Turan Dursun Sitesi Forumları
Geri git   Turan Dursun Sitesi Forumları > İbrahimi Dinler > İslam

Cevapla
 
Başlık Düzenleme Araçları Stil
  #1  
Alt 27-03-2006, 11:22
aspartam aspartam isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
 
Üyelik tarihi: 21 Sep 2005
Bulunduğu yer: İstanbul
Mesajlar: 1.149
aspartam - MSN üzeri Mesaj gönder
Standart Bir bid'at dini

Bid'atlardan müteşekkil bir din olan tasavvuf bizler için gerekli midir?Bi bakalım.

İSLÂM VE TEVHİDİ ANLAYIŞ

Kulları için İslam'ı lâyık gören ve bu dinin insanlara örnekliği için de Muhammed (AS)'ı görevlendiren Allah (CC); önceki peygamberlerle gönderdiği mesajın bağlılarınca bozulması, heva ve heveslerin insanlara "din" olarak sunulması neticesi içinden çıkılmaz bir din/hayat sistemi olan anlayışlardan insanların etkilenmelerini önlemek için Kur'an'ı koruması altına almıştır. Böylece İslam'ın temeli olan Tevhid de bulandırılmasın, yabancı kültürlerin şirk kokan inanışlarından etkilenmesin diye.

Tevhid, Allah'ı zati sıfatları itibariyle tek bilmek ve taşıdığı sıfatlardan herhangi birini olsun bir başka varlıkta görmemek demektir. Bu tanıma aykırı bütün kabuller tevhidin dışında kalırlar ve Kur'an bu dışarıda kalışa özel bir isimle ‘şirk=ortak koşma’ demiştir.

Kişiler yaptıklarına şirk demeseler, ortak koşmayı kendilerine yakıştırmasalar da Allah, kendi hükümlerinden başka hükümlere tabi olmayı da kendine, hüküm vermede ortak koşma/şirk olarak nitelemektedir.

Teslimiyet, yani İslam olma; Allah'ın elçileri vasıtasıyla gönderdiği vahye/Kur'an'a tabi olmak demek olduğuna ve vahyin dışında herhangi bir şeye tabi olmak da İslam olmadığına göre, kişi ancak vahye teslim olmakla, kendisi için vahyin tartışılmaz üstünlüğünü kabullenerek İslam olabilir ve İslam kalabilir. Kişinin sadece Allah (CC)'ı kendini terbiye edici Rabb olarak kabullendiğini söylemesiyle ancak İslam'a girebildiğini de biliyoruz.

Allah (CC) Peygamberi (as)'ın, dinle ilgili tüm yaşantıda "Üsvetül hasene-güzel örnek" olarak alınmasını, ibadetlerini O'nun yaptığı gibi yerine getirmelerini O'na rağmen din konusunda heva ve heveslerine uymamalarını açıklamış ve uyarmıştır Kitabı Mübin'inde.

MÜSLÜMANLARIN DURUMU

Tüm bu uyarılara, "dininizi ikmal ettim" ikazlarına/uyarılarına rağmen; dört halife döneminden itibaren akın akın bu din'e giren topluluklar, çoğunlukla sadece "şehadet getirerek" ama bu dinin muallimlerinin harplerde şehid olmaları neticesi sayılarının azlığı sebebiyle tevhid'in gerçeğini kavramadan eski dinlerinden getirdikleri ne kadar islam dışılık varsa beraberlerinde getirdiler. Önceleri farkedilmemesine rağmen bozuk fikirler zamanla tevhidi anlayışta yaralar açmaya başladı. Çeşitli görüş ayrılıkları onulmaz/tamir edilemez yaralar açarak fırkalaşmalara (sünni-alevi, zahiri-batıni vs. gibi), müslümanların birbirlerini öldürmelerine varan kavga ve ihtilaflara sebep oldu.

Ümmet işte bu durum içerisindeyken, toplumdaki bunalım ve bunun sebep olduğu bıkkınlık/ümitsizlik veren hal, bazılarının Hint ve Yunan felsefelerinden gelen mistik anlayışların etkisiyle de toplumdan uzaklaşmalarına, kendi başlarına inzivaya çekilmelerine sebep oldu. Zamanla, siyasi rejimlerin/iktidarların da hoşuna giden bu hal teşvik edildi. Daha sonraları bu ekol ‘Tasavvuf’ adıyla müslümanların gündeminde yer almaya başladı hicri 2-3. yüzyıllarda.

