
09-12-2024, 15:44
|
|
Üye
|
|
Üyelik tarihi: 02 May 2018
Mesajlar: 196
|
|
ben geldim..
çok felsefeye dalmışsınız bence, ben mühendisim, gerçekçiyim, akılcıyım, bilgi sistemlerinde üst düzey kıdemli uzmanım,
ben felsefeden anlamam, sonuca odaklanırım, hesap yaparım, probability ölçerim,,
sizlere saygılıyım. ama direk sonuç benim için simule edilebilir bir matematiksel analitik problemi.
Evrenin fiziksel sabitleri (örneğin, kütle çekim sabiti, Planck sabiti, elektromanyetik kuvvet sabiti alfa) belirli değerlere sahiptir ve bu değerler, evrenin oluşumu ve yaşamın varlığı için inanılmaz derecede hassas şekilde ayarlanmıştır.
olasılık P ise ;
P = YAŞAMI DESTEKLEYEN SABİT KOBİNASYONLAR / MÜMKÜN OLAN TÜM SABİT KOMBİNASYONLAR
p: şey olur: yaşamı mümkün kılan fiziksel sabitlerin rastgele oluşması durumunda neredeyse p yaklaşık olarak 0 olur.
Bu durumda ise şunu sorabiliriz:
"eğer bu sabitler rasgele belirlenmediyse, belirleyen bir mekanizma / yada düzenleyici olmalı mı ?"
bir mühendis gözüyle söyleyebilirimki hassas bir sistemin rastlantısal olarak oluşması yerine bir "tasarımcı" ihtimalinin daha yüksek olduğu düşünülebilir.
----------
entropi olayına bakarsak eğer:
termodinamiğin ikinci yasasına göre, kapalı bir sistemde entropi (kaos) sürekli artar. Ancak evrende gözlemlenen yapılar (galaksilerden atom altı düzenlere kadar) entropi artışına rağmen düzenlidir.
Ancak, evrenin belirli bölgelerinde lokal olarak düşük entropili düzenlerin nasıl ortaya çıktığı açık bir "yönlendirme" fikrini düşündürür. Bu, mühendislikte bir kontrol mekanizması gibi düşünülmelidir.
--------------------------
evrensel matematik :
Evrenin davranışlarını açıklamak için kullanılan matematik, insan aklından bağımsız bir gerçekliktir.
e = mc2
gib benzeri formüller evrenin tüm köşelerinde geçerli görünüyor. Eğer matematik, evrensel bir dilse, bu "dil" kimin tarafından "yazılmıştır"? Bir mühendis bakış açısıyla: Bir sistemin işleyişini anlamak için yazılmış bir kılavuz gibi düşünebiliriz.
heryerde aynı kural..
sonuç olarak şunu demek istiyorum, honestly olarak:
Bir mühendislik perspektifinden baktığımızda, evrenin karmaşıklığı, düzeni ve matematiksel uyumu, bir tasarımın ya da yönlendirici bir gücün varlığına işaret ediyor olabilir. Bu, bir "tanrı" fikrine dair bilimsel bir kanıt oluşturmaz; ancak mühendislikte olduğu gibi, sistemin işleyişine bakıldığında bir "tasarımcı" fikrini makul bir hipotez haline getirir.
Bu bakış açısı, inançtan çok mühendislik sezgisi ve olasılık analizi temellidir.
|

09-12-2024, 17:09
|
 |
Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
|
|
Üyelik tarihi: 22 Sep 2014
Mesajlar: 4.350
|
|
noob1´isimli üyeden Alıntı
Evrenin fiziksel sabitleri (örneğin, kütle çekim sabiti, Planck sabiti, elektromanyetik kuvvet sabiti alfa) belirli değerlere sahiptir ve bu değerler, evrenin oluşumu ve yaşamın varlığı için inanılmaz derecede hassas şekilde ayarlanmıştır.
|
Koşullar sonuçlara göre ayarlanmıştır demek yerine sonuçlar koşullara göre evrilmiştir alternatifini anlayabildiğinizde bakış açınız komple değişecektir.
