Turan Dursun Sitesi Forumları
Geri git   Turan Dursun Sitesi Forumları > Turan Dursun > Turan Dursun

Cevapla
 
Başlık Düzenleme Araçları Stil
  #1  
Alt 07-09-2012, 16:51
ALKA - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
ALKA ALKA isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 12 Feb 2010
Bulunduğu yer: Berlin
Mesajlar: 5.990

Başarı Ödülü 

Standart 22. ölüm yıl dönümünde Turan Dursun'a mektup

Turan Dursun'un 22. ölüm yıl dönümü bu yıl çeşitli gazete ve medyalarda anıldı ve hakkında yazılar yazıldı. Bunlardan biri Haber soL'da Rıfat Okçabol tarafından ele alındı.

Turan Dursun'a mektup

Sevgili Turan Dursun,

Bilerek ve isteyerek öldürülmenin üzerinden 22 yıl geçti! Hem dün gibi, hem de asırlar öncesindeymiş gibi.

Biliyorsun, suçun büyük! Şıhlardan şeyhlerden, hacılardan hocalardan, kaçak kurslardan öğrenim görmekle kalmamış yurt dışında da dini öğretim görmüşsün! Koca devletin müftüsü olmuşsun! Ammaaaa, okumaya ve öğrenmeye son vermemişsin! Üstüne üstlük, düşünmeye, sorgulamaya ve gerçekleri dile getirmeye başlamışsın! Örneğin, milattan 3000 yıl kadar önce kaleme alındığı tahmin edilen Sümerler'in Tufan efsanesini okumuşsun. Okumakla yetinmemiş, "Bu efsane kutsal kitaplarda ne arıyor?" diye sormaya başlamışsın! Kendini tutamamış, bir de, 1960'larda Tarık Zafer Tunaya'nın başkanı olduğu Devrim Ocakları'nın kurucuları arasına girmişsin!

En önemlisi de, sorguladıkça, özgürleşmişsin! Türkiye eğitim sisteminin, yapması gerektiği halde bilerek yapmadığını, sen kendi kendine başarmışsın. Suçun büyük!

Sevgili Turan Dursun,

"Aradan 22 yıl geçti, az zaman değil, ülkem şimdi barış ve refah içinde, güllük gülistanlık bir ülke haline gelmiştir, ben göremedim diye" üzülme. Bu gün, 22 yıl öncesini bile arar hale geldik.

Anımsarsın, sen katledildiğinde, okullarda Türk-İslam sentezi anlayışıyla, çocukların okuması, sorgulaması, eleştirmesi ve araştırması yerine "itaatkar" olması için eğitim yapılıyordu. Son on yılda bu anlayışı biraz çağdaşlaştırdık (!), parasalcı-İslam sentezine döndük: itaatkar olacak öğrencinin aynı zamanda (kısa yoldan ve başkalarının sırtından köşe dönmeyi bilecek) girişimci olmasını da istedik. Son bir yılda ise, yeni bir aşamaya geçtik, parasalcı-Osmanlı-İslamı anlayışına sıçradık. Çocukları itaatkar, girişimci ve Osmanlı hayranı molla yapmaya soyunduk.

Katledilişinden günümüze kadar olup bitenleri özetlemek zor. Ancak son birkaç günde olup bitenleri özetlemek bile ne durumda olduğumuzu açıklayabilir.

Hükümet, eğitimcilerin, psikologların ve sağlıkçıların tüm uyarılarına karşın, çıkardığı yasa ile, 66 ayını dolduran çocukların okula başlamasını kararlaştırdı. Sonra, çocukların okula başlayacak gelişimde olmadıkları raporla belirtildiğinde, çocuğun daha geç okula başlayabileceğini duyurdu. Şimdi de Başbakan kalkıyor, 66 ay ile ilgili rapor alan ailelerin "Benim evladım geri zekalıdır dediklerini" söyleyebiliyor! Bu söylemle de yetinmiyor, "Çocukları için rapor alanlar, evlatlarına ihanet içindedirler" diyor!

Bu kararların arkasındaki kişilerden biri olan milli eğitim bakanı Ömer Dinçer de, çocukların erken yaşta okula başlaması konusunda, "Normal vatandaşlar bizi destekliyor. 66 aya itiraz edenler PKK yanlısı ve laik kesimler" diyebiliyor! Koca bakan, açık açık, laikliği, bir anormallik olarak gördüğünü beyan etmiş oluyor! Bu tür sözleri ağzından kaçıran, çağdaş ülkelerde görevinden ayrılmak zorunda kalıyor, bizde ise koltuğunu sağlamlaştırıyor!

Başbakan, "İmam hatipleri, Türkiye'nin en gözde okulları yapacağız" diyor! Bilimsel eğitim yapılan okulları imam hatip okullarına dönüştürüyorlar! Tüm liseleri imam hatiplerle birlikte aynı yerleşkede toplamayı planlıyorlar! Bir AKP milletvekili, "Bütün okulları imam hatip okulu yapma şansını elde etmiş durumdayız" ve "Memleketin geleceğini satmayan, inancına saygılı diplomatlar, yöneticiler o zaman bu memleketin başına gelecektir" diyor! Camilerde bile çocukların imam hatiplere kayıt yaptırması propagandası yapılıyor. Kaş İmam Hatip Lisesi, "Taşıma ve yemek devlet tarafından karşılanacaktır" afişleriyle çocukları, imam hatiplere kayıt yapmaya teşvik ediyor!