Tasavvuf, kelime ve kavram olarak ne Kur'an'ın andığı ne de sünnette izine rastlanmayan ve tamamen ana ilke ve kavramlarıyla İslam dışından taşınan, İslam'a karıştırılmış bir yaşayıştır.

Tasavvufun bir alt sınıfı olan Tarikat adabı/şartları, isimleri meşhur olmuş şeyhlerce yazdıkları kitaplarında belirlenmiştir. Tarikat'ın ana esaslarından olan rabıta ve zikir Mehmed Zaid Kotku'nun "Tasavvufi Ahlak" isimli kitabında Abdulhakim Arvasi'den naklen şöyle anlatılıyor özetle:

"Rabıta, salikin şeyh ile hemhal olması, onun ahlakı ile ahlaklanması, yani şeyh'de yok olmasıdır. rabıta üç kısımdır: l- Pirin suretini sadece hayalinde tasarlamak, 2- Pirin suretini kalbinde tasavvur etmek, 3- Kendini, şeyh kılığına bürümek ve onda yok olmaktır.

Şeyh Abdulhakim Arvasi'ye göre şeyh öldükten sonra, dirisinden daha fazla rabıtaya cevap vermektedir. Çünkü şeyhin ruhaniyeti zaman ve mekanla kayıtlı değildir.

Muhammed b. Abdullah Hani/Sühreverdi de müridlerin adabı bahsinde "zamanımızda evla olan evlilikten kaçınmaktır" demiş ayrıca mürit için şart olan işleri şöyle sıralamıştır.


a) Kalbinde, şeyhin fiillerine itiraz olmamalıdır. Aklına yatmayanı te'vil etmelidir.
b) Hatırına gelenleri şeyhine anlatmalıdır.
c) Şeyhin sözleri ile amel etmeli ve gönülden teslim olmalıdır.
d) Şeyhin elinde, yıkayıcı önüne konan ölü gibi olmalıdır.
e) Mürid, her işini şeyhe danışarak yapmalıdır. Oğul-kız evlendirmek, yolculuğa çıkmak gibi.

Bu yaşayış şekli (tasavvuf) her ne kadar içinde islami motifler taşısa da, zamanla tevhidi anlayışı farklı yorumlamaları neticesi ayrı bir din hüviyetine büründü. İleri gelenlerinin yazmış oldukları kitaplarında İslam ahlakına uymayan davranışlar(1) açıkça anlatılarak, İslami kavramlar te'vil yoluyla (2) tamamen farklı anlamlarda kullanılmaya başlandı.

İSLÂM VE TASAVVUFİ ANLAYIŞIN KARŞILAŞTIRILMASI

İslam'da uluhiyet anlayışının özellikleri

"a- Tecdid: Allah'ı tüm varlıklardan ayırmak,
b- Tenzih: Allah'ı her türlü şeyden uzak tutmak,
c- Tevhid/Teklik: Tecrit edilmiş İlah'ı tek bir Allah'a irca etmek" iken,

Tasavvufda

"Bütün eşya, insan ve kainat Allah'ın bir parçası ve boşluktaki görüntüsüdür ve Allah'dan başka mevcut yoktur" diyerek, İslam alimlerinin şirk olarak nitelendirdikleri "Vahdet-i Vücud" (3) görüşü benimsenmiştir.

Bu bilgileri kısaca şemalandınrsak:

İSLAM DİNİNDE:

— Şeriat zahire göre hüküm verir.
— Delillerin kaynağı Kur'an ve Sünnettir.
— Şari Allah'tır (Hüküm koyucu)
— İnsan kullukta ilerledikçe sakındığı şeyler artar/çoğalır.
— Allah, yarattıklarının hiç birine benzemez: "(O'nun benzeri hiçbir şey yoktur." : 11(42)

TASAVVUF'DA:

— Aslolan zahir değil batın'dır.
— Delillerin kaynağı rüya ve mükaşefedir.
— Şari Veli ve Gavs'dır.
— İnsan mertebe kateddikçe mükellefiyetleri azalır.
— Yarattıklarının tümü Allah'ın benzeridir.
(Fusüs-ül Hikem, Sahife: 78-79)

Netice olarak Kur'an'ın tarif ettiği veliler/müslümanlar Allah'ın hizmetinde kişiler iken, tasavvufun velileri Allah'ı hizmetlerine almış kişiler olarak görülmektedirler. (4)

KAYNAKÇA VE ÖRNEKLER

1 - Molla Cami-Nef ahat'ül Üns, Bedir yayınları: 1971, Cilt: l, Sahife 42, 528, 529. Imamüddin Abdulvahhab El-Barisi. Yayınlayan: Mehmet Şevket Eygi.

