
17-04-2006, 14:31
|
 |
Kıdemli Üye
|
|
Üyelik tarihi: 01 Nov 2005
Bulunduğu yer: İstanbul
Mesajlar: 8.936
|
|
Neden Tanrıya İnanmıyorsunuz?
"İnsanlar Tanrıya neden inanır" konusu bu forumda çok tartışıldı..
Peki Ateistler Tanrı'ya neden inanmaz?
Cevap yazacak arkadaşlar Ateizmin teorik açıklamalarından yola çıkarak değil de , kendi inançsızlıklarının *oluşum sebepleri açısından ve bugünkü düşüncelerinden görüşlerini belirtirlerse daha yararlı olacaktır...
|

17-04-2006, 18:07
|
|
|
Re: Neden Tanrıya İnanmıyorsunuz?
bence önce kendi tanrı anlayışından bahsetmelisin panteidar abi, yani diğer dinlerdeki biraz farklı mesela değil mi?
|

17-04-2006, 19:11
|
 |
Kıdemli Üye
|
|
Üyelik tarihi: 01 Nov 2005
Bulunduğu yer: İstanbul
Mesajlar: 8.936
|
|
Re: Neden Tanrıya İnanmıyorsunuz?
Jay Jay kardeşim ;
Tanrı konusunda genelde ileri sürülen Tanrı fikri çürütülmeye çalışılarak ateist görüş ortaya konuyor.Özellikle bir dini inancı , gördüğü yanlışlar-yalanlar üzerine terkeden kişi Tanrı inancını da terkediyor.Sonrasında yapılan ise , Tanrının varlığı üzerine getirilen bir sava karşı çıkmak.
Bu da eğer o Tanrı inancı bir dine dayanıyorsa , o dinin sorgulaması ve eleştirisi üzerine yapılıyor.
Ancak ateist görüşe kesin bir şekilde sahip çıkacak derecede bir irdeleme - araştırma içine girilmiş midir?
Yoksa dinlerin herşeyi Tanrıya bağlama kolaycılığı gibi , "var diyenler ispatlasın" kolaycılığına mı kaçılmıştır?
Bilimde aynı yöntemi kullansaydı , örneğin " ''atom var , mikrop var , sayısız galaksi var '' diyenler ispatlasın" demiş olsaydı doğru olur muydu?
Ben Tanrı görüşümü yazdığımda da yapılacak olan muhtemelen o görüşün eleştirisi olacaktır.
Benim amacım farklı Tanrı redlerinin , yorumlarının tartışılmasıydı..
Farzedelim ki ben Tanrıya inanıyorum.Ama inandığım Tanrının insanları pek umursamadığını , dikkate almadığını düşünüyorum.Bence , insanların gözünde karıncalar , böcekler ne ise , Tanrının gözünde de insanlar o.O , daha büyük gayeler peşinde.Öyle ya , insanlara bir güneş sistemi fazlasıyla yetmez miydi?
Hadi yetmedi 2-3 güneş sistemi daha.Yüz , bin ,milyon , milyar o da yetmedi 300 milyar güneş sistemine gerek var mıydı insanlar için?
300 milyar yıldız sisteminin olduğu büyüklüğü , azameti düşünebiliyor musunuz?
Bu büyüklükten milyarlarcası var üstelik..Milyarlarca galaksi.Her galakside 300-500 milyar güneş ve gezegenleri.
Bu hesaplanabilen , bilinen evren ..Ya ötesi..Ya bilinmeyenler..
Biz kendi güneş sistemimizde ne olup bittiğini bilemezken ve asla bu şartlarda sistemimizin dışına çıkamıyacağımıza göre ;
Ötelerde , başka yıldız sistemlerinde , başka galaksilerde , başka evrenlerde ne olup bittiğini nereden bilebiliriz?
Yok ..Biz çok basit ve aciz varlıklarız.Ötelerde büyük olaylar , büyük gayeler var..İnsanoğlu bunları anlıyabilecek , algılayabilecek donanıma sahip değil..
Evet..Diyelim ki benim inancım bu..Ama benden ispat beklemeyin..
|

17-04-2006, 20:14
|
|
|
Re: Neden Tanrıya İnanmıyorsunuz?
