Mustafa Kemal'in, 17 Eylül 1919 günü, İstanbul'daki Senato Üyesi Fuat Paşa'ya gönderdiği mektuptan:
"... Bu Başbakan'ın (Damat Ferit) cinayetlerine ortak olan İçişleri ve Savaş işleri Bakanları da milletin sesini boğmak, yasal bir toplantısını (Sivas Kongresi) tanımamak, Kürt'ü Türk'ü birbirine düşürerek, Müslümanlar arasında çarpışmalara neden olmak gibi haince girişimlerde bulunuyor..."
(Atatürk'ün Özel Arşivi'nden Seçmeler, Kültür Bakanlığı Yayını, Sayfa: 71)
Mustafa Kemal'in, 3. Ordu Müfettişi olarak Amasya'dan, Erzurum'daki Kâzım Karabekir Paşa'ya gönderdiği, 24 Haziran 1919 tarihli mesajın ilk maddesi:
"1- Mr. Novil adındaki bir İngiliz yüzbaşısı, Urfa'dan Siverek yoluyla Viranşehir'e giderek, Milli aşiretlerinin ileri gelenleriyle görüşmüş ve Urfa'ya dönmüş. Osmanlı hükümeti için çok kötü propagandalar yapmış. Ancak aşiret reislerinden aldığı kesin cevaplara sevinmiştir. Kürtler, Türk kardeşlerinden kesinlikle ayrılmayacaklarını, bu uğurda son kişilerine varıncaya kadar ölüme hazır olduklarını söylemişller. Ayrıca İngilizler'in kendilerine vermek istediği önemli miktardaki parayı almayarak namus ve vatanseverliklerini göstermişlerdir..."
(Atatürk'ün Tamim Telgraf ve Beyannameleri, Nimet Arsan, Sayfa: 43)
Mustafa Kemal'in, Sivas'tan 24 Eylül 1919 günü, Amerika Birleşik Devletleri İnceleme Kurulu Başkanı General Harbord'a gönderdiği ayrıntılı rapordan:
"- İmparatorluğu bölmek ve Türkler ile Kürtler arasında bir kardeş savaşı çıkarmak ve bağımsız bir Kürdistan kurma planlarına ortak etmek üzere Kürtler'i kışkırttılar. İleri sürdükleri tez, İmparatorluğun nasıl olsa dağılacağıdır. Bu düşüncelerini gerçekleştirmek için büyük paralar harcadılar. Her türlü casusluğa başvurdular. Noil adında bir İngiliz subayı, uzun süre Diyarbakır'da bu yolda çaba gösterdi ve her türlü yalan ve aldatmaya başvurdu. Ama bizim Kürt yurttaşlarımız düzenlenen oyunun farkına vararak, onu ve yüreklerini para ile satan bir grup haini bölgeden kovdular..."
(Atatürk'ün Tamim Telgraf ve Beyannameleri, Nimet Arsan, Sayfa: 74-84)
Mustafa Kemal'in, Ankara'dan, Çerkes Ethem'in ağabeyi Reşit Bey'e gönderdiği 7 Ocak 1920 tarihli telgrafından:
"-Konu dışı olarak, şunu da belirteyim ki, Anzavur'un alçaklığı, kendisine ve kışkırtıcı olan İngilizler ile ayakçılarına yöneliktir. Bu din ve devletin sağlam bir uyruğu olan Çerkez kardeşlerimiz, hepimizin övdüğümüz baştacımızdır. Asıl, bugün düşmanlarla çevrili Türk, Kürt, Çerkez ve diğer din kardeşlerimizin elele vermesi, sarsılmaz bir bütün oluşturmaları, namus ve yaşamımızı kurtarmak için bir zorunluluktur..."
(Harp Tarihi Vesikaları Dergisi, Sayı: 34, Belge no: 849
Mustafa Kemal'in, "NUTUK" adlı eserinin, "Samsun'a Çıktığım Gün Genel Durum ve Görünüş" başlıklı bölümünden:
"Anadolu halkı, baştan aşağı bölünmez bir bütün haline getirildi. Bütün kararları, bütün komutanlar ve arkadaşlarımızla birlikte alınıyor. Vali ve mutasarrıfların hemen hepsi bizden yanadır. Anadolu'daki milital örgütler ilçe ve bucaklara kadar yayıldı. İngiliz koruması altında bir bağımsız Kürdistan kurulmasıyla ilgili propağanda ortadan kaldırıldı ve bu amacı güdenler yola getirildi. Kürtler Türkler ile birleşti..."