— Menakibül Arifin (Ariflerin menkıbeleri) Ahmet Eflaki, Tercüme: Tahsin Yazıcı C. l/
324.
— Veliler Başbuğu Şah-ı Nakşibendi Yazar: Nusrullah Efendi. Eseri takdim: M. Şevket Eygi, Buhara Yayınları/İstanbul Sahife: 28, 29, 150,151.
— Dr. Mustafa Kara, Rubaiter-Tasavvuf ve Tarikatler Tarihi. Gülşen-i Raz'dan naklen: "iman küfür, küfür de iman olmadıkça hiçbir Tanrı kulu gerçekten müslüman olamaz".

2. MEKTUBAT: 445. Mektup-

Mevzuu: Şeyh Şerafettin Yahya Müniri tarafından söylenen şu cümlenin tahkiki: "Sâlik kâfir olmadıkça, kardeşinin başını kesmedikçe, anası ile tezevvüc etmedikçe müslüman olamaz."

NOT: İmam-ı Rabbani bu mektubu Molla Şemseddin'e yazmıştır.

Bu cümlenin te'vili:

a) Burada küfürden murad, tarikat küfrüdür. Bu dahi, cem mertebesinden ibarettir. O cem mertebesi dahi, kapanma yeri, İslamın güzelliği ile küfrün çirkinliği arasında imtiyazın olmaması makamıdır. Hatta, İslam nasıl güzel görülüyorsa, küfür dahi aynı şekilde güzel bulunmaktadır.

b) "Kardeşinin başını kesmedikçe müslüman olamaz" tabirinden murad, kendisi ile beraber doğan şeytandır. O'nun arkadaşı bulunmakta ve kendisini daima şerre ve fesada götürmektedir.

c) "Ana ile tezevvüc etmedikçe, yani annesi ile evlenmedikçe" cümlesindeki "anası" tabirinden murad, onun ayan-ı sabitesi olsa gerektir. Zira bu, ayan-ı sabite onun hariçte vücut bulup zuhura gelmesine bir sebeptir.....

3. Elmalılı Hamdi Yazır, Hak Dini Kur'an Dili. Cilt: l, sahife: 572-578 (1971 Baskısı).

4. Müzekkin Nüfus - Aslan Yayınları, Sahife : 437, 517.
www.kuranislami.com
Alıntı ile Cevapla
  #2  
Alt 27-03-2006, 17:17
pante - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
pante pante isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
 
Üyelik tarihi: 01 Nov 2005
Bulunduğu yer: İstanbul
Mesajlar: 8.936
Standart Re: Bir bid'at dini

Din değil aslanım felsefe .Tasavvufun dinle , din adamlarıyla işi yok.
Sizin olsun şeriatiniz.Bize uymuyor.Sıkıyor bizi.
Bize Allah'ın birliği yeter.

Tasavvuf ilk insanla , düşünen , kafa yoran insanla başlar.

Tasavvuf gelişirken Buda ile karşılaşıyoruz.. “En büyük şer cehâlettir” diyen Buda, tasavvufun ilim olduğunu anlatmıştır. Yine demiştir ki: “Bütün mevcudat, ruhlar ve cisimler, kadir-i mutlakın yani Allah’ın bedeni mesabesinde olup, beden ruha nasıl tâbi ise, bunlar da öylece ona tâbidirler. Aşk olmazsa beden zindanında kalırız.


Muvaffak olmaya da olmamaya da kayıtsız kalmalıdır. Bütün yaratılmışlara şefkat gözüyle bakmalıdır. Bizim bugünkü hayatımız, eski zamanlarımızda kendi arzu ve ihtiyarımız ile yaptığımız amellerin neticesidir.

Bir mistik felsefeci olan Sokrat, ruhunun nurunu aklını aydınlatmada kullanmıştır ve bu yaradılış âleminde hiçbir şeyin abes olmayıp, hepsinin bir mânâ üzerine yaratılmış olduğunu söylemiştir.

