Turan Dursun Sitesi Forumları
Geri git   Turan Dursun Sitesi Forumları > Genel Forumlar > Politika

Cevapla
 
Başlık Düzenleme Araçları Stil
  #1  
Alt 14-10-2007, 21:38
<strong>SİLİNEN</strong> <strong>SİLİNEN</strong> isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 23 Jul 2007
Mesajlar: 215
Standart Atatürk ve Türklük

Bu memleket tarihte Türk'tü, bugün Türk'tür ve sonsuza kadar Türk olarak yaşayacaktır.


Benim hayatta yegâne onur kaynağım, servetim, Türklük'ten başka bir şey değildir.


Biz doğrudan doğruya milliyetperveriz ve Türk milliyetçisiyiz. Cumhuriyetimizin dayanağı Türk toplumudur. Bu toplumun fertleri ne kadar Türk kültürü ile dolu olursa, o topluma dayanan Cumhuriyet de o kadar kuvvetli olur.


Türk milliyetçiliği, ilerleme ve gelişme yolunda ve milletlerarası temas ve ilişkilerde, bütün çağdaş milletlere paralel ve onlarla bir uyum içinde yürümekle beraber, Türk toplumunun özel karakterini ve başlıbaşına bağımsız kimliğini korumaktır.


Türklük esastır. Bu varlığı, tarih içinde araştırmak, birbirine bağlı bir tarih içinde tespit edilecek Türk medeniyeti ile öğünmek, yerinde olur. Fakat, bu öğünmeye lâyık olmak için, bugün çalışmak lâzımdır. Her alanda, özellikle medeniyet dünyasına eser vermek için çalışkan olmayı hedef tutmak lâzımdır.


Bu memleket, dünyanın beklemediği, asla ümit etmediği bir eşsiz varlığın yüksek görüntüsüne, yüksek sahne oldu. Bu sahne en aşağı 7000 senelik bir Türk beşiğidir. Beşik tabiatın rüzgârları ile sallandı; beşiğin içindeki çocuk tabiatın yağmurları ile yıkandı; o çocuk tabiatın şimşeklerinden, yıldırımlarından, kasırgalarından önce korkar gibi oldu; sonra onlara alıştı; onları tabiatın babası tanıdı; onların oğlu oldu. Bir gün o tabiat çocuğu tabiat oldu; şimşek, yıldırım, güneş oldu; Türk oldu. Türk budur: Yıldırımdır, kasırgadır, dünyayı aydınlatan güneştir.


Anasının ve babasının asilliği ile iftihar eden Teodoz, İtalya yarımadasına inmek isteyen Türk Atilla'ya barış müzakeresinden önce sormuş: "Siz hangi asil ailedensiniz?" Atilla da ona cevap vermiş: "Ben asil bir milletin evlâdıyım". İşte benim cevabım da size budur.

Bu dünyadan göçerek Türk milletine veda edeceklerin çocuklarına, kendinden sonra yaşayacaklara, son sözü şu olmalıdır: "Benim Türk milletine, Türk Cumhuriyetine, Türklüğün geleceğine ait görevlerim bitmemiştir, siz onları tamamlayacaksınız. Siz de sizden sonrakilere benim sözümü tekrar ediniz". Bu sözler, bir kişinin değil, Türk ulusunun duygusunun ifadesidir. Bunu her Türk bir parola gibi kendinden sonrakilere devamlı tekrar etmekle son nefesini verecektir. Her Türk ferdinin son nefesi, Türk ulusunun nefesinin sönmeyeceğini, onun sonsuz olduğunu göstermelidir. Yüksek Türk, senin için yüksekliğin sınırı yoktur. İşte parola budur.


Biz milliyet fikirlerini uygulamada çok gecikmiş ve çok ihmal etmiş bir milletiz. Bunun zararlarını daha fazla faaliyetle telâfiye çalışmalıyız. Bilirsiniz ki, milliyet teorisinin, milliyet idealinin yok olmasına çalışan teorinin dünya üzerinde uygulanma imkânı bulunamamıştır. Çünkü, tarih, olaylar ve gözlemler, insanlar ve milletler arasında, hep milliyetin egemen olduğunu göstermiştir. Ve milliyet prensibi, aleyhindeki büyük çapta gerçek tecrübelere rağmen yine milliyet hissinin öldürülemediği, kuvvetle yaşadığı görülmektedir.

Dünyanın bize saygı göstermesini istiyorsak, önce bizim kendi benliğimize ve milliyetimize bu saygıyı hissen, fikren, fiilen bütün davranış ve hareketlerimizle gösterelim; bilelim ki milli benliğini bulamayan milletler başka milletlerin avıdır.


Bugünkü Türk milleti siyasi ve sosyal topluluğu içinde kendilerine kürtlük fikri, çerkezlik fikri ve hatta lazlık fikri veya boşnaklık fikri propaganda edilmek istenmiş vatandaş ve milletdaşlarımız vardır. Fakat geçmişin bu keyfi idare devirlerinin sonucu olan bu yanlış adlandırmalar, düşmana alet olmuş birkaç gerici, beyinsizden başka, hiçbir millet ferdi üzerinde kederlenmekten başka bir etki meydana getirmemiştir.. Çünkü bu milletin fertleri de, genel Türk toplumu gibi aynı ortak geçmişe, tarihe, ahlâka, hukuka sahip bulunuyorlar... Bugün içimizde bulunan hristiyan, musevi vatandaşlar, kader ve talihlerini Türk milletine vicdani arzularıyla bağlandıktan sonra kendilerine yan gözle, yabancı gözü ile bakmak; medeni Türk Milletinin asil ahlâkından beklenebilir mi? Diyarbakırlı, Van'lı, Erzurum'lu, Trabzon'lu, İstanbul'lu, Trakya'lı ve Makedonya'lı, hep bir ırkın evlâtları, hep aynı cevherin damarlarıdır.


Siyasi varlığımızın dışında, başka ülkelerde, başka siyasi gruplarla isteyerek veya istemeyerek kader birliği etmiş, bizimle dil, ırk, kök birliğine sahip ve hatta yakın, uzak tarih ve ahlâk yakınlığı görülen Türk toplulukları vardır. Tarihin bin bir olayının sonucu olan bu durum, Türk milletinin tarihen ve ilmen oluşmasındaki asaleti, dayanışmayı asla bozamaz.


Türk milleti Kurtuluş Savaşından beri, hattâ bu savaşa atılırken bile, mahkûm milletlerin hürriyet ve bağımsızlık dâvalariyle ilgilenmeyi, o davalara yardım etmeyi benimsemiştir. Böyle olunca kendi soydaşlarının hürriyet ve bağımsızlıklarına ilgisiz davranması elbette uygun görülemez. Fakat milliyet dâvası şuursuz ve ölçüsüz bir dâva şeklinde düşünülmemeli ve savunulmamalıdır. Milliyet dâvası siyasi bir mücadele konusu olmadan önce şuurlu bir ideal meselesidir. Şuurlu ideal demek pozitif bilimlere, bilimsel yöntemlere dayandırılmış bir hedef ve gaye demektir. O halde, propagandalarda denenmiş yöntemlere müracaat etmek şarttır. Hareketlerin imkân sınırları ve öncelikleri mutlaka hesaba katılmalıdır. Türkiye dışında kalmış olan Türkler, önce kültür meseleleriyle ilgilenmelidirler. Nitekim biz Türklük dâvasını böyle bir uygun ölçüde ele almış bulunuyoruz. Büyük Türk tarihine, Türk dilinin kaynaklarına, zengin lehçelerine, eski Türk eserlerine önem veriyoruz. Baykal ötesindeki Yakut Türklerinin dil ve kültürlerini bile ihmal etmiyoruz.