Sonra da milli eğitim bakanı sıfatını taşıyan kişi, "Biz aslında imam hatipler için yola çıkmadık. İmam hatiple alakası yok" diyebiliyor.

İlim Yayma Cemiyeti Merzifon Şubesi, "Haydi çocuklar camiye, namazını camide kıl, puanını topla, ödülünü kap!" afişiyle hem reklam yapıyor hem de parasalcı-İslamın canlı örneğini veriyor. Kütahya Valiliği bir proje başlatıyor, "Osmanlı Devleti'nin kurucuları Ertuğrul Gazi ve Osman Bey'in yetişmelerinde Hayme Ana kadar etkili olabilmiş başka bir insan gösterilemez" gerekçesiyle doğacak çocuklarına Hayme Ana adını verecek üç aileye birer küçük altın hediye ederek Osmanlılığı özendirmeye kalkışıyor!

İmam hatip dışındaki okullara da, yasayla molla yetiştirecek dersler ekleniyor. Bu yasa ile yasa sonrasında bakanlığın gerçekleştirdiği uygulamaların önemli bir bölümü açıkça ve birkaç yönden anayasayla uyuşmuyor. Yıllar önce, "laiklik karşıtı eylemlerin odağı" olduğu için AKP'nin kapatılmasını isteyen Cumhuriyet Savcısı ile bu partiyi cezalandırmış olan Anayasa Mahkemesi, olayları seyretmekle yetiniyor!

AKP iktidarı, ekonomik konularda ve dış siyasette Batı'nın (ABD ve AB'nin) taşeronluğunu yapıyor. Dün dostu olana, ABD, "Saldır" deyince saldırıyor. Sonra da AKP yandaşı bir gazete, Batı ülkeleriyle ilgili yalan yanlış bilgiler verip erken yaşta okula başlanması konusuna karşı çıkanlar için, "4+4+4'ü eleştirenler AB'ye kör" deyip "Batıcı laiklerin gözüne girsin" diyerek manşet atabiliyor!

Sevgili Turan Dursun,

Gördüğün gibi, çocukların özgürleşip kendilerini gerçekleştirmemesi için ellerinden geleni yapıyorlar. Sonra da, Başbakan okula başlayan çocuklara mektup gönderiyor: "Türkiye'nin daha güçlü, daha müreffeh, daha demokratik bir ülke olabilmesi, bölgesinde ve dünyada etkin, saygın bir konumda bulunabilmesi için eğitim hayati derecede önem arz ediyor. Biliniz ki aziz milletimiz size güveniyor" diyebiliyor!

1990'lı günleri aramak da ne demek, yarın, bugünü bile arayacağız!

http://haber.sol.org.tr/yazarlar/rif...a-mektup-59311
Alıntı ile Cevapla
  #2  
Alt 04-09-2013, 04:18
Şüpheci Dinsiz - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Şüpheci Dinsiz Şüpheci Dinsiz isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 28 Dec 2010
Bulunduğu yer: Istanbul
Mesajlar: 8.554
Standart

Sevgili arkadaşlar,

Bugün 4 Eylül 2013. Turan Dursun'un alçakça katledilişinin 23. yıl dönümü.

Bir aydınlanma savaşçısı: Turan Dursun...


"Rahat yaşamak uğruna gerçeği mezara mı götüreyim; halka gerçeği anlatmak uğruna ölümü mü göze alayım?" diyerek katledilişinin kısa hikâyesini anlatan yazar Turan Dursun, bundan tam 23 yıl önce katledildi.

23 yıl önce bugün gericiler tarafından katledilen yazar Turan Dursun cinayeti, Türkiye'de "faili meçhul" cinayetler dosyasının bir halkası olmayı sürdürüyor…

Dursun'un din ve müftülükle başlayan yaşamı…
Küçük yaşlarda babası tarafından "gavur okulu" denilerek ilkokula gönderilmeyen ve çocuk yaşta pek çok din hocasından, şeyhten din konusunda eğitim alan Dursun, babasının hayali olan "Basra'da ve Kufe'de bile görülmeyecek bir alim" olmak istiyordu.

Önce kimi medreselerde ders veren Turan, daha sonra müftülük sınavını kazanarak 1958 yılından-1966 yılına kadar bu görevini ülkenin çeşitli yerlerinde sürdürdü.

Alışılmadık bir müftü
Daha sonra kendi deyimiyle "alışılmadık bir müftü" olmaya başlayan Dursun bir röportajında konuya ilişkin şu sözleri dile getiriyor:

"62-65 yıllarına. Alışılmadık bir müftü olmuştum. Nedeni şuydu: Ben, Sivaslı sayıyordum kendimi. Sivas camilerine gidip gördükçe bakıyordum rahleler oraya buraya asılmış, çok berbat. Bunlar niye burada duruyor falan diyordum. Ondan sonra imamları vardı. Abdestlerini tutamayacak kadar yaşlıydı bunlar. Daha göreve gelir gelmez, haftasında 15 tane imamın görevine son verdim. Bunlar zengin insanlardı. Bunların çoğunun oğulları yargıç, doktor ve daha başka etkin görevlerdeydi. Tabii, bunlar bana orada sorun çıkardılar.

