Turan Dursun Sitesi Forumları
Geri git   Turan Dursun Sitesi Forumları > Genel Forumlar > Politika

Cevapla
 
Başlık Düzenleme Araçları Stil
  #1  
Alt 20-05-2011, 21:07
Jolly Jocker - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Jolly Jocker Jolly Jocker isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 24 Aug 2008
Bulunduğu yer: Antalya
Mesajlar: 1.323
Standart UKKTH: Bir Kamburdan Kurtulmak (Mı?)

Bilindiği üzere Marksist-Leninistlerce savunulan bir ilke vardır, Ulusların Kendi Kaderini Tayin Hakkı İlkesi. Kısaca ''UKKTH'' ilkesi. Bu ilkenin temel mantığını şöylece özetleyebilirim;

* Henüz kendi ulus devletini kuramamış veya ulusal haklarını alamamış durumdaki halkların bu durumu sınıf mücadelesini önleyen bir engel olarak görülüp, bir an evvel ulusal sorunun çözülmesi sırayı sınıf mücadelesine getireceği, yani işçi sınıfı ile burjuvazi arasında çelişkiyi daha rahat bilince çıkarmanın olanağını hazırlayacağı için ulusal kurtuluşçu akımların desteklenmesi.

* Ulusal sorunun çözümüne önderlik eden burjuvazinin emperyalizmden bağımsız bir ''ulusal burjuvazi'' olduğu düşüncesi. Ulusal kurtuluşçu hareketlerin, ulusal haklarını alana veya kendi ulus devletini kurana kadar anti-emperyalist ve anti-feodal bir karakterde olmaları. Kurulacak olan ulus devlette burjuva demokratik devrimin yapılarak işçi sınıfının gelişimi ve sosyalizm mücadelesinin büyümesi için koşulların olgunlaşacak olması.

Fakat ben son zamanlarda bu mazeretlerin artık geçerli olmadığını ve UKKTH'nin artık miadını doldurmuş olduğunu düşünmeye başladım. Çünkü;

* Ulusal sorunun sınıf mücadelesini öncelemesi demek, ulusal kimliğin sınıf kimliğinin önüne konmasını komünistlerin pasifçe kabullenmesi demektir. Ve bu durum kabul edilemez. Kaldı ki, ulusal hakların emekçilerin mücadelesi üzerinden ve sosyalizme geçişle de alınması mümkündür. Hiçbir sol talebi olmayan, emek vurgusu ve sosyalizm hedefi olmayan hareketlerin sırf ulusal istemlerde bulundukları için desteklenmesi yanlış olacaktır. Bu noktada, bu tür hareketlerin desteklenmemesi ile ulusal taleplerin dikkate alınmamasının farklı şeyler olduğu gözden kaçmamalıdır. Emek-sermaye çelişkisini çözmemiz için önce ulusal sorun gibi sorunları çözmemiz gerekecekse, kapitalizm sorun çıkarmakta ustalaşmış olduğu için, sıra bir türlü emek-sermaye çelişkisinin çözümüne gelemeyecek demektir. Maoizmden devşirme ''temel çelişki-baş çelişki'' ayrımı artık savunulmaması gereken bir teorik hatadır. Geçmişte ulusal hareketler, söz konusu topluluk içerisinde gelişmiş bir işçi sınıfı olmaması sebebiyle destekleniyordu. Fakat günümüzde globalleşerek piyasacı ilişkileri dünyanın her yerine yayan kapitalizm en geri ülkelerde bile azımsanmayacak bir işçi sınıfı yarattığı için, bu mazeret de ortadan kalkmıştır.

* Geçmişte burjuvazinin sadece bir kesiminin(büyük-tekelci kesiminin) emperyalizme bağımlı olduğu fakat bundan ayrı olarak bir de orta-milli bir burjuvazinin varolduğu ve bu sınıfın ilerici-demokratik istemlerin taşıyıcısı olabileceği iddia edilmekteydi. Ulusal kurtuluşçu hareketler de ulusal bir burjuvaziye dayandığı veya bu sınıfı yaratmayı temel aldığı için anti-emperyalist ve demokratik(yani anti-feodal), dolayısıyla da ilerici kabul edilebiliyordu. Oysa emperyalist aşamaya girildiğinden beri kapitalizm ilericiliğini yitirmiştir, tek ilerici sınıf proletaryadır, burjuvazi kendi devrimini yapar yapmaz işçi sınıfı tehlikesine karşı feodal artıklarla işbirliğine girişmiştir; bu sebeplerden dolayı ona demokrat(anti-feodal) bir özellik atfetmek hata olacaktır.

Öte yandan günümüz dünyasında ''ulusal burjuvazi'' diye bir sınıf kalmamıştır; burjuvazi tamamen dünya pazarına açılmış, yabancı ortaklar edinmiş ve pek çok çıkar ağıyla emperyalizme bağlanmıştır. Hiçbir yerli ya da ulusal yanı yoktur. Zaten emperyalizm, kapitalizmin en son biçimidir ve tüm kapitalist ülkelerde içsel bir olgudur. Anti-emperyalist mücadele ancak ve ancak anti-kapitalizm temelinde mümkün olabilir. Kısacası, burjuvazinin veya kapitalizmin artık anti-emperyalist özellikler gösterebilmesi de mümkün değildir. Ulusal kurtuluşçu hareketler tüm ilericiliklerini yitirmişlerdir. Ulus ve ulus devlet nosyonu üzerinden politika üretme dönemi kapanmıştır. Ulusun haklarını savunan bir hareket ancak ve ancak sosyalist bir programa da sahipse desteklenebilir. Aksi halde, verdiğinden fazlasını alan bir hareket haline gelmesi kaçınılmaz olacaktır. Bunu tarihsel olarak Türk ulusal kurtuluş hareketinden de(kemalizm) görmekteyiz.

