken hic bir katma deger katmamistir Türkiye Ekonomisine, tam tersine zaten var olan bir isletme sadece sahip degistirmistir.
Ama Cin'e giden ING BANK orada var olan bir banka almak yerine , orada sifirdan bir yatirim yapip hem alt yapi calismalari sirasinda hemde sirketleri kurdugu anda yeni istihdam olusacak, tabiki bunun GSM hasilayada etkisi daha farkli olacak.

Kocalelideki Toyota fabrikasi vergi veriyor mu vermiyor mu ? Devlet icin asil önemli soru bu olmali, nitekim Toyota degilde herhangi bir baska otomotiv sirketi de orada yeni bir is alani kurabilir ve oradaki insanlarin para kazanabilmesine vesile olabilir.
Birde hep su soruyu sormak lazim, globallesen bir dünyada bize gelen Toyota nerden geliyor ? muhtemmelen baska yerde ( yurt disinda bir fabrikasini kapatiyor, türkiyde isci maaliyeti daha düsük oldugu icin ) peki yurt disinda issizlik olunca, bizdeki üretilen arabalari kimler alacak ?


Benim "sol" jargonda en cok karsi ciktigim su "burjuva" takintisi, halbuki türkiyde ciddiye alinabilecek bir Burjuva yok, olmus olsa idi, tüm bu sanayilesmeyi ona buna pes kes cekilmesine en cok onlar karsi olurlardi, bizdekiler sadece "mega bakkalci" mal ürün baskasinin satis yapilan dükkan kendilerin....
Iste asil sorunda bu "yerli" otomotif firmalarinin ne yapip yapmayacagi degil, bugüne kadar niye hic birsey yapmadiklaridir, yani türkiye ben kendimi bildim bileli FIYAT / TOFAS araba monte sanayisi var, bunca yildir araba monte edebilen bir ülke, neden kendi markasini yaratmak icin bir caba bir ugras icinde olmuyor ?
Cin sunun surasinda 10 yildir bu isi yapmakta, ama adamlar sadece baskalari icin arabasini üretmek ile yetinmemis, henüz tam bir kabul edilir standarti olmsa bile, ciddi ciddi kendi milli otomotif sanayilerini ve yan sanayilerini kurmaktalar....
Alıntı ile Cevapla
  #5  
Alt 27-10-2009, 04:49
Hortlak Hortlak isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üyeliğini Sonlandırmış
 
Üyelik tarihi: 19 Oct 2009
Mesajlar: 223
Standart

Başlığı görünce içimden "vallahi öyle! adamlar tıkır tıkır geçiriyorlar millete" diye düşündüm...
Alıntı ile Cevapla
  #6  
Alt 27-10-2009, 05:13
Hortlak Hortlak isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üyeliğini Sonlandırmış
 
Üyelik tarihi: 19 Oct 2009
Mesajlar: 223
Standart

-InVi-´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
Aslinda sorun ülkeye yabanci paranin girmesi degil, giren para ile yatirim yapilip yapilmamasi, bugün ING BANK , Oyak Banki alirken hic bir katma deger katmamistir Türkiye Ekonomisine, tam tersine zaten var olan bir isletme sadece sahip degistirmistir.
Ama Cin'e giden ING BANK orada var olan bir banka almak yerine , orada sifirdan bir yatirim yapip hem alt yapi calismalari sirasinda hemde sirketleri kurdugu anda yeni istihdam olusacak, tabiki bunun GSM hasilayada etkisi daha farkli olacak.