Yurttaşlarım! Az zamanda çok ve büyük işler yaptık. Bu işlerin en büyüğü, temeli, Türk kahramanlığı ve yüksek Türk kültürü olan Türkiye Cumhuriyetidir.... Çünkü, Türk milletinin karakteri yüksektir. Türk milleti çalışkandır. Türk milleti zekidir. Çünkü Türk milleti, milli birlik ve beraberlik içerisinde güçlükleri yenmesini bilmiştir. Ve çünkü, Türk milletinin yürümekte olduğu ilerleme ve medeniyet yolunda, elinde ve kafasında tuttuğu meşale, müsbet ilimdir....



Büyük Türk milleti, onbeş yıldan beri, giriştiğimiz işlerde başarı vadeden çok sözlerimi işittin. Bahtiyarım ki, bu sözlerimin, hiçbirinde milletimin, hakkımdaki güvenini sarsacak bir isabetsizliğe uğramadım. Bugün, aynı inanç ve kesinlikle söylüyorum ki, milli ideale tam bir bütünlükle yürümekte olan Türk milletinin büyük millet olduğunu bütün medeni dünya, az zamanda, bir kere daha tanıyacaktır. Asla şüphem yoktur ki, Türklüğün unutulmuş büyük medeni niteliği ve büyük medeni kabiliyeti, bundan sonraki gelişmesi ile, geleceğin yüksek medeniyet ufkunda yeni bir güneş gibi doğacaktır. Türk milleti, sonsuza akıp giden her on senede, bu büyük millet bayramını daha büyük şereflerle, saadetlerle, huzur ve refah içinde kutlamanı gönülden dilerim.

NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE!..


M.KEMAL ATATÜRK
Alıntı ile Cevapla
  #2  
Alt 14-10-2007, 23:03
AYATA AYATA isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üyeliğini Sonlandırmış
 
Üyelik tarihi: 10 May 2006
Mesajlar: 1.416
Standart Re: Atatürk ve Türklük

ALKIŞLIYORUM SENİ.....
Alıntı ile Cevapla
  #3  
Alt 14-10-2007, 23:12
dilaver - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
dilaver dilaver isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 28 Sep 2006
Bulunduğu yer: İstanbul
Mesajlar: 12.080

Onur Üyeliği Başarı Ödülü Başarı Ödülü 

Standart Re: Atatürk ve Türklük

Mustafa Kemal'in, 17 Eylül 1919 günü, İstanbul'daki Senato Üyesi Fuat Paşa'ya gönderdiği mektuptan:
"... Bu Başbakan'ın (Damat Ferit) cinayetlerine ortak olan İçişleri ve Savaş işleri Bakanları da milletin sesini boğmak, yasal bir toplantısını (Sivas Kongresi) tanımamak, Kürt'ü Türk'ü birbirine düşürerek, Müslümanlar arasında çarpışmalara neden olmak gibi haince girişimlerde bulunuyor..."
(Atatürk'ün Özel Arşivi'nden Seçmeler, Kültür Bakanlığı Yayını, Sayfa: 71)

Mustafa Kemal'in, 3. Ordu Müfettişi olarak Amasya'dan, Erzurum'daki Kâzım Karabekir Paşa'ya gönderdiği, 24 Haziran 1919 tarihli mesajın ilk maddesi:
"1- Mr. Novil adındaki bir İngiliz yüzbaşısı, Urfa'dan Siverek yoluyla Viranşehir'e giderek, Milli aşiretlerinin ileri gelenleriyle görüşmüş ve Urfa'ya dönmüş. Osmanlı hükümeti için çok kötü propagandalar yapmış. Ancak aşiret reislerinden aldığı kesin cevaplara sevinmiştir. Kürtler, Türk kardeşlerinden kesinlikle ayrılmayacaklarını, bu uğurda son kişilerine varıncaya kadar ölüme hazır olduklarını söylemişller. Ayrıca İngilizler'in kendilerine vermek istediği önemli miktardaki parayı almayarak namus ve vatanseverliklerini göstermişlerdir..."
(Atatürk'ün Tamim Telgraf ve Beyannameleri, Nimet Arsan, Sayfa: 43)

Mustafa Kemal'in, Sivas'tan 24 Eylül 1919 günü, Amerika Birleşik Devletleri İnceleme Kurulu Başkanı General Harbord'a gönderdiği ayrıntılı rapordan:
"- İmparatorluğu bölmek ve Türkler ile Kürtler arasında bir kardeş savaşı çıkarmak ve bağımsız bir Kürdistan kurma planlarına ortak etmek üzere Kürtler'i kışkırttılar. İleri sürdükleri tez, İmparatorluğun nasıl olsa dağılacağıdır. Bu düşüncelerini gerçekleştirmek için büyük paralar harcadılar. Her türlü casusluğa başvurdular. Noil adında bir İngiliz subayı, uzun süre Diyarbakır'da bu yolda çaba gösterdi ve her türlü yalan ve aldatmaya başvurdu. Ama bizim Kürt yurttaşlarımız düzenlenen oyunun farkına vararak, onu ve yüreklerini para ile satan bir grup haini bölgeden kovdular..."
(Atatürk'ün Tamim Telgraf ve Beyannameleri, Nimet Arsan, Sayfa: 74-84)

Mustafa Kemal'in, Ankara'dan, Çerkes Ethem'in ağabeyi Reşit Bey'e gönderdiği 7 Ocak 1920 tarihli telgrafından:
"-Konu dışı olarak, şunu da belirteyim ki, Anzavur'un alçaklığı, kendisine ve kışkırtıcı olan İngilizler ile ayakçılarına yöneliktir. Bu din ve devletin sağlam bir uyruğu olan Çerkez kardeşlerimiz, hepimizin övdüğümüz baştacımızdır. Asıl, bugün düşmanlarla çevrili Türk, Kürt, Çerkez ve diğer din kardeşlerimizin elele vermesi, sarsılmaz bir bütün oluşturmaları, namus ve yaşamımızı kurtarmak için bir zorunluluktur..."
(Harp Tarihi Vesikaları Dergisi, Sayı: 34, Belge no: 849

Mustafa Kemal'in, "NUTUK" adlı eserinin, "Samsun'a Çıktığım Gün Genel Durum ve Görünüş" başlıklı bölümünden:
"Anadolu halkı, baştan aşağı bölünmez bir bütün haline getirildi. Bütün kararları, bütün komutanlar ve arkadaşlarımızla birlikte alınıyor. Vali ve mutasarrıfların hemen hepsi bizden yanadır. Anadolu'daki milital örgütler ilçe ve bucaklara kadar yayıldı. İngiliz koruması altında bir bağımsız Kürdistan kurulmasıyla ilgili propağanda ortadan kaldırıldı ve bu amacı güdenler yola getirildi. Kürtler Türkler ile birleşti..."
(Nutuk, Türk Dil Kurumu, Ankara, 1976, Sayfa: 15)

