Turan Dursun Sitesi Forumları
Geri git   Turan Dursun Sitesi Forumları > Genel Forumlar > Politika > Tarih

Cevapla
 
Başlık Düzenleme Araçları Stil
  #1  
Alt 07-07-2007, 11:47
gozde-1 gozde-1 isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 06 Apr 2007
Mesajlar: 53
Standart Üretmeyen Toplumun Sonu - Osmanlı Neden Geri Kaldı? (II)

ÜRETMEYEN TOPLUMUN SONU

[align=justify:17c52369f1]Osmanlının gerilemesini irdelediğim geçen haftaki yazım, çoğu pozitif olmak üzere yoğun bir mesaj trafiğiyle karşılandı. Yarattığı bu ilgi nedeniyle, soruna ilişkin irdelememi birkaç hafta daha sürdüreceğim. Sorun gerçekten de önemli; çünkü hangi yargıda olursak olalım, Osmanlının gerilemesi, dünyanın işbölümüne çok geri konumdan katılmamıza neden *olan kötü bir miras olarak Türkiye’nin sırtına kalacaktı. Geçen hafta da değindiğim gibi, Osmanlının geri kalışı, kendilerinden pek çok şey öğrendiğimiz kimi aydınlar da dahil genellikle dışsal nedenlerle açıklanmaya çalışılır: Okyanus-aşırı ticaret yollarının bulunmasıyla Osmanlının ticari girdi ve canlılık sağlayan bu araçtan yoksun kalması, dışarıdan gelen mal talebi yanında ucuz gümüş ve altın girdisinin neden olduğu ağır enflasyon, Avrupa’nın ekonomik ve askeri ilerleyişinin sonucu yenilgiler, sömürgecilik, vb...

Bunların olgular olarak doğru olduğu kesin. Gerçekten de önceki dönemde dünya ticaretinin geçiş yolu üzerinde olma avantajıyla önemli bir ek kaynak elde eden Osmanlı, coğrafi keşifler sonrasında bu avantajını yitiriyordu. “Doğu ticareti artık Osmanlı topraklarından geçmeksizin, okyanuslar üzerinden yapılıyordu. Bu değişim sonucunda 16.yüzyıl başlarından itibaren dış ticaret alanından özellikle aracılık yoluyla elde ettiği dışsal artık-değerden gittikçe yoksun kalmaktaydı.” (A.Gevgilili, Yükseliş ve Düşüş,s.6)

Yine Avrupa’da tahıl ve hammadde fiyatlarındaki artışa bağlı olarak Osmanlıdan, (tüm denetimlere rağmen) yoğun bir mal kaçışı yaşanacak, karşılığında gelen değerli madenler ise, engellenemez bir şekilde enflasyon üretecekti. Aynı bağlamda ticaret düzeni hızla bozulacak, Ahi örgütlenmesi altında ağır denetime tabi tutulan küçük üreticiler hammadde bulamaz konuma düşecekti. Böylece hem ham-maddesini kaptırarak, hem de lüks mamuller ithal ederek, ürün işleme kapasitesinin düşüşü söz konusu olacaktı. Diğer yandan, ham-madde karşılığı akan değerli madenlerden *de, enflasyon ve krizin derinleşmesi akacaktı. Bu faktörler bir bütün olarak Osmanlı ekonomisinin Avrupa’ya bağımlılaşmasına, dolayısıyla (kendi içine kapalı kalsa uzun vadede yakalanabilecek) sanayileşme olasılığının tümden yitirilmesine neden olacaktı.[/align:17c52369f1]

DOĞRU OLGULARDAN YANLIŞ SONUÇLARA

[align=justify:17c52369f1] Bununla birlikte Osmanlı gerilemesini bu temelde açıklamanın ciddi bir sorgulanmaya gereksinimi var. Çünkü o günün dünyasına egemen olan, üstelik ticaret yolu, talan, vergiler, dolayısıyla devasa bir artığa sahip olan bir Osmanlının gerilemesine karşın, kendine kıyasla ciddi bir siyasi otoriteden yoksun, kendi içinde küçük devletçiklere bölünmüş bir Avrupa’nın bir başka çağa atlamasından söz ediyoruz.

