Turan Dursun Sitesi Forumları
Geri git   Turan Dursun Sitesi Forumları > Genel Forumlar > Konu-dışı

Cevapla
 
Başlık Düzenleme Araçları Stil
  #1  
Alt 14-03-2007, 01:41
antimuhammed antimuhammed isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 01 Nov 2006
Bulunduğu yer: istanbul
Mesajlar: 408
Standart Batı Medeniyetinin Batılı Olmayan Dayanakları

Batı medeniyeti günümüzde ulaştığı noktada kendisini Antik Yunan’ a bağlar. İlk filozoflar, ilk bilimsel araştırmalar diyip kendisine methiyeler düzer. Öncelikle bu övgülerin sebebini belirtmekte fayda vardır. Herkesin bildiği gibi Batı koyu bir inancın getirdiği zorlamalarla, din ile yatıp kalkmanın bir sonucu olarak dünyaya ve kendilerine vahşet salan bir ortaçağ yaşamıştır. İşte bütün bu övgüler geçmiş tarihlerinde yaşadıkları karanlık dönemin üzerini örtmek, kendi vicdanlarıyla beraber başkalarının gözünde kendilerini aklamaktır. Özellikle 18 ve 19 yüzyıllarda batının gücünü Antik Yunan dan alan kibri diğer ulusları aşağı görmesi doruk noktasına çıkmıştır.

Oysa gerçekten Aristo’ nun, Eflatun’ un, Anaksimandros’ un ve diğerlerinin düşüncelerinin kaynakları bizzat Yunan kültürü müdür, yoksa onlar başka kültürlerden, Yunan olmayan düşüncelerden de etkilenmişler midir...

Eğer bu konu ile ilgilenen arkadaşlar varsa lütfen buraya bilgilerini eklesinler. Bu konular inançları, Tanrıları, törenleri, matematik, mimari, felsefe ... gibi her konuda olabilir.

Ben ilk olarak Atom hakkında ki düşüncelerin Yunan kaynaklı olmadığını söyleyerek ilk örneği veriyorum...

Atom Kuramı’nın kökeni genellikle Antik Yunanlılara maledilir. Leucippus ve Democritos (M.Ö. 5. ve 4. yy) cisimlerin atoma gelene kadar sürekli küçük parçacıklar halinde bölünebilirliğini öngörmüşlerdir. Atom, artık bölünemeyendir ve Yunanca atomos sözcüğünden türemiştir.
Atom Kuramı, kurucusu Leucippus’dan çok onun öğrencisi olan Democritos’a mal edilir. Democritos’un doğduğu seneye dair kesin bir bilgi yoktur, ancak M.Ö. 356 ile 371 yılları arasında Abdera’da doğduğu bilinmektedir. Varlıklı bir aileden geldiği ve çok seyahat ettiği söylenmektedir. Kendisi de bundan bahseder:
“Bütün çağdaşlarım arasında arzın en büyük kısımlarını gezen, en uzak ülkeleri ziyaret etmiş olan ve bir çok iklim ve sahilleri aşarak pek çok düşünürleri dinlemiş olan yalnız benim. Hatta aralarında bir yabancı olarak beş yıl yaşadığım Mısır geometri bilginleri de bulunduğu halde, hiç kimse benim kadar geometrik ispat ve inşaya muktedir olamamıştır.”
Empedokles gözle görülemeyecek kadar küçük parçacıklar halinde yan yana duran ve cisimler dünyasının temelini oluşturan parçacıklardan söz eder. Ancak Leucippus’un bu kuramın doğuşunda asıl etkisi altında kaldığı kişi Zenon dur. Şeylerin çokluğuna ve hareketine karşı, dichotomie ilkesine, yani cismin, sonsuza kadar devam ettiği düşünülen ikiye bölünmesi ilkesine dayanarak öne sürdüğü üç paradoksu Zenon’u sonsuz küçük madde parçacıkları kavramına götürmüştür. Zenon’un öğretisi Leucippus’un bu temel bakış açısı içinde karşıt düşünce geliştirmesine yol açmıştır. O, şeylerin katı, daha fazla bölünemeyen ilk parçacıklarının olması gerektiğini söylemiştir.
Democritos’a *göre “Atomcular parçalanmanın gözle görülemez parçacıklara ulaşınca sona erdiğini ve sonsuza kadar gitmediğini savunurlar.” Democritos ve Leucippus sonsuz sayıda ve şekilde bölünemeyen parçacığın olduğunu söylerler.
Epicurus göre, bir varlık, bedeni ihtiva ettiği atomlarla ruh atomlarının sabit ve uygun bir surette birbiri üzerinde bir etki yaptıkları vakit yaşar. Eğer ruh atomlarının zarfı olan beden atomları, şiddetle dağılırsa, ruh atomları da dağılır. Şu halde ölmek, hiçte bizimle ilgisi olan bir şey değildir.
Çünkü, ruh bedenden çıkınca hiç bir şey hissetmez olur; gelecek bir hayat fikri de kalmaz. Ruh unsurlarının iki fonksiyonu vardır: Öncelikle, organik yaşamı yaratır; sonra da bedende kaldığı müddetçe, duygu, düşünce ve iradenin prensibi olur. Organik vazifeleri mümkün kılar. Bir isim vermeksizin ruh diye kabul ettiği şey çevik, ateşli, lâtif ve havai olan ve bütün hareketlere uyum sağlayan atomlardır.
Anlaşıldığı üzere Yunanlılar bir noktaya varmışlar... Şimdi Hint kaynaklarına geçelim....

