|
bizim taaaaa korede ne işimiz vardı kardeşim diye actım
|
20. yy. dünyasında iletişim ve ulaşım teknolojisinin de gelişmesinin etkisiyle dünya adeta küçülmüş, sistemler ve paktların mücadelesi alanına dönmüştür.
Bu nedenledir ki Çanakkale savaşında taaa Avustralya'dan gelen Anzac'ları, Hitlerin avrupayı işgaline karşı binlerce kilometre uzaktan gelip karşı koyan ABD'yi, Küba'daki iç savaşta taa Arjantin'den gelerek katılan Che Guevara'yı ve Kore'de ise Türk ordusunu ve avrupalı pek çok orduyu görürsünüz. 1936'daki İspanya iç savaşında avrupanın diğer ülkelerinden gelip solcuların yanında savaşan sosyalistleri de görürsünüz. Örnekleri çoktur.
20. yy. dünyasında ülkesinden çok uzaklarda savaş verenlere sık rastlanır.
Önemli olan savaşa katılmanın meşru gerekçelerinin olup olmaması. Yoksa mesafe kriteri değil.
Kimisi Kore Savaşı'nı sosyalizm ile kapitalizmin kozlarını paylaştığı bir savaş olarak görür. Bu nedenle genellikle marksist olanlar K. Kore'yi haklı görürler. Ben öyle düşünmüyorum.
Çatışan tarafların yani bir tarafta K. Kore, Çin ve SSCB'nin olması diğer tarafta ABD ve onun 23 civarında müttefiğinin olması savaşın kapitalistlerle komünistler arasında olduğu algısı yaratsa da tarafların salt ekonomik sistemine göre tasnif yapmak doğru olmaz kanısındayım.
O dönemde avrupa ülkelerinin hemen hepsinde komünist partiler zaten vardı. Seçim sistemi ile başa gelebilecek, zor kullanmayacak bir komünist anlayışa avrupa zaten yasak koymamıştı. Dolayısıyla ABD nin olmasa bile avrupanın sırf komünizm ideolojisine karşı koymak, sırf kapitalizmi korumak için Kore savaşına katıldığını söylemek doğru olmaz.
Batı paktı, özgürlüklerin ve demokrasinin yok edildiği Bolşevik türü bir sosyalizmden korkuyordu. Bu nedenle ABD'nin yanında savaşa girdi.
Türkiye'nin amacı ise NATO'ya girerek tanzimattan beri hedeflenen, Atatürk döneminde de devam eden avrupalılaşma sürecini ileri götürmek idi. Kore savaşından 5 yıl evvel SSCB orduları işgal ettiği tüm doğu avrupa ülkelerinde kendilerine bağlı kukla hükümetler kurmuştu. Türkiye devleti bu tehlikenin kendisi için de söz konusu olduğunu düşündü ve kaygılandı.
Türkiye ise gerek siyasi gerek ekonomik ve kültürel bakımlardan SSCB'ye değil avrupaya yakındı. Üstelik 18. yy. dan beri süregelen Osmanlı-Rus savaşları kuşaktan kuşağa Rus düşmanlığını devam ettirmişti Türk halkının içinde.
Avrupa iki pakta bölününce TürkiyeTanzimattan beri süregelen avrupalışma eğiliminin başat etkisiyle NATO'ya üye olmak istedi. Oraya katılabilmek için Kore Savaşı'nda göze girmek istedi.
Kimileri der ki Türkiye Kore Savaşı'na katılmasaydı da NATO'ya alacaklardı. Mümkün olabilirdi.
Kesin olan bir şey 20. yy da dünya sistemlerinin mücadelesinin tarih sahnesinde iyice kendini göstermesi ve mesafelerin önemini kaybetmesidir.