Pantheidar,
Mesajı ilk attığınızda birşeyler yazmaya başlamıştım, sonra araya bir iş girdi ve ben de biryerlere saklayıp iptal ettim. Sizin şimdi yazdığınızı görünce oldukça şaşırdım. Eksik kalan yerlerini bitirip mesajı göndereyim bari.
Biraz basitçe olacak belki,
Evren çok büyük, biz ise çok küçüğüz. Sadece boyut olarak değil, yaşam süresi olarak da. Bu kadar büyük bir fark içerisinde, tüm evrenin oluşmasına neden olabilecek bir varlık ile herhangi bir ilişki kurmak düşünülemez bile benim için. Bu arada, dinlerin bahsettiği tanrılardan (Allah, Yehwe, vs..) değil, bunlar ile hiçbir ilişkisi olmayan bir şeyden bahsediyorum burada. Bu yüzden de benimle, hatta yaşadığım güneş sistemi ile hiçbir özel ilişkisi olamayacak bir varlık hakkında fikir yürütmektense, görebildiğim, anlayabildiğim şeylere fikir yürütmeyi tercih etmekteyim. Yaşadığımız dünya hakkındaki açıklamalar bugün hala yetersiz, hepimiz biliyoruz bunu, ama var olan açıklama çabalarının hiçbiri bir yaratıcı gerektirmeden bu açıklamaları vermekte.
Bir üstün gücün/yaratıcının olup olmaması ise yaşamımı gerçekten değiştirebilir mi? Sanmıyorum. Ahlak kuralları dediğimiz şeyler bile aslında oldukça yerel. Hem mekan hem de zaman olarak. Yani bu kuralların bile bir yaratıcı ile bağdaştırılması bana mantıklı gelmiyor. Pek toparlayamadım belki ama konu daha da açılırsa sanırım biraz daha derli toplu yazmaya çalışabilirim.
|

17-04-2006, 23:51
|
 |
Onur Üyesi
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
|
|
Üyelik tarihi: 01 Aug 2005
Bulunduğu yer: Isvicre
Mesajlar: 6.665
|
|
Re: Neden Tanrıya İnanmıyorsunuz?
Panteidar haklı olarak bu soruyu sormuşsun. Sorun iki bölümden oluşuyor, gayet güzel. Çünkü gerçekten bir insanın ateist olma süreci ile şu anki düşünceleri farklı olabilir.
Ateist olma sürecim:
Sıradan bir sünni ailenin çocuğu olarak birçok çocuk gibi ben de Allah'ı, Kuran'ı, namazı, birçok şeyi ailemden öğrendim. *Oturduğumuz yerde arada bir kuran kursu furyası çıkar, bütün çocuklar kursa gönderilirdi. İlk başarısız deneyimden sonra (6-7 yaşında denemişler, korkudan hocaya tuvalete gidip gidemeyeceğimi bile soramamışım, sidikli pantalonla eve gelince annem bi daha göndermemiş) ikinci deneyimde başarılı olundu ve ben Kuran'ı söküm. Bir cüz okudum. Hatta diğer çocuklarla birlikte sırayla müezzinlik de yaptık. Hocanın gözüne girmenin ne kadar önemli olduğunu herkes bilir, hele ezan okumanın gururunu. Ama bizim hoca taraf tutardı, öğrencilerinin içinde bir ikisini daha çok severdi, sigara içmenin günah olmadığını duyunca şaşırmıştım. O da alkol gibi kötüydü. Sonra şu müslüman olmayanın cehenneme gitme meselesi vardı. Kısaca bir takım çelişkiler vardı bu işt, böyle şeyler çocuk aklımızda bazı karışıklıklar yaratsa da, hiç bir zaman Tanrı'yı reddetmeyi aklıma bile getirmedim. İmam Hatip'e giden arkadaşlar kuran kursuna gelmiyorlardı, çünkü onlar zaten çok iyi okuyorlardı Kuran'ı, duaları da ezbere biliyorlardı. Hatta Arapça bile öğreniyorlardı. Ama onlar bizim gibi değillerdi. Biz de Allah'a inanıyorduk, Kuran da okuyorduk, dua da ezberliyorduk, ama sanki onların müslümanlığı bizimkinden başkaydı, "koyu müslüman"lardı onlar.
Okul, kuran kursunu kesti, bütün çocuklar gibi ben de okula başlayınca namazı bıraktım. Arada bir hobi gibi ders çıkışı Cuma'ya gitme fantezilerimiz dışında üniversiteye kadar dinle uğraşmadım. İmam hatipli arkadaşlarla bazı tartışmalar ve oruç tutma, ramazanda teravihe gitme gibi şeyler dışında.