Kocalelideki Toyota fabrikasi vergi veriyor mu vermiyor mu ? Devlet icin asil önemli soru bu olmali, nitekim Toyota degilde herhangi bir baska otomotiv sirketi de orada yeni bir is alani kurabilir ve oradaki insanlarin para kazanabilmesine vesile olabilir.
Yabancı para kendisi için en karlı olanı yapar, girdiği ülkede halkın durumu da umrunda olmaz. Türkiye ekonomisi zaten sanayiye dayalı bir ekonomi değil ve büyük dalgalanmalara dayanacak kadar köklü sanayi kuruluşu bir elin parmaklarını geçmez. Hal böyle olunca da bankalar da kredi verecek yeterince kurum bulamaz, bulsa bunlar küçük ölçekli işletmeler olacağından riski yüksek krediler olacak bu da beraberinde yüksek faizleri getireceğinden hem küçük işletmenin hem de bankanın riski daha da artacaktır. Bu yüzden Türkiye'de büyük banka yoktur, tek başına Deutsche Bank'ın kaynakları bizim bütün bankalardan fazladır. Bu sebeple de bankaların değeri düşüktür, dolayısıyla yabancı gelirken burada banka kurup bir ton para saçacağına (0'dan bir işletme kurmak çok daha pahalıya gelir) değeri zaten düşük olan bankaları alıp piyasaya girer. Şu anda Türk bankacılığının %85'i yabancılara aittir. Bunun ne kadar tehlikeli olduğunu ise kendiniz araştırın, bankacılık öyle su dolum tesisi, bakır madeni, mandıra satmaya benzemez; kapitalist ekonominin şah damarıdır fakat AKP sağ ya, o yeter bazılarına...

Yabancı sermaye konusunda ise önemli olan yabancı sermayenin ülkeye teknoloji getirip getirmemesidir, vergi verip vermemesi ya da istihdam yaratması değil. Çünkü Toyota bu ülkede birkaç bin araba satınca zaten verdiği vergiyi de çıkarmakta, dolayısıyla sen kendin üretemediğin (çünkü teknoloji yok) için arabayı ondan alıyorsun, hem ucuz emeğinle elde ettiğin para hem de devletin aldığı vergi bu şekilde tekrar Toyota'ya dönüyor. Makro ekonomik anlamda bakarsak bunun neticesi de "bütçe açığıdır". Her ne kadar birileri kendi kendilerine gaz verip Türkiye Avrupa ülkesi havası yaratsa, öyle hayal etse Türkiye ekonomisi hala gelişmekte olan bir ekonomi. Bu tarz ekonomilerde ilke olarak devletin korumacı olması gereklidir, fakat çok akıllı liberal politikacı ve aydınlarımız bunu kavrayamadıklarından ülkeyi açık pazara çevirmişlerdir, bu şartlarda da zaten zayıf yerli sanayinin pek rekabet etme gücü yoktur. Var olan küçük işletmeler kapanacak, işsizlik daha da artacak, birkaç komprador burjuva dışında sanayici de kalmayacak ve ülkeye kalan iş olanakları plantasyon misali meyve-sebze ve ham madde satışı gibi işler olacaktır. Diğer bir deyişle şu anki durum yakın gelecekte daha da kötüye gidecektir, şu anda Türkiye'de durumun daha da kötü hale gelmemesinin tek nedeni AKP'nin yakın zamanda resmen kara para aklamasıdor, yakın gelecek için ise IMF'den 50 milyar dolar geleceği konuşuluyor (AKP'liler kara para, borç-harç sıcak para olmazsa ekonominin birkaç ayda tepetaklak olacağının farkında). Bu rakam çok büyüktür, AKP'nin nasıl yalvar yakar bu krediyi alabildiğini de yakın gelecekte hangi konularda ne gibi tavizler vereceklerini görünce anlayacağız...
Alıntı ile Cevapla
  #7  
Alt 27-10-2009, 10:09
saroz - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
saroz saroz isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 29 Jun 2009
Bulunduğu yer: İstanbul
Mesajlar: 1.703
Standart

-InVi-´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
Aslinda sorun ülkeye yabanci paranin girmesi degil, giren para ile yatirim yapilip yapilmamasi, bugün ING BANK , Oyak Banki alirken hic bir katma deger katmamistir Türkiye Ekonomisine, tam tersine zaten var olan bir isletme sadece sahip degistirmistir.
Ama Cin'e giden ING BANK orada var olan bir banka almak yerine , orada sifirdan bir yatirim yapip hem alt yapi calismalari sirasinda hemde sirketleri kurdugu anda yeni istihdam olusacak, tabiki bunun GSM hasilayada etkisi daha farkli olacak.

