Turan Dursun Sitesi Forumları
Geri git   Turan Dursun Sitesi Forumları > Genel Forumlar > Politika

Cevapla
 
Başlık Düzenleme Araçları Stil
  #1  
Alt 04-02-2006, 20:34
cosmo_man cosmo_man isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 08 Dec 2005
Mesajlar: 25
Standart Atatürkçü olduklarını iddia eden ateist arkadaşlara

Atatürk’e küfredip onu bu milletin dininden soyutlamak ne kadar yanlış bir zihniyet ise Atatürk üzerinden ateizm ve dinsizlik politikası yapmakta o kadar yanlış bir zihniyet ve bölücülüktür. Mustafa Kemal hem dindar hem de son derece aydın olan Ali Rıza Efendi ile Zübeyde hanım’ın çocuğudur ve onun yetişmesinde onlarında büyük faydası vardır.. Atatürk sağ olsaydı eğer (kendi dinsel görüşü ne olursa olsun) kurduğu Türk milletinin dini olan islam’ı kesinlikle aşağılayıp alay edip dışlayarak ona karşı olan yozlaştırıcılarla aynı seviyeye inmezdi ve işi zora sokmazdı. Çünkü gerçek bir akıl sahibiydi, akılcı davranır ve bölücülük yapmazdı. İslam’ı hurafelerden kurtarma ve yorumları gösterme açısından Atatürk’ün çok büyük bir payı vardır. Çünkü Atatürk o zamana kadar okunan Kur’an’ı halk anlayabilsin diye Türkçe’ye çevirtmiştir. Hem de bu ünlü Elmalılı Hamdi Yazır’ın mealidir ve Kur’an meaillerinin halka dağıtılması işlemiyle bizzat kendisi ilgilenmiştir. Sırf bu olay bile Atatürk’ün İslama katkısını gösterir. Atatürk her fırsatta Osmanlı’nın çöküşünün dini özünden uzaklaştırıp çıkarlara alet ederek hurafeler dizini hale getirilmesi yüzünden olduğunu gerçek islamın buna izin vermeyeceği gerçeğini vurgulamıştır.

Gerçek Atatürkçülük “yıkıcı” değil “yapıcı” olmayı gerektirir. Kemalizm “objektifliği” gerektirir. Atatürkçülük, kendi dinsel görüşün ne olursa olsun, milletininin çıkarları için, empoze etmek istediğin görüşü “yıkarak” değil, “revize” ederek doğru yolda gitmeyi gerektirir. Aksi takdirde, sizin de “ özünden sapan,terörist, istirmacı, dini özünden saptırıp geleneklerke yaşatmaya çalışan zihniyetden” hiçbir farkınız kalmaz ve bu ülkeye en az onlar kadar zarar verirsiniz. Olan da bu iki extreme uç arasında kalan, masum, ve İslam’ın gerçek bir denge dini olduğunu idrak etmiş T.C. vatandaşlarına olur. Bu nedenle, ne dini yozlaştırıp istismar edenleri ne de extremist dinsizlik yobazlarını bu ülke kaldıramaz. Zaten, yeterince problemi var bu ülkenin ve uçsal (her iki dengesiz ve gözü dönmüş) provakotörleri de kaldıramaz.

Atatürk yaşasaydı tabii ki sizin deyiminizle dini istismar eden, siyasete alet eden, Arap milliyetçiliği yapan zihniyetleri hoş karşılamazdı. Bu konuda hem fikir miyiz? Peki, şu soruma da cevap isterim; Atatürk yaşasaydı, eğer, Bu ülkenin dini ile, kitabı ile, peygamberi ile, Allah’ı ile dalga geçip provakasyon yapıp bölücülüğün başka türlüsünü yapanları hoş karşılar mıydı bu ülkede? Yani, bu veya diğer ateist sitelerde, Hz Muhammed hakkındaki karikatürlere oh ne iyi olmuş diyorsunuz. Peygamber ve Allah’a hakaret dolu ifadelerde bulunup, aşağılayabiliyorsunuz. Atatürk, buna izin verir miydi peki. Eğer laik Atatürk prensiplerini benimsiyoprsanız çifte standartta olmayacaksınız ve görüşünüz ne olursa olsun milletin çoğunluğunun mutluluğu için dengeleyici olacaksınız.