Mustafa Kemal'in, Nutuk adlı eserinde yer alan ve 6. Kolordu Komutanı'nın, Padişah'a gönderdiği mektuptan söz ettiği bölümden:
"- ...Komutanlar, mektupta hükümetin savaş yoluna gidip kongreyi basarak Müslümanlar arasında kan dökmeye kalkıştığı ve Kürdistan'ı ayaklandırarak, yurdu parçalatma planını da para karşılığında yüklenmiş olduğu belgelerle anlaşıldığından, hükümetin bu işte kullandığı adamların bozguna uğrayarak kaçmak zorunda bırakıldıklarından söz ediyorlar..."
(Nutuk, İnkilap Yayınevi, Ankara,1966, Sayfa: 100)

Altında "Büyük Millet Meclisi ve Mustafa Kemal" imzası bulunan ve El-Cezire Komutanı Tuğgeneral Nehat Paşa'ya gönderilen masaj:
"- Kişiye Özel. El-Cezire Cephesi Komutanı Tuğgeneral Nihat Paşa Hazretlerine.
1-Aşamalı olarak, bütün ülkede ve geniş ölçekte doğrudan doğruya halk gruplarının ilgili ve etkili olduğu bir biçimde yerel yönetimlerin oluşturulması iç politikamızın gereğidir. Kürtlerle dolu bölgede ise, hem iç politikamız ve hem de dış politikamız açısından ölçülü yerel bir yönetim kurulmasını savunmaktayız.
2-Ulusların kendilerini yönetmeleri yetkisi bütün dünyada benimsenmiş bir ilkedir. Biz de bu ilkeyi benimsiyoruz. Kürtler'in bu döneme kadar yerel yönetime ilişkin örgütlerini kurmuş ve başkanları ile yetkilerini bu amaç için bizce kazanılmış olması ve oyladıklarında kendi kaderlerine gerçekten sahip oldukları BMM (Büyük Millet Meclisi) buyruğunda yaşam istekleri yayınlanmalıdır. Kürdistan'daki bütün çalışmaların bu amaca dayalı politikaya yöneltilmesi El-Cezire Cehpesi Komutanlığı'nın görevidir.
3-Kürdistan'da Kürtler'in Fransızlar ve özellikle Irak sınırında İngilizler'e karşı düşmanlığını silahlı çarpışmayla durdurulamaz bir düzeye vardırmak ve yabancılarla Kürtler'in birleşmesini engellemek aşamalı olarak yerel yönetimler kurulmasının zeminini hazırlamak ve bu yolla yürekten bize bağlılıklarını sağlamak Kürt yöneticilerinin sivil ve askerlik görevleriyle görevlendirilerek bize bağlılıklarını pekiştirmek gibi genel yollar benimsenmiştir.
4-Kürdistan'ın iç politikası El-Cezire Cephesi Komutanlığı'nca belirlenecek ve yönetilecektir. Cephe Komutanlığı bu konuda Büyük Millet Meclisi Başkanlığıyla yazışmalar yapar. Sivil yöneticilerin de bu konuda bağlı oldukları yer, Cephe Komutanlığı'dır.
5-El-Cezire Cephe Komutanlığı yönetim, adalet ve maliye (parasal) konularda değişiklik ve düzenlemeye gerek gördükçe, bunun uygulanmasını hükümete önerir. BMM Başkanı Mustafa Kemal."
(TBMM. Gizli Celse Zabıtları, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, Ankara, 1985, Cilt: 3, Sayfa: 550)

Mustafa Kemal'in, Adana'dan, 24 Mart 1919 günü, kendisi ve arkadaşlarıyla ilgili olarak ortaya atılan bir iddiaya karşılık, İstanbul'a Savaş İşleri Bakanlığı'na gönderdiği mektuptan:
"Arkadaşlarımın bu alçakça suçlamaya karşı ne diyeceklerini bilemem. Yalnız kendi adıma açıklıyorum ki; Benim Anafartalar'da, Kürdistan'da, Suriye'de, başlarında bulunmaktan kıvanç duyduğum kahraman ordular, haydutların değil, Osmanlı milletinin namuslu çocuklarından kurulmuştur.."
(Öyküleriyle Atatürk'ün Özel Mektupları, Sadi Borak, Çağdaş Yayınları, İstanbul, 1980, Sayfa: 139)

Mustafa Kemal'in, Amasya'dan, 22 Haziran 1919 günü, Sivas Valisi Reşit Paşa'ya çektiği telgrafın ikinci parağrafı:
"Devletin bütünleşmesinin önem kazandığı bir sırada İngiliz propağandasının etkisinde ortaya çıkan ve Kürdistan'ın bağımsızlığını isteyenler, görüşmeler yoluyla kazanılarak Halifelik ve Saltanat çevresindeki ortak amacımıza getirildi. Çok şükür hata anlaşılarak aramıza dönmüşler ve kongreye (Sivas) çağrılmışlardır. Bu milletal ve yaşamsal sorun için sizin gibi yurtsever, sözünü bilir düşünürlere düşen özveri, özellikle çok büyüktür.."
(Tarih Vesikaları Dergisi, Ankara, 1949, Sayı: 15, Sayfa: 162)

Mustafa Kemal'in, 3. Ordu Müfettişi ünvanıyla, İstanbul'a, başta Halide Edip Adıvar, Senato Başkanı Ahmet Rıza Bey ve eski Başbakan Ahmet İzzet Paşa'nın da bulunduğu çok sayıda aydın ve politikacıya gönderdiği mesajdan:
"- ...Bu düşünceme siz de katılıyorsunuzdur, herhalde. Anlattığım durum, bugün genel bir kongrenin acele olarak taplanmasını gerektirmektedir. Bu çağrı her yere ulaştırılmıştır. Devletin parçalanmasının sözkonusu olduğu bir sırada, İngilizler'in propağandasıyla ortaya çıkan ve Kürdistan'ın bağımsızlığını isteyenler gibi akımlar da, karşılıklı görüşmelerle, bu düşüncenin savunucuları, halifelik ve saltanat çevresindeki ortak amacımıza çekilerek durdurulmuş ve kongreye çağrılmışlardır.."
(Milli Mücadele, Sebahattin Selek, Cilt: 1, Sayfa: 324)

11 Eylül 1919 günü yayınlanan Sivas Kongresi Bildirgesi'nin 1. Maddesi:
"- 1- Yüce Osmanlı devletiyle anlaşık devletler arasında yapılan antlaşmanın imzalandığı 30 Ekim 1918 günündeki sınırlarımız içinde kalan ve her yerde ezici çoğunluğu Müslüman olan Osmanlı ülkesinin parçaları (ki, bu parçalar bir sonraki belgede, yani Amasya Protokolü'nün ilk maddesinde -Osmanlı toprağı, Türkler ve Kürtler'in yaşadığı topraklardır.- diye açıklanıyor.) birbirlerinden ve Osmanlı bütünlüğünden hiçbir nedenle koparılamaz bir bütün oluşturur. Bu parçalarda yaşayan bütün Müslümanlar; birbirlerine karşı, karşılıklı saygı ve özveri duygularıyla dolu, etnik ve sosyal haklarıyla, bulundukları yöne koşullarına bütünüyle bağlı öz kardeştirler..."
(Sivas Kongresi, Vehbi Cem Aşkın, Ankara, 1963, Sayfa: 158)

