
04-01-2006, 11:54
|
|
Kıdemli Üye
|
|
Üyelik tarihi: 21 Sep 2005
Bulunduğu yer: İstanbul
Mesajlar: 1.149
|
|
Kurban... 'Senin İsmail'in ne?'
Değerli arkadaşlar,şu günlerde gündemimize girmesi muhtemel bir konu olan kurban hakkında, değerli insan sevgili Haşmet Babaoğlu'nun bir yazısını aşağıya alıntılıyorum.Hoş bir yazı umarım istifade edersiniz.
"Kurban kesimlerinin ortalığı mezbahaya çevirmesine birçok kişi gibi ben de kızıyorum. Bu kanlı çöplük atmosferinin bayram havasıyla hiç ilgisi olmadığını düşünüyorum. Daha bu sabah önümdeki kamyonetin kasasında, kaçmasın diye kafası kalaslarla gaddarca sıkıştırılmış dananın çektiği eziyeti on dakika izledim. Bu görüntünün bendeki bayramlık ruh halini siliverdiğini itiraf etmeliyim. Ve çocuklar... Özensiz kurban kesimlerinin çocuk kalplerini nasıl derinden incittiğini de iyi biliyorum. Binlerce yıllık insanlık geleneklerinden İslam'a uzanmış kurban adetinin bugün bütün canlılığını sürdürmesine rağmen kurban adabının yitip gittiğini üzüntüyle görüyorum. Toplumca silkinip yeni uygulamalara yönelmemiz gerekiyor. Bu çok açık. *** Şimdi durum şu... Geniş kesimler kurban adetini sürdürüyor, kurban kesiyor. Normal... Bir kesim de sürekli kurban adetini tartışıyor. Güzel, yararlı... Ama gazetelerde çıkan kimi yazılara; televizyonlardaki tartışmalara bakıyorum da, şaşırıyorum: Böyle derin arka planı bulunan bir gelenek bu kadar mı yüzeysel, bu kadar mı siyasal-sosyal hesaplara dayalı biçimde tartışılır. Hem de uzmanlar ya da kendilerini uzman görenler tarafından!.. Pes doğrusu.. *** Söz konusu tartışmalar genellikle bir tarafın "kurban çağ dışı ve zalimce bir uygulamadır" tezi, karşı tarafın da (nedense, çok safça olduğunu kimsenin fark etmek istemediği) "kurban sosyal yardım" dır tezi tarafında dönüyor. Oysa kurban adetini ciddi biçimde tartışmak için her şeyden önce iki açıdan yaklaşmak gerekiyor. Bir; insanlığın derin kültür tarihinde kurbanın yeri ve anlamı açısından... İki; semavi dinlerde ve İslam'da kurbanın yeri ve anlamı açısından... Bir de galiba böyle tartışmalarda bilgili olmak kadar bilgece bakabilmek de önemli... *** Konuyu hem bu toplumun üyesi olarak hem de entelektüel açıdan önemsiyorum. İlk olarak Yeni Yüzyıl Gazetesi'ndeyken "Korkup Sakınanların Şiddeti" başlıklı yazımla kurbanın insanlık tarihindeki yerini (yani işin antropolojisini) anlatmaya çalıştım... Sonra ara ara bu konuya döndüm. Geçen yılki yazımdan (Vatan, 30/01/2004) küçük bir bölümü buraya alıyorum... "Toplumsal şiddet üzerinde yoğunlaşan bütün araştırmacı ve düşünürler bir noktanın önemini özellikle vurgularlar: Şiddeti canlandırmak kolaydır ama bastırmak çok zordur. Çünkü şiddet zincirleme reaksiyonlarla işler. Kendine sürekli yeni kurbanlar bulur. (Kan davası, intikam eylemi vb.) Bu zincir kınlamaz, misellemeler önlenemezse ortada toplum diye bir şeyin kalmaması bile mümkündür. İşte insanlık tarihinde tam o noktada sahneye kurban törenleri çıkmıştır. Dinler, insanlığın içine işlemiş şiddetin önünü kesebilmek için zincirleme reaksiyon oluşturmayacak masum kurban törenleri önerir. Çünkü masum hayvanı kesen bıçaktan başka bıçaklar doğmaz... Böylece kurban adeti toplumu ayırmak yerine birleştiren, dayanıştıran belki tek şiddet türüdür. O yüzden kutsanmıştır kurban... O yüzden tarih boyunca her gelenekte kurban etme adeti kendine