Turan Dursun Sitesi Forumları
Geri git   Turan Dursun Sitesi Forumları > Felsefe > Etik, Estetik, Sanat, Politika, Bilim & Eğitim

Cevapla
 
Başlık Düzenleme Araçları Stil
  #1  
Alt 11-02-2013, 12:27
Ni Dieu Ni Maitre - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Ni Dieu Ni Maitre Ni Dieu Ni Maitre isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 07 Jan 2013
Mesajlar: 12
Standart İnsanlığın "Yanlış" Tarihi (İtaatin Mitolojisi)




Azgın devlere karşı kim yardım etti bana?
Kim kurtardı beni ölümden
Kim kurtardı kölelikten?
Şu benim yüreğim değil mi
Kutsal bir ateşle yanan yüreğim
Her işi başarmış olan?
O değil mi coşup taşarak
Yukarıda uyuyanı aldatarak
Başımı beladan kurtaran?

Goethe - Prometheus


Eskiden masallardan ve efsanelerden ders alınması gerektiğini düşünürdüm, ancak bugün bir çok insanın göğsünü kabarttığı inanışlardan ancak ibret alınabileceğini düşünüyorum. Çünkü efsanelerin ve inanışların tarihi, insanın yaratıcılığıyla birlikte acziyetinin ve hastalıklarından kurtulamamasının tarihidir. Medeniyetin büyük hastalıkları insanın yaratıcılığına bir kanser gibi musallat olmuş ve masallarına kadar işlemiştir.
İnsanlar yüzyıllardır çocuklarına büyük savaşların ve savaşçı kahramanların masallarını anlatıyorlar. Savaşçılar kral oluyor, olamazsa kralın övgüsüyle şereflendiriliyor, gezgin ozanlar krallar ve kraliçeler adına şarkılar söylüyor. Beowulf insanlara musallat olan canavarı öldürerek kral oluyor, garip Keloğlan padişahın övgüsüyle şereflendiriliyor.
Medeniyet ne zaman efsaneleriyle gururlanmak istese Zeus'u, Poseidon'u, savaşçı kralları, azizleri ve kahramanları hatırları. İo'yu* taciz edip onu karısından saklamak için ineğe çeviren Zeus, Kaenis'e tecavüz ettikten sonra ondan gaddar Kaeneus'u yaratan Poseidon medeniyet için birer övgü kaynağıdır. Çünkü aciz insan bugün güce tapmak şöyle dursun, atalarının taptıklarına atfedilen güç ile övünür.
Üstelik aciz insan bu kahramanlık efsanelerine, Olympos'un gaddar krallarının gücüyle gurur duymaya o kadar alıştı ki insanlığın en soylu eylemi olan isyanı unuttu. Unutmakla da kalmayıp onu kötü gördü ve şeytanlaştırdı.
Bu yüzden Zeus, aciz insan için Prometheus'tan daha değerlidir.
Efsaneye göre Prometheus** insanın kötü durumuna acıyarak ona Hephahistos'tan çaldığı ateşi armağan eder. İnsan bu ateşle ısınmayı, yemek pişirmeyi öğrenir, soğuktan ve açlıktan kurtulup iyi yaşamaya başlar. Ancak Zeus bu cüretten pek hoşlanmaz ve Prometheus'u Kafkas dağlarına zincirler. Ciğerini ise tanrılar tarafından görevlendirilmiş bir kartal yer. Prometheus, Herakles tarafından kurtarılsa hiç birşey sona ermemiştir çünkü ona göre Zeus tahtında oturdukça işkencesi devam edecektir.
Bu efsanelerin anlatılmasının üstünden binlerce yıl geçti. Zeus ise hâlâ tahtında oturuyor.
Çünkü medeniyet, Promethus'un yolunda gitmedi. Nesilden nesile anlatılanlar isyankârların değil kralların ve onların sadık savaşçılarının hikayeleriydi. İtaatkârlık kutsal ve itaat etmemek şeytanlık sayıldı. Prometheus'un yolundan giden herkese zincirler layık görüldü.

Kadının hikayesi de buna benzer bir şekilde başladı... İsyanın bedelini cennetten kovulmakla ve sonsuz bir lanetle ödeyen Lilith'in hikayesi, Kadının Tarihi'nin başlangıcıdır.
Lilith, Tanrı ve erkek için var olmayı kabul etmedi. Adem ile sevişirken onun altında olmayı gururuna yediremedi bu yüzden kutsal kitaplar onun kötülüğünden bahsetti. Hatta Adem ve örnek kadının anası Havva'nın oburluğu bile ondan bilindi. Çünkü ilk kurala karşı çıkmış ve itaat etmemişti. Bize örnek gösterilen ise kovulmak ve lanetlenmek pahasına özgürlüğünü savunan Lilith değil, bir elma yediği için ölümsüzlükten ve cennetten olmayı kabullenip tapınmaya devam eden itaatkâr ilk insanlardı. Bizim atalarımız, annemiz ve babamız onlardı.