(Nutuk, Türk Dil Kurumu, Ankara, 1976, Sayfa: 15)
Mustafa Kemal'in, Nutuk adlı eserinde yer alan ve 6. Kolordu Komutanı'nın, Padişah'a gönderdiği mektuptan söz ettiği bölümden:
"- ...Komutanlar, mektupta hükümetin savaş yoluna gidip kongreyi basarak Müslümanlar arasında kan dökmeye kalkıştığı ve Kürdistan'ı ayaklandırarak, yurdu parçalatma planını da para karşılığında yüklenmiş olduğu belgelerle anlaşıldığından, hükümetin bu işte kullandığı adamların bozguna uğrayarak kaçmak zorunda bırakıldıklarından söz ediyorlar..."
(Nutuk, İnkilap Yayınevi, Ankara,1966, Sayfa: 100)
Altında "Büyük Millet Meclisi ve Mustafa Kemal" imzası bulunan ve El-Cezire Komutanı Tuğgeneral Nehat Paşa'ya gönderilen masaj:
"- Kişiye Özel. El-Cezire Cephesi Komutanı Tuğgeneral Nihat Paşa Hazretlerine.
1-Aşamalı olarak, bütün ülkede ve geniş ölçekte doğrudan doğruya halk gruplarının ilgili ve etkili olduğu bir biçimde yerel yönetimlerin oluşturulması iç politikamızın gereğidir. Kürtlerle dolu bölgede ise, hem iç politikamız ve hem de dış politikamız açısından ölçülü yerel bir yönetim kurulmasını savunmaktayız.
2-Ulusların kendilerini yönetmeleri yetkisi bütün dünyada benimsenmiş bir ilkedir. Biz de bu ilkeyi benimsiyoruz. Kürtler'in bu döneme kadar yerel yönetime ilişkin örgütlerini kurmuş ve başkanları ile yetkilerini bu amaç için bizce kazanılmış olması ve oyladıklarında kendi kaderlerine gerçekten sahip oldukları BMM (Büyük Millet Meclisi) buyruğunda yaşam istekleri yayınlanmalıdır. Kürdistan'daki bütün çalışmaların bu amaca dayalı politikaya yöneltilmesi El-Cezire Cehpesi Komutanlığı'nın görevidir.
3-Kürdistan'da Kürtler'in Fransızlar ve özellikle Irak sınırında İngilizler'e karşı düşmanlığını silahlı çarpışmayla durdurulamaz bir düzeye vardırmak ve yabancılarla Kürtler'in birleşmesini engellemek aşamalı olarak yerel yönetimler kurulmasının zeminini hazırlamak ve bu yolla yürekten bize bağlılıklarını sağlamak Kürt yöneticilerinin sivil ve askerlik görevleriyle görevlendirilerek bize bağlılıklarını pekiştirmek gibi genel yollar benimsenmiştir.
4-Kürdistan'ın iç politikası El-Cezire Cephesi Komutanlığı'nca belirlenecek ve yönetilecektir. Cephe Komutanlığı bu konuda Büyük Millet Meclisi Başkanlığıyla yazışmalar yapar. Sivil yöneticilerin de bu konuda bağlı oldukları yer, Cephe Komutanlığı'dır.
5-El-Cezire Cephe Komutanlığı yönetim, adalet ve maliye (parasal) konularda değişiklik ve düzenlemeye gerek gördükçe, bunun uygulanmasını hükümete önerir. BMM Başkanı Mustafa Kemal."
(TBMM. Gizli Celse Zabıtları, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, Ankara, 1985, Cilt: 3, Sayfa: 550)
Mustafa Kemal'in, Adana'dan, 24 Mart 1919 günü, kendisi ve arkadaşlarıyla ilgili olarak ortaya atılan bir iddiaya karşılık, İstanbul'a Savaş İşleri Bakanlığı'na gönderdiği mektuptan:
"Arkadaşlarımın bu alçakça suçlamaya karşı ne diyeceklerini bilemem. Yalnız kendi adıma açıklıyorum ki; Benim Anafartalar'da, Kürdistan'da, Suriye'de, başlarında bulunmaktan kıvanç duyduğum kahraman ordular, haydutların değil, Osmanlı milletinin namuslu çocuklarından kurulmuştur.."