Kocalelideki Toyota fabrikasi vergi veriyor mu vermiyor mu ? Devlet icin asil önemli soru bu olmali, nitekim Toyota degilde herhangi bir baska otomotiv sirketi de orada yeni bir is alani kurabilir ve oradaki insanlarin para kazanabilmesine vesile olabilir.
Birde hep su soruyu sormak lazim, globallesen bir dünyada bize gelen Toyota nerden geliyor ? muhtemmelen baska yerde ( yurt disinda bir fabrikasini kapatiyor, türkiyde isci maaliyeti daha düsük oldugu icin ) peki yurt disinda issizlik olunca, bizdeki üretilen arabalari kimler alacak ?


Benim "sol" jargonda en cok karsi ciktigim su "burjuva" takintisi, halbuki türkiyde ciddiye alinabilecek bir Burjuva yok, olmus olsa idi, tüm bu sanayilesmeyi ona buna pes kes cekilmesine en cok onlar karsi olurlardi, bizdekiler sadece "mega bakkalci" mal ürün baskasinin satis yapilan dükkan kendilerin....
Iste asil sorunda bu "yerli" otomotif firmalarinin ne yapip yapmayacagi degil, bugüne kadar niye hic birsey yapmadiklaridir, yani türkiye ben kendimi bildim bileli FIYAT / TOFAS araba monte sanayisi var, bunca yildir araba monte edebilen bir ülke, neden kendi markasini yaratmak icin bir caba bir ugras icinde olmuyor ?
Cin sunun surasinda 10 yildir bu isi yapmakta, ama adamlar sadece baskalari icin arabasini üretmek ile yetinmemis, henüz tam bir kabul edilir standarti olmsa bile, ciddi ciddi kendi milli otomotif sanayilerini ve yan sanayilerini kurmaktalar....

Sayın Invı, Komprador Burjuva terimini sanırım duymadınız. Emperyalizm ile işbirliği yaparak halkının sömürülmesini kolaylaştıran yerel burjuva sınıfına verilen isimdir.

Ülkemizde yabancı sermaye işyeri açtığında 10 yıl birçok vergiden muaf olur. Yabancı sermaye ile ortak olan yerel şirketler için de geçerlidir bu durum. Hatta faizsiz teşvik alırlar hazineden.

Kendisinin Efendisi Olmayan Hiç Kimse Özgür Değildir.
Epiktetos
Alıntı ile Cevapla
  #8  
Alt 27-10-2009, 12:54
Khaos Khaos isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 12 Jun 2009
Mesajlar: 5.575
Standart