Amasya Protokolü Tutanağı'nın 1. Maddesi şu cümlelerle başlıyor:
"- Bildirgenin 1. Maddesinde Osmanlı devletinin düşünülen ve kabul edilen sınırları, Türk ve Kürtler'in oturdukları yerleri kapsadığı ve Kürtler'in Osmanlı topluluğundan ayrılmasının olanaksızlığı belirtildikten sonra, bu sınırın en az bir istek olmak üzere elde edilmesinin sağlanması gereği ortaklaşa kabul edildi. Bununla birlikte yabancılar tarafından, görünüşte Kürtler'in bağımsızlığı amacı altında uydurulan yalanların önüne geçmek için de, bu durumun Kürtlerce şimdiden bilinmesi uygun görüldü..."
(1-Yurt Ansiklopedisi, Cilt: 1, Amasya maddesi. 2-Atatürk'ün Kurtuluş Savaşı Yazışmaları, Mustafa Onar, Kültür Bakanlığı Yayınları, 1995, Cilt: 1, Sayfa: 268, Belge no: 348)

9. Ordu Birlikleri Müfettişi Mustafa Kemal, Havza'dan, 29 Mayıs 1919 günü Genelkurmay Başkanlığı'na çektiği telgraf:
"- Bağımsız Kürdistan görüşünü savunan, Diyarbakır'daki Kürt Kulübü ile hükümet yandaşı olan öteki kulüpler arasındaki çelişkinin arttığını araştırmalarımdan öğrendim. Kürtler'e ve Kürdistan üzerinde etkili, savaş sırasında yakınlık ve sevgilerini çok iyi kazandığım Kürt ileri gelenlerinden bazılarına doğrudan, bazılarına Kolordu aracılığıyla telgraflar çekerek, devletin gerçek durumunu ve kendilerince alınması gereken önlemler için gereği kadar bilgi vererek, etkili öğütlerde bulundum. Son günlerde edindiğim bazı bilgilere göre, Kürdistan bölgesiyle de ilgilenmek gerekiyor, Bunun için bağımsız Kürdistan olmak üzere, İngilizlerce de desteklenen hangi bölgelerdir ve ileride çok... (bu cümlenin sonu okunamıyor.) Yine İngilizlerce kışkırtılan bölgeler hangileridir? Bu konuda yüksek Başkanlığınızdaki bilgilerin bildirilmesi için emirlerinizi dilerim..."
(Harb Tarihi Vesikaları Dergisi, Sayı: 4)

Mustafa Kemal'in, 15 Haziran 1919'da Diyarbakır Valiliği'ne gönderdiği telgraftan:
"- Bütün milletin, hayat ve bağımsızlığını kurtarmak için birleştiği şu önemli günlerde, bir yabancı devletin korumasına sığınarak düşük ve esir yaşamayı tercih eden her türlü ilkenin, ülkeyi parçalayacak her türlü derneğin kapatılması çok hayati ve gerekli bir görev olduğundan, Kürt Kulübü konusundaki uygulamanız tarafımızdan da uygun görülmüştür... Bu nedenle, Diyarbakır ve bağlı yörelerde Müdafaa-i Hukuk ve Redd-i İlhak Derneklerinin oluşmasına ve kurulmasına yardım edilmesini önemli salık veririm. Ve özellikle Kürt Kulübünün üyeleriyle, bugünkü telgrafım kapsamında görüşerek uzlaşmak uygundur..."
(Söylev, Hıfzı Veldet Velidedeoğlu, Sayfa: 10)

Mustafa Kemal'in Diyarbakır Valisi'ne gönderdiği yukarıdaki telgrafa karşılık, Erzurum'daki Kâzım Karabekir Paşa'ya gönderdiği telgraftan:
"- Diyarbakır'da Kürt Kulübünün İngilizler'in kışkırtmasıyla, İngilizler'in koruyuculuğunda bir Kürdistan kurmak amacını izlediği anlaşıldığından kapattırılmıştır. Üyeleri hakkında soruşturma yapılıyor. Kürdistan'ın tanınmış beylerinden aldığım telgraflarda, dağıtılan bu Kürt Kulübü'nün hiçbir Kürt'ü temsil etmediği, birkaç kendini bilmezin girişimlerinin sonucu olduğu, ülke ve milletin bütünüyle bağımsız ve özgür yaşaması uğrunda her türlü özveriye ve bu konuda emirlerinize hazır oldukları bildirilmektedir... Hükümetin (İstanbul) bayağı tutsak bir durumda olması, başkentin baskılı bir askeri işgal altında bulunması dolayısıyla milletin kurtuluşunun, yine millet ordusuyla gerçekleşeceği sizce de bilinmektedir. Bu nedenle, ben Kürtler'i daha ötesi bir öz kardeş olarak, bütün milleti bir nokta çerçevesinde birleştirmek ve bunu dünyaya Müdafaa-i Hukuk dernekleri aracılığıyla göstermek karar ve çabasındayım..."
(Söylev, Hıfzı Veldet Velidedeoğlu, Sayfa: 49)

Mustafa Kemal'in, Edirne'deki 12. Kolordu Komutanı Mehmet Selahattin Bey'e gönderdiği bir mesajdan:
"- Ezici çoğunluğu Türk ve Kürt olan bu illerden bir karış bile verilemez..."
(Söylev, Hıfzı Veldet Velidedeoğlu, Cilt:1 Sayfa: 72)

Mustafa kemal'in, 15 Eylül 1919'da, Sivas'tan Malatya'daki Hacı Kaya ile Satzade Mustafa Ağalar'a gönderdiği telgraftan:
"- Padişah ve millet düşmanlarının yalanlarına kapılarak, Allah korusun Müslümanlar arasında kan akıtılması ve suçsuz zavallı Kürt kardeşlerimizden bir çoğunun padişah askerlerince öldürülmeleri gibi, her iki dünya için pek acıklı durumun önlenmesi için yurtseverce çabalarınızın artması Sivas Kongresi Genel Kurulu'nce teşekküre ve övgüye layık görülmüştür. Sizin gibi din ve namus sahibi büyükler oldukça, Türk ve Kürt'ün birbirinden ayrılmaz iki öz kardeş olarak yaşayacağı ve halifelik makamı çevresinde sarsılmaz bir gövde gibi iç ve dış düşmanlarımıza karşı demirden bir kale biçiminde kalacağı kuşkusuzdur..."
(Atatürk'ün Tamim Tebliğ ve Beyannameleri, Nimet Arsan, Sayfa: 63)

Bazı milletvekilleri, verdikleri bir yasa değişikliği önergesiyle, ülke sınırlarının dışında doğan ve 5 yıl süreyle belli bir yerde oturmayan Mustafa Kemal'i vatandaşlık haklarından yoksun bırakıp, seçilmesini engellemek istiyorlardı. Mustafa Kemal, Nutuk'ta bu gelişmeyi anlatırken, "Türk ve Kürt halklarının ayrı ayrı ifade edildiği" 1924 yılı Seçim Yasası'nın 14. Maddesi üzerinde duruyor:
"- ...14. maddedeki satırları gözden geçirecek olursanız orada deniliyor ki, TBMM'ne üye seçilebilmek için Türkiye'nin bugünkü sınırları içindeki yerler halkından olmak veya kendi seçim bölgesinde yerleşmiş olmak gerekir. Göçmen olarak gelenlerden Türk ve Kürtler bir yere yerleştirildikleri günden 5 yıl geçmiş ise seçilebilir...' Ne yazık ki, doğum yerim bugünkü sınırlar dışında kalmış bulunuyor. İkincisi, herhangi bir seçim bölgesinde 5 yıl süreyle oturmuş ta değilim..."
(Nutuk, Sabah Gazetesi Yayınları, İstanbul, 1991, Sayfa: 479)