Bir bardağa su koyup buzluğa at, sonra içindeki buzu çıkarıp buzun şekline bak. Bardağın şekli buza göre mi ayarlandı yoksa buz bardağa göre mi şekillendi?
|

09-12-2024, 18:43
|
|
Yasaklandı
|
|
Üyelik tarihi: 21 May 2015
Mesajlar: 1.732
|
|
spartacus´isimli üyeden Alıntı
Sana göre depremin maddi bir temeli süreçleri yok, dünya kaplumbağanın sırtında, o sallandıkça deprem oluyor, çünkü metafizikmiş(!?),,,, hadi oradan rezil...
|
Çarpıtma. A ve B'nin etkileşimi sonucunda C (örneğin bilinç) oluştu diyelim. Ancak bu süreci sadece fiziksel neden-sonuç ilişkisiyle açıklamak yeterli değildir. Çünkü burada asıl sorgulanması gereken, moleküler oluşumlar zincirinin neden devam etmediği ve bu dengenin, yani C oluştuktan sonra, nasıl durup korunduğudur.
Milyarlarca olasılıkla farklı kombinasyonlar oluşabilir, zincirleme süreçler devam edebilirdi iyide niye durdu?. Ancak ne hikmetse bu süreçler birden durup, kusursuz bir denge içinde kalıyor ve bilinç gibi kompleks bir düzeyi mümkün kılıyor. Bu, tamamen kendiliğinden mi oldu? Böyle bir iddiaya, en basitinden 'şans' kavramını anlayanlar bile güler.
Bir ilacın bile bilincin dengesini bozabilmesi veya belirli duygular oluşturabilmesi, bu sistemin rastgele işlemediğini, aksine çok ince bir düzenin varlığına dayandığını gösteriyor. Bilinç gibi karmaşık bir yapının oluşması ve bu hassas dengenin bozulmadan sürmesi, üzerinde ciddi şekilde düşünülmesi gereken bir argümandır.
Eğer bu süreç tamamen tesadüflere dayalı olsaydı, bilinç dediğimiz bu hassas yapı asla korunamaz, kaosa sürüklenirdi. Bu düzen ve hassasiyet, fiziksel mekanizmaların ötesinde bir düzenleyici ilkeye işaret ediyor.
Deprem diyorsun, iyide bu taşların hareketinden ibaret fiziksel bir süreçtir. Ancak bu hareketin sende korku, heyecan veya endişe gibi duygular uyandırması, tamamen metafizik bir düzeye aittir. Çünkü bu duygular fiziksel süreçlerle tam olarak açıklanamaz. Daha da çarpıcı olan, rüyalarında bir depremi deneyimlemen ya da uçma hissini yaşaman gibi durumların tamamen bilincin metafizik boyutunda gerçekleşmesidir.
Bu da bize şunu gösteriyor: Bilinç gibi karmaşık bir yapının varlığı, fiziksel bir düzenin ötesinde bir düzenleyici gücün varlığını gerektirir. Bu güç, hareketi başlatan, etkileşimleri mümkün kılan ve dengenin korunmasını sağlayandır. Tanrı'nın varlığına işaret eden temel argüman tam da budur.
Sadece fiziksel neden-sonuç ilişkisiyle bilinç ve deneyim olgusunu açıklamaya çalışmak eksik kalır. Bu dengeyi ve hassas düzeni sağlayan bir iradenin varlığı, Tanrı'nın varlığı üzerine düşünmek için yeterli ve anlamlı bir sebeptir.
|

09-12-2024, 19:26
|
 |
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
|
|
Üyelik tarihi: 06 Apr 2006
Mesajlar: 13.678
|
|
dine mine ne´isimli üyeden Alıntı
Çarpıtma. A ve B'nin etkileşimi sonucunda C (örneğin bilinç) oluştu diyelim. Ancak bu süreci sadece fiziksel neden-sonuç ilişkisiyle açıklamak yeterli değildir. Çünkü burada asıl sorgulanması gereken, moleküler oluşumlar zincirinin neden devam etmediği ve bu dengenin, yani C oluştuktan sonra, nasıl durup korunduğudur.
|
Yine mi cümleyi çarpıtma derdindesin , tekrar ettirme ve çarpıtmalarından vazgeç. Sonuç olarak temelde olan maddi süreçlerdir, fiziktir. Ben senin "madde yok düşünce var" yönlü zırvalığına cevap vermek için söyledim, YANİ DIŞLAMAMAN GEREKEN BİR OLGUDUR BU!(akıli mantık sorunun mu var? kaç kez daha izah etmeli, sormalıyım?)