Üniversitede de yine bizden daha çok dine inanan birileri vardı. Bir defa evlerine götürdüler. Herkes bardak gibi dizilmiş, bir tek "abi" konuşuyor bize Allah'ı anlatmaya çalışıyordu. Ya kardeşim biz de Allah'a inanıyoruz, niye ispatlamaya çalışıp duruyosun demek de mümkün değil. Çünkü o kadar ciddi bir hava var ki, kimsenin çıtı çıkmıyor, herkes huşu içinde. Bir tek "abi" konuşuyor. Birisi birara bişey söyleyecek oldu, "abi" öyle bir baktı ki, çocuk susmak zorunda kaldı. Belli ki bir tür tarikat falandı. Benim işim yoktu böyle gericiliklerle. Ben Allah'a inanırdım, müslümandım, ama öyle yeşil pantalon giyip, imam sakalı bırakmazdım. Bilim'e falan da düşkündüm. Saçma sapan batıl inançlarım yoktu.
Üniversitenin ilk yılında adeta bir bilgi havuzunun içine düşmüştüm. Benim anlamakta zorlandığım kitap, gazete, dergiler okuyan bir sürü insan vardı üniversitede. O edebiyat dergilerindeki yazıları bile anlayamıyordum. Öğrenmem gereken çok şey vardı. Sanki ben hiç birşey bilmiyormuşum gibi geldi. Yöntemsiz şekilde sağa sola saldırıyordum. Orhan Hançerlioğlu'nun Düşünce Tarihi'ni, Server Tanilli'nin Uygarlık Tarihi'ni, Macit Gökberk'in Felsefe Tarihi'ni çok iyi hatırlıyorum. Bunlar beni çok etkilemişti. Hep böyle Bilim tarihi, Ahlak, Felsefe, Ekonomi üzerine en temel kitapları okumaya çalıştım.
İşte o yıl tanrı konusu kafamda yerine oturdu. Tanrı düşüncesi insanların uydurduğu bir şeydi. Bütün felsefe tarihinin konusu buydu. Ben felsefe deyince hep başka şeyler düşünüyordum ama bütün felsefe tarihinin yüzde sekseni tanrı konusuyla ilgiliydi. Dinler de felsefi gelişmişliğin aslında son dönemi ile karşılaştırıldığında oldukça geri kalmış felsefelerdi. Spinoza, Kant, Hegel felsefeleri çok daha ileri düzeyde tanrı ispatı yapıyorlardı. O yıl kardeşime tanrıya inanmadığımı söyledim. Bunu sır olarak verdim, çünkü pek de savunacak cesaretim yoktu. Kardeşim de şok oldu buna tabii. Bir süre sonra savunmaya da başladım.
Solculukla tanışmamın ateist olmamda bir etkisi olmadı benim. Hatta Politzer'in idealist felsefe ile materyalist felsefe karşılaştırmasını Berkeley üzerinden yaptığını okuduğum zaman kolay bir örnek ele aldığını farketmiştim. Sıkıysa Kant'la, Hegel'i çürütseydi diye düşünmüştüm. Ama Politzer'in amacı ispat değil, öğretmekti. Benimkisi entel havalarında olmaktı aslında.
Din konusuyla nerdeyse 20 yıldır pek fazla uğraşmadım. Bir tek belki Turan Dursun'un kitaplarını okumak dışında. Ancak 2 yıl önce konu Tevrat ve Sümerler'le beraber yeniden ilgimi çekti.
İşte bir ateist olarak benim portrem. Bu kısım ateist olma süreci idi. Bir de şu anki düşüncemi yazacağım.
|

18-04-2006, 00:40
|
 |
Onur Üyesi
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
|
|
Üyelik tarihi: 01 Aug 2005
Bulunduğu yer: Isvicre
Mesajlar: 6.665
|
|
Re: Neden Tanrıya İnanmıyorsunuz?