Tüm bu efsanelerin doğruluğunu ya da yanlışlığını tartışmak oldukça anlamsız. Sadece bize neyin miras bırakıldığını görmemiz lâzım.
Montaigne "İnsanoğlu bir sinek kurdunu yaratmaktan acizdir, ancak düzinelerce tanrı yaratır." der. İtaatin bu kadar kutsal olduğu bir düzende insanların tanrılar, liderler yaratıp onlara tapınmaları şaşılacak bir şey değildir.
İnsanların kahramanlara, tanrılara inandıkları çağları geride bırakmadık. Hiç bitmedi. İsyan ve itaat insanlarda hâlâ aynı şeyleri ifade ediyorsa, hâlâ Prometheus'un Kafkas Dağları'nda zincirlendiği zamanda yaşıyoruz demektir.

İnsanlığın tarihi yanlış yazıldı. Medeniyet bu yanlış yazılmış tarih üzerine kuruldu. Bu medeniyetin bir parçası oldukça, onunla övünüp durdukça Zeus tahtından inmeyecek ve Lilith'in laneti sona ermeyecek.
Bugün muska diye bildiğimiz şey, Lilith efsanesinden gelir. Efsaneye göre Lilith, üstünde muska gördüğü çocuklara dokunmamaya söz verir. Çocuklarımızı bu isyankârdan korumak için onlara muska takarız, oysa onlara yaptığımız en büyük kötülük onları bu düzene göre iyi biri olmaya alıştırmaktır. İyi niyetle yapılan kötülük ise en büyük gaddarlıktan daha zararlıdır.

İnsanın özgürlüğüne kavuşmak için yapması gereken şey ise bu alçakça itaatkârlıktan kurtulmaktır. Evet, zincire vurulacak ve lânetleneceksiniz. Tanrıların, kralların ve kahramanların aciz kulları sizi hiç bir zaman sevmeyecek. Ama sevgisini ve saygısını yitireceğinizden korktuğunuz insan sürüsüne bir bakın. Onlar alçakça itaat etmiyorlar mı? Zâlimi cesaretlendiren ve çoğu zaman, itaatkâr düşünceleriyle zulmü masumlaştıran onlar değil mi?

Biraz ek bilgi:
*İstanbul Boğazı'na verilen Bosphorus ismi İo efsanesinden gelir. Efsaneye göre Hera, bu İo'nun akibetini öğrendiğinde ona bir sinek musallat eder ve İo o sinekten kaçarken toprağı yararak Bosphorus(İnek Geçidi)'ni yaratır.
**Prometheus efsanesine benzer bir efsane de Kafkas Nart destanlarındaki Nesren Jake efsanesidir. Nesren, Pako'dan ateşi çaldığı için Elbruz dağlarına zincirlenmiş ve başına bir kartal konulmuştur.
Alıntı ile Cevapla
  #2  
Alt 11-02-2013, 17:00
vartor - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
vartor vartor isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 15 Mar 2006
Bulunduğu yer: Toronto
Mesajlar: 8.614

Onur Üyeliği 

Standart

Cok dogru ve yerinde bir yorum. Bu devirde bile, Prometheus'lar zincire vuruluyor.

Iman, ask gibidir,gozleri koreltir,beyni muhurler.
Alıntı ile Cevapla
  #3  
Alt 11-02-2013, 22:11
ALKA - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
ALKA ALKA isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 12 Feb 2010
Bulunduğu yer: Berlin
Mesajlar: 5.990

Başarı Ödülü 

Standart

Çok güzel ve ufuk açıcı bir yazı olmuş, tebrikler. Özellikle İnsanoğlu bir sinek kurdunu yaratmaktan acizdir, ancak düzinelerce tanrı yaratır denilmesi ve yarattığı kendi tanrılara ittat etmesi bana çok vecizevsi geldi.
Alıntı ile Cevapla
  #4  
Alt 11-02-2013, 22:48
ESTER - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
ESTER ESTER isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 05 Jan 2013
Mesajlar: 85
Standart

İnsanın kapıldığı handikap; Bilgiyi elde ettikçe daha itaatkar oluyor.

