UKKTH: Bir Kamburdan Kurtulmak (Mı?)
Bilindiği üzere Marksist-Leninistlerce savunulan bir ilke vardır, Ulusların Kendi Kaderini Tayin Hakkı İlkesi. Kısaca ''UKKTH'' ilkesi. Bu ilkenin temel mantığını şöylece özetleyebilirim;
* Henüz kendi ulus devletini kuramamış veya ulusal haklarını alamamış durumdaki halkların bu durumu sınıf mücadelesini önleyen bir engel olarak görülüp, bir an evvel ulusal sorunun çözülmesi sırayı sınıf mücadelesine getireceği, yani işçi sınıfı ile burjuvazi arasında çelişkiyi daha rahat bilince çıkarmanın olanağını hazırlayacağı için ulusal kurtuluşçu akımların desteklenmesi.
* Ulusal sorunun çözümüne önderlik eden burjuvazinin emperyalizmden bağımsız bir ''ulusal burjuvazi'' olduğu düşüncesi. Ulusal kurtuluşçu hareketlerin, ulusal haklarını alana veya kendi ulus devletini kurana kadar anti-emperyalist ve anti-feodal bir karakterde olmaları. Kurulacak olan ulus devlette burjuva demokratik devrimin yapılarak işçi sınıfının gelişimi ve sosyalizm mücadelesinin büyümesi için koşulların olgunlaşacak olması.
Fakat ben son zamanlarda bu mazeretlerin artık geçerli olmadığını ve UKKTH'nin artık miadını doldurmuş olduğunu düşünmeye başladım. Çünkü;
* Ulusal sorunun sınıf mücadelesini öncelemesi demek, ulusal kimliğin sınıf kimliğinin önüne konmasını komünistlerin pasifçe kabullenmesi demektir. Ve bu durum kabul edilemez. Kaldı ki, ulusal hakların emekçilerin mücadelesi üzerinden ve sosyalizme geçişle de alınması mümkündür. Hiçbir sol talebi olmayan, emek vurgusu ve sosyalizm hedefi olmayan hareketlerin sırf ulusal istemlerde bulundukları için desteklenmesi yanlış olacaktır. Bu noktada, bu tür hareketlerin desteklenmemesi ile ulusal taleplerin dikkate alınmamasının farklı şeyler olduğu gözden kaçmamalıdır. Emek-sermaye çelişkisini çözmemiz için önce ulusal sorun gibi sorunları çözmemiz gerekecekse, kapitalizm sorun çıkarmakta ustalaşmış olduğu için, sıra bir türlü emek-sermaye çelişkisinin çözümüne gelemeyecek demektir. Maoizmden devşirme ''temel çelişki-baş çelişki'' ayrımı artık savunulmaması gereken bir teorik hatadır. Geçmişte ulusal hareketler, söz konusu topluluk içerisinde gelişmiş bir işçi sınıfı olmaması sebebiyle destekleniyordu. Fakat günümüzde globalleşerek piyasacı ilişkileri dünyanın her yerine yayan kapitalizm en geri ülkelerde bile azımsanmayacak bir işçi sınıfı yarattığı için, bu mazeret de ortadan kalkmıştır.
* Geçmişte burjuvazinin sadece bir kesiminin(büyük-tekelci kesiminin) emperyalizme bağımlı olduğu fakat bundan ayrı olarak bir de orta-milli bir burjuvazinin varolduğu ve bu sınıfın ilerici-demokratik istemlerin taşıyıcısı olabileceği iddia edilmekteydi. Ulusal kurtuluşçu hareketler de ulusal bir burjuvaziye dayandığı veya bu sınıfı yaratmayı temel aldığı için anti-emperyalist ve demokratik(yani anti-feodal), dolayısıyla da ilerici kabul edilebiliyordu. Oysa emperyalist aşamaya girildiğinden beri kapitalizm ilericiliğini yitirmiştir, tek ilerici sınıf proletaryadır, burjuvazi kendi devrimini yapar yapmaz işçi sınıfı tehlikesine karşı feodal artıklarla işbirliğine girişmiştir; bu sebeplerden dolayı ona demokrat(anti-feodal) bir özellik atfetmek hata olacaktır.
Öte yandan günümüz dünyasında ''ulusal burjuvazi'' diye bir sınıf kalmamıştır; burjuvazi tamamen dünya pazarına açılmış, yabancı ortaklar edinmiş ve pek çok çıkar ağıyla emperyalizme bağlanmıştır. Hiçbir yerli ya da ulusal yanı yoktur. Zaten emperyalizm, kapitalizmin en son biçimidir ve tüm kapitalist ülkelerde içsel bir olgudur. Anti-emperyalist mücadele ancak ve ancak anti-kapitalizm temelinde mümkün olabilir. Kısacası, burjuvazinin veya kapitalizmin artık anti-emperyalist özellikler gösterebilmesi de mümkün değildir. Ulusal kurtuluşçu hareketler tüm ilericiliklerini yitirmişlerdir. Ulus ve ulus devlet nosyonu üzerinden politika üretme dönemi kapanmıştır. Ulusun haklarını savunan bir hareket ancak ve ancak sosyalist bir programa da sahipse desteklenebilir. Aksi halde, verdiğinden fazlasını alan bir hareket haline gelmesi kaçınılmaz olacaktır. Bunu tarihsel olarak Türk ulusal kurtuluş hareketinden de(kemalizm) görmekteyiz.
Günümüzde ulusal kurtuluşçu hareketlerin anti-emperyalist veya anti-feodal bir özellikleri kalmadığı ve bu tür hareketlerin başlıca öznesi olan ''ulusal burjuvazi'' de ulusallığını ve demokratikliğini yitirerek gericileştiği için ulusal kurtuluşçu hareketlerin desteklenmesi hatadır. Ulusların kendi kaderini tayin hakkı ilkesinin miadı dolmuştur. Elbette her halkın ana dili ve bunu sonuna kadar kullanma hakkı tanınmalıdır. Fakat sadece bu istemlerden hareketle yola koyulan bir siyaset kesinlikle ilerici değildir. Herşeyden evvel artık proleteryanın bilinci ulusal kimlik altında bulandırılmamalı ve sosyalist devrim mücadelesinin önüne çeşitli ulusal aşamalar icat edilmemelidir.
Öte yandan ''yurtseverlik'' teması da bir siyasi başlık olarak kullanılmamalıdır. Bunun için anti-emperyalizm veya bağımsızlıkçılık temaları yeterlidir. Yurtseverlik ise bizi belli bir toprak parçasına çakılı hale getirir, başka memleketlerdeki sınıf kardeşlerimizle enternasyonal bir ilişki geliştirmemize engel olabilir. Mücadelenin gereklerine göre kıtasal, dünyasal, bölgesel veya tam aksine yerel ölçekte de düşünmemiz gerekebilir ve ulusalcılık/milliyetçilik ya da yurtseverlik bunlara engel olabilir.
Öte yandan, günümüz işçilerinin önemli bir bölümü neredeyse konar-göçer bir haldedir. Pek çok memlekette pek çok göçmen işçi vardır ve işçi sınıfı göçebeleşmiştir. Göçebelerin yurtseverliği olmaz. İşçi sınıfı için doğduğu yer değil doyduğu yer önemlidir. Zaten bunu kapitalist sistem dayatmaktadır. Ve yine dünyanın ezici çoğunluğunda burjuva devletleri söz konusudur, dolayısıyla söz konusu ''vatanlar'' da burjuvazinin vatanlarıdır. Proleteryanın, burjuvazinin vakti zamanında kurduğu ulusal çitlerle birbirine yabancılaştırılmaya değil, bilakis, bu yabancılaşmayı aşmaya ihtiyacı vardır. Bizim egemen olmadığımız, işçi iktidarlarının henüz kurulmadığı memleketler bizim vatanımız değildir ve olamaz. Zira kölelerin vatanı yoktur. Bir ülkenin kaymağını kim yiyorsa, kim egemense, kim yönetiyorsa orası onun vatanıdır. İşçi sınıfı enternasyonal bir sınıftır ve sosyalizm enternasyonal bir sistemdir. İşçilerin vatanı tüm dünyadır fakat dünya ancak devrim sonrasında işçi iktidarları kurulunca vatanımız olacaktır. Şu an için ise her yerde köleyiz; köle olduğumuz toprakları vatanımız yapabilmek için, devrim ve kendi iktidarımız için mücadele ediyoruz.
Kısacası; tıpkı kadın, eşcinsel ya da çevre konusu gibi ulusal konuda da hak mücadelesi önemlidir. Ama nasıl ki sosyalizmle temellendirilmeyen bir feminizmi ''burjuva feminizmi'' olarak adlandırmakta, ya da sadece eşcinsel haklarını arayıp diğer konulara sessiz kalanlara ''liberal'' demekte bir sakınca görmüyorsak, sadece ulusal haklar için mücadele edip diğer tüm sorunlar karşısında düzen içi tutum alan hareletlerin de sosyalistler tarafından ''kafadan'' desteklenmesi düşünülemez. Öte yandan, ulusal kurtuluşçu hareketler günümüz dünyasında anti-kapitalist bir temele dayanmadıklarında nasıl ki sahte bir pozisyona düşüyorlarsa, ezilen ulus milliyetçiliği de sosyalist bir zemine dayanmadığında şovenizme kaymaya mahkumdur. Her türlü milliyetçiliğe karşı çıkılmalıdır.
Konu Jolly Jocker tarafından (20-05-2011 Saat 21:21 ) değiştirilmiştir.
|