Turan Dursun Sitesi Forumları
Geri git   Turan Dursun Sitesi Forumları > İbrahimi Dinler > İslam > Önerdiğimiz Başlıklar

Cevapla
 
Başlık Düzenleme Araçları Stil
  #1  
Alt 17-02-2007, 13:46
sodomo-- sodomo-- isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 11 Mar 2006
Mesajlar: 1.767
Standart İslam'da Köle Hukuku

İslam'da köle hukuku konusunu sadece "azad" kurumu çerçevesinde ele aldım ve bu haliyle "köle edinimi" konumuz dışında kalmaktadır.

Köle azad etme meselesi ise tam anlamıyla köleler için "pamuk ipliğine" bağlı bir durumdur.

Nisa 92. Yanlışlıkla olması dışında bir müminin bir mümini öldürmeye hakkı olamaz. Yanlışlıkla bir mümini öldüren kimsenin, mümin bir köle azat etmesi ve ölenin ailesine teslim edilecek bir diyet vermesi gereklidir. Meğer ki ölünün ailesi o diyeti bağışlamış ola. (Bu takdirde diyet vermez). Eğer öldürülen mümin olduğu halde, size düşman olan bir toplumdan ise mümin bir köle azat etmek lazımdır. Eğer kendileriyle aranızda antlaşma bulunan bir toplumdan ise ailesine teslim edilecek bir diyet ve bir mümin köleyi azat etmek gerekir. Bunları bulamayan kimsenin, Allah tarafından tevbesinin kabulü için iki ay peşpeşe oruç tutması lazımdır. Allah her şeyi bilendir, hikmet sahibidir

Görüleceği gibi bir kölenin azad olabilmesi için sahibinin bir mümini öldürmesini beklemesini gerekmektedir.

Mücadele 3 Kadınlardan zıhar ile ayrılmak isteyip de sonra söylediklerinden dönenlerin karılarıyla temas etmeden önce bir köleyi hürriyete kavuşturmaları gerekir. Size öğütlenen budur. Allah, yaptıklarınızdan haberi olandır.

Burada da göreceğin gibi cahilliye dönemine ait bir kabile geleneği olan "Zıhar" uygulaması konu ediliyor.

Peki, ne imiş Zıhar bir bakalım:

Zıhar: Erkeğin, hanımını veya onun yüz, baş, ferc gibi bir uzvunu, kendisine nikâhı ebedi haram olan bir kadına veya onun bakılması harâm yerine; "Sen anam gibisin" veya "Senin sırtın anamın sırtı gibidir" gibi sözlerle benzetmesi. Hanımına "Senin başın anamın sırtı gibidir" diyen bir erkeğin, keffâret vermedikçe hanımına sarılması, öpmesi ve cimâ etmesi harâm olur. Zıhâr keffâreti, oruç keffâreti gibidir. (İbn-i Nüceym)


Yani erkek karısına "senin sırtın bana anamın sırtı gibidir" derse daha doğrusu "artık sana anam gibi bakıyorum" veya Türkçe'deki ifadesiyle "artık kardeş olduk" derse bu söz ondan soğuduğunu ve ondan sözle uzaklaştığı anlamına gelir ki eğer bu sözü söyleyen kişi tekrar karısına dönüp onunla yatmak isterse (cima) o zaman köle azad etmek zorunda.

Sizin anlayacağınız gibi kölenin azad edilmesi için ya sahibinin birini öldürmesi ve dahası bu kişinin mümün olması (Nisa 92) ya da karısına "zıhar" yapmasını (Mücadele 3) beklemesi gerekecek

(Ayrıca artık bu çağda eski Arap kabilelerine ait bir gelenek olan "Zıhar"ın Türkler tarafından uygulanmadığı ve uygulanmayacağı ve bu haliyele bütün zamanlara şamil olduğu iddia eilen Kuran'ın en fazla 1400 yıl önceki Arap kabilelerine hitap ettiğini de rahatlıkla görebiliriz)


İlave olarak bu aşağıdaki ayette de köle azadı ile ilgili hüküm var :

Maide 89. Allah, kasıtsız olarak ağzınızdan çıkıveren yeminlerinizden dolayı sizi sorumlu tutmaz, fakat bilerek yaptığınız yeminlerden dolayı sizi sorumlu tutar. Bunun da keffareti, ailenize yedirdiğiniz yemeğin orta hallisinden on fakire yedirmek, yahut onları giydirmek, yahut da bir köle azat etmektir. Bunları bulamıyan üç gün oruç tutmalıdır. Yemin ettiğiniz takdirde yeminlerinizin keffareti işte budur. Yeminlerinizi koruyun (onlara riayet edin). Allah size ayetlerini açıklıyor; umulur ki şükredersiniz!