Herşeyi şekilsizlikten intizama sokan bir akl-ı âzam mevcut olduğunu ifade etmiş, “”Eğer vücutta ruh hakimsa, gerçek hakim, o akl-ı âzamdır. Olayları kendine bakarak çözme yoluna giden Sokrat, “kendini bil” demiştir. İnsanın değerini anlatmış ve cihanda hiçbir şeyin tesadüfe dayanmadığını herşeyin tek bir gayeye o gayenin de daha üstün ve yüksek bir gayeye yani tevhide yöneldiğini söylemiştir. Bütün mevcudatın insana hizmetle vazifeli olduğunu bildirmiştir. Çok faziletli bir insan olan Sokrat, bildiklerini başkalarına öğretmeyi seçmiştir. Faziletin mükafatının kendinde olduğunu çok iyi bilmiş ve “İyiliği yapan iyiliği, fenalığı yapan fenalığı kendinde bulacaktır.” demiştir.

Sokrat, birinci olarak ruhu, ruhta aklı ve akılda da mefkûreyi (tefekkürün oluşturduğu doğru fikirler) görmüştür. Aklî mistisizmin kurucusudur.

Sokrat’ın talebesi olan Eflatun der ki: “Mevcut suretlerin her birinin mükemmel numunesi misal âleminde bulunmaktadır. Ruh cesed ile birleşmeden evvel birçok yüksek hakikati temaşaa etmiş, güzellik, adalet ve hakikati görmüştür. Temizlikle alakasını kesip “rezil” damgasını yiyerek beşer âlemine gelmiştir. Fakat hayra olan meyli ve yakınlığı ruhlar âleminde gördüğü yüksek hakikatlerin kendisi üzerinde yaptığı tesirle bu karanlık diyardan uçup gitmek için hatıralar uyanmıştır. Eflatun’da bu gerçeği anlama önermeler sayesinde olmuştur.

Sokrat, “ilmin başlangıcı cehil olamaz, iki bilinmeyenli bir meseleyi halletmek için daha önce bilinen bir kural olmalıdır.” derken, Eflatun;” Bilmek evveli hatırlamaktır.“ demiştir. Ve ilave etmiştir; “Ayıp ve noksan oldukça ilim elde edilemez. İlim elde edilmedikçe de hayra ulaşılamaz.” Allahı âlim, hâkim ve mevcud bilip Allahın birliğine iman etmiştir. Sokrat gibi hayrı yöneten bir akıl olarak kabul etmeyip,” Allah mutlak hayrın kendisidir. İrade, hayrı bilmek, onu fiile götürmektir.” demiştir.

Eflatun ruhu bir koşuya benzetir. Arabacısı akıl, iki attan biri şecaat (iyi ahlâk) öbürü de şehvettir. Akıl arabayı sürdükçe koşunun intizamını muhafaza eder.
Fena diye bir şey yoktur. Fena faziletin aslına bağlıdır.

Eflatun’a göre fazilet dört kuvvettir: Aklın fazileti ihtiyat, kalbin fazileti şecaat, şehvetin fazileti de itidaldir. Bu üçünün doğurduğu fazilet de adalettir.

Vahdaniyet fikrini kabul etmiştir. 46 eseri vardır. Bir çeşit tasavvuf yaşamıştır
.

Hz. Musa’nın tasavvufu şuhud (görme) mertebesine ermediği için ilm-i ledünü (ilâhî sırlara ait manevî bilgi) bilmiyor. Ancak, bu onun manasına eksiklik getirmez. Çünkü Musa, kulları davete memur bir peygamberdi. Hz. Musa akıl mertebesidir. Aklıyla bulduğu şeylere iman ediyordu. Allah’ı görmek istediğinde, “Sende bu benlik oldukça beni göremezsin. Beni görmek için benim gözüm sende olmalı!” hitabıyla karşılaştı. Yani, şuhud makamına ermek için nefsini aradan çıkarması gerekti. Ve Allah onun benlik dağına tecelli edince Musa’nın benlik dağı paramparça oldu.