Mustafa Kemal'in, 3 Temmuz 1920 günü, Büyük Millet Meclisi'nde yaptığı konuşmasının bir bölümünden aynen:
"- ...Biz aslında gerek Suriye, gerek Irak'taki insanların bağımsızlığını esas kabul etmişizdir. Buna ilişkin bir itirazımız yoktur. Sonra bizim kabul ettiğimiz prensipler gözden geçirilecek olursa Rus Sovyet Cumhuriyeti bazı şeyleri tabiî buluyor. Örneğin Ermenistan'daki insanların kendi geleceklerini kendi oylarıyla belirlemeleri... Erivan Cumhuriyeti'ni kuran ve oluşturan Ermeniler'in bağımsız olmalarını ve bu anlamda istekleri neyse zaten kabul etmişizdir. Fakat Kürdistan, Lazistan ve diğerleri hakkında değil. Umumi olarak prensip şudur ki; Milli sınırlar olarak çizdiğimiz daire içerisinde yaşayan ve değişik Müslüman unsurlar, birbirlerine karşı ırkî, yerel ve hukuksal bütün haklarına saygılı öz kardeşlerdir. Bu nedenle, onların isteğinin dışında bir şey yapmayı biz de arzu etmeyiz. Bizce kesin olarak açık olan bir şey varsa, o da milli sınırlar içinde Kürt, Laz, Çerkez ve diğer bütün Müslüman unsurların çıkarları ortaktır. Beraber yaşamaya karar vermişlerdir. Yoksa hiçbir zaman başka bir bakış noktası yoktur. İçtenlikle kardeşçesine ve dine dayalı bir birlikleri vardır. Hiç şüphemiz yoktur ki, Kürt, Laz ve diğerlerinin görüşleri sorulduğunda onlar da aynı şeyi söyleyeceklerdir..."
(Gizli Oturumlarda Atatürk'ün Konuşmaları, Sadi Borak, Çağdaş Yayınları, İstanbul, 1977, Sayfa: 109)

Mustafa Kemal'in, 16 Ocak 1923 günü, İzmir'de dönemin ünlü gazetecilerine yaptığı açıklama, 2000'E DOĞRU Dergisi tarafından 1987 yılının Eylül ayında kapak konusu yapılarak yayınlandı. Ancak dergi daha matbaada iken el konularak dağıtımı engellendi. Bu belgeler, Devlet Güvenlik Mahkemesi nezdinde yapılan itiraz yerinde bulununca, mahkeme kararı ile yayınlandı.
Türk Tarih Kurumu eski Başkanlarından Prof.Dr. Serafettin Turan'ın da doğruladığı belge aynen şöyle:
"- Kürt sorunu; bizim yani Türklerin çıkarına da kesinlikle sözkonusu olamaz. Çünkü bildiğiniz gibi bizim milli sınırlarımız içinde bulunan Kürt unsurlar, öylesine yerleşmişlerdir ki, pek sınırlı yerlerde yoğun durumdadırlar. Fakat yoğunluklarını kaybede kaybede ve Türk unsurların içine gire gire, öyle bir sınır çizmek istesek, Türklüğü ve Türkiye'yi mahfetmek gerekir. Sözgelişi, Erzurum'a kadar giden, Erzincan'a Sivas'a kadar giden, Harput'a kadar giden bir sınır aramak gerekir. Ve hatta Konya çöllerindeki Kürt aşiretlerini de gözden uzak tutmamak gerekir. Dolayısıyla başlıbaşına bir Kürtlük düşünmektense, bizim Anayasa gereğince zaten bir tür yerel özerklikler oluşacaktır. O halde hangi ilin halkı Kürt ise onlar kendilerini özerk olarak idare edeceklerdir. Bundan başka Türkiye'nin halkı sözkonusu olurken, onları da (Kürtler'i) birlikte ifade etmek gerekir. İfade edilmedikleri zaman, bundan kendilerine ait sorun çıkarmaları daima beklenir. Simdi Türkiye Büyük Millet Meclisi, hem Türklerin, hem de Kürtlerin yetkili vekillerinden (milletvekillerinden) oluşur ve bu iki unsur, bütün çıkarlarını ve geleceklerini birleştirmişlerdir. Yani onlar bilirler ki, bu ortak bir şeydir.. Ayrı bir sınır çizmeye kalkışmak doğru olmaz..."
(1-İkibin'e Doğu Dergisi, İstanbul, 6 Kasım 1988, Sayı: 46 (Kapak Konusu) 2-Türk Tarihi Kurumu Arşivi,1089 numaralı belge)

Mustafa Kemal'in Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Heyeti Temsiliye Başkanı ünvanı ile Silvan'ın ileri gelenlerinden Abdullah Beyzade Sadık'a gönderdiği ve orjinali şu anda adıgeçen kişinin ailesinde olan mesaj:
"- Soylu, onurlu ve asil ailenin evladı olduğunuza tanık olan mektubunuzu büyük bir memnuniyetle aldım. Vatanperverliğiniz, onur ve haysiyetiniz ve dine olan yüksek bağlılığınızla bu ülke ve millete en büyük hizmetlerde bulunacağınıza, asırlarca olduğu gibi bundan sonra da öz kardeş olan Türk ile Kürdün sarsılmaz bir aşk ve iman ile izzet ve şeref sahibi bu kutsal vatan topraklarını savunacağına, milletin namusunu koruyacağına şüphe yoktur.Bütün arkadaşlara selam ve saygılar sunarım.."


* * * Acaba Atatürkün Kürdistan diye bahsettigi topraklar Amerikanın neresinde yer alıyor, Kuzeyinde mi Güneyinde mi. *

* * * Daha önce bir kısmına benim de Kürt Meselesi başlıgında yer verdigim bu mesajlara bu sefer toplu olarak ate forumda rastgeldim , ben de çalıp buraya astım. *Derlemeler Bahadır a aittir. Tarihsel vesikalardır, kaynakları mevcuttur. Acaba Atatürkün bahsettigi bu Kürtler nerede yaşıyor. Vesikaları dikkatle tetkik etmenizi istiyorum, ondan sonra karar verirsiniz. Kürt var mıymış, yok muymuş.


* * * * saygılarımla
Alıntı ile Cevapla
  #4  
Alt 15-10-2007, 00:25
<strong>SİLİNEN</strong> <strong>SİLİNEN</strong> isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 23 Jul 2007
Mesajlar: 215
Standart Re: Atatürk ve Türklük

Acaba Atatürkün Kürdistan diye bahsettigi topraklar Amerikanın neresinde yer alıyor, Kuzeyinde mi Güneyinde mi. *

Tabii tabi Atatürk Kürdistan'ı kurmak için var gücüyle savaşmıştr demi?
Siz bu kafayla askere giderseniz zor alırsınız tezkere.

Siz bölücülerin bütün iddiaları yalan, yanlış, çarpıtılmış iddialardır.

Herbirinin cevabı verilmiştir aynı Ermeni iddialarına cevap verildiği gibi.
Ama size tavsiyem önce önünüzdeki metinleri okumasını bir öğrenin. Bak Sargon'a onu öğretiyotum sana da öğretirim dert etme.


Haa bir de hatırlatması: Osmanlı'da doğuya Kürdistan Kuzeye de Lazistan denirdi.

O işler bitti artık. Şimdi hepsine Türkiye deniyor ve yaşayanlara da Türk deniyor.

Kim sayesinde?