Bir mantık, daha önce çok daha büyük dış girdi avantajı olan merkezi bir imparatorluğun, nasıl olurda bu avantajından hareketle meta ekonomisi yaratamamış olduğu sorusunu yanıtlamıyor. Aynı şekilde Osmanlı’yla kıyaslanamayacak kadar küçük parçalı yapısına rağmen Avrupa’nın, matbaa, gemicilik, tarımsal teknolojiler, yaygın şehirleşme ve sanayileşmeye giden dinamizmi nasıl başardığı sorusu da bu mantıkta yanıtsız kalıyor.

Bu durumda, Avrupa üretim tarzının, siyasal dezavantajlarına rağmen içsel bir dinamizme sahip olduğunu, buna karşın Osmanlı düzeninin, devasa avantajlarına rağmen buna sahip olmadığını kabul etmek zorundayız. Dolayısıyla sorun öncelikle bu gerçeklikte aranmak, diğer faktörler ise ancak buna bağlı olarak kıymetlendirilmek durumunda.

Özetle gerilemenin nedenlerini, “Osmanlının denetimi dışındaki değişmeler sonucu dış ticaretin kontrol edilemez hale gelişi” nde görmek şeklinde yaygın açıklama, gerçeklerimizden kaçma örneklerinden biridir. Dolayısıyla geri kalışın nedenlerini öncelikle içte, iç dinamiği yavaşlatan, kaçakları ve yozlaşmayı zorunlu kılan, ticari gelişim ve üretim teknolojisinin gelişimini boğan yapılanışta aramak gerek. Üstelik yoğun enflasyonun, bizzat Fatih döneminde, yani henüz Avrupa’nın üstünlük elde edebilmenin uzağındayken başladığı da anımsanmalı.[/align:17c52369f1]

İKİ AYRI YAPILANMA
[align=justify:17c52369f1]
Üretici olamayan harcamalar yanında sürekli savaşlar ve denetimin zorunlu kıldığı devasa bir bürokrasinin halkın sırtından lüksle beslenmesi bu sürecin öncelikli failleridir. Bu arada en yoğun altın ve gümüş talanını gerçekleştiren, hatta Osmanlı pazarında parası en geniş dolaşım olanağı bulan İspanya’nın da geri kalmasına karşın, bu dönemde dışsal talandan pay almayan, üstelik 17.yüzyılda 350 devletçik olarak yaşamış olan Almanya’nın kalkınması, sorunun üretim ilişkilerinin niteliğinde yattığını göstermektedir. Özetle dinamik bir ekonomik yapıya sahip olması hainde Osmanlı da, Avrupa’nın yoksun olduğu büyük avantajlarıyla sınai sıçrama yapmaktan geri kalmayacaktı.

Üstelik dünyaya hükmettiği 16. asırda Osmanlı, Yakın Doğu ve Doğu Akdeniz ticaretine hakimiyeti henüz tamamıyla yitirmemişti. Kanuni adeta dünyayı haraca kesmişti, ama buna rağmen Osmanlı, tarihin en büyük iktisadi buhranlarından birini yaşamaktaydı. Osmanlı’nın elindeki ticaret yolu sadece Saray’ı besleyen haraç geliri sağlarken, Avrupa’da sanayileşme gibi bir sonuç üretmesi bile başlı başına bu iki yapının farklı olarak anlaşılmalı.

Kaldı ki kendisi üreten ve yeniden üreten dinamik bir yapı kurabilmiş olsaydı Osmanlının Hindistan’a olan uzaklığı Avrupa’nınkinden çok daha az ve risksizdi. Ancak Osmanlı düzeni, 16.ve 17. yüzyıllarda bile, böylesi olanakları haraç dışında ekonomik sıçramaya akıtacak bir örgütlenme ve bilinç düzeyinden uzaktı ve işte bu nedenle ha bire Viyana’yı fethetmeye çalışıyordu.