Günümüzde ulusal kurtuluşçu hareketlerin anti-emperyalist veya anti-feodal bir özellikleri kalmadığı ve bu tür hareketlerin başlıca öznesi olan ''ulusal burjuvazi'' de ulusallığını ve demokratikliğini yitirerek gericileştiği için ulusal kurtuluşçu hareketlerin desteklenmesi hatadır. Ulusların kendi kaderini tayin hakkı ilkesinin miadı dolmuştur. Elbette her halkın ana dili ve bunu sonuna kadar kullanma hakkı tanınmalıdır. Fakat sadece bu istemlerden hareketle yola koyulan bir siyaset kesinlikle ilerici değildir. Herşeyden evvel artık proleteryanın bilinci ulusal kimlik altında bulandırılmamalı ve sosyalist devrim mücadelesinin önüne çeşitli ulusal aşamalar icat edilmemelidir.

Öte yandan ''yurtseverlik'' teması da bir siyasi başlık olarak kullanılmamalıdır. Bunun için anti-emperyalizm veya bağımsızlıkçılık temaları yeterlidir. Yurtseverlik ise bizi belli bir toprak parçasına çakılı hale getirir, başka memleketlerdeki sınıf kardeşlerimizle enternasyonal bir ilişki geliştirmemize engel olabilir. Mücadelenin gereklerine göre kıtasal, dünyasal, bölgesel veya tam aksine yerel ölçekte de düşünmemiz gerekebilir ve ulusalcılık/milliyetçilik ya da yurtseverlik bunlara engel olabilir.

Öte yandan, günümüz işçilerinin önemli bir bölümü neredeyse konar-göçer bir haldedir. Pek çok memlekette pek çok göçmen işçi vardır ve işçi sınıfı göçebeleşmiştir. Göçebelerin yurtseverliği olmaz. İşçi sınıfı için doğduğu yer değil doyduğu yer önemlidir. Zaten bunu kapitalist sistem dayatmaktadır. Ve yine dünyanın ezici çoğunluğunda burjuva devletleri söz konusudur, dolayısıyla söz konusu ''vatanlar'' da burjuvazinin vatanlarıdır. Proleteryanın, burjuvazinin vakti zamanında kurduğu ulusal çitlerle birbirine yabancılaştırılmaya değil, bilakis, bu yabancılaşmayı aşmaya ihtiyacı vardır. Bizim egemen olmadığımız, işçi iktidarlarının henüz kurulmadığı memleketler bizim vatanımız değildir ve olamaz. Zira kölelerin vatanı yoktur. Bir ülkenin kaymağını kim yiyorsa, kim egemense, kim yönetiyorsa orası onun vatanıdır. İşçi sınıfı enternasyonal bir sınıftır ve sosyalizm enternasyonal bir sistemdir. İşçilerin vatanı tüm dünyadır fakat dünya ancak devrim sonrasında işçi iktidarları kurulunca vatanımız olacaktır. Şu an için ise her yerde köleyiz; köle olduğumuz toprakları vatanımız yapabilmek için, devrim ve kendi iktidarımız için mücadele ediyoruz.

Kısacası; tıpkı kadın, eşcinsel ya da çevre konusu gibi ulusal konuda da hak mücadelesi önemlidir. Ama nasıl ki sosyalizmle temellendirilmeyen bir feminizmi ''burjuva feminizmi'' olarak adlandırmakta, ya da sadece eşcinsel haklarını arayıp diğer konulara sessiz kalanlara ''liberal'' demekte bir sakınca görmüyorsak, sadece ulusal haklar için mücadele edip diğer tüm sorunlar karşısında düzen içi tutum alan hareletlerin de sosyalistler tarafından ''kafadan'' desteklenmesi düşünülemez. Öte yandan, ulusal kurtuluşçu hareketler günümüz dünyasında anti-kapitalist bir temele dayanmadıklarında nasıl ki sahte bir pozisyona düşüyorlarsa, ezilen ulus milliyetçiliği de sosyalist bir zemine dayanmadığında şovenizme kaymaya mahkumdur. Her türlü milliyetçiliğe karşı çıkılmalıdır.

Konu Jolly Jocker tarafından (20-05-2011 Saat 21:21 ) değiştirilmiştir.
Alıntı ile Cevapla
  #2  
Alt 21-05-2011, 01:19
D.E D.E isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 29 Jan 2007
Mesajlar: 110
Standart

Yazıya katılmakla beraber ufak bir not eklemek istiyorum...

UKKTH'ın miadının dolmasının bir nedeni de geçmişteki gibi halihazırda sosyalist -en azından alternatif- bir devletin bulunmayışıdır. Dolayısıyla sosyalist bir bakış açısı bulunmayan bir hareket başarılı olması halinde sistemin içine düşmekten, göbek bağıyla bağlanmaktan başka bir şansı bulunmamaktadır.

Elbette bu anadil, ulusal haklar gibi konularda destek olunmaması gerektiği anlamında değil. Nasıl ki sosyalistler eşcinsel, kadın hakları, çevre, eğitim vs gibi doğal haklar konusunda sonuna kadar mücadele etmeli ise aynı şekilde ulusal haklarıda hiçbir şekilde ihmal etmemelidir. -Yapılan bir ırkçı saldırı konusunda veya henüz alınmamış bir ulusal hak konusunda eylem yapmak veya destek olmak için iki kere düşünülmemelidir- (Elbette sorunun asıl öznelerinn bu konuda yaptıklarını geri plana atılacak bir eylem anlayışından bahsetmiyorum)

Klasik hastalığımızdır; varolan tüm sorunların çözümünün devrimden sonraya ertelenmesi.. Nasıl ki milliyetçilik savunamayacağımız bir hastalık ise bu da sola bulaşmış her sorunu devrimden sonra çözeriz gibi bir mantığa çıkan bir hastalıktır. Kadın sorununun veya ulusal bir sorunun tamamiyle ortadan kalkmasa bile sistem içinde belli aşamalara getirilmesi mümkündür.

Freddie arkadaşın tek cümlesine eleştirim var;

"Öte yandan, ulusal kurtuluşçu hareketler günümüz dünyasında anti-kapitalist bir temele dayanmadıklarında nasıl ki sahte bir pozisyona düşüyorlarsa, ezilen ulus milliyetçiliği de sosyalist bir zemine dayanmadığında şovenizme kaymaya mahkumdur"

şovenizm kelime anlamı olarak zaten ezen ulus milliyetçiliği demek olduğundan cümlenin "başarılı olması halinde" ile başlaması daha uygun olacak kanımca..