O zaman, hepimiz haddimizi bileceğiz ve ağzımızdan, klavyemizden çıkan laflarda ölçülü olacağız. Bu sözüm her iki uç içinde geçerli; ateistler ve dini özünden saptırıp yozlaştıranlar.
Alıntı ile Cevapla
  #2  
Alt 04-02-2006, 22:20
pante - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
pante pante isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
 
Üyelik tarihi: 01 Nov 2005
Bulunduğu yer: İstanbul
Mesajlar: 8.936
Standart

Cosmo man;
Başka bir başlık altında yazmayı düşündüğüm görüşlerimi yazmaktan vazgeçtim..Polemik olsun istemediğim için ama madem ki böyle bir başlık açıldı , bu başlık altında 1-2 alıntı vereceğim..Yorum yapmayacağım..

1.si Ahmet Taner Kışlalı'dan;



Aziz Nesin, yıllar önceki bir konuşmamız sırasında şöyle demişti:
"- Geçmişte Atatürk'ü eleştirmiş olmaktan dolayı şimdi utanıyorum. Her geçen gün gözümde küçüleceğine, tersine daha da büyüyor."
Benzer aşamadan geçmiş bir kişi olarak, bu değerlendirmeyi gönülden paylaşmam zor değildi. Zaman bizleri değil, Mustafa Kemal'i haklı çıkarmıştı.
Lenin'in, Mao'nun, Enver Hoca'nın, Dimitrof'un heykellerinin yerlerde sürüklendiği, resimlerinin duvarlardan kaldırıldığı, Leningrad isminin St. Petersburg'a dönüştürüldüğü günümüzde, bunu görebilmek kuşkusuz daha kolay.

* * *

Eğer Türkiye'de bir din devleti kurmak istiyorsanız, Mustafa Kemal'e saldırmanız elbette ki tutarlıdır.
Eğer Türkiye'nin bir bölgesini ayırıp ırkçı bir devlet kurmak peşindeyseniz, Mustafa Kemal'e saldırmanın elbette tutarlı bir yanı vardır.
Ama "çağı yakalama" arayışında görünürken aynı şeyi yapmaya kalkarsanız; belki - her garip şeyi yapanlara olduğu gibi - bazı dikkatleri üzerinize çekersiniz, ama inandırıcı olamazsınız.
Bir bakıyorsunuz; Kültür Bakanı'nı temsilen açık oturuma katılan bir sayın konuşmacı, Kemalizmin Batı Avrupa'daki totaliter ideolojilerin etkisi altında kaldığını söylüyor. ( Çekinmese, faşistlikle suçlayacak. )
Bir bakıyorsunuz; Marksist soldan ciddi bir düşünür, "Halka sorulsaydı dil devrimini kabul eder miydi?" diye soruyor. ( Sanki referandumla devrim yapılabilirmiş gibi... )
Bir bakıyorsunuz; 60'lı yıllarda Atatürk'ün sosyalistliğini kanıtlamak için ter döken bir köşe yazarı, şimdi onu küçültmek için tüm kalem kıvraklığını kullanma telaşı içinde.
Bir bakıyorsunuz; "orijinal" olabilme uğruna, Atatürk'ü demokrasi karşıtı gösterebilmek için, kendi eğilimlerine bilim kılıfı giydirme çabasına girenler var.
Mustafa Kemal'i bilimsel olarak değerlendirebilmenin yöntemi açık: Hangi koşullardaydı? Ne yapmak istiyordu? Ne yaptı? Sonuç ne oldu?
Hangi koşullarda yola çıktığını biliyoruz. Ne yapmak istediğini ise - en kıt zekâlıların bile yanlış anlayamayacağı kadar - açık söylemiş:
"Cumhuriyet rejimi demek, demokrasi sistemi ile devlet şekli demektir. Biz cumhuriyeti kurduk, on yaşını doldururken, demokrasinin bütün geleneklerini sırası geldikçe yerine koymalıdır. Türkiye Cumhuriyeti'nde de birbirini denetleyen partilerin doğacağına şüphe yoktur. Demokrasi maddi refah meselesi değildir. Böyle bir nazariyat, vatandaşların siyasi hürriyet ihtiyacını unutmayı amaçlar. Bir ulusu oluşturan bireylerin her çeşit özgürlüğü güven altında bulunmalıdır."
Ne yapmış?
Hiçbir şeyin devletin dışında olamadığı faşizmin yükselme döneminde bile, Türk Dil ve Tarih Kurumları, siyasal iktidarların etkisinden uzak, bağımsız bir yapıda oluşturulmuş. Totaliter bir kültürden demokratrik bir kültüre geçiş için büyük çaba sarfetmiş
Dışarıda varolmayan çoğulculuğu, tek partinin içinde adeta özendirmiş. "Devletçilik" resmi ideoloji iken, özel sektör ve liberalizm savunucuları partinin ve devletin en üst düzeylerine kadar yükselebilmişler; parti içinde ayrı bir kanat oluşturmuşlar.
Chp'ye faşist bir model getirmek isteyenleri terslemiş. Bir muhalefet partisi kurulması deneyini, - çok olumsuz koşullarda bile - kendi eliyle başlatmış.
Peki açtığı yol - tüm ihanetlere karşın - nereye varmış?
Eksikleri, yanlışları olsa da hiçbir Müslüman ülkede var olmayan bir demokrasiye!..
Alıntı ile Cevapla
  #3  
Alt 05-02-2006, 00:43
pante - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
pante pante isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
 