Şunu biliyorum ki, bilimsel olarak tanrının varlığı yada yokluğu ispatlanamaz. Zaten bilim bunla uğraşmaz, onun alanına girmez. Birinci olarak benim için doğru olan şey budur. Tanrının varlığı ispatlanamayacağı için inanmıyorum. Diyebilirsiniz ki, yokluğu da ispatlanamaz, o zaman bir görüş belirtmemen gerekir. Bence öyle değil, çünkü konu içeriği gereği bilimin dışına çıkıyor. Şu anda bilimin çözemediği konulardan biri olarak görülebilecek bir şey değil yani. Öyle olsaydı, evet bu konu henüz çözülemedi, ilerde çözülür diyebilirdik. Bir takım insanların bie doğa üstü gelen güçleri var örneğin, kaşığı büküyorlar, başkasının yaptığı birşeyi tahmin edebiliyorlar vb. Bunlar ile yaratıcı ve yönetici bir kavram olarak sofistike bir tanrı düşüncesi bir değil. Birincilerin şu ana kadar belki çözülememiş ama bilimin alanına giren şeylerdir, ikincisi ise sadece bir fikirdir ve ortada inceleme gerektiren, onunla ilgili hiçbir somut olgu yoktur. Olağanüstü görünen birtakım şeyleri de bu hayali tanrıya bağlamak için bir neden yoktur.
Tanrı konusu felsefenin alanına girer. Uzun zamandır felsefeyle uğraşmadım. 20 yıl önce ne okuduysam o(o zamanlar anlamasam da Spinoza'yı bile okumaya balışmıştım  ) Ama materyalizm'in temel maddenin önceliği tartışmasının çürütülebildiğini de görmüş değilim. Ses, düşünce vb. ürünler maddi varlıkların ürünleridir, beynimiz olmadan düşünemez, ses tellerimiz olmadan ses çıkaramayız. *Materyalizm'in temel iddiasıdır bu. Prof. Cemal Yıldırım gibi değerli bir bilim adamı bu argümanı metafizik bulduğunu söylese de ben bunu henüz anlayabilmiş değilim. Materyalizmin "varlığın kökeni maddedir" dediğini ve gerçekliğin "maddesel" mi "ruhsal" mı olduğunun felsefede sürüp giden ve çözümü olmayan bir sorun olduğunu söylüyor. Bu açıklama bana yeterli gelmiş değil. (Diyalektik materyalizm ile ilgili diğer bazı eleştirilerine ise cevap veremediğimi itiraf ediyim. Beni yendi.)
Maddecilik, materyalizm düşüncesindeki "madde", "ruh"dan farklılığı vurgulamak için kullanılan bir sözcüktür. "Enerji" ruhtur deyip olayı madde-enerji tartışmasına getirmek bence doğru olmaz. Çünkü materyalist anlayışta bahsedilen "madde" "enerji"yi de kapsar. Enerji de maddi olan bir şeydir yani.
Ben bu konuda Ellen Wood'un yazısının her satırına katılıyorum. Bir ara Cem bu yazıyı koymuştu, sanırım kaldırmış. Ama bence "ateizmin görüşü" diyerek konulabilir. Zira bu site bir ateist sitesi değil. Link verecektim, ama yazı olmayınca buraya eklemek zoruındayım. İşte ihtiyar marksist teyzemizin yazısı:
"Sonsuza kadar yaşama arzusu en azından uygarlık kadar eskidir, belki daha da eski. Varlığımızda, “ben” bir gün yok olacağım fikrine direnen bir şeyler var. Ve şüphesiz, bu harika dünyanın güneşini ve çiçeklerini, yüzümüzde hissettiğimiz rüzgârı, suyun sesini, sevdiklerimizi sonsuza dek terk etme –sonu olmayan bir hiçlik alemine girme– fikrine katlanmak, hatta bunu anlamak çok zordur.
Bu yüzden eskiden beri insanlar, içinde bir parçamızın yaşamaya devam edeceğine inanılan maddi olmayan bir ruhani dünya ile hayali bir yakınlık arayışı içinde olmuşlardır. Bu gerçekten Hıristiyanlığın en güçlü ve kalıcı mesajlarından biriydi: “Ölümden sonra da yaşayabilirim.”(Diğer dinlerin de özünde, ölümsüzlük egosu vardır.)
Sorun şudur: günümüz toplumunda birçok kadın ve erkeğin sürdürdüğü hayat öylesine zor, öylesine katlanılmaz ve en azından öylesine anlamsızdır ki, ölümden sonra yaşam fikri bu hayata bir anlam katmanın tek yolu gibi görünmektedir. Ama bu arada, ölümden sonra yaşam fikrinin kesin anlamını da analiz edelim. Bu fikir ciddi bir analize tâbi tutulduğu anda küllere karışacaktır.