Burada da bilerek yapılan yeminin keffareti ve üçüncü alternatifi olarak köle azad edilmesi söz konusu.

Çok rahatlıkla anlaşılabileceği gibi burada da bir mümin, kölesini azad etmek yerine 10 fakire yemek yedirmeyi tercih edecektir çünkü bir köleden ömür boyu faydalanmak yerine 10 fakiri doyurmak çok daha ekonomiktir.

Bunun dışında kölenin hürriyetine kavuşmasının bir diğer alternatifi olan mukatebe antlaşması ile ilgili ayet de şu.

Nur 33. Evlenme imkanını bulamayanlar ise; Allah, lütfu ile kendilerini varlıklı kılıncaya kadar iffetlerini korusunlar. Ellerinizin altında bulunanlardan (köleler ve cariyelerden) mükatebe yapmak isteyenlerle, eğer kendilerinde bir hayır (kabiliyet ve güvenilirlik). görüyorsanız, hemen mükatebe yapın. Allah'ın size vermiş olduğu malından siz de onlara verin. Dünya hayatının geçici menfaatlerini elde edeceksiniz diye, namuslu kalmak isteyen cariyelerinizi fuhşa zorlamayın. Kim onları zor altında bırakırsa, bilinmelidir ki zorlanmalarından sonra Allah (onlar için) çok bağışlayıcı ve merhametlidir.

Şimdi Mukatebe antlaşması nedir ona bakalım:

Mükatebe: Köle veya cariye ile efendisi arasında yapılan bir akid olup, bu akidde köle veya cariye, belli bir bedel ödediği takdirde efendisinden, kendisine hürriyetini vermesini ister veya aynı teklifi efendisi ona yapar. Üzerinde anlaşmaya varılan bu bedel hazır ise köle bu bedeli hemen ödemek, değilse, efendisinin kendisine tanıdığı bir süre içinde temin ettikten sonra ödemek şartıyla hürriyetine kavuşur. (Diyanet Vakfı meali dip notu)

Burada da islam uleması tarafından "kölenin hürriyetine kavuşturulmasını teşvik etme" gibi bir amaç olduğu öne sürülmüş ama bunlardan hiç birisi köle azadlamayı (köle açısından) kolaylaştırmadığı gibi bilakis adeta "tesadüflere" ve köleyi "ilave maddi yüklere" mecbur bırakmıştır.


Devam edecek...
Alıntı ile Cevapla
  #2  
Alt 17-02-2007, 16:07
sodomo-- sodomo-- isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 11 Mar 2006
Mesajlar: 1.767
Standart Re: İslam'da Köle Hukuku

Peki köle mukatebe antlaşması yaparak özgürlüğüne kavuşmak için gerekli olan meblağı nasıl elde edecektir ?

Bu soruya da cevabı Tevbe 60'da bulabiliriz:

Tevbe 60: Sadakalar, -Allah'tan bir farz olarak yalnızca fakirler, düşkünler, (zekat) işinde görevli olanlar, kalbleri ısındırılacaklar, köleler, borçlular, Allah yolunda (olanlar) ve yolda kalmış(lar) içindir. Allah bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.

Bu ayette de görüleceği gibi "sadaka" adeta köle için tek umut kaynağıdır. Ne var ki, bu sadakayı bile almak için köle sıraya girmek zorundadır.
çünkü sadaka öncelikle şu şekilde dağıtılır;

a-Fakirlere,
b-Düşkünlere,
c-Zekat işinde görevli olanlara,
d-Kalpleri islama ısındırılacak olanlara (müellef-i-kulub)
e-Kölelere
f-Borçlullara
e-Allah yolunda olanlara (veya Allah yolunda cihad edenler)
g-Yolculara


Düşünün ki, kölenin sadaka sırası bir müellef-i kulub'dan bile sonra gelmektedir. (Bu muellef-i kulûb konusu apayrı bir konudur. Huneyn savaşında Muhammed'in topladığı ganimetlerden islamı seçmeyen insanları islama sokmak için verdiği rüşvettir. Ne demek istediğimi anlatmak için şu hadis oldukça açıklayıcı olacaktır:

Safvan b. Ümeyye der ki: "Huneyn muharebesinde Hz. Peygamber (s.a.s), bana ganimet mallarından bir pay verdi. Halbuki o benim en sevmediğim kimse idi. Bana vermeye devam etti; sonunda insanlar içinde en sevdiğim kimse oldu" (Tirmizi, III, 27).)