Üyelik tarihi: 01 Nov 2005
Bulunduğu yer: İstanbul
Mesajlar: 8.936
Standart

2.alıntıda Uğur Mumcu'dan...

İSMET PAŞA OKULU

Yöneticilerin kişilikleri çoğu kez, siyasal düzenin niteliğine bağlıdır. Eğer bir toplum, ulusal kurtuluş savaşı yaşamışsa, bu toplumda yöneticilerin kişilikleri ulusal kurtuluş hamuru ile yoğrulmuş demektir. Bu kişilikler ulusal bilince dayanır. Hereylem, her davranış, bu ulusal bilinç ile şekillenir. Mustafa Kemal, bu tür kişilerin örneğidir. Mustafa Kemal'i Atatürk yapan bu ulusal onur ve bu ulusal bilinçtir. Bunun içindir ki, Mustafa Kemalcilik ulusal onur, Atatürkçülük ise ulusal bilinç demektir.

Ulusal Kurtuluş Savaşımız bir avuç aydınla kazanılmıştır. Cumhuriyet kurulduğunda, Atatürk'ün çevresinde çok az aydın, çok az uzman vardı. Devlet adamları is, Kurtuluş Savaşı'nın terlerini henüz silmemişlerdi. Meclis'i, savaş meydanlarından gelen kumandanlar doldurmuştu. Hiçbirinde, çağdaş devlet kavramı ve demokrasi tecrübesi yoktu. Fakat Cumhuriyet kuruldu; sanayide, maliyede, ekonomide ulusal onur sahibi bir Türkiye yaratıldı. Bu bir inanç ve bilinç sonucuydu. Mustafa Kemal, çevresinde bu onuru ve bilinci aşılamıştı. Kemalist devlet bu bilincin ve onurun adıdır.

Şimdi çok partili hayat içindeyiz. Dünya büyük bir hızla gelişiyor. Her konuda yetişmiş aydınlarımız ve uzmanlarımız var. Çağdaş devleti, demokrasiyi, çok partili hayatı bilen anlayan kişiler partileri doldurmuşlar. Türkiye'nin ihtiyacı olan bütün uzmanlık dallarında aydınlar yetişmiş. Hukukçu, ekonomist, mühendis, mimar, doktorlar, devlet çarklarında ve özel teşebbüs emrinde çalışıyorlar. Ama ulusal bilincimiz ve onurumuz yok. Eğer büyük uluslar yardım etmezlerse aç kalacağız. Türk ekonomisi bir dilenci çaresizliği içindedir. Bugün Türkiye'yi yönetenler de işte böyle bir toprağın ve böyle bir mevsimin acı meyvalarıdır.