MADDİ SÜREÇLER OLMAKSIZIN salt oluşumlar, değişimler, olaylar, olgular, etkileşim, ilişkiler vb. değil DÜŞÜNME EYLEMİ de MÜMKÜN DEĞİLDİR, yani burada madde yok, düşünce var yönlü yalanlarını fütursuzca savunman cehaletin, sahtekarlığının, yalan, dolan anlayışının bir göstergesidir. Yani FARAZİ OLARAK ve zaman, frekans vb. kavramları çarpıtıp VARLIĞI YOK EDİP, SONRA DA masal dünyanda uydurduğun ve peki bu masal kahramanı nasıl yaratıldı, demek ki yaratmak tabirinde yanlışım, böyle bir durum söz konusu olamaz diye sormayıp 1 masal kahramanına(sadece 1 isim verme işi) tersin geri FARAZİ OLARAK YARATTIRMA TELAŞIN saçmalıktan öte, akıl, mantık, zeka sorunundur.[/B]
dine mine ne´isimli üyeden Alıntı
Milyarlarca olasılıkla farklı kombinasyonlar oluşabilir, zincirleme süreçler devam edebilirdi iyide niye durdu?. Ancak ne hikmetse bu süreçler birden durup, kusursuz bir denge içinde kalıyor ve bilinç gibi kompleks bir düzeyi mümkün kılıyor. Bu, tamamen kendiliğinden mi oldu? Böyle bir iddiaya, en basitinden 'şans' kavramını anlayanlar bile güler.
|
Ne durması? Cümleleri anlama kapasiten olmayınca sonuç bu. DURMADI, katrilyonlarca ilişkiler her an meydana geliyor.
Kombinasyon dediğimi ise yine hem anlamamış hem çarpıtmışsın, kombinasyon ifadesine 2 biçimde değindim;
1. Şeylerin form-yapı oluşturması sürecindeki kombinasyon -örneğin 2 A'nın birlikteliğinde ortaya çıkan A'ya eşit değildir, yani farklıdır. Bu halde 2 A ile 1 A bileşiği, kombinasyon olarak ifade edilebilir, demek ki envai çeşitlilik, form-yapılar, muhtevası, yapı taşı aynı olsa bile oluşabiliyormuş.
2. İnsanın verileri değerlendirmesi, hafıza etmesi ve bu hafıza edilmiş verileri kombine ederek ürete-türetebilmesi.
%96 kaos, "ama altında yatan düzen" diyen hamlık, akıl, mantık sorunludan da böyle üfürükler duymak normaldir, cehaleti, saplantılı olmanı, takım tutma fanatikliğini vb. geçtim, cümleleri anlama kapasitesi yok. Evrende, doğada hassas düzen, işleyiş var vb. sahte -göümüze baka, baka yalan- söylemleri sarfeden sensin, oysa bu biçimde genelleyerek zırvalayamazsın. Sahtekarlığını bu sözünde dahi görmüştük. %96 kaos hakim ortamdan söz ediliyor, düzen diyorsun, o halde sana göre düzen olmayan nedir?
İşte iki yüzlü, çifte standartlısın (sahtekarsın), aynı biçimde düzenin altında yatan kaos da demeliydin, sonuç olarak evrende salt kaos, salt düzen var diyemezsin, kaldı ki neye göre, kime göre zırvaladığın da önemli -sana kaos, şuna göre düzendir, buna düzen, şuna göre kaostur... Bu tür aldatıcı edebiyatı, vaazları git masal bölümünde yap, tabi insanları aldatmak için yapıyorsun -ki- orada da bunu yapma. Bilimsel konuş, sürekli üfürüp, uydurup, kaydırıp, eğip, büküp, masal edebiyatıyla zırvalama...
Sersemler akıllıların 7 yılda cevaplandıramayacağı soruları 1 günde sorarlar.
-------
Korku ve menfaat dalkavukluğa yol açar.
-------
İnsan korktuğuna ya da arzuladığına çok kolay inanır. La Fontaine
-------
Öküz tahta çıkarsa padişah olmaz, saray ahır olur. Çerkes Atasözü
-------
Akıllı bizi arayıp sormaz, aptal bacadan akar.
------
Su dağları kemirir, vadileri doldurur.