İşte bu şekilde parayı alanlar bir anda Muhammed'i ve İslam'ı sever hale gelmiştir.

Not: Müellef-i Kulb konusunun diğer detaylarına konumuz olmadığı için girmiyorum

Evet köle için sadece mukatebe parasını sadaka olarak toplamak da yeterli değildir çünkü yukarıda yazdığımız Nur 33'de belirtildiği gibi onların bunu hak etmesi için "kendilerinde hayır görülmesi" gerekmektedir. Peki nedir bu ? Bunu da Hamidullah'tan yazalım:


"....Kanunun öngördüğü belli bir kültür ve bilgi seviyesine ulaşmış olmaları koşulu ile köleler isterlerse özgürlüklerini satın alabilirler" (İslam Peygamberi s.574)

Görüleceği gibi zaten neredeyse maddi bedelini karşılamanın imkansız olduğu mukatebe antlaşması ilave olarak da subjektif kriterlere tâbi tutularak kölenin hürrüyetini efendisinin keyfiyetine açık hale getirilmiştir hatta adeta efendinin keyfiyetine teslim etmiştir.


Köle açısından bakacak olursak:

1-Köle efendisinin bir mümini öldürmesini beklemek zorundadır
2-Efendisinin "zıhar" yapmasını beklemek zorundadır
3-Efendisinin bilerek ettiği yemini bozmak istemesini beklemek zorunda kalacaktır
4-Ya da hiç bir ekonomik gücü olmadığı halde efendisinin keyfi olarak belirlediği bir mukatebe miktarını ödemek zorunda kalacaktır. (yani ömür boyu onun hizmetinde karın tokluğuna çalışmıştır köle olarak ve ayrıca insan olmaktan kaynaklanan en doğal hakkı olan hürriyetini de kazanmak için maddi bir bedel ödemek zorunda kalacaktır)

Kölelik her şeyden önce fıkıhsal bir statütüdür. Bu statü şu şekilde belirlenir.

Köleler, ganimet olarak veya ticari bir emtia olarak alınır-satılır-kiraya verilir-miras bırakılır ve hibe edilebilir.

Bu haliyle köleler;

a-Eşya olarak değerlendirilir ve bir ticari emtia olarak "Ticaret hukukunun" konusudur
b-Miras hukukunun konusudur
c-Savaş hukukunun konusudur
d-Köleler kölelerle veya hürlerle evlenir- boşanır ve hürlerden ayrı olarak "Medeni hukukun" konusudur.

Bu konularda çarpıcı paragrafları aşağıda Hamidullah'tan (İslam Peygamberi s. 576) aldım :

"Bir kadın köle (cariye) açık ve kesin bir nikah akdi olmaksızın, sadece efendisinin emir ve hizmetine bağlıdır. Çünkü evlilik (nikah) durumunda erkek hanımının vücudu üzerinde sdece bir yararlanma hakkına sahip iken, kadın kölenin sahibi cariyesinin şahsı üzerinde de bir mülkiyet hakkına sahiptir. Diğer bütün insanlar hatta efendinin kendi oğlu bile bu cariye ile cinsel ilişkiye girmekten kesinlikle men edilmişlerdir. Bir efendi kendisinde çocuk dünyaya getirmemiş olan bir cariyeyi satabilir. Efendi cariyenin bir başka erkekle nikah akdi yapmasına da izin verebilir ancak bu durumda efendi bu cariye ile bir daha karı-koca hayatı yaşayamaz"

(Burada Hamidullah'in "bir daha karı-koca hayatı yaşayamaz" ifadelerine dikkatinizi çekerim)


Efendinin kadın köle olan cariye ile cinsel ilişkiye girmesi "mülkiyet üzerinde tasarruf hakkı" gereği doğaldır ve üstüne de cinsel ilişkiye girdiği bu cariyenin evlenmesine de izin verebilir (!)