çok özel bir yer bulmuştur..." Bugün ise İslami kavrayış açısından kurban konusuna kısaca değinmek istiyorum. Böylece belki, ne yazık ki yitip gitmiş kurban adabının aslında inananlar için nasıl hayati önemde olduğunu da hissettirebilirim... Hz. İbrahim ve Hz. İsmail hikâyesini hatırlayalım. İbrahim, Allah'ın rızasına uyarak oğlu İsmail'i götürmüştü dağa. Ona orada kurban etmesi için koyun verildi. O halde kurban (koç) apaçık bir semboldür. Peki, neyin sembolüdür? Zenginliğin, toplumsal yardımlaşmanın ve benzeri şeylerin sembolü mü? İnsanın en trajik imtihanını dile getiren hikâyeye dikkatle bakarsanız, bu sorunun yanıtının "hayır" olacağını görürsünüz. Kurban (koç) sevilenlerin, bağlanılanların, "asla onsuz yapamam" denilenlerin simgesidir. Bu yüzden şu yorumun hiç hafife alınmaması gerektiğini düşünürüm: "Kimdir senin İsmail'in? Kendin bileceksin. Sevdiklerin olabilir, işin, rütben, mevkiin vs. olabilir. Eğer Allah'a yakın olmak istiyorsan, kendi İsmail'ini bulacak, onun yerine kurban keseceksin. Yoksa yalnızca adet olsun diye koyun kurban etmek kasaplıktır." (Ali Şeriatı) *** Hep söylüyorum. İnsanlık gelenekleri büyük bir serüvendir. Ne üstünkörü bilgilerle, ne kör inançlarla ne de çıtkırıldım yaklaşımlarla kavranabilir bu serüvendeki hikmetler... Unutmamalı ki, biz de gelip geçeceğiz. Oysa bu büyük serüven sürecek.
|

04-01-2006, 22:35
|
|
Üye
|
|
Üyelik tarihi: 14 Jul 2005
Mesajlar: 661
|
|
Bu adamı futbol yorumcusu diye bilirdim. En çetrefilli felsefî meseleleri bile diyalektik ayıklamalarla peynir-ekmek yer gibi çözmekle böbürlenen ateist filozoflardan daha derin çıktı. Helal olsun ne diyim.
|

05-01-2006, 00:10
|
 |
Onur Üyesi
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
|
|
Üyelik tarihi: 01 Aug 2005
Bulunduğu yer: Isvicre
Mesajlar: 6.665
|
|
Hasmet Babaoglu futbol yorumcusudur. Ama bos bir adam da degildir. Baska konularla ilgilenmek herkesin hakki. Bir olaya farkli yerlerden bakmak da herkesin hakki. Herkes ayni sekilde yorumlamak zorunda degil. Ibrahim'in Ismail yada Ishak öyküsünden pozitif sonuc cikarmak icin gazetelerde köse yazari olmak gerek. Benim yazdigim gibi bisey yazsaydi, kim okurdu o gazeteyi. (muslumanlari kafadan kaybediyo)
|

05-01-2006, 11:10
|
|
Kıdemli Üye
|
|
Üyelik tarihi: 21 Sep 2005
Bulunduğu yer: İstanbul
Mesajlar: 1.149
|
|
Haşmet Babaoğlu'na devam...
Bayramda çıkan "Senin İsmail'in Ne?" başlıklı yazım ve Yaşamdan Dakikalar'daki (TV8) kurban yorumum hakkındaki elektronik mektuplarınızı dikkatle okudum.
Yoğun ilginiz, gönülden desteğiniz beni duygulandırdı.
Hele kurbana dair bilgilendirici uyarılarda bulunan okurlarıma gerçekten teşekkür borçluyum.
Bu mektuplar arasında eleştirel olanların bir tekinin bile bilgisayar başına oturup ahkâm kesip hakaret etmenin "lümpen" rahatlığını sevenlerden gelmediğini görmek beni ayrıca çok mutlu etti.
Ancak bu mektupların bende bıraktığı izlenimden de kalkarak konu üzerine birkaç söz daha söyleme ihtiyacını hissediyorum.
***
Her şeyden önce şunu bilmenizi isterim: Oturduğum yerde, keyfime ve kafama göre tezler uydurmuyorum.
O nedenle düşüncelerimin de aynı özenle ele alınmasını beklemek hakkımdır.
Hatırlayacaksınız, yazımın ilk bölümünde (21. 01. 2005) "neden insanlık tarihinde bütün kültürlerin ve dinlerin kökeninde kurban adeti vardır" sorusuna cevap aramıştım.
