Turan Dursun Sitesi Forumları
Geri git   Turan Dursun Sitesi Forumları > Felsefe > Etik, Estetik, Sanat, Politika, Bilim & Eğitim

Cevapla
 
Başlık Düzenleme Araçları Stil
  #1  
Alt 14-02-2013, 18:17
irsArtvin - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
irsArtvin irsArtvin isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 29 Dec 2009
Bulunduğu yer: Hiçbir yerden…
Mesajlar: 327
Standart İyi ve Kötü Mefhumu

İnsanlar hayatın her alanında olan bazı eylem ve sözler ya da olgulara karşı belli bir refleks gösterirler. Gösterdikleri bu refleks, o eylem ve sözler ya da olguları belli bir yere koyan veya ait eden, tasniflendiren bir yaklaşımdan ibarettir. En basitinden bir misal vermek gerekirse, bir akşam evinizde otururken bir anda kapı çalsa ve hiç tanımadığınız bir adam bir çanta dolusu parayı “benim bunun gibi onlarca çanta dolusu param var, yani benim buna ihtiyacım yok, rastgele bir kapıyı çaldım, siz çıktınız ve bu paranın sizin olmasını istiyorum” diyerek bırakıp gitse, sizin için hiç tanımadığınız bu adam, size yüklü miktarda para verdiği için iyi kalpli, cömert bir adam olacaktır. Çünkü adam sizle hiçbir alakasının olmamasına rağmen sizin hayatınızı kolaylaştıracak, neredeyse çektiğiniz tüm ekonomik sıkıntıları yok edecek, yani kısacası işinizi görecek, size fayda verecek bir eylemde bulunmuştur.

İnsanlar, tarih boyunca türünün yok olmaması için ve neslini sonraki kuşaklara aktarabilmek maksadıyla, yani kendi canlılığının devamı için kendini besleyen, aynı zamanda da muhtelif tehlikelerle dolu olan tabiatla ve onun içinde barındırdığı diğer canlılarla, yani hayvanlarla sürekli mücadele etmek ve onlardan kendini korumak zorunda kalmıştır. Ama sadece tabiatla ve diğer canlılarla mı mücadele etmek zorunda kalmıştır? Elbette ki, hayır, aynı zamanda da aslında dünyadaki en büyük düşmanı ve rakibi olan kendi türüyle de mücadele etmek zorunda kalmıştır; zaten duygu ve düşüncelerinin ortaya çıkmasında ve inkişaf etmesindeki en büyük amil de budur. İşte bu mücadele esnasında yaşadığı maddi hayatın tüm gerçeklerinin bir tezahürü olan duygu ve düşünceleri yaratmış ve geliştirmiştir. Peki, geliştirdiği bu duygu ve düşünceler hangi minvalde ve neyin paralelliğinde olmuştur? İşte bu soru, mevzumuzun muhteviyatını anlamamızı sağlayacak ve aradığımız soruların karşılığını bulmamızda yardımcı olacak olan doğru bir sorudur. Bu sorunun cevabı çok basittir. Cevap elbette ki, kendi menfaatine uygun olan, kendine fayda veren minvalde ve buna mukabil de türünün devamını sağlayacak, neslini sonraki kuşaklara aktarmasına yardımcı olacak olan eylem ve olgular paralelliğinde olacaktır. Bu doğrultuda olan eylem ve olguları da tıpkı kendini var eden madde ve maddenin hareketliliğinden kaynaklanan diğer eylemleri ne şekilde adlandırmış ve nitelendirmişse, aynı şekilde de onları adlandırıp, nitelendirmiştir. Ve hepimizin bildiği, aynı zamanda da çok hoşumuza giden “iyi” mefhumunu yaratmıştır; yani bunları “iyi” olarak adlandırmış ve nitelendirmiştir. Yukarıda saydıklarımın tam aksi minvalinde ve paralelliğinde olan eylem ve olguları ise kendi menfaati doğrultusunda olmaması hasebiyle hepimizin bildiği ve hiç hoşumuza gitmeyen bir mefhum olan “kötü” olarak adlandırıp, nitelendirmiş ve istenilmeyen bir şey olarak addetmiştir. Genel hatlarıyla “iyi” ve “kötü” mefhumunun ortaya çıkış yolculuğu ve çıkmasındaki amiller ve nedenler bu şekildedir.