Kaldı ki somut sorunlar somut tahlilleri ilke ediniyorsak eğer ne UKKHT ne de UKKHT'nin miadının dolmuş olması bir reçete değildir. Yaşanılan dönemin şartlarına göre söylenebilecek sözlerdir. Yaşadığımız dönemde yukarıda söylediklerimide eklemek üzere Freddienin yazısının altına imzamı atarım.

Sen sofusun, hep dinden dem vurursun;
Banada sapık, dinsiz der durursun.
Peki, ben ne görünüyorsam oyum;
Ya sen? ne görünüyorsan o musun?
Alıntı ile Cevapla
  #3  
Alt 21-05-2011, 17:54
Die Die isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 09 Jan 2011
Bulunduğu yer: Ankara
Mesajlar: 125
Standart

Peki ya 3. yol üzerine hiç düşündünüz mü?
Bir de olaya ulusal kurtuluş mücadelesi veren gözünden bakalım.

Eğer ulusal kurtuluş mücadelesi verenler bunu başarırlarsa bu UKKTH sayesinde mi olacak?
Bizzat adamların kendi mücadelesi ile olacak.
Yoksa kalan diğer bölgede sosyalist devrim yaptıktan sonra ulusal bağımsızlığını kazanmış bölgeyi ilhak mı etmeyi düşünüyorsunuz?


Sosyalistler UKKTH'yi tanısa ne olur tanımasa ne olur?
Tavşan dağa küsmüş, dağın haberi olmamış.

Evet gün geliyor bıkıyorum senden; ama İstanbul'dan bıkmak gibi bir şey bu, git istersen cüzam kap bir yerlerden, görmek istersin -nicedir- tutkunluğumu

Konu Die tarafından (21-05-2011 Saat 18:02 ) değiştirilmiştir.
Alıntı ile Cevapla
  #4  
Alt 21-05-2011, 20:23
Jolly Jocker - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Jolly Jocker Jolly Jocker isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 24 Aug 2008
Bulunduğu yer: Antalya
Mesajlar: 1.323
Standart

Die´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
Peki ya 3. yol üzerine hiç düşündünüz mü?
Neymiş o ''üçüncü yol''? Anlat da öğrenelim.

Yoksa kalan diğer bölgede sosyalist devrim yaptıktan sonra ulusal bağımsızlığını kazanmış bölgeyi ilhak mı etmeyi düşünüyorsunuz?
Yazılanlardan bu sonucu çıkarmak için herhalde çok özel bir yetenek gerekiyor olmalı.

Sosyalistler UKKTH'yi tanısa ne olur tanımasa ne olur?
Tavşan dağa küsmüş, dağın haberi olmamış
Biz burada kendi aramızda konu hakkında düşünüyoruz. Sosyalistleri ciddiye almıyorsanız, konuya yazmamayı tercih edebilirsiniz.

Birkaç gündür dikkat ediyorum, politika konusudaki tüm mesajların trollük yapmaya dönük mesajlar. Hiç fikir barındırmıyor, onun yerine karşındakini provoke etmeyi hedefliyorsun. Kuyruğuna kim bastı, ne oldu bilmiyorum ama bende de basma arzusu yaratıyorsun.
Alıntı ile Cevapla
  #5  
Alt 21-05-2011, 21:54
Die Die isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 09 Jan 2011
Bulunduğu yer: Ankara
Mesajlar: 125
Standart

Başlık ne?
UKKTH denen kamburdan kurtulmak.

Buyrun hepiniz serbestsiniz, kurtulup istediğiniz yere gidin.
Yalnız TKP tarzı 'işçi sınıfının bölünmesi, emperyalizmle işbirliği, küçük burjuva isyanı' gibi saçmalıklarla bir halkın ayaklanmasını mahkum edemezsiniz.

Ulusal bir hareketten 'sosyalist' tavırlar da göstermesini bekleyemezsiniz.
Bu hep sizin kıskançlığınızın bir sonucu.
Ne kadar acımasız ne kadar basiretsiz insanlarsınız siz yahu.
Pkk emperyalistlerle işbirliği içinde, yok toprak ağalarının denetiminde vs. vs.
Ne bekliyordunuz siz?
Siz bir halkın topyekün komünist olmasını diliyorsunuz galiba.
Böyle bir şey mümkün değil ayrıca Kürtlerin böyle bir zorunluluğu da yok.

Kendinizi ne zannediyorsunuz bilmiyorum ki.
Siz sokaklarda Yök kalkacak diye bıdı bıdı edip utanmadan siyasi partilerinin legal kanadını 'düzen ile işbirliğiyle' suçlarken, sizin tarihiniz boyunca görmediğiniz mücadelelerini hala sürdürüyorlar.

Sizin yaptığınız ne?
Entelektürl gevezelik.
Başka hiçbir şey değil.
Türk Solu Kürt Ulusal Hareketi'ni anlamamakta hala ısrar ediyor.
Gün gelecek bu tavrınız yüzünden birbirinize düşman kesileceksiniz.

O gün artık emperyalizmle işbirliği, küçük burjuva isyanı, terörist gibi söylemlerle Andersen'den masallar anlatırsınız ama sizi kaale alan olmaz.

Bu arada Freddie sağa sola sallayıp duruyorsun da sen nesin bir söyler misin.
Hem milleti reformizm, parlamentarizmle suçlayıp hem de özgürlükçü sosyalistim deyip örgütlü olmak bana abes şeyler gibi geliyor.
Ben böyle bir yapı tanımıyorum, sen necisin pardon?

Not: Üçüncü yol ulusal mücadele verenlerin kendi haklarını sizin UKKTH'nize değil kendi dünya görüşlerine oturtmalarıdır.
Yani size ilerde siz kimsiniz ki bunun meşruiyetini tartışıyorsunuz, çektirin gidin diyebilirler ki diyecekler de.