arkadaşlar
kapitalizmin kirizleri lehine çevirmeye çalıştığı tezi doğru değildir.
bir kere kapitalizm diye bir özne yoktur.bir üretim biçiminden bahsediyoruz,sermayedarlar bu üretim biçiminin kendisi değil üyesidir ve kendi içlerinde de birlik değildirler.
bir kere şu an devam eden krizin en belirgin sonuçlarından bir tanesi doların evrensel para olma hüviyetini kaybetmesi olabilir. dolayısyla abd emperyalizminin büyük darbe almasından bahsediyoruz.
bu süreci kimsenin tezgahladığını zannetmiyorum.bu istenen değil istenmeyen bir durumdur.ha birileri durumu lehine çevirebilme atraksiyonları içinde olabilir o başka.
uzun vadede bu krizlerin sıklaşması ve daha da şiddetlenmesi beklenebilir bir şeydir.
bu kapitalizmin doğasıdır.
ancak nufus artışı ve krizlerin de sayı ve şiddet olarak artışı dünyayı büyük çatışmalara sürükleyebilir.
gerçek şuki emeğin aşırı sömürüsü efektif talep daralmasını dolayısıyla ekonomik daralmayı da üretebilir.işçiler emeğin karşılığını alamazsa bu malları kime satacaklar.
sevgili sarozun çektiği fotoğraf gerçeğin resmidir.
şu an bu ülke eksik istihadam ve emek arzı fazlasıyla yabancı yatırımcıya cazip gelebilir.ama ben küresel anlamda kapitalizmin içine düştüğü sürecten kurtulma şansına inanmıyorum.
şu an dünyanın üretim olanaklarının kapitalist üretim biçimi tarafınadan ırzına geçilmektedir.kapitalizm bir sömürü ekonomisi olması yanısıra kelimenin tam manasıyla ısraf ekonomisine dönüşmüştür.
gerçi krizlerle geçinen bir yeni sermayedar sınıfı da var.bunlar klasik anlamda yatırımcı değil.paranın likit özelliğini satarak geçiniyorlar.bunlar krizleri seviyor ve kışkırtıyor.kapitalizmin sonunu asıl bu sınıf getirecek diye düşünüyorum.
Alıntı ile Cevapla
  #9  
Alt 30-10-2009, 11:09
güneşinzaptıyakın güneşinzaptıyakın isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üyeliğini Sonlandırmış
 
Üyelik tarihi: 30 Aug 2009
Mesajlar: 2.219
Standart

anarchist´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
arkadaşlar
kapitalizmin kirizleri lehine çevirmeye çalıştığı tezi doğru değildir.
bir kere kapitalizm diye bir özne yoktur.bir üretim biçiminden bahsediyoruz,sermayedarlar bu üretim biçiminin kendisi değil üyesidir ve kendi içlerinde de birlik değildirler.
bir kere şu an devam eden krizin en belirgin sonuçlarından bir tanesi doların evrensel para olma hüviyetini kaybetmesi olabilir. dolayısyla abd emperyalizminin büyük darbe almasından bahsediyoruz.
bu süreci kimsenin tezgahladığını zannetmiyorum.bu istenen değil istenmeyen bir durumdur.ha birileri durumu lehine çevirebilme atraksiyonları içinde olabilir o başka.
uzun vadede bu krizlerin sıklaşması ve daha da şiddetlenmesi beklenebilir bir şeydir.
bu kapitalizmin doğasıdır.
ancak nufus artışı ve krizlerin de sayı ve şiddet olarak artışı dünyayı büyük çatışmalara sürükleyebilir.
gerçek şuki emeğin aşırı sömürüsü efektif talep daralmasını dolayısıyla ekonomik daralmayı da üretebilir.işçiler emeğin karşılığını alamazsa bu malları kime satacaklar.
sevgili sarozun çektiği fotoğraf gerçeğin resmidir.
şu an bu ülke eksik istihadam ve emek arzı fazlasıyla yabancı yatırımcıya cazip gelebilir.ama ben küresel anlamda kapitalizmin içine düştüğü sürecten kurtulma şansına inanmıyorum.
şu an dünyanın üretim olanaklarının kapitalist üretim biçimi tarafınadan ırzına geçilmektedir.kapitalizm bir sömürü ekonomisi olması yanısıra kelimenin tam manasıyla ısraf ekonomisine dönüşmüştür.
gerçi krizlerle geçinen bir yeni sermayedar sınıfı da var.bunlar klasik anlamda yatırımcı değil.paranın likit özelliğini satarak geçiniyorlar.bunlar krizleri seviyor ve kışkırtıyor.kapitalizmin sonunu asıl bu sınıf getirecek diye düşünüyorum.
Söylediğin tez için İbrahim Okçuoğlu'nun uzun bir tahlili var. Oradan kısaca alıntılıyorum.

