B- Eski Arapların İnançlarında "Allah":
Anlamı:
(Diyanet'in)
Andolsun ki onlara: "-Gökleri ve yeri yaratan, güneşi, ayı buyruğu altında tutan kimdir?" diye sorarsan, şüphesiz: "-Allah'tır" derler. Öyleyse niçin aldatılıp döndürülüyorlar? ('Ankebût, ayet: 61.)
And olsun ki onlara: "-Gökten su indirip onunla, ölümünden sonra yeri dirilten kimdir?" diye sorarsan, şüphesiz: "-Allah'tır" derler. De ki: "Övülmek Allah içindir", fakat bunu akletmezler. (Ankebût, ayet 63)
Açıklama:
Kolaylıkla anlaşılacağı ve Kur'an yorumlarında da belirtildiği gibi, "-Onlara sorarsan" denirken peygambere sesleniliyor. "Onlar" denen kimseler de "Mekke müşrikleri (putataparlar)"dır. (Bkz. Taberi, tefsir, c. 21., s. 8-9)
Anlamı:
(Diyanet'in)
And olsun ki, onlara: "Gökleri ve yeri yaratan kimdir?" diye sorsan, "-Allah'tır" derler. De ki: "Hamd Allah'a mahsustur" ama çoğu bilmezler. (Lokman, ayet: 25.)
Anlamı:
(Diyanet'in)
Ey Muhammed! And olsun ki, onlara: "-Gökleri ve yeri yaratan kimdir?" diye sorsan, "Allah" tır derler. De ki: "Öyleyse bana bildirin. Allah bana bir zarar vermek isterse, Allah'ı bırakıp da taptıklarınız, O'nun verdiği zararı giderebilir mi? Yahud bana bir rahmet dilerse, O'nun rahmetini önleyebilir mi?" De ki: "Allah bana yeter. Güvenenler, O'na güvenir." (Zümer Suresi, ayet 38)
Anlamı:
(Diyanet'in)
Ey Muhammed! And olsun ki onlara: "-Gökleri ve yeri kim yarattı?" diye sorsan, "Onları, Güçlü olan, her şeyi bilen yaratmıştır" derler. (Zuhruf, ayet 9.)
Anlamı:
(Diyanet'in)
Dikkat edin! Halis din, Allah'ındır. O'nu bırakıp da putlardan dostlar edinenler: "Onlara (putlara) bizi, Allah'a yaklaştırsınlar diye kulluk ediyoruz!" derler. Doğrusu Allah, ayrılığa düştükleri şeylerde, aralarında hüküm verecektir. Allah şüphesiz, yalancı ve inkarcı kimseyi doğru yola eriştirmez. (Zümer Suresi, ayet: 3.)
Açıklama:
Yukarıdaki ayetlerle çok açık biçimde anlatılıyor ki:
Putataparlara "her şeyi Yaratan"ın, her şeyi düzene koyanın "KİM" olduğu sorulduğunda, açıkça: "-Allah!" diye karşılık vermektelerdi.
—"Gökleri yeri, güneşi ayı YARATAN ve bunları belirli bir düzen içinde tutan, yürüten KİM?"
—"ALLAH!"
—"Gökten yağmur indirip yeryüzüne yaşam veren KİM?"
—"ALLAH!"
Yine onlara soruluyor:
—"Putlara neden tapıyorsunuz?
—"Allah'a yaklaştırsınlar diye."
Demek ki, sözü edilen putataparlarla, "Allah" inancı vardı, yine de "putlara tapıyorlardı. "Putların, "Allah'a yaklaştıracağına inandıkları" için.
Kurtubi diyor ki: "-Putataparlar, her şeyi Allah'ın yarattığını, meydana getirdiğini kabul (ikrar) ediyorlardı. Bununla birlikte, cahilliklerinden, beyinsizliklerinden, Allah'ı bırakıp başkasına tapıyorlardı." (Bkz. Tefsiru Kurtubi, 16/64.)
Sunulan son ayette, putataparların kendi karşılıkları yer alıyor:
—"Onlara tapıyoruz ki bizi Allah'a yaklaştırsınlar"!
Ayette uyarı da var:
—"Dikkat edin! 'Halis din', Allah'ındır."
"Halis din"in anlamı, "asıl kulluk, ibadet"tir. Yani "ibadet, yalnızca Allah'a özgüdür. Putlara yapılan ibadet, 'Allah'a yaklaştırma amacıyla da olsa, geçerli değildir. (Bkz. Taberi, tefsir 23/122.)
Kısacası: "Allah"tan başkalarına tapınırlarken putataparların güttükleri tek amaç: "Allah'a yaklaşmak". Bu amacı gerçekleştirmek için de tapınma yoluyla, Tanrı'dan başkalarının "şefaat"lerini sağlamaya çalışıyorlar:
Anlamı:
(Diyanet'in)
Onlar, Allah'ı bırakarak, kendilerine fayda da zarar da vermeyen putlara taparlar: "-Bunlar (putlar), Allah katında bizim şefaatçılarımızdır" derler. Ey Muhammed! De ki: "Göklerde ve yerde Allah'ın bilmediği bir şeyi mi O'na haber veriyorsunuz?" Allah, onların ortak koşmalarından münezzeh ve Yüce'dir. (Yunus Suresi, ayet: 18.)