Tabii ki Mustafa Kemal.
Alıntı ile Cevapla
  #5  
Alt 15-10-2007, 00:26
<strong>SİLİNEN</strong> <strong>SİLİNEN</strong> isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 23 Jul 2007
Mesajlar: 215
Standart Re: Atatürk ve Türklük

Bu da senin gibi kürtçülere hediyem olsun. Berlin'de "Musul Türklerindir" pankartları.
Musul sorununun en sıcak dönemlerinde çekilmiş bir fotoğraf.




Yani biz bölünmeyiz bilakis büyürüz.
Dimyata prince gidenere duyrulur.
Alıntı ile Cevapla
  #6  
Alt 15-10-2007, 01:47
uphlentus uphlentus isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Aday Üye
 
Üyelik tarihi: 29 May 2006
Bulunduğu yer: eskişehir
Mesajlar: 1
Standart Re: Atatürk ve Türklük

Evet din sorgulanması ve kaldırılması gereken baskı ve ajitasyon malzemelerinin en önemlisidir.Bu konuda sizi sonuna dek desteklediğimi belirtmek isterim.Ancak din bu malzemelerin yalnızca birisidir.Milliyetçilik,futbol fanatizmi,cinsiyet ayrımı vs. pekçok malzeme vardır egemen kapitalist sistemin elinde.Bu,siteye ilk yazışım.Çok önceleri üye olmuştum fakat detaylı inceleme fırsatı bulamadım.Ve ne acı ki din gibi,milyarlarca insanın körükörüne inandığı bir yapıyı bile sorgulayan aydın kesimin,bugün milliyetçiliği sorgulamadığını gördüm bu başlıkta.Evet Atatürk gerçekten çok az insanın yapabileceği işleri yapmıştır fakat bu Atatürk'ün,Türkçülüğün ve bütünüyle milliyetçiliğin sorgulanmayacağı anlamına gelmez.Muhammet din adı altında toprak,iktidar,zenginlik vs. gibi ekonomik temelli savaşlar yapmıştır Hitlerse tüm bunları milliyetçilik adına.Ve yine Afrika'da kabile milliyetçiliği yüzünden yüzbinlerce insan ölmüştür.Bu da dinin sorgulandığı kadar,dine karşı çıkıldığı kadar milliyetçiliğin de sorgulanmalı, -bence- karşı çıkılmalı olduğunu gösterir.

-Türk olmaktan ne gurur nede utanç duymaktayım.
Alıntı ile Cevapla
  #7  
Alt 15-10-2007, 01:50
<strong>SİLİNEN</strong> <strong>SİLİNEN</strong> isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 23 Jul 2007
Mesajlar: 215
Standart Re: Atatürk ve Türklük

" Kürt sorunu; bizim yani Türklerin çıkarına da kesinlikle sözkonusu olamaz. Çünkü bildiğiniz gibi bizim milli sınırlarımız içinde bulunan Kürt unsurlar, öylesine yerleşmişlerdir ki, pek sınırlı yerlerde yoğun durumdadırlar. Fakat yoğunluklarını kaybede kaybede ve Türk unsurların içine gire gire, öyle bir sınır çizmek istesek, Türklüğü ve Türkiye'yi mahfetmek gerekir. Sözgelişi, Erzurum'a kadar giden, Erzincan'a Sivas'a kadar giden, Harput'a kadar giden bir sınır aramak gerekir. Ve hatta Konya çöllerindeki Kürt aşiretlerini de gözden uzak tutmamak gerekir. Dolayısıyla başlıbaşına bir Kürtlük düşünmektense, bizim Anayasa gereğince zaten bir tür yerel özerklikler oluşacaktır. O halde hangi ilin halkı Kürt ise onlar kendilerini özerk olarak idare edeceklerdir. Bundan başka Türkiye'nin halkı sözkonusu olurken, onları da (Kürtler'i) birlikte ifade etmek gerekir. İfade edilmedikleri zaman, bundan kendilerine ait sorun çıkarmaları daima beklenir. Simdi Türkiye Büyük Millet Meclisi, hem Türklerin, hem de Kürtlerin yetkili vekillerinden (milletvekillerinden) oluşur ve bu iki unsur, bütün çıkarlarını ve geleceklerini birleştirmişlerdir. Yani onlar bilirler ki, bu ortak bir şeydir.. Ayrı bir sınır çizmeye kalkışmak doğru olmaz..."
(1-İkibin'e Doğu Dergisi, İstanbul, 6 Kasım 1988, Sayı: 46 (Kapak Konusu) 2-Türk Tarihi Kurumu Arşivi,1089 numaralı belge) "
--------------------------------------------

Arkadaş sizler önünüzdeki yazıları okuyamıyor musunuz?
Vay Atatürk "kürt dedi" diyerek başlıyorsunuz istismara.
Adam bütün milli unusrları biraraya getirmek için anası ağlamış, şeyhinden şıhından, aşiret reisinden askeri komutanlara kadar herkesi milli mücadeleye katmak için var gücüyle büyük bir örgütlenme çabası içine girmiş ve bunu yaparken de kimi zaman "padişahımız" demiş kimi zaman "yüce halifemiz" demiş kimi zaman Çerkez, Laz, Kürt demiş kimi zaman peygamber efendimiz, yüce rabbimiz demiş, demiş oğlu demiş...

Buınların hepsi milli mücadele örgütlenmesinin gerektirdiği zorunluluklardı.
Bir nevi İngilizin, Yunanın, Fransızın, Rusun bölüp parçalama oyunlarına karşı birlik bereaberlik söylemleri idi.
Vatanın her karış toprağı etnsiteler temelinde bölünmek isteniyor ve TBMM'ye karşı olağan üstü bir psikolojik propaganda süreci yaşanıyor ve Osmanlı'nın bütün parçalarına ayrı ayrı devlet kurma konusunda destekler veriliyordu.

Bütün bu saldırılar karşısında Mustafa Kemal her yerde milli birlik söylemlerini gerçekleştirmiş ve vatanın bölünmez bütünlüğüne sahip çıkmıştı.

Nasıl bir aşağılık propaganda biçimidir ki, Mustafa Kemal'in bağımsızlığı kaybedilmiş ve her tarafı ateşler içinde yanan, barut kokularından geçilmeyen bu topraklardaki *milli mücadele dönemindeki "birleştirici" söylemleri şimdi bağımsız Türkiye'nin karşısına "bölücülük" propagandasına malzeme olarak çıkarılır.

Üstelik bunu yaparken öne çıkarılan Mustafa Kemal sözleri de bu bölücülerin iddialarını çürüten sözler olmasına rağmen.


"- İmparatorluğu bölmek ve Türkler ile Kürtler arasında bir kardeş savaşı çıkarmak ve bağımsız bir Kürdistan kurma planlarına ortak etmek üzere Kürtler'i kışkırttılar. İleri sürdükleri tez, İmparatorluğun nasıl olsa dağılacağıdır. Bu düşüncelerini gerçekleştirmek için büyük paralar harcadılar. Her türlü casusluğa başvurdular. Noil adında bir İngiliz subayı, uzun süre Diyarbakır'da bu yolda çaba gösterdi ve her türlü yalan ve aldatmaya başvurdu. Ama bizim Kürt yurttaşlarımız düzenlenen oyunun farkına vararak, onu ve yüreklerini para ile satan bir grup haini bölgeden kovdular..."
(Atatürk'ün Tamim Telgraf ve Beyannameleri, Nimet Arsan, Sayfa: 74-84)


Alın bu yukarıdaki sözleri mesela. Mustafa Kemal diyor ki:

" Kürdistan kurma planlarına ortak etmek üzere Kürtler'i kışkırttılar..."