------
Aslanlar kendi tarihçilerine kavuşuncaya kadar kitaplar avcıyı övecektir.------
Hürriyet, başkalarına vermedikçe alamayacağımız tek şeydir. William Allen White ------ Belki söylendi herşey,/ belki de gece bekleniyor/ yazılsın diye aynı cümle. Tüm nedenleri yeryüzünün/ bir çakıltaşına takılıp kaldı. Esteban
------ Sıradan insan kendini evrenin merkezi yapmanın yolunu arar; bilge kişinin evreni onun merkezindedir. Lao Tzu
|

10-12-2024, 16:37
|
|
Yasaklandı
|
|
Üyelik tarihi: 21 May 2015
Mesajlar: 1.732
|
|
Yıldıztozu´isimli üyeden Alıntı
Koşullar sonuçlara göre ayarlanmıştır demek yerine sonuçlar koşullara göre evrilmiştir alternatifini anlayabildiğinizde bakış açınız komple değişecektir.
Bir bardağa su koyup buzluğa at, sonra içindeki buzu çıkarıp buzun şekline bak. Bardağın şekli buza göre mi ayarlandı yoksa buz bardağa göre mi şekillendi?
|
Fiziksel sabitler nesnel değil, metafizikseldir. Neden-sonuç ilişkisi ile açıklanamazlar; çünkü onlar, doğanın temel yasalarını belirleyen ve düzenleyen soyut ilkelerdir. Nesnel koşullar ise maddidir ve fiziksel dünyada gözlemlenebilir.
Buzun ve bardağın oluşumunda olduğu gibi, bu iki gerçeklik birbiriyle çelişmez; aksine, birbirini tamamlar. Fiziksel sabitler, nesnel koşulların ortaya çıkmasının temelini oluşturur.
Dolayısıyla, bir bakış açısı oluşturulacaksa bu, hem fiziksel sabitlerin metafiziksel doğasını hem de nesnel koşulların maddi gerçekliğini bünyesinde barındırmalı ve bunları bir bütün olarak değerlendirmelidir.
|

10-12-2024, 18:13
|
 |
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
|
|
Üyelik tarihi: 06 Apr 2006
Mesajlar: 13.678
|
|
Adam nesnel, fiziğe dayalı, fiziksel sabitler derken bile metafiziksel diyebiliyor -daha metafizik nedir, fizik, fiziksel, nesnel, ölçülen nedir, neye göredir bilmiyor, fizikseli, fiziğe dayalı  -, kısaca cahilin dibinin, akıl, mantıktan da yoksun, orada burada okuduğu cümleleri de anlama kapasitesinden yoksun lakırtıları(örneğin şu ya da bu koşulda, şu ya da bu kuvevet değerleri -etki ölçümüyle-, 0,3, 0,5 değerleri arasında gidip geliyorsa, hesaplarda ortalaması alınabilir, yani metafizik değildir, ortada gerçekleşen fiziki etkileşim, ilişki vardır, bu hesap, ölçme, değer de o sayededir, ona dairdir) . Kısaca bu derecede zırvalamayı başaran, aşırı çarpıtarak sahtekarlıklar yapan sirk faresi gibi kendiyle oynuyor... Örneğin A'nın hareketinin ölçülmesi diyelim. Burada hızın, harekete değil, metafiziğe dayandığını ve önce hız lafzının geldiğini, sonra aracın bu sayede var olup, hareket ettiğini iddia ediyor, yani adam resmen ayaklı kör cehalet, masal. İnsanı, özneyi, yeti(düşünme kaabiliyeti dahil), nitelik, özelliklerini de ilahi, hokus, pokus, fiziğin, organizmanın dışında bir masal, farazi şeyler sanıyor, oysa tümü de maddi ilişki, etkileşimlerin, şu ya da bu biçimde yorumuyla ilgilidir (yani metafizik değildir, olamaz da).
Kaç kez söyledim, çık bir evin çatısına, ben düşmeyecem çünkü kütle çekimi yok ya da bir ateş yak, nasılsa ısı dediğimiz ve ölçtüğümüz maddi ilişki, etkileşimler değil, metafizik, düşüncemin, keyfimin tezahürü, nesnel gerçek değil diye böyler sayıklarken at kendini...