Açıklama: Fahruddin Razi'den:
"-İnsanlardan kimi (kimi yorumcular) şöyle der:
'-Bir tek, Güçlü, Hikmetli, Merhametli bir Tanrı'nın varlığına ilişkin bilgi, tüm hakların üzerinde birleştikleri bir bilgidir. Bu konuda, aralarında hiç bir ayrılık yoktur. Aklın doğası da, bu bilginin sağlamlığına tanıklık eder. Çünkü göklerin ve yerin şaşılasılıklarını, bitkilerin, özellikle de hayvanların şaşılasılıklarını, insan vücudundaki şaşılasılıkları ve bütün bunlardaki şaşılası hikmet ve yararları düşünen kimse; kesinlikle bir Tek, Güçlü, Hikmetli ve Merhametli bir Tanrı'nın varlığını kabul eder.'" (Razi, e't-Tefsiru'l-"Kebir, 26/282)
Razi, yorumcuların, putataparlarca "Allah"ın kabul edilmesini buna bağladıklarını yazıyor.
Razi, putataparların, taptıkları putlar için: "-Bunlar, bizim, Allah katındaki şefaatçilerimizdir." demelerinin de yorumuna girişiyor ve şöyle diyor:
"-Bilesin ki kimi insanlara (yorumculara) göre:
Kafirler (putataparlar), putlara tapınmanın, Tanrı'ya doğrudan tapınmaktan daha çok Tanrı'yı yücelttiğini, Tanrı'ya daha çok saygı anlamı taşıdığını sandılar: '-Tanrı'ya doğrudan ibadet etmekle uğraşmaya bizim yetkimiz yoktur. Biz önce bu putlara ibadet etmeye çalışırız. Putlar, Tanrı katında bize şefaatçiler olarak yardım ederler.' dediler.
Putataparlarla "-Putlar, Allah katında bizim birer şefaatçimizdir" savını nasıl ileri sürdükleri konusunda (yorumcular) tartıştılar: ve birçok görüş ileri sürdüler:
Birinci görüşe göre: Putataparlar, dünyanın her bölgesinden birine 'gökler alemi'nin ruhlarından bir ruh belirlediler. O ruhu da belirli bir putla simgelediler. Sonra, o puta ibadet etmeye koyuldular. Puta ibadetteki amaçlarıysa o belirlenmiş olan RUH'a ibadettir. O ruhun da, asıl Büyük Tanrı'ya kulluk ettiğine inandılar.
İkinci görüşe göre: Putataparlar, yıldızlara tapıyorlardı. Tanrı'ya doğrudan kulluk etmeye, yalnızca yıldızların yetkili olduklarını ileri sürüyorlardı. Sonra, yıldızların doğduklarını ve battıklarını görünce, onlara (birer simge olsun diye) belirli putlar diktiler ve onlara ibadete koyuldular. Putlara ibadetteki amaçları, o yıldızlara ibadeti yöneltmektir.
Üçüncü görüşe göre: Putataparlar, söz konusu putlara, birtakım 'tılsımlar' (gizli-gizemli şeyler) belirleyip koydular. Sonra da, tıpkı 'tılsımcılar' gibi yaklaştılar bu putlara.
Dördüncü görüşe göre: Putataparlar, söz konusu putlarını, peygamberlerinin, ulularının biçimlerinde yaptılar ve bu simgelere ibadete koyuldukları sürece, peygamberlerinin, uluların Tanrı katında kendilerine şefaatçi olacaklarını ileri sürdüler. Bunun, zamanımızda da benzeri vardır: Halkın çoğu, uluların mezarlarına saygı göstermeye kendilerini vermekteler. Onların mezarlarına saygı gösterirlerse, onların da kendilerine Tanrı katında şefaatçi olacaklarına inanırlar.
Beşinci görüşe göre: Putataparlar, 'Tanrı'nın bir ışık; meleklerin de birer ışık (nur) olduklarına inandılar. 'En Büyük Tanrı'ya 'en büyük put'u, meleklere de öteki putları diktiler.
Altıncı görüşe göre: Belki de putataparlar 'Hululiyye' inancını taşıyorlardı. ('Tanrı'nın eşyaya girdiğine inanıyorlardı). O nedenle de, Tanrı'nın, kimi yüksek ve şerefli cisimlere girmiş olabileceğini düşünüyorlardı." (Fan. Razi 17/59-60.)
Ayrıca bkz. "Put"
.
Dr. Toshihiko İzutsu, şöyle der:
"-İslam'dan önceki Araplar arasında bulunan Allah kavramı, mahiyet itibarıyla İslam'ın Allah kavramına şaşırtacak derece yakındır. O kadar yakındır ki, Kur'an; bazen böyle doğru bir Tanrı anlayışının kafirleri neden yeni gerçeği kabule sevketmediğine şaşar. (...)
(Ayetlerin açıklamalarında) görülüyor ki, Allah, İslam'dan önceki Arapların zihninde, 'dünyanın yaratıcısı', 'yağmuru indiren', 'yeryüzünde bulunan her şeye hayat veren' varlık olarak bilinmektedir. " Yalnız Kur'an'ın onlardan yakındığı tek taraf, Allah'ı göklerin ve yerin yaratıcısı bildikten sonra, yalnız O'na ibadet edebileceğini, O'ndan başkasına tapılamayacağını bilmemeleri, bu sonuca varmamalarıdır. Kur'an bunu şu cümlelerle ifade eder: 'O halde nasıl (doğrudan) döndürüyorlar' (Ankebût, ayet 63.). (Kur'an'da Allah ve insan, çev. Doç. Dr. Süleyman Ateş, Ankara, 1975, ilahiyat yay. s. 96.)