Devam ediyorum:

"Eğer nikahlanan her iki tarafta da köle ise doğan çocuk da köle olur. Sadece koca köle ise çocuklar hür kimseler olarak anaya tâbi olurlar. Sadece annenin köle olması durumunda, doğacak çocukların o cariye kadının efendisine ait olmayacağı konusunda efendi ile önceden antlaşmış olması gerekir. Cariye bir kadının kendi efendisinden olan çocukları hür olarak doğarlar ve bu kadın artık 'çocuklu anne' sıfatı alır." Hukuken bu efendinin bundan sonra  o cariyesini satamayacağı ve ne şekilde olursa olsun, onu herhangi bir erkeğe veremeyeceği, hatta efendisi onu hayatta iken azad etmemişse, onun ölümü ile birlikte cariyenin kendiliğinden hürriyetine kavuşacağı anlamına gelmektedir.
İslam hukukunda nikahlı hür bir zevce ile bir cariye arasındaki en temel fark, cariyenin efendisi konumundaki kocasından, nikahlı hür bir eş gibi miras alma hakkına sahip olmamasında görülür"

Görüldüğü gibi hürlerden ayrı olarak cariyeler efendileri ile evlenseler dahi miras alamazlar. Tabii bu konumuz değil, bizi ilgilendiren bir hürriyete kavuşma yolu olarak da İslam fıkhında kadın kölelerin (cariyelerin) efendisinden çocuk doğurmaları ve "ümmü'l veled" sıfatı kazandıktan sonra efendilerinin ölümünü beklemeleri, bir alternatif olarak hürriyete kavuşma yolu olarak öünümüze çıkmaktadır. Yani köle eğer kadın ise o zaman efendisi ile cimâ edecek ve bir çocuk dünyaya getirecektir. Daha sonra da efendisinin ölümünü bekleyecektir. Â

Sözün kısası İslam hukuku hürler ve köleler olmak üzere iki ayrı hukuktur ve kölenin hürriyetine kavuşması neredeyse imkansızdır.

Devam edecek...
Alıntı ile Cevapla
  #3  
Alt 17-02-2007, 16:16
sodomo-- sodomo-- isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 11 Mar 2006
Mesajlar: 1.767
Standart Re: İslam'da Köle Hukuku

Konuya bir de hadisler açısından bakalım.

Kütüb-i Sitte : Ağacı Ve Köleyi Satmak bölümü

Hadis No : 0379
Ravi: İbnu Ömer
Tanım: Hz. Peygamber (sav)'ın şöyle sölediğini işittim: "Kim döllemesi yapılmış bir hurmalık satarsa (bir başka rivayette satın alırsa) bunun meyvesi satana aittir. Satın alan kendisinin olacak diye şart koşmuşsa o hariç (bu durumda meyve müşterinindir). Kim de bir köle satarsa, kölenin malı satanındır, burada da satın alan "benim olacak" diye şart koşmuşsa o hariç, bu takdirde kölenin malı varsa müşterinin olur."

Kaynak: Buhari, Büyu 90, 92, Şürb 17, Şürüt 2; Müslim, Büyu 77, (1543); Muvatta, Büyu 9 (2, 617); Tirmizi, Â

Açıkça bu hadiste de kölenin malı olsa dahi satıldığı anda malı onun olmaktan çıkar. Alıcı ile satıcı arasındaki antlaşmaya bağlı olarak efendisinin ya da yeni-efendisinin olacaktır. Bu haliyle "kölenin malı efendisinin malıdır" demek yeterlidir.


Kütüb-i Sitte: Alım-Satımı Caiz Olmayan Eşyalar Hakkında

Hadis No : 0232
Ravi: İbnu Ömer
Tanım: Hz. Ömer (ra) buyurdu ki: "Efendisinden çocuk doğuran cariyeyi efendisi artık satamaz, hibe edemez, miras olarak da bırakamaz. Hayatta kaldığı müddetçe ondan istifade eder. Ölecek olursa cariye hür olur."

Kaynak: Muvatta, Itk 6, (2, 776)

Yukarıda bahsettiğimiz durumun hadis kaynaklarından birisi. İslam fıkıhı Kuran-sünet ve hadis üzerine binâ edilir ve hiç değişmeyen ilahi normlar oluşturur.


Kütüb-i Sitte: Hayvan Vs. İle İlgili Teferruat


Hadis No : 0322
Ravi: Cabir
Tanım: Bir köle gelerek Hz. Peygamber (sav)'a hicret etmek üzere biat etti, Resulullah (sav) onun köle olduğunu sezemedi. Arkadan efendisi onu aramaya geldi. Resulullah (sav) ona: "Onu bana sat" buyurdu ve köleyi iki siyah köle mukabilinde satın aldı."

Kaynak: Müslim, Musakat 123, (1602); Tirmizi, Siyer 36, (1596); Ebu Davud, Büyu 17, (3358); Nesai, Bey'a 66,

Bu da Muhammed'in köle alım-satımına delil teşkil eden bir hadis. Bir mümin köle karşılığı iki müşrik veya gayri müslüm köle.
Daha da ötesi bu hadis Kütüb-i Sitte'de "Hayvanlar vs. ile ilgili teferruat bölümünde" yer alıyor.