Yani apaçık bir biçimde Kürtlerin emperyalistler tarafından kışkırtıldığını ve bunun da Kürdistanın kurulması amacıyla yapıldığını söylemişken daha da ötesi bu propagandayı yapan İngiliz ajanının
ismini bile vermiş iken ve o dönemki Kürtlerin çoğunluğunun bu oyuna gelmediğini vurgulamış iken böyle bir metinden nasıl olurda "Kürtçülük" çıkartırlar anlamak mümkün değil.
Yani adam metni okuyup metnin kaleme alınış amacını görmek ve anlamını çıkartmak yerine
"Mustafa Kemal Kürt dedi" diyerek kendi bölücülüğüne bu metinden malzeme çıkartmaya çalışmakta.

Hayret arkadaş! Vallahi hayret!
İnsanlar bir ard niyetli ise önündeki metni bile okumaktan aciz hale düşebiliyorlar.
İşte buna bariz bir örnek.
Kısacası bu adamların kendi çarpık bölücü tezlerine destek olmak için önümüze koydukları M.Kemal sözleri tam aksine bu zihniyetleri deşifre eden sözlerdir.
Ayrıca Nutuk'tan bile bölücülüklerine malzeme çıkartmaları da apayır bir komedidir.
Alıntı ile Cevapla
  #8  
Alt 15-10-2007, 01:58
dilaver - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
dilaver dilaver isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 28 Sep 2006
Bulunduğu yer: İstanbul
Mesajlar: 12.080

Onur Üyeliği Başarı Ödülü Başarı Ödülü 

Standart Re: Atatürk ve Türklük

Ahmet Emin Bey : Kürt meselesine temas buyurmuştunuz. Kürtlük meselesi nedir. Dahili bir mesele olarak temas buyurursanız çok iyi olur.
* * Gazi Paşa : Kürt meselesi; bizim yani Türklerin menfeatine olarak da katiyyen mevzubahisolamaz. Çünkü malumualiniz bizim hudud-u milliyemiz dahilinde mevcut Kürt anasır o surettetevattun etmiştir ki, pek mahdut yerlerde hali kesafettir. Fakat kesafetlerini kaybede ede ve Türk anasırın içine gire gire öyle bir hudut hasıl olmuştur ki Kürtlük namına bir hudut çizmek istersek Türklügü, Türkiyeyi mahvetmek lazımdır. Faraza Erzurum' a kadar giden, Erzincan'a Sivas'a kadar giden, Harput' a kadar giden bir hudut aramak lazımdır. Ve hatta Konya çöllerindeki Kürt aşairini de nazar-ı dikkatten hariç tutmamak lazım gelir. Binaenaleyh başlıbaşına bir Kürtlük tasavvur etmekten ise bizim Teşkilat-ı Esasiye kanunu mucibince zaten bir nevi mahalli muhtariyetler teşkil edecektir. O halde hangi livanın ahalisi Kürt ise onlar kendi kendilerini muhtar olarak idare edeceklerdir. Bundan başka Türkiyenin halkı mevzubahs olurken, onları da beraber ifade etmek lazımdır. İfade olunmadıkları zaman , *bunlan kendilerine ait bir mesele ihdas etmeleri her zaman variddir. Şimdi Türkiye Büyük *Millet Meclisi, hem Kürtlerin hem de Türklerin sahib-i selahiyet vekillerinden mürekkeptir ve *bu iki unsur bütün mukadderatlarını ve menfaatlarını tevhid etmiştir. Yani onlar bilirler ki bu *müşterek bir şeydir. Ayrı bir hudut çizmeye kalkışmak dogru olmaz.
Kaynak : 2000'e Dogru dergisi, 30 Agustos 1987 tarihli sayısı


* *ayrıntı için
http://www.turandursun.com/modules.p...6368&start=105

* * * *bunları yazmıştım ama tekrar takrar okunmalı ki kavranabilsin.


* *saygılarımla
Alıntı ile Cevapla
  #9  
Alt 15-10-2007, 02:17
<strong>SİLİNEN</strong> <strong>SİLİNEN</strong> isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 23 Jul 2007
Mesajlar: 215
Standart Re: Atatürk ve Türklük

Kürt sorunu; bizim yani Türklerin çıkarına da kesinlikle sözkonusu olamaz. Çünkü bildiğiniz gibi bizim milli sınırlarımız içinde bulunan Kürt unsurlar, öylesine yerleşmişlerdir ki, pek sınırlı yerlerde yoğun durumdadırlar. Fakat yoğunluklarını kaybede kaybede ve Türk unsurların içine gire gire, öyle bir sınır çizmek istesek, Türklüğü ve Türkiye'yi mahfetmek gerekir. Sözgelişi, Erzurum'a kadar giden, Erzincan'a Sivas'a kadar giden, Harput'a kadar giden bir sınır aramak gerekir. Ve hatta Konya çöllerindeki Kürt aşiretlerini de gözden uzak tutmamak gerekir. Dolayısıyla başlıbaşına bir Kürtlük düşünmektense, bizim Anayasa gereğince zaten bir tür yerel özerklikler oluşacaktır. O halde hangi ilin halkı Kürt ise onlar kendilerini özerk olarak idare edeceklerdir. Bundan başka Türkiye'nin halkı sözkonusu olurken, onları da (Kürtler'i) birlikte ifade etmek gerekir. İfade edilmedikleri zaman, bundan kendilerine ait sorun çıkarmaları daima beklenir. Simdi Türkiye Büyük Millet Meclisi, hem Türklerin, hem de Kürtlerin yetkili vekillerinden (milletvekillerinden) oluşur ve bu iki unsur, bütün çıkarlarını ve geleceklerini birleştirmişlerdir. Yani onlar bilirler ki, bu ortak bir şeydir.. Ayrı bir sınır çizmeye kalkışmak doğru olmaz..."

------------------

Alın bu metni tek tek cümle cümle inceleyin. Daha ilk cümlede Mustafa Kemal Kürt sorununu reddediyor. Daha ilk cümlede.

Ve başlıbaşına bir Kürtlük düşünülemeyeceğini söylyerek teşkilat- esasiye (yani 1921 anayasasına) vurgu yapıyor ve "özerklik" derken de 1921 anayasasındaki il idarelerini kastediyor.

1921 Anayasası ilgili maddeleri:

Vilayet

MADDE 11.- Vilâyet, mahalli umurda manevi şahsiyeti ve muhtariyeti haizdir. Harici ve dahili siyaset, şer'î, adlî ve askerî umum, beynelmilel iktisadî münasebet ve hükûmetin umumî tekâlifi ile menafii birden ziyade vilâyete şâmil hususat müstesna olmak üzere Büyük Millet Meclisince vaz'edilecek kavanin mucibince Evkaf, Medaris, Maarif, Sıhhiye, İktisat, Ziraat, Nafia ve Muaveneti İçtimaiye işlerinin tanzim ve idaresi Vilâyet Şûralarının salâhiyeti dahilindedir.

MADDE 12.- Vilâyet Şûraları, vilâyetler halkınca müntehap azalan mürekkeptir. Vilâyet Şûralarının içtima devresi iki senedir. İçtima müddeti senede iki aydır.