Hz. İsa, ruhullahtır. Velayet sahibi bir peygamber olan Hz. İsa, Allah’a gönül ve aşkla yaklaşmıştır. Demiştir ki; “İnsanlar, cismen ve ruhen birsiniz; yani kardeşsiniz. Onun için birbirinizi seviniz ve Allah’ı da her şeyin üstünde tutarak seviniz!”

Ona göre tasavvuf, aklın önerilerine hiç itibar etmeden sırf kalb marifetiyle gitmektir. O yüzden de dünyadan uzaklaşma söz konusudur.

Hıristiyanlıkta tasavvuf, yani mistisizm kelimesini ilk söyleyen Kneber’dir.

İlk milâdî asırda piskopos Denis Nom Divin, Hakk’a ulaşmanın, ruhun bu his aleminden soyunmak ve dünya bağlarını terk ve bizzat kendini unutmakla mümkün olacağını anlatmıştır.

1091-1153 yıllarında yaşayan Saint Bernard’a göre, hayatın gayesi, Hakk’In muhabbetidir. Buna da tevâzu ve kendini silmekle erişilebilir.

1141’de yaşayan Saint Victor, da der ki: Ruhu hakikatin ta kendisine, Hakk’a ulaştıran yol, münâcat (dua ve yakarış) ve nefsini muhasebe üzere bulundurmaktır.

Hıristiyanlık tasavvufunda da esas Hakk’ın akıl ve ilimle bulunması mümkün olmayıp, ancak aşkla bulunabileceği ve Allah yolunda vücudunu vakfetmek ve sırf Allah için yaşadığını öğrenmekten ibarettir.

Bonaventure ise, ruhun zat-ı İlâhi’ye ulaşması için aklın günlük ve hudutlu amellerini aşması lâzım geldiğini söyler.

Avrupa’nın yakın zamanlarda yetişmiş olan mistiklerinden bazıları şunlardır: Emanuel Swedenborg, Martinez, Friedrich Jacobi, Saint Martin, Saint Denis, Pierre Simon Ballanche.

Alman mütefekkir Jacob Böhme’ye göre, Allah alemden ayrı değildir. Bedende ruh nasılsa, Allah da alemlerde öyledir. Allah şu gördüğün kainatta değil, senin zatında yerleşmiştir. Eğer sen pâk, arınmış ve temiz isen, Allah’In bütün kuvvetleri sende fâildir. Keza bütün âlemlerde de böyle... Ateş, hava, su, toprak hep Allah’tır. Ruh ayrı bir vücut gibi Allah’tan ayrı kaldıkça Allah’I anlayamaz.

Ken’an Rifai bu konuda şöyle diyor: “İnsanlıkla beraber başlayan ve dinlerin cevherini meydana vurma keyfiyeti diyebileceğimiz tasavvuf son istihâlelerini (gelişimini) İslâm dini ile beraber yaparak en olgun ve en kemâlli halini bulmuştur. Nasıl ki İslâm dini geçmiş bütün dinleri câmi (kapsayan) ve onların zemini üstünde âbideleşmişse İslâm tasavvufu da böyledir. Püsküren bir yanardağın lâvlarını tutacak bir el ayası bulunmadığı gibi tasavvufun da yer yüzüne akmasını önleyecek bir kuvvet yoktur.”

Hallac-ı Mansur der ki: “Allahım! Güzelliğinin açılan sırlarını başkalarından gizleyerek, onlara sahip olma imkânını bana vermek ve kınayanlardan beni esirgemiş olmakla bahşettiğin nimetine teşekkürü bana nasib et. Şu topluluk, senin kullarındır. Dinlerine olan bağlılıkları yüzünden ve senin rızanı kazanmak ümidiyle, beni öldürmek üzere toplanmışlar. Onları affet! İyi biliyorum ki, bana açtığın sırları onlara açsan, yahut onlardan gizlediğin şeyleri benden de gizleseydin, bu hal başıma gelmezdi. Yaptığın işler için sana hamd, dilediğin şeyler için de yine sana hamd olsun Allahım! “

İşte tasavvufun özü budur.
Alıntı ile Cevapla
  #3  
Alt 27-03-2006, 18:23
aspartam aspartam isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
 
Üyelik tarihi: 21 Sep 2005
Bulunduğu yer: İstanbul
Mesajlar: 1.149
aspartam - MSN üzeri Mesaj gönder
Standart Re: Bir bid'at dini

Din değil aslanım felsefe .Tasavvufun dinle , din adamlarıyla işi yok.
Sizin olsun şeriatiniz.Bize uymuyor.Sıkıyor bizi.
Bize Allah'ın birliği yeter.