Kütüb-i Sitte :Ayıp Sebebiyle Malı Geri Vermeye Dair

Hadis No : 0376
Ravi: Ukbe İbnu Amir
Tanım: Resulullah (sav) buyurdu ki: "Kölenin müddeti üç gündür. Şayet müşteri, bir hastalığa rastlarsa, herhangi bir delil ibraz etmeden köleyi satana geri verir. Üç günden sonra hastalığa rastlarsa, bu hastalığın, satın aldığı zamana ait olduğu hususunda delil ibraz etmesi gerekir."

Kaynak: Ebu Davud, Büyu 72, (3506)

Bu hadis de kölenin aynı bir eşya gibi değerlendirilişine tipik bir örnek. Bir emtia-eşya da kusur olması gibi kölede de hastalık veya kusur olabilir. Bu durumda da tabii ki, ticaret hukukunu kapsamı içindedir.


Görüleceği gibi İslam'da bırakın köleliğin kaldırılmasını bilakis kölelik apayrı bir fıkıhsal düzenlemeye tâbi tutularak kurumsallaştırılmıştır.

İslam tarihi boyunca köleliğin adeta şaha kalkmasının sebebi onun kurumsallaştırılarak adeta kökleştirilmiş olmasındandır.

Daha da beteri, bu kurumsallaştırılma "ilahi" olduğu söylenen hükümler gereği yapılmış ve bu yüzden de kaldırılması neredeyse imkansız hale getirilmiştir.


Sözün kısası, İslam uygarlıkları tarihte her döneminde (Osmanlı imp. dahil) köle uygarlıkları olmuştur.
Alıntı ile Cevapla
  #4  
Alt 17-02-2007, 17:07
K.C. - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
K.C. K.C. isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 02 Jun 2006
Mesajlar: 4.587
Standart Re: İslam'da Köle Hukuku

Sevgili sodomo--
yine harika bir konu bulmuş ve işlemişsin.

Yalnız benim takıldığım bir nokta oldu. Erkek köleye sahip kadınlar için de aynı hukuk uygulanıyor mu?

YILDIZLAR ATEŞ BÖCEĞİ SANILMAKTAN KORKMAZLAR

http://kadinislamadalet.blogcu.com/
Alıntı ile Cevapla
  #5  
Alt 17-02-2007, 17:14
sodomo-- sodomo-- isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 11 Mar 2006
Mesajlar: 1.767
Standart Re: İslam'da Köle Hukuku

Sevgili KC, tabi aynı hukuk uygulanır çünkü burada efendi-köle kavramları üzerinden ilerler bu hukuk. Ben hiç bir yerde "kadın efendi-erkek efendi" ayırımı görmedim. Ama bu da ayrı bir problem çünkü erkek efendinin köle kadın ile ilşkiye girmesine cevaz varken kadın efendinin erkek köle ile ilişkiye girmesine cevaz yoktur (zannımca) Hatta, daha da ötesi islam hukukunda köle, kadının değil kocasının mülkiyetinde olur ve bu hukuk da mülkiyeti kocanın üzerinden yürütür (zannımca). Kadın miras olarak kocası ölünce köleleri alabilir ama sonra ne olur orasını bilmiyorum. Açıkcası "kadın efendi" konusuna ayrıca bakmak gerekir.
Alıntı ile Cevapla
  #6  
Alt 17-02-2007, 18:52
habilis habilis isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
 
Üyelik tarihi: 20 Jan 2007
Mesajlar: 765
Standart Re: İslam'da Köle Hukuku

"Cinleri ve insanlari, ancak bana kulluk etmeleri için yaratmisimdir" (K. Zâriyat 56)

ÇOK AÇIK DEĞİL Mİ !!

aynı şekilde tevrattan ve incildende bir iki ayet vermek istiyorum ;

Gen.16:9


RAB'bin meleği, "Hanımına dön ve ona boyun eğ" dedi,

Gen.24:35

"RAB efendimi alabildiğine kutsadı. Onu zengin etti. Ona davar, sığır, altın, gümüş, köleler, cariyeler, develer, eşekler verdi.


Col.3:22
Ey köleler, dünyadaki efendilerinizin her sözünü dinleyin...