Cümleleri şöyle okuyor;
Örneğin birisi çeşitli hayvanların biyolojik yapısından söz ederken -e göre, -e dair-, domuzun sindirim sistemi, yapısından söz ediyorsa dönüp diyor ki;
hayır domuz organik bir şey değil, o haram, o metafizik. Yani çağdışı islam anlayışına göre günahlar sayılırken(E GÖRE, E DAİR kriteri önemli), cümlenin birisinde birisi domuzun haram olduğunu söylemiştir. Tamam işte domuzun hayvan değil, haram olduğunu kanıtladı... (bu düzeyde akıl, mantık, zeka özrü)
Başka bir örnek; birisi "Ahmet iyidir", diğeri "Dine mine ne kötüdür" vb. demiş olsun -işte yine e göre, e dair krtierini kavramanın önemi. Bu halde Ahmet somut, işaret edilebilir, hakkında konuşulabilir, bir insan ise, diyor ki, hayır Ahmet diyer birisi yok, insan diye bir formdan da söz edilemez, bunlar metafiziktir, kötüdür vs. Oooo, ardına ne edebiyatlar, ne masallar diziyor, nasıl oynuyor, nasıl kafa şişiriyor, hem de nasıl, düşman başına... Ahmet'in kötülüğündne söz ediyorsun bak, bu iyeliktir, bu metafizik değil, Ahmet'in eylemlerini şu ya da buna göre değerlendirip vardığın bir değerlendirme(!), metafizik değildir(Pinokyo değildir), Ahmet'i de var eden, senin ona iyi ya da kötü demen, nitelemen değildir, aksine Ahmet'in varlığı, eylem ve davranışları, yani nesne, nesneler, nesnel, fiziki, bu bağlamda sosyal ilişkiler dünyasına göre değerlendirilir diye bin kere de anlatsanız anlamaz, cümlenizden bu ve benzeri yeni çarpıtmalar türetir, her türlü bilimsel cümleyi de böyle okur, bilgi bilinç, birikim, karakter, kapasite bu kadar..
Kısaca 2 satır cümleyi anlamaktan aciz, bilgi, bilinç, akıl, mantık, zeka, kara cehalet sorunu... Geçmiş olsun
Sersemler akıllıların 7 yılda cevaplandıramayacağı soruları 1 günde sorarlar.
-------
Korku ve menfaat dalkavukluğa yol açar.
-------
İnsan korktuğuna ya da arzuladığına çok kolay inanır. La Fontaine
-------
Öküz tahta çıkarsa padişah olmaz, saray ahır olur. Çerkes Atasözü
-------
Akıllı bizi arayıp sormaz, aptal bacadan akar.
------
Su dağları kemirir, vadileri doldurur.
------
Aslanlar kendi tarihçilerine kavuşuncaya kadar kitaplar avcıyı övecektir.------
Hürriyet, başkalarına vermedikçe alamayacağımız tek şeydir. William Allen White ------ Belki söylendi herşey,/ belki de gece bekleniyor/ yazılsın diye aynı cümle. Tüm nedenleri yeryüzünün/ bir çakıltaşına takılıp kaldı. Esteban
------ Sıradan insan kendini evrenin merkezi yapmanın yolunu arar; bilge kişinin evreni onun merkezindedir. Lao Tzu
|

10-12-2024, 19:25
|
|
Yasaklandı
|
|
Üyelik tarihi: 21 May 2015
Mesajlar: 1.732
|
|
spartacus´isimli üyeden Alıntı
Ne durması? Cümleleri anlama kapasiten olmayınca sonuç bu. DURMADI, katrilyonlarca ilişkiler her an meydana geliyor.
|
Madde, elbette fiziksel gerçeklikte temel unsurlardan biridir. Ancak konumuz ve benim vurgulamaya çalıştığım nokta, maddenin kendi başına bir "kendi-özüne varlık" taşımadığıdı. Madde, varlığını hareketine ve etkileşimlerine borçludur. Eğer madde durgun olsaydı, bir gerçeklik taşımazdı. Bu, maddenin varlığını reddetmek değil, onun metafizik bir çerçevede değerlendirildiğinde bağımlı bir öz taşıdığını gösterir.
Madde yok, düşünce var' demiyorum. Ben böyle bir iddiada bulunmuyorum. Aksine, maddeyi reddetmek yerine, onun metafiziksel boyutunu anlamaya çalışıyorum. Madde elbette var; ama onun "varlığı" hareket ve etkileşimler üzerinden anlam kazanır.