Çirkinlikleri gidermek, camileri park yerine getirmek, Sivas'ın köylerini ağaçlandırmak yoluna gittim. Müftülük lojmanı yapmak yerine, hastane önerdim. O hastane, göğüs hastalıkları hastanesi, ki, şimdi çok güzel bir hastanedir... Sonra onlardan, imamlardan, beklemedikleri şeyleri isteyince söylenmeye başladılar. Toplu halde sinemaya götürüyordum. Kurs açmıştım. Onlara konferans vermeyi, grup çalışmalarını öğretme yoluna gitmiştim. Milli Eğitim' ile işbirliği yaparak diploma sağlamaya yönelmiştim ki,.. ve sıkıcı bulununca söylendiler, "Bu müftü kafirdir," dediler. Hatta, "Komünisttir," dediler. Arkasından bir baktım nakiller. En büyük darbeyi ben Halk Partisi'nden yedim. Şaşılası bir şeydir ki, kendim de Halk Partili olarak ileri sürülüyordum. O zaman "Yeni İstanbul", "Yeni İstiklal" diye bir takım gazeteler, mecmualar falan vardı. Orada komünistliğim, içkiyi severliğim yazıldı, sabaha kadar içki içmişim ki, ağzıma damlasını koymuyordum. Yani, içkiyle miçkiyle hiç tanışmamıştım."
Devrim Ocakları'nın kurucusu bir din adamı
Yine bir başka röportajında ise Dursun, sıra dışı müftü kimliğini şöyle anlatıyor:

"Alışılmadık bir müftüydüm. Tarık Zafer Tunaya'nın başkanı olduğu Devrim Ocakları'nın kurucuları arasındaydım. Sovyetler Birliği'nden 20 bin lira para almış diye ihbar olmuş. Diyanet müfettişlerinden Abdullah Güvenç teftişe geldi. Adama su verecek bardağımız yoktu evde. İbrikle vermiştik utana sıkıla. Sinop'un Türkili ilçesine sürgün edildiğimde, kentin dışında yıkık dökük bir kulübe tutmuştum. Ali Şarapçı diye bir öğretmenle karısı bana çok yardım etmişti. Onada komünist diyorlardı. Ben de "keşke komünist olmasaymış, ne iyi adammış" diye düşünüyordum. Komünizmi kaynağından öğrenmeye karar verdim. Ali Şarapçı'ya "Şu komünist kitaplardan getirsen de okusam" dedim. Bilmediklerimi gidip soruyorum, okuyorum, ders gibi. İnanç dünyamda bir sarsıntı olmadı. Ancak ürkecek bir şey de yokmuş. Sosyal alanda bir ideolojiden çok bir bilim olarak baktım."
"Turan'ın inanç devrimi ya da inançsızlığı"
Müftülük yıllarında yoğun olarak diğer dinleri ve dinlerden önceki efsaneleri inceleyen Dursun, yaptığı bu incelemelerin ardından dini kimliğinden uzaklaştı.

"… Bende inanç devrimi neden oldu? Ya da neden inançsızlık oluştu? Onu belirteyim: Doğru bilime yönelmiştim. Çok büyük kütüphanelere gittim. O zaman ben İslam'ın kökenini gördüm, okudum. Söylencelerden de okudum. Bir gün "Sümer Efsanesi" ile karşılaştım. Sümerler'de bir Tufan efsanesi. Baktım, Tevrat'ta var, Kur'an'da var. Bu bir efsane, nasıl olur da Tevrat'ta, Kur'an'da olabilir? Milattan önce 3000 yılında kaleme alındığı sanılıyor. İslam' dan, hatta Kur'an'dan çok önce. Peki, bunlarda olan, Kutsal kitaplarda ne arıyor? Sonra, Hammurabi Yasaları'nın kimi maddeleri Tevrat'a aynen geçmiş, ondan sonra Kur'an'a da yansımış, yani sarsılmalar benim öyle başladı.

… Bence din insanlığa çok şey yitirtmiştir. Dinsizlik ne kazanır? Önce bu yitirilen şeyleri bir daha yitirme durumuna düşmemeyi kazanır. Dinler neyi yitirtmiştir? Bana göre dinler insana gözyaşı getirmiştir, ölümler getirmiştir. İslam da bunların arasındadır. Bugün Yahudiler eğer Filistinlilere birtakım zulümler yapıyorlarsa, bence bunların Yahudiliğin içindeki Yehova'nın, Tevrat Yehovası'nın insanların kafasına aşıladıklarının çok büyük etkisi vardır. "Gidin, vurun, acımayın." en büyük etkisi vardır. İslam öyle olmuştur. Muhammed döneminde de öyle olmuştur. Ebu Bekir döneminde de, daha sonraki dönemlerde de. Ebu Bekir döneminde, "Riddet" (dinden dönme) olaylarında, belgelere göre, ateş havuzları açılmıştır. O ateş havuzlarına insanlar inançlarından dolayı atılmış, yakılmışlardır."
Gericiler öldürdü, polis kitaplarını yok etti
Daha sonra aydınlanmacı kimliği ile birçok yazı ve makale kaleme alan Dursun, gericilerin iyiden iyiye hedefi haline gelmişti.