KURANDAN

“Ey müminler! Ellerinizin altinda bulunan (köle ve cariyeleriniz), ve içinizde henüz ergenlik çagina girmemis olanlar, sabah namazindan önce, ögleyin soyundugunuz vakit ve yatsi namazindan sonra (yaniniza gireceklerinde) sizden üç defa izin istesinler. Bunlar, mahrem (kapanmamis) halde bulunabileceginiz üç vakittir...” (K 24 Nûr 58).


gerçekten bravo !!!

NO GOD
NO RELIGION

"İnsanların varlığını belirleyen şey,
onların bilinçleri değildir; tam tersine,
onların bilincini belirleyen, toplumsal varlıklarıdır."


K. Marx
Alıntı ile Cevapla
  #7  
Alt 18-02-2007, 14:43
walla - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
walla walla isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 24 Aug 2006
Bulunduğu yer: Ben anadolunun her karış topragindan, suyundan, güneşinden ve havasından doğdum, ben anadoluyum...
Mesajlar: 1.692
Standart Re: İslam'da Köle Hukuku

Evrensel İslam :-) :-)

Bedenimin her zerresi Anadoludur. Ben anadolunun her karış topragindan, suyundan, güneşinden ve havasından doğdum, ben anadoluyum...
Alıntı ile Cevapla
  #8  
Alt 19-02-2007, 18:08
pante - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
pante pante isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
 
Üyelik tarihi: 01 Nov 2005
Bulunduğu yer: İstanbul
Mesajlar: 8.936
Standart Re: İslam'da Köle Hukuku

Yarı feodal-yarı köleci sosyo-ekonomik sistemin sürdüğü Muhammed döneminde
köle edinilmesinde bir engelleme, kısıtlama söz konusu değildir. Kölelerin özgürlüğü
konusunu ise Sodomo gayet güzel işlemiş. Görülüyor ki İslam, yaşadığı toplum düzenini
değiştirici bir girişimde bulunmuyor, sadece mevcut düzendeki vahşi kölelik anlayışlarına
bir kısıtlama ve kölelere karşı muamelelere bir kural getiriyor sadece.

İslam öncesi Araplar, sosyal yaşam itibariyle hürler, köleler ve mevali olmak üzeri üç
sınıfa ayrılmaktaydılar. Hürlerin sahip olduğu hukuk ve şereften yoksun olan esirler,
köleler ve cariyelerden oluşmaktaydı. Köleler ile hürler arasında orta bir sınıf olan
mevaliler, azad edilmiş kölelerdi. [Günaltay, 1997:114]

Bir kölenin özgürlüğünün ne kadar zor olduğunu Sodomo'nun örnek ayet ve
hadisleriyle gördük. Ancak ilaveten belirtmek gerekir ki bu hürlük mevalilikle sınırlıydı.
Yani hür olmakla hürler sınıfına dahil olmuyor, aynı haklardan yararlanamıyordu.

İslamcılar, Kur'an'ın köleliğin kaldırılmasına yönelik hükümler taşıdığını, köleliğe karşı
olduğunu öne sürerler. Halbuki görürüz ki hicretten sonra kölelik azalmanın tersine
yüksek oranda yükselmiş, Osmanlı İmparatorluğu döneminde de devam etmiştir.
Kur'an ayetleri köleliği kaldırıcı yönde değil, aynı hayvan hakları, kadın hakları gibi
kölelere iyi davranılması yönündedir.
Kölelik 19.yüzyılda yasaklanmış ve ortadan kalkmaya başlamıştır. Bu da köleci ve feodal
toplum düzeninden sanayi devrimleriyle kapitalist düzene geçilmesi nedeniyle
gerçekleşmiştir. Feodalitenin hakim olduğu bölgelerde bugün dahi köleliğe rastlamaktayız.

"Bu yüzyılda da kölelik olur mu" demeyin. Suudi Arabistan'da kölelik 1962 yılına kadar
yaşamıştır. Halen pek çok Arap ve Afrika ülkesinde bu uygulama sürmektedir ki
bunların çoğu İslam ülkesidir.
Ülkemizde dahi özellikle güneydoğu'daki kimi aşiretlerde gizli kölelik mevcuttur. Karın
tokluğuna çalıştırılan bu insanlar ağalarından izinsiz hiç birşey yapamazlar ve
ayrılamazlar.
Dünyada 21. yüzyılda dahi kölelik anlayışına ve kısmen de olsun sürdürülmesine
rastlanmasının nedeni hala feodal veya yarı feodal düzenlerin yıkılamamış olmasındandır.
Bu toplumların dinlerinde ve kitaplarında da köleliği yasaklayan bir hüküm olmadığı için
kaldırılması daha da zorlaşmaktadır. Üzerinden asırlarda geçse zorlama olmadan kaldırılamayacağı ortadadır.
Köleliğin insanlık ayıbı olduğunu düşünenler inansın inanmasın Kur'an'ın evrensel
olmadığı noktasında birleşirler. Kur'an'ın evrensel olduğunu öne sürenler ise açıkça
olmasa da köleliği normal karşılamaktadırlar.
Alıntı ile Cevapla
  #9  
Alt 19-02-2007, 19:16
sodomo-- sodomo-- isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 11 Mar 2006
Mesajlar: 1.767
Standart Re: İslam'da Köle Hukuku