(Öyküleriyle Atatürk'ün Özel Mektupları, Sadi Borak, Çağdaş Yayınları, İstanbul, 1980, Sayfa: 139)
Mustafa Kemal'in, Amasya'dan, 22 Haziran 1919 günü, Sivas Valisi Reşit Paşa'ya çektiği telgrafın ikinci parağrafı:
"Devletin bütünleşmesinin önem kazandığı bir sırada İngiliz propağandasının etkisinde ortaya çıkan ve Kürdistan'ın bağımsızlığını isteyenler, görüşmeler yoluyla kazanılarak Halifelik ve Saltanat çevresindeki ortak amacımıza getirildi. Çok şükür hata anlaşılarak aramıza dönmüşler ve kongreye (Sivas) çağrılmışlardır. Bu milletal ve yaşamsal sorun için sizin gibi yurtsever, sözünü bilir düşünürlere düşen özveri, özellikle çok büyüktür.."
(Tarih Vesikaları Dergisi, Ankara, 1949, Sayı: 15, Sayfa: 162)
Mustafa Kemal'in, 3. Ordu Müfettişi ünvanıyla, İstanbul'a, başta Halide Edip Adıvar, Senato Başkanı Ahmet Rıza Bey ve eski Başbakan Ahmet İzzet Paşa'nın da bulunduğu çok sayıda aydın ve politikacıya gönderdiği mesajdan:
"- ...Bu düşünceme siz de katılıyorsunuzdur, herhalde. Anlattığım durum, bugün genel bir kongrenin acele olarak taplanmasını gerektirmektedir. Bu çağrı her yere ulaştırılmıştır. Devletin parçalanmasının sözkonusu olduğu bir sırada, İngilizler'in propağandasıyla ortaya çıkan ve Kürdistan'ın bağımsızlığını isteyenler gibi akımlar da, karşılıklı görüşmelerle, bu düşüncenin savunucuları, halifelik ve saltanat çevresindeki ortak amacımıza çekilerek durdurulmuş ve kongreye çağrılmışlardır.."
(Milli Mücadele, Sebahattin Selek, Cilt: 1, Sayfa: 324)
11 Eylül 1919 günü yayınlanan Sivas Kongresi Bildirgesi'nin 1. Maddesi:
"- 1- Yüce Osmanlı devletiyle anlaşık devletler arasında yapılan antlaşmanın imzalandığı 30 Ekim 1918 günündeki sınırlarımız içinde kalan ve her yerde ezici çoğunluğu Müslüman olan Osmanlı ülkesinin parçaları (ki, bu parçalar bir sonraki belgede, yani Amasya Protokolü'nün ilk maddesinde -Osmanlı toprağı, Türkler ve Kürtler'in yaşadığı topraklardır.- diye açıklanıyor.) birbirlerinden ve Osmanlı bütünlüğünden hiçbir nedenle koparılamaz bir bütün oluşturur. Bu parçalarda yaşayan bütün Müslümanlar; birbirlerine karşı, karşılıklı saygı ve özveri duygularıyla dolu, etnik ve sosyal haklarıyla, bulundukları yöne koşullarına bütünüyle bağlı öz kardeştirler..."
(Sivas Kongresi, Vehbi Cem Aşkın, Ankara, 1963, Sayfa: 158)
Amasya Protokolü Tutanağı'nın 1. Maddesi şu cümlelerle başlıyor:
"- Bildirgenin 1. Maddesinde Osmanlı devletinin düşünülen ve kabul edilen sınırları, Türk ve Kürtler'in oturdukları yerleri kapsadığı ve Kürtler'in Osmanlı topluluğundan ayrılmasının olanaksızlığı belirtildikten sonra, bu sınırın en az bir istek olmak üzere elde edilmesinin sağlanması gereği ortaklaşa kabul edildi. Bununla birlikte yabancılar tarafından, görünüşte Kürtler'in bağımsızlığı amacı altında uydurulan yalanların önüne geçmek için de, bu durumun Kürtlerce şimdiden bilinmesi uygun görüldü..."