''R. Luksemburg, kapitalizmin varlığı veya da geleceği için belirleyici sorunu üretim aşamasından çıkartarak dolaşım aşamasına taşır. Marks ise kapitalizmin geleceğini üretim süreciyle ilgili bir sorun olarak görür.

Ekonomik kriz henüz dibe vurmadı, ama daha şimdiden krizden çıkışın yolları üzerine tartışmalar başladı. Aslında bunlar her ekonomik kriz döneminde gündeme gelen tartışmalardır. Ne bu bakımdan ne de ele alınan konuların içeriği bakımında yeni olan bir şey var. Sorunun esası, 'tarihsel olarak ömrünü doldurmuş, üretici güçlerin gelişmesi önünde engel olan kapitalizm, kendiliğinden çöküşüyle karşı karşıya mıdır, yoksa her seferinde olduğu gibi bu krizinden de kendi gücüyle; kendi çelişkilerini çözerek çıkacak mıdır'dan ibarettir. Kimilerine göre kapitalizm artık bu güce -kendi çelişkilerini çözerek krizinden çıkma gücüne sahip değildir. Marksistlere göre ise kapitalizm -öznel gücün etkisiz olduğu; sistemi yıkma mücadelesine girişemediği koşullarda- kendi çelişkilerini çözerek dönemsel krizinden çıkar. Nasıl ki ekonomik kriz, kapitalizmin bir nesnelliği ise -öznel gücün etkisi olmadığı koşullarda da kapitalizmin kendi gücüyle krizinden çıkması da onun bir nesnelliğidir. Lenin'in bir tanımlamasını kullanacak olursak, „filisten“ kafa; dar kafalı unsur kapitalizmin bu diyalektiğini anlamaz. Saflaşma şöyledir: Kapitalizmin geleceği; kendi kendine çökeceği veya çökmeyeceği konusunda Rosa, Marks'ın karşısına konur ve Rosa'nın ne denli haklı olduğu ve Marks'ın yanıldığı anlatılır. Bu konuda Rosa'yı öne sürerek Marksist politik ekonomiye, ötesinde Leninist emperyalizm analizine saldıranların ve bunu bilinçli olarak yapan siyasal akım sayısı hiç de az değildir.
Rosa'nın teorisine göre pazarın sınırı vardır ve kapitalist üretim bu sınıra gelip dayanmıştır, bundan dolayı da kaçınılmaz olarak çökecektir.

Marksizme göre pazarın sınırı yoktur ve kapitalizm kendiliğinden çökmez.

Rosa'ya göre kapitalizmin, artı değeri realize etmek için kendi hâkimiyet sınırları dışında kalan tüketiciye ihtiyacı vardır; Marks’ın Kapital, Cilt 2’de geliştirdiği yeniden üretim şemasının yanlışlığından hareketle kapitalizm için tipik olan ve Marks tarafından analiz edilen üretici güçlerin sınırsız gelişmesi toplumun tüketim kapasitesinin genişlemesiyle temel bir çelişki içindedir anlayışına varır. Bunun sonucu olarak Rosa'ya göre katışıksız kapitalizmde genişletilmiş yeniden üretim, kendi sınırlarına varıp dayanır. Bu koşul altında da kapitalizm kaçınılmaz olarak kendiliğinden çöker. (Kapitalizmin kendiliğinden çöküş teorisi).