İnsanlar kurmuş olduğu medeniyeti sürekli inkişaf ettirdiği için birbirleriyle kurmuş olduğu sosyal ilişkiler ve alakalar da tıpkı sürekli inkişaf eden medeniyet gibi daha da ileriye gitmiş ve daha da komplike bir yapıya bürünmüştür. Bu yolla da yukarıda da biraz bahsettiğim duygu ve düşünceleri yaratmıştır. İnsanların yaratmış olduğu duygu ve düşünceler, yine yukarıda deyinmiş olduğum kendini de oluşturan maddenin, yani maddi hayatın sürekli akmasına ve değişken olmasına karşı vermiş olduğu reaksiyondur. Maddeden, yani maddi hayattan kasıt elbette ki, yalnızca tabiatta baş veren hadiseler değil hem de tabiattaki tüm canlıların birbiriyle olan ilişkileri ve canlıların tabiatta baş veren bu hadiselere karşı vermiş oldukları tepkilerdir. Mesela insanlar için, tabi ki de herkes için değil; ancak büyük bir kısmı için yılanlar korkulan, sevilmeyen, yani insanların “kötü” olarak nitelendirdiği hayvanlardır. Ne gariptir ki, yılanlara karşı antipatisi olan, onları sevmeyen, onlardan tiksinen aynı insanlar, evcilleştirmiş olduğu köpeklere karşı içinde farklı bir sevgi besler, evinde beslemek koşuluyla onlarla arkadaşlık eder ve buna mukabil de köpekleri “iyi” olan hayvanlar olarak nitelendirir. Peki, bunun sebebi nedir? Elbette ki, yılanların insanları ısırmak koşuluyla zehirleyip öldürebilecek olması, yani başka bir deyişle yılanların ölüm tehlikesi barındırması; köpeklerin ise tam aksine insanların malını, mülkünü yeri geldiği zaman canını koruyan, hayatın her alanında faydasını gördüğü yaşamını kolaylaştıran bir hayvan olmasıdır. Görüldüğü gibi insanlar, yine fayda gördüğü, kendisine menfaat sağlayan, işini gören şeye “iyi” bunun tam aksi yönünde olana ise “kötü” demiş ve istenilmeyen olarak nitelendirmiştir. Bu paradigma, hayatımızın her alanında, yani insani ilişkilerde daha çok ve daha sıklıkla karşımıza çıkmaktadır. Zaten bizi en çok ilgilendiren kısmı da burasıdır, zira insanlar “iyi” ve “kötü” mefhumunu en çok insani ilişkiler içerisinde kullanırlar. Bunun birçok örneğini hem kendi hayatımızda hem de başka insanların hayatlarında devamlı görürüz. Bunun en basit örneği: “hırsızlık yapmak kötüdür” fikriyatıdır. Peki, hırsızlık kime göre, neye göre kötüdür? Bu mühim bir sorudur, zira hırsızlık olarak nitelendirdiğimiz başkasının malını alma, sahiplenme eylemi, bize göre malımızın istemediğimiz bir biçimde başkasına geçmesi, o maldan yoksun kalma neticesi ile sonuçlanacak olması hasebiyle “kötü” olabilir; ancak asgari besin miktarını edinemeyen, yiyecek tek bir lokması bile olmayan fakir ve aç bir insan için hayatını idame ettirebilmesi ve daha da önemlisi ölmemesi için ona yardımcı olacak olan hırsızlık eylemi “iyi” olabilir. Yani burada üzerinde durulması gereken husus, yapılan eylemlerin ve meydana gelen olguların kime göre, neye göre “iyi” ya da “kötü” olacağının izafi, görece bir şey olduğunun bilinmesidir.