Bu soru önemliydi.
Antropoloji'nin (insanlığın derin kültür tarihini ve coğrafyasını araştıran bilimin) bu noktada çeşitli tezleri vardı. Ben en anlamlı ve kendime yakın bulduğum tezi aktardım sizlere. (Antropoloji literatürünü 30 yıldır elimden geldiğince ve severek takip ederim.)
Şu kadarcığını olsun bilmeliyiz ki, bütün tören adetler yüzeysel ve gündelik anlamlar değil, derin sembolik özellikler taşır.
Yani üzgünüm ama "Haşmet Ağabey, sana katılamıyorum. Kurban törenleri, toplum içinde zincirleme reaksiyonlarla büyüyen şiddete karşı kutsal bir anlam taşıyorsa, neden bizim toplumda şiddet bitmiyor?" türünden sorular biraz "havada" kalıyor.
Sadece uzun sürmüş kan davaları son erdirilirken kurban kesme ve büyük sofralar kurma adeti üzerinde durmak bile toplumsal kültürde "sembolik anlam"ın yerini gösterebilir sanıyorum.
***
Bir de şu meşhur "toplumsal yardımlaşma" meselesi var.
İslam'daki kurban ibadetinin özünde toplumsal yardımlaşmanın yattığına inananlar çok...
Bunu mektuplardan da anlıyorum.
Fakat mantıksal olarak bile bu kadar zayıf temellere dayanan bir iddianın bu kadar çok kabul görmesini, itiraf edeyim ki anlayamıyorum.
Bütün bir yılda tek bayrama mahsus kurban kesimini "açlara, yoksullara yardım" olarak görmekte ısrar etmek tuhaf...
Kaldı ki, İslam vahyinde ve geleneğinde yardımlaşma ekonomisini özendiren ve destekleyen dolu unsur var. Ama kurbana bu açıdan özel bir atıf yok...
Üstelik Hz. İbrahim hikâyesi var.
Hem Yahudilerin ve Hıristiyanların kutsal kitabında hem de Kuran'da yer alan bu hikâyenin hiç mi önemi yok? (Tevrat'ta Hz. İbrahim'in kurban etmeye kalkıştığı oğlu İshak, Kuran'da İsmail'dir.)
Oysa bakıyorum da, inananlar bile kurban bayramlarında olsun, bu hikâyeyi hiç hatırlamıyorlar. Hani neredeyse akıllarına bile getirmek istemiyorlar, diyeceğim.
Olur mu hiç!
O yüzden Ali Şeriati'nin "Hacc" risalesinde dile getirdiği yorumu köşeme aktardım.
Ve bu yorumu çok önemsiyorum.
Ne diyordu Şeriati? "Kimdir senin ismail'in? Kendin bileceksin. Karın olabilir, yeteneğin olabilir, cinsiyetin, iktidarın, mevkiin, rütben vs. olabilir. İsmail yerine bir koyun kesmek'kurban'dır. Fakat yalnızca koyun kesmek için koyun kurban etmek kasaplıktır."
Ben de bayram günü o yüzden sormuştum kurban kesenlere: "Senin İsmail'in ne, kim?"
Hiç kendimizi aldatmayalım. Hz. İbrahim'den de, bütün inananlardan da "ruh"tan ve hayattan fedakârlık (kurban) etmeleri istenmiştir. Yoksa hayvanları kesmeleri değil...
***
Bir de bazı mektuplarda şu tezle karşılaştım: "En çok şiddet içeren toplumların Müslüman toplumlar olduğu gerçeğiyle kurban adeti doğrudan bağlantılıdır."
Allah Allah!..
Bu arkadaşlara hatırlatmam gerekir mi?
Hıristiyan Avrupa'nın göbeğinde, bırakın uzak geçmişi, daha 55 yıl önce 6 milyon insan gaz odalarına toplanıp zehirlenmiş, cesetlerinin yakılmasından çıkan artıklarla sabun ve abajur yapılacak kadar serinkanlılıkla bir vahşet yaşatılmıştı.
11 Eylül'den beri Bush medyasının sürdürdüğü "Müslümanlar ve şiddet iç içedir" kampanyası ne kadar etkili olmuş ki, daha geçen gün 60. yıldönümünde kurbanları anma töreni yapılan Auschwitz Toplama Kampı faciası kimsenin aklına gelmiyor!..
|
Yetkileriniz
|
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.
HTML-KodlarıKapalı
|
|
|
Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 09:05 .
|