Acizlikten itaat doğmuş olamaz.

Vahşi hayvanlar ve doğal afetler karşısında mücadele yerine itaat eder, ortak yaşam ve yerleşik hayat basamağını tırmanamazdı.

Gücün rehaveti gibi günümüz itaat şekli.

Ya da güçlünün yandaşlığının verdiği güven.
Alıntı ile Cevapla
  #5  
Alt 13-02-2013, 05:23
irsArtvin - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
irsArtvin irsArtvin isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 29 Dec 2009
Bulunduğu yer: Hiçbir yerden…
Mesajlar: 327
Standart

Elinize sağlık sevgili Ni Dieu Ni Maitre; gerçekten çok güzel bir yazı olmuş, tek kelimeyle harikulade. Benim eklemek istediğim bazı şeyler var. Siz de bilirsiniz ki, insanlık tarihin çok öncelerinden beri gelen, var olan bir insan özelliğidir itaat etmek ve erki veya başka birinin tahakkümü altına girip o şekilde yaşamayı kabullenmek. Aslına bakarsanız bunları fazla detaya inmeden anlamanın bir yolu vardır, o da insanın nelerden veya tek başına neden korktuğuna bakmaktır. İnsan, bilindiği üzere en çok ölümden korkar, peki nedendir bu, bunun bir cevabı var mıdır? Evet, bir cevabı var ve o cevap aslında çok basit, bilinmezlik veya bilememe/bilmeme.

En basitinden bir misal vermek gerekirse, insanlar tarih boyunca yaşadığı coğrafya haricindeki diğer insanları, toplulukları, etnik grupları yadsımıştır ve istisnai durumlar dışında herhangi bir iletişime geçme konusunda yoğun bir çaba göstermemiştir; zira o topluluktan, etnik gruptan olanı dili, davranış biçimi veya burada sayabileceğimiz kültürel özelliğini bilememe veya anlayamama gibi birçok amili sebep gösterebiliriz. Bu basit misalden de görüldüğü gibi insan, kendi türü olan başka bir insanı sırf yaşam stili başka diye ötekileştirmiştir ve tabiri caizse, reddetmiştir. Ee haliyle vaziyet bundan ibaretken, nasıl olur da tabiatın en büyük bilinmezi, en büyük korkusu olan ve en “acı” veren ayrılığı olan ölüm gerçeğini insan kabullenebilir? Kabullenemediği içindir ki, ölümü yok olma olarak değil de başka bir aleme geçiş olarak ona başka anlamlar addetmiş ve adeta onu yok saymıştır. Tanrıların da çıkış noktası işte bu bilinmezliklerden ortaya çıkmamış mıdır zaten. İçinde yaşadığı tabiata karşı büyük bir acziyete haiz olan insan, tabiatta baş veren her türlü hadiseden korkmuş ve anlamaya çalışmıştır. Bilimsel bilgiye haiz olmadığı için de kendince bir izah yolu bulmuştur; bu yol da kendinden daha üstün bir varlık olan, her anlamda daha güçlü olan bir erk yaratıp tabiattaki bu hadiseleri ona atfetme ve ona itaat ederek kendine zararı dokunabilecek her türlü zararlı hadiseden kurtulma çabasıdır.

İtaat işte tam da bu merhaleden sonra ortaya çıkmaktadır. İnsanlar özellikle de yerleşik hayata geçtiği dönem olan ilkel-köleci iktisadi ve sosyal yaşam stiline sahip olduğu zaman diliminde de tıpkı önceki ilkel-komünal iktisadi ve sosyal yaşam biçiminde olduğu gibi itaat edeceği bir erke, Tanrı’ya çok daha ihtiyaç duymuştur, zira ekinlerinin iyi, kaliteli mahsul vereceği elverişli toprağa ve iklimsel koşullara ihtiyaçları vardı. Günümüz bilimine ve bunun beraberinde gelmiş olan teknolojiye sahip olmadığı için de kendi işini kendi göremiyor, kendinden daha güçlü olduğunu düşündüğü bir erke, yani tamamen kendi düşüncelerinin ve duygularının bir tezahürü olan, kendinin yaratmış olduğu Tanrı’sından medet umuyordu. Sadece bu düşünce sistemi tarımcılıkta mı sınırlıydı? Elbette ki, hayır. Tabiatın kendi doğal dengesi çerçevesinde var olan yıldırımın düşmesi, depremlerin meydana gelmesi, selin olması gibi birçok muhtelif diğer kendine zarar verecek hadiselerde de çaresiz ve aciz olduğu için kendisinin yaratmış olduğu, kurtarıcı olarak gördüğü Tanrı’sına koşup yine ondan medet umuyor ve çare arıyordu.