Sorun uzun süre önce anlaşılmıştı. Neo-Platonist Yunan Filozoflarından Plotinus, ölümsüzlük hakkında şöyle diyordu: “o konuşulmazdır, zira eğer ondan herhangi bir şekilde söz ederseniz onu tekilleştirirsiniz.” Aynı fikir ruha ilişkin Hint yazılarında da bulunur: “Özbenliğin, No, No (neti, neti) ile tarif edilmesi gerekir. O anlaşılmazdır, zira O anlaşılamaz.” (Bakınız A.C.Bouquet, Comparative Religion [Karşılaştırmalı Din], s.162). Bu nedenle, filozoflar ve ilahiyatçılar için ruh, Hegel’in söyleyebileceği gibi, “tüm ineklerin siyah göründüğü bir gece”den ibarettir. Fakat günlük yaşamda eğitimsiz insanlar yine de ruh ve ölümden sonra yaşam konusunda kendilerinden emin konuşurlar. Onlar bunu sanki uykudan uyanmak, uzun süredir ayrı kaldıkları sevdikleriyle mutlu bir şekilde kavuşmak ve sonra da sonsuza kadar mutlu yaşamak gibi hayal ederler.
Ruhun maddi olmadığı farz edilir. Peki maddenin olmadığı yaşam nedir? Fiziksel vücudun yok olması, bireyin hayatının sona ermesi anlamına gelir. Doğrudur, vücudumuzu meydana getiren tek tek trilyonlarca atom ortadan kaybolmaz, farklı kombinasyonlarda tekrar ortaya çıkar. Bu anlamda hepimiz ölümsüzüz, çünkü madde ne yaratılabilir ne de yok edilebilir. Bilindiği gibi, hiçbir fiziksel varlık olmamasına rağmen insan sesleri duyduklarını savunan ruhçular var. Bunun cevabı çok basit: eğer insan sesi varsa mutlaka ses telleri de olmalı, aksi takdirde insan sesinin ne olduğunu bilmeyiz! İstediğiniz şekilde deneyin, insani yaşam etkinliğimizin belirtilerinden bir tekini bile maddi bedenden ayıramazsınız.
“Ölümden sonra yaşam” yaygın fikri, aşağı yukarı yeryüzünde sürdüğümüz yaşamın bir devamıdır (çünkü başka türlüsünü bilmemiz mümkün değil). Ruh bedenden ayrıldıktan sonra, görünüşe göre, mucizevi biçimde sevdiklerimizle bir araya geldiğimiz güzel bir yerde, hastalık ve yaşlanmanın olmadığı, ebedi neşeyle dolu bir hayata “uyanır”. Bunun imkânsız olduğunu görmek için soruyu somut sormak yeterlidir. Eğer hayatı yaşamaya değer kılan tüm şeyleri, iyi yemekler yemeyi, iyi şaraplar (veya İngilizler için güzel demli bir bardak çay) içmeyi, şarkı söylemeyi, dans etmeyi, kucaklaşmayı, sevişmeyi vb. düşünürsek, tüm bu aktivitelerin ayrılmaz biçimde vücutla ve onun fiziksel özellikleriyle bağlantılı olduğu derhal aşikâr olacaktır. Konuşmak, okumak, yazmak ve düşünmek gibi daha beyinsel uğraşlar da, aynı şekilde vücut organlarımıza bağlıdır. Aynı şey nefes almak için ya da diğer herhangi bir faaliyet için de doğrudur, ki biz bunların toplamına hayat diyoruz.
Aslında, hiçbir acı ve ıstırabın bulunmadığı bir var oluş, insanoğlu için çekilmez olurdu. Her şeyin beyaz olduğu bir dünya, her şeyin siyah olduğu bir dünya ile gerçekte aynıdır. Salt tıbbi açıdan bakıldığında, acı önemli bir işleve sahiptir. Acı yalnızca kötü bir şey değildir, aslında vücudun işlerin iyi gitmediğine dair bir uyarısıdır. Acı insanlık durumunun bir parçasıdır. Yalnızca bu da değil: Acı ve zevk diyalektik olarak birbiriyle ilişkilidir. Acı yoksa zevk de olamaz. Keza yorucu bir çalışma döneminden sonra çok daha iyi dinleniriz.