Panteidar senin felsefe dediğine biz din diyoruz.Tasavvufun dinle,din adamlarıyla işi ama bu din İslam değil.Bu batıl olan atalar dini.Zaten bu ataların kimler olduğunu sen saymışsın.Şeriatimiz (kanun) bizim olsun.T.C. batılda olsa kanunlarla yönetilmektedir.Kanunun olmadığı yerde kaos vardır.Bize Allah'ın birliği yeter demişsin ama tasavvufta tevhid inancı yoktur.Tasavvufta bissürü ilahcık vardır.Biz buna din literatürnde put diyoruz.Resulullah zamanında ki putlar lat,menat,uzzaydı.Şimdili putlar geylani,arabi,nakşibendi,mevlana vs.(yüzlerce put ayılabilir.Bunlardan birkaçı kendilerini bizzat Allah ilan etmiştir.(Hallaç,arabi,bistami vs.)Bu yüzden tasavvuf sapkın bir dindir.İslam bunlardan münezzeh kaynağını Furkan dan alan dosdoğru yolda olanların tertemiz dinidir.
Alıntı ile Cevapla
  #4  
Alt 27-03-2006, 18:24
Xander85 Xander85 isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 24 Jan 2006
Mesajlar: 109
Standart Re: Bir bid'at dini

İslamın parlayan tek yıldızı tasavvuf iken bunu ısrarla karalama çabası ne anlamıyorum, tasavvufu da atın islamdan, iyice ilkel bir dine dönüşsün islam, belki mutlu olursunuz o zaman...

Gün gelir rüzgar, fırtına olur
Dertleri gönül kendisi arar da bulur
Her gülüş cevap, her cevap günah
Olmuyor ne yapsan, içinde kopar bir isyan

Tanrı unutmuş olsa da
Vur durma vur yüreğim vur
Olan olmuş ne olur
Hayata bir daha vur
Alıntı ile Cevapla
  #5  
Alt 27-03-2006, 18:44
pante - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
pante pante isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
 
Üyelik tarihi: 01 Nov 2005
Bulunduğu yer: İstanbul
Mesajlar: 8.936
Standart Re: Bir bid'at dini

Aspartam ;
Ben değerli bulduğum insanların yaşam felsefelerinden , deneyimlerinden , görüş ve düşüncelerinden istifade ederim.Eleştirel gözle yaklaşırım , irdelerim , doğru bulduklarımdan yararlanırım.Benim ki putperestlik değildir.Çünkü onlardan hiçbirini , ya da 2-3 tanesini alıp da kutsallaştırmam.Sözlerini , düşüncelerini aynen , ne dedilerse hiç şaşmadan uygulamaya kalkmak gibi bir bağlılığım yoktur.Özgürce düşünürüm.Yanlış gördüğüm her düşünceyi kimden olursa olsun reddederim.Bu bilimsel yaklaşımdır.Tersi putlaştırmak.Her zaman eleştirdiğim şey..

Şimdi sana gelelim :
Kur'an'ı put gibi kullanırsın.Peygamberleri insanüstü görür , hata ,yanlış , zaaf , günah asla kabul etmezsin.4 halife , ( biraz Ali hariç-onda takiyye yaparsınız) İmam Şafi , İmam Maliki , İmam Hanbeli ve en başta da özellikle İmam Hanefi'yi putlaştırır , her söylediklerini aynen kabul eder , hiçbir söz ve davranışlarını eleştirmezsiniz.Putperestçe bir saygıdır bu.Büyüklere saygı değil.
Adlarını sayamadığım evliyalar erenler , bediüzzamanlar , hocaefendiler ise küçük putlarınız.
Alıntı ile Cevapla
  #6  
Alt 27-03-2006, 19:57
Materyalist Materyalist isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 13 Oct 2005
Mesajlar: 438
Standart Re: Bir bid'at dini