Bu bilinmezlik ve acziyet, insanı doğal olarak itaatkar ve biatçı bir mantığa ve düşünce biçimine sürüklemiştir. Bu mantık ve düşünce biçimi de insanı, iktisadi alt yapının sahiplerinin reelde ve yaşamsal boyutta da bir tahakküm mekanizmasına ve güce sahip olduğu, hayatın yönetimsel manada başka bir sahası olan devletleşme sürecinde, yani aktif siyasette rol alma ve söz sahibi olmada da bu güce itaat ve biat etme yoluna kanalize etmiştir. En nihayetinde, hayatın tüm alanlarında bir şeyleri bilemediği, açıklayamadığı için korkan ve buna mukabil ona tapan, itaat eden insan, her manada kendi yaşamına tesir eden, onu şekle sokan siyaset arenasında da biatçı bir mantıkla, tabiri caizse, kendi “kaderini” başkalarının eline kendi isteği ile vermiştir. Gücü elinde bulunduranlar da diğer insanlar adına kendi menfaati doğrultusunda kararlar vermiş, yine kendi menfaati doğrultusunda bir şeyleri ya iyi olarak addetmiş ve onu kutsamış ya da kötü olarak günahlandırmış ve onu cezalandırmıştır. Yine gücü elinde bulunduranlar, iyi olarak nitelendirdiği şeyler uğrunda canını verecek insanı, dinlerin de yardımıyla ki, dinin buradaki rolü çok büyüktür, hatta başattır denilebilir, kahraman olarak yüceltmiş, kötü olarak nitelendirdiği şeyleri ve insanı da muhtelif şekillerde cezalandırmıştır. İşte bu bilinmezlikten kaynaklanan itaatkar ve biatçı düşünce sistemindendir insanların başkaları veya bir şeyler için kendi canından vaz geçebilecek merhaleye gelmesi.

Farkındaysanız, günümüzde dinin, devletin, siyasi ve ekonomik yapının ne olduğunun ve nasıl işlediğinin farkına varan ve bunları reddeden insan sayısı bir hayli artmaya başladı çünkü çağımızdaki artık büyük ölçüde inkişaf etmiş olan bilimin vasıtası ile her şeyin mantıklı, bilimsel çerçeve dahilinde, akla yatkın bir izahının var olduğunu biliyor, sorguluyor ve hayatımızı çepeçevre sarmış olan bilinmezler duvarlarını birer birer yıkıp aydınlığa emin adımlarla koşabiliyoruz.

Bilimin ve aklın ışığının her daim yanınızda olması dileklerimle…

Hayvan olmak istiyorsan olabilirsin elbette; bunun için insanlığın acılarına sırt çevirmen ve yalnız kendi postuna özen göstermen yeterlidir.

Din, bunalmış mahlukun iç çekişi, merhametsiz bir dünyanın ruhu ve aynı zamanda akılsız bir çağın aklıdır. Din halkın afyonudur.


Karl Marx
Alıntı ile Cevapla
  #6  
Alt 23-06-2013, 21:13
Natan Natan isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üyeliğini Sonlandırmış
 
Üyelik tarihi: 18 Sep 2006
Bulunduğu yer: usa
Mesajlar: 4.841
Standart

Güzel bir yazıydı.
Gerçekten çok beğendim.
Çok teşekkürler arkadaşlar


Aynı zamanda bir güncelleme de olsun.
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Önerilen Siteler


Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
"Barış", "Kardeşlik", "Karşılıklı Yardım" ve "Sevgi" Sadece Yahudiler İçin ALKA İlhan Arsel & Arif Tekin Makaleleri 0 19-11-2012 04:08
Kitap: "Ateizmin Kısa Tarihi" - Gavin Hyman ALKA Ateizm 0 14-07-2012 05:29
"allah korusun", "allah nazardan saklasın", "allah esirgesin", "allah belanı versin dolfen Konu-dışı 5 07-06-2012 00:06
"tanrı" varlığı/yokluğu" ve bunları "bilmek/inanmak" paslıçivi İslam 36 28-02-2011 08:41
RTE ile K.K. "Bahar Havasi'nda Bulusup", "Turban Sorunu'nu" "Cozeceklermis" evrensel-insan Politika 4 29-09-2010 17:09

Yetkileriniz
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı

Gitmek istediğiniz forumu seçiniz


Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 19:50 .