Aynı şekilde, ölüm hayatın ayrılmaz bir parçasıdır. Yaşam, ölüm olmadan kavranamaz. Doğduğumuz anda ölmeye başlarız, aslında hayatı ve insan gelişimini oluşturan şey trilyonlarca hücrenin ölmesi ve trilyonlarca yeni hücre ile yer değiştirmesidir. Ölüm olmasaydı hayat olmazdı, büyüme olmazdı, değişim olmazdı, gelişme olmazdı. Bu yüzden yaşamdan ölümü def etme girişimi –eğer bu iki şey birbirinden ayrılabilseydi– mutlak bir sabitlik, değişmezlik, statik denge durumuna ulaşmaktır. Fakat bu yalnızca ölümün bir başka adıdır. Değişim ve hareket olmadan yaşam olamaz.
Peki başka bir yaşama inanmanın ne zararı olabilir? Pek bir zararı yok gibi görünebilir. Ama insanları yanlış eğitmek ve onları, hayatlarını bir yanılsama etrafında inşa etmeleri için teşvik etmek, arzu edilir bir şey midir? Dünyayı ve kendimizi değiştirmek için gerekli bilgiyi, tüm yanılsamaları ardımızda bıraktığımız ve dünyayı ve kendimizi gerçekte olduğumuz gibi gördüğümüz ölçüde elde edebiliriz.
Bireyler olarak bizim ne olduğumuz, maddi bedenlerimiz ile yakından alâkalıdır ve bunlardan ayrı ve bunların dışında bir varlığa sahip değildir. Bizler doğarız, yaşarız ve ölürüz, tıpkı evrendeki diğer tüm canlı organizmalar gibi. Her nesil kendi yaşamını sürmek ve sonra bizim yerimizi alması mukadder olan yeni nesillere yolu açmak zorundadır. Ölümsüzlük özlemi, sonsuza kadar yaşama hakkı tasavvuru, temelinde bencilce ve gerçekdışıdır. Varolmayan “öteki dünya” için zamanını boşa harcamaktansa, bu dünyayı yaşanacak bir yer haline getirmek için çaba harcamak gerekir. Çünkü bu dünyaya doğmuş insanların büyük çoğunluğu için, sorun ölümden sonra yaşamın olup olmadığı değil, aksine ölümden önce yaşamın olup olmadığıdır.
Bu yaşamın hızla uçup gittiğini ve bizim ve sevdiklerimizin daima burada olmayacağımızı bilmek, bir umutsuzluk nedeni olmaktan çok, bizlere tutkulu bir yaşam sevgisi ve her şeyi daha iyi yapma arzusu aşılamalıdır. Her çiçeğin solmak için doğduğunu ve bir anlamda açmanın geçiciliğinin ona trajik bir güzellik verdiğini bilmekteyiz. Fakat doğanın her ilkbaharda yeniden canlandığını, yaşayan her şeyin özü olan doğum ve ölüm sonsuz döngüsünün yaşama acı-tatlı tadını veren şey olduğunu, komedi ve trajedinin, kahkaha ve gözyaşlarının yaşamı insani duyguların zengin mozaiği haline getirdiğini de biliyoruz. Bu bizim insan olarak kaçamayacağımız kaderimiz. Çünkü bizler tanrı değil insanız ve insanlık durumumuzu kabul etmeliyiz. Tanrılar karşısında dezavantajlarımız var, bizler ölümlüyüz. Ama onlar karşısında avantajlarımız da var; onlar sadece bedensiz hayal ürünleriyken, bizler etimizle kanımızla gerçekten varız. "
|

18-04-2006, 01:14
|
 |
Kıdemli Üye
|
|
Üyelik tarihi: 01 Nov 2005
Bulunduğu yer: İstanbul
Mesajlar: 8.936
|
|
Re: Neden Tanrıya İnanmıyorsunuz?
Sargon çok güzel anlatmış ve açıklamışsın.Ateizme geçiş şeklinin birçok kişiyle
benzerliği var , özellikle Üniversite öğrencileriyle..Politzer hala revaçta mıdır bilmiyorum
ama geçmişte ilk tavsiye kitaplardan biriydi.Kuran kursu vb. konularda benzerliğimiz var.
Görüşlerini gerekirse sonra tartışırız.Asıl amaç senin yazdığın şekilde insanların kendilerini anlatması..