Pante sağolasın katkıların için. Sen de olmasan vallahi şurası çöl gibi oluyor.
Kimisi siyaset kimisi edebiyat, kimisi mitoloji derken islamla alakadar olan ara ki bulasın.

Bu bahsettiğin konuda geçenlerde bir yazı derlemiştim onu da aktarıyorum:

"Bu konu ile ilgili aynı anlama gelen bir başka kavram da "Mevlalık"tır. Yani azad eden efendinin eski kölesinin "veli"si olmasına verilen isim. Çoğul kullanımı "m e v â l i" olarak geçiyor ve "azad edilmişler" anlamında kullanılıyor.

"Emevi ve Abbasiler kendilerini yani Arapları İslam konusunda asıl unsur ve Arap olmayanları da tâli unsurlar olarak gördüklerinden onlara "m e v â l i" demişler. Araplar ümmetin çekirdek ve nüvesi sayılmışlar ve diğer unsurlar bunların tâbileri veya ikinci unsurlar olarak düşünülmüştür. (Prof. Celal Yeniçeri Hz.Muhammed ve Yaşadığı Hayat s.146)

Yani sözün kısası biz Türkler yüzyıllar boyunca Arapların "mevâli" olmuşuzdur. Türklerin kılıç zoruyla müslümanlaştırılmasından sonra Araplar islamı yayma görevini Türklere devretmişler ve onlar bir köşede yan gelip yatarken Türkler onlar adına savaşmış, onlar adına can vermiş ve Arapçayı da Arap geleneklerini de onlar adına çevresindeki coğrafyaya yaymıştır. Osmanlıca adı verilen kırma dilde Farsça, Arapça, Acemce'den sonra dördüncü dil olarak Türkçe yer almış ve Türkler önce Arapça ve Farsçayı benimsedikten sonra bu dilleri de kendi coğrafyalarına yaymak için cansiperane bir uğraş vermişlerdir. Sonuçta bütün bunları yapmakla bile Arapların gözünde "mevâli" olmaktan kurtulamamış ve kendilerine ait gelenseksel değerleri yaşadıkları her anda da islamı bozmakla ihtam edilmişler daha da ötesi Türkler kendileri bile kendilerini müslümanlıkta Arapların yanında ikinci sınıf olarak görmüşlerdir.

Bugün bile tarikatlarde yetişen insanlarda bu Araplar karşısında duyulan aşağlılık kompleksinin her türüne rastlamak mümkündür. Sırf bunu gidermek için Araplara benzeme konusunda olağanüstü gayret sarfetmektedirler.

Sözün kısası Mevlâlık bir kere ruha işledi mi onu sittin sene çıkaramazsın.

Bize fikri hür vicdanı hür nesiller lazım"

demişim.


İlhan Arsel'den aktarımlarla devam edeyim:

Kölelik, resmi bir kurulus olarak Islâm ülkelerinde 20ci yüzyıla kadar süregelmiştir. Tanınmış bir yazarın deyimiyle Islâm dünyası "kölelik uygarlığı" olmaktan ileri geçememiştir. Halifelerin ve hükümdarların sarayları, yüzlerce köle ve cariye ile dolup taşmıştır. Vaktiyle Kahire'deki Fatımı hükümdarlarının hareminde on iki bin köle bulunurdu. Ispanya'daki Islâm devleti hükümdarlarından Abd ar-Rahman III (912-967) hareminde 6300 köle vardı 10. Osmanli dönemi boyunca Türk padişahlarinin yaptıkları da bu olmuştur

Osmanli devleti ile Iran ve Misir gibi ülkelerde kölelik denen şey, Batı devletlerinin (özellikle Ingiltereinin ve Fransa'nin) baskılarıyle sona erdirilmiştir: o da pek yavas bir tempo ile.
Zenci kölelerin azâdlanmaya baslandığı ilk müslüman ülke Tunus'tur. 1890 yilinda bütün Fransız kolonilerinde kölelik yasaklanmıştır.