En nihayetinde dediğim gibi, duygu ve düşünceler, insanların maddi hayat koşullarında kendilerinin muhtelif eylem ve olgulara karşı vermiş olduğu tepkiyle beraber yaratmış olduğu mefhumlardır. Bunun bilincine varmalı ve yaratmış olduğumuz kendi mefhumlarımızın hiçbirinin mukaddes olmadığının farkına varıp, yine aynı şekilde onlara herhangi bir kutsiyet atfetmeden, görece bir şey olduğunu kavrayarak o şekilde değerlendirmeliyiz. Aksi takdire, günümüzde olduğu gibi “benim fikrim ya da ideolojim daha iyi, seninki kötü” diyerek her türlü savaşı mubah sayıp kendi türümüzü kendi ellerimizle yok etme merhalesine geliriz.

Hayvan olmak istiyorsan olabilirsin elbette; bunun için insanlığın acılarına sırt çevirmen ve yalnız kendi postuna özen göstermen yeterlidir.

Din, bunalmış mahlukun iç çekişi, merhametsiz bir dünyanın ruhu ve aynı zamanda akılsız bir çağın aklıdır. Din halkın afyonudur.


Karl Marx
Alıntı ile Cevapla
  #2  
Alt 14-02-2013, 19:43
vartor - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
vartor vartor isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 15 Mar 2006
Bulunduğu yer: Toronto
Mesajlar: 8.614

Onur Üyeliği 

Standart

Cok dogru bir yorum irsArtvin. Gercek hayatta, menfaatler tayjn ediyor iyiyi, kotuyu. Bunun farkinda olup da, elinden birsey gelmeyen azinlik ise, asil aci ceken taraf oluyor.

Iman, ask gibidir,gozleri koreltir,beyni muhurler.
Alıntı ile Cevapla
  #3  
Alt 15-02-2013, 21:42
irsArtvin - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
irsArtvin irsArtvin isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 29 Dec 2009
Bulunduğu yer: Hiçbir yerden…
Mesajlar: 327
Standart

vartor´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
Cok dogru bir yorum irsArtvin. Gercek hayatta, menfaatler tayjn ediyor iyiyi, kotuyu. Bunun farkinda olup da, elinden birsey gelmeyen azinlik ise, asil aci ceken taraf oluyor.
Çok önemli bir noktaya deyinmişsiniz, bu konuda çok haklısınız. Bu gerçeklerin farkında olup da diğer insanların söylem ve eylemlerinin altında yatan nedenleri anladığınızda, karşınızdaki insanın gerçek yüzünü görüyorsunuz ve ister istemez sahte gülücüklerle kafanızı sallayıp geçmek zorunda kalıyorsunuz. Tabi bu durumun en acı veren tarafı, sizin de belirttiğiniz gibi bu gerçeklerin farkında olan insan sayısının az olması hasebiyle karşı tarafa bir şey anlatamıyor olmanız. Bir de üstüne üstlük her daim haksız çıkan siz olursunuz ve bu da beraberinde yine dediğiniz gibi acı çeken tarafın sizin olmanıza neden olur.

Aslında sorun, hayatın tüm zor ve ağır koşullarında hayatını idame ettirme gayretindeki insanların, bu koşulları biraz da olsa hafifletmek için kendi zihinlerinde yaratmış oldukları sahte dünyada yaşamaya çalışmaları. İnsanların yaşamlarına dikkatli bir şekilde bakıp tahlil etmeye çalışırsak eğer, herkesin sadece batıl inançlar temelinde birbirleriyle alaka kurduklarını ve bu şekilde hayata tutunmaya çalıştıklarını görebiliriz. Ancak buradaki asıl sorun, hayatın gerçeklerini görüp farkındalık düzeyi yüksek olan insanların sayısının az olması. Bu insanların sayısı ne kadar yüksek olursa, dünyanın daha da yaşanabilir bir yer olacağı kanaatindeyim.

Hayvan olmak istiyorsan olabilirsin elbette; bunun için insanlığın acılarına sırt çevirmen ve yalnız kendi postuna özen göstermen yeterlidir.

Din, bunalmış mahlukun iç çekişi, merhametsiz bir dünyanın ruhu ve aynı zamanda akılsız bir çağın aklıdır. Din halkın afyonudur.