(1-Yurt Ansiklopedisi, Cilt: 1, Amasya maddesi. 2-Atatürk'ün Kurtuluş Savaşı Yazışmaları, Mustafa Onar, Kültür Bakanlığı Yayınları, 1995, Cilt: 1, Sayfa: 268, Belge no: 348)
9. Ordu Birlikleri Müfettişi Mustafa Kemal, Havza'dan, 29 Mayıs 1919 günü Genelkurmay Başkanlığı'na çektiği telgraf:
"- Bağımsız Kürdistan görüşünü savunan, Diyarbakır'daki Kürt Kulübü ile hükümet yandaşı olan öteki kulüpler arasındaki çelişkinin arttığını araştırmalarımdan öğrendim. Kürtler'e ve Kürdistan üzerinde etkili, savaş sırasında yakınlık ve sevgilerini çok iyi kazandığım Kürt ileri gelenlerinden bazılarına doğrudan, bazılarına Kolordu aracılığıyla telgraflar çekerek, devletin gerçek durumunu ve kendilerince alınması gereken önlemler için gereği kadar bilgi vererek, etkili öğütlerde bulundum. Son günlerde edindiğim bazı bilgilere göre, Kürdistan bölgesiyle de ilgilenmek gerekiyor, Bunun için bağımsız Kürdistan olmak üzere, İngilizlerce de desteklenen hangi bölgelerdir ve ileride çok... (bu cümlenin sonu okunamıyor.) Yine İngilizlerce kışkırtılan bölgeler hangileridir? Bu konuda yüksek Başkanlığınızdaki bilgilerin bildirilmesi için emirlerinizi dilerim..."
(Harb Tarihi Vesikaları Dergisi, Sayı: 4)
Mustafa Kemal'in, 15 Haziran 1919'da Diyarbakır Valiliği'ne gönderdiği telgraftan:
"- Bütün milletin, hayat ve bağımsızlığını kurtarmak için birleştiği şu önemli günlerde, bir yabancı devletin korumasına sığınarak düşük ve esir yaşamayı tercih eden her türlü ilkenin, ülkeyi parçalayacak her türlü derneğin kapatılması çok hayati ve gerekli bir görev olduğundan, Kürt Kulübü konusundaki uygulamanız tarafımızdan da uygun görülmüştür... Bu nedenle, Diyarbakır ve bağlı yörelerde Müdafaa-i Hukuk ve Redd-i İlhak Derneklerinin oluşmasına ve kurulmasına yardım edilmesini önemli salık veririm. Ve özellikle Kürt Kulübünün üyeleriyle, bugünkü telgrafım kapsamında görüşerek uzlaşmak uygundur..."
(Söylev, Hıfzı Veldet Velidedeoğlu, Sayfa: 10)
Mustafa Kemal'in Diyarbakır Valisi'ne gönderdiği yukarıdaki telgrafa karşılık, Erzurum'daki Kâzım Karabekir Paşa'ya gönderdiği telgraftan:
"- Diyarbakır'da Kürt Kulübünün İngilizler'in kışkırtmasıyla, İngilizler'in koruyuculuğunda bir Kürdistan kurmak amacını izlediği anlaşıldığından kapattırılmıştır. Üyeleri hakkında soruşturma yapılıyor. Kürdistan'ın tanınmış beylerinden aldığım telgraflarda, dağıtılan bu Kürt Kulübü'nün hiçbir Kürt'ü temsil etmediği, birkaç kendini bilmezin girişimlerinin sonucu olduğu, ülke ve milletin bütünüyle bağımsız ve özgür yaşaması uğrunda her türlü özveriye ve bu konuda emirlerinize hazır oldukları bildirilmektedir... Hükümetin (İstanbul) bayağı tutsak bir durumda olması, başkentin baskılı bir askeri işgal altında bulunması dolayısıyla milletin kurtuluşunun, yine millet ordusuyla gerçekleşeceği sizce de bilinmektedir. Bu nedenle, ben Kürtler'i daha ötesi bir öz kardeş olarak, bütün milleti bir nokta çerçevesinde birleştirmek ve bunu dünyaya Müdafaa-i Hukuk dernekleri aracılığıyla göstermek karar ve çabasındayım..."
(Söylev, Hıfzı Veldet Velidedeoğlu, Sayfa: 49)
Mustafa Kemal'in, Edirne'deki 12. Kolordu Komutanı Mehmet Selahattin Bey'e gönderdiği bir mesajdan:
"- Ezici çoğunluğu Türk ve Kürt olan bu illerden bir karış bile verilemez..."