Dolayısıyla ticaret yolunun değişimi ve diğer dışsal nedenleri, temeldeki bu ters gidişi arttıran işlevi dışında tayin edici olgular olarak görme yanılgısından uzak durmak gerek. Belirleyici olan, yüzyıllar içinde oluşmuş olan Osmanlı düzeninin toplumsal dinamizmi öldüren karakteridir.Kendini dünyanın koşulları içinde yeniden üretemeyen her toplum gibi kendi içinde çürüyüp sömürgeleşmesi kaçınılmazdı.

Anımsanmalıdır ki sorunların çözümü, eski askeri zafer günlerine geri dönmek, bunun için çözülen yapıyı yeniden geriye çevirmek (bu noktada Koçi Bey Risalesi önemli bir belgedir) şeklinde biçimlendi. Çünkü Osmanlının üretime dair çareler düşünme yeteneği, yani ekonomik aklı oluşmamıştı. [/align:17c52369f1]

YÜKSELİŞ VE DÜŞÜŞ

[align=justify:17c52369f1] Bazı görece adil özellikler göstermesiyle Avrupa’daki feodal düzenden görece üstün olan Osmanlı düzeni, üretken bir toplumsal işbölümü gerçekleştirememe anlamında Batı’dan geri bir sistemi ifade etmektedir. Bu karşılaştırmalı yaklaşımla onun bu üstünlük ve zaaflarını belirlerken, Osmanlının geri kalması, giderek sömürgeleşme sürecine girmesinin niçin zorunlu olduğunu anlamak da kolaylaşıyor.

Devasa topraklarında milyonlarca insanın beslenmesi işleviyle şekillenmiş olan Osmanlı üretim ve dağıtım mekanizması, Avrupa’nın yenilenen sistemiyle ekonomik eksende yüzleştiği oranda krize giriyordu. Buna rağmen askeri düzlemdeki karşılaşmalarda üstünlüğünü sürdüren Osmanlı düzeni, ekonomik ilişkilenmede kan kaybına bağlı olarak sonraki yüzyıllarda askeri üstünlüğünü de kaybedecekti.

Dışarıya karşı askeri zaferlere göre kurgulanmış dengesinin bir stratejik zaafı ise, içinden çıktığı Kızılbaş reayanın sırtından sopa eksik etmeyen despot politikasıydı. Bu politika, dış talanın azalması ve artan ihtiyaçları karşılamamasıyla orantılı olarak daha da ağırlaşıyordu. Bu durumda halkın düzene yabancılaşması ve tahammül sınırlarının zorlanmasıyla yinelenen ayaklanmaları gündeme gelecek, Osmanlı ise çözüm üretmek yerine onları ezecekti. Dolayısıyla zaten gelişim düzeyi anlamında Avrupa’nın gerisinde kalan Anadolu’nun üretici güçleri sık sık yağmalanıp tahrip edilecekti. Böylece teknolojik gelişme dinamizminden zaten yoksun olanın istikrarlı biriktirilmesiyle de mümkün olamayacaktı.

Bu bağlamda 16. ve 17. yüzyıllara damgasını vuracak olan en önemli özellik, halkın Kızılbaş ve Celali kimliklerle birbirini izleyen ayaklanmaları *ve onları bastırmaya yönelik korkunç kitle kıyımları ve tarımın tahribi olacaktı. Pir Sultan Abdal, “Bir taş oynamasın yerli yerinden/Duysun canlar deyu bizi asarlar” deyişiyle bu süreci anlatır.

Yani bu süreçte Osmanlı, sadece farklılıklarını değil, aynı zamanda eski düzenin yeniden üretimi için yaşamsal olan kendi üretim güçlerini de tahrip edecekti. Nitekim bu sürecin sonucunda Anadolu’da büyük bir yıkım gerçekleşecek, üretim yapmanın koşulları olanaksızlaşacak, halk bir yerden diğerine can güvenliği kaygısıyla kaçacak, devlet ise Kuyucu Murat prototipi yöneticileriyle sorunları kendi meşrebince kesik kafataslarından kuleler inşa ederek hal’ledecekti. Özetle Osmanlı düzeni, onu değiştirecek dinamiklerin oluşumunu engellemekle kalmayıp, kendi klasik askeri üstünlüğünü için gerekli kendi klasik askeri üstünlüğü için gerekli kendi ekonomik altyapısını da tahrip edecek, böylece otoritesini korumaya çalışırken krizini ve çöküşünü daha da derinleştirecektir. [/align:17c52369f1]