Sonunda 4 Eylül 1990'da gericiler tarafından yapılan silahlı saldırı sonucunda aldığı 7 kurşun yarası ile hayatını kaybetti.

Cinayetin dört yıl sonrasında, "İslami Hareket Örgütü"ne yönelik operasyonda cinayetin çözüldüğü açıklandı. Buna karşın cinayetin arkasında gerçekte kimlerin var olduğu, o dönem devlet güçlerinin bu suikastteki parmağı hiçbir biçimde gün yüzüne çıkarılamadı…
Üstelik olayın ardından yaşananlar ise durumun vahametini ve devletin bu cinayetin neresinde durduğunu gayet net şekilde özetliyor. Oğlu Abit Dursun'un anlattıkları şöyle:

"4 Eylül 1990'da Turan Dursun vurulduktan 40 -45 dakika sonra polis geliyor. Çok daha erken gelen siviller evi darmadağan ediyor. Bir çok eseri ve çalışması siyah poşetlere konuluyor, onlar çıkarken de resmi giysili polisler içeri giriyor. Biz sivil polislerin götürdüğü eserleri ve çalışmaları Cumhuriyet Başsavcılığı'na başvurarak istedik. Ama 9 yıldır bu girişimimizle ilgili hiç bir sonuç alamadık. Kuran ansiklopedisinin 2000 sayfası, 'Kulleteyn' isimli kitabın ikinci ve sonraki ciltleri yok. Her şeyi götürmüşler. Bir yaşam boyu büyük emekle ortaya çıkarılan her şeyi. Bütün bunlar sivillerin eve girmesinden sonra kayboldu. Devlet içindeki bazı güçler, yasadışı devlet odakları bu eşyaları alıp gitti."
Yani Dursun hem öldürülmüş hem de cinayetin hemen arkasında suçluymuş gibi evi basılmıştı. Bununla da yetinmeyen polisler Dursun'un önemli pek çok eserini almış ve yok etmişti.

Turan Dursun'un kitapları, onun ölümünden sonra yayınlanabildi. İlk kitabı, ölümünden iki ay sonra yayınlanan "Din Bu 1" adlı kitabıydı…

Dursun'un katledilmesinin ardındaki gerçek ise yine Dursun'un sözlerinde saklı:

"Rahat yaşamak uğruna gerçeği mezara mı götüreyim; halka gerçeği anlatmak uğruna ölümü mü göze alayım?"

(soL – Haber Merkezi)
Turan Dursun'un katili nerede?
İslami Hareket Örgütü tarafından öldürülen Turan Dursun'un katili ölümünün 23. yılında halen firardadır...

Ölümünden bu yana 23 yıl geçmesine rağmen Turan Dursun'un katili halen yurtdışında firardadır. Turan Dursun halen Türkiye'de "faili meçhul" cinayetler dosyasının bir halkası olmayı sürdürüyor…
4 Eylül 1990 yılında İslami Hareket Örgütü tarafından yazdığı yazılardan Hz. Muhammed'i ve Kuran'ı Kerim'i küçük düşürdüğü gerekçesiyle 7 kurşun yarası ile hayatını kaybetti.
Sivas'ta 33 aydınımızı, 2 emekçimizi yakan kudurmuş katilleri zaman aşımıyla kurtaran zihniyet elbette Turan Dursun'un katilini ve azmettiricilerini bulmadı.

--/--

Turan Dursun'u sevgi, saygı ve minnetle anıyoruz.

Sevgiler

* Bir ben vardır bende, benden içeri. (Yunus Emre)
* Gören bizi sanır deli, usludan yeğdir delimiz. (Muhy-i)
* Kadınlar insan, biz insanoğlu. (Neşet Ertaş)
* Bu otobüs de benim Maserati'm, halkımla birlikte kullanıyoruz. (Tuncel Kurtiz)
* Rahat yaşamak uğruna gerçeği mezara mı götüreyim; halka gerçeği anlatmak uğruna ölümü mü göze alayım? (Turan Dursun)
* Beneath this mask there is more than flesh, beneath this mask there is an idea Mr Creedy, and ideas are bullet-proof. (V for vendetta)
* O iyi insanlar, o güzel atlara binip çekip gittiler. Demirin tuncuna, insanın piçine kaldık. (Yaşar Kemal)
* Sen yanmazsan, ben yanmazsam, biz yanmazsak, nasıl çıkar karanlıklar aydınlığa. (Nazım Hikmet Ran)
* Çin'den İspanya'ya, Ümit Burnu'ndan Alaska'ya kadar her milli bahride her kilometrede dostum ve düşmanım var. Dostlar ki; bir kere bile selamlaşmadık, aynı ekmek, aynı hürriyet, aynı hasret için ölebiliriz.. (Nazım Hikmet Ran)
* Bir insan size alın teriyle zengin olduğunu söylerse, ona şunu sorun; kimin alın teriyle?.. (Don Marquis)
Alıntı ile Cevapla
  #3  
Alt 06-09-2013, 01:26
xcan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
xcan xcan isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 18 Apr 2011
Mesajlar: 3.011
Standart Aydınlanma savaşçısı Turan Dursun bundan 23 yıl önce katledildi