Evet gün geliyor bıkıyorum senden; ama İstanbul'dan bıkmak gibi bir şey bu, git istersen cüzam kap bir yerlerden, görmek istersin -nicedir- tutkunluğumu
Alıntı ile Cevapla
  #6  
Alt 21-05-2011, 23:44
Jolly Jocker - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Jolly Jocker Jolly Jocker isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 24 Aug 2008
Bulunduğu yer: Antalya
Mesajlar: 1.323
Standart

Başlık ne? UKKTH hakkında teorik fikir alış-verişi öngören bir başlık. Özel olarak Kürt hareketinden bahsedilmiyor bile. Çünkü Kürt hareketi senin sandığın gibi sadece ulusal bir hareket değil. Ulusal istemleri de olan devrimci bir hareket. Başlangıçta marksist-leninist dünya görüşüne sahip, şimdi ise ''demokratik sosyalizm'' adını verdiği ve benim özgürlükçü sosyalizm dediğim şeye çok benzeyen bir ideolojisi var. PKK sosyalist bir örgüt olduğu için benim ona bir lafım yok. Ama son dönemlerde sosyalist olmayan başka bazı Kürt örgütleri de türedi. Bölgedeki dinci faaliyet de biliniyor. Bunlar da ulusal istemleri, hatta ayrı bir devlet hedefini önlerine koyarak harekete geçse marksistler bunları da mı destekleyecek? Elbette hayır. Desteklememelidir. Başlığı bunun için açtım. Bana hangi fraksiyondan olduğumu sorup niyet okumaya kalkışacağına evvela hayranı olduğun PKK'nin ideolojisini araştır.

Ben ise Dev-Yol geleneğini sahiplenen biriyim. Çünkü bu gelenek hem silahlı mücadeleyi temel alan hem de halkın kendini yönettiği pratikleri yaymak üzerine politika geliştiren özgürlükçü bir devrimci gelenektir. Bu gelenekten gelen örgütlere(Devrimci Hareket, ÖDP, Halkevleri, EHP) sempatim olmakla birlikte yine de pek çok yönden eksik bulurum. Kiminin teorik açıdan yeterince ileri ya da net olmadığını kiminin de legalizme saplandığını düşünüyorum. Özellikle Gençlik Muhalefetinin kabına sığmayıp bir süre sonra Dev-Yol'a benzer bir mücadele içine girmesinden umutluyum. Öte yandan, devrimci şiddeti de mücadele yöntemi olarak kullanan anarşist ve otonomist tüm grupları desteklerim. Kendimi de onların içinde sayarım. Ama konumuz ben değilim. Konumuz UKKTH.

PKK'yi kıskandığım falan yok. İktidar parça parça alınacak. Tüm ülkede bir anda devrim olması gerekmiyor. Bir bölge ya da bir şehir de kurtarılabilir. Böyle böyle çoğalınır. Kürt devrimci hareketinin gelişimi beni yalnızca mutlu eder. Üstelik sosyalizmi kavrayışları da benimkine çok yakın. Aşağıdan, hiyerarşik olmayan, yerinden yönetimci. Demokratik özerklik dedikleri projeyi de destekliyorum. Sosyalizmin nüvelerini atmanın ve işçi kontrolünün önünü açıyor.

Konu, ulusal taleplerin sistem içinde de karşılanabileceği gerçeğini reddetmeyi amaçlamıyor. Konu, salt ulusal istemlere dayanan hareketlerin gözü kapalı desteklenmesinin yanlışığını vurgulama amacı taşıyor. Öte yandan, PKK'nin salt ulusal istemlere sahip bir hareket olduğu da iddia edilmiyor. Okumadığın şeyler üzerinden beni yargılamaya kalkıyorsun.

Ben ya da yakınlık duyduğum özgürlükçü sosyalist kesimler hiçbir zaman Kürt hareketini tanımlamak için ''küçük burjuva hareketi'', ''terörist'', ''işbirlikçi'' v.b. ifadeler kullanmadık. Bunlar tümüyle senin uydurman. Bu arada UKKTH'yi eleştiren herkesi TKP'li sanman da gülünç olmuş. Biraz Rosa Lüksemburg ve Konsey Komünizmini araştır. TKP çizgisiyle zerre ilgileri yoktur ama UKKTH'yi tanımazlar.

PKK/BDP dışındaki diğer solu küçümseme ya da YÖK'ün kalkması türünden taleplerle aklınca alay etme girişimlerine ise diyecek laf bulamıyorum. PKK'nin, senin beğenemediğin ''Türk Solu''nun attığı temeller üzerinden yükseldiğini bilip saygı duysan hiç değilse. Senin ne ayak olduğunu bilmiyorum. Sanırım BDP'nin peşine takılan solculardansın. BDP sizi daha fazla taşımadığında 'çektirip gidecek' bir yeriniz de olmayacak. Biz ise sadece kendi özgücümüze güveniyoruz. Bu tavrımız, Kürt hareketini tanımadığımız ya da Kürt halkının ulusal haklarına kayıtsız kaldığımız anlamına gelmiyor. Bir halkın haklarını savunmak ve siyasal temsilcisiyle yoldaşça ilişkiler geliştirmek başkadır; kraldan çok kralcı olmak bambaşka.
Alıntı ile Cevapla
  #7  
Alt 22-05-2011, 11:54
Die Die isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 09 Jan 2011
Bulunduğu yer: Ankara
Mesajlar: 125
Standart

Freddie´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
Başlık ne? UKKTH hakkında teorik fikir alış-verişi öngören bir başlık. Özel olarak Kürt hareketinden bahsedilmiyor bile. Çünkü Kürt hareketi senin sandığın gibi sadece ulusal bir hareket değil. Ulusal istemleri de olan devrimci bir hareket. Başlangıçta marksist-leninist dünya görüşüne sahip, şimdi ise ''demokratik sosyalizm'' adını verdiği ve benim özgürlükçü sosyalizm dediğim şeye çok benzeyen bir ideolojisi var. PKK sosyalist bir örgüt olduğu için benim ona bir lafım yok. Ama son dönemlerde sosyalist olmayan başka bazı Kürt örgütleri de türedi. Bölgedeki dinci faaliyet de biliniyor. Bunlar da ulusal istemleri, hatta ayrı bir devlet hedefini önlerine koyarak harekete geçse marksistler bunları da mı destekleyecek? Elbette hayır. Desteklememelidir. Başlığı bunun için açtım. Bana hangi fraksiyondan olduğumu sorup niyet okumaya kalkışacağına evvela hayranı olduğun PKK'nin ideolojisini araştır.
Birincisi Pkk hayranı falan değilim.
İkincisi de ne dediğini bilmiyorsun.
Her gün psikolojik işkence altında inim inim inleyen Apo'nun teorilerine kendini fazla kaptırma. Tezlerini bugünden yarına değiştirebilir ki yapıyor da.
Yani o tabandan tavana doğru anarşizme öykünen yönetim tarzını Pkk'nin ideolojisi haline getirmesen çok iyi edersin, her an hayal kırıklığına uğrayabilirsin.
Apo'nun ne zaman ne zırvalayacağı belli olmuyor, orda kim olsa o baskı altında aynı derecede tutarsız görüşler ileri sürer.