ANTİK HİNTTEKİ DÜŞÜNCE SİSTEMLERİ İÇİNDE ATOMCU DÜŞÜNCE’NİN YERİBaşlangıçta İstek ortaya çıktı,
O istek ki aklın ilk tohumudur.
Varlıkların var olmayana bağlı olduklarını
Azizler kalplerini araştırarak anladılar”
Riveda’da Yaratılış İlahisi (X, 129.5)

Hindistan da bu düşüncelerin oluşmaya başlaması MÖ 500 lü yıllardadır. Yani Yunanlılardan önce... Bilgiler Veda isimli kutsal metinler sayesinde günümüze ulaşmıştır. Belgelerde atom (anu, pramänu, kana) olarak geçer
Chändogya Upanishad VI, 1-12’de karşımıza çıkan Uddälaka Äruni’nin oğlu Şvetaketu ile konuşmasında; teklik, ilk madde, varlık-yokluk, bölünebilirlik gibi temel kavramlarla ilgili sorgulamalar vardır.
“Oğlum, başlangıçta varolan, ikincisi olmayan Tek Varlık’tır. Şundan emin ol ki, bazı kimseler der ki: Başlangıçta Varolmayan vardı; o ikincisi olmayan Tek’ti; ondan Varolan ortaya çıktı. Fakat sevgili oğlum, bu nasıl olabildi? Nasıl oldu da Varlık Yokluk’tan doğdu? Başlangıçta var olan varlıktır ve o ikincisi olmayan Teklik’tir. Sevgili oğlum, farklı farklı ağaçların özsularını arılar tek bir yerde toplarlar. Bu birliğin içinde toplanmış olan özsular ben şu ağacın özsuyuyum, ben bu ağacın demezler. O halde evladım, Varlıktan gelen bütün yaratıklar da ondan geldikleri bilincini unutmuşlardır. Aslan, kaplan, kurt, domuz, solucan kuş, sinek, sivrisinek hepsi de bu Varlık’tan gelmedir. Herşeyi var eden bu aynı kaynaktır, o gerçektir, o Ätman’dır. O Sensin ey Şvetaketu...
“1. Şuradaki incir ağacından bana bir meyve getir.
Getirdim efendim.
Onu ikiye böl.
Böldüm efendim.
Orada ne görüyorsun?
Çok güzel tohumlar var efendim.
Lütfen onları da ikiye böl.
Bölündü efendim.
Şimdi ne görüyorsun?
Hiç bir şey efendim.
2. Sonra baba oğula dedi ki: Sevgili oğlum, şu latif cevheri görmüyorsun -o latif cevher ki ondan şu kocaman Nyagrodha (kutsal incir ağacı) meydana geliyor.
3. İnan bana oğlum, bütün dünya da işte bu aynı cevherin ruhuna sahiptir. Bu Gerçektir. Bu Atman’dır. Bu sensin Şvetaketu.”
Bu sistemin gerçek kurucusu Kanäda’dır. Kanabhuc ve Kanabhaksha isimleri de aynı kişiye aittir ve üç isim de ‘atomlar hakkında her şeyi bilen; atomları hatmetmiş; atomlara düşkün’ anlamlarına gelir. M.Ö 6 yy da yaşadığı biliniyor.