Neutrino ;
Benzer açıdan bakıyoruz gibi..Bence Sargon gibi daha detaylı aç istersen konuyu..
|

18-04-2006, 04:58
|
|
Üye
|
|
Üyelik tarihi: 30 Mar 2006
Mesajlar: 81
|
|
Re: Neden Tanrıya İnanmıyorsunuz?
Arkadaslarimla bu konularda tartisirken"Tanri inanmasini istemedigi kisilerin kalbini,gözünü,kulagini mühürlerim derken benden bahsediyor,benden bile bahsettigine göre gercekten Kuran cok kutsal bir kitap"derdim.
Sebebiyse,
Henüz 10 yaslarindayken bazen dünya ya bakar,bazen uzaya bakar daha sonra"Tanrim ben sana inanmiyorum,beni affet"derdim(cocuk akli iste).Daha o yaslarda Tanri dan korkmaz fakat Uzaydan da cok korkardim.Bazen uzay in Tanri oldugunu düsünürdüm.Kendimi bir Tanri olduguna inandirmak icin zorlardim.
Kuran kursuna da gittim ama kursla bir alakam yoktu,biran önce bitsede gitsek diye düsünürdüm.
Orta okul döneminde din hocamiz,Mumammedin ay i ortadan ikiye bölmesini anlattiginda"Din hocamiz cok iyi biri ama böyle seyleri nasil uyduruyor"diye düsünürdüm.
Din le hic alakam yoktu.Birgün arkadasimdan üzerinde Incil yazan bir kitap aldim,asagi yukari ayni seyleri 4 kere okuduktan sonra resullerin isleri,birkac mektuptan sonra bitti.Arkadasima" Bu incil degil Isa nin ve havarilerinin yaptiklarini,bir taneside rüya görmüs onu yazmis"dedim.Arkadasim zaten kitap okumasini sevmediginden icin de yazilanlardan haberi yok.
Birgün kapimi yehovanin sahitleri caldi,Bana hangi dinden oldugumu sordular,bende dini inancimin olmadigini söyledim,incili okuyup okumadigimi sorduklarinda"Incil i okumadim ama isa hakkinda yazilan bir kitap okugumu söyledim".Kitab i gösterdigimde bu gercek Incil demesinlermi,sok oldum.Gelen arkadaslar acemiydi,sordugum sorulara cevap vermekte zorlaniyorlardi,bir uzman arkadaslari varmis o benim sordugum sorulara cevap verebilirmis.Bu konularda görüsmek istemedigimi söylesemde sagolsun arkadaslar cok israrcilar.Bir sonraki gelislerinde bana birde Incil(Eski ahit,Yeni ahit)hediye ettiler.Kutsal dedikleri kitaplarini sayelerinde okudum.Yine sagolsun arkadaslar baktilar benden adam olmayacak ümidi kestiler,arasira ugrayip yeni cikardiklari yayinlarindan getirip sohbetlere din in disinda devam ediyoruz,cok iyi arkadas olduk ve kendileri gercekten sevdigim insanlar.Yehova sahitlerine söyledigim sözleri bugün müslüman kardeslerimize söylemis olsaydim herhalde bu yaziyi öbür taraftan gönderiyor olacaktim.
Tevrat ve Incil i okuduktan sonra birde Kuran i okuyayim dedim.Eger Tevrat i okumamis olmasaydim Kurandan hicbirsey anlamiyacaktim.Bu kadar sacma seyleri okuyupta insanlar buna nasil inaniyorlar diye düsünmeye basladim.
Bir arkadasim bana"Imam Cafer Buyrugunu okudunmu?" diye sordu,bende okudugumu ama kelimelerin cogu arapca yada eski Türkce yazildigindan birsey anlamadigimi söyledim.Sagolsun arkadasin birinden yeni Türkce yazilmis sekliyle buldum,okudum.Kitabi bana öneren arkadasim kendisi kitabi okumamis."madem okumadin hic bir seyden haberin yok,bana neden oku diyorsun"dedim,kitabi begenmedigimi sacmaliktan baska birsey bulunmadigini söyleyince,"senin okudugun kitap kirmizi kapaklimiydi yoksa yesilmiydi"diye sormazmi,gelde delirme!
Olmuyor iste!Tanriya inanmak icin ugrasiyorum,bütün kitaplarini okudum dahada dinsiz oldum.