KILIÇLA FÜTUHAT YAPANLAR

[align=justify:17c52369f1] Bu noktada anımsanmalıdır ki Cumhuriyet, en azından kurucularının bir kesimiyle bu gerçekliğin bilincinde kurulmaya çalışılacaktı. Nitekim 1 Mart 1922’de Meclisi açış konuşmasında Mustafa Kemal, “...Türkiye’nin hakiki sahibi ve efendisi, hakiki üretici olan köylüdür” (halktır) şeklindeki bilinen ifadesini gerekçelendiren, çok çarpıcı saptamalar yapar:

“Efendiler, diyebilirim ki bugünkü felaket ve sefaletin tek nedeni bu hakikatin gafili bulunmuş olmamızdır. Gerçekten, yedi asırdan beri cihanın muhtelif yanlarına sevk ederek kanlarını akıttığımız, kemiklerini (yabancı) topraklarda bıraktığımız ve yedi asırdan beri emeklerini ellerinden alıp israf eylediğimiz ve buna karşılık daima tahkir ettiğimiz ve *aşağıladığımız ve bunca fedakarlığına ve iyiliğine karşı nankörlük, küstahlık ve cebbarlıkla uşak derecesine indirmek istediğimiz bu gerçek sahibin huzurunda utançla ve saygıyla gerçek durumumuzu alalım.”

Osmanlının halk karşısındaki asıl konumunun özlü bir anlatımı olan bu yaklaşım, köylülere karşı izlenen pratik bir yana ama, kuruluş dönemindeki Cumhuriyet’in Osmanlı’yı nasıl gördüğünü ortaya koymak açısından çarpıcıdır.

M. Kemal, yine bir başka sefer, Osmanlı’nın en büyükleri Fatih, Yavuz ve Kanuni’nin fetih seferlerini anlattıktan sonra; “Bu azametli padişahlar, takip ettikleri harici siyasette kendi emelleri, hırsları ve arzularına dayanmışlardır.(...) Osmanlı hakanları, asıl olan noktayı unuttular. Hissiyatları ve emelleri üzerine bütün *harekat ve işleri bina ettiler.(...) Bu tac-darlar (taç sahipleri, padişahlar) milleti böyle diyar diyar dolaştırmakta, onları kendi yurtlarını düşünmeye müsaade etmemekle de yetinmiyorlardı.(...) Şahsi saltanatta her hususta tac-darların arzusu, iradesi ve emeli hakimdi. Mevzubahis olan yalnız odur. Milletin arzuları, emelleri, ihtiyaçları mevzubahis olmaktan çok uzaktır” (Söylev ve Demeçler, c.2,akt.Z.Sarıhan,Bilim ve Ütopya, sayı 59, s.27) .

Yine başka bir seferde M. Kemal, Osmanlının 600 yıllık macerasını; “Efendiler, kılıçla fütuhat yapanlar, sabanla fütuhat yapanlara binnetice terk-i mevki etmeye (sonuç olarak yerini bırakmaya) mahkumdur” cümlesiyle özetleyecekti; Bu sözlerini takiben, “uzun seferde fütuhat meydanlarında” dolaştırılan “Unsur-u asli” , “Fütuhat meydanlarında kılınç sallamaktan kendi hayatlarıyla uğraşmak fırsatını elde edememişler, bu arada diğer unsurlara oranla fakirleşmiş ve tahrip olmuşlardır” (Akt. Cengiz Aktar, Türkiye’nin Batılılaştırılması, s.134) ifadesiyle, Osmanlının sonraki gerilemesinin, onun önceki ilerlemesinden bağımsız anlaşılamayacağını ifade etmektedir.[/align:17c52369f1]

Erdoğan Aydın
30/Haziran/2007
Cumhuriyet
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Önerilen Siteler


Yetkileriniz
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı

Gitmek istediğiniz forumu seçiniz


Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 11:19 .