Karl Marx
Alıntı ile Cevapla
  #4  
Alt 15-02-2013, 23:07
ESTER - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
ESTER ESTER isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 05 Jan 2013
Mesajlar: 85
Standart

irsArtvin´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
Bu gerçeklerin farkında olup da diğer insanların söylem ve eylemlerinin altında yatan nedenleri anladığınızda, karşınızdaki insanın gerçek yüzünü görüyorsunuz ve ister istemez sahte gülücüklerle kafanızı sallayıp geçmek zorunda kalıyorsunuz. Tabi bu durumun en acı veren tarafı, sizin de belirttiğiniz gibi bu gerçeklerin farkında olan insan sayısının az olması hasebiyle karşı tarafa bir şey anlatamıyor olmanız. Bir de üstüne üstlük her daim haksız çıkan siz olursunuz ve bu da beraberinde yine dediğiniz gibi acı çeken tarafın sizin olmanıza neden olur.
Karmaşık bir durum söz konusu.

Gerçeklerin farkında olmak ucu açık bir ifade. İzafi.Derdini anlatamamak doğrudan kişiyi iyilik kisvesine büründürüyor.

İnanan için tek gerçek; Bir yaratıcının varlığı. Bunu anlatamadığı için inanmayanlar karşısında acı çeken. Yani iyi.


O halde, yer tutulan safta mutlaka bir gerçeği oluyor insanın.

Bu durum karşısında da "İyilik ve kötülük" kavramı çetrefilleşiyor.

Bu durumda kişi kendini iyilik haline sabitliyor. Komik görünse de, herkesin kendisini iyi olarak tanımladığı bir dünyada yaşıyoruz.
Alıntı ile Cevapla
  #5  
Alt 16-02-2013, 00:34
rasa rasa isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üyeliğini Sonlandırmış
 
Üyelik tarihi: 11 Feb 2013
Bulunduğu yer: ege-uşak
Mesajlar: 308
Standart

Sorunda tam burada her insan düşüncesi,inancı,görüşü ve kendi bilgisinin doğru olduğundan emin olması ! bu yüzden karşıt olanlar hep kötü ve değersiz olurlar. Hiç kimse gerçeği arama gereği duymaz çünkü gerçek hep yanındadır.Eğer bir gün yanılıpda acaba sorusunu sormaya kalksa bir kausun içine düşeceğini bilir yada öyle düşünür. Sorma ve sorgulama cesareti gösterenlerde genelde dışlanmış,hor görülmüş çeşitli sıkıntılara düşmüş hatda öldürülmüşlerdir. Kim haklı kim haksız yada kim iyi kim kötü aramakdansa gerçek olanı aramak daha akılcı olur kanısındayım.
Alıntı ile Cevapla
  #6  
Alt 07-03-2013, 21:04
irsArtvin - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
irsArtvin irsArtvin isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 29 Dec 2009
Bulunduğu yer: Hiçbir yerden…
Mesajlar: 327
Standart

rasa´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
Kim haklı kim haksız yada kim iyi kim kötü aramakdansa gerçek olanı aramak daha akılcı olur kanısındayım.
Bu dediğiniz çok mühim bir husus sayın rasa; zira yazımda da belirttiğim üzere insanlar, iyi ve de kötüyü kendi menfaatleri doğrultusunda muayyen ediyorlar. Ona göre de insanın kendisinin belirlemiş olduğu iyi ve de kötü mefhumu izafi bir düşünce ya da inanç olmaktan öteye gidemiyor. Ancak sizin de belirttiğiniz gibi, insanlar sadece aklın ve bilimin aydınlatıcı ışığında ve de rehberliğinde yalnızca gerçeği bulmaya çalışsa, günümüzde var olan birçok sorun da doğal olarak ortadan kalkacaktır.

Gerçi günümüzdeki savaşların, kavgaların sebebi yalnızca bizim üzerinde durduğumuz noktalar değildir. Bunun, politik ve iktisadi ya da insanların birbirlerine hükmetme arzusu gibi insan menşeli olan diğer nedenleri de vardır; ancak konumuz bu olmadığından işin o kısmına değinmek istemiyorum.

Hayvan olmak istiyorsan olabilirsin elbette; bunun için insanlığın acılarına sırt çevirmen ve yalnız kendi postuna özen göstermen yeterlidir.

Din, bunalmış mahlukun iç çekişi, merhametsiz bir dünyanın ruhu ve aynı zamanda akılsız bir çağın aklıdır. Din halkın afyonudur.