Düşünme eylemi için maddi süreçler gereklidir, bu doğru, ancak bu gereklilik, maddenin özünün maddi olduğunu ispatlamaz. Hareketiyle, anlamını ve gerçekliğini oluşturur, tıpkı bir görüntünün varlığının ışığa bağımlı olması gibi.
Hareket halinde olduğu için Maddeyi yok saymıyorum. Kendisini sadece fiziksel bir gerçeklik olarak değil, metafiziksel bir çerçeve içinde ele alıyorum. Bu, maddenin kendine özgü bir duragan varlığa sahip olmadığı, hareket etmesiyle gerçeklik kazandığı anlamına gelir. Bu yaklaşımi, maddeyi anlamanın bir yolu olarak düşünmelisin, varlığını reddetmek olarak değil.
Sonuçta maddeyi reddetmekten çok, onun metafiziksel ve felsefi boyutlarını anlamaya çalışmaktir. Bu, maddeyi daha geniş bir perspektifte değerlendirmek içindir ve eksik veya yanlış bir iddia değildir, bilimseldir. " Varlığı hareketine bagimli yoksa madde yok olur" ifadem, özellikle fiziksel anlamda bilimsel bir temele dayanır.
Kaos ve katrilyonlarca ilişki elbette var, ancak bu kaosun altında kesinlikle bir düzen ve denge bulunuyor. Çünkü bu düzen olmasa, bilinç gibi son derece hassas bir yapı ortaya çıkamazdı.
Basit bir örnekle: İnsan vücudundaki dengeyi düşün. Örneğin, bir ilaç aldığında bile vücudundaki biyokimyasal denge bozulabilir, ve bu bozulma zihinsel süreçlere bile yansıyabilir. Eğer bu denge sağlanamazsa, bilinçli bir varlık olarak işlevini sürdüremezsin.
Hava durumu gibi birçok şeyde karmaşık ve dinamik süreçten oluşur. Kaotik görünebilir, ancak belirli örüntüler olduğunu göstermektedir. Kaosun altında düzenin olmadığını iddia etmek, bu hassas dengeyi görmezden gelmek anlamına gelir. Kaotik bir sistem, bir noktada dengelenmediği sürece bilinç gibi karmaşık ve düzenli bir yapı mümkün olamaz.
Evet, bir şeyin oluşması için hareket gereklidir, çünkü hiçbir şey durağan bir şekilde var olamaz. Fakat, bu hareketin sadece başlangıç ya da oluşum süreci olduğunu unutmamalıyız. Bir şeyin varlığını sürdürebilmesi, yani dinamik bir şekilde varlığını devam ettirebilmesi için dengede tutulması gereklidir.
Bir insanın vücudu örneğini ele alalım: Vücuttaki biyolojik süreçler sürekli bir hareket içindedir. Ancak, bu süreçlerin düzgün çalışabilmesi için vücutta bir denge olmalı. Mesela, vücut ısısının 37°C civarında kalması gerekir. Eğer bu "denge" bozulursa, vücut işlevlerini yerine getiremez, çünkü hareketin bir amacı ve yönü vardır. Ama hareketin de dengenin sağlanmasıyla sürdürülmesi gerekir.
Bilinç için de aynı şey geçerlidir. Hareket ve değişim, bilincin oluşumu için gereklidir; ancak bilincin sürekliliği, dengenin korunmasıyla mümkün olur. Dengenin bozulması, bilincin de etkilenmesine neden olabilir. Örneğin, bir ilaç veya dışsal bir etken dengenin bozulmasına yol açarsa, kişi bilinç kaybı yaşayabilir.
Sonuçta, hareketle oluşan şeylerin sürdürülebilmesi, ancak bir denge içinde tutulmasıyla mümkündür. Denge bozulduğunda ise o şeyin varlığına devam etmesi imkansız hale gelir.
Durmadan kastım, ilaç misali farklı etkilesimlerin oluşup bilinci neden bozmadığıdır. Madem düzen yok, kaos var diyorsun, buna cevap vermelisin. Bir şeyin oluşabilirliği ile olusmus bir şeyin dengede tutulması ne alaka? Neden çarpıtıyorsun? Oluşabilirliği ayrı dengede tutulması ayri.