(Söylev, Hıfzı Veldet Velidedeoğlu, Cilt:1 Sayfa: 72)
Mustafa kemal'in, 15 Eylül 1919'da, Sivas'tan Malatya'daki Hacı Kaya ile Satzade Mustafa Ağalar'a gönderdiği telgraftan:
"- Padişah ve millet düşmanlarının yalanlarına kapılarak, Allah korusun Müslümanlar arasında kan akıtılması ve suçsuz zavallı Kürt kardeşlerimizden bir çoğunun padişah askerlerince öldürülmeleri gibi, her iki dünya için pek acıklı durumun önlenmesi için yurtseverce çabalarınızın artması Sivas Kongresi Genel Kurulu'nce teşekküre ve övgüye layık görülmüştür. Sizin gibi din ve namus sahibi büyükler oldukça, Türk ve Kürt'ün birbirinden ayrılmaz iki öz kardeş olarak yaşayacağı ve halifelik makamı çevresinde sarsılmaz bir gövde gibi iç ve dış düşmanlarımıza karşı demirden bir kale biçiminde kalacağı kuşkusuzdur..."
(Atatürk'ün Tamim Tebliğ ve Beyannameleri, Nimet Arsan, Sayfa: 63)
Bazı milletvekilleri, verdikleri bir yasa değişikliği önergesiyle, ülke sınırlarının dışında doğan ve 5 yıl süreyle belli bir yerde oturmayan Mustafa Kemal'i vatandaşlık haklarından yoksun bırakıp, seçilmesini engellemek istiyorlardı. Mustafa Kemal, Nutuk'ta bu gelişmeyi anlatırken, "Türk ve Kürt halklarının ayrı ayrı ifade edildiği" 1924 yılı Seçim Yasası'nın 14. Maddesi üzerinde duruyor:
"- ...14. maddedeki satırları gözden geçirecek olursanız orada deniliyor ki, TBMM'ne üye seçilebilmek için Türkiye'nin bugünkü sınırları içindeki yerler halkından olmak veya kendi seçim bölgesinde yerleşmiş olmak gerekir. Göçmen olarak gelenlerden Türk ve Kürtler bir yere yerleştirildikleri günden 5 yıl geçmiş ise seçilebilir...' Ne yazık ki, doğum yerim bugünkü sınırlar dışında kalmış bulunuyor. İkincisi, herhangi bir seçim bölgesinde 5 yıl süreyle oturmuş ta değilim..."
(Nutuk, Sabah Gazetesi Yayınları, İstanbul, 1991, Sayfa: 479)
Mustafa Kemal'in, 3 Temmuz 1920 günü, Büyük Millet Meclisi'nde yaptığı konuşmasının bir bölümünden aynen:
"- ...Biz aslında gerek Suriye, gerek Irak'taki insanların bağımsızlığını esas kabul etmişizdir. Buna ilişkin bir itirazımız yoktur. Sonra bizim kabul ettiğimiz prensipler gözden geçirilecek olursa Rus Sovyet Cumhuriyeti bazı şeyleri tabiî buluyor. Örneğin Ermenistan'daki insanların kendi geleceklerini kendi oylarıyla belirlemeleri... Erivan Cumhuriyeti'ni kuran ve oluşturan Ermeniler'in bağımsız olmalarını ve bu anlamda istekleri neyse zaten kabul etmişizdir. Fakat Kürdistan, Lazistan ve diğerleri hakkında değil. Umumi olarak prensip şudur ki; Milli sınırlar olarak çizdiğimiz daire içerisinde yaşayan ve değişik Müslüman unsurlar, birbirlerine karşı ırkî, yerel ve hukuksal bütün haklarına saygılı öz kardeşlerdir. Bu nedenle, onların isteğinin dışında bir şey yapmayı biz de arzu etmeyiz. Bizce kesin olarak açık olan bir şey varsa, o da milli sınırlar içinde Kürt, Laz, Çerkez ve diğer bütün Müslüman unsurların çıkarları ortaktır. Beraber yaşamaya karar vermişlerdir. Yoksa hiçbir zaman başka bir bakış noktası yoktur. İçtenlikle kardeşçesine ve dine dayalı bir birlikleri vardır. Hiç şüphemiz yoktur ki, Kürt, Laz ve diğerlerinin görüşleri sorulduğunda onlar da aynı şeyi söyleyeceklerdir..."