Böyle bir sonla karşı karşıya kalmamak için kapitalizm, „kapitalist olmayan çevre“de (geri kalmış ülkelerde, bölgelerde) yayılmaya yönelir. Böylece Rosa, kapitalizmin iç çelişkilerinden kendini kurtarmasını „kapitalist olmayan çevre“de yayılmaya başlamasında görür. Rosa’ya göre kapitalizm, fazlalık artı değeri realize etmek için; ürünlerini satmak için; var olmak ve varlığını sürdürmek için kapitalist olmayan üretim biçimlerine; „kapitalist olmayan çevre“ye ihtiyaç duyar. Kapitalist olmayan çevre ilişkilerinde kapitalizm, kapitalist olmayan çevreyi; sömürgeleri, kapitalizm öncesi üretim ilişkilerini yıkar ve buraları kapitalist üretim ilişkilerine bağlar/entegre eder.
“Oluşumuyla birlikte kapitalist üretim ile kapitalist olmayan çevre arasında bir mübadele ilişkisi gelişmek zorundadır“ (Rosa).

Sermayenin aşırı birikiminden bahsetmek için sermayenin en azından bir kısmının atıl kalması, kendini değerlendirememesi gerekir (Bkz.: Marks; Kapital, C. III, s. 262). İşte tam da bu durumda olan sermayenin önünde iki yol vardır: Ya düşük kar oranına razı olarak üretim de kalmak ya da spekülatif alana kaymak.

Sermaye hareketinin diyalektiği aşırı sermaye birikiminin sürekli olmadığını/olamayacağını göstermektedir. Kapitalizmde sermayenin aşırı birikimine neden olan koşulların yanı sıra, sermayenin aşırı birikimini engelleyen koşullar da vardır. Örneğin dünya ekonomisini doğrudan etkileyen bir savaş, çok etkili bir doğa felaketi ve her şeyden önce tekelci sermayeyi doğrudan etkileyen bir ekonomik kriz; belirtilen bu nedenlerden dolayı değişmeyen sermayenin (makineler, fabrika binaları vs.) tahrip olması veya kriz dönemlerinde görüldüğü gibi bizzat kapitalist tarafından imha edilmesi (bunun adı sermaye kıyımıdır), sermayenin aşırı birikme koşullarını ortadan kaldırır ve üretim sektöründe kar oranları yeniden yükselmeye başladığı için sermaye yeniden yoğun olarak işgücünü -Marks'ın deyimiyle “adamakıllı”- sömürerek artı-değer, kar üretmeye yönelir.

Fazla üretim krizi nasıl aşılır sorusuna Marks ve Engels Komünist Manifesto'da şu cevabı veriyorlardı:
„Burjuvazi krizleri (fazla üretim krizleri kast ediliyor) nasıl aşarlar? Bir taraftan zorunlu olarak üretici güçlerin kitlesel yok edilişiyle; diğer taraftan da yeni pazarların fethedilmesiyle ve eski pazarların da adamakıllı sömürüsüyle“.

Üretici güçlerin kıyımı, sermaye kıyımıdır; fabrikaların kapatılması, makinelerin hurdaya çıkartılması, savaşlar vs. Bunu krizde olan her sermaye yapar, yapmak zorundadır, aksi taktirde rekabet iddiası kalmaz. Bu, krizi aşmanın sadece bir yanıdır. Diğer yanı ise eski pazarların adamakıllı sömürüsü ve yeni pazarların fethedilmesidir. İşte bunu her sermaye yapamaz. Bu, giderek keskinleşen rekabet demektir. Yeni pazarları fethetmek, başkasının elindeki pazarı almak demektir. Çünkü dünyada sermayenin girmediği, talan etmediği, nüfuz etmediği alan kalmamıştır. Demek ki, emperyalist ülkeler yaşanan bu fazla üretim krizinin üstesinden gelebilmek için üretici güçlerin kıyımının yanı sıra birbirlerinin pazarlarına göz dikmek ve elde etmek için her bakımdan silahlanmak zorunda kalacaklar. Korumacılık da buna dâhildir.