Aydınlanma savaşçısı Turan Dursun bundan 23 yıl önce katledildi



Karanlığa karşı verdiği mücadele nedeniyle gericilerin hedefi haline getirilen aydınlanmacı yazar Turan Dursun, bundan 23 yıl önce uğradığı sihahlı saldırı sonucu katledildi.
(soL - Haber Merkezi) "Rahat yaşamak uğruna gerçeği mezara mı götüreyim; halka gerçeği anlatmak uğruna ölümü mü göze alayım?" sözleriyle karanlığa karşı savaş açan aydınlanmacı yazar Turan Dursun bundan 23 yıl önce, 4 Eylül 1990 tarihinde gericiler tarafından katledildi.
Turan Dursun'un yaşamı
1934 yılında Sivas'ın Şarkışla İlçesi'ne bağlı Gümüştepe Köyü'nde dünyaya gelen Turan Dursun, müftü olabilmek için ilkokulu dışarıdan bitirdi, ilk olarak köy imamlığı ve medreselerde hocalık yaptı. 1958-1965 yılları arasında Tekirdağ, Gemerek, Türkili, Altındağ ve Sivas'ta müftülük yaptı.
Şeriatın katı kurallarına ters davranışları nedeniyle İslamcı çevrelerde yadırganan Dursun'un Müftülüğü sırasında bu nedenlerle sürgünleri oldu. 1965'te İslam dinini reddettikten sonra Müftülük görevinden ayrıldı.
1966 yılında TRT'de dini içerikli programlarda görevi aldı. On yıl bu görevine devam ettikten sonra gene TRT'de prodüktör olarak "Başlangıcından Bu Yana İnsanlık", "Vergi Programı", "Akşama Doğru" gibi programlar yaptı.
TRT'den emekli olduktan sonra 1989 yılında haftalık 2000'e Doğru Dergisi'nde yazı yazmaya başlayan Dursun, düşünceleri nedeniyle gericilerin hedefi haline geldi.
Çalışmaları ölümünün ardından kitaplaştıtılabilen Dursun'un yayınlanmış eserleri söyle: "Din Bu (4 cilt), Kur'an Ansiklopedisi, Kutsal Kitapların Kaynakları (3 cilt), Kulleteyn, Allah, Kur'an, Dua, Şeriat Böyle, Müslümanlık Ve Nurculuk, Ünlülere Mektuplar, İlhan Arsel'e Mektuplar"
Gericilerin alışamadığı müftü
1958'den 1966'ya kadar bulunduğu müftülük görevi sırasında yaptıkları nedeniyle de gericilerin hedefinde olan Dursun, kendisiyle yapılan bir röportajda o döneme ilişkin şunları aktarıyor:
"Sivas'ın Hanzar köyünde su kaynağı var. Bir süre sonra yitiyor. Bend yapılsa herkes yararlanacak. Valiye göstermek için başında fotoğraf çektirdim. Köylüler gelmeye cesaret edemediler. "Ağa ne der" diye. Ağa karşı çıkmıştı zaten, "eski köye yeni adet mi getiriyorsunuz" demişti. Daha sonra TRT"deki ilk programımın adı "Eski Köye Yeni Adet" olmuştu. Hakkımda komünist diye söylentiler çıktı. Alışılmadık bir müftüydüm. Tarık Zafer Tunaya'nın başkanı olduğu Devrim Ocakları'nın kurucuları arasındaydım. Sovyetler Birliği'nden 20 bin lira para almış diye ihbar olmuş. Diyanet müfettişlerinden Abdullah Güvenç teftişe geldi. Adama su verecek bardağımız yoktu evde. İbrikle vermiştik utana sıkıla.
Sinop'un Türkili ilçesine sürgün edildiğimde, kentin dışında yıkık dökük bir kulübe tutmuştum. Ali Şarapçı diye bir öğretmenle karısı bana çok yardım etmişti. Ona da komünist diyorlardı. Ben de "keşke komünist olmasaymış, ne iyi adammış" diye düşünüyordum. Komünizmi kaynağından öğrenmeye karar verdim. Ali Şarapçı'ya "Şu komünist kitaplardan getirsen de okusam" dedim. Bilmediklerimi gidip soruyorum, okuyorum, ders gibi. İnanç dünyamda bir sarsıntı olmadı. Ancak ürkecek bir şey de yokmuş. Sosyal alanda bir ideolojiden çok bir bilim olarak baktım."
Dursun'un dine yaklaşımında geçirdiği değişim
Dursun dine ilişkin fikirlerindeki değişimi ise şu ifadelerle anlatmıştı:
"… Bende inanç devrimi neden oldu? Ya da neden inançsızlık oluştu? Onu belirteyim: Doğru bilime yönelmiştim. Çok büyük kütüphanelere gittim. O zaman ben İslam'ın kökenini gördüm, okudum. Söylencelerden de okudum. Bir gün "Sümer Efsanesi" ile karşılaştım. Sümerler'de bir Tufan efsanesi. Baktım, Tevrat'ta var, Kur'an'da var. Bu bir efsane, nasıl olur da Tevrat'ta, Kur'an'da olabilir? Milattan önce 3000 yılında kaleme alındığı sanılıyor. İslam' dan, hatta Kur'an'dan çok önce. Peki, bunlarda olan, Kutsal kitaplarda ne arıyor? Sonra, Hammurabi Yasaları'nın kimi maddeleri Tevrat'a aynen geçmiş, ondan sonra Kur'an'a da yansımış, yani sarsılmalar benim öyle başladı."
Dursun kendisiyle yapılan bir röportajda ise dinleri şu ifadelerle eleştirmişti:
"Bence din insanlığa çok şey yitirtmiştir. Dinsizlik ne kazanır? Önce bu yitirilen şeyleri bir daha yitirme durumuna düşmemeyi kazanır. Dinler neyi yitirtmiştir? Bana göre dinler insana gözyaşı getirmiştir, ölümler getirmiştir. İslam da bunların arasındadır. Bugün Yahudiler eğer Filistinlilere birtakım zulümler yapıyorlarsa, bence bunların Yahudiliğin içindeki Yehova'nın, Tevrat Yehovası'nın insanların kafasına aşıladıklarının çok büyük etkisi vardır. "Gidin, vurun, acımayın." en büyük etkisi vardır. İslam öyle olmuştur. Muhammed döneminde de öyle olmuştur. Ebu Bekir döneminde de, daha sonraki dönemlerde de. Ebu Bekir döneminde, "Riddet" (dinden dönme) olaylarında, belgelere göre, ateş havuzları açılmıştır. O ateş havuzlarına insanlar inançlarından dolayı atılmış, yakılmışlardır. Muhammed'den sonraki dönemde, Osman döneminde bir Cemel olayını anımsıyoruz. Bu Cemel olayında, iki yanda da Muhammed' in arkadaşları vardı. Bir yanda, 400 kadar "biat-ı Rıdvan"da bulunmuş olan kişi vardı. Başlarında Ali, Muhammed' in damadı. Öbür yanda, yine cennetle müjdelenmişler vardı. İki kesim birbirine saldırıyorlardı, öldürmek için ve o olayda tarihlerin bizlere kaydettiğine göre, 15 bin kişi hayvan boğazlanır gibi boğazlanmıştır."
Cinayetin ardından yayınlanmamış çalışmaları kaybedildi
Dursun 4 Eylül 1990 tarihinde İstanbul Koşuyolu'ndaki evinin yakınlarında teröristler tarafından silahla vurularak öldürüldü.
Cinayetin ardından Dursun'un kütüphanesinin raflarında duran çok şeyin kaybolduğu anlaşıldı. Yatağının üzerine ise "Kutsal Terör Hizbullah" kitabı bırakılmıştı. Yakınları kitabın Dursun'a ait olmadığını, eve giren kişiler tarafından bir "mesaj" olarak bırakıldığını söyledi. İstanbul Emniyet Müdürlüğü, Dursun'un evinde polislerin arama yaptığını doğruladı ancak arama tutanağında kitaplıktan alınanlara ilişkin bilgi yer almadı.
Yazdıkları nedeniyle gericilerin kurşunlarına hedef olan Dursun'un pekçok çalışması da cinayetin ardından evine giren karanlık kişilerce ortadan kaldırıldı. Turan Dursun'un oğlu Abit Dursun yaşananları şu ifadelerle anlatıyor:
"4 Eylül 1990'da Turan Dursun vurulduktan 40 -45 dakika sonra polis geliyor. Çok daha erken gelen siviller evi darmadağan ediyor. Bir çok eseri ve çalışması siyah poşetlere konuluyor, onlar çıkarken de resmi giysili polisler içeri giriyor. Biz sivil polislerin götürdüğü eserleri ve çalışmaları Cumhuriyet Başsavcılığı'na başvurarak istedik. Ama 9 yıldır bu girişimimizle ilgili hiç bir sonuç alamadık. Kuran ansiklopedisinin 2000 sayfası, 'Kulleteyn' isimli kitabın ikinci ve sonraki ciltleri yok. Her şeyi götürmüşler. Bir yaşam boyu büyük emekle ortaya çıkarılan her şeyi. Bütün bunlar sivillerin eve girmesinden sonra kayboldu. Devlet içindeki bazı güçler, yasadışı devlet odakları bu eşyaları alıp gitti."
"Evimize gelen bazı mektupların içine mermi çekirdekleri koymuşlar"
"Rahat yaşamak uğruna gerçeği mezara mı götüreyim; halka gerçeği anlatmak uğruna ölümü mü göze alayım?" sözleriyle yazdıklarının bedelini canıyla ödeyebileceğinin farkında olduğunu ifade eden Dursun, uğradığı cinayet öncesinde çok kez ölüm tehdidi almıştı. Oğlu Abit Dursun babasının daha önceki dönemde aldığı tehditleri şöyle anlatmakta:
"Babama yönelik ilk öldürme girişimi, 1960'lı yıların başlarında yapıldı. O zamanlar Türkeli Müftüsü idi. Türkeli, Sinop'un şirin, küçük bir kıyı kasabasıdır. Babam, Atatürkçü Müftü diye oraya sürgün gönderilmişti, bense 6 yaşlarında bir çocuktum. Nurcular babamı öldürtmek için, Ankara'dan bir talebe göndermişler. Sonra babam onu ikna etti. Yardım toplattı o öğrenci için.
Sonra, 1968 Yılında TRT'ye geçti. Ankara Radyosu'nda prodüktör olarak Din ve Ahlak Proğramları yapmaya başladı. Önce engellemeler sonra sürgünler başladı. Bu arada evimize yüzlerce, binlerce mektup geliyordu. Övgü dolu olanlarda vardı elbette. Ama çoğunlukla tehdit içerikliydi. Hatta bazılarını içine mermi çekirdekleri koymuşlar, ''bunu kabak çekirdeği zannetme'' diye de yazmışlardı mektuplarına.
Bizleri korumak için yerleştiği İstanbul'da gece gündüz üretiyordu. Teditlede durmak bilmiyordu tabi ki... Telefon, mektup, ne olursa. Çok ilginçtir, telefonunu (basın tercihli) değiştirip gizli olmasını yazılı olarak talep ettiği halde, ne hikmetse bir kaç saat sonra tehdit telefonları almaya başlamıştı. Yine o sıralar yaşanan ama ölünden sonra arkadaşlarından öğrendiğimiz bir kaçırılma olayı da var. Tüm bunların yanında yurt dışından konferans talepleri de yoğunluk kazanmıştı. Londra, Paris, Berlin gibi.. Biz Türkiye'ye dönmesini-en azından uzun bir süre-istemiyorduk. Yurt dışına çıkmadan bir gün önce yaşandı o meşum gün."
Alıntı http://haber.sol.org.tr/devlet-ve-si...i-haberi-79095

