insanları etkileyip ve kandırmanın en iyi yollarından biri herhangi bir şahısa insan üstü *özellikler ve güçler izafe
etmektir.iyi organize edilen ''ULU İNSAN'' modeli her zaman etkili olmuş ve olmaya devam edecektir
yukardaki cümlelerime uyan en iyi insanlardan biride said'dir
bakın mücize insan nasıl anlatılıyor.
Molla Said, Bitlis'te iken onbeş-onaltı yaşlarında idi. Henüz sinn-i bülûğa vâsıl olmuştu. O zamana kadar bütün malûmatı sünuhat (kalbe gelen mana sezgi) *kabilinden olduğu için, uzun uzadıya mütalaaya lüzum görmezdi. Fakat o zaman sinn-i bülûğa *buluğ yaşı) vâsıl olduğundan mı veyahut siyasete karıştığından mı, her nedense eski sünuhat yavaş yavaş kaybolmağa başladı. Bunun üzerine her türlü fenne ait eserleri tedkike koyuldu. Bilhassa Din-i İslâma varid olan şekk ve şübheleri reddetmek için "Metali" ve "Mevakıf" nam eserler ile ulûm-u âliye آليه (Sarf, Nahiv, Mantık vesaire) ve âliyeye عاليه (Tefsir ve İlm-i Kelâm)a dair kırk kadar kitabı iki sene zarfında hıfzeyledi. Hattâ her gün okumak şartıyla, hıfzettiği kitabların üç ayda bir kerre devrine muvaffak oluyordu. Molla Said'in iki mutezad ( zıtlık)hali vardı:
burdaki *bu abartılı hıfzeyleme (ezberleme) saidin doğru dürüst bir eğitim almadığını gizlemek için uydurduğu palavralardır. gerçekle hiç bir alaksı yoktur.
Molla Said günde bir-iki cüz' okumak suretiyle Kur'anı hıfza başladı. Her gün iki cüz' ezber etmekle, Kur'anın mühim bir kısmını hıfzına aldı, fakat iki sünuhat ile, tekmili müyesser olmadı:
yani günde iki cüz (yaklaşık 60 syfa) ezberliyormuş. ama iki sünuhat (sezgi aniden akla gelme ,yerleşme)
tamamlanması *mümkün olmadı.
savunucularıda olayı şöyle açıklıyor, bu durumu
''kuranın şanına ayıp olmasın diye önce önemli yerlerini ezberlemiş sonrada geri kalanını ezberlemiş''miş.
ne büyük tevazu ne büyük bir beyin!!!!!!!
zabıta ve kanun koyucu said.
Bitlis'te iken bir gün kendilerine vali ile bir kısım memurların içki içtikleri ihbar olununca, hiddetlenerek:
-Bitlis gibi dindar bir memlekette hükûmeti temsil eden bir zâtın irtikâb ettiği bu muameleyi kabul edemem! diyerek içki meclisine gider. Evvelâ içki hakkında bir hadîs-i şerif okuduktan sonra pek acı sözler söyler; valinin vurdurmak için işaret etmesi ihtimaline binaen de bir elini rovelverinin bulunduğu yerde tutar. Fakat vali fevkalâde mütehammil ve hamiyetli bir zât olduğundan, kat'iyen ses çıkarmaz. Oradan ayrılınca valinin yaveri genç Said'e
mucizelerle dolu said *diye söylenirmiş.
işte zurnanın zırt dediği yer burası. tam bir palavra. ülen sen kimsin osmanlı paşası kim ki dan diye içki meclisine giriyorsun. *yine büyük bir islam mücahidi !! var karşımızda. tayyare bile olsa var.
Bir gece Molla Said, rü'yasında Şeyh Mehmed Küfrevî Hazretlerini görür. Kendisine hitaben:
-Molla Said; gel beni ziyaret et, gideceğim demesi üzerine hemen gider; ziyaret eder. Ve şeyhin uçup gittiğini görünce, uyanır. Saate bakar, saat gecenin yedisidir. Tekrar yatar. Sabahleyin Şeyh'in hanesinden matem seslerinin yükseldiğini işitir, oraya gider ve Şeyh Hazretlerinin gece saat yedide vefat ettiğini haber alır.
artık evliyalık duvarından geçmeye hazır bir said var karşımızda .ne diyelim hayırlı olsun.
artık uhrevi ilimleri bitiren saidin müsbet ilimleri öğrenme vakti gelmiştir. zaten hayalindeki el-ezher muadili
fatumatuzzehra üniversitesini kurmayı hayal eden bir müderrisede bu hal yakışır
Bu kanaatı hasıl ettiği o zamanda, ulûm-u müsbete denilen bütün fenleri tetebbua başlayarak pek kısa bir zamanda Tarih, Coğrafya, Riyaziyat, Jeoloji, Fizik, Kimya, Astronomi, Felsefe gibi ilimlerin esaslarını elde etmiştir. Bu ilimleri bir hocadan ders alarak değil, yalnız kendi mütalaası sayesinde hakkıyla anlamıştır. Meselâ: Bir Coğrafya muallimini, mübahaseye girişmeden evvel, yirmidört saat içerisinde eline geçirdiği bir coğrafya kitabını hıfzetmek suretiyle, ertesi gün Van Valisi merhum Tahir Paşa'nın konağında onu ilzam eder. Ve yine aynı surette bir muaraza neticesinde beş gün zarfında Kimya-yı Gayr-ı Uzvî'yi (İnorganik Kimya) elde ederek, Kimya muallimiyle muarazaya girişir ve onu da ilzam eder. İşte pek geç yaşındaki mezkûr hârikulâdeliklere ve bahr-ı umman halinde bir ilme mâlikiyetine şahid olan ehl-i ilim, Molla Said'e "Bediüzzaman" lakabını vermiştir. Bediüzzaman Van'da bulunduğu müddet zarfında, o zamana kadar edindiği fikir ve mütalaalar ve ilmî ve dinî tedris usûllerini görmek ile ve zamanın ihtiyac-ı zarurîlerini nazar-ı itibare almakla kendisine mahsus bir usûl-ü tedris icad eder. Bu da, hakaik-i diniyeyi asrın fehmine uygun en yeni izah ve beyan tarzlarıyla isbat etmek suretiyle talebelerini tenvir etmektir
bakın ortada bir icazet (diploma) yok bilmem kimin şahitliği var. hepsi palavra
ya matematik .o konudada deha sahibi bir said var karşımızda.
Bediüzzaman, riyaziyede hârikulâde bir sür'at-i intikale mâlik idi. Herhangi bir müşkil mes'eleyi, zihnen hemen hallederdi. Hattâ Cebir Mukabele ilminde bir risale te'lif etmişti. Tahir Paşa nezdinde hesab mes'eleleri münakaşa mevzuu olduğunda hesaba dair hangi mes'ele bahsedilse, başkaları ve en mâhir kâtibler neticeyi bulamadan, Molla Said zihnen çıkarıyordu. Çok defalar böyle yarışlara girişir ve umumunda daima birinci gelirdi.
örnekleri uzatmak mümkün. üzücü olan bir sürü safdillerin böyle palavralara inanıp ağababalarını zengin etmeleri.
zannediyorlarki ''biz islama hizmet ediyoruz. allahta bizim bu tarikatlara verdiğimiz rahmani rüşvetler sayesinde cennete gireriz''.
merak edenler bu ve buna benzer palavraları aşağıdaki linkten görebilrler
ne diyeyim ,selam ve dua ile
http://www.nur.web.tr/icsayfa.php?ac...book=53&lang=1