Ben Turan Dursun u okuduk tan sonra dinsiz olmadim,benim alnima bu dinsiz olsun diye yazilmis zaten,ne yapalim kaderimiz böyle iste.
|

18-04-2006, 12:06
|
|
Üye
|
|
Üyelik tarihi: 29 Jan 2006
Mesajlar: 106
|
|
Re: Neden Tanrıya İnanmıyorsunuz?
tanrıya inanırım, ama ona bir şekil ve sıfat vermem, çünkü tanrı ben inandığım için var, bir başkası inanmazsa yoktur. yani ben sen o inanıyor diye inanan kişiye göre vardır tanrı. dinlerdeki tanrı anlayışına pek inanmam, çünkü ona bir sıfat yüklenmiştir, insanları yöneten, ödül ve cezalar yağdıran yani bir masal canavarı gibi bir varlık gibi anlatılıyor. aslında tanrı insanlara müdahalede bulunmaz. insan ne yapıyorsa (güzellik ve fenalık) kendisine yapıyordur, belayı aryorsa buluyordur, çünkü tanrı insanın manevi yönüdür,maddesel yönü değildir. tanrı ve insan ve doğa ayrılmaz bir bütünün parçalarıdır. bunları tek başına değerlendirmek yanlış olur. biri olmadan diğeri olmaz. tanrının ispatı olmaz bilimsel olarak, tanrı insanın inanmasına bağlı bir olgudur. insan beden ve ruhtan meydana gelmiştir, yani ruh demekle duygu ve düşünceleri ve hisleri kastediyorum, bence tanrı burda. tanrı ne hira dağında, ne sina dağında ne yerde nede göktedir. O aldığımız nefeste, duyduğumuz acıda, kuşun kanadını çırpmasında... O sevgidir, *O bizde gizli.
HER İNSAN TANRIDIR!
|

18-04-2006, 13:02
|
 |
Kıdemli Üye
|
|
Üyelik tarihi: 01 Nov 2005
Bulunduğu yer: İstanbul
Mesajlar: 8.936
|
|
Re: Neden Tanrıya İnanmıyorsunuz?
Sevgili Mer-orh ;
Anlaşılan senin mayanda varmış ateistlik..
Ya da karakteristik olarak kuşkucu bir yapın var..
Bunların dışında geriye 10 yaş öncesi dönemde yaşadıklarının etkisi kalıyor.
Belki de 7-8 yaşlarında iken kafanı kurcalayacak , sende çelişkiler yaratacak
sözlerle , olaylarla karşılaşmış olabilirsin..
Sargon'unda anlattığı gibi , küçüklüğümüzden itibaren öylesine beynimiz dolduruluyor ki ;
ileriki yaşlarda (12-13 gibi) birileri Allah'a inanmayanlardan bahsettiği , Allah'ın var olduğunu anlatmaya kalktığı vakit garipsiyorduk..
"Niçin Allah'ı ispatlamaya çalışıyor ki , hiç bunda şüphe olur mu" ya da "Allah'a inanmayanda mı var , nasıl olur da inanmazlar , bunların hiç aklı yok mu?" diye düşünürdük.
Yani enjeksiyon öyle güçlüydü ki farklı bir görüşe anlam vermek mümkün değildi..
Ama belki zayıf bir din enjeksiyon nedeni ile sen küçük yaşlardan itibaren dinlerden bağımsız düşünme olanağına kavuşmuş olabilirsin..
Yazında sadece semavi dinlerdeki Tanrı reddini görebiliyoruz.Ama uzayın kafanı kurcaladığını da belirtmişsin.Dolayısıyla sende Tanrı konusunda kesin bir red göremiyoruz.Agnostik bir yapın var sanıyorum..
Sargon da da biraz kozmoloji eksikliği sezmiştim.Yanılıyor olabilirim ama bu konuya da biraz önem vermek gerekiyor.
Servet kardeşimin ise Tanrı inancının ateizmden pek farkı yok.İnancının biraz daha güçlenmesi halinde Panteizmle ya da Tasavvufla kucaklaşacağı görülüyor.Ama keşke tüm insanlar bu duyguda olabilselerdi..
Bu arada , sadece ateist arkadaşlarımız değil , dini inançlarını terkeden , değiştiren arkadaşlarımız da kendilerini ve görüşlerini anlatabilirler..
|
Yetkileriniz
|
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.
HTML-KodlarıKapalı
|
|
|
Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 14:03 .
|