Oluşabilmiş mi bilmiş ama sen bir düzen yok diyorsun, o zaman kaosla nasıl ayakta durduğunu açıklayabilir misin? Onca karmaşıklıktan oluşup dengeyle varlığını sürdürebiliyorsan, yaratılışından söz etmek niye saçmalık olsun?
|

10-12-2024, 19:47
|
|
Yasaklandı
|
|
Üyelik tarihi: 21 May 2015
Mesajlar: 1.732
|
|
spartacus´isimli üyeden Alıntı
Adam nesnel, fiziğe dayalı, fiziksel sabitler derken bile metafiziksel diyebiliyor
|
Fiziksel sabitlerin etkisi olsa da, onların değişmezliği ve evrenselliği metafizik bir düzenin varlığını gerektirir. Fiziksel sabitler kendinde bir şey değil, dayandıkları ilkeler metafiziktir. Sabitlerin doğrudan gözlemlenememesi ve etkilerinin matematiksel modellerle doğrulanması, onların fiziksel değil, soyut bir düzene ait olduklarını gösterir.
Bu sabitlerin kökenleri fiziksel neden-sonuç ilişkileriyle açıklanamaz, bu da metafizik bir çerçeveyi zorunlu kılar. Nesnel gerçeklik somut ve ölçülebilirken, metafizik bu somut temellerin arkasındaki soyut ilkeleri anlamamıza yardımcı olur. Dialektik düşünceyi anlamadan etkileşim ve metafizik arasındaki ilişkiyi doğru kuramazsın. sabitlerin neden bu şekilde olduğunu sorduğumuzda, sadece fiziksel gözlemlerle yanıtlanamayan daha derin bir soruyla karşılaşırız. İşte o noktada metafizik devreye girer.
"Cünkü bu sabitlerin kendiligi, kendi başlarına bir nesnel varlığı yoktur.
"Bu sabitler neden böyle?" sorduğumuzda, sabitlerin kendiligi yoktur, kendi başlarına bir nesnel varlığı yoktur. Ama etkileşimi sağlarlar, soruyu soran gibi; gözlem ve ölçümle açıklanabilen bir şey değildir kendileri. Fiziksel sabitler, nesnel varlıklar değil, daha çok hareket ettirici unsurlardır. Daha çok hareket ettirici ilkelerdir ve madde gibi harekete bağlı değildirler.
|

10-12-2024, 20:25
|
 |
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
|
|
Üyelik tarihi: 06 Apr 2006
Mesajlar: 13.678
|
|
dine mine ne´isimli üyeden Alıntı
Fiziksel sabitlerin etkisi olsa da, onların değişmezliği ve evrenselliği metafizik bir düzenin varlığını gerektirir. Fiziksel sabitler kendinde bir şey değil, dayandıkları ilkeler metafiziktir. Sabitlerin doğrudan gözlemlenememesi ve etkilerinin matematiksel modellerle doğrulanması, onların fiziksel değil, soyut bir düzene ait olduklarını gösterir.
|
KENDİNDE ŞEYLERE BAĞLI, KENDİNDE ŞEYLERDEN, kendinde şeylerin çeşitli nitelik, özleliklerin e dayalı, kendinde şeylerin ilişki, etkileşimlerin e göre, dayalı yorumlanır, değerlendirilir, kıyas edilir, ölçülür vb. SOYUTLANIR ve bu metafizik değil NESNELDİR, metafizik bu değildir, metafizik senin Pinokyo ve Pinokyo tanrı masallarına yani nesnel bir temeli, tabanı, dayanağı, gerçekliği olmayan türetimler(kombinasyonlarla), farazilere denir. Örneğin Bilal bile anlayabilir ki-yani bu kadar basit örnek- insan Dünyanın dönüş hareketini ölçmezken de Dünya var ve dönüyordu... İnsan bir şeyi ölçtüğü ve ölçüye değer biçtiği için o şey ve etkileri, ilişkileri oluşmuş olmuyor, aksine o şeyler ve etki, ilişkileri ortada ceryan ettiği için insan ölçebiliyor, değerlendirebiliyor...