Freddie´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
Ben ise Dev-Yol geleneğini sahiplenen biriyim. Çünkü bu gelenek hem silahlı mücadeleyi temel alan hem de halkın kendini yönettiği pratikleri yaymak üzerine politika geliştiren özgürlükçü bir devrimci gelenektir. Bu gelenekten gelen örgütlere(Devrimci Hareket, ÖDP, Halkevleri, EHP) sempatim olmakla birlikte yine de pek çok yönden eksik bulurum. Kiminin teorik açıdan yeterince ileri ya da net olmadığını kiminin de legalizme saplandığını düşünüyorum. Özellikle Gençlik Muhalefetinin kabına sığmayıp bir süre sonra Dev-Yol'a benzer bir mücadele içine girmesinden umutluyum. Öte yandan, devrimci şiddeti de mücadele yöntemi olarak kullanan anarşist ve otonomist tüm grupları desteklerim. Kendimi de onların içinde sayarım. Ama konumuz ben değilim. Konumuz UKKTH..
Uvvv.
Sol içindeki en işe yaramaz gruplara sempati duyman ilginç.
Onu bunu reformizm, parlamentarizmle suçlayınca ben de bilmediğimiz yeni bir silahlı örgüt mü var demiştim bir an.
Dediklerin içinde bir halk evlerini beğenirim diğerlerini kov gitsin.
TMMOB mitinginde Kürtçe slogan atılmasın diyen sosyalist ÖDP
Hepsini geçtim EHP'nin nesini beğeniyorsun ya hu?
Çoluk çocuk partisi.

Halkın kendini yönetme pratikleri olarak Gever Komünlerine bir göz atabilirsin. Hem onlar çok saygıdeğer devlete de yol vermiş durumdalar.

Freddie´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
PKK'yi kıskandığım falan yok. İktidar parça parça alınacak. Tüm ülkede bir anda devrim olması gerekmiyor. Bir bölge ya da bir şehir de kurtarılabilir. Böyle böyle çoğalınır. Kürt devrimci hareketinin gelişimi beni yalnızca mutlu eder. Üstelik sosyalizmi kavrayışları da benimkine çok yakın. Aşağıdan, hiyerarşik olmayan, yerinden yönetimci. Demokratik özerklik dedikleri projeyi de destekliyorum. Sosyalizmin nüvelerini atmanın ve işçi kontrolünün önünü açıyor.
Freddie tekrar ediyorum kendini bu teze fazla kaptırıyorsun.
Yarın Apo fikrini değiştirip faşizan bir yönetim tipi bile ön görebilir.
Son zamanlarda anarşizmin harmanlanıp sosyalizme oturtulma çabası ayyuka çıkmış durumda.
Pkk ne derse desin tek amacı bağımsız bir ülke kurmak gibime geliyor.
Her ne kadar çok sevgili gamalislerimiz bunu bir tehlike gibi lanse etseler de 'demokratik özerklik' tezi de buna hizmet edecektir.
Gelecek olan yönetim biçimininse ne olduğunu hiçbirimiz şimdiden kestiremeyiz.

Freddie´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
Konu, ulusal taleplerin sistem içinde de karşılanabileceği gerçeğini reddetmeyi amaçlamıyor. Konu, salt ulusal istemlere dayanan hareketlerin gözü kapalı desteklenmesinin yanlışığını vurgulama amacı taşıyor. Öte yandan, PKK'nin salt ulusal istemlere sahip bir hareket olduğu da iddia edilmiyor. Okumadığın şeyler üzerinden beni yargılamaya kalkıyorsun.
Bu konuda sana hiç katılmıyorum.
Bir ulusal ayrılıkçı hareket her şeye rağmen desteklenmelidir.
Kendi evrimsel süreçleri içerisinde gerçeği kendileri bulabilirler.
Bu hareketlere destek vermemek onların 'gerici' yanlarında bir iyileşmeye neden olmayacağı gibi daha da bağnazlaşmalarına neden olacaktır.

Freddie´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
Ben ya da yakınlık duyduğum özgürlükçü sosyalist kesimler hiçbir zaman Kürt hareketini tanımlamak için ''küçük burjuva hareketi'', ''terörist'', ''işbirlikçi'' v.b. ifadeler kullanmadık. Bunlar tümüyle senin uydurman. Bu arada UKKTH'yi eleştiren herkesi TKP'li sanman da gülünç olmuş. Biraz Rosa Lüksemburg ve Konsey Komünizmini araştır. TKP çizgisiyle zerre ilgileri yoktur ama UKKTH'yi tanımazlar.
Seni TKP'li sanmadım. TKP gibi dedim
Rosa Lüksemburg'u çok okudum ama itibar edilecek tek bir görüşünü hatırlamıyorum. İşi gücü çarpıtma, bu konuda belki de biraz önyargılıyımdır zira feministlerden miden bulanıyor.
Yazdıklarında kayda değer hiçbir şey bulamıyorum.
Ne hakkında yazarlarsa yazsınlar hep feminist kimlikleriyle aklımda kalıyorlar