Karl Marx
Alıntı ile Cevapla
  #7  
Alt 08-03-2013, 10:50
Neva - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Neva Neva isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 03 Aug 2010
Mesajlar: 14.706

Başarı Ödülü 

Standart

Iyi ve kotu birbirine son derece girift kavramlar aslinda.

Sefkat ve acimak gibi kavramlara iliskin, hangisinin digerinin temelinden ciktigini tam olarak kestirmenin zor oldugu gibi. Yani sefkat duydugumuz icin mi aciriz, yoksa acidigimiz icin mi sefkat duyariz? Tum bunlari sergilerken, menfaatlerimiz terazinin hangi gozunde agir basiyor?

Ustelik, genel gecerde, "gercek" dedigimiz kavramin dahi, gercek anlamda ne oldugunu bilmiyoruz. Gercegin cercevesini de iyi ve kotu kavrami ciziyor.

Kendi gerceklerimiz bir yana, nicin "iyi" veya "kotu" siniflamak ihtiyaci duyuyoruz? Halbuki yasamin en basit tanimi/anlami diyebilecegimiz, modelleme'den haric ortaya koydugumuz cok fazla birsey oldugu da soylenemez.

Yilan ve kopek ornegi su soruyu getiriyor akla;

Bildigimiz akildan korkmazken, yabancisi oldugumuz zekalardan niye korkariz?
Alıntı ile Cevapla
  #8  
Alt 19-06-2013, 17:21
irsArtvin - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
irsArtvin irsArtvin isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 29 Dec 2009
Bulunduğu yer: Hiçbir yerden…
Mesajlar: 327
Standart

Neva´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
Iyi ve kotu birbirine son derece girift kavramlar aslinda.

Sefkat ve acimak gibi kavramlara iliskin, hangisinin digerinin temelinden ciktigini tam olarak kestirmenin zor oldugu gibi. Yani sefkat duydugumuz icin mi aciriz, yoksa acidigimiz icin mi sefkat duyariz? Tum bunlari sergilerken, menfaatlerimiz terazinin hangi gozunde agir basiyor?
Aslına bakarsanız, bunun cevabı "empati"de gizli. Acımak için evvela acıdığınız şeyi hissetmeniz gerekmektedir, kendinizi onun yerine koyarak onu içinizde yaşamanız gerekir; yani empati kurmanız gerekir. Buna bağlı olarak da insanlar kendilerinin de başına gelme ihtimali olan olası herhangi bir tehlikeyle veya kendilerine menfi manada tesir edebilecek olan herhangi bir olayla karşı karşıya kaldıkları zaman hemen kendisini o olayın merkezine koyarak ya da o olayın öznesi yaparak olayı anlamaya çalışır, daha doğrusu hissetmeye çalışır. Bunu başarabilenler hayatında karşılaştığı o kötü olayı tam manasıyla hissedebildiği için, yani empati kurabildiği için acır ve buna istinaden de şefkat duyar. Bunu beceremeyenler ise örneğine dışarıda istemediğimiz kadar rastlayabileceğimiz acımasız insanlar kervanına katılırlar ve şefkatten yoksun bir şekilde yaşamlarını sonlandırırlar.

Bu konu hakkında tonla şey yazılabilir; ancak olayın geniş hatlarıyla muhteviyatı bu minvalde.

Neva´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
Yilan ve kopek ornegi su soruyu getiriyor akla;

Bildigimiz akildan korkmazken, yabancisi oldugumuz zekalardan niye korkariz?
Sevgili Neva; eminim bu sorunun cevabını siz de gayet iyi bilmektesiniz; ancak ben yine de yazayım.