MADDE 13.- Vilâyet Şûrası, azası meyanında icra amiri olacak bir reis ile mutelif şuabatı idareye memur azadan teşekkül etmek üzere bir idare heyeti intihab eder. İcra selâhiyeti, daimi olan bu heyete aittir.

MADDE 14.- Vilâyette Büyük Millet Meclisinin vekili ve mümessili olmak üzere vali bulunur. Vali, Büyük Millet Meclisi Hükûmeti tarafından tayin olunup, vazifesi devletin umumi ve müşterek vezaifini rüyet etmektir. Vali, yalnız devletin umumi vazaifile mahalli vezaif arasında tearuz vukuunda müdahale eder.

http://www.tbmm.gov.tr/anayasa/anayasa21.htm

Yahu arkadaşlar bu anayasadaki bütün vilayetlerin yönetimini düzenleyen maddeler.
Buradan sizin bildiğiniz anlamda özerklik çıkar mı? İnsaf yahu.

Eğer özerklik olsaydı bütün vilayetlerin özerklik ile yönetilmesi anlaşılırdı.

Anayasa böyle okunur mu?

11. "Büyük Millet Meclisince vaz'edilecek kavanin mucibince ..."
14. "Vilâyette Büyük Millet Meclisinin vekili ve mümessili olmak üzere vali bulunur"

Var mı burada kürtlere özel bir uygulama? Bütün hepsi meclise bağlı yerel yönetimler anlatılmış. Yetkileri biraz geniş tutulmuş o kadar.
Geçiyor mu kürtlere muhtariyet? Geçiyor mu kürt sözcüğü?

Yahu her anayasada bulunan sıradan Vilayet yönetimi maddelerinden kürtlere özerkliği nasıl çıkartırsınız anlamış değilim?


Ortada yeni kurulan bir devlet var ve bazı kavramların iç içe geçmiş olması normaldir.

Burada açıkça 1921 anayasasına gönderme yapmış. Yani anayasa dışı bir uygulama düşünülmüyor. Buradan zorlama anlamlar çıkartıp bölücülüğe mazleme çıkartmanın manası var mı? Açık ve net olarak 1921 anayasasından bahsetmiş daha ne yapsın?

Ayrıca bu sözler Musul meselesi parelelinde söylenmiş ve dönemin siyasetinin gereği sözlerdir. Musul'da plebisit yapılarak Türk topraklarına katılma ihtimali vardı o tarihte. Musul'daki kürtleri birazcık okşayıvermiş siyaseten ve bunu da Anayasa çerçevesinde yapmış.
Bu sözlerin asıl muhattabı da Musul kürtleri idi kısacası.
Musul ile ilgili de ne düşünüldüğü yukrıdaki fotoğrafta mevcuttur.

Ayrıca daha sonra 1924 Anayasası'nın 88. maddesiyle "Türkiye ahalisine din ve ırk farkı olmaksızın vatandaşlık itibariyle (Türk) ıtlak olunur" denilerek Türklük net olarak ortaya kondu.
Yani bütün etnsitelere Türk denilmesi 1924 anayasası ile kesinleştirildi ve muğlaklıklar ortadan kaldırıldı.


Lütfen öncelikle yazıları dikkatle okuyalım.

Bu yaklaşımların şeriatçıların "Atatürk'ün eşi Latife hanım'da çarşaf giyerdi" demelerine benziyor.
İyi de o medeni kanun, kılık kıyafet devrimi, laiklik, kadının seçme-seçilme hakkı vb. bir sürü devrimsel adımdan önce idi ve Mustafa Kemal'in karısı başını açmış diye dincilerin yaptığı propagandalardan sonra idi.
Yani tarih süreçlere devrimlere atılımlara bakılarak incelenir.
Cımbızlama cümeleler iel üstelik o cümlelerin de hangi koşulların sonucu olduğunu da görmeden ve dahası bugünün gözleri, bugünün rahat ortamından bakarak tariçilik yapılmaz.
Sonra ortaya "bak Atatürk'te kürt demiş" türünden zırvalıklar çıkar.
İşe bak dincisi de bölücüsü de Mustafa Kemal'den kendilerine malzeme bulmaya çalışıyorlar.
Olaya bak ya!
Alıntı ile Cevapla
  #10  
Alt 15-10-2007, 02:21
pante - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
pante pante isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
 
Üyelik tarihi: 01 Nov 2005
Bulunduğu yer: İstanbul
Mesajlar: 8.936
Standart Re: Atatürk ve Türklük

Anlamaya yanaşmadıkları konu Atatürk'ün ulusun tüm unsurlarını "Türk" adı altında birleştirmesidir.
Süper emperyalist devlet kendi ülkesindeki 40 çeşit unsuru "Amerikan" adı altında birleştirmiş, Amerikan vatandaşlığına geçerek çifte vatandaş olmak isteyene dahi ABD'ye bağlılık yemini ettirirken, diğer ülkelere karşı "Parçala, böl, yönet" taktiğini uyguluyor.
Bizim Kürt milliyetçileri ise bunun farkında değil. Çünkü milliyetçilikleri şovenliği aşmış, ırkçılığa dayanmış Büyük Kürdistan hayali peşindeler. "Kürtlerin şanlı tarihi" deyimleri de yavaş yavaş ortalıkta dolanmaya başladı.

Bunlar konu Kıbrıs olduğunda sosyalist açıdan düşünürler ve Kıbrıs'ın bütünlüğünü savunurlar.
Ya da sırf Türk tezine karşı hareket için böyle düşünürler. Peki oradaki Türk toplumu ne olacak? dendiğinde umursamazlar.
74 öncesi katliamlar sırasında da umursamıyorlardı. Demek ki Kıbrıs'ın bütünlüğü için Türk toplumunun sindirilmesine, yokedilmesine razılar.
Ama mesele Türkiye olunca 180 derece dönüveriyorlar. Bu çifte standardı ise şimdiye kadar açıklayabilenine rastlayabilmiş değilim.

Atatürk, Kürtlerden bahsederek Kürt kimliğini kabullenmiş, doğrudur. Ama ayrı-gayrıyı kaldırmak için tek vatan-tek millet-tek vatandaşlık sistemiyle herkesi Türk kabul etmiş. Bunu asimilasyon olarak görmek yanlış.
Ayaklananlar ise feodal unsurlar. Şeyhlerin-ağaların egemenliği ne yazık ki bitirilememiş.
Benim Atatürk'de bulduğum en önemli eksikliklerden biridir feodaliteyi bitirmemesi, toprak devrimini yapmaması. Ama daha ortada doğru dürüst ekonomi, endüstri yok ki nasıl bitirsin. Ülkenin tamamında nerdeyse feodallik var. Tabi ki bu isyanları önlettirecek, bitirttirecek. Başka yolu yok. İsyana kalkışan, eşkiyalığa yeltenen sonucuna da razı olacak.

Ben şeriatçilerle, Kürtçülerin stratejilerini birbirine benzetiyorum.
İkisinin de istekleri asla bitmez.
Verin türban özgürlüğünü, yarın çarşaf için başlarlar.
Verin Kürtçe eğitim hakkını, yarın federal sistem derler.
Buna rağmen insan hak ve özgürlükleri çerçevesinde hareket edilmesinden yanayım.
Kazanan yine birlikten-beraberlikten yana olanlar olacaktır.
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Önerilen Siteler


Yetkileriniz
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı

Gitmek istediğiniz forumu seçiniz


Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 02:47 .