Kapitalizm, dönemsel krizinden o aşamada krize neden olan çelişkilerini bir sonraki krize kadar geçici olarak çözerek çıkar. Çelişkilerinin geçici çözümüyle, sermaye kıyımıyla (aşırı birikmiş sermayenin yok edilmesi); yeni yatırımlarla kapitalizm, yeni konjonktür dönemine hazırlanmış olur. Bu ise kapitalizmin krizinden bir dahaki krize kadar güçlenerek çıkması demektir. Her kriz dönemi veya krizin dibe vurduğu süreç, kar oranlarının en düşük seviyede olduğu dönemdir. Ekonominin krizden çıkmaya başlaması, kar oranlarının eğilimli düşüşünün yükselişe dönüşmesi; kar oranlarında belli bir artışın olması demektir. Her fazla üretim krizi kar oranlarının en düşük seviyede olduğu dönemde patlak verir ve her fazla üretim krizinden çıkış da kar oranlarında belli bir yükselmenin olduğunu gösterir. İlk fazla üretim krizinin patlak verdiği 1825'ten bu yana bu böyledir.

Kapitalizm kendi çelişkilerinden dolayı çökmez; bu, sistemin doğasına; iç diyalektiğine aykırıdır. Kapitalizmde sermayenin genişletilmiş yeniden üretim koşulları da hiçbir zaman yok olmaz. (Bu da onun doğasına aykırıdır. Sermayenin genişletilmiş yeniden üretim koşullarının ortadan kalktığı, yani artı değer üretmenin koşullarının ortadan kalktığı bir kapitalizm düşünebiliyor musunuz?) Her kriz döneminde sermaye kendi kendini kıyıma uğratmakla-değersizleştirmekle genişletilmiş yeniden üretiminin kanallarını açar. Ötesinde savaş veya büyük yıkıma neden olan bir doğa felaketi de aynı etkide bulunur.

Kar oranlarında belli bir yükseliş, kapitalizmin bir sonraki fazla üretim krizine kadar güçlendiğinin doğrudan ifadesidir. Bunu bir dar kafalı anlamaz ve onun fazla üretim krizinden güçlenerek çıkışını tarihsel çöküşüyle; ömrünü doldurmuş olmasıyla birbirine karıştırır. Bu unsurlar için bu iki olgunun birbiriyle ilişkisinin olmaması pek önemli değildir.

Demek oluyor ki, fazla üretim krizi, kapitalizmin çelişkilerini geçici çözdüğü için onu geçici olarak dinamikleştiriyor. Gerçekten de kar oranı yasası eğilimli düşüş içinde değil de doğrudan düşerek geçerli olsaydı; yani o yasayı eğilimli yapan nesnel faktörler olmasaydı, kapitalizm en fazlasıyla bir defa bir fazla üretim krizi yaşar ve o krizle birlikte kendiliğinden çökerdi. Ama kriz süreci; kar oranlarında yeniden yükselme, krizinden dolayı kapitalizmin güçten düştüğünü göstermez. Olsaydı şimdiye kadar olurdu. Çöküşü savunanlar hayal kırıklığına uğradılar.

Ancak öznenin bilinçli faaliyeti kapitalizmin nihai geleceğini belirler.

Marksist kriz teorisini reddetmek çok kolaydır; reddedildiğini söylemeye de gerek yok; Rosa'nın karikatürleştirilmiş kendiliğinden çöküş teorisi öne sürülür; kapitalizmin her fazla üretim krizinden daha da zayıflayarak çıktığı söylenir; çıkılan krizden öbür krize kadar varabilmek için güçlendiği söylenmez; yani her kriz sonucunda kar oranlarında belli bir yükselmenin güçlenme anlamına geldiği reddedilir.