Allah neden Kuran'ın korumasını kendi üstlenmişte, diğer kitapları korumamış? Çok ilginç. Hep merak etmişimdir? Ama kesinlikle bu konuda aklımı kullanmamışımdır. Zinhar, pek günah *
Düşmüşüz bir arabın peşine gidiyoruz bakalım. Nereye kadar gideceğiz?? Tasavvuf güzeldir. Dönmek iyidir. 40 yıl boyunca ağaçların hep dosdoğru olanını kesmek iyidir. Falan filan.... Kurandakileri kim söylemiş. Allah. Kurandakileri Allah'ın söylediğini kim söylemiş. Muhammed. Niye Allah hep Muhammede söylemiş. Çünkü Allah onu peygamber tayin etmiş. Allahın muhammedi peygamber olarak seçtiğini kim söylemiş. Yine muhammed. Muhammed nasıl peygamber olmuş. Mağarada gaipten sesler duymuş. Cebrail gelmiş. Ona "oku" demiş. Oda eve gelip çok titremiş, çok üşümüş. "Üstümü örtün. Ben erdim" demiş. Masallar, masallaaaaaaaaaaar. * :wink:
Kendinize gelin ey er kişiler. *

Tek Gerçek Maddedir
Alıntı ile Cevapla
  #7  
Alt 27-03-2006, 20:17
samamja samamja isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Aday Üye
 
Üyelik tarihi: 27 Mar 2006
Mesajlar: 1
Standart Re: Bir bid'at dini

ilginç

Alıntı ile Cevapla
  #8  
Alt 27-03-2006, 20:42
aspartam aspartam isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
 
Üyelik tarihi: 21 Sep 2005
Bulunduğu yer: İstanbul
Mesajlar: 1.149
aspartam - MSN üzeri Mesaj gönder
Standart Re: Bir bid'at dini

panteidar";p=&quot´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
[color=blue]Aspartam ;
Şimdi sana gelelim :
Kur'an'ı put gibi kullanırsın.Peygamberleri insanüstü görür , hata ,yanlış , zaaf , günah asla kabul etmezsin.4 halife , ( biraz Ali hariç-onda takiyye yaparsınız) İmam Şafi , İmam Maliki , İmam Hanbeli ve en başta da özellikle İmam Hanefi'yi putlaştırır , her söylediklerini aynen kabul eder , hiçbir söz ve davranışlarını eleştirmezsiniz.Putperestçe bir saygıdır bu.Büyüklere saygı değil.
Adlarını sayamadığım evliyalar erenler , bediüzzamanlar , hocaefendiler ise küçük putlarınız.
Panteidar kardeş hiç üzerime alınmadım, tasavvufa ve dinin kaynağı olarak Kur'an dışındaki bütün kaynaklara karşı olan ben hakkında nasıl böyle düşündün anlamış değilim.
Alıntı ile Cevapla
  #9  
Alt 27-03-2006, 21:50
pante - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
pante pante isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
 
Üyelik tarihi: 01 Nov 2005
Bulunduğu yer: İstanbul
Mesajlar: 8.936
Standart Re: Bir bid'at dini

Aspartam sözlerine kanan da seni Edip yüksel ya da Yaşar Nuri izinde çağdaş bir müslüman sanacak.
Lafta Kur'an'dan başka kaynak tanımam deyip , Kuran dışında tüm kaynakları *"Kur'an bunlarsız olmaz" diye referans almış şeriatçilerin , ehli sünnetçilerin ve blimum yobazların izinde yürüyecek , saflarında olacak , demokrasiye , laikliğe , Atatürk ilke ve devrimlerine , orduya , cumhurbaşkanına , şeriat düzeni önündeki tüm engellere karşı yazacak , sövecek , iftira atacaksın..Her fırsatta da şeriatçi örgütleri savunacaksın..
Diğer taraftan Ercümend Özkan'cı-Erhan Aktaş'çı-İktibas'çı geçineceksin.Yemezler..
Bunların beslendiği kaynak da şeriatçiler , beslediği kaynak da şeriatçiler.
Hedef aynı.Yöntem farklı.
Alıntı ile Cevapla
  #10  
Alt 27-03-2006, 22:00
aspartam aspartam isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
 
Üyelik tarihi: 21 Sep 2005
Bulunduğu yer: İstanbul
Mesajlar: 1.149
aspartam - MSN üzeri Mesaj gönder
Standart Re: Bir bid'at dini

Aman ya duvara konuştuğumu daha önce söylemiştim.Bukadar da taş kafa adam olmazki.
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Önerilen Siteler


Yetkileriniz
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı

Gitmek istediğiniz forumu seçiniz


Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 14:39 .