Alıntı ile Cevapla
  #4  
Alt 06-09-2013, 02:40
balyapan balyapan isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 25 Oct 2012
Mesajlar: 326
Standart

xcan´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
"Bence din insanlığa çok şey yitirtmiştir. Dinsizlik ne kazanır? Önce bu yitirilen şeyleri bir daha yitirme durumuna düşmemeyi kazanır. Dinler neyi yitirtmiştir? Bana göre dinler insana gözyaşı getirmiştir, ölümler getirmiştir.
Yukarıdaki cümleler Turan Dursun'a ait.
Peki bu cümlelerde anlatım bozukluğu nerede?
Cevap :Bir çok yerde
İlk cümleden sonra dinin neleri yitirttiğini açıklamasını beklerken 'dinsizlik
ne kazanır' gibi bir cümleyle devam ediyor.
Ayrıca ilk cümleyle ilgisiz olmakla beraber,dinsizlik ne kazandırır cümlesi yerine dinsizlik ne kazanır diyor.
Sonra bir soru daha soruyor:'Dinler neyi yitirtmiştir'diye.Neleri yitirttiğini anlatmasını beklerken neleri getirdiğini anlatıyor.
Alıntı ile Cevapla
  #5  
Alt 06-09-2013, 03:05
Ahlaksız Ahlaksız isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üyeliğini Sonlandırmış
 
Üyelik tarihi: 07 Jul 2012
Mesajlar: 8.620
Standart

balyapan´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
Yukarıdaki cümleler Turan Dursun'a ait.
Peki bu cümlelerde anlatım bozukluğu nerede?
Cevap :Bir çok yerde
İlk cümleden sonra dinin neleri yitirttiğini açıklamasını beklerken 'dinsizlik
ne kazanır' gibi bir cümleyle devam ediyor.
Ayrıca ilk cümleyle ilgisiz olmakla beraber,dinsizlik ne kazandırır cümlesi yerine dinsizlik ne kazanır diyor.
Sonra bir soru daha soruyor:'Dinler neyi yitirtmiştir'diye.Neleri yitirttiğini anlatmasını beklerken neleri getirdiğini anlatıyor.
Söze bakmayın,öze bakın..Özünde adam doğru söylüyor ve siz bu doğru söylemi analiz edeceğinize,sözlerin söyleniş biçimine takılıyorsunuz..

Müslümanlar şekilci diyorum,başka da birşey demiyorum..

Bakın Fethullah'a..Adamın ne dediği anlaşılmaz ama farklı/değişik kelimeler ile cümle kurarak müslümanları etkiliyor..Müslümanlar da ''evet ya,hoca yine süper konuştu'' deyip biat ediyorlar..Müslümanlar anlamadıklarına saygı gösteriyorlar,tapıyorlar..Anlasalar zaten müslüman olmazlar..
Elif lam mim..Ne demek?Bilinmiyor..İşte bu yüzden bu kitaba tapıyor müslümanlar..Anlaşılan birşey yazsaydı,kutsal kitap değil de tarih kitabı olurdu..!
Alıntı ile Cevapla
  #6  
Alt 06-09-2013, 03:45
balyapan balyapan isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 25 Oct 2012
Mesajlar: 326
Standart

NOLAN´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
Söze bakmayın,öze bakın..
Alıntı yaptığım cümleleri kendi subjektif yorumları zaten.
Ayrıca,mesela,süpürge vakasının özüne hiç girmeyelim ne dersiniz
Alıntı ile Cevapla
  #7  
Alt 06-09-2013, 03:55
Ahlaksız Ahlaksız isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üyeliğini Sonlandırmış
 
Üyelik tarihi: 07 Jul 2012
Mesajlar: 8.620
Standart

balyapan´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
Alıntı yaptığım cümleleri kendi subjektif yorumları zaten.
Ayrıca,mesela,süpürge vakasının özüne hiç girmeyelim ne dersiniz
Özünde adam doğruyu söylüyor mu,söylüyor..O zaman anlatım bozukluklarının hiç önemi yoktur..
Siz karşınızdaki kişinin mesela top sakalına bakıp,söylediği sözleri duymazlıktan geliyorsunuz;ben ise size ''bırakın sakalına konsantre olmayı söylediklerini dinleyin'' diyorum..