(Gizli Oturumlarda Atatürk'ün Konuşmaları, Sadi Borak, Çağdaş Yayınları, İstanbul, 1977, Sayfa: 109)
Mustafa Kemal'in, 16 Ocak 1923 günü, İzmir'de dönemin ünlü gazetecilerine yaptığı açıklama, 2000'E DOĞRU Dergisi tarafından 1987 yılının Eylül ayında kapak konusu yapılarak yayınlandı. Ancak dergi daha matbaada iken el konularak dağıtımı engellendi. Bu belgeler, Devlet Güvenlik Mahkemesi nezdinde yapılan itiraz yerinde bulununca, mahkeme kararı ile yayınlandı.
Türk Tarih Kurumu eski Başkanlarından Prof.Dr. Serafettin Turan'ın da doğruladığı belge aynen şöyle:
"- Kürt sorunu; bizim yani Türklerin çıkarına da kesinlikle sözkonusu olamaz. Çünkü bildiğiniz gibi bizim milli sınırlarımız içinde bulunan Kürt unsurlar, öylesine yerleşmişlerdir ki, pek sınırlı yerlerde yoğun durumdadırlar. Fakat yoğunluklarını kaybede kaybede ve Türk unsurların içine gire gire, öyle bir sınır çizmek istesek, Türklüğü ve Türkiye'yi mahfetmek gerekir. Sözgelişi, Erzurum'a kadar giden, Erzincan'a Sivas'a kadar giden, Harput'a kadar giden bir sınır aramak gerekir. Ve hatta Konya çöllerindeki Kürt aşiretlerini de gözden uzak tutmamak gerekir. Dolayısıyla başlıbaşına bir Kürtlük düşünmektense, bizim Anayasa gereğince zaten bir tür yerel özerklikler oluşacaktır. O halde hangi ilin halkı Kürt ise onlar kendilerini özerk olarak idare edeceklerdir. Bundan başka Türkiye'nin halkı sözkonusu olurken, onları da (Kürtler'i) birlikte ifade etmek gerekir. İfade edilmedikleri zaman, bundan kendilerine ait sorun çıkarmaları daima beklenir. Simdi Türkiye Büyük Millet Meclisi, hem Türklerin, hem de Kürtlerin yetkili vekillerinden (milletvekillerinden) oluşur ve bu iki unsur, bütün çıkarlarını ve geleceklerini birleştirmişlerdir. Yani onlar bilirler ki, bu ortak bir şeydir.. Ayrı bir sınır çizmeye kalkışmak doğru olmaz..."
(1-İkibin'e Doğu Dergisi, İstanbul, 6 Kasım 1988, Sayı: 46 (Kapak Konusu) 2-Türk Tarihi Kurumu Arşivi,1089 numaralı belge)
Mustafa Kemal'in Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Heyeti Temsiliye Başkanı ünvanı ile Silvan'ın ileri gelenlerinden Abdullah Beyzade Sadık'a gönderdiği ve orjinali şu anda adıgeçen kişinin ailesinde olan mesaj:
"- Soylu, onurlu ve asil ailenin evladı olduğunuza tanık olan mektubunuzu büyük bir memnuniyetle aldım. Vatanperverliğiniz, onur ve haysiyetiniz ve dine olan yüksek bağlılığınızla bu ülke ve millete en büyük hizmetlerde bulunacağınıza, asırlarca olduğu gibi bundan sonra da öz kardeş olan Türk ile Kürdün sarsılmaz bir aşk ve iman ile izzet ve şeref sahibi bu kutsal vatan topraklarını savunacağına, milletin namusunu koruyacağına şüphe yoktur.Bütün arkadaşlara selam ve saygılar sunarım.."
* * * Acaba Atatürkün Kürdistan diye bahsettigi topraklar Amerikanın neresinde yer alıyor, Kuzeyinde mi Güneyinde mi. *
* * * Daha önce bir kısmına benim de Kürt Meselesi başlıgında yer verdigim bu mesajlara bu sefer toplu olarak ate forumda rastgeldim , ben de çalıp buraya astım.

*Derlemeler Bahadır a aittir. Tarihsel vesikalardır, kaynakları mevcuttur. Acaba Atatürkün bahsettigi bu Kürtler nerede yaşıyor. Vesikaları dikkatle tetkik etmenizi istiyorum, ondan sonra karar verirsiniz. Kürt var mıymış, yok muymuş.
* * * * saygılarımla