Bildiğimiz akıldan korkmayız, çünkü adı üstünde biliyoruz; yani bize ne yapıp ne yapmayacağını az çok tecrübelerimize binaen bilme imkanına sahibiz. Yine yılan ve köpek örneğinden misal vermek gerekirse, bin yıllardır köpeklerle birlikte yaşadığımız ve de ehlileştirdiğimiz için köpeğin bize hangi durumlarda saldırma ihtimalinin olduğunu ya da hangi durumlarda saldırmayacağını biliyoruz; yani köpeğin hareketlerinden bize nasıl bir reaksiyon verebileceğini az çok tahmin edebiliyoruz. Bunun için de köpekler bizim için tehlikeli ve korktuğumuz hayvanlar değildir. Fakat yılan öyle mi? Elbette ki hayır. Her ne kadar yılanlar hakkında genel malumata sahip olsak da yılanlar bizim için halen daha gizemini korumaktadırlar; yani yılanların tam olarak bilemediğimiz bir "akıl" olduğu gerçeği halen daha geçerliliğini korumakta olduğundan bizim için oldukça tehlikeli hayvanlardır, yani korktuğumuz hayvanlardır. Tabii ki, bu duruma insan ilişkilerinden de misal vermek mümkündür; fakat gerek duymuyorum, zira yılan ve köpek örneğinin hususiyetleri insan ilişkileri açısından da özünde üç aşağı beş yukarı aynı şeyleri ihtiva eder.

Nihayetinde, iyi ve kötü mefhumunun altında yatan fayda, yarar ve menfaat ilişkileri burada da aynı şekilde varlığını korumaktadır ve de canlılık var olduğu sürece baki kalacaktır.

Hayvan olmak istiyorsan olabilirsin elbette; bunun için insanlığın acılarına sırt çevirmen ve yalnız kendi postuna özen göstermen yeterlidir.

Din, bunalmış mahlukun iç çekişi, merhametsiz bir dünyanın ruhu ve aynı zamanda akılsız bir çağın aklıdır. Din halkın afyonudur.


Karl Marx
Alıntı ile Cevapla
  #9  
Alt 31-01-2017, 01:31
Neva - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Neva Neva isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 03 Aug 2010
Mesajlar: 14.706

Başarı Ödülü 

Standart

irsArtvin´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
Aslına bakarsanız, bunun cevabı "empati"de gizli.
Oyle tabi ama, iste ne kadar empati yapabiliyoruz veya yapamiyoruz bu kisim onemli. Pek tabi ki bilinen akildan korkulmaz mecrasi bellidir, ama yabanci zekalar hep korkunc gelir nedense, basit olmasi sebebiyle..
Alıntı ile Cevapla
  #10  
Alt 31-01-2017, 02:45
Felâsife - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Felâsife Felâsife isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 19 Jan 2014
Bulunduğu yer: Hayret!
Mesajlar: 4.039
Standart

İyi ve Kötü Mefhumu

Sonuçta çerçeve kavramlar bunlar, gönül ister ki çerçeve olmasın, bir heykel gibi olsun, bir eser gibi olsun, herkes için aynı anlamlara gelsin ama gelmiyor maalesef.
Ayrıca bizim iyi deyipte, bilmeden başka bir şeye, kötü olan tarafları da oluyor bu kavramın, veya tam tersi.
Örn. Ömrü uzatmak, hastalıkları yok etmek, bizler için çok iyi, bunları sağlayanlara bir secde etmediğimiz kalıyor lakin doğa ve diğer canlılar için bir o kadar da kötü.

Ne iyi ne kötü! açıkcası bu kadar iç içe geçmişken, ne sevinmek nede yerinmek gerekiyor, hatta bunu iyi/kötü olarakta değerlendirmemekte gerekiyor ki arkasında ki mesele tüm çıplaklığı ile ortaya çıksın.
Zira bir şeyi iyi veya kötü deyince, ardında ki şey de örtülüyor.

Derinde ittifaklar var, yüzeye çıktıkça ayrılıklar.
Zıtlar temelde aynıdır, gayrı hikayedir ayrılıklar.
Artık yersen bu ayrılıktır, yemezsen de aynılıktır.
Aynılaşanlar ayrı olamaz, kandırmacadır ayrılıklar.
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Önerilen Siteler


Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
daha kötü şeyler... dolfen Konu-dışı 4 18-06-2017 21:15
Cahiliye Devri Kötü mü? hazretikömürcü İslam 11 08-08-2006 08:35
Tanrı Kötü olabilir mi? hasan_ İslam 12 16-12-2005 23:50
KÖTÜ GÜNÜN DOSTU burkay Konu-dışı 2 20-10-2005 11:46

Yetkileriniz
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı

Gitmek istediğiniz forumu seçiniz


Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 09:51 .