Günümüzde Kapital'in içeriğiyle, Marksist kriz teorisiyle, kapitalizmin geleceğiyle “oynayanlar”ın sayısı hiç az değildir. Bu oyuncular cephesinde yeni olan bir şey de yok. Rosa'nın bilinen görüşünden bu yana tezlerini güçlendirmek için öne sürülen bir şey yok. Bütün söylenen, sermayenin kendini yenileme, genişletilmiş yeniden üretim olanağının artık kalmadığıdır. Yani yaşanan kriz sadece bir fazla üretim krizi değildir, aynı zamanda bir sistem krizidir. (Böyle diyenler, ekonomik krizin kapitalizmde nesnel bir olgu olmadığını, en azından şimdiye kadar olmadığını ve şimdi olduğunu söylemiş olmuyorlar mı veya ne zamandan beri ekonomik kriz/fazla üretim krizi sistem krizi değildi de şimdi sistem kriz oldu?!) Bu, troçkistlerin, kapitalizmin kendiliğinden çökeceği teorisini veya sürekli kriz teorisini savunanların en “vurucu” savıdır. Bu unsurlar, insanın gözünün içine baka baka kar oranı sıfırlanma noktasına gelmiştir ve bir daha da yükselme olanağı kalmamıştır diyerek, bir çırpıda Kapital'i çöpe atabiliyorlar. Kim diyor bunu? Rosa'yı karikatürleştirenler: Örneğin bazı troçkistler, örneğin D. Harvey gibileri veya örneğin kapitalizmin bittiğini çoktan ilan etmiş olan “Emeğe Karşı Manifestocular” vb. Öyle ki bunların arasında O. Bauer ve H. Grossmann türünden hesaplar yapıp kapitalizmin çöküş tarihini tespit edenler de var. Bu kıyamet günü tellallarına göre kapitalizm 10-15 sene içinde çökecek ve insanlık “mübadele ekonomisine” geçecek.''

Senin bahsettiğin Makrs'ist kriz teoremi değildir, Kapitalist kriz teoremidir. Konu ile ilgili benim ögrüşlerim için: http://www.turandursun.com/forumlar/...ad.php?t=13980
Alıntı ile Cevapla
  #10  
Alt 30-10-2009, 11:41
Khaos Khaos isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 12 Jun 2009
Mesajlar: 5.575
Standart

sevgili güneş
sistemin çökmesi kavramına tamamen güncel bir anlam yükleyerek yazdım.yoksa teorik bir yazı hassasiyetiyle yazmadım o yazıyı.
sistemin çökmesinden kastım sistemin iddialarını gerçekleştirememesi ve krizlerin doğal hale gelmesidir.dolayısıyla ben kapitalizmin kendi iddialarından yola çıktım.marksizmden değil.
bu bağlamda; kapitalizm çökmüştür.
bir kere tam rekabet piyasası, verili üretim olanaklarıyla maksimum üretim gibi klasik iktisat teorisinin tüm iddiaları fos çıkmıştır.
mevcut yapının tamamen işlemez hale gelmesi anlamında bir çöküş üzerine konuşmak ise çok ciddi bir çalışma gerektirir ki ben o formasyona sahip değilim.dolayısıyla o türlü bir çöküş teorisi geliştirmem mümkün değil.
eğer çöküş tamamen işlemez hale gelmek ve yerini başka bir sistemin alması anlamındaysa eğer;bunun kendiliğinden gerçekleşmesini asla iddia edemem.ve yerini neyin alması bekleniyor derim.
kapitalizm bu anlamda işçi sınıfı tarafından sonlandırılacaktır.yani bir üretim biçimi başka bir üretim biçimi tarafından sonlandırılır.yada krizleriyle ve geçici de olsa çözümleriyle devam eder.
bu bağlamda çöktüğü yada kendiliğinden çökeceği iddiasında bulunmadım.
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Önerilen Siteler


Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Ekonomi değil Gülme Krizi / Espri janti Konu-dışı 19 26-11-2008 02:20
Ekonomi bozuluyor, Yolsuzluklar patlıyor. Bozguncu AKP'nin suyu ısınıyor mu? Fuzûlî Politika 0 13-09-2008 10:48

Yetkileriniz
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı

Gitmek istediğiniz forumu seçiniz


Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 18:39 .