Kanäda’nın kendine özgü düşüncesi, hatta kendi felsefesinin belirleyici yönü, Anu ya da atom teorisidir. Atomlar Sämkhya felsefesinde Tanmätra’lar olarak işlenmiştir. Atom fikri Nyäya felsefesinde de bilinmesine rağmen (Nyäya Sûtra’lar, IV.2, 4-25), hiçbir yerde Vaişeshika’da olduğu kadar ayrıntılı işlenmemiştir. Kanäda bir yerlerde en küçük şey’in olması gerektiğini daha ileri incelemeleri reddederek ileri sürmüştür. Kanäda’nın öğretisine göre; toprak, hava, su ve ateş atomları ebedidir ve yaratılmamıştır. Buna rağmen kendileri yayılamaz, onların karışık doğaları yayılmanın ve atomların birleşimlerinin görünebilir olmasının nedenidir. Bu nasıl anlaşılır ve birleşimlerin görünebilirliği nerede başlar? Bu noktada Kanäda sessiz kalır ve kesin bir görüş sunmaz.
Kanäda bir dağın, bir hardal tohumundan daha büyük olamayacağını söyler. Bu en küçük ve görülemeyen parçacıkların kendi içlerinde ebedi fakat bir küme olarak sonlu olduklarını savunur. Bir küme olarak atomlar canlı organizmalar ve cansız varlıklar olarak düzenlenebilirler. Böylece insan vücudu bir toprak oluşumudur, koku alabilme yetisi topraksal bir uzuvdur, kayalar ise cansızdır.
Kanäda’nın atom kavramı içinde basit, ikili, üçlü ve dörtlü atomlar vardır. Maddesel tözleri birincil atomlar olarak değerlendirir ve birleşenler ise ikincildir. Güneşışığında görülen toz zerresi algılanabilir en küçük miktardır. Ona göre Bir maddenin ve eşyanın varolabilmesi için altparçalarının olması gerekir; aynı şekilde bu da bir madde ve eşya’dır. Bu zincirleme en küçüğe kadar iner ve o da basit ve bileşmemiş olan atomdur. Bu dizilimler sonsuza kadar sürebilir. Hardal kökü ile bir dağ, sivrisinek ile bir fil gibi, sonsuz parçacık içeren hiçbir şeyde büyüklük farkı olmayacaktır. Esas olan atomdur ve gerisi basittir.
Kanäda maddenin niteliği konusuna oldukça önem verir. Ortaya attığı atom kuramının Democritos’unkiyle pek çok ortak noktası vardır. “Işık ve ısı aynı temel maddenin farklı formlarıdır” der. Bu da bazı alanlarda çok daha derin incelemelere daldığının bir göstergesidir. Onun, sesin yayılması teorisi bu kadar uzak bir tarihte olmasına rağmen hayranlık verici ve takdire değerdir.
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Önerilen Siteler


Yetkileriniz
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı

Gitmek istediğiniz forumu seçiniz


Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 02:14 .