Süpürge vakasında ne varmış?
Evren'in/Dünya'nın tesadüfen oluşması saçma mı geliyor size?
Bana da mesela tesadüfen yaratılmayan Evren'de(size göre) Dünya'nın Evren'in merkezinde olmaması saçma geliyor..!
Alıntı ile Cevapla
  #8  
Alt 04-09-2015, 02:35
spartacus - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
spartacus spartacus isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 06 Apr 2006
Mesajlar: 13.677

Onur Üyeliği 

Standart

Turan Dursun'u Katledilişinin 25. Yılında Saygıyla Anıyoruz.
Tam 25 yıl oldu sevdiklerinden, sevenlerinden koparılıp alınalı. Turan Dursun'un yokluğuyla geçen bu 25 yıl içinde hiç bir şey eskisi gibi kalmadı, her şeyden önce sevenlerinin ona olan hasreti ve yüreklerinin orta yerinde hissettikleri acı boşluk hala sürüyor. Her şeyin ilacı olan zaman bir insanın radikal inanışlar yüzünden öldürülmesi ve yedi kurşunla "faili meçhul" cinayetler serisinin bir halkası olmasının yol açtığı yaralara deva olamadı. Gidişiyle artan tek iyi şey toplumun nefret cinayetlerine karşı duyarlılığı oldu. 25 yıl önce bugün ne olmuştu?

4 Eylül 1990'da Turan Dursun vurulduktan 40 -45 dakika sonra polis geliyor. Çok daha erken gelen siviller evi darmadağın ediyor. Birçok eseri ve çalışması siyah poşetlere konuluyor, onlar çıkarken de resmi giysili polisler içeri giriyor. Biz sivil polislerin götürdüğü eserleri ve çalışmaları Cumhuriyet Başsavcılığı'na başvurarak istedik. Ama 9 yıldır bu girişimimizle ilgili hiç bir sonuç alamadık. Kuran ansiklopedisinin 2000 sayfası, 'Kulleteyn' isimli kitabın ikinci ve sonraki ciltleri yok. Her şeyi götürmüşler. Bir yaşam boyu büyük emekle ortaya çıkarılan her şeyi. Bütün bunlar sivillerin eve girmesinden sonra kayboldu. Devlet içindeki bazı güçler, yasadışı devlet odakları bu eşyaları alıp gitti(Abit Dursun).
Sanki vurulan değil de vuran oymuş ve evinde de işlediği suçun delillerini saklıyormuş gibi yapılan bu baskının sebebi ne olabilir? Turan Dursun’u katletmenin yeterli olmadığı ve yazdıklarının da ortadan kaldırılması gerektiğinin bilinci mi, yoksa ilk kıvılcımını çakmış olduğu aydınlanma ateşinin böyle basit ve ucuz yöntemlerle söndürülemeyeceğinin bilinçsizliği mi? Bilmiyorlar mıydı; “Rahat yaşamak uğruna gerçeği mezara mı götüreyim; halka gerçeği anlatmak uğruna ölümü mü göze alayım?” diyen bir insanın tarihin sayfalarında yerini alacağını, fikirleri ile yaşamaya devam edeceğini, ölümsüz olacağını? Belli ki bilmiyorlardı.

Sersemler akıllıların 7 yılda cevaplandıramayacağı soruları 1 günde sorarlar.
-------
Korku ve menfaat dalkavukluğa yol açar.
-------
İnsan korktuğuna ya da arzuladığına çok kolay inanır. La Fontaine
-------
Öküz tahta çıkarsa padişah olmaz, saray ahır olur. Çerkes Atasözü
-------
Akıllı bizi arayıp sormaz, aptal bacadan akar.
------
Su dağları kemirir, vadileri doldurur.
------
Aslanlar kendi tarihçilerine kavuşuncaya kadar kitaplar avcıyı övecektir.
------
Hürriyet, başkalarına vermedikçe alamayacağımız tek şeydir. William Allen White
------
Belki söylendi herşey,/ belki de gece bekleniyor/ yazılsın diye aynı cümle. Tüm nedenleri yeryüzünün/ bir çakıltaşına takılıp kaldı. Esteban
------
Sıradan insan kendini evrenin merkezi yapmanın yolunu arar; bilge kişinin evreni onun merkezindedir. Lao Tzu
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Önerilen Siteler


Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Turan Dursun Din BU 1 dilaver Turan Dursun 6 31-10-2012 06:16
Turan Dursun, Turan Dursun'a Karşı imhotep Turan Dursun 3 19-01-2012 16:56
Turan Dursun Gerçegi dilaver Turan Dursun 5 21-12-2010 18:59
turan dursun ve ateistlere alihazar İslam 8 10-09-2006 16:51

Yetkileriniz
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı

Gitmek istediğiniz forumu seçiniz


Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 00:16 .