Tek tek siyasetçilere kızmak mümkündür. Fakat düşünmek gerekir: Acaba, bu siyasetçiler hangi verimsiz toprağa atılmış tohumlardır?.. Ve hangi ulusal onur ve kişiliğin okulunda okumuşlardır?... Sanırız bu soruları cevaplandırmak gerekir.

Mustafa Kemal çevrsine ulusal bilinç aşılamıştır. Çevresindeki asker - sivil aydınlar bu bilincin sınavından geçmişlerdir. Atatürk'ün yakın arkadaşları, en güç koşullar altında, kendilerine verilen ulusal görevleri başarıyla yürütebilmişlerdir.

İsmet İnönü, Mustafa Kemal'in en yakın silah arkadaşıdır ve Atatürk'ün ulusal bilinciyle yetişmiştir. Atatürk öldükten sonra Türkiye'nin baş sorumlusu İsmet İnönü'dür. Acaba, İsmet İnönü bu bilinci bugüne dek sürdürebilmiş midir?..

İsmet Paşa tek başına bir okuldur. Devlet anlayışı, denge hesabı, siyasal davranışları birçok siyasetçi tarafından benimsenmiştir. Bugün İsmet Paşa'nın siyaset okulundan mezun olmuşlardır. Kasım Gülek, Tahsin Bangaoğlu, Turhan Feyzioğlu bu okulun başarılı mezunlarıdır. Ecevit ise bu okuldan mezun olmanın ve parlak dereceli bir diploma almanın hazırlıkları içindedir. Devlet bürokrasisinde yer almış birçok kişi de bu okulun etkisi ile yetişmişlerdir. Şimdi devlet, İsmet Paşa Okulu mezunlarınca yönetilmektedir.

Açıkça sormak gerekir: Mustafa Kemal'in verdiği ulusal bilinci, İsmet Paşa, örneğin Feyzioğlu'na verebildi mi?.. Hayır! Mustafa Kemal'in İsmet Paşa'ya öğrettiği ulusal onur bu okulda kime öğretildi?.. Kimseye! Bakınız Atatürk'ün tam bağımsızlık ilkesi İsmet Paşa'nın ağzında sadece suçlama konusu. Kime karşı?.. Yabancı sermayeye mi?.. Hayır. Petrol şirketlerine mi?.. Hayır. Kıbrıs çıkartmasına engel olan Amerikan Hükümeti'ne mi?.. Hayır. Sadece ve sadece Mustafa Kemalci gençlere karşı!..

Ulusal Kurtuluş Savaşı'nın kazandırdıklarını, çok partili düzende satmışız bir bir. Bu düzen de, Türkiye'yi çağdaş uygarlık yolundan uzaklaştırmıştır. Düzen, bir tek ulusal onur ve bilinçle yetişmiş lider çıkartmamıştır.

İnsanları devirler yetiştiriyor. İsmet Paşa'nın Okulu'ndan yetişmiş cüce siyasetçilere bakıp karamsar olmayalım. Bu topraklar şimdi verimsiz. Bir devrim yönetimi kurulsun, bakın göreceksiniz... Aydınlar, uzmanlar, devlet adamları nasıl inançla güçle halka hizmet edecekler. Türk Halkı'nın ulusal onurunu yeniden diriltenler; ancak bir devrim yönetimi ile ortaya çıkacaklar. Yeter ki, İsmet Paşa'nın siyaset okulundan diplomalara devlet kapıları kapansın.

Yeniden Mustafa Kemal'in inançlı günlerine dönmek istiyoruz. Ulusal bilincimiz ve onurumuz için...
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Önerilen Siteler


Yetkileriniz
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı

Gitmek istediğiniz forumu seçiniz


Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 02:11 .