1854 ve 1857 yıllarında Ingiltere ile imzaladığı andlaşmalarla Osmanlı devleti, köle ticaretine son vermeyi kabul etmistir. Ancak ne var ki Mekke ve Medine, bu andlaşma hükümlerinden hariç tutulmustur. Çünkü bu iki kent Islâm'in "kutsal" topraklari sayıldıgından, Kur'ân'ın Tanrısal bir kurulus olarak getirdigi köleligin bu kentlerde yasaklanmasi yoluna gidilememistir. Vaktiyle Muhammed'in yasadıği ve bizzat köle sahibi bulundugu bu topraklarda köle ticaretini yasaklamanın Kur'ân'a karşı gelmek olacağı düşünülmüştür. Bundan dolayıdır ki Afrika'da ve Arabistan'da köle alım satımına ve kullanilmasına daha uzun bir süre devam edilmiştir.

Her ne kadar Osmanlı devleti 1908 Anayasa'si (1293 Kanun-u Esâsi) ile köleliği saf dışı kılmış olmakla beraber, bu kuruluşun gerçek anlamda ortadan kalkması ve Türk topraklarından silinip atılması Atatürk'ün yarattığı Türkiye Cumhuriyeti sayesinde olmustur. 1926 yilinda Cenevre'de imzalanan ve yeryüzü ülkelerinin tamamini köleliğe "Hayır" demeğe zorlayan andlasmayi imzalamakla Türk devleti, Kur'ân'daki kölelikle ilgili hükümlerin uygulanmasina kesin olarak son vermiştir.

Islâm'in "koruyucusu" rolünde görünen Suudi Arabistan'a Ingilizler, ancak 1927 yilinda "Cidde Andlasmasi" ile köleligin uygulamadan kaldırılmasi zorunluğunu kabul ettirmişlerdir. Fakat buna rağmen Suud devleti, Kur'ân'ı Anayasa olarak kabul ettiği için, köleliği gayr–i resmi sekilde sürdürmekten kaçınmamıştır. Yemen gibi diger bir çok Arap ülkelerinde de durum bu merkezde olmustur.

Islâm dünyâsinin halklari, ve “bilim kaynagi” diye kabul edilen cevreleri dahi bugün hâlâ öylesine çagdışı  bir zihniyete saplı, öylesine bilgisiz ve öylesine insan sahsiyetinin haysiyeti duygusundan yoksundur ki, bir yandan insanlarin eşit ve özgür oldukları temasını savunur görünürken diğer yandan köleligi meşrû ve makbul bir kuruluş olarak benimsemekten çekinmezler. Bunun en bariz örneklerinden biri Mısır'daki el-Ezher Üniversitesinin tutumudur. Güyâ en büyük bir bilim merkezi ve otoritesi sanılan bu Üniversite, köleliği Kur'ân'dan kaynaklanan bir kuruluş olarak bağrına basar ve bu konuda fetvalar yayınlar.
El-Ezher'in resmi yayın organı olan Macalla'nın 1962 Temmuz nüshasında yayınlanan bir fetvada, savaş esirlerinin köle olarak kullanılmalarının câiz oldugu belirtilmiştir.

Ne ilginçtir ki bu aynı Üniversitenin mensuplarından biri, aynı Macalla dergisinin 1967 (Aralik) tarihli nüshasında, Islâm'ın “kurtarıcı” ve “insanları bagımsızlığa kavuşturucu” olduğunu ve nereye gitti ise orada kişileri ve halkları özgürlüge ulaştırdığını yazmaktaydı

Yine bunun gibi Yemen'de, 1962 yilinda Kral Faysal, Batı ülkelerinin baskılarıyle köleliği resmen ilga eder görünürken, Ulema sınıfı, bu kuruluşun Kur'ân'da yer aldığına dâir fetvalar yayınlamakta idi


İlhanArsel--Şeriat ve Kölelik
Alıntı ile Cevapla
  #10  
Alt 19-02-2007, 19:38
sodomo-- sodomo-- isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 11 Mar 2006
Mesajlar: 1.767
Standart Re: İslam'da Köle Hukuku

Ayrıca bu konuda bir kitap ismi vermek istiyorum. Okumadım ama ilk fırsatta alacağım.


Osmanlı'da Köleliğin Sonu-1800-1909
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Önerilen Siteler


Yetkileriniz
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı

Gitmek istediğiniz forumu seçiniz


Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 17:15 .