Daha kuvvet nedir, sabit nedir bunu bile bilmiyorsun, sabit diye bir şey yok, bunu da bilmiyorsun(ortada devinen varlık ve varlıktan meydana gelen çeşitli form-yapı ve ilişkileri, etkileşimleri... var). Sabitler dediğimiz, şu, bu koşulda şu değerlerde diyerek gayr-ı resmi olarak ve hesaplarda mecburen kullandığımız değerlerdir. Gerçekte ise bu değerler koşullara, nesnel ilişki, etkileşim, ortam, yapı bileşenlerine göre değişkendir, görecelidir, yani sabit değildir ve bizim bu değerler de ÇEŞİTLİ koşul, bileşik, ortamlar içerisinden herhangi birini, olası bize göre tercih edilebilir koşulu esas alıp, bunu sabit değer almamızdan dolayıdır. Bu kendinde şeyler, ilişki, etkileşimler bizim irademizden bağımsız (nesnel) ortada olduğu için biz ölçüp, değerler alabiliyoruz, yani gerçek, iddia ettiğin zırvalığın tam tersi, sen dünya dönüyor dediğin için dünya dönmüyor, hesapladığın için de dönüyor değil, döndüğü, kendinde şey olduğu hareketinin de, ilişkilerinin de nesnel ve yine kendinde şeyliğiyle ve iradelerimizden bağımsız ortada olduğu, gerçekleştiği için hesaplayabiliyor, değer verebiliyorsun... Bu kadarını anlayaman bir akıl, mantık, zeka özürlü değilse nedir?. Üstelik itiraz edilen kişi de zaten bu akıl, mantık dışı tersine çevirme zırvalığına dair, doğru açı, yaklaşımı dile getirmişken. Ve ortada da sabitlerden mamul bir düzen, Pinokyo ve eylemleri de, sabit de yok, çeşitli etkileşim, ilişki, yoğunluk vb.... göre farklı, değişken koşullar mevcut...
lak, lak, lak, lak, lak, lak...
kara cahil seni...
Sersemler akıllıların 7 yılda cevaplandıramayacağı soruları 1 günde sorarlar.
-------
Korku ve menfaat dalkavukluğa yol açar.
-------
İnsan korktuğuna ya da arzuladığına çok kolay inanır. La Fontaine
-------
Öküz tahta çıkarsa padişah olmaz, saray ahır olur. Çerkes Atasözü
-------
Akıllı bizi arayıp sormaz, aptal bacadan akar.
------
Su dağları kemirir, vadileri doldurur.
------
Aslanlar kendi tarihçilerine kavuşuncaya kadar kitaplar avcıyı övecektir.------
Hürriyet, başkalarına vermedikçe alamayacağımız tek şeydir. William Allen White ------ Belki söylendi herşey,/ belki de gece bekleniyor/ yazılsın diye aynı cümle. Tüm nedenleri yeryüzünün/ bir çakıltaşına takılıp kaldı. Esteban
------ Sıradan insan kendini evrenin merkezi yapmanın yolunu arar; bilge kişinin evreni onun merkezindedir. Lao Tzu
|

11-12-2024, 09:02
|
 |
Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
|
|
Üyelik tarihi: 22 Sep 2014
Mesajlar: 4.350
|
|
dine mine ne´isimli üyeden Alıntı
Fiziksel sabitler nesnel değil, metafizikseldir.
|
İnsanın bir veriyi başka bir veriyle çarpıp bölüp elde ettiği sabitler. Bunlar da diğer ayar argümanları gibi.
Dünya güneşe biraz daha yakın olsaydı yanardık, var olamazdık argümanı gibi.
Daha yakın olsaydı canlılar da o sıcaklığa uygun evrilebilirdi ya da başka gezegenlerde evrilebilirdi.
Ellerim olmasaydı şu an sana yazamazdım, ne güzel ayarlanmış.
Oysaki ellerim olmasa başka bir iletişim metodu evrilip gelişebilirdi, farklı canlılarda olduğu gibi.
Fiziksel sabitler farklı olsaydı evren şu anki haliyle var olamazdı, başka bir haliyle var olabilirdi.
Farklı evren denemeleri bu sabitleri sağlayamadığı için uygun biçimde var olamamıştır, bizimki olmuştur.
Farklı gezegen denemelerinin canlıları eviremeyip bizimkinin evirebilmesi gibi.
Noob1 ve diğer tanrıcıların dönüp dolaşıp geldiği yer ayarlar/tasarımlar oluyor hep. Mantık hepsinde benzer.
|
Yetkileriniz
|
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.
HTML-KodlarıKapalı
|
|
|
Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 14:56 .
|