Freddie´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
PKK/BDP dışındaki diğer solu küçümseme ya da YÖK'ün kalkması türünden taleplerle aklınca alay etme girişimlerine ise diyecek laf bulamıyorum. PKK'nin, senin beğenemediğin ''Türk Solu''nun attığı temeller üzerinden yükseldiğini bilip saygı duysan hiç değilse. Senin ne ayak olduğunu bilmiyorum. Sanırım BDP'nin peşine takılan solculardansın. BDP sizi daha fazla taşımadığında 'çektirip gidecek' bir yeriniz de olmayacak. Biz ise sadece kendi özgücümüze güveniyoruz. Bu tavrımız, Kürt hareketini tanımadığımız ya da Kürt halkının ulusal haklarına kayıtsız kaldığımız anlamına gelmiyor. Bir halkın haklarını savunmak ve siyasal temsilcisiyle yoldaşça ilişkiler geliştirmek başkadır; kraldan çok kralcı olmak bambaşka.
Kendi gücünüze mi?
Hangi gücünüze ya hu?
Sen neler sayıklıyorsun Freddie.
Cepheli, ESP'li, Partizan'dan falan olsan gene neyse diyeceğim.
Kalkıp EHP'yi beğenen biri 'kendi öz gücüm' deyince komik oluyor.

Pkk'den önce kaç tane Kürt isyanı oldu?
Pkk'ye Kaypakkaya ve Çayan'ın teorileri yardımcı oldu o ayrı mesele; ama bu adamlar mücadelelerini kendi direnişleriyle bugünlere taşıdılar.
Senin o taptığın Devrimci Yol hapisanelerde bir direniş örgütleyemezken, sol bir bir elense edilirken Pkk kendisini o süreçte yeniden yarattı.

Siz solcuların şekilciliği beni öldürüyor.
Sizin aklınızın başına gelmesi için Lenin'in bütün kitaplarının yakılması lazım.
Her ülkenin devriminin kendi iç dinamikleriyle gerçekleştiğini hala anlamıyorsunuz.
Birkaçınızla oturup konuşsak biri öncü parti, diğeri halk savaşı vs. deyip durur.
Türkiye'nin gerçekliği Pkk'yi devrim sürecinin içine katmayı zorunlu kılar o kadar.
Bunu bilmek kuyrukçuluk değil gerçeğin farkına varmaktır.
Tabii mutlaka ben bir teslimiyetçi falanımdır.
Köyden kente devrim gibi daha müthiş teorileriniz vardır mutlaka

Evet gün geliyor bıkıyorum senden; ama İstanbul'dan bıkmak gibi bir şey bu, git istersen cüzam kap bir yerlerden, görmek istersin -nicedir- tutkunluğumu
Alıntı ile Cevapla
  #8  
Alt 22-05-2011, 15:52
Jolly Jocker - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Jolly Jocker Jolly Jocker isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 24 Aug 2008
Bulunduğu yer: Antalya
Mesajlar: 1.323
Standart

Die´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
Her gün psikolojik işkence altında inim inim inleyen Apo'nun teorilerine kendini fazla kaptırma. Tezlerini bugünden yarına değiştirebilir ki yapıyor da.
Apo'nun demokratik sosyalizm düşüncesi ve Murray Boochin'den etkilenmesi yakalanmasından önceye dayanıyor. Öte yandan, benim de PKK hayranı olmadığım açık olsa gerek. İleride görüşlerini değiştirse bile, onun peşine takılmayı savunan bir görüşte olmadığım için beni ilgilendirmiyor.

Uvvv.
Sol içindeki en işe yaramaz gruplara sempati duyman ilginç.
Onu bunu reformizm, parlamentarizmle suçlayınca ben de bilmediğimiz yeni bir silahlı örgüt mü var demiştim bir an.
Dediklerin içinde bir halk evlerini beğenirim diğerlerini kov gitsin.
TMMOB mitinginde Kürtçe slogan atılmasın diyen sosyalist ÖDP
Hepsini geçtim EHP'nin nesini beğeniyorsun ya hu?
Çoluk çocuk partisi.
Önce de yazdığım gibi, o fraksiyonların legalist olduğunu(Devrimci Hareket dışında) ve teorisinin net olmadığını düşünüyorum. Bu yüzden şu an kendimi anarşist ve otonomistlere dahil sayıyorum. Gençlik Muhalefetinden ise ilerisi için umutluyum. Devrimci Hareket ise Dev-Yol geleneğine en fazla ve net sahip çıkan örgüt olarak öne çıkıyor. Hayal kırıklığına uğratacak bir gözlemim olmadığı sürece onları da desteklemeye devam edeceğim. Şu EHP konusuna gelince. Onu en sonda saymıştım zaten. Ama yine de o partinin genç olması, aktivist olması ve özellikle feminist ve eşcinsel hareketleri örgütlemek konusunda kayda değer işler yapmasını takdir ediyorum.

Pkk ne derse desin tek amacı bağımsız bir ülke kurmak gibime geliyor
PKK'nin APO'nun fazla güdümünde olduğu, kemalizme benzer bir lider kültünü şimdiden geliştirdiği, örgütü kitlenin fazlasıyla önüne koyduğu, çok hiyerarşik bir yapılanmaya sahip olduğu, tüm bu özelliklerin demokratik sosyalizm teorisiyle tezat içinde bulunduğu açık. Bu yüzden ileride fikirlerini değiştiredebilirler. Ama sosyalist bir yörüngeden uzaklaşacaklarını sanmam. Öte yandan, koca bir örgütün teorisini yenilemek kolay değildir. SSCB'nin çöküşü gibi ''travmatik'' gelişmeler olması gerekir. Uluslar arası alanda eski teoriyi eleştirip daha iyisini sunacak kalemlerin olması ve bunlara referans vermek de gerekir. Demokratik sosyalizm görüşünü kolay kolay bırakacaklarını sanmıyorum bu yüzden. Devletsiz, aşağıdan yukarı doğru örgütlenen, özyönetimci bir toplum öngörüyor Apo. Bu tür bir toplumda bölge bağımsızlık kazansa da devletleşme yoluna gitmeyebilir. Ayrılıp ayrılmaması önemli değil. Önemli olan, ülke bölünse bile, kopan parçanın sosyalist olması. Sosyalist olacaksa desteklerim, olmayacaksa, sadece Kürt ulusal haklarına dayanan, devletli, kapitalist bir yönetim olacaksa elbette desteklemem. Konuyu zaten biraz da bunun için açtım.

Bu konuda sana hiç katılmıyorum.
Bir ulusal ayrılıkçı hareket her şeye rağmen desteklenmelidir.
Kendi evrimsel süreçleri içerisinde gerçeği kendileri bulabilirler.
Bu hareketlere destek vermemek onların 'gerici' yanlarında bir iyileşmeye neden olmayacağı gibi daha da bağnazlaşmalarına neden olacaktır.
Ulusal ayrılıkçı bir hareketin -eğer bu hareket sosyalist bir programa sahip değilse- desteklenmemesi gerekir. Bu desteklememe durumu, ulusal hakların tanınmayacağı anlamına gelmez. Bu talepler sosyalistlerce yükseltilir. Ama sadece ulus devlet nosyonu üzerinde politika geliştiren milliyetçi bir örgüt desteklenmemeli. Ulus kimliği, emekçi ve burjuvayı aynı çıkar birliği içinde tahayyül eder ki bu durum gerçekliğe tamamen aykırıdır. Ulusal kimlik terk edilmelidir. Bu ezen uluslar için de geçerli. Ancak, ulusal hakları da(dil v.b.) savunan bir sınıfsal kimlik olabilir.

Rosa Lüksemburg'u çok okudum ama itibar edilecek tek bir görüşünü hatırlamıyorum. İşi gücü çarpıtma, bu konuda belki de biraz önyargılıyımdır zira feministlerden midem bulanıyor.
Yazdıklarında kayda değer hiçbir şey bulamıyorum.
Ne hakkında yazarlarsa yazsınlar hep feminist kimlikleriyle aklımda kalıyorlar
Ben Rosa Lüksemburg'e değer veriyorum, feminizmi de gerekli görüyorum. Kadınların tam kurtuluş ve özgürleşmesi sağlanmadan toplumsal kurtuluştan bahsetmek hayal olacaktır. Sosyalizmle bağı kurulmuş bir feminizmi olmazsa olmaz görüyorum.

Kendi gücünüze mi?
Hangi gücünüze ya hu?
Sen neler sayıklıyorsun Freddie.
Cepheli, ESP'li, Partizan'dan falan olsan gene neyse diyeceğim.
Kendi gücümüze evet. Güçsüzsek, bunun çözümü güçlü bir harekete yamanmak değil, güçlenmek için uğraşmaktır. Öte yandan güçten ne anlıyoruz? Nicelik(sayısal çoğunluk) değil nitelik(militanlık) önemlidir. Otonomist ve anarşistler kadar militanını da zor bulursun.

Pkk'ye Kaypakkaya ve Çayan'ın teorileri yardımcı oldu o ayrı mesele; ama bu adamlar mücadelelerini kendi direnişleriyle bugünlere taşıdılar.
Senin o taptığın Devrimci Yol hapisanelerde bir direniş örgütleyemezken, sol bir bir elense edilirken Pkk kendisini o süreçte yeniden yarattı.
PKK'nın kendi özgücüne dayanarak bugünlere gelmesine itiraz eden mi var?
Devrimci Yol darbe öncesi yeterince örgütlenemedi. Merkez Komitesi ele geçirilince de dışarıdaki birliklerin birbirleriyle bağı koptu ve örgüt etkisizleştirildi. Fakat en kitlesel örgüttü. Sadece silahlı mücadele anlamında değil, halkın kendini örgütlediği direniş komitelerinde ikili iktidar durumu yaratmak anlamında da en yıkıcı örgüttü. Onun eksik ve hatalarından ders çıkarıp gerekli eleştirileri yaparak yeni ve daha etkili bir Devrimci Yol'u yeniden örgütlemek gerektiği kanaatindeyim.

Siz solcuların şekilciliği beni öldürüyor.
Sizin aklınızın başına gelmesi için Lenin'in bütün kitaplarının yakılması lazım.
Her ülkenin devriminin kendi iç dinamikleriyle gerçekleştiğini hala anlamıyorsunuz.
Birkaçınızla oturup konuşsak biri öncü parti, diğeri halk savaşı vs. deyip durur.
Türkiye'nin gerçekliği Pkk'yi devrim sürecinin içine katmayı zorunlu kılar o kadar.
Bunu bilmek kuyrukçuluk değil gerçeğin farkına varmaktır.
Tabii mutlaka ben bir teslimiyetçi falanımdır.
Köyden kente devrim gibi daha müthiş teorileriniz vardır mutlaka
Devrimci Yol zaten tam da Türkiye'ye özgü bir devrim tasarlayarak, Çin ve Sovyetler Birliği KP'lerinin ideolojik etkisinden çıkarak kitleselleşebilmişti. Şekilcilik eleştirisini kabul etmiyorum. PKK elbette devrim sürecinin içinde olacak. Bizim dost ve yoldaşımız olacak. Ama kendimizi geliştirmek yerine sadece onu geliştirmeye kalkar, onun arkasına dizilirsek bu yanlış olur. Anlattığım bundan ibaret. Senin teslimiyetçi olduğunu düşünmüyorum(henüz). Köyden kente devrim görüşünü eleştiriyorsun ama PKK tam da bu yoldan giderek etkili oldu. Fakat ülkenin Batı'sı için düşünürsek devrimci örgütlerin metropol temelli şehir gerillaları üzerinde durmaları gerektiğini düşünüyorum. Kır temelli bir bakış açısında değilim. Bu yöndeki eleştirin beni bağlamıyor.

Konu Jolly Jocker tarafından (22-05-2011 Saat 16:05 ) değiştirilmiştir.
Alıntı ile Cevapla
  #9  
Alt 30-05-2011, 23:06
marcos - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
marcos marcos isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 04 Apr 2011
Mesajlar: 1.337
Standart

UKKTH Osmanlı -Avusturya Macaristan ve Rusya egemenliğinde olan ulusların kendi devletlerini kurmak için mücadeleye başlamaları ile ortaya çıktı.Zannedildiğinin aksine sosyalist-devrimciler tarafından ortaya atılan bir ilke değildi.20.yüzyılın başlarında imparatorluklar devrilip uluslar kendi egemenliklerini kurmaya başlayınca emperyalistler (İngiltere-Fransa-ABD) sömürgelerini genişletme fırsatı olarak gördükleri bu durumu desteklediler.Çarlığın Bolşevikler tarafından yıkılması ile devleti ele geçiren Lenin ulusların kültürel bağımsızlığı ve özerkliği olarak gördüğü UKKTH'yi destekledi.Emperyalistler ve sosyalistler arasında UKKTH' ye bakış açısında farklar vardı.Lenin UKKTH'yi kapitalizmin emperyalist döneme girmesi üzerine panzehir olarak benimsemişti.Kapitalizmin emperyalist döneme girmesi ile Lenin UKKTH yi ulusların siyasi bağımsızlığı olarak da desteklemeye başladı.

Kapitalizm 19.yüzyılının sonuna doğru seri üretimi sistamatikleştirmesi ile tekel olarak adlandırılan devasa şirketler ortaya çıktı.Bu devasa şirketler klasik meta ihraç etme sistemi yerine yerellerde işbirliğine gittiği işletmelere finansörlük sistemi oluşturdu.Bu dönem aynı zamanda serbest rekabet döneminin bittiği anlamına da geliyordu.Kapitalizm bu yeni döneme girmesi ile UKKTH fikrine ihtiyaç duymaz hale geldi.Hem anavatanda hem sömürgelerde ulusları ezen-sömüren konuma gelen kapitalizm ulusal sermaye dönemine son verdi.Böylece UKKTH'ye bakışta ezen ulus sosyalistleri için anavatanda sosyalizm fikri ezilen ulus sosyalistleri için siyasal özgürlük fikri ön plana çıktı.Bu durum ezen ulus sosyalistleri ile ezilen ulus sosyalistlerini aynı proğramda buluşma olanakları yarattı.Sosyalistler UKKTH'yi ayrılma hakkı dahil tam da bu dönemde savunmaya başladılar.Ancak ve ancak ayrılma hakkının kabülü birlikte yaşam olanaklarına kavuşma anlamına gelmekteydi.Sosyalistler asla ve asla UKKTY'yi ulusal kültürel özerklik olarak görmediler(kapitalizmin emperyalistleşmesi ile).Emperyalist döneme giren kapitalizm ulusların siyasi bağımsızlığı kazanmasını ekonomik açıdan kendisi için zararlı gördüğünden UKKTH karşıtı tutum takınmaya başladı.

20.yüzyıl ile emperyalizmin uluslar üzerindeki hegemonyası dayanılmaz hale gelince ulusal sorun tam anlamı ile patlak verdi.Ulusların siyasi bağımsızlık hareketleri kapitalizmin finans egemenliğine darbeler vurmaya tam da bu dönemde başladı.Ekim devrimi sonrası Leninin ulusal soruna değin devrimci proğramlar devreye sokması (kapitalizmin finans sistemine geçtiğini geçte olsa fark etmiş kabül etmişti "kautsky" önce davranmıştı) ile ulusların direnişi siyasi bağımsızlık "sömürgelere özgürlük/tam bağımsızlıkçılık" olarak milli burjuvazi adı altında yeniden şekillendi.Bu dönem finans kapital ile milli burjuvazi/işçi sınıfı/yoksul köylülük cephesi arasında mücadeleler dönemi olarak geçti.Ne varki anti-emperyalist cephe arasında da önemli farklılıklar vardı.Ulusal kurtuluş savaşları milli burjuvazi önderliğinde yapılan ülkelerde bu fark milli burjuvazi tarafından kapitalizmin yeniden inşası olarak günyüzüne çıktı.Her ne kadar Sovyetlerden ve Çinden destek alan kurtuluşçular sosyalist sloganlara yer verselerde zaferden sonra bir nevi devlet kapitalizmini yürürlüğe geçirip SSCB nin ya da Çin'in uyduları haline geldiler.Bu durum SSCB nin çökmesi ile SSCB nin uydusu konumunda olan devletlerin nasıl küresel sermayeye uyum sağladıklarının da göstergesi oldu.

Kapitalizmin gelişim süreci ve UKKTH nin yenilgisi bize emperyalizmin tek tek sömürgelerde yenilgiye uğratılamayacağını göstermiş oldu.

Kapitalizmin SSCB nin çökmesi Çin'in sosyalist çizgiden tamamen kopması ile yeni bir sürece girdi.Bu süreç ezen ulus ezilen ulus kavramlarını muğlaklaştırdı.Sebest rekabet döneminde meta ihraç eden klasik emperyalist dönemde sermaye ihraç eden kapitalizm yeni girdiği süreçte zaman içerisinde yarattığı kültürü ve bilgiyi ihraç eder konuma yükseldi.İşçi sınıfı ile burjuvazi arasında ki mücadele bu dönemde zayıflamaya yerini yöneten - yönetilen mücadelesine kapitalist kültür ile doğacı/sosyalist kültür arası mücadeleye bırakmaya başladı.Komünist Parti tarafından yönetilen Çin'in küresel sermayenin en büyük ayaklarından biri haline gelip doğayı emperyalizmin patronu ABD den daha fazla tahrip etmeye başlaması ile sosyalistler de kalkınmacı (Leninci diyeyim buna) anlayıştan uzaklaşır konuma gelmeye başladı.

İçinde bulunduğumuz yeni süreçte UKKTH ye sosyalistlerinde emperyalistlerinde ihtiyacı kalmamıştır.İktidar bütünleşmesini sağlamış kapitalizm tam anlamı ile devlet olgusu ile bütünleşmiştir.IMF-NATO ve benzeri kuruluşları yok sayarak verilen mücadeleler yenilgiye mahkumdur.Mücadele ulusal bağımsızlıkcıların yerli sermaye anlayışı "sloganı" ile verilmesinin mümkün olamayacağı duruma gelmiştir.
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Önerilen Siteler


Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
UKKTH üzerine Komünistler'in tutumu.. Subat Politika 128 18-11-2007 17:25
hrıstiyan teolojisine göre kurtulmak için VAFTİZ ŞART ! Natan Hristiyanlık 5 02-02-2007 01:12

Yetkileriniz
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı

Gitmek istediğiniz